Sonsuzluğun Sembolü

Evrensel Bilgi Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin rehber varlıklar tarafından bizlere verilen sembolü. Merkezin Kurucusu Üstad Muzaffer Kınalı. Mevlâ Teâlâ'ya sonsuz hamd-ü senâlar... Âlemlerin Rabbi Allah'a Sonsuz Hamd ü Senâ.

Hamd-ü Senâ'lar Ne demektir?

SENA; YÜCELTMEK,YÜKSELTMEK DEMEKTİR.

1.Allah(c.c)'a hamd etmek manasına gelir.

1.Yaradan'a oLan şükran duyguLarını biLdirme arapçadır

2.Rabbi, kalb ile yüceliğinin, büyüklüğünün idrakı ile hamd etmek. amaç akıl ile kalbi buluşturarak idrak etmektir.

- VAHDET EKOLÜ olarak bayrağımız!

 

Sonsuzluğun  gizemli sembolleri olarak yedi köşeli yıldız iç içe yedi yıldız şeklinde görülür. Bu aslında dünyamızın yedinci kat üstünden başlayan yedi kat gökler şeklinde ifade edilen bilim dalında yedi boyut diye bahsedilen sicim metodu ile izah edilen bir sistemin adı şeklinde başlayan bir hal...  Bu hal  dünyamızın ötesinde kainatında ötesinde sonsuzluğun ifadesi olarak tam ortasında yeşil bir nur şeklinde yıldız, sonsuz hamdü senalar, sonsuz hamdü senalar, sonsuz hamdü senalar diye selam verilen ve sonsuzluğu selamlarım, sonsuzluğu selamlarım, sonsuzluğu selamlarım şeklinde ifade edilen evrende yönetici olan yönetici varlıkların, üstadların, rabların ulaştığı bir yer bir makamdır.Dünyamızdan başlayarak bu devam eder ve kainatı geçerek, tüm kainatlarıda aşarak 520 boyutun üzerinde ifade edilen  hallere, boyutlara doğru uzanır.Bunu anlamak hayli zordur. Ama kısa bir tanıtımla her boyut ayrı bir haldir. Bu iç içe yıldızlar şeklindeki resimde zemini kırmızıya pempeye yakın bir renkle gösterilmesi hala sonsuzluğa doğru olan bir genişlemeyi ve açılımı ifade eder.Bu evrende değil, kainatta değil, sonsuzluğunda ötesinde var edenle var edilenler arasındaki ifadenin anlaşılması için verilmiş bir semboldür. Bunu anlamak ancak üstadlara mahsustur. Bu M7 sistemi ile ifade edilir. Yani M7 sistemi dediğimiz yüksek bir sistemle ifade edilir.İnsanlık henüz bu noktaları anlamaya muktedir değildir.O bakımdan bu yıldızı bu şekilde tanıtalım.Bu yıldızın kapsadığı her boyutu açıklamak zor. Ancak dünyadaki bazı yüksek düşünürler, üstadlar, veliler, evliyalar, resuller, peygamberler, görev verilmiş olanlar ancak bunu anlayabilirler. Hatta bazen görev verilmemişse bu ilmi ifade etmeye  resul ve peygamberde olsa yetke sahibi değildirler.. onlarda anlatamazlar. Ancak bunun için bilgi verilmiş olanlar bunu anlayabilirler, anlatabilirler.Kainatta yönetici bile olsa bu yıldızın tamamını anlaması mümkün değil.Bu kainatlar ötesi bir kavramdır. Ama yine bu kavram  dünyamızdan başlar.Dünyamızın yedinci katı olarak ifade edilen yerden anlaşılmaya başlar. Agartalılar, Sirius uygarlığı bunu anlamak üzereler, kısmen bu sembolün kapsadığı sırları anlamaya başlamışlardır. Böylelikle bu bırak yeryüzündeki gelmiş geçmiş sembolleri kainattaki varolan sembolleri…  kainat ötesi alemlerde sonsuz kainatlarda varolan sembollerinde ötesinde bir semboldür. Onun için bu sembolü tanımanızda