Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey/Denizli 

     
                                                            

                                                                                    

Yıldızlara yolculuk ve Roket sevk sistemleri

Zamanda yolculuk  teknolojisi   Dünya'dan yıldızlara doğru  uzanan daha kestirme yollara açılan kapıların anahtarlarını  kendi içinde taşır. Bu anahtara sahip olanlar uzak yıldızlarında sahibi olurlar. Sınırlı düşünen toplumlar  daima  sınırsızı düşünen toplumların onlara verdikleri kadarla  yetinmek zorundadırlar. Ufkun ötesini göremeyen toplumlar geri kalmaya  ve köle olmaya mahkumdurlar.

                                                                                                           Çetin BAL -2003 /Denizli

 

 

Türkiyenin  genç araştırmacıları sizlere öncelikle şunu söylemeliyim; Ben Türkiyede malesef hiç bir siyasetcinin ve politikacının ve hatta ''İstikbal göklerdedir'' diyen Atatürk'ün sarsılmaz mirascısı olan askeriyenin bile uzay konusuna dair Türk bilim adamlarını yönlendirici ve  bu yöndeki çalışmaların teşfikine dair bir çabalarının olmadığını görüyorum.Bir aralar gazete köşelerinde küçük bir haber görmüştüm bu haberde ''kendi öz kaynaklarımızla yaptığımız  askeri amaçlı Toros adlı roketlerin başarıyla denendiğini'' okumuştum.İlginç olan taraf  ise bu haber ajanslarca  sadece önemsiz küçük bir haber olarak gazete aralarına sıkıştırılmıştı.Maalesef basın ve yayın kuruluşlarımızın ve halkımızında bilimsel ve teknik gelişmelere karşı böylesine duyarsız oluşu bilim insanlarımızı bilimsel buluşların heyecanından uzaklaştırmakta ve genç araştırmacılara olumsuz bir bilinçaltı telkin vermektedir. Denizli'de  kendisinden keman dersleri aldığım sayın Mansur Kaymak  hocamın bir ifadesiyle  <<''Deha'' dediğimiz şey bir yerde '' iltifata tabidir''>>. Desteklenmeyen ilgi gösterilmeyen değerler daima körelmeye ve yok olmaya, sönüp gitmeye  mahkumdurlar.Bazıları E' kardeşim bizde niye bilimsel buluşlar yapılmıyor diye soruyorlar.Biz neden geriyiz? Bunun nedenleri burada kısa   bir anlatımla izah edilemez.Bu çok köklü ve derin geleneklerin getirdiği  olumsuz bir durumdur! İnsanlar önce kişilik, ahlak, adalet ve anlayış duyguları bazında bir beyinsel gelişimi göstermelidirler. Bu olmassa toplumlar çökmeye ve kaybolmaya mahkum olurlar. Bir zamanlar dünyaya hükmeden Osmanlı imparatorluğu neden yıkıldı? Ben gerçekten bunu Türk milleti olarak  yeterince analiz edemediğimiz kanısındayım. Eğer bu gerçeği yeterince analiz edebilseydik bundan ders alsaydık bugün çok daha farklı bir Türkiye tablosu ortaya çıkardı.

Eğer Osmanlı, kuruluşunun ilk dönemlerindeki o tasavvufi ahlak, adalet, eğitim ve araştırma güdülenmesini daha da ileri götürerek kendi değerlerini genişletseydi bugün yeryüzünün çehresi daha farklı olurdu.En azından Mars'taki kolonilerde astronotlarımız Yunus Emrenin ve Mevlana'nın ve Nazım   Hikmet'in dizelerini mırıldanıyor olurlardı.Dünyada  roketlerle uzaya açılma  fikri ilk  olarak Osmanlı döneminde Lagari Hasan Çelebi'nin bu konudaki çalışmalarıyla başladı.Lagari'nin çalışmaları zamanın yobaz kafalarınca anlaşılamadığından kendisi bugünkü Rusyada roket biliminin ilk modern öncülerinden  sayılan Rus fizikçi Konstantin Tsiolkovsky' nin yaşadığı yere sürülmüştü.Ne ilginçtirki roketler ve uzay yolculuğuna dair  ilgili ilk düşüncelerde burda yaşayan Tsiolkovsky'den çıkmıştır.Lagarinin 50 okka barutla çalışan füzesinden Alman asıllı Werner Von Braun'un dev Satürn-5 füzesine dek aradan geçen bunca zaman sonra Ay'a ayak basan ilk insanla birlikte Lagari'nin de hayalleri gerçeğe dönüşmüş oldu.

                                                                 

Bir aralar  Hürriyet gazetesinden bir muhabir zamanda yolculuk konusunda benimle bir röportaj yapmaya gelmişti.Oldukça bilimsel ve ilgi çekici bir röportaj olmasına rağmen bu haber gazetede yayınlanmadı.Sanırım bu röportaj bir delinin gerçeklerden uzak hayalleri olarak görülüp bir kenara atılmıştı.Söylemek istediğim şey maalesef ülkemizde ''dar alanlı siyasi, politik çekişmelerle'' dedikodu, aşk ve entrika dolu paparazzi türü  reyting kokan magazinsel haberler ön sütunlarda flaş haberler olarak yayınlanmaya rağbet buluyor.Bu da oldukça üzücü bir durum.

