Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 - Turkey / Denizli 

DNA VE KUANTUM DENEYLERİ

”ISAIAH ETKİSİ” VE ”SIFIR NOKTASINA UYANIŞ” ADLI KİTAPLARIN YAZARI GREGG BRADEN
TARAFINDAN YAZILAN ”İYİLEŞTİRİCİ KALPLER/İYİLEŞTİRİCİ ULUSLAR : BARIŞIN VE DUANIN
GÜCÜNÜN BİLİMİ”NDEN ALINMIŞTIR...


Bu kitaplarda, eski spiritüelgeleneklerden gelen dev miktarda bilgiyi (İskenderiye’deki kütüphane yakıldığında, en az 532,000 döküman yitirdik) geçmişte nasıl kaybettiğimizi vebilimin gizemlerinin bazılarını anlamamıza yardımcı olacak bu geleneklerdeki bilginin mevcut olabileceğini tartışmaya başlıyor. Braden, üç tane çok ilginç deneyi bildiriyor.

Gregg Braden bu büyük soruların peşine düşmeden önce, bir bilim adamı ve mühendis olarak çalışıyordu.

DENEY 1 : Onun bildirdiği ilk deney bir kuantum biologu olan Dr.Vladimir Poponin tarafından yapılmıştır. Bu deneyde, önce bir kap boşaltılıyor (kabın içinde vakum yaratılıyor) ve sonra kap içinde sadece fotonlar (ışık parçacıkları) bırakılıyor. Fotonların dağılımını (yerlerini) ölçüyorlar ve
fotonların kap içinde tamamen rasgele bir şekilde bulunduklarını saptıyorlar. Bu beklenen sonuç.

Daha sonra kabın içine DNA yerleştiriliyor ve fotonların dağılımı (yerleri) tekrar ölçülüyor. Bu kez fotonlarin DNA ile uyumlu olarak BİR SIRA ÜZERİNDE ve DÜZENLİ bir şekilde oldukları keşfediliyor. Başka bir deyişle, fiziksel DNA, fiziksel-olmayan fotonları etkilemiştir.

Bundan sonra, DNA kaptan alınıyor, ve fotonların dağılımı tekrar ölçülüyor.
Fotonlar, DNA nın bulunmuş olduğu yerde, sıralı ve DÜZENLİ olarak kalıyor. Işık parçacıkları neye bağlandı ?

Gregg Braden, YENİ bir enerji alanının, bir enerji ağının mevcut olduğunu kabul etmek zorunda olduğumuzu ve DNA nin bu fotonlarla bu enerji aracılığı ile iletişim kurduğunu söylüyor.

DENEY 2: Bu deney ordu tarafindan yapıldı. DNA için vericilerden lökositler (beyaz kan hücreleri) toplandı ve elektriksel değişimlerin ölçülmesi için kutucuklara yerleştirildi. Bu deneyde, verici bir odaya yerleştirildi ve vericide değişik duygular üreten video klipler vasıtası ile ”duygusal stimulasyon”a maruz bırakıldı. DNA aynı binada farkli bir odaya konuldu. Hem verici hem de onun DNAsı monitör ile denetlendi ve verici duygusal inişler veya çıkışlar gösterirken (elektriksel yanıtlar olarak ölçüldü), DNA TAM AYNI ANDA TAMAMEN AYNI YANITLARI VERDİ. Bir süre geçtikten sonra yanıt geldiği olmadı.DNA nin zaman içindeki iniş ve çıkışları vericinin iniş ve çıkışlarına TAM OLARAK UYDU.

Ordu , DNA yı vericiden en fazla ne kadar uzaklaştırırsa aynı etkiyi elde edebileceğini görmek istedi. DNA ve vericiyi 50 mil ayırdıktan ve HALA AYNI sonucu elde ettikten sonra, teste son verdiler. Zaman farkı yoktu, zaman kaybı yoktu. DNA ve verici zaman içinde tamamen aynı yanıtları verdiler. Bu ne anlama gelebilir ?

Gregg Braden bunun, canlı hücrelerin önceden farkına varılmamıış olan bir enerji
formu vasıtası ile iletişim kurduğu anlamına geldiğini söylüyor. Bu enerji zaman ve mesafeden etkilenmez. Bu, enerjinin mekansız bir şeklidir, her zaman her yerde mevcut olan bir enerjidir.

DENEY 3 : Üçüncü deney Heart Math Enstitüsü taraından yapılmış ve bununla ilgili makale şu başlıkla yazılmış : ”DNA nin Şekilsel Değişimleri Üzerinde Tutarlı (uygun) Kalp Frekanslarının Yerel ve Mekansiz Etkileri” (Başlığa bakmayın! Bilgi inanılmaz). Bu, anthrax (şarbon) durumuyla direkt olarak ilgili bir deneydir.

Bu deneyde, bir kaç insan plasenta DNA sı (DNA nın en eski zamana ait/ilk şekli) içinden DNA daki değişikliklerin ölçülebileceği bir kabın içine yerleştirildi. 28 eğitimli araştırıcıya DNA nın yirmi sekiz küçük şişesi verildi (her birine bir şişe.) Her bir araştırıcıya nasıl duygu üreteceği ve HİSSEDECEĞİ ögretildi ve her biri güçlü duygulara sahipti.

Bulunan şey şuydu; DNA, araştırıcının duygularına göre KENDİ ŞEKLİNİ DEĞİŞTİRDİ;

1. Araştırıcılar minnettarlık, sevgi ve takdir HİSSETTİĞİ zaman, DNA GEVŞEYEREK yanit verdi ve iplikler yaralanmamıştı. DNA nın uzunluğu daha fazla arttı.

2. Araştırıcıilar öfke, korku, hayal kırıklığıi veya stres HİSSETTİĞİNDE, DNA DARALARAK (sıkışarak) yanıt verdi. DNA kısaldı ve bizim DNA kodlarımızın çoğunu KAPATTI !. Eğer negatif hisler tarafından ”kapandığınızı” hissettiyseniz, şimdi bedeninizin de neden eşit olarak kapandığını biliyorsunuz. Araştırıcılar tarafından sevgi, neşe, minnettarlık ve kabul hisleri tekrar hissedildiğinde,
DNA kodlarının kapanması tersine döndü ve kodlar tekrar açıldı.

Bu deney daha sonra HIV-pozitif hastalarla test edilerek tekrarlandı. Sevgi, minnettarlik ve kabul hislerinin, bu hisler olmadan ölçülen DİRENÇten 300,000 KEZ büyük DİRENÇ gösterdiği keşfedildi. Böylece, sağlikli kalmanıza yardımcı olabilecek şeyin yanıtı budur, hangi korkutucu virüs veya bakteri etrafınızda yüzüyor olursa olsun. Neşe, sevgi, minnettarlik ve takdir/kabul hisleri içinde kalın !.

Bu duygusal değişimler elektro-manyetiklerin etkisinin ötesine geçmistir.
Derin sevgi içinde olmayı öğrenmiş bireyler, DNA larının şeklini değiştirmeye muktedirdir. Gregg Braden, bunun yaradılışın tümünü birbirine bağlayan yeni farkına varılan bir enerji formunu gösterdiğini söylüyor. Bu enerji, her şeyi birbirine bağlayan SIKICA ÖRÜLMÜŞ bir AĞ gibi görünüyor. Esasen, TİTREŞİMİMİZ vasıtası ile yaradılışın bu ağını etkileme gücümüz var.

ÖZET: Bu deneylerin sonuçları bizim şimdiki durumumuzla nasıl uyuşur? Bu, her ne oluyorsa olsun, güvende kalmak için bir zaman hattını nasıl seçebileceğimizin ötesindeki bilimdir. Gregg Braden’in ”Isaiah Etkisi”nde açıkladığı gibi, temelde zaman sadece lineer değildir (geçmis, simdi ve gelecek), ayrıca bir derinliği vardır. Zamanın derinliği tüm olası duaları ve edilmiş veya mevcut duaların zaman hatlarini içerir. Aslında, bizim tüm dualarımız önceden yanıtlanmıştır. Biz, sadece HİSLERİMİZ vasıtası ile yaşamakta olduğumuz duaları aktive ediyoruz. Bu, bizim realitemizi nasıl yarattığımızdır; onu hislerimizle seçerek. Hislerimiz Evren’deki enerjinin ve maddenin tümünü birbirine bağlayan yaradılışın ağı vasıtası ile zaman hattını aktive ediyor.

Evrenin yasasının, odaklandığımız şeyi kendimize çektiğimiz olduğunu hatırlayın. Eğer gelebilecek bir korkuya, Evren’e korktuğunuz şeyi size göndermesi için kuvvetli bir mesaj gönderiyorsunuz. Bunun yerine, kendinizi neşe, sevgi, kabul veya şükran duygularına getirebilirseniz ve hayatınıza bunlardan daha çok getirmeye odaklanırsanız, negatif şeylerden otomatik olarak kaçınmış olursunuz. Hislerinizle farklı bir zaman hattını seçiyor olursunuz. İnanılmaz derecede kuvvetli bir bağışıklık sistemini sürdürecek bu pozitif duygularda kalarak anthraxa veya herhangi grip, virüse vs.ye yakalanmayı önleyebilirsiniz.

Rev. Terri Newlon
Terri Newlon Holistic Consulting Co.
110 E. Cortez Dr. # 203
Sedona, AZ 86351 USA
www.DjwhalKhul.com

Dr. Hayri Uzel

Kaynak: http://hipnoz.hipnoterapi.sitemynet.com

“Telepatik” genler birbirlerindeki benzerlikleri fark ediyorlar !..
OKUmak fırsat KENDİNİ TANImak içın !..

28.Hazıran.2008//AylinER

Yeni bir araştırmaya göre; genler, herhangi bir protein ya da işlem destekleyen biyolojik moleküller olmadan belirli bir mesafeden birbirlerindeki benzerlikleri fark edebilme becerisine sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Bu buluş, türlerin evrimini içine alan anahtar süreçleri gerçekleştirmek için nasıl benzer genlerin birbirlerini bulup, bir araya geldiklerini açıklamaktadır.

Bu yeni çalışma, bir kalıp kimyasal baz içeren ikili helezon yapılı iki sarmallı DNA olan genler, benzer kimyasal baz kalıplarındaki diğer genleri tanıyabildilerini göstermektedir.

Bu durum, birbirini dışarda arama becerisi, “genetik rekombinasyon-birleştirim” adı altındaki işleme başlamak için genlerin birbirlerini nasıl tanımladığını ve sıraya koyduğunun anahtarı olabilir. Bu “genetik rekombinasyon-birleştirim” adlı işlem, yeni genotipler oluşması için bir çift oluşturan ya da birinin diğerini tamamladığı iki kromozom olan homolog kromozom segmentlerinin girişiyle genlerin dağılımında meydana gelen değişikliktir. Genetik rekombinasyon sonucu anne ve babadan bulunandan farklı kalıtsal özellikler ortaya çıkar. Genetik rekombinasyon genellikle mayoz bölünme sırasında ortaya çıkmaktadır. Bir başka deyişle, iki ikili burgu DNA molekülü bir araya gelir, bir kısım bilgiyi kırarak açar ve bilgileri değiş tokuş eder ve tekrar kendilerini kapatır.

“Birleştirim”, evrim ve doğal seleksiyonda çok önemli anahtar role sahip bir işlemdir ve ayrıca hasara uğramış DNA’yı tamir eden önemli bir beceriye sahiptir. Bu zaman kadar, bilim insanları bu süreci başlatmak için uygun gen çiftlerin birbirlerini nasıl bulduklarını gerçek anlamda bilememekteydiler. Bu yeni çalışmanın yazarları, bu teoriyi denemek için bir seri deney gerçekleştirmişlerdir. Bu deneylerden ilki 2001 yılında ekibin iki elemanı tarafından geliştirilmiştir. Bu deneyde, uzun parçalar halindeki benzer iki sarmallı DNA’nın birbirini taşıdıkları tamamlayıcı elektrik şarj kalıpları ile tanımladıklarını bulmuşlar ve bu durumun bu iki molekülün birbiri ile fiziksel temas ya da iletişimi kolaylaştırıcı olarak bulunan proteinler olmaksızın oluştuğunu doğrulamak istediler.

Daha önceki çalışmalar, proteinlerin 10 çift kimyasal baza sahip olan kısa DNA dizilimleri arasında oluşan tanımlama sürecinde dahil olduklarını öne sürmektedir. Bu yeni çalışma ise, yüzlerce kimyasal baz çiflerine sahip olan daha uzun DNA dizilimlerinin, herhangi bir protein katkısı olmadan birbirlerini tamamen tanıdıklarını göstermektedir. Bu teoriye göre, bu tanıma mekanizması, genler ne kadar uzun olursa o kadar güçlü olmaktadır.

Araştırmacılar, benzer kimyasal bazlara sahip DNA moleküllerinin, değişik dizimdekilere göre biraraya gelme ihitimallarinin yaklaşık olarak iki kat daha fazla olduğunu bulurlar. Bu araştırmayı yapanlardan Imperial College London’da çalışan Prof. Alexei Kornyshev, ekibini ulaştığı bu sonuç hakkındaki duygularını şu şekilde ifade etmekte: “ Herhangi bir dış yardım olmaksızın kalabalıkta birbirlerini arayan benzer DNA moleküllerini görmek oldukça heyecan verici!. Bu, benzer genler için karmaşık birleştirim işlemine herhangi bir protein ya da diğer biyolojik etkenler olmaksızın başlamasını sağlayabilecek itici bir güç olabilir!. Ekibimizin deney sonuçları bu beklentileri destekler niteliktedir.”

Genetik birleştirimin ilk tanıma safhasının mekanizmasını tam olarak anlamak, evrim, doğal seleksiyon ve DNA onarımı sürecindeki birleştirim hatalarını minimuma indirmeye ya da önlemeye ışık tutar niteliktedir.

 http://www.sciencedaily.com/releases/2008/01/080124103151.htm

İngilizce’den çeviren: AylinER

Genlerin birbirlerini tanıması ve BİRleşmesi!.. Dışsal faktörlerle değil, moleküler maddelerle de değil, birbirlerinin yaydığı benzer elektrik, titreşim ile gerçekleşiyor! Alt(!) boyut diyebileceğimiz bir sinyalin birbirleri tarafından okunması!... Tabii benzer genlerin birbirlerini benzemeyelere göre daha fazla okumaları da var! Yani benzer genler benzer sinyaller yayıyor!... Tamamen telepatik!!!...



Tanrının Zerrecikleri


Haber: Nesrin Dabağlar


Paralel evren teorisinin belki de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken bilim adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar: İnsan hücrelerinin yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip olduklarını keşfedildi.

Tanrı, Allah, Eloha, Yaradan, Brahma, Rab, Rahman, Kadir’i Mutlak…

Bu kelimeler; bizi yarattığına inandığımız, her şeyin sahibi, ezeli ve ebedi, her şeyi görüp duyan, cennetin, cehennemin ve tüm alemin tek hükümdarı olduğuna inandığımız o büyük gücün değişik dillerde isimleridir. Sonunu ve başını merak edip, gizemlerini bulmaya çalıştığımız evrenimizin çözemediğimiz pek çok özelliği var. Bazen bizim algılarımız ve idrakimizin çok üstünde olan kâinatın sırlarına eremediğimiz noktalarda onun adının altında çaresizce bitiririz sorgulamalarımızı ve teslim oluruz Tanrının bilinmezliğine…

Güya ona ulaşma ve bilme yolunda geçilen yollarda neler yoktur ki yerlere serilen… Milyonlarca insanın kanı, acılar, adaklar, savaşlar, kinler, bölünmeler, parçalanmalar… Ve sonuçta ortaya çıkan bugünkü dünyamız… Bir yanı (güya) aydınlık, güllük gülistanlık, bir yanı açlık, susuzluk ve karanlık…

Tanrıcılık yani Teizmin tarihçesine baktığımızda önceleri her olağanüstü olayın kahramanı olan farklı tanrılar üretildiğini görürüz… (Politeizm)

Güneş, ay, rüzgar, gökyüzü, yeryüzü, adalet, zafer, bahar, şimşek, deniz gibi isimler alan tanrılar var edilmiş tapınmak ve inanmak için. Çözülemeyen olay ve nesneler korkudan tanrısallaştırıp tapınılmış. Gazaplarından korunmak ve ödüllendirilmek için hayvan, eşya, çiçek ve hatta insanlardan kurbanlar sunulmuş. Sırları çözülüp korkular bittikçe hepsine ayrı ayrı inanmak terk edilip her şeyin sahibi ve yaratıcısı diye düşünülüp tek tanrı ( Monoteizm) inancına dönülmüş. Bu sefer de tek tanrıya inanmayanları inanmaya ikna etmek için inanılmaz kanlar akıtılmış yüzyıllarca.

Bilinen ve kabul gören ilk yaygın tek tanrılı din olarak Musa’nın dini kabul edilir. (Kadim uygarlıklardan, MU kıtasında tek tanrı inancı olduğu iddia ediliyor olsa da kıtanın varlığı henüz bilimsel olarak ispat edilmiş sayılmıyor.) Tek tanrının kurallarıyla insanoğlunu doğru davranmaya yönlendiren bu ilk din olan Museviliğin ardından İsa’nın dini Hıristiyanlık, onun ardından da Muhammed’in dini Müslümanlık sıralanır.

Dünya nüfus çoğunluğunun inandığı bu üç büyük dinin inandığı tek Tanrı, bütün kainatın yaratıcısı, maddenin ve ruhun hâkimi olarak kabul edilir. Özellikle son din olan Müslümanlıkta, Allahın bir olma ve her şeye kadir olma özelliği son derece belirgin olarak vurgulanmıştır. Allahın özellikleri olarak tanımlanan Esma-ül Hüsna’da doksan dokuz isimle; tanrının varlık, birlik ve teklik olgusu zirvededir.


Esirgeyen, bağışlayan, koruyan, yaratan, doğmayan, doğurmayan, ezeli, ebedi, her yerde, her şeyde var olan, cezalandıran, ödüllendiren, cennetin ve cehennemin sahibi, evrenin, canlının, insanın yaratıcısı ve koruyucusu gibi doksan dokuz özelliğin tanımlanması gerçek anlamda düşünüldüğünde her beyinde farklı anlamlara bürünür Tanrı aslında. Çoğunlukla bu yüzden dinler kendi içlerinde bile bölünmeler yaşamış ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Farklı din kavgaları yetmezmiş gibi, dinler içi mezhep kavgaları yüzünden yanan canların acısını en iyi ülkemiz bilir.

Teistlerin hepsinin tek tanrıya inanma olguları ortak olmasına rağmen, aralarında güya kendi “ tek tanrı”larını diğerlerine kabul ettirmek için yaptıkları savaşların ganimetleri ise; inanç değişikliklerini sağlamaktan çok “ madde” kazanımı olmuştur nedense!

Baskın gelen tarafın silahları altında din değiştirmiş görünen pek çok topluluk, ellerindeki eşya, hazine ve toprak gibi maddeleri teslim etseler de ruhlarındaki kendi tanrılarının inancını teslim etmemişlerdir kolayca. Dünya tarihi bunun değişik örnekleriyle doludur. Başka dinin ve milletlerin hakimiyeti altında olsa da kendi din ve inanışını korumak için türlü hileye ve yönteme başvurmuştur pek çok insan…

Maddenin de asıl sahibi olduğu söylenen Tanrı, manada arandığı kadar maddede de gizlidir aslında. Bütün büyük dinler insandan madde ve malın bağımlısı olmamasını ister ama tatlıdır madde denilen şey, kolay vazgeçilmez ondan…

Ona sahip olmak bazen bir ibadet gibi huzur verir insana nedense. Kolay değildir mal’dan vazgeçmek, canın yongasıdır çoğunlukla… Sanki tanrısal bir büyüsü vardır maddenin. Belki de asla “madde” olmadığı iddia edilen Tanrının sırrı yine maddede çözülecek bir gün… “Dünyaya in, maddeye yani vücuda bürün ama maddenin kölesi olmaktan kurtulup, beni manada bul ve sonunda bana dön” diyen Allah ne demek istedi acaba bize?

Maddenin manyetik alanından çıkıp kölesi olmaktan kolay kurtulamayan insan, maddenin oluşumunun sırrını çözme yolunda ilginç bir noktaya geldi ve bir zerrecik madde yaratıp bir an bile olsa ya Tanrının kimliğine bürünecek, ya da kendi kendini yok edecek…


İnsan, tanrıcılık oyununu başaracak mı?

Dünya üzerinde var olan ve tanrının yarattığına inanılan maddeler bir insandan diğer insana el değiştirerek savaşlara, acılara neden oluyor binlerce ve hatta milyonlarca yıldır. Madde, elinde olana aslında geçici mutluluk yaşatırken, bir zerrecik yeni madde yaratabilmek ve “ tanrıcılık” oynamak için dünyanın bir köşesinde uzun yıllardır ilginç bir çalışma yapılıyor ve beklenen sonuca az kaldı artık.

Bütün maddelerin yapı taşı olan atom çekirdeklerinde elektrondan daha küçük maddeler vardır. Bunlar çekirdek içerisinde bazen var, bazen yok olabiliyor ; başka boyuta geçiş yapabiliyor, maddeden çıkıp kayboluyor ve tekrar maddeye dönebiliyor. Bir takım titreşimler, ışık hızının üç dört katını aşıyor. Işık hızı aşıldığında da, maddeden çıkıp madde ötesine geçiliyor. İnsan; en, boy, zaman, mekan gibi dört boyutu aşıp beşinci boyuta (manyetik eylem boyutuna) geçerse zamana tabi olmadığını görecek yüksek ihtimalle. Atom altı parçacıklar denilen bu küçük partiküllerle ilgili hesaplamalarda anti-madde denilen bir olguya ulaşıldı kırk yıl önce.

Sırrı henüz çözülmeyen, hatta var olup olmadığı kesinleşmeyen,evrenin ve fizik biliminin en gizemli sorunlarından biri olan anti-madde‘nin İsviçre`in atom altı parçacık hızlandırıcı laboratuarında elde edilmesi için çalışmalar son hızla sürüyor.

CERN Laboratuarları

Kısa adı CERN (Conseil Europeen pour la Recherche Nucleaire: Avrupa Nükleer Araştırma Kurumu) olan, Cenevre`deki Avrupa Atom altı Parçacık Fiziği Laboratuarında bilim adamları, anti-madde gizemini çözmek için büyük uğraş veriyorlar. Fizikçilerle astrofizikçiler, anti-maddenin evrendeki geleneksel maddenin karşıtı olmanın yanı sıra aynası olduğunu düşünüyorlar.


Evrenin doğum anına ilişkin kuram olan Büyük Patlama ile birlikte eşit oranda madde ve anti-maddenin boşluğa (uzaya) bir noktadan yayıldığını düşünen bilim adamları, yalnız maddeden oluşmuş görünen bugünkü evrende kayıp anti-maddenin nereye gittiğini araştırıyorlar. Modern fizikte ilke olarak madde ve anti-maddenin birbirini yok etmiş olması gerektiği de düşünülüyor. Büyük Patlamadan sonra evrenin yapımı için yeterli madde kalmıştı diyen astrofizikçiler, kaybolan anti-maddeye ait izlerin bugün sadece evrenin derinliklerinden gelen kozmik ışınlarda ve yeryüzündeki parçacık hızlandırıcılarında görülebileceğini hesaplıyorlar.

Tam 27 kilometre uzunluğunda çevresi olan dev laboratuar aygıtı atom altı parçacık hızlandırıcısıyla ünlü CERN`de, anti-maddenin inceleme kaydı için uzun süreli anti-madde elde edilmesi amacıyla çalışıyor. CERN yetkilileri; bir amacımız, Evren sırf anti-maddeden yaratılmış olsaydı bugünkü evrenle aynı olur muydu sorusunun yanıtını da almaktır diyor ve şunu ekliyor: Anti-madde, maddeden yüz milyarda bir oranında bile değişik çıkarsa, bu evrenin neden maddeden yapıldığını, anti-maddenin niçin yok olduğunu açıklayabilecektir.

Tanrının zerrecikleri ya da tozu da denilen, bilimsel adı Higgs Boson zerreciği olan bu anti-madde partikülleri deneyle bulunursa, bilim belki de uygarlığın en önemli keşfini yapacak; evrenin ve maddenin temel yapı taşı saptanacak

Son teknoloji ürünü süper iletkenlerin bulunduğu 27 km’lik bir tünelde, eksi 271 derecede yapılan çalışmalarda elementin atom altı parçacıkları ışık hızına çıkarılarak, tünelin ortasında kafa kafaya çarpıştırılacak. Uzun borular içinden geçirilen hızlandırılmış partiküllerin çarpışması, tıpkı evrenin oluşmasına yol açan Big Bang (Büyük Patlama) gibi bir durum yaratacak.

Kara Madde’nin ipuçları

Muazzam proje kapsamında gerçekleştirilecek deneyler esnasında minyatür kara deliklerin ortaya çıkması ve evrenin sürekli genişlemesine neden olan kara maddeye dair yeni ipuçlarının elde edilmesi hedefleniyor. Cihaz çalıştırıldığı zaman, mıknatısla tünelde hızlandırılarak yaklaşık ışık hızına ulaşacak protonlar, karşı yönden gelen protonlarla çarpışacak. Bir saniyede 800 milyon çarpışmanın beklendiği deney esnasında her proton, saatte yaklaşık 200 km hız yapan 400 ton ağırlığında bir trenin çarpmasına eşit bir darbeye maruz kalacak. Çarpışma sonrasında ortaya çıktığı öne sürülen Tanrı’nın zerrecikleri tünelin içine yerleştirilen Atlas dedektörü tarafından tespit edilecek. Bu asrın en iddialı bilimsel projesi olan deneyde Tanrı zerreciklerinin varlığının ispat edileceği an, Tanrı’ya muhtemelen en çok yaklaşılan an olacak.

Higgs Boson nedir?

Edinburgh Üniversitesi teorik fizikçilerinden Peter Higgs`in 60`lı yıllarda ortaya attığı Higgs Boson (Tanrı’nın zerrecikleri), Büyük Patlama‘dan sonra ortaya çıkan parçacıkların adıdır. Higgs `e göre kainat; Higgs Alanı adını verdiği bir enerji tarafından yaratıldı. Söz konusu enerji, Büyük Patlama sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girerek Higgs Boson adı verilen zerreciklerin meydana gelmesine neden oldu. Bu zerrecikler maddeye kütle kazandırdı. Higgs`in bu teorisi o dönemde klasik fizik dünyasının bazı kesimlerinde ilgi görmemişti. Aradan geçen kırk yıllık sürede onun ortaya attığı parçacık teorisi CERN’ deki çalışmayla önümüzdeki mayıs ayında belki gerçeğe dönüşecek.

Bu deney; tam olarak gerçekleştiğinde büyük patlamanın küçük bir örneğini yaratacağından dünyanın sonunu getirebilir endişesini taşıyan bir sürü kişiye rağmen son hızla çalışmalar sürüyor ve yapılan açıklamalarda zerreciklerin çarpışmalarında ortaya çıkacağını düşünülen yüksek enerjinin zararını engelleyebilecek bir yöntem geliştirildiği bildiriliyor.

Kuantlar arası tünel

Antik Yunan filozofları ve ezoterik kadim okullar ise var oluşun özü kabul ettikleri ve ‘Hill’ adını verdikleri, ilksel bir enerjinin varlığından ve bu enerjinin ne olduğunu anladığımızda yaradılışın sırrını çözeceğimizden hep söz ettiler. Sürekli dönüşen kara enerjinin kara delikler yaratarak, paralel evrenlere geçiş kapısı olduğunu, enerjinin o çökme anında başka bir evrende yeni bir başlangıca neden olduğunu ve tek bir evren değil, evrenler olduğunu iddia eden bilim adamları da var.

Isparta uçağı kazası

2008 yılının mayıs ayında sonuçlanacağı düşünülen CERN çalışmasının üyesi olan yirmi ülkeden altı bin bilim adamının değerli çalışmaları tüm dünya tarafından merakla bekleniyorken geçtiğimiz ay ülkemizde bu konuda çalışan değerli bilim insanları hayatını kaybetti. Isparta’da düşen uçağın içinde bulunan yeri dolmaz isimlerin geçirdikleri kaza gerçekten enteresan bir tarihte ve şekilde oluştu. Akıllara değişik senaryolar getiren kaza hakkında gerçeği sanırım hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Onları rahmet ve üzüntüyle anmadan geçemezdik Tanrının zerreciklerinde.

Paralel evren teorisinin belki de ispatı için bir basamak olacak olan anti-madde deneyi devam ederken bilim adamları yepyeni bir konuyu açıkladılar:

İnsan hücrelerinin yıldırımdaki kadar güçlü içsel elektrik alanlarına sahip olduklarını keşfedildi.

İnsanoğlunun en küçük zerreciği diyebileceğimiz hücre ile yapılan deneylerde yeni bir noktaya gelindi.

Daha önce, hücre zarlarındaki elektrik alanlarını ölçebilmek mümkün olmuştu, hücrelerin ana gövdesi içindeki elektrik alanları ölçülememişti. Bilim adamları hücrelerin içsel bir elektrik alanına sahip olduklarını bile bilmiyordu.

Bu keşif hücre araştırmacıları için şaşırtıcı oldu. Bilim adamları inanılmaz güçlü alanlara neyin neden olduğunu veya neden orada olduklarını bilmiyor. Ama şimdi yeni voltaja – hassas boyalar gibi nano aletler kullanarak, en azından bu elektrik alanlarını ölçmeye başlayabiliyorlar. Araştırmacılar bu minik ama güçlü elektrik alanlarını inceleyerek kanser gibi hastalık durumları ile ilgili daha fazla bilgi öğrenebileceklerine inanıyorlar.

Profesör Raoul Kopelman’ın başkanlık yaptığı Michigan Üniversitesi araştırmacıları voltaja – hassas boyaları sadece 30 nanometre çapındaki polimer kürelere yerleştirdiler. Bu nano parçacıkları beyin – kanseri hücrelerinin içsel sıvısında test ederek, Kopelman elektrik alanlarının 15 milyon volt/mt kadar güçlü olduğunu keşfetti, bu alan yıldırımda bulunan elektrik alanından beş kat güçlü. Ancak, bu keşif inanılmaz ilginç olmanın ötesine geçiyor; bulgu muhtemelen araştırmacıların hastalıklara bakma şeklini değiştirecek. Kopelman bulduğu sonuçları bu ay Amerikan Hücre Biyolojisi Topluluğunun yıllık toplantısında sundu. Kopelman “Ölçümler ile ilgili şüpheler olmadı” diyor. “Ama bir yorumumuz yok.”

Hücre ile ilgili bölüm Sevgili Saffet Güler’in çevirisinden taze taze alıntıdır. Bu yazıya başladığımda Isparta uçağı henüz düşmemişti, Saffet’in çevirisi geldiğinde ise yazı bitmek üzereydi. Derler ya aslında hiçbir şey tesadüf değildir… Ben izninizle hücre enerjisi keşfiyle ilgili naçizane bir yorum yapmak istiyorum şimdi.

CERN’de tanrının zerrecikleri yaratılıp beşinci boyuta geçmeye çalışılırken insanoğlunun zerreciklerindeki enerjinin, hücrenin içinde Big Bang yaratmak ve paralel evrene geçişini sağlamak için insan tarafından kullanılmadığını veya kullanılmayacağını kim bilebilir ki?

Tanrının Mucize Zerrecikleri İşte!

Su canlı bişey mi?

20 Aralık 2002 14:12

Bir Japon bilim adamı adı Masaru Emoto - suyun huyunu suyunu anlamak için yeni bir metot geliştirmiş. Su ile ilgilenen diğer bilim adamlarının kullandığı klasik bilimsel neden sonuç ilişkisi yöntemini bir kenara bırakıp, suyun mikroskobik yapısıyla ilgilenmiş.

İşin teknik kısmını biraz kurcalarsak; anladığım kadarıyla Amerikalı bilim adamı Dr. Lee Lorenzen  Suyun mikro - küme hali ( micro - clustered state of water) diye bir şey bulmuş.  Dr. Emoto suyu araştırırken bu halin üzerine gitmiş. İş aslında basit görünüyor. Temel olarak bir bardak su alıyorsunuz, bu suyu donduruyorsunuz ve oluşan su kristallerin resmini çekiyorsunuz. Dr. Emoto bir dağ başındaki temiz bir kaynak suyundan bir bardak almış , dondurmuş ve oluşan kristallerin resmini çekmiş ve altıgen bir kristal resmi elde etmiş. Aynı suya değişik müzikler dinletmiş, aynı su her müziğe tepki olarak değişik bir kristal yapısı göstermiş. Örneğin: Su kristali; Elvis Presley'in Heart Break Hotel parçasını dinledikten sonra ikiye ayrılmış. Heavy metal dinletildiğinde ise su, kristal şekli almak yerine kaotik, parça parça yapılanmış. Benzer yapı, suya: sen aptalsın dendiğinde de görülmüş. Suya aromatik çiçek yağları uygulandığında (nasıl uygulamışlar bilmiyorum) Su kristalleri söz konusu çiçeği andırmış. Hatta steril su dolu iki kabın birine Beni hasta ediyorsun, diğerine ise sevgi, mutluluk ifade eden sözler söylemişler. Birincisi çirkin düzensiz yapılanırken, diğerinde güzel bir kristal oluşturmuş.

En ilgi çekici bilgilerden biri de, Kobe de depremden sonra musluk suyuna aynı işlemler yapıldıktan sonra su, şekilsiz, dağınık bir yapı almış. Panik geçtikten üç ay sonra Kobe musluk suyu dondurulduğunda eskisi gibi altıgen kristal yapısına dönmüş.

Acaba bu yeni bir bilim dalı mı; yoksa şarlatanlık mı? Eğer yazılanlar doğru ise; okunmuş su içmenin, komedi filmi seyrederek kanseri iyileştirdi türü dedikoduların mantıklı bir açıklaması mı var? Ya da ani duygusal değişimlerimizde aslında suyumuzun yapısı mı değişiyor? Gülümseten bir ifade ile Kanı bozuk yerine artık suyu bozuk" mu diyeceğiz?

Alan Evrenin Gizli Gücü

İstanbul, 2007, 14 x 20 cm, 336 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9789750149764

İnsanoğlunun en büyük başarıları nelerdi? Dünyanın zihninde bir ilham patlaması olabilir miydi? Enerjideki bir tür birleşme belirli çağlarda sanatın doğmasına ve yüksek bilinçte olmaya sebep olmuş olabilir miydi?

Ya eski Yunanlılar? Rönesans? 1790'larda Viyana'daki yaratıcılık patlamasına ve 1960'larda İngilizce pop müziğin durumuna bakarsak, yaratıcılık ta bulaşıcı mıydı?

Sıfır Noktası Alanı birçok açıklanamayan eş zamanlılık kavramlarını içermektedir.

Alan, batıl inançların yarattığı fenomenleri bilimsel teorilerle açıklayan ve evrenin iç içe geçmiş yapısını etkileyici bir şekilde gözler önüne seren bilimsel bir dedektiflik hikayesinin kolay okunur şeklidir. Orijinal, iyi araştırılmış ve önemli kaynakların dokümanlarıyla desteklenmiş olan Alan, bugünün dünyasında umudun ve ilhamın kitabıdır.

Bilim de artık nihayet eski kadim bilgilerin ve dinlerin her zaman savunduğunu kanıtlamaya başladı; Yaşam gücü diye bir şey vardı.

Lynne McTaggart, araştırmacı gazeteci, yeni dünya görüşüne yeni bir biyolojik paradigma sunmaktadır en temel alanımızda insan zihni ve bedeni birbirinden ayrı değildir, ikisi de bir araya gelmiş titreşen tek bir güçtür ve sürekli olarak büyük enerji deniziyle ilişki halindedirler.


'Bu kitap bizim insanların görünebilir aurasını, insan hafızasını, şifalandırma gücünü, insan ruhunu ve bizim 'insanoğlu' dediğimiz şeyin tüm diğer şaşırtıcı özelliklerini anlamamıza yardımcı olacak. Lynne McTaggart, bu merak uyandırıcı konu üzerinde topladığı geniş bilgilerle hepimize büyük bir iyilik yapmıştır. Ortaya çıkardığı eser şiddetle tavsiye edilir.''

Journal of New Energy

 

 

Renklerin Etkileri

Evrende varolan her şeyin bir rengi vardır.Denizin mavisi,güneşin türlü sarı ve kızıl tonları insanın görüp algılayabildiği renkler.

Algılayabildiği diyorum,çünkü insan;sıfırla sonsuz sayı arasındaki renk skalasından ancak kırmızı ve mor arasındaki renkleri görür.


Renkler,insan hayatını ve duygularını önemli derecede etkiler.Hatta çeşitli hastalıkları tedavi edici bir yöntem olarak da eski çağlardan beri kullanılır.

Tıbbın babası olan Yunan Hekim Hipokrat "Yaratılış Doktrini" adlı eserinde;bir hastaya teşhis konulurken,onun saçının ve teninin rengine,gözlerine,kulak yapısına ve hatta idrarındaki renk farklılıklarına bakarak,olabilecek hastalıklardan haber vermiştir.

Yine tıbbın otoritesi İbni Sina ,"Tıbbın Esasları " eserinde;mavi rengin teskin edici olup kan dolaşımını yavaşlattığını,kırmızı rengin ise cinsellik ve üremeyi arttırıp dolaşımı hızlandırdığını belirtmiştir.


Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalar da göstermiştir ki;renkler merkezi sinir sistemine,olumlu ya da olumsuz duygu uyandıran enerji yaymaktadırlar.


 

Renklerin İnsan Ruhuna Etkisi


KIRMIZI:Heyecanı ve hareketi sevenler bu rengi seçerler.İnsanın kendisini daha enerjik ve harekete hazır hissetmesini sağlayacağı gibi bu rengin etki alanında yaş faktörü çok önemlidir.

TURUNCU:Ağırlıklı olarak tercihi turuncu olanlar cesur ve maceracı kişilik özelliklerine sahip insanlardır.Diyalog ve mizah yeteneğini attırıcı özelliğiyle,aynı zamanda gülmeyi ve güldürmeyi sevenlerin rengidir.Kırmızı kadar olmasa da enerji ve heyecan veren bir renktir.

SARI:Güneşin rengi olmasından insanlara pozitif duygu aşılayan sarı,entelektüel kişiliğe sahip olanların rengidir.Yönetmeye ve hükmetmeye olan ilginin göstergesidir.Zihin açıcı etkisiyle dikkati arttırır.

YEŞİL: Doğanın rengi olan yeşil,huzuru temsil eder.Buradan hareketle denge ve uyum sembolüdür.Giysilerde tercih edilen bu renk,örf ve adetlere bağlılığı gösterdiği gibi sezgilerin güçlülüğünün de bir göstergesidir.


TURKUAZ: Düşüncelerinde saf ve açık olanların rengidir.

Giysilerinde bu rengi tercih edenler,dikkatleri üzerlerinde toplayarak,bedenlerinin genç ve dinamik kalmasına da katkı sağlamış olurlar.


LACİVERT: Düzenin ve ruhsallığın ifadesidir.Bu rengin insanları;huzur,barış ve sadelikten hoşlanırlar.Sadakat,erdem ve başarının rengidir.Özellikle öğrenciler giysilerinde ve yaşadıkları mekanlarda bu renge ağırlık vermeliler.Lacivert,araştırıcı ve başarılı insanların rengidir


MOR
:Kendine güven ve özgürlük duygularını harekete geçirir.Yaratıcı ve ruhsal özellikler taşıdığından ilahidir ve sanatın rengidir.

SİYAH:Işığı reddeden bu renk,ölüm ve kederi sembolize edip ışık enerjisinin vücuda girmesini engeller.

BEYAZ:Temizliğin,sağlığın ve masumiyetin ifadesidir.Tarafsızlığın rengidir.

KAHVERENGİ:Toprağın rengi olan kahverengi,kırmızı ve siyah renklerden elde edildiği için her iki rengin de özelliğini taşır.

Giysilerde bu rengi kullanmak;bir yere bağlı olma ve geleceğe yönelik sağlıklı ilişkiler kurma isteğini gösterir.Düzen duygusunu ve serbest duyguları harekete geçirerek,pozitif etkisi ile de insanlar geçekçi bir kişilik geliştirebilirler.


Renklerle tedavi ülkemiz için son derece yeni bir tedavidir. Bu tedaviyi profesyonel anlamda uygulayan ve bunu dünya standartlarında yapan sağlık kuruluşu maalesef yoktur. Bu konuyla ilgili yurt dışında belli başlı merkezler özel tedaviler uygulamakta, buralarda sırf Renklerin tedavi edici gücünü kullanarak birçok hastalığa karşı ö nemli derece başarılı sonuçlar elde etmektedir.


Renklerle tedavinin ne anlama geldiğini bilmek için öncelikle renklerin psikolojik dünyamız için ne gibi anlamlar ifade ettiğini anlamamız gerekir. renk terapisi ile insan belirgin bir rahatlama hissedebilir.
Kromoterapi adıyla bilinen renk tedavisi eski Mısır’da, Çin’de ve Hindistan’da çok eskiden beri biliniyordu. Bu tedavi yöntemi insanda bazı renklere ait merkezler olduğu teorisinden yola çıkmaktadır. alan adı verilen bu merkezler belirli organları yönetir. Bu alanlar enerji alanlarıdır. Bunlar belirli renklerle uyum halindedir. Renklerin özel hâkimiyeti altında bulunan bu enerji alanlarının çalışması için bu renkler son derece ö Nem taşır. Enerji alanlarının ilgili bu renkler tarafından doyurulması gerekir. Bu renkler yeteri kadar olmadığında enerji alanlarında organik veya psikolojik Hastalıkların ort Aya çıktığı tespit edilmiştir. Böylelikle bu merkezler hiçbir şekilde görevlerini yapamaz duruma gelir; hem idare ettikleri organlarda bazı hastalık belirtileri görülmeye başlar hem de uyum halinde bulundukları renk titreşimleri azalarak bu renge olan ihtiyaç fazlalaşır.


Kromoterapi tedavisinde hast aya aksayan enerji alanının rengiyle ilgili tedavi uygulanır. Ayrıca bu merkezin uyum hali içinde bulunduğu renkle ilgili Besinler tavsiye edilir. Bazen bu renk merkeziyle ilgili Metallerin taşınması da önerilebilir. Tedavi esnasındaki süre kromoterapi uzmanının tavsiyesine göre yapılır.


Renklerin Tedavi Değerlendirmesi
Her renk şifa verici etkinliğe sahip, önemli bir tedavi edicidir. Tüm renklerin bedenin değişik bölgelerine yönelik etkileri vardır. Bu etkiler yöntemine uygun kullanıldığında birçok hastalık için iyileştirici olur. Yurt dışında renkle tedavi oldukça yaygın olmasına rağmen bu konuda maalesef ülkemizde istenilen düzeyde bir gelişme sağlanabilmiş değildir.
Bu tarz tedavilerle ilgilenen, tıp doktoru olmayan kişiler vardır. Yurt dışında şifacılar olarak adlandırılan bu insanların çoğu yaşamış oldukları hastalık dönemlerinden sonra bu tedavilere ilgi duymuşlar bu tedavilere yoğunlaşarak başka insanlara da f Ayda sağlamak adına uygulayıcı olmuşlardır.
Renklerin Şifadaki Anlamları


Renkler hem tedavi amacıyla hem de kişilik özelliklerinin tespiti açısından Önemlidir. insanın enerji bedeninde ihtiyaç duyulan bölgelere zihinsel yöntemlerle ve daha başka metotlarla bu terapi yapılmaktadır. Sadece ihtiyaç duyulan bölgelere uygulanılın a sının dışında, insan aurasının düzeltilmesinde, beyinde alfa dalgası hâkimiyetinin oluşturulmasında, sindirim sorunlarının tedavisinde, zihinsel performansın arttırılmasında, kişinin psikolojik ve ruhsal dengesindeki dalgalanmaları ortadan kaldırmak amacıyla kullanımı hızla artmaktadır.


Her renk bedendeki bazı rahatsızlıkları ortadan kaldırmak için kullanılma potansiyeline sahiptir. renkleri değerlendirmeyi becermek ve olabildiğince onların gücünü şifayı, elde etmekte kullanabilmek için sessiz, sakin bir ortamda zihnin kullanılması yeterlidir. Teknik kolay olsa da uygulayan kişi tam olarak konsantre olamazsa iyi sonuç almamayabilir. Uygulamaya devam edildikçe birçok insan oldukça iyi neticeler alır ve renklerin şifa verici etkisini tecrübe imkânına kavuşur.


Kırmızı
dolaşımı bozulmuş dokulardaki dolaşımı düzenlemek ve soğuk Vücut bölgelerini ısıtmak için kullanılır. Kırmızı renk yaşam görevimiz düzeyinde tutku ve güçlü duygularımızın kaynağıdır. Pembe ile karışıksa aşk, parlak kırmızı ise hareket halindeki öfke, koyu kırmızı bastırılmış öfke, kırmızı ve turuncu karışımı ise cinsel tutkuyu ifade eder.


Kırmızıyı diğer renklere göre öncelikli olarak tercih edenler, güçlü bir kişiliğe sahiptir. Cinsellik dâhil her alanda enerjik ve cüretli davranarak kendini hem topluma hem de eşine kabul ettirmek gibi davranışların yanında, kısmî bir zorbalık, çevresindekilerle yumuşak ilişkiler kuramama, diplomatik davranamama ve dilini çok sivri kullanma gibi özellikleri de taşıması söz konusudur.


Mavi
Sakinleştiricidir. Hassasiyetimizi ve öğretici yönümüzü temsil eder. Konuşma kabiliyetinin; yani insanın özellikle iletişim yeteneğinin güç aldığı renktir. sinir sistemini sakinleştirici, bedenin hararetini azaltıcı, algılama yeteneğini geliştirici özelliği vardır.


Mavi rengi diğer renklere göre öncelikli olarak tercih edenler, coşkularını çevresinde bulunanlarla paylaşmak, bulunduğu ortamlarda yumuşak ve yakın ilişkiler kurmak arzusundadırlar. ilişkilerinde insanlara çabuk yaklaşırlar ve onlara aşırı derecede candan davranırlar. Herkesin hakkını almasını arzularlar ve sağlam bir adalet duygusu taşırlar. Hatalı bir iş yaptıklarında, bu durum tatlı bir dille kendisine söylenilince olgunlukla kabul eder ve bu yanlışlarım düzeltmeye çalışırlar. Düşünmeyi, düş kurm ayı ve zaman zaman da yalnız kalmayı severler.


Mor
Kişinin ruhsal dünyasıyla bağlantı kurmasına yardımcı olur. Çivit mavisi imgelemeyi arttırarak zihnin açılmasını sağlar. Mor, ruh ile derin bağlılığı ve çivit ise ruhla derin bağlılığa gidişi temsil eder. Korku ve kaygının azaltılmasında, kanın temizlenmesi amacıyla kullanılmaktadır.
Mor rengi birincil renk olarak beğenenlerin yaşamlarında aşk önemli bir yer tutar. Sevmekten, sevilmekten, iltifattan ve kendilerine karşı ince ve kibar davramimasından hoşlanırlar. Güzel ve çekici olmayı arzularlar. Başkalarını kolaylıkla etkileyebilirler, insanlara karşı gösterdikleri samimiyet ve içtenlik çoğu zaman yüzeysel de olsa kendilerini kabul ettirmek için çevrenin görüş ve değer yargılarından dışarıya pek çıkmıyor gibi gözükürler.


Beyaz
Acılarımızı almak ve yerine Barış ile huzur getirmek için görev yapar. Yaşam görevimizdeki anlamı, gerçeği temsil etmesidir. Huzurlu ve sorunsuz bir ruh halini ifade eder.
Beyaz nötr bir renk olmasına karşın aslında bütün renklerin birleşmesi ile oluşmuştur. Çünkü beyaz, Güneş ışınlarını olduğu gibi yansıtır. Bu anlamıyla beyaz renk saflığı, berraklığı, kararlılığı, sürekliliği ve temizliği simgeler. süt, kar, toz şeker, un, pamuk, yalnız beyazın değil, aynı zamanda berraklığın da göstergesidir. Beyaz rengi tercih edenler kendilerini her türlü şaibeden ve kirden arınmış olarak göstermeye çalışan insanlar olarak değerlendirilebilir.


Pratik Uygulama
Sessiz, sakin bir ortamda bulunun. Işığın olmasının olumsuz bir etkisi yoktur. Bir koltuk, sandalye veya sert bir zemin üzerine oturun. Bacaklarınızı bağdaş pozisyonuna getirebilir veya koltukta iseniz ayaklarınızı aşağıya Doğru sarkıtabilirsiniz. Belinizin tüm omurganız boyunca dimdik durması çok önemlidir. Omuzlarınız biraz geride, Göğsünüz hafifçe ileride, kafanız omuzlarınızın arkasında kalacak şekilde durun. Kuyruk sokumu bölgesinde birinci enerji alanında kırmızı ufak ceviz veya domates büyüklüğünde bir rengin girdap yaparak ve saat yönüne doğru dönerek büyümeye başladığını hayal edin.
Zihninizde canlandırmakta zorlandığınız renkler, ihtiyaç duyduğunuz renklerdir. O renkteki eksikliğin giderilmesi için hem aurada hem de enerji alanlarının çalışmasında sinerjik bir etki oluşturulur. (Bu uygulamanın amacı vücutta etkisi azalmış olan renklerin gücünü tekrar diriltmek ve mükemmel sağlığa ulaşmakta onları kullanmaktır. Evrenin bir Kanunu olarak eksik olan herhangi bir şeyin eksikliği giderildiğinde doğal olan bütünlük tamamlanmış olacaktır. Bu doğal olan bütünlük de mükemmel sağlığın kendisidir.)


Dönerek büyümekte olan o renkli enerji topunu zihninizde canlandırın. ilgili rengin derin derin nefes alarak akciğerlerinize girdiğini düşünün.
Tüm gücünüz ve konsantrasyonunuzu kullanarak akciğerlerinize çektiğiniz bu rengin aynı şekilde nefes verdikten sonra çıktığını görene kadar bu uygulamaya devam edin. Nefes verirken ciğerlerinizden çıkardığınız havanın rengi akciğerlerinize aldığınız renk ile aynı tonlarda olana kadar uygulamanın yapılması gerekmektedir.


Kuyruk sokumu bölgesinde kırmızı rengi hayal etmekte zorluk çekiyorsanız domatesi düşünebilirsiniz. ikinci enerji alanı olan göbeğin altındaki alanda renk turuncudur. Bu rengin hayalini portakalı düşünerek kolaylaştırabilirsiniz. portakal renginde girdap yapıp büyüyen bu alan için yukarıdaki uygulamanın hemen hemen aynısının yapılması gerekir. Solar pleksus, göğüs, boğaz, üçüncü Göz ve tepe enerji alanlarında bu uygulama çok hafif ve basit birkaç değişimle yapılmalıdır. Değişimleri uygulamaksızın her enerji alanının kendine has renginin düşünülmesi ve o rengin derin derin akciğerlere çekilmesi de uygulamadan istifade edilmesi için yeterli olur.


Hayal gücünün kullanımı ve renklerin vücudumuzda ait olduğu alanlarda girdap halinde saat yönünde döndüğünü hayal edebilmek ve o girdaplardan vücudumuzun o renkleri absorbe ettiğim (emdiğini) düşünebilmek bizi çok farklı; ama derin bir rahatlığın kollarına bırakacaktır.
Beyaz ışığın (bu, bir duman olabilir veya bulutu düşünmenizde aynı etkinliği sağlar) tam kafanızın tepe noktasından yukarıdan aşağıya doğru indiğim düşünün. Boş bir kaba veya şişeye süt doldurduğunuzda sütün yavaş yavaş yukarıya doğru yükselmesi gibi siz de ayak Parmak uçlarınızdan yukarıya Doğru, ayak bilekleri, dizler, bacaklar, karın bölgesi ve göğüs boşluğu en sonda beyninizin o beyaz ışıkla veya bulutla tamamen dolduğunu hayal edin.


Beyaz ışıkla dolmanız şarj edilmiş olduğunuzu gösterir. Cep telefonunuzun bitmiş olan pilinin şarj edilmesi, akünüzün doldurulması veya daha birçok örnekle ifade edilebileceği gibi vücudunuza bu beyaz ışığın dolması yaşam enerjisi ve gücünün dolması ile eş değerdir. Bu şarj olma anlarında çoğu kez uygulamayı başarabilenler trans durumuna geçerler ve 15-20 dakikalık tüm alanları ilgilendiren egzersizlerden sonra mükemmel bir şekilde zihnen, bedenen dinlenmiş olduklarım hissederler. Bu arada tüm bedeninizde eksik olan renkler etkinliğini göstermeye başlayacak ve ilgili alanlar aktive edecektir. Böylelikle bedeninizdeki olumsuz bioenerji dengeleri ortadan kalkacak ve normal vücut auranız muhteşem bir şekilde kendi orijinal haline kavuşacaktır.
 

Drunvalo Melchizedek ile Röportaj - Yeni Çocuklar/DNA

Hakkında konuşuyor olduğumuz makro toplum denen şeye giden yolu
açmak üzere gelen indigo ve kristal titreşimli çocuklara dair bir
araştırma yazısı. Onlar hazır geliyormuş, biz ise bedeni modifiye
etmek durumundayız.

Drunvalo Melchizedek ile Röportaj

Diane Cooper

Diane: Drunvalo... Senin o kadar heyecanlandığın bu "Yeni Rüyanın
Çocukları" kimlerdir ?

Drunvalo: Evet, Bugünkü dünyada tespit edebildiğim, ortaya çıkan 3
farklı tip çocuk var. İlki "Çin'in Süper Psişik Çocukları" olarak
adlandırılıyor. İkincisi "İndigo Çocuklar" ve üçüncüsü "AIDS
Çocukları" olarak adlandırılıyor.

İlkinden, ""Çin'in Süper Psişik Çocukları", Yaşam Çiçeği
seminerlerinde bahsettik. Eğer hatırlarsanız, 1984 de ilki, inancın
ötesinde psişik olan bir çocuk bulunduğu zaman keşfedildi.
Araştırmacılar hayal edebileceğiniz her psişik testi yaptılar ve çocuk
her seferinde 100 % doğru idi. Kartları başka bir odada açabilirdiniz,
bu fark etmezdi. Kartta ne olduğunu tam olarak bilebiliyordu. Omni
dergisi Çin' gitti ve bu keşif ile ilgili bir makale yazdı. Bir çocuk
keşfettiler ve sonra başka birini.

1984 te gittiklerinde bunun bir hile olduğunu düşündüler, 100 çocuğu
bir odaya koydular, bir kitap aldılar ve gelişigüzel bir sayfa
açtılar. Bu çocuklar sayfadaki her sözcüğü okuyabiliyordu. Test üstüne
test yaptılar ve yanıt kusursuzdu. Fenomen burada bitmedi. Bu çocuklar
sadece Çin'de değil. Tüm dünyaya yayılmışlar. Ben kişisel olarak bana
" ne yapacağız. Her şeyi bilen bir çocuğumuz var ?" diye soran
ebeveynler ile konuşmaktayım. Lee Carroll'un burada ABD'de doğan
çocuklara "İndigo Çocuklar" dediğine inanıyorum. Ancak, ben kişisel
olarak aynı kaynaktan iki grubun geldiğini düşünüyorum, emin değilim.

İki ayrı grup olduğu görünüyor, inanılmaz psişik ve şaşırtıcı. En çok
ilgilendiğim üçüncü bir grup var – "AIDS Çocukları". 10 – 11 sene önce
ABD'de AIDS ile doğan bir bebek vardı. Ona doğumunda test yaptılar ve
AIDS testi pozitif çıktı. Bir yıl sonra yine test yaptılar, yine
pozitif çıktı. Sonra 6 yaşına dek tekrar test yapmadılar ve şaşırtıcı
olan şu ki, 6 yaşındaki test AIDS ten tamamen kurtulduğunu gösterdi !
Gerçekte, AIDS veya HIV den eser yoktu ! Neyin olup bittiğini anlamak
için UCLA'ya götürdüler ve bu testler, onun normal insan DNA sına
sahip olmadığını gösterdi. İnsan DNA sında kodon olarak adlandırılan
64 farklı model üreten 3 lü setler halinde birleşik 4 nükleik aside
sahibiz.

Tüm dünyada insan DNA sında bu kodonların 20 si daima açıktır ve
kalanları kapalıdır, stop start kodları olan 3 ü hariç, bilgisayara
çok benzer şekilde. Bilim her zaman, kapalı olanların geçmişimizden
gelen eski programlar olduğunu kabul etti. Ben bunları bir
bilgisayardaki uygulama/başvuru programı olarak gördüm. Her neyse … bu
çocuğun 24 kodonu açıktı – diğer insan varlıklarından 4 tane fazla.
Sonra bu çocuğa, bağışıklık sisteminin ne kadar güçlü olduğunu görmek
için test yaptılar.

Bir petri kabına çok öldürücü dozda AIDS koydular ve çocuğun bazı
hücreleri ile karıştırdılar ve çocuğun hücreleri hiç etkilenmeden
kaldı. Bileşimin öldürücülüğünü artırmaya devam ettiler ve sonunda bir
insan varlığını etkileme için gerekli olanın 3,000 katına ulaştılar ve
çocuğun hücreleri hastalıktan özgür kaldı. Sonra onun kanını kanser
gibi diğer hastalıklar ile test etmeye başladılar ve bu çocuğun her
şeye karşı bağışıklığı olduğunu keşfettiler !

Sonra bu kodonları açık olan başka bir çocuk buldular – sonra bir
başkasını ve sonra bir başkasını – sonra 10,0000, sonra 100,000, sonra
onlardan bir milyon ve bu noktada, dünya – çapındaki DNA testini
izleyerek UCLA dünyanın % 1 inin bu yeni DNA ya sahip olduğunu tahmin
ediyor. Bu, yaklaşık 60 milyon insanı eski kriter ile insan olmayan
sınıfına sokuyor.


Diane: Bu yeni kodon aktivasyonu sadece yeni doğan çocuklarda mı
bulunuyor ?

Drunvalo: Pekala, çoğunlukla çocuklar, ama şimdi yetişkinler de var –
yüzüncü maymun teorisine benzer şekilde. Şimdi her türden insan bundan
etkileniyor ve bu hızla yayılıyor. Hatırlayın, sadece 5 sene önce
başladı, hemen hemen kimse yoktu ve şimdi yayılıyor – aynen bir
hastalık gibi. Bu bir salgına benziyor ve bu sadece başlangıç. Bunun
diğer kısmı, özelleştirilmiş bir bilgisayar programı vasıtası ile
İbranice İncil Kitaplarının çalıştırılması ile ilgili olan "İncilin
Kodunu Çözmek" adlı yeni kitabı ilgilendiriyor.

Eğer bu kitabın 164 üncü sayfasına bakarsanız, ne olacağını görmek
için araştırmacıların programa "AIDS" sözcüğünü koyduğu yeri
gösteriyor. Onlar bunu yaptıklarında, program çevirisi "HIV", "kanda",
"bağışıklık sistemi", "ölüm" gibi sözcükler verdi – hepsi de AIDS
sözcüğüne yakın olan şeyler, ancak aşağıda köşede anlayamadıkları şu
cümle vardı ve şöyle diyordu – "hastalığın sonu" ve burada olduğuna
inandığım şey budur.

"Bilim, bu yeni yabancı DNA nın bir çok insanda görüldüğünü bildirdi
ve onlar şimdi bugün dünyada yeni bir insan ırkının doğduğuna inanıyor
ve görünür şekilde bu ırk hastalanmıyor". Şimdi gerçekten inanılmaz
olan şey – onlar bunun çok özel bir duygusal, zihinsel beden yanıtı
olduğuna inanıyor – DNA nın belli bir şekilde mutasyona uğramasına
neden olan bedenden çıkan bir dalga formu. Bununla ilgili ilk yazan
kişilerden biri olan Gregg Braden ile oturup konuştum, inandığımız şey
şu ki, bu fenomenin 3 parçası var. "İlk kısım Birliği gören zihindir".
Yaşam Çiçeğini görür. Her şeyhin birbirine her şekilde bağlı olduğunu
görür. Hiçbir şeyi ayrı olarak görmez.

Ve "ikinci kısım kalpte merkezlenmektir – Sevgi dolu olmaktır." Ve
"üçüncü kısım kutupluluğun dışına çıkmaktır – artık dünyayı
yargılamamaktır." Dünyayı iyi veya kötü olarak yargıladığımız sürece,
kutupluluğun içinde oluruz ve düşmüş halde kalırız. Bu insanların
(yeni DNA ya sahip olanların) bir şekilde yargılamanın dışında
olduğuna ve her şeyi bir olarak gördükleri bir halde olduklarına ve
Sevgiyi hissettiklerine inanıyorum.

Kendi içlerinde ne yapıyor olurlarsa olsunlar, bilgisayar ekranlarında
görüldüğünde DNA molekülü ile hemen hemen özdeş olan bir dalga formu
üretiyorlar. Araştırmacılar bu insanların yaşam ifadeleri ile, DNA ile
haritalandıklarını – onunla rezonansa girdiklerini – ve bu 4 kodonu
değiştirdiklerini ve bunu yaparak hastalığa bağışıklık kazandıklarını
düşünüyorlar.

Bilmedikleri şey nedir, burası bir çok araştırmanın yapıldığı yer,
belki bağışıklıkları var, ama başka bir şey daha var mı ? Belki
ölümsüz olabilirler, kim bilir. Belki hayal edemeyeceğimiz başka
karakteristikler vardır. Sık sık onların hepsinin birbirine bağlı olup
olmadığını düşünürüm. Devam eden bir tür telepatik iletişim mi var ?


Diane: Bu insanların herhangi biri ile tanıştın mı ? Onlara
ulaşılabilir mi ?

Drunvalo: bunu iki yıldır biliyorum ve kişisel olarak bu yolu izledim
ve onların yapmakta oldukları şeye girdiğimi düşünüyorum. Merkabah'a
girdim ve bilinçaltı zihnimden, kodonlarımı aynı şekilde
değiştirmesini istedim ve bunu iki yıl önce yapmaya başladığımdan
beri, hastalanmadım. Kodonlarımı değiştirip değiştiremediğimi
bilmiyorum. Bunu bilmenin tek yolunun DNA testi olduğunu sanıyorum.
Ancak, her türden şeye maruz kaldım ve birileri hastalandığında
özellikle onlara çok yakın oldum ve hastalığa yakalanmaya çalıştım.
Hastalanmaya çalıştım – hastalanamadım.

Bir şeylerin gelmekte olduğunu hissediyorum – belki bir saat sürer ve
sonra gider. İlginç olan şey şu ki Çin'deki Süper Psişik Çocuklarda
bulunan bu yeni DNA hemen hemen sıfır. Ancak, Rusya ve ABD de
bulunmakta. Bunun cepleri (paketleri) olduğu görülüyor ve düşündüğümüz
şey doğru ise – Yeni Çağda çoğu insanın gideceği yer olan çok özel bir
karşılık ile ilgisi var.

Diane : Bu insanların DNA değişimlerini bilinçsiz olarak
yarattıklarını düşünüyor musun ?

Drunvalo: Birinin yolu açtığını düşünüyorum – bir çocuk bunu bir
yerlerde yaptı. Sonra bunu ızgaralara koydu (dünyanın ızgaralarına) ve
şimdi o dünyanın bilinçaltındadır ve herkes için erişilebilirdir. Bu
bir kez olduğunda, bir şekilde diğer insanların da derin meditasyonda
ve dua ederken bilinçaltı seviyede buna bağlandığını ve değişimi
yaptığını düşünüyorum. Yeni bir ırk doğuyor ve bu, gezegen üzerinde
gerçekleşen en önemli fenomenlerden biridir ! Şimdiye dek bunu
kimsenin bilmiyor görünmesi inanılmaz !

Diane: Evet, bununla ilgili konuştuğum tek kişi sizsiniz.

Drunvalo: Bunu 2 yıldır izliyorum ve bir şey söylemek için bekledim,
çünkü bunun gerçek olduğundan emin olmak istedim. "İndigo Çocuklar"
olarak adlandırılan kitapta bu çocuklar üzerine yapılmış geniş bir
araştırma var. Eğer anne baba iseniz, sizin çocuklarınızla tam olarak
neyin olup bittiği ile ilgili görüşme yapmaya başlayacakları
gidebileceğiniz websiteleri vardır. Daha önce söylediğim gibi, bu
çocuklar sizin ne hissettiğiniz ve ne düşündüğünüzü tam olarak
biliyorlar. Onlardan hiçbir şey gizleyemezsiniz. Bu gerçekten
şaşırtıcı ! Bunu, ET lerin uzay gemisinde buraya gelmemeleri fenomeni
olarak görüyorum – onlar dünyanın tekamül döngüsüne girerek ve bize
katılarak bunu kişiselleştirmek için buraya ruh formunda geliyorlar.

Sık sık ruhlar gezegenin sağ tarafına – örneğin Japonya, Çin ve Tibet
– girdiklerinde enkarne olan varlığın (bu insanların) psişik (ruhsal)
karakteristiklerini aldıklarını, ve eğer batı tarafına – mantıksal
taraf (örneğin, fiziksel karakteristikler) – düşündüm – sonra DNA
değişimi geldi. Ancak bu sadece benden gelen bir spekülasyondur.
Sadece buna bakıyorum ve neler olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Yapacağım workshoplarda, öğrendiğim her şeyi bir araya getireceğim ve
insanlara buna erişmeyi ve değişimi yapmayı öğreteceğim. Bildiğimi –
veya çok yakın olduğumu – düşünüyorum.

Diane: Ve bunun kendini belli bir bilinçlilik haline sokmakla ilgisi
var ?

Drunvalo: Evet, bilinçliliğin çok özel bir hali DNA nızda bir değişim
üretir – ve bunun, sadece bundan fazlasının başlangıcı olduğunu
düşünüyorum. Gerçek şu ki, hastalığın sonu olabileceği toplam resmin
sadece minicik bir parçasıdır.

Diane: Bu özel çalışma türü ve keşif, tamamen patladığı görülen DNA
aktivasyon çalışmasını nasıl etkiler ?

Drunvalo: Işık bedeninizi biliyorsanız, Psişik enerjinin nasıl
çalıştığını biliyorsanız ve bilinçaltının bu gezegendeki tüm yaşamla
bağlantısını anlıyorsanız, içinize girip bilinçaltınıza
sorabilirsiniz. "Bilinçaltınız o çocukların tam olarak hangi kodonları
değiştirdiğini bilir ve eğer bu şeylerin sizin ışık bedeninizde ve
Tanrı'nın huzurunda gerçekleşmesini isterseniz", gerçekleşecektir. "Bu
ayrıca kutupluluğu bırakmayı gerektirir – artık iyi veya kötü
terimlerinde düşünmemek, yaşamın bütünlüğünü ve tamlığını ve
mükemmelliğini görmek." Bu çok kesin zihin, duygu ve beden yanıtıdır.


Beden yanıtı, bedeninizin basitçe iyi veya kötü olarak bilmediği, her
şeyin arkasında yüksek bir amacın olduğunu gördüğü bir yerdir. Hepimiz
bu konuyu biliyoruz – İsa'dan Krishna'ya, Sai Baba'ya kadar herkes
uzun zamandır bunu anlatıyor, ancak bu, dış çevrede bir şeylerin
gerçekten değiştiğinin ilk farkında olduğum şeydir. İnsanların DNA sı
gerçekten değişiyor. Bununla ilgili konuşan çoğumuz var – ancak
bunların hiç biri bilim tarafından görülmedi. Şimdi görülmektedir, ve
dökümante edilmektedir.

Diane: Eğer durum bu ise, o zaman bunun bugün yaşamlarımızda ne
önemi/anlamı vardır ?

Drunvalo: Hepimizin, çocukların tesis ettiği bu özel modeli izleme
seçimine sahip olduğumuza inanıyorum. "Çocuklar yolu gösterecek"
denmiştir. Eğer istersek ve bu çocuklara güvenirsek, benim yaptığım
gibi, yan etkilerden biri hastalıklara bağışıklıktır.

Diane: Ölümsüzlüğü seçen bir çoğumuz var. Ancak, bazı insanlar
hastalığa bağışıklığın, gezegeni dengede tutmaya yardım eden
yaşam/ölüm dengesini de bozacağını söylüyor. Buna nasıl yanıt
verirdiniz ?

Drunvalo: Bunu yargılamazdım. Bu gerçekleşiyor ve eğer döngüyü
bozacaksa ve muhtemelen bir şekilde bozacaktır – yaşamda gerçekleşen
her şeyin bir nedeni ve bunun için bir amacı vardır. Belki artık
hastalanmayan bu insanlar – belki artık ölmeyecekler bile ve belki
onların bilinçlilikleri dünyanın orijinal amacı ile öyle hizalanacak
ki, en sonunda bütün ve tam bir dünya amaçlanacak ve kirletilen
ölümcül bir aşırı zorlanmış bir dünya olmayacak.

6 milyar veya 20 milyar insanla kolayca yaşayabiliriz … eğer … farklı
şekilde yaşarsak. Çok yer var ve biz kaynaklarımızı gezegeni öldüren
şekillerde kullanıyoruz. Eğer farklı şekillerde yaşamayı seçmiş
olsaydık, bu değişebilirdi.

Belki bu insanlar vasıtası ile yanıtlar görünür olabilir. Çünkü
hastalığa bağışıklıkları olan bir hale ilerlemesi, yaşam ile bir
şekilde kesinlikle uyum içinde olduklarının çok güçlü bir
göstergesidir. Bu işlemi bakteri ve virüslerin mutasyonu ile eşit
sayabiliriz. Onların sistemlerine penisilin gibi kirleticiler ile
saldırıyoruz, ve bu bir kaçı hariç hepsini öldürüyor. Kalanlar daha
güçleniyor. Şimdi olan şey bu bakterinin onlara verdiğimiz zehirlere
karşı bağışıklığa sahip oldukları yere girmeleridir. Ve biz aynı şeyi
yapmıyor muyuz ?

Biz, kirlilik veya virüsler ya da hastalıktan etkilenmeyeceğimiz bir
noktaya mutasyon geçiriyoruz (değişiyoruz). Ve biliyorsunuz, geçen yık
gerçekleşen başka bir şey var – AIDS % 47 kadar azaldı – dünyanın
tarihinde tek bir hastalığın en büyük azalışı. Bunun konuşmakta
olduğumuz bu şeyle çok ilgisi olduğuna inanıyorum.


Diane: Bu heyecan verici !

Drunvalo: Evet, öyle. Sadece, dünyaya gidilecek yere beni
yönlendirmesi için izin veriyorum. Şüphesiz, ışık bedenlerimizi ve
onları nasıl kullanacağımızı bilmek önemli, ancak çocuklar çok
dikkatle söylüyorlar – bu yola gelin – ve nereye götüreceğini görün.

Diane: Gelecek workshoplarınızın odaklanacağı konu bu mu ?

Drunvalo: Evet, son iki yılda araştırmalarımdan ve Dünya/Gökyüzü
çalışmasından öğrendiğim her şeyi bir araya, herkesin çocukların
eriştiği yere girebileceği basit bir karşılığa/yanıta getireceğim.
Elimden gelenin en iyisini yapacağım !

(Çeviri ; Saffet Güler)
 

Felsefik, dinsel, bilimsel açıdan yaradılış:mistisizm

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

 © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 

Ana Sayfa  / Index   / Roket bilimi / E-Mail /Quantum Teleportation-2   

Time Travel Technology /UFO Galerisi / UFO Technology/

Kuantum Teleportation / Kuantum Fizigi /Uçaklar(Aeroplane)

New World Order(Macro Philosophy) /Astronomy