fayda vardır. Burada her şey vardır. Burada ortada Allahın ifadesi vardır.Burada sonsuz bilgi vardır. Burada sonsuz şifa vardır.Burada sonsuz sevgi ve aşk vardır. Ancak bu sonsuz aşka sonsuz sevgiye ve sonsuz bilgiye müsait  olanlar ve kendini o denli hazırlayanlar iritibata geçerler ve anlamaya başlarlar. Burada paralel evrenler dediğimiz sonsuzluğun bilgisi, burada  Levh-i Mahfuz  dediğimiz sonsuzluğun bilgiside vardır. Onun için artık bu sembolü insanlığa tanıtmanın vakti gelmiştir. Hiç tanımasalar bile oraya konsantre olmaları zihnini boşaltarak kendini, ruhunu, aklını, gönlünü bir nevi oraya bırakmaları Allahın huzuruna, yaradanın huzuruna teslim olmak gibidir.Oradan her şeyi alabilirler. Şifa isteyen şifa alır, bilgi isteyen bilgi alır, sevgi isteyen sevgi alır, ilim isteyen ilim alır. O denli insanlığa  hayırlı bir kapıdır bu sembol.Bu yıldızı bu  sembolü artık insanlık tanımalı ve bilmelidir.Bu sembolü  tanıyan ve bu sembolü sevgi ile aklında gönlünde imajine eden her canlı çok büyük nimetlere kavuşacaktır. Yeni kurtuluşlarda yerini alacaktır. Büyük felaketlerden dahi kurtulmanın yollarını  bulacaktır.Bu sembolü aklında ve gönlünde tutanları daha üst boyutlardaki varlıklarda görüp kendi gibi düşünen bu sembolü taşıyan varlıklarla temas etmek isteyeceklerdir. Yüksek varlıklarda bu imajinasyonu tanıyarak o canlılarla tanışmak isteyeceklerdir. Ve bir çok varlığın yardımınada mazhar olmak gibi bir vesileyede bu sembol kapı açacaktır. Bu sembolü aklınızda bulundurduğunuzda imajine ettiğiniz bu imajinasyon yukarı boyutlardanda görülecektir.Diğer boyutlardaki, evrenlerdeki dostlarda  bu sembolden birbirlerini tanıyacaklardır.Birbirlerine yardım edeceklerdir.Böylesi bir sembolün bir gönülde yer aldığını gören yüksek varlıklarda sizleri belli bir anlayış ve bilgi merhalesine ( o noktalara)  yükselmiş olarak göreceklerdir. Böylelikle bu sembol sayesinde yeni bir görüntü yeni bir bilim yeni bir anlam yeni bir mekan yeni bir zaman kavramı ortaya çıkacaktır. Böylelikle La zaman-La mekan boyutunuda anlamış olacağız. İnsanlara hayırlı olsun diyorum.İşallah bu ifadelerimiz anlaşılmaya çalışılır. İnsanlar anlamaya çalıştığı ve anladığı  nispette çok insana buna benzer bilgiler gelecektir.Bizlerde bu bilgileri vermeye devam edeceğiz. Allahın selamı şefaatı  affı muafiyeti  üzerinize olsun. Esselamun aleyküm. (Üstad Muzaffer Kınalı)

Bu sembol 1970 te Denizli'de kurulan ve uzay anadolu kodu enerjisi  ile yoğrulan  Evrensel Bilgi Araştırma ve Uygulama Derneğinin sembolüdür. Bu sembol ilahi alemde çizdirilmiştir. Hiçbir kişinin, şahsın bu konuda bir etkisi yoktur.Ama şu anda derneğimizin çalışmaları durdurulmuştur. Fakat derneğimiz gönüllerde yaşamaya devam etmektedir. Bu sembolün şekil olarak odanızda ve evinizde yada üstünüzdeki kolyenin içinde bulundurulması  bilgi enerjisi , şifa enerjisi şeklinde enerjilerle bağlatı kurmanızı sağlayacaktır.Maddi ve manevi anlamda pozitif bir enerji ile bulunduğu ortama aurasal bir enerji yayacaktır.
 

Resimdeki sembolün ortasında SS şeklinde  ''Sonsuz Hamdü Senalar''  yazısı görülmektedir.

Sonsuzluğu selamlarım,

            sonsuzluğu selamlarım,

                         sonsuzluğu selamlarım  Ç.BAL

Sırlar Sultanı Üstad Muzaffer Kınalı:

Kainatın tüm boyutlarını dolaştım.+12 ve -12 boyutu olduğunu daha önce söylemiştik.

Eksi boyutlar negatiftir alemlerdir.Artı boyutlar pozitif alemlerdir.

Yani Uygurcada yang (+), ying (-).Dünya bilim adamları sicim metodu adı altında bu boyutları kısmen bilirler ancak 7 pozitif , 7negatif olarak bilirler yani kainat boyutunu değil sadece dünya boyutunu bilirler.Bu alemleri tanımaktan ziyade sadece boyutların olduğu kadarını bilirler.Boyutlar var diyebilirler.Oraların o boyutların kanunlarını, kurallarını, mücadeleyi ve ilimlerini bilemezler.

Kainatın en üstün varlığı tanrının nurunu taşıdığı için (kainatta allahın nurunu taşıyan başka varlıklar yok!) kainata sultan olmaya namzettir; halbuki insanlık kendini bilmekten acizdir.Çünkü Kendini Bilen Rabbini Bilir!

Kainat içinde mücadele devam etmektedir şu andaki insanlardan alt boyut alemleri daha güçlü görülmektedir "İlim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir" Dünyamız ilahlar yetiştiren bir okuldur.Bu okulu bitirenler yüce üstadlardır kainatlarında çıkarak bütün alemlerin oluşumunu paralel evrenlerden (LEVH-U MAHVUZ) lardan izlerler.Şuan ki insanlık yeryüzünde görevli üstadlar ve kutuplar tarafından vede üst boyuttan yardımlar alarak korunmaktadır.

"Allah bizi korur" söylevi eksik söylenmiş bir sözdür.Allah-ü teala bütün alemlerin allahıdır.İlahi yasalara göre "Hak eden hak ettiği kadar alır"  her varlık birbirine iletişim halinde olmasına rağmen;

Allah-ü teala diyor ki; "Biz insanları ve tüm varlıkları sevdikleriyle halk ederiz." ayetine göre:

  • Ruhsal
  • Zihinsel
  • Duygusal
  • Bedensel

Yakınlıklara göre yeniden halk olurlar.Yani arkadaşlıklar, ana baba, evlat, aile ve tüm yakınlıklar daha önce hak ettikleri nispette yeniden hayat bulurlar.

Alt boyut kanunlarını bilmedikleri için insanlar kesinlikle kendilerini ve dünyalarını koruyamazlar bunun için dünyamız binlerce defa tufanlar geçirmiş, ama 36 defa Hz.Adem gibi insanlar yeniden çoğalmıştır.

Bu bahsedilen tehlikeleri ve bunların bertaraf edilmesini üstadlar bilmesine rağmen insanlık onların sözlerine inanmaz.Daha önce peygamberlere inanmadıkları gibi helak olurlar.İnanlar ve uygulayanlar -Agartalılar dahil- üst boyut görevlileri tarafından kurtarılırlar.

Bu konular hakkında uzun konferanslar verip  bilim insanlarına ve insanlara bilgiler vermek isterdik.İzafi şeylere şartlanmış olan henüz beynin %1, %2' sini çalıştıran insanlar ego, gurur, kibir, aşalık duygusu,

korku, şartlanmışlık gibi duygular yüzünden doğru ve güzel sözleri anlayamamaktadır.

 

Bilenler Bilemeyenlere Borçludur...Şimdi sizler biliyorsunuz sizde borçlusunuz... Öyleyse bilmeyenlere bizim adımızla duyurunuz....

Ş.Üstad Muzaffer Kınalı (Evrensel Bilgi Uygulama ve Araşıtma Derneği Başkanı)

 

Evrensel Bilgi Uygulama ve Araştırma Derneği'nin Ana Gayeleri....

16 Ocak 2011 Pazar, 14:23
 
İnsanlık, yanlış ve yetersiz davranışlarıyla hem kendi tekamülünü hemde doğanın tekamülünü bilmeyerek yanlış yönde etkilemektedir.Halbuki insan kainatın en üstün varlığı olarak kainatı dahi yönetecek güçtedir.

               Bilinç düzeyleri tam gelişemediği için, beyninin çok az kısmı çalıştığı için olayları kavrayamamakta insanlığın içinde bulunduğu tehlikeleri fark edememektedir, engelleyememektedir, o tehlikeyi bertaraf edememektedir.Alt boyut varlıkların devamlı tacizine uğrayıp duygusal ve zihinsel bedenlerine yapılan etki fiziki bedenine de etki ederek yaratılış doğrultusunda gelişememektedir.

               Bu durumu göz önüne alarak tekamülün doğru yolda olması için henüz adı duyulmuş, iyice anlaşılmamış veya hiç adı duyulmamış bilim dalları ile konuları ele alıp aklın gelişmesi, şuurun anlaşılması duyguların doğru yönde gelişmesi güçlü irade, güçlü akıl, sabır, sevgi gibi sıfatların fevkalade hale gelmesi için, çalışmalar yapmak için bu derneği kurmuştuk...

            400 çeşit bilim dalından bir kısmını pratik çalışmalar yaparak bazılarını da uygulayarak insanlığa sunmaya çalıştık.Tepki göreceğimizi biliyorduk...Söylediklerimizin ancak %5'inin anlaşılacağını da biliyorduk.

            Levh-u Mahfuz'dan, paralel evrenden, eşyanın özünden, üst şuurdan, üst benliklerden, rehber dostlardan, dünyamız ve kainat için görevli olan yüce görevlilerden içimizdeki ve özümüzdeki sırlardan, aldığımız  bilgileri yer yüzü ve kainat bazında ilk defa Türkiye'den ve Denizli'den başlıyarak tüm varlığa yaymaya çalıştık.

             Bunların bir kısmı tasavvufi ve felsefi görüş şeklinde ifade edilir.Görünmesine rağmen;

  • Parapsikoloj,
  • Metafizik
  • Telepati
  • Astral Seyahat(Seyr-i Süluk)
  • Apor
  • Teyyi Mekan
  • Zamanda Yolculuk
  • Zihinsel Radyastezi
  • Tamamlayıcı Tıp    (Ruhsal Şifa, Zihinsel Şifa, Duygusal Şifa, Bedensel Şifa... vs.)
  • Hipnoz
  • Manyetizma
  • Psikoterapi
  • Biyoterapi
  • Biyoenerji
  • Medyumluk (Duru görü, Duru işiti, Duymak, Plazmatik Medyumculuk)
  • Üstadlık
  • Opsesyon
  • Ruhçuluk (Spiritizim)
  • Telekenezi
  • Telkin
  • Alemdeki Varlıkların Tanınması
  • Doğum, Ölüm, Öte Alem
  • Tekrar Doğmak
  • Rehber Varlık Olmak
  • Mukadderat (Kader)
  • Objektif ve Sübjektif Seyahatler
  • Plazma ve Ektoplazma
  • Kainatın Oluşumu ve Dürülüşü

              ..... vs. gibi gibi konularda bilgiler vermeye çalıştık.Bu bilgiler daha niceleri yeryüzü hafızasına indi.Agaşa kaydı yapıldı.Nimete müstahak olan müsibetede müstahak olur.Bu bilimler yeryüzü ve insanlığın kurtuluşu içindi.Halbuki insanlar verilen bu güzellikleri yakalayıp öğrenip uygulamaya geçmeliydiler.Yani nimeti alınca belalardan, kötülüklerden ve dünyamızın yok oluşundan kurtulacaklardı.

              Bu nimetler anlaşılmadı, ciddiye alınmadı, hatta hafife alınıp üstüne **** edildi.Öyleyse geleceklere hazır olun!Tıpkı Kur'an-ı Kerim'de yüce yaratanın defalarca resullarına insanların hatalı davranışlarından ötürü başına geleceklerini uyarmış olmasına rağmen gelen nimete sahip olanların müsibeti hak ettikleri gibi...

           Denecek çok fazla şey var ama kısa kestim....

           Bilmeyenler Neyi Bilsin,                                   

                                               Bilenlere Selam Olsun...                

             Ş.ÜSTAD MUZAFFER KINALI....

(EVRENESEL BİLGİ ARAŞTIRMA VE UYGULAMA DERNEĞİ)

 

Üstad Muzaffer Kınalı ile Sohbetler- Konu: Bir hitap şekli olarak üstad!

Çetin BAL:

Üstadım size nasıl hitap etmeliyiz? Hoca olarak mı üstad olarak mı hitap etmeliyiz?

Muzaffer Kınalı: İnsanlar kavramları tam yerine oturtamıyorlar. Normaldir. Ama sormaları lazım.Karıştırıyorlar. Mesela bazısı var hocam diyor. Bazısı adımı söylüyor. Bazısı başka şey söylüyor. Profesör diyor. Bazısı üstad diyor. Aklına gelen bir şey söylüyor. Öncelikle şunu anlatmak lazım: Hoca nedir? Hoca yada  öğretmen okuduğu şeyleri, öğrendiği şeyleri talebelerine aktaran kişidir. O da ayrı ayrıdır, bölüm bölümdür. Her mesleğin ayrı bir öğretmeni vardır. Bunlara bazıları hoca diyor. Burada din adınada konuşana hoca deniyor. Burada iki tane hoca var. Birincisi  dinsel  babda ve konularda bilgi veren kişiye hoca deniyor. İkincisi akademisyen olan üniversitedeki öğretim üyelerinede, profesörlerede  hocam diye hitap edilmektedir. Demekki hocalık ister dinsel olsun ister üniversite ayarında yahut ilk okul ayarında  lise ayarında olsun fark etmiyor… yani hocalık  kendi  talebelerine bildiğini okuduğunu, anlatan, aktaran,  öğreten anlamındadır.

Bazen bize soru soranlar  bizim adımızla bize hitap ediyor. Muzaffer bey diyor. Bu gibi bize hoca diye yada Muzaffer bey diye hitap etmek tam doğru değil. Niye doğru değil?   Eğer benimle Muzaffer bey diye konuşacaksa yada hocam diye konuşacaksa tamam sorun değil.Öylede konuşuruz.Bu durumda benim o kişilerle  dünyasal  bazda  herkesin bildiği öğrendiği şeyleri konuşmam lazım. Öyle konuşmam lazım.Çünkü o kişi bana dünya bazında dünyasal konumumda, dünyasal bilgilerle alakalı konulara dair  hitap ederse bende o düzeyde konuşmam lazım. Mesela bana illa hocam diyecekse yada Muzaffer bey diyecekse  ben onunla konuşurken  metafizik konuları keserim, spiritüalizm konularını  keserim yani daha hiç kitaplarda yazılmamış sırlar bilgisini benden  istiyorsa onları konuşmam. Niye?  Hocamında bana öğrettiği  neyse, benimde hayatımda kitaplardan öğrendiğim, okuduğum, incelediğim neyse bende onu anlatırım.Bu babda düşünürsek o zaman bana dinsel konuda bahsediyorsam yada  isterse akademik bilgi   anlamında bahsediyorsam  hocam desin fark etmez.Öyle desin. Ama benden normal bilimlerin ötesinde paranormal bilimleri öğrenmek istiyorsa o zaman ÜSTAD demesi lazım.

Bir örnek vereyim herhangi bir insana adıyla hitap edebilirsin. Ama hiçbir peygambere adıyla hitap edemezsiniz.Niye? Ona hocam, efendim yahutta Muhammet, İsa, Musa diyemezsiniz.

Ne adıyla beyefendi  diye konuşabilirsiniz nede onlara hoca şeklinde hitap edebilirsiniz. Edemezsiniz.İkiside yanlıştır.Niye?  Çünkü peygamberler, resuller kendinden değil kendi ötesinden bilgi alırlar. Yani kendi nefsini aşmışlardır. Masivayı (görüneni) geçmişlerdir.Bazılarına göre paralel evrenlerden bilgi alırlar. Bazılarıda Levh-i Mahfuz’dan bilgi alırlar. Bazende yine insanların alamadığı bir üst boyutlardan bilgi alırlar. Bunun gibi dünya dışından yahutta bilinenlerin dışında, yazılmışların dışında bilgi alanların isimleri ayrı ayrıdır.Bazen resuldur, bazen peygamberdir. Şimdi bu devredede bu tür bilgi alanlara en yumuşak en kolayı üstad denir. Keza üstadlık bir şeyin ehli anlamınada gelebiliyor.Mesela fevkalade beste yapan insana üstad denebiliyor. Fevkalade şaire üstad denebiliyor. Bir işi fevkalade bilene üstad denebiliyor. Bize şu anda insanlık nasıl hitap edecek? En azından üstad diyebilecek! O da tam değildir. Çünkü paranormal yani normal ötesi bilim alan bilim öğreten hal ehli olan insana üstadlık kelimesi bile basit kalır.Az gelir!  Bu laf bile yetmiyor.

 

Çetin BAL: Üstadım madem mevzu  açıldı. Mürşit, Şıh  kelimeleri ne anlama geliyor.

Üstad Muzaffer Kınalı:  Mürşit,Şeyh ve Şıh.. birisini irşad eden, aydınlatan anlamına geliyor. Onlarında tabirleri yine ayrı. Çünkü onlar kendinden bir önceki kişilerce öğretilmiş, kendine el verilmiş. Onlara el veriliyor. Şıh olsun, Şeyh olsun, Mürşid-i Kamil olsun… bunlar biribirine el vererek gelmişler. Her birinin  bir üstadı var. Bir üstü var. Ordan el vererek silsile şeklinde ışığı birbirlerine yansıtarak devam eder giderler.Hatta kim nerden gelmiş kime bağlı bunları ağacın dalları gibi bilirler.Bunların tabiri yine ayrı.

Bazı evliyalar vardır her çeşit bilmi bilirler. Mesela Muhittin Arabi gibi Abdul Kadir Geylani gibi. Bunlar aynı zamanda ‘‘bilim adamı’’dırlar ve üstaddırlar. Sırlar perdesi açılmıştır. Peki Hz. Ali’ye  ne diyeceksin? Onada üstad diyebilirsin.  ‘Hazret (büyük)’ diyorsun. Hz. Ali’diyorsun. Büyük insan manasında.  Hazreti Ali (Radiallahü Anh).  O devirlerde denecek başka bir şey olmadığı için yani o zaman için üstad  diye tabir ettiğimiz ifade  şekli  belki yok onun için  zamanın kavramları içinde büyük insan anlamına gelen Hazreti Ali diyoruz. Büyük insan! Radiallahü Anh!  Yani onun büyüklüğünü  yani başta ve sona ek koymakla bu tür insanlar İslam dini içinde ifade edilmeye çalışılıyor. Bir çok velilerdede mesela  ‘Radiallahü Anh’ ifadesi isimlerin yanına getirilmektedir.Bu şekilde değişik ifadeler var. Bu ifadeleri mutlaka belirtmek lazım.

Şimdi sıradan birisi bana Muzaffer bey şu şöylemi derse  ben dünyasal bildiğim bir mesele varsa  tamam kardeşim diyorum  sen madem böyle hitap ediyorsun bizde senin hitabetine layık olalım diyorum..  bir yerden okuduğum  bir şey varsa söylüyorum. Kardeşim sen hastanı hastaneye götür diyorum.Bak Ahmet Maranki’nin yahut şu kişinin, