Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 - Turkey / Denizli 

Uzayın Öncüleri

 
   

Uzay çalışmalarının öncülerinden olan Tsiolkovsky’nin (1857-1935) Kaluga’daki evi.Bugün müze olarak kullanılan bu ahşap ev, her gün yüzlerce turist tarafından gezilmektedir (üstte).

 'Yepyeni düşüncelerle dolu bir insan, düşüncelerini gerçekleştirene kadar tuhaf bir insandır...'

                                                                                                             Mark Twain

Moskova’nın güney batısında yer alan küçük bir kent olan Kaluga’da, Konstantin Eduardovich Tsiolkovsky adlı bir öğretmenin heykeli, aradan hayli uzun zaman geçmesine rağmen bütün görkemiyle ayakta durmaktadır.Aynı öğretmenin bugün müze olarak kullanılan ahşap evi ise, kenti gezmeye gelen yüzlerce turist tarafından dolaşılmaktadır.

Uzay biliminin öncülerinden biri olan Tsiolkovsky, asıl geçim kaynağı ormancılık olan Kaluga’da dünyaya gelmişti.On yaşındayken kızıldan yatağa düştü.Hastalık onu sağır bıraktı.Bu yüzden de okulundaki öğretmeni izlemesi çok güçleşti.Dersleri ona evde annesi vermeye başladı.

Küçük Tsiolkovsky, kendi yaşındaki çocuklarla çok az oynuyor, vaktinin çoğunu köydeki yaşlılardan edindiği kitapları okumakla geçiriyordu.Kendi kendine yaptığı bu çalışmalarla Tsiolkovsky iyi bir eğitim gördü.En sevdiği kitaplar, matematik, kimya ve fizikten söz eden yapıtlardı.On altı yaşına gelince, babası daha iyi bir eğitim yapabilmesi için, onun büyük bir kente gitmesi gerektiğine karar verdi.Hedef.Moskova’ydı...

Genç Tsiolkovsky, büyük kentte bilimsel kitaplarla dolu kitaplıklar buldu.Üstelik, çevre üniversitelerinde sık sık matematik, fizik  ve kimya konularında  konferanslar da veriliyordu.Ama, yoksul bir aileden gelmesi, istediği gibi çalışmalar yapmasını engelliyordu.Nitekim, üç yıllık bir çalışma ve eğitimden sonra, bir deri  bir kemik kaldı Tsiolkovsky.Babası, onun yaşamını hiçe sayarak çalıştığını görünce, oğlunu köye götürdü.Genç Tsiolkovsky ise köy okulundaki öğrencilere matematik dersi vererek babasına daha fazla yük olmamaya çalıştı.Bir fizikçi olarak ün kazanmak için de çalışıyordu bir yandan da... Tsiolkovsky gazlar konusunda yeni kuramları olduğuna inanıyor, tümboş vakitlerini gazlar üzerinde deneyler yaparak geçiriyordu.Çalışmaları bitince notlarını ‘St.Petersburg Fizik ve Kimya Derneği’ ne yolladı.Genç bilim adamının notları derneğin yönetim kurulunu oluşturan ünlü bilim adamlarını şaşkına çevirdi.Tsiolkovsky’nin keşifleri doğruydu.Ama yalnız ortada bir sorun vardı: Bu isimsiz kasaba delikanlısının buluşları yıllar önce başka bilim adamları tarafından keşfedilmişti...Yönetim kurulu üyeleri  ne yapacaklarını şaşırmışlardı.Acaba onlarla alay mı ediliyordu.Durum öyle gibiydi.Ama konu üzerine biraz kafa yorunca gerçeği anlamakta geçikmediler.Bilim çevreleirnden uzakta, tek başına çalışan Tsiolkovsky, yaptığı işin kendinden çok önce ele alındığını bilme olasılığından tümüyle yoksundu.

Bu durum Tsiolkovsky’nin hızını kesmedi.Çalışmalarını sürdürdü.Kısa bir süre sonra derneğe başka notlar da yolladı ve üye seçildi.Sonunda bir bilim adamı olarak kabül edilmişti.

Tsiolkovsky, bilim adamlarını ileride çözmek zorunda kalacakları sorunların bir bölümünü daha o zamandan görmüştü.Bu amaçla bir çok çalışma yapmıştıBu çalışmalardan biri roket motorunu, patlayıcı yakıttan çıkacak büyük ısıdan koruma sorunuydu.Tsiolkovsky, bu büyük ısıyı yine roketin içinde bulunan soğuk oksijenle gidermeyi planlıyordu.

1895 yılında da bu kuramlarını içeren ‘Dünyayı ve Gökyüzünü Düşlerken’ adlı yapıtını yayımladı.Kitabında insan yapısı bir araçla uzaya yönelebilmeyi planlamıştı Tsiolkovsky.

Dünya adlı bu görkemli gezegenden uzaklaşıp, atmosfer dışına yaklaşık 300 versi kadar çıkınca, onun da ‘Ay’a benzer bir şey olduğunu görebiliriz. (Verst: Rus uzaklık  ölçüsü birimi.1 verst: 1.967 metre)

Tsiolkovsky ‘nin hazırladığı uzay gemisi, elips  biçimindeki eski bir gözyaşı şişesini andırıyordu.Geminin bir bölümü  yakıt deposu,  bir bölümü de yolcu kabini olarak düşünülmüştü.Depodaki sıvı oksijen ve hidrojen karışımı yakıt ateşlendikten sonra çeşitli borulardan geçiyor, böylece rokete ateşleme gücü sağlanıyordu.

Bilim adamının düşünceleri gerçeğe o kadar yakındı ki, yıllar sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin uzaya insan taşıdığı dev Satürn V roketlerinde de buna benzer bir ateşleme sistemi kullanılacaktı.

Tsiolkovsky, roketin atmosfer dışındaki hareketlerini eksoz gazıyla sağlamayı planlıyordu.Onun uzay gemisi kabini ile ilgili yaptığı planlarında kabinin yaşam kurtarıcı bazı bölümlere de sahip olduğu görülür.Bunların en başında, karbondioksit ve kokuların emilmesine yarayan bir sistem geliştirdi.Ayrıca gemi personelinin havalanma sırasında sırtları roket makinesine dayanmış olarak, sırt üstü yatmaları gereğinin önemininde farkına varmıştır.

Bu konuda önerdiği ilginç görüşlerden biri de, aşırı sıcaklığa ya da soğuğa karşı uzay gemilerinin çift duvarlı yapılmasıydı.Bugün uzay çalışmalarıyla gerçekleştirilmiş olanuzayda yürüme hareketinin düşünce olarak önerilmesi de onun tarafından olmuştur.Ama onun bu konuda yanıldığı tek nokta, bu işin yaklaşık yüzyıl sonra gerçekleşeceğini söylemesiydi.

Uzay çalışmaları içinde öncülerden olan Tsiolkovsky, ayrıca uçuşun çeşitli evrelerinde roketin parçalarının ayrılması ve uçuşun ancak bu şekilde gerçekleşebileceği düşüncesini de ortaya atmıştır.Çalışmalarını daha da ilerletmiş, uzay istasyonlarını planlamış, parçaların nasıl tek tek    katlanmış olarak uzaya götürülebileceğini ve orada açılarak monte edilebileceğini anlatmıştır.

Goddard’ın İlerlemeleri

Genç Robert H. Goddard (1882-1945), Massachusetts’deki evinden parlak, mavi göğe baktığı zamanlar gözlerini bir türlü bu alemden ayıramazdı.Pırıl pırıl hava hep aynı biçimde sürüp gider gibiydi.Ama Robert lisede havanın sürekli olmadığını  öğrendi.Yukarılarda bir yerde atmosfer inceliyor ve bitiyor, uzay başlıyordu.

   

                       - -Goddard, roket  atölyesinde arkadaşlarıyla yaptıkları bir roketi incelerken. görülüyor--

Acaba yeryuvarlağının çevresindeki bu hava tabakasının kalınlığı ne kadardı? On yedi yaşındaki delikanlı  göğe baktığı zamanlar kendi kendine şu soruları soruyordu: Uzay nerede başlıyordu? Elli mil yukarıda mı? İki yüz mil yukarıda mı?

1899 yılında bu soruların yanıtlarını kimse bilmiyordu.Robert Goddard, bu bilinmeyen bölgede balonla uçuşlar yapmış insanlar üzerine heyecan verici öyküler okumuştu.Bu insanlar atmosfer konusunda  önemli keşiflerde bulunmuşlardı.Keşiflerden biri de, soluk almak için gereksinme duyduğumuz    oksijenin yeryüzünden ancak birkaç mil yukarılara kadar çıktığıydı.Oksijen azlığı baloncuların üç, dört milden çok yükselmelerine engel olmuştu.Açık balon sepetleri içinde daha yukarılara uçmak yürekliliğini göstermiş olan bazı kimseler de havasızlıktan boğulmuşlardı.İçlerinde gereç taşıyan hava gözleme balonları insanlı balonlardan daha çok yükselebiliyor; dış havanın balonları şişiren gaz basıncından daha az olduğu noktaya çıkıyordu.O noktalarda balon patlıyor ve yere düşüyordu.Ama hava gözleme balonlarının çıktığı yükseklik de yirmi milden çok değildi.Robert Goddard bundan çok fazla olan yükseklikleri keşfetmeyi hayalediyordu.

Genç adam, uzayın eşiğine gereçler göndermenin bir yolu olacağına inanmıştı.Eğer hava fişeklerinin daha büyükleri yapılabilirse, bunların çok büyük yüksekliklere ulaşabileceği üzerine içinde güçlü bir duygu vardı.Bu roketlerin, gereği kadar büyüklükte yapıldıkları zaman, yerçekiminden kurtulabileceklerine inanıyordu.Koleje başlayınca matematik, fizik ve kimya  okumaya  karar verdi. O zaman uzay konusunda kendisi de ilgi çekici keşiflerde bulunabilecekti.