 Bugünkü Türkiye ve Türk gençliğinin Atatürk'ün biz gençlerden beklediği yüksek zeka değerlerinden çok uzak olduğunu söylemeliyim.Bizim kültürümüz arabesk bir milliyetçi kültürden ve arabesk bir din anlayışından öte Avrupayı ve Amerikan değerlerinide aşan daha yüksek bir noktada olmalıydı! İçinde bulunduğumuz hal ve vaziyet Atatürk'ün umduğu ve beklediği nokta değildir.Ne ilginçtirki Müslüman bir ülkeyiz ama hiç bir müslüman ülke  Hz Muhammetin arzuladığı, islamın hedeflediği o şeffaf, özgür ve  yüksek aklın işletildiği,  bilimin ışığında yürüyen yüksek medeniyet seviyesine ulaşabilmiş değildir.Hz Muhammet << bilim Çin'de bile olsa gidin alın >> demiştir.Bu ifadenin altındaki duygu ve düşünce enginliğini  islam ülkelerinde bile kavrayanın hemen hemen olmadığını söyleyebilirim.

Daha bilimsel bir irdelenmeyle Atatürk'ün bilimsel ve akılcı toplumu onun ölümünden sonra  büyük oranlarda sapmaya uğramıştır.Burada siyasi ve politik yada sosyolojik konuların irdelenmesine ve öz eleştirisine girecek değilim.Ama sonuçta bir ülkenin kaynakları kadar o kaynakları kontrol edenler de önemlidir.Zeka düzeyi, görüş gücü zayıf yöneticiler  dar  ve sınırlı bir bakış açısında ülkemizin bilimsel ve teknolojik gelişimini de sekteye uğratmaktadırlar.Çünkü sonuçta herşey birbiriyle bağlantılıdır. ...Yani bir noktadan bakıldığında  ülke siyasetinin, biliminin, ekonomisinin, eğitim sisteminin, teknolojisinin, devlet politikasının hatta askeri gücünün bile birbiriyle bağlantısı vardır...Kendinize şunu sorun dış ülkelerin siyasi ve bilimsel  kademelerinde bulunan iyi eğitim almış  elit tabakaların  zeka düzeyi ve bizim bürokratlarımızın zeka düzeyi karşılaştırılması ilginç olurdu.Unutmamalıki yüksek bir zeka yüksek bir aklı ve yüksek bir  ahlakıda içeren bir zekadır.

Maalesef  Türkiye cumhuriyetini yönetenler gerekli  görüş gücünden yoksun  görünüyorlar.. Atatürk'ten  bu yana  görüş gücü yüksek yöneticilerden yoksunuz.Bizleri yönetenler  insanları ve değerlerimizi daha da yükseltmek için ülke yönetimine talip olmuyorlar.Bunlar  Türk insanının iyi niyetini kullanarak, tabir uygun olursa  milletimizi  eşek yerine koyan bir anlayışla ülkeyi  yönetiyorlar. Kendi bireysel çıkarları adına kendi ideolojik egoları adına dinsel ve milliyetçi kalıpları süsleyip boyayarak  toplumun önüne çıkıyorlar.Böyle ucuz ve kısır politikalar gelecek vaad etmeyen politikalardır.Hangi ideolojiden, hangi gurup ve düşünceden ve hangi etnik kökenden olurlarsa olsunlar gençlerimize bu dar alanda özellikle ve kısa olarak şunu ifade etmek istiyorum konumuz sosyolojik ve siyasi bir konu değil ama bilmelisinizki  gerçek bir müslüman -gerçek bir milliyetçi ruh tüm dünya insanlığını içine alan bir adalet ve sevgi  duygusu içinde bugünkü dünya düzeninin gereklerine göre Türkiyede insan merkezli ve küresel dünya kültürünü özümsemiş bir siyaset ve politikayla insanlara seslenmelidir.Ve ikinci temel politika ülke  ekonomisini temel alan sağlam ve akılcı  ekonomi yönetimine dayanan politilar üstünden halka kendilerini lanse etmeleridir. Bilmelisinizki ucuz ve dar alandaki monoloklara dayanan ucuz politikalarla içte ve dışta sömürüye açık, arabesk bir hayat yaşayan uyuşturulmuş zihinler ordusu yaratmaktan başka bir şey yapmış olmayız.Ben bir siyaset bilimcisi değilim yada bir sosyal bilimcide değilim  aslında doğrusu sosyolojik konular pek umrumda da değil.Doğrusu olağan üstü zoraki şartlar beni sürüklemedikçe ülkelerin yönetimine talip olmak toplumları yönlendirmek  dünyada en son düşündüğüm şey olsa gerek! Yani ben Amerikada da olsam Arabistanda da olsam benim tek derdim yıldızlara ulaşacak teknolojiler geliştirmeye çalışmak olurdu..Benim sosyolojik tespitlerim sadece kendi ülkemiz için değil biraz farklı çerçeveler ve sorunlar düzleminde de olsa diğer ulusların yöneticileri içinde ve toplumları içinde geçerli evrensel saptamalardır.Gönül isterki tüm dünyanın insanları, dünyanın tüm ulusları en iyi şekilde yönetilsinler ve tüm dünya ulusları  mutlu olsunlar, güçlü ve refah içinde olsunlar.

 ...Her bir  kurumsal alan uzak görüşlülüğe dayanan uygulamalarla daha ileri düzeylerde yapılanmalara gidebilir.Bir Türk vatandaşı olarak yetkililerden  uzay çalışmalarına gereken desteğin verilmesini isterdim.Ben kendi açımdan Türkiyede  roket teknolojisiyle AY'a hatta MARS'a kadar gidebilecek uzay araçlarının yapılabileceğini   hatta Türk mühendislerinin, Üniversitedeki bilimcilerimizin bu tür araçları inşa edebilecek kapasiteye sahip olduklarını düşünüyorum.Çünkü bugün Amerikalıların ve Rusların kullandığı roket teknolojisi yapılması ve uygulanması çok zor bir teknoloji değil! Hatta bana göre bunlar ilkel teknolojiler.Keza Hindistan gibi bir ülke bile uzaya insan gönderebilir.Eğer akademik alanda yer alan bilim adamlarımızın ilgisini ve dikkatini bu yöne çekecek imkanları onlara sunarsak  kendi kaynaklarımızla en azından dünya yörüngesinde Rusların Mir istasyonuna benzeyen bir mini uzay istasyonu kurabiliriz.Ben bu kapasiteyi ve imkanı Türkiyede görüyorum. En kötü ihtimalle  ilk etapta insanlı yörünge uçuşları düzenleyebiliriz.Türkiyede meseleye maalesef her konuda olduğu gibi bu konuya da şöyle yaklaşılıyor:  ''Yaa Çetin kardeşim bir roket kapsülüne insan bindirip uzaya göndersek başımız millet olarak göğe mi erecek!'' Maalesef insanlarımız gerekli uzak görüşlülükten mahrum oldukları için minik adımların, heyecanların ardındaki aydınlık dünyayı göremiyorlar.

Ben Denizli'de daha ilk okul 3 ve 4 üncü sınıfa giderken kendimce, kolanya, alkol, benzin ve gaz yağı karışımlarıyla çalışan roketler yapardım.Çocukca bir hayal olsada karanlık gecede gördüğüm  o yıldızlara gidecek uzay araçları yapmak için çizimler yapar ve zetinyağı tenekesinden, soba borularından, kolanya şişelerinden, havaai fişeklerden ve kalın karton silindirlerden roketler yapmaya çalışırdım. Bu roketlerin içine astronot olarak hamam böcekleri ve karıncaları koyardım. Roketlerin yönelim açısını denetlemek için uzaktan kumandalı oyuncak arabamdaki elektronik parçaları söküp roketin altındaki yan kanatçıklarla bağlantılı hale getirirdim.Tabi bazı denemeler patlamalarla sonuçlandığından  hamam böcekli roket denemelerim de bir çok hamam böceğinin ve karıncanın  hayatlarını yitirdiğini söylemeliyim.O zamanlar ciddi matematiksel bir bilgiye sahip olmama ma rağmen gerçekten şaşılacak derecede bir arayış içindeydim.Roketin itki gücünü hesaplamak için roketi  bir terazinin üstüne bağlayıp roketi ateşleyerek roketin terazinin ağırlığını değiştirme oranına göre itiş gücünü hesaplardım.Sonra roketin ağırlığını bu yakıtın tepkisel itim basıncıyla karşılaştırırdım. Bazı deneylerimde roketin kaç metre yol aldığını hesaplamak için rokete bir makaraya bağlı  metrelerce uzunlukta ince bir ip bağlardım. Sizlere ilginç bir anımı anlatmak isterim. Sanırım ilk okul 4. sınıftaydım o zamanlar Denizli'de bizim oturduğumuz binanın 50 -100 metre ilerisinde emniyet müdürlüğü  vardı.Çocukluk bu ya tam da apartmanımızın yanındaki boş bir inşaat alanında bir roket denemesi yapmak istemiştim. Roketin boyu 40-50  cm kadardı. Roketin itki gücünü   gazyağı ve alkol karışımları kullanarak elde etmeye çalışmıştım. Roketi ateşlemek için roketle bitişik olan  bir gazlı çakmağı kullanıyordum.Çakmak yakıt hücresindeki alkol karışımını ısıtırken roketin eksoz kısmından beyaz dumanlar çıkmaya başladı.Ve benim havalanıp gökyüzüne doğru uçmasını beklediğim roketim büyük bir ıslık sesini andıran gürültünün ardından çok güçlü bir patlamayla paramparça oldu.Dağılan parçalar yakındaki emniyet müdürlüğünün camlarını kırıp içeri girmişlerdi. Herkes apartmanların balkonuna çıkıp meraklı gözlerle olaya bakıyorlardı.Tabi bu arada bana olay yerinden kaçmak düştü. Fakat arkadaşlar olay yerine gelen polislere beni ispiyon ettikleri için polisler bir arkadaşıma beni çağırmasını istemişler. Evden aşağıya indiğimde polis memurunun ilk sorusu ''sen teröristmisin lan'' ifadesi oldu. Ardından ben yok efendim sadece atmosfer düzeyine dek çıkacak bir roket denemesi yapıyordum yanlışlıkla patladı dediğimde bu sefer de polis memuru ''sen Amerikalımısında  uzaya roket yolluyosun'' diye kulaklarımdan çekip  bir daha böyle şeyler yaptığını görmeyeyim demişti.  Burda ilginç olan şey şu;  ileri düzeydeki düşünceler illede Amerikalılar tarafından mı yapılmak zorundadır? Biz neden yapamayız! Doğrusu bu benim için ilginç bir anı dır.

Ben çocukken fazlaca hayal kuran ve hiç bir şeyi imkansız görmeyen inatçı bir insandım.İlk okulda derslerden kaçarak Denizli il halk  kütüpanesine gider, saatlerce roket teknolojilerini inceler resimli kitaplardaki çizimlere bakardım.Dersleri çok ezberci bulduğum  için okuldan çok sıkıldığımı söylemeliyim.Yani okulda pek başarılı bir çocuk olduğumu söyleyemem.Genelde biraz geri  planda duran sistem dışı düşünmeye alışmış kendi bildiğini okuyan bir tiptim.İlk okul son sınıfta,  içimde yavaş yavaş roket teknolojisinin çok  uzak yıldızlara ulaşmak için yeterli olamayacağı yönünde güçlü bir kanaat belirdi.Gerçi ilk okul son sınıfta yaptığım roketler umduğumdan da iyi sonuçlar veriyordu. Hamam böceklerini  göz kararı en az yaklaşık 2 -3 kilometre civarında bir yüksekliğe fırlatabilecek sıvı yakıtla çalışan roketler yapabiliyordum. O dönemler Einstein 'ın izafiyet kuramları ile tanıştığım dönemler oldu.Zaman ve hız konusu gündeme geldiğinde madde nakli ( ışınlama) konusu ve mekanda anlık atlamalar gerçekleştirebilecek nakil sistemleri ilgimi çekmeye başlamıştı.Kesin olan bir şey varki ışık hızı ve ışık hızını aşmak deyince mekansal geometriyide kendi içinde yayan ve üç boyut alanını insan bilincinde uzatarak açan, hızı ve mesafeleri yaratan şeyin ZAMAN dediğimiz gizemli akımın yada  bu gizemli boyutun bir yansıması olduğunu keşfettim.

İnsan şuurunun zaman akımıyla kesiştiği noktada sonsuza uzanan mesafeler söz konusu oluyordu.Öyleyse ışık hızını yada bir başka açıdan zamanın bizi uzayın üç boyutu içine bağlayan akış hızını aşmak için bir uzay roketi anlayışından çok bir zaman makinesi anlayışını geliştirmenin esas olduğunu keşfettim.Öyleyse bu açıdan varolan enerjiyi bir roketin  yanma odasında yakıp eksozdan dışarı doğru atarak etki -tepkisel bir  prensiple uzayda yol almaya çalışmak ve zaman denen duvarı böyle bir itki güçüyle aşmaya çalışmak daha doğrusu ışık hızına  ve daha yüksek hız düzeylerine ulaşmaya çalışmanın, geleceğin zeki bilimcileri için büyük bir espiri konusu olacağını sezdim.Bir uygarlığın zeka  ve gelişim düzeyinin varolan enerjiyi kullanma biçiminde gizli olduğunu söylemeliyim.Zamanı aşmanın sırrı o enerjiyi kendi içinde dönüştürüp reaksiyonik bir çevrime tabi tutarak ve bu sayede zaman akımına bir şekilde tesirde bulanarak zamanın bilinen boyutlarını değiştirebilme  gücüne sahip bir elektronik yada elektriksel sistemi gerekli kılar.Zaman bir çeşit dalga enerjisidir.Buna göre bir dalgayı ve elektromanyetik bir nabız atışı olan zaman akımını yine benzer bir karşı güçle denetleyebileceğimizi bilmeliyiz. Hemen yakınımızdaki Amerikalı ve Rus bilim adamlarının uzaya yolculuk konusunda hala bu roket teknolojisini geliştirmeye çalışmaları bana çok komik bir çaba olarak görünmeye başlamıştı.Eskiden TRT  televiyonunda  uzay belgeselleri yayınlanırdı.Bu belgesellerde Nazi Almanyasının, Rusların ve Amerikalıların roketler konusundaki çalışmalarını büyük bir hayranlıkla izlerdim. Doğrusu Ay' a doğru yola çıkan Satürn v roketinin devasa boyutlarda, kükreyen  bir devi andıran bir şekilde büyük bir gürültüyle muazzam patlamalar yaratarak, eksozdan dışarı doğru püsküren korkunç alevlerin, gazların, dumanların üstünde mavi gökyüzüne doğru yeryüzünü titreterek yükselmesi o zamanlar için hayallerimin doruk noktası ve bana dünyada en büyük zevki ve hazzı veren bir görüntü olduğunu söylemeliyim.

Bazı belgesellerde Satürn V roketinin yeryüzünü titreten o motorlarının ateşlendiği   anda o  devasa Satürn V 'in ateş bulutu üstünde gökyüzüne doğru yükselmeye başlayışını izlerken o büyük devin ardında ki tarihsel süreci, ve tüm zorluklara rağmen duraksamayan amatör ve akademik kökenli insanların çabalarını, bitip tükenmez emeklerin ve dünya savaşlarının yıkıntıları  arasındaki zor koşullar içinde hayallerinden ödün vermeyen o araştırmacıları düşündüğümde doğrusu göz yaşlarıma engel olamadığımı söylemeliyim.Bu roketlere dair olan web sayfalarını hazırlamamdaki nedenlerden biride biraz duygusal nedenler rol oynamıştır.Geçmişimde zaman yolculuğu düşüncesinden önce roketler konusundaki hayallerimle, uzaya yolculuk düşüncesiyle içimdeki bilimsel merak ve araştırmacı iç güdüsü gelişmeye başladı.Bilinmeyen dünyalara ve uzak yıldızlara yolculuk  hayallerim roketlerle başladı. Roketler ve Roket  teknolojisi bu açıdan benim için hep önemli olmuştur.Roketler çocukluk hayallerimin hep bir parçası olarak içimde daima yaşayacaktır.

Her şey de insan aklını aşan bir neden ve bir sebeb mutlaka vardır.Ve o sebeb bizlerin evrensel tablonun göremediğimiz daha büyük bir bakış açısında çok daha derin bir amaca hizmet eder.Bazı iyi gibi görününen şeyler daha geniş bir düzeyde bu kozmik tabloda  negatif desenler olarak yer alırken. Bazı kötü gibi gördüğümüz şeyler  de bu kozmik tabloda umduğumuzun ötesinde bir güzellik ve renklilik yaratan pozitif eğilimlerle dolu bir geleceğin desenlerine ait bir renklilik içerir.Ben Denizlide Atatürk Endüstri Meslek Lisesi Elektronik teknisyenliği bölümünden mezun oldum.Gönül isterdiki üniversiteyi kazanıp akademik düzeyde araştırmalarımı daha ciddi noktalara taşıyayım..Ama fizik bölümünü kazanmak istediysemde  eğitim sisteminin  ezberci çarpıklığından içinde bulunduğum sosyal faktörlere dek bir çok nedenden ötürü aradığımı bulamadım.

Bana kalırsa Türk eğitim sistemini inşa edenlere diyebileceğim şey bugün gelişmiş dediğiniz batıdan bile daha doğru bir eğitim sistemi oluşturmak için bence üniversite sınavları kaldırılmalıdır.Herkesin okuyabileceği isteyenin istediği bölüme kaydını yaptırabileceği bir sistem olmalıdır.Üniversite sayısı arttırılmalıdır.Bu kaliteyi düşürmekten çok uzun vadede kaliteyi artıran ve gerçek anlamda yaratıcı zekaların akademinin koridorlarında dolaşabileceği bir ortam yaratacaktır. Kişiler puanı tuttuğu için yada çözdüğü soru sayısına göre değilde kendi içindeki ilgi alanlarına göre yaratıcı enerjisinin yoğunlaştığı alanlarda  hem insanlığa hemde ülkemize en iyi  hizmeti verecektir.Peki ama biz üniversitemizde kendi kalite anlayışımıza göre adam okutmak istiyoruz derseniz ; bunun çözümü basit! Böyle bir durumda belli bir oranda kontenjanı doldurmak için  üniversiteye özgü bir sınavla alım yapılabilir.Eğitimde ilk okul sıralarından beridir hocalarımızda hep şöyle yanlış bir kanı vardır. ''En çok ezberleyen öğrenci en zeki öğrencidir.'' Oysaki bu yanlış bir kanıdır.Eğitim İlkokuldan, Liseye kadar en kaliteli düzeyde yapılmalı ve üniversite ekmek parası adına bir kurtuluş ve kariyer yolu  olmaktan çok araştırmacı kişiliklere yönelik  bir eğitim aşaması olarak düşünülmelidir.Tabiki eğitim tek başına ele alınabilecek bir olay değil ülkenin ekonomisi, sanayisi dediğimiz bir çok durumu eğitimin şeklinide belirlemektedir.Bu yüzden uzun vadeli bir değişim planı gündeme alınarak eğitim sistemi değiştirilmelidir.

Her şey biribirine en temel düzeyde bağlı olup birbirini etkileyen bir oluşuma sahiptir.Maalesef bu hem siyasetçilerimiz hem de onları seçen halkımız  tarafından ve askeri otorite tarafından algılanamıyor.Yani ortada bir zeka sorunu var! Bir kültür sorunu var. Ben Lise mezunu biri olarak bu eğitim düzeyinde bunları farkedip algılayabiliyorsam ülkeyi yönetenler neden bunu kavrayamıyorlar. Bunu anlamak oldukça güç! Bizler herşeyi ekonomik zorluklara bağlayıp işin içinden çıkıyoruz.Bence her şeyden önce bir ülkenin uzay politikası dahil (ki böyle bir politika varsa) bilimsel ve teknik alandaki gücüde o ülke insanlarının sahip olduğu zihniyet ve yaşam ahlakıyla bağlantılıdır.

Ben yönetici olsam tüm idari sistemi kökünden değiştirirdim hatta hem bilimsel, hem teknik, hem siyasi, hem de dinsel anlayışta bile yeniden reformist bir yapılanmaya giderdim.Ülkenin en dip varoşlarında bile klasik müzik ve piyona seslerini duymak mümkün olurdu.Bir ülke maddi olarak yoksul olabilir ama manevi olarak kültür ve şuur olarak yüksek değerler bütününe sahip olabilir.Bu da bir eğitim meselesidir.

Ben seçimle gelmiş bir diktatör olsam önce dünya ülkelerinden çıkmış en temel bilimsel tüm eserleri çevirip dilimize kazandırırdım.Bunu bir devlet politikası olarak gündeme alırdım.Ülkedeki tüm kütüpaneleri en azından gece saat  10'a kadar açık tutardım.Ve ülke gençliğine düşünmeyi , bilimi sevdirmek için popüler kültürün yan etkilerini nötralize edecek yan TV kanalları kurardım.Herşeyden önce değerleri olan, değerlerine sahip çıkan ve o değerlere yenilerini ekleyen o değerleri yükselten bir insan ve toplum modeli oluştururdum.Bugün bilim dediğimiz, uzay proğramları dediğimiz çalışmalar önce bir zihniyet olarak toplumda ve insanlarımızda yeşertilmeye çalışılmalıdır.Ne ilginçtirki her büyük bilim adamı kendi dilinde buluşlar, icatlar ortaya koymuştur.Bir gençlik düşününki kendi ana dilinin dışında yabancı bir dille bilim yapmaya çalışsın! Bu mantıklı bir durum değil bence!

Eğer yeterince zamanım ve imkanlarım  olsaydı  tıp bölümünü okuyup insan genomunu araştırmak insan DNA sının sırlarını çözmek ve ölümsüzlüğün sırrını bulmak isterdim.İnsanın bilinmeyen psikolojide daima ilgimi çekmiştir. Psikoloji bölümünde de okumak isterdim.Ve yine Felsefe de en sevdiğim bölümlerden biridir.Fizik bölümünü okumak ve maddenin derinlerindeki atomun en derinindeki o gizemli parçağı bulmak isterdim. ( ki umduğumuz şey sandığımız şey olmayabilir.! Yani bir parçacığı yaratan şey başka bir parçacıktır gözlemi belli bir yere kadar deneysel olarak doğrulanabilir ama ya daha derinlerde !!..en derin düzeyde bölünemez  bir alan enerjisi karşımıza çıkacaktır.Bu noktada DALGA ve PARÇACIK kesin hatlarla ayrılmaktadır.Dalgalar yoğunlaşır ve parçacık  uzay/zaman matrixinde ortaya çıkar. Dolayısıyla uzay/zaman salt alanı bir dalga formunu temsil eder.Ya peki Alan Enerjisi nedir? Daha basit bir dille tüm kuantum fiziği formülleri ışığın dalga ve parçacık yorumu üstüne inşa edilmiştir.Parçacıkları tanımlayan matematiksel dilin sinüzoidal dalga fonksiyonlarıyla özdeşleştirilen parçacık dinamikleri kuantum fiziği anlayışının  bel kemiğidir.Bilim adamları bir gün Alan Enerjisinden ZAMAN'ın gizemli dünyasına ve ordanda  insan bilincine doğru uzanan fizikle metafiziği, psikolojiyle parapsikolojiyi birleştiren küçük ilmikleri keşfedecekler! İnsanlar kendi bilinçaltları ve maddenin üzerinde belirdiği temel alana indiklerinde psikoloklar ve fizikçiler bu gözlemledikleri temel alanların temelde aynı alanı ifade etiklerini keşfedecekler.Bu bir kehanet değildir.Bu sadece basit ve duru bir zekanın ön görüsüdür.)

Ben uzun zaman önce Roketler konusunda çalışmayı bıraktım. Artık daha ileri düzeydeki sevk sistemleri konusunda ( wormhole, warp drive sistemleri, antigravitasyonel sevk sistemleri ) kendi amatör kabımda bir şeyler yapma gayreti içindeyim.Ama umarım Türkiyede devlet yetkililerince dikkate alınabilecek, ve toplum tarafından ciddiye alınabilecek akademik kariyere sahip hocalarımız, bilim adamlarımız uzaya, dünya yörüngesine insanlı uzay aracı gönderilmesi konusundaki çalışmaları başlatırlar.Önceden de ifade ettiğim gibi Türkiye  bilimsel ve teknolojik anlamda ve ekonomik anlamda bunu yapabilecek güce ve zekaya  sahip.Ben bir vatandaş olarak kendi amatör kariyerim içinde bu konuda ancaksın bunu söylemekle yetineceğim.Çünkü bundan öte bir çaba içerisine girmeye kalkarsam  eleştirilerle dolu dalga geçmeler, hayalperest ve deli  damgası yemekten başka bir işe yaramaz.Gerçi bana hayalperest yada deli demeleri de o kadar umurumda değil.Ben her şeyden önce bu araştırmalarımı kendi egomu tatmin etmek yada kendi merakımı tatmin etmek için  yapıyorum.Yani doğayı ve evreni bireysel anlamda  anlama gayreti içindeyim.Yoksa akademik bir kariyer, akademik bir ünvan  elde etmek yada bana aferin Çetin Bal desinler diye bu meselelerin araştırması içerisine girmiş değilim.Ama birileri araştırmalarımdan ilham alabilirse yada bu düşüncelerim acizane olarak birilerine bir fikir bir ilham verebilirse yada birileri yazılarında bir kaynakça olarak makaleleri altına ufak bir not düşerlerse bu benim için kafidir.En bariz biçimde şu kısa ömrüm içinde yada daha sonraki dönemler için  zaman yolculuğu araştırmalarının gerekliliğine dair gelecekteki akademisyenlerimize  ufakta olsa bir vizyon verebilirsem ne mutlu bana!

Genelde roketler konusundaki  'amatör araştırmalarımı' yarıda bırakmamın asıl nedeni; roket teknolojisi ve bu teknolojinin farklı verisyonları  gelecekteki uzay yolculukları için yıldızlara ulaşma konusunda yeterli bir teknoloji  değildir.Bu açıdan kağıt üzerinde de  olsa ışıktan hızlı yol alabilecek daha farklı yolculuk biçimleri üstünde çalışmalarda bulunmayı tercih ettim.Büyük oranda çalışmalarımın odaklandığı konu zaman yolculuğu teknolojisi! Hatta ileride eğer yeteri kadar imkanım olursa ya da imkan sağlayanlar olursa Türkiyede Zaman Yolculuğunu Araştırma ve Uygulama Merkezi  adı altında bir araştırma kuruluşu kurmayı düşünüyorum. Türkiyede saçma sapan reality showlar, tartışma proğramları yapılıyor.Bence daha güncel bir dille Siyaset meydanında, A takımı proğramında, Ceviz kabuğu gibi tartışma platformlarında en azından nitelikli bilimcilerin bir araya geldiği bir platformda insanlarımızın ilgisini çekmesi babında Türkiye ve uzay konusunda insanlı uzay yolculuğu ve roket teknolojisi çerçevesinde her kes kendi fikrini ortaya koyabilir.Zira espiritüel bir dille  bizim bilim adamları uzay deyince her zaman başkalarının kendi roketleriyle uzaya gönderdikleri uyduları kullanıp Türkiyedeki patates tarlalarını gözlemlemekten başka bir şey düşünmüyorlar.Sonuçta başka ülkelere parayı basıp bana uydu yap, benim uyduyu uzaya gönder demek marifet değildir.Kendi kaynaklarımızla kendi uydumuzu yapmak ve kendi öz değerlerimizle, kendi yaptığımız roketimizle uzaya uydumuzu göndermeliyiz.Ama bence uydu gönderme gayretinden önce hatta en kısa sürede dünya yörüngesine  insanlı bir kapsül göndermeyi düşünmeliyiz.Bunun bilimsel, siyasi politik ve askeri anlamda ifade ettiği potansiyel ve insanlarımızın gönüllerinde yaratacağı etki çok büyük olacaktır.En azından  herkes bizlerde başarabiliriz, yapabiliriz diyecekler.Ve daha sonraki başka projeler için manevi bir güç ve yapabilme azmi İlk okuldaki çocuklarımızdan , üniversitedeki gençlerimize kadar tüm toplumdaki hayal gücü, kurku gücü adım adım uyanmaya başlayacaktır.İşte daha burda ifade edemeyeceğim bir çok değerleri gün ışığına çıkarma imkanımız olacaktır.Ve insanlarımız, politikacılarımız basitçe kısır tartışmaları aşıp daha büyük gerçeklerin ve işlerin olduğunun farkına varacaklardır.

Aslında benim düşüncemi paylaşan, eğitim ve bilim politikasından  şikayetçi olan,  amatör bilimcilerle ''bugünün dar bilim konseptini - akademik konsepti- ti'ye  almak adına''  lise mezunu  amatör  araştırmacılar olarak  çok dar imkanlarla,  özel sektör fonlarıyla güçlü roket iticileri inşa edip  % 70 oranında sadece elle kontrole dayanan '' çok katlı roket'' yapıp inadına insanlı bir yörünge uçuşunu içeren bir -amatör bilimci gösterisi- yapmak isterdim. Gerekli  mühendislik hesapları için sadece bir kaç cetvel bir pergel bir hesap makinesiyle böyle bir uçuşu gerçekleştirip tüm dünyaya lanse etmek isterdim.Ki o kadar imkanım olsa bunu bir ''Zaman Makinesi'' yapmak için harcardım.Bilimsel show yapma adına elimdeki fonu  israf etmezdim. Biraz espiritüel bir dille söylemek gerekirse bir  Lise mezununun ön görüleri doğrultusunda yapılan böyle bir rokete  binmeye cesaret edecek biride yine sanırım  Lise mezunu bir astronot olsa gerek...

Sonuç olarak Türkiyede uzay çalışmalarına önem verilmelidir.Ve bilimsel kurumlarımızda mümkün olduğunca imkansızı gerçekleştirebilecek beyinlerin varlığına değer verilmelidir.Türkiye en kısa zamanda en azından dünya yörüngesine kendi öz kaynaklarıyla yaptığı bir roketle kendi insanını, kendi astronotunu gönderebilmelidir.En azından burdaki bilimsel deneyimi tecrübe ederek daha ileri düzeydeki uzay yolculukları için ilk adımı atmalıdır.Ekonomik olarak Türkiye devleti bunu sağlayabilir.Bu teknolojiyi Nazi Almanyası  2.dünya  savaşında geliştirmişti.Bugünkü geniş imkanlarla bizler böyle bir teknolojiyi fazlasıyla yapabiliriz.Aslında bizler millet olarak daha büyük işleride başarabiliriz. Ay'a Mars'a değil uzaktaki yıldızlara bile bir kaç dakikada gidebilecek sevk teknolojilerini geliştirebiliriz.Ama bu ifadelerimiz maalesef bilimkurgusal hayaller olarak algılanmaktadır.Ben artık bundan da geçtim hiç olmazsa klasik roket teknolojisiyle uzay yolculuğuna dair bir başlangıç yapalım. Eğer gereken önem ve ilgi gösterilmiş olsaydı eminimki  gerek yurt dışına çıkarılan, gerekse başka bireysel ve örgütsel çıkarlar için boşa harcanan, israf edilen bir çok fon ve kaynakla bugün Türk insanı abartısız  bir dille  en az 3 kez Ay' a kadar gidip gelebilirdi. Hadi abarttığımı düşünürsek en kötü ihtimalle kendi öz kaynaklarımızla bir kez olsun Ay 'a  kadar uzanan bir roket  yolculuğunu  gerçekleştirebilirdik.En azından ben böyle düşünüyorum. Cumhurbaşkanı, spor kulüpleri için devlet fonundan ödenek yapabiliyor ama ben hiç bir zaman için Türkiyede bilimsel bir araştırma için Türkiye devletinin bir bağış bir ödenekte ve destekte bulunduğunu görmedim.Bir an önce ülke sathında ciddi bir ''bilimsel araştırma politikası'' geliştirilmelidir.Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi '' Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir.Bunun dışında bir yol aramak gaflet, delalet ve cehaletten başka bir şey değildir.''

                                                                                                                                                                           01/11/2004  -Çetin Bal-   -Denizli-

 Lagari Hasan Çelebi hakkında kısa bilgi:

Uzaya İlk roketi Türkler gönderdi...

ABD'de yayınlanan Weekly World News adlı dergi, dünyada insanlı ilk roketi ABD'lilerden 330 yıl önce 1633'te Türklerin İstanbul'da fırlattığını yazdı.
Haberini, Norveç Havacılık Müzesi Müdürü Mauritz Roffavik'in açıklamasına dayandıran dergiye göre, Hasan Çelebi adlı Türk, barutla çalışan iki katlı roketi 1633 yılında yaptı. Bu roket ateşlendikten sonra denize düşmeden önce 2,5 km yol aldı. 30 metre boyundaki roketin orta bölümüne yerleşen Hasan Çelebi de ilk kez gerçek anlamda roketli uçuş yapan insan oldu.

300 metre yükseldi ve paraşütle indi

Hasan Çelebi'nin roketinin ana motorunun çevresinde 6 küçük motor daha bulunduğunu ve bu küçük motorların, roketi havaya yükselten ilk kademeyi oluşturduklarını anlatan Norveçli Roffavik, ‘‘İlk kademede yer alan bu roketlerin yakıtı tükendiğinde, ikinci kademeyi oluşturan ve daha büyük olan ana motor devreye girdi ve roketin daha da yükselmesini sağladı’’ dedi. Roffavik, 300 metre yükseğe ulaştığında, Çelebi'nin roketi terk ederek, havada kaymasını sağlayan ve bir tür paraşüt olan araç yardımıyla yavaşça denize indiğini kaydetti.

Osmanlı'da roket birlikleri varmış

Haberde, daha sonra roketin de denize düştüğü, Hasan Çelebi'nin ise yüzerek kıyıya çıktığı belirtildi. Bu arada, 15. yüzyılda Osmanlı ordusunda roket birlikleri bulunduğu da ileri sürülen haberde, düşman mevzilere yönlendirilen bu roketlerin korku ve panik yarattığı ifade edildi. Roffavik, Hasan Çelebi'nin ilk insanlı uçuşta kullandığı roketin bulunması için çalışıldığını, roketi Norveç Havacılık Müzesi'nde sergilemek istediklerini söyledi.

Ünlü enstitü de iddiayı doğruladı

Derginin haberine göre, Norveçli Roffavik'in ilginç açıklaması, Smithsonian Enstitüsü Uzay Araştırmaları Bölümü Başkan Yardımcısı Frank Winter tarafınca da doğrulandı. Winter, ‘‘Türk roket adam Hasan Çelebi'nin 1633'teki denemesi şimdiye kadar kayıtlara geçen ilk insanlı uçuş denemesidir’’ dedi.

Filme konu olmuştu

Dünyanın ilk roketçisi Hasan Çelebi, Türkiye'de Lagari Hasan Çelebi olarak tanıyor. ‘‘İstanbul Kanatlarımın Altında’’ filmine konu olan Hasan Çelebi, 4'üncü Murat'ın kızı Kaya Sultan'ın doğduğu gece Sarayburnu'ndaki şenlikler sırasında uçma denemesini gerçekleştirdi. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde anlatıldığına göre deneme şöyle oldu: ‘‘Hasan Çelebi kendi icadı olan 50 okka barut macunu ile dolu 7 kollu bir fişeğe bindi ve yardımcıları tarafından bu fişek ateşlendi. Böylece gökyüzüne fırlatılan Hasan Çelebi, fişeğin barutu bitince önceden hazırladığı kanatları açarak Sinanpaşa Sarayı önünde denize indi.’’ (Hürriyet)

 

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

 © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye / Denizli 

 Ana Sayfa / IndexUFO Galerisi E-MailKuantum Fiziği Astronomi

 Time Travel Technology /  Kuantum TeleportationUFO Technology 

 Roket bilimi /