   

Robert Goddard bu yolda ilerledi.Kolejde, hava fişeği düşüncesinin doğru olduğunu öğrendi.Roketler; uçmak için, ya da uçarken kendilerini destekleyecek dış havaya gereksinme duymayan motorlardı.Robert Goddard bu sonuca kendi kendine vardı.Onu yıllarca süren çalışmalardan kurtarabilecek olan Tsiolkovsky’nin kitabı İngilizceye çevrilmemiş, içine kapanık kasaba öğretmeninin  yazdıkları kendi ülkesinde bile unutulmuştu.Goddard bu yüzden işe başından işaret vermek ve can kurtarmak için kullanılan yalınç barut roketleriyle işe başladı.

Üç yıl sonra ise, roketin havasız bir ortamda işleyebileceğini kanıtlamak için havası alınmış cam bir tank içinde katı yakıtla çalışan bir roketin itiş gücünü ölçmüştü.Onun bu deneyi, roketin ancak atmosferde çalışabileceği düşüncesinin de çürümesine neden olmuştur.

Robert Goddard’ın bundan sonraki çalışmaları arasında uçakların ve balonların  erişemeyeceği yukarı atmosferde araştırma yapacak ve veri toplayacak roketler geliştirme düşünceleri yer alır.16 Mart 1926 yılında Massachusetts’de gerçekleştirdiği sıvı yakıtla çalışan dünyanın ilk roketi onu unutulmayanlar arasına sokmuştur.Deneyin yapılacağı sabah hava bulutlu ve çok soğuktu.New England tepelerinde hala kar vardı.Goddard ve yardımcıları roketi metal atış rampasına yerleştirip yakıt koyuncaya kadar soğuk iliklerine işledi.

Goddard’ın ilk sıvı yakıtlı roketi bugün atış rampalarından fırlatılan gümüş kolanları pek andırmıyordu.Roketin alt yanında huni biçimi başlıklı iki depo vardı.Bu depolara sıvı oksijenle benzin konmuştu.İnce borular benzinle oksijeni roketin burnundaki küçük motora götürüyordu.Bu boruların bir görevi  de roket parçalarını bir arada tutmaktı.Roket çirkin görünüşüne karşılık geçmişin barut roketlerinden ileriye doğru dev bir adım meydana getiriyordu.

Aşağıdaki resimde Robert Goddard sıvı yakıtlı roketinin önünde görülüyor. Tarih  16 Mart 1926.

Roket, yüzyıllarca önce Wan Hoo’nun uçan makinesinin ateşlenmesi gibi uzun bir sırığın ucuna bağlanmış bir meşaleyle ateşlendi.Meşale roket motorundaki bir açıklığa tutuldu.Tutulur tutulmaz da korkunç bir gürültüyle roket havaya fırladı.Goddard ve arkadaşları canlarını kurtarmak için dört bir yana dağıldılar.Başlarını arkaya çevirdikleri zaman da roketin ateşten bir kuyruk salıvermiş olduğu halde yükseldiğini gördüler.Roket saman damının az yukarısına kadar yükseldi.Sonra yana döndü.Motor sustu.Roket düştü.Tüm uçuş iki bucuk saniye sürmüş ama bu süre içinde roket saatte ortalama 103 kilometrelik bir hız yapmıştı.Goddard daha büyük daha iyi sıvı yakıtlı bir motor yapmak üzere çalışmalara başladı.

Üç yıl sonra 1929’da Auburn çiftliğinden başka bir roket yükseldi.Bu roket bir öncekinden yalnız daha büyük değil.Daha da gürültülüydü.Ateşlemenin yeni garip gürültüsü kilometrelerce ötelerde duyuldu.Auburn kasabasının itfaye müdürü gürültü yerine koştu yerde bir roket döküntüsüyle karşılaşınca bunların ormana düşüp çevreye ateşe verebileceğini de hesaba katan bir ileri görüşlülükle genç profesöre bundan sonraki deneyleri için başka bir yer bulmasını öğütledi.

İtfaye müdürünün sert konuşması roketi başarılı bir uçuş yapmış olan Goddard bu deneyle roketlerin yukarı doğru bir yol izlemeleri için kontrol altında tutulmaları gerektiğini öğrendi.

Max Valier

Bu alanda ikinci  çalışma Alman Max Valier, tarafından 21 Şubat 1931'de yapılmıştır.Sıvı metan gazı ve sıvı oksijenle çalışan bu araç 90 metreye kadar yükselebilmiştir.Bu alandaki çalışmalar endüstiride kullanılan gazlar üreten bu arada sıvı oksijen de üreten bir fabrikanın sahibi olan Dr. Paul Heylandt'ın desteğiyle daha da ileri götürebildi.Daha önceleri deneylerini otomobiller üzerinde sürdüren Max Valier Heylandt'ın mali desteğinden yararlanarak  deneylerini roketler üzerine kaydırdı.

Valier 'in özellikle üzerinde çalıştığı konu, çelik kafesli motorlardı.1930 yılının mart ayında bu motoru önce otomobillerde denedi ve olumlu sonuçlar aldı.Araştırmalarını yavaş yavaş sürdürüyordu ve uzay çalışmalarına geçmek için henüz erken olduğunu düşünüyordu.Bu yüzden Valier, sıvı yakıtla roket çalıştıran ilk Avrupalı olma niteliğini kazanamadı.Onun amacı bir insanın çalıştırabileceği motorlar üzerinde ilk deneylerini sürdürmekti.

Ama bu deneyler sırasında Valier ve yardımcıları motorun itiş gücünü arttırmak için çalışmalarını sürdürürken ısının beklenmedik bir anda yükselmesi sonucunda meydana gelen korkunç bir patlama Valier'in ölümüyle sonuçlanmıştı.Valier'in ölümünden sonra, yardımcıları çalışmalarını da etkiledi ve ünite kapanmak zorunda kaldı.

Valier'in son dizel ve su karışımı bir yakıtla yaptığı ve başarılı sonuçlar aldığı deneyleri de böylece bir süre için kenarda kaldı; 1932'nin yazında Valier'in yardımcılarından Pietsch ve Rudolf yeinden bir araya gelerek deneylerini sürdürmeye karar verdiler.Valier'in planlarında yakıt, itme odasına bir enjektör yardımıyla  giriyordu.Sıvı oksijen ise iç duvar boyunca akıyordu.Rudolf'un modelinde yakıt ve sıvı oksijen birlikte yuvarlak deliklerden akıyorlardı.Yanma odasının duvarına doğru akan yakıt yalnızca duvar üzerinde ısı düşürücü bir etki yapmakla kalmıyor ayrıca duvarı oksijenin etkilerinden de korumuş oluyordu.Bu önlem Valier'in modelinde eksikti ve Valier'in ölümüyle   sonuçlanan yanma olayının da büyük ölçüde nedeni bu eksiklik olmuştu.  

Hermann Oberth    

Almanya'da roketler konusunda düşünceleriyle öncülük etmiş olan Oberth, fizik ve matematik profesörüydü.1894 yılında bugün Romanya'nın bir bölgesi olan Transilvanya'da doğmuştu.1923 yılında yayınladığı bir kitapta bir roketin uzayın boşluklarında dolaşabileceğini göstermekle kalmamış ayrıca yeterli itiş gücü sağlandığında roketin dünyanın çevresinde de dönebileceğini temellendirerek göstermişti.

Bu alanda yaptığı katkılardan en önemlisi atmosferin yukarı kısımlarını araştıracak bir modeli geliştirmekti.Bu modelle ilgili tasarılar tamamlandığı halde hiç bir zaman gerçekleşememiştir.Ama önemli bir katkısının olduğu da yadsınamaz.Gerçekleştirilmesi dünyayı sarsacak bazı olaylara  neden olabilecek bu model, bilim adamlarının dikkatlerini önemli bazı teknolojik sorunlar üzerine çekebildi.

Oberth, çalışmalarını yürütebilmek için zamanın önemli bilim adamlarından oluşan bir grup kurmuş ve sürekli işbirliği içinde olmuşlardı.Bu gruba 1930 yılında 18 yaşında bir delikanlı olan Wernher von Braun da katılmıştı.Bu grup temel ilkeleri saptamak üzere, sıvı yakıtla çalışan roket çalışmalarına başladı.İlk örnek Oberth'in bir modeli üzerinde geliştirildi.İçi çelik ve kalın bakır kaplama olan motor benzin ve sıvı oksijenle çalışıyordu.

   

              Bu tarihi resim 5 Ağustos 1930'da Oberth'in başarılı  ''Kegelduese'' roketi denemesinden hemen sonra çekildi.Soldan sağa, Rudolf Nebel; Dr.Franz Hermann; Hans Bermüller; Kurt heinisch; Hermann Oberth.Ön tarafta, elinde uzun bir boru bulunan Wernher Von Braun'dur.

Von Braun daha sonra bu çalışmaların nasıl zor koşullar altında ve olanaksızlıklar içinde gerçekleştirildiğini sık sık  anlatmıştır.Kullandıkları gereç çok basit olup yakıtlar bilinen türden gündelik kullanılan şişeler içinde saklanıyordu.Ama bütün bunlara karşın çalışmalardan alınan sonuçlar son derece memnun ediciydi.

Yaptıkları örnek model Alman roket tarihi içinde önemli bir yere sahip olmuştur.Yeni teknolojiye olan güveni desteklemek üzere Oberth, Rudolf, Nebel ve Klaus Riedel bir araya gelerek deneylerini tam deney koşulları içinde tekrarlamak istediler.Bu iş için  zamanın standartlar enstitüsü ayarında olan bir devlet kurumu seçilmişti.Wernher von Braun ve Rolf Engel deneyin gerçekleşeceği ortamı ve koşulları fiziki olarak hazırladılar.

Kurumun başkanı olan Dr.Ritter 23 Temmuz 1930 tarihinde roketin hiç arızasız 90 saniye süreyle çalıştığını bu çalışma sırasında 6 kg sıvı oksijen 1 kg benzin tükettiğini ve 7 kg'lık bir itme oluşturduğunu belirtmişti.UFA'nın bilimsel danışmanlığını 1928 yılından beri sürdüren Oberth, bu başarısından sonra çalışmalarını büyük bir hızla sürdürdü.Oberth'in UFA roketi çalışmalarında yardımcısı olan olan Nebel, aynı grubun kısaca Mirak olarak adlandırılan ve çok düşük düzeyde sıvı yakıtla çalışan yeni bir roket modeli üzerinde çalışmasını önerdi.Nebel'in bu önerisi grubun öteki üyeleri tarafından olumlu karşılandı.Çalışmalarının ürünlerini kısa zamanda aldılar.

İlk Mirak, Riedel'in büyük babasının çiftliğinde denendi.Roketin orta kısmı silindir biçimindeydi.İçerde en altta koni biçiminde motor yer alıyordu.Silindir biçiminde olan bölmede sıvı oksijen depolanıyordu.Bu  deponun üstünde basınç kapakçığının bağlı olduğu burun biçiminde bir çıkıntı vardı.Burnun yanında içinde yakıtı taşıyan metal bir  boru bulunuyordu.Borunun en ucunda yakıtın yanma odasına girmesini sağlamak için kullanılan sıkıştırılmış  karbondioksit bulunuyordu.Sıvı oksijen kendi genişlemesinin basıncıyla besleniyordu.

Nebel, öncülük etmekte çok yetenekliydi.Birlikte çalıştıkları arkadaşlarıyla birlikte, ordunun eskiden kullandığı ve terk edilmiş olan bir alana roket  deneyleri için kullanılmak üzere izin aldı.Berlin yakınlarındaki bu alanda Mirak'ın bir çok çeşitleri denendi ve yeni adımlar atıldı.Bu çalışmalar içinde atılan en önemli adımlardan biri, Repulsor tipi roketlerin yapımıydı.Miraklarda roket motorunun çok altta oluşu ısının artmasına neden oluyordu.Bu da sıvı oksijenin çok hızlı genişlemesine ve deponun patlamasına neden olabiliyordu. Repulsor için Riedel, Mirak'tan farklı olarak şunu yaptı: Sıvı oksijen ve yakıt  için çifte magnesium kaplama kullandı ve su ile ısısı düşürülebilen motoru da en yukarıya yerleştirdi.Ağır yapısına karşın roket 18.3 metre havalanabildi ve yavaşca yere geri indi.Tek hasar bir yakıt borusunun kırılmasıydı.

1931 yılının mayıs ayında daha hafif bir yapıya sahip olan bir Repulsor, 61 metreye kadar çıkabildi ve atıldığı yerden 61 metre uzaklıktaki bir ağacın üstünde yolculuğunu tamamladı.Hemen arkasından Ağustos ayında, yeni bir tip  Repulsor'ın denemeleri yapıldı.Bunun özelliği, itiş tanklarının yan yana olmayıp arka arkaya sıralanmış olmasıydı.Motor bu kez önde yer alıyordu.Bu roketlerden ilki, 1006 metreye ulaşabildi.Ondan sonraki modeller 2 km'nin üstüne çıkabildiler.Bütün bu başarılara karşın, çalışmaların sonu gelmek üzereydi.Almanya ekonomik bir krizin eşiğindeydi.Grup üyeleri arasında da anlaşmazlıklar baş göstermişti.Deneylerin kentlere yakın bölgelerde yapılması sakıncalı görülüyordu.Roket yapımı için en iyi çarenin askeri otoritelere yakınlaşmak olduğu düşünülüyordu.Bu amaçla 1932 yılında bir grup askere bir gösteri düzenlendi.Yapılan gösterinin ancak bir bölümü başarılıydı.Roket 61 metreye çıktığında birden bire yatay olarak gitmeye başladı ve daha paraşütünün açılmasına fırsat olmadan düşerek parçalandı.

Johannes Winkler

Roket tarihiyle ilgili bu ilginç diziyi bitirmeden önce bu grubun kurucusu ve ilk başkanı olan ve roketlerle ilgili çalışmalarını 1925'den beri sürdüren Johannes Winkler'den söz etmek gerekir.Arkadaşlarının anlattıklarına göre yaptığı işe karışan çok alçak gönüllü ama son derece ciddi bir insandı.Grup için 'Roket' dergisinin yayıncılığını  üstlendi.Breslav Teknik Üniveristesi'nde içinde sıvı oksijen ve alkol yaktığı bir yanma odası içinde ısı transferi proplemini inceledi.Yaptığı çalışmaları veortaya koydukları daha sonra Oberth tarafından UFA çalışmaları sırasında kullanıldı.

A-9/A-10 PROJESİ: Ordunun sağladığı parasal destekle 1933 yılında çalışmalrına başlayan Von Braun, kısa sürede A-1 roketini planladı.Ardından A-4 ve A-4b gibi, hem askeri alanda hem de uzay çalışmalarında kullanılabilecek roketler geldi.Alman araştırmacılar tarafından geliştirilen bu modellerin planları İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda müttefiklerin eline geçti.Sonuç şaşırtıcıydı: Peenemündeki Araştırma Merkezi'nde bulunan bu belgeler, Alamanların daha 1941-42 yıllarında kıtalararası A-9 , A-10 roketlerini planladıklarını gösteriyordu. Ana bölümden ayrıldıktan sonra, yaklaşık 5000 kilometre uçabilen bu roketlerle, Fransa ya da Portekiz'den, Amerikanın Atlantik okyanusu kıyısındaki bir kentine saldırmak çok güç bir iş değildi.

Winkler, Junkers firmasıyla anlaşarak araştırmalarını sürdürdü.Bu anlaşma 1931 yılına kadar sürdü.Aynı yıl, Viyana Üniversitesi'nden genç bir bilim adamı bir dizi roket deneylerine başladı.Dr.Eugen Saenger, mühendisti ve bu konuda çok hevesli gözüküyordu.Standart olan motorlarının yanma odasının çapı 5 cm.'ydi.Odanın çevresinde, yakıtın ısısının düşürüldüğü ikinci bir kılıf vardı.Yakıt önce burada soğutuluyor, daha sonra yanma odasına geçiyordu.

Bir tür pompa, yakıtın yüksek basınç altında bu kılıftan geçmesini sağlıyor.Böylece yanma odasının duvarları yalnızca ısınmamakla kalmıyor ayrıca dış duvarlara oranla daha ince bir yapıya sahip olabiliyordu.Saenger'in oluşturduğu bu yapının çalışmaları iyi sonuç verdi.Bu yolla hem enjeksiyon basıncı yüksek tutabilmiş hem de yanışın uzun süreli olması nedeniyle duvarların yanma ve patlama tehlikesi önlenmişti.

Yatay olarak bir yaya karşı hareket eden motor ile Saenger'in 25 kg'lık bir itme ve 15 dakikayı aşan hatta bir kez yarım saati bulan bir yanma yarattığı söylenir. Ama yine de çıkan alevlerden yanmanın tam olarak oluşmadığı anlaşılmıştır.Bu da Saenger'in roket motorlarının iç geometrisi ve gaz dinamiğinin incelenmesi işine daha yakından eğilmesine neden olmuştur.

Bu arada HW-1 roketlerinin elde ettiği olumlu sonuçlardan güç alan Winkler, 5000 metreye ulaşabileceğini umduğu büyük bir sıvı oksijen methan roketi yapmaya niyetleniyordu.Çalışmalarında Nebel'e yardım etmiş olan Hugo Hügel'in girişimleriyle Winkler'in çalışma yeri, grubun eski çalışma yerine taşındı.Böylece eldeki kısıtlı olanaklardan hep birlikte yararlanma şansı olabilecekti.Burada Winkler'e tümüyle bağımsız bir çalışma ortamı hazırlandı.Yine Hügel'in önerisiyle HW-II'nin yapımında Rolf Engel, yardımcı olarak Winkler'e katıldı.

Engel'in beraberinde getirdiği iki arkadaşıyla birlikte HW-I yaratıldı.1.9 metre uzunluğunda olanbu model zamanına göre mühendislik açısından tam bir mükemmelliğe sahipti.İtiş kapakları alüminyum ve magnesium karışımı olan bir maddeden yapılmıştı.

Winkler, IIW-II'nin ilk denemesini Doğu Prusya sahilinde yapmak için izin almıştı.Ama 6 Ekim 1932 sabahı bütün takım bir araya gelerek son hazırlıkları yapıp her şeyin hazır olduğunu sandıklarında birden sıvı oksijen ve methan kapaklarının akıttığını gördüler.Hiç kimse, hatta yapımcıları bile alüminyum ve magnesium karışımı olan Elektron'un deniz suyunun etkisi ile paslanacağını düşünememişti.Bu durumda yapılabilecek pek bir şey kalmıyordu.

Gösteri için toplanan hükümet yetkilileri ve diğer konuklar önünde HW-II'nin başarısızlığı hiç de unutulur gibi değildi.Bu durum hepsinin üstünde büyük bir çöküntü yaratmıştı.Winkler, bunun üzerine tekrar Junkers'e dönerken, Engel, tek başına denemelerini sürdürmek istiyordu.Eğer, HW-II, deneyleri başarılı olsaydı, Alman roket tarihi başka türlü yazılmış olurdu.Böylece meşale başka bir Alman grubunun eline geçiyordu.Bunlar Riedel, Nebel ve von Braun idi.

Ordunun bu işlere çok ilgi göstermesine karşın, etkinlikleri üzerine almaya pek niyeti yoktu.Bu arada Von Braun doktora tezi için Kummersdorf'ta çalışma olanağı bulabilmişti.1933 yılında Ordunun Levazım Bürosu bir albayın denetiminde özel bir bölüm oluşturdu ve sıvı yakıtla çalışan roketler bölümünün başına da genç Von Braun getirildi.

Bu girişimler, uzay yolculuklarının gelişmesinin  ilk adımlarını oluşturuyordu...Ama kısa sürede sıvı yakıtla çalışan büyük roketler yapılıp savaş amaçlarıyla kullanılmaya başlanınca işler değişti.

Bu arada Ruslar'da boş durmuyorlardı.17 Ağustos 1933'te, Moskova'da bir grup GIRD 09'u devreye soktular.Sıvı oksijen ve yarı katılaştırılmış benzin ile çalışan roket 400 metre yüksekliğe ulaşabiliyordu.Rusların yaptığı ve gerçek anlamıyla sıvı yakıtla çalışan ilk roket olan GIRD X.  25 kasım 1933'te 80 metreye ulaşabildi.Bu arada, ekonomik baskılar gittikçe artıyordu.Nebel ve Riedel, askeri yardım olmadan da uzay çalışmalarının yürütülebileceğine inanıyorlardı.Ama, karşılaştıkları büyük proplemler sonunda onlar da vazgeçmek zorunda kaldılar ve grupları, en sonunda 1934 yılında dağıldı.

Bu işlerden karlı çıkan tek bir kişi vardı. O da Von Braun'dı.Ordu tarafından sıvı yakıtla çalışan roket yapmakla görevlendirilen Von Braun, 1933 yılının Ocak ayında çalışmalarına başladı.Ordunun sağladığı mali destek ile kısa sürede işinde ilerleme kaydetti.Devreye sokulması planlanan ilk roket A-I, 300 kg'lık itme gücüne sahipti ve motoru geri dönüş soğutmalı olup, sıvı oksijen ve alkolle çalışıyordu.Ama engellerin ardı sıra keislmedi.Bir dizi deney sırasında  motor patladı.Bunun nedeni, patlayıcı bir karışımın yanma odasında birikmesiydi.Bu bir tedbirsizlik sonucu olmuştu.Yakma işleminin gecikmesi, genellikle sıvı yakıtla çalışan roketlerde rastlanan bir durumdu.

Von Braun, A-I ile ilgili çalışmalarını yineleyeceği yerde, bu durumdan yararlanarak, tümüyle yeni bir model üzerinde çalışmaya başladı.Yaptığı değişikliklerden biri roketin burun kısmındaki ana dişliyi kaldırıp tankların arasına çekim merkezinin yakınına yerleştirmek oldu.Bu ana dişlinin görevi roketi dengede tutmaktı.Bu biçimde düzenlenen iki A-II roketi 1934 yılının Aralık ayında Kuzey Denizi yakınlarında fırlatıldı ve 2.4 km'lik bir yüksekliğe ulaştı.

Bunun arkasından hemen A-III geldi.Bunun özelliği, ilk olarak denge kontrollu egsozların olması ve aero-dinamik dümenlerinin bulunmasıydı.Bütün bunlar şu anlama geliyordu: Roketler artık rampalardan fırlatılmak zorunda değildi.Kendi başlarına dikey olarak kanatlarının üstünde durabileceklerdi.Ama 1937 yılında bu tür roketlerin denemeleri yapıldığında sonuç tam  bir başarısızlık idi ve suçun büyük bir kısmı da denge kontrol sistemine atfedildi.

Von Braun çalışma grubunu genişletmişti.1920'lerde Valier'le çalışanların bir kısmı ona katılmıştı.Ordu yetkilileri artık pratik olarak kullanılabilecek tür roketler istiyordu.Von Braun ve arkadaşları yeni bir model üzerinde çalışmaya karar verdiler.Karar verilen model A-5 idi.A-4 şimdilik erteleniyor daha ilerde ilginç bir model olarak sunulması düşünülüyordu.

1933 yılında yönetimi ele geçiren Hitler, ordunun daha da güçlenmesine önem verdiği için orduya mali açıdan destek sağlanıyordu.Bu amaçla Baltık Denizi kıyılarında roket fırlatmak için emin bir bölge seçildi.Yapımı iki yıl süren bu dev alan çok geniş laboratuvar ve deney koşullarına sahipti.Böylece bir çalışma ortamının varlığı kısa bir süre önce bilim adamları için ancak bir hayaldi.Von Braun, çalışma koşullarının genişlemesinden yararlanarak Mirak ve Repulsor modelleri üzerinde çalışmış olan bazı bilim adamlarını da yanına aldı.Peenemünde bölgesi böylece bilim adamlarının yeni araştırma merkezi haline geldi.

A-5'in çalışmaları burada yapıldı.İlk uçuş denemesinin yapılması 1939 yılını buldu.Bu,  tam İkinci Dünya Savaşı'nın patlak verdiği döneme rastlar.Van Braun'un kendi ifadesine göre uçuş tam bir başarıyla sonuçlandı.Uçuşun yapılması iyi hava koşullarına bağlıydı.Havanın  iyi olduğu bir günde A-5 fırlatıldı.914 metreye çıması planlanmıştı.İzleyicilerin şaşkınlıkları arasında yükselip gözden kayboldu.Bu kalkış sırasında orada bulunanların kulakları korkunç bir motor gürültüsüyle dolmuştu.Aradan beş dakika geçmeden roket gökyüzünde gözüktü ve kıyıdan 183 metre ilerde Baltık Denizine düştü.Bir kurtarma salı ile kıyıya getirildi.Yeniden fırlatılabilirdi ama deniz suyu ile ıslanmıştı bu da uçuşunu engelliyordu.

Goddard'ın ilerlemeleri...

Daha elverişsiz koşullar altında çalışan çalıştığı halde Goddard'ın da denge kontrollü roketler konusunda başarılı olduğunu söylemek gerekir.Amerikalı bir mühendis olan Goddard, bu alandaki çalışmalarına 1932 yılında başladı.İlk denemeyi 19 Nisan 1932 yılında başladı.İlk denemeyi  19 Nisan 1932'de yaptı.Ama roket motorunun itiş gücünü yitirmesi sonunda roket ancak 41 metre yükselebildi.Deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştı ama işlemesini göstermesi bakımından yine de ileri bir adım atıldığı söylenebilirdi.Bunu izleyen yıllarda Goddard otomatik dengeleyiciler ile yaptığı çalışmalarından başarılı sonuçlar aldı.1937 yılında yaptığı bir çalışma sonunda 626 metre yüksekliğe çıkabilen bir roket yaptı.Roketin daha da yükseğe çıkması bekleniyordu ama paraşütün zamansız açılması  bu yüksekliği biraz düşürdü. 5.6 metre uzunluğunda olan roketin hareket eden kuyruk kısmı vardı ve barograf taşıyordu.

Bu arada Ruslar, Almanlar gibi sıvı yakıtla çalışan roket işinde o derece ileri gitmişlerdi ki, bu alanın öncüleri sayılıyorlardı.Ama Almanlarla karşılaştırıldığında Ruslar ikinci planda kalıyorlardı.Bu alanda asıl söz hakkı Almanlar'a aitti.

A-5'in sahip olduğu büyük başarı A-4'ün  ortaya çıkma zamanının geldiğini gösteriyordu.Ordu tarafından istenilen bu model daha çok savaş amaçlarıyla kullanılacaktı.275 km'lik bir mesafeye gitmesi planlanan roket bir tonluk bir savaş başlığı taşıyordu.

Sonuç

Roket teknolojisinde atılan ilk  ileri adımlar.Sovyet Uzay çalışmalarının babası sayılan Tsiolkovsky'nin XIX.yüzyılın sonalrına doğru sıvı yakıtla çalışan roket denemeleriyle başlar.Genel olarak bu tür roketler iki ana modele ayrılabilir: İçinde  iki tür sıvı yakıt kullanılanlar yani yakıt  ve sıvı oksijen karışımı yakanlar ve tek bir yakıt yakanlar yani yakıtın ve sıvı oksijenin  tek bir madde olarak bileşimini yakanlar.Bütün katı yakıtla çalışanlar ikinci gruba girer ama sıvı olup da bu gruba dahil olanlar da vardır.

Ayrı ayrı tanklarda depolanan sıvılar yanma odasına ya depolanan gazların basıncı ile ya da pompalarla gönderilir.Normal olarak sıvılar katı yakıtlara oranla daha fazla enerji sağlar.Bir başka özellikleri de itiş güçlerinin kapakçıkların açılması ya da kapanmasıyla denetlenebilir olmasıdır.

Uzay çalışmalarını yürüten uzmanların kısa zamanda fark ettikleri gibi doğru dürüst bir planlama yapılmadığında yanma odaları ve burunlar çok kısa zamanda patlayabilir.Bu soruna bir çözüm olarak bazı motorlarda ısıyı düşürücü bir kılıf kullanılmaya başlandıysa da kısa bir süre içinde dönüşlü soğutma yöntemlerinin uygulanmasına geçildi.Böylece yakıtın bir kısmı  kılıfta bir dolaşım yaptıkatn sonra yanma odasına oksijen ile birlikte giriyordu.

Alıntı:  Milliyet yayınları-Bilim Dünyası Ansiklopedisi-UZAY-

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

 © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 - Turkiye / Denizli 

Ana Sayfa /Index /Roket bilimi / E-Mail /Astronomy/  

Time Travel Technology /UFO Galerisi  /UFO Technology/

Kuantum Teleportation /Kuantum Fizigi /Uçaklar(Aeroplane)

New World Order(Macro Philosophy)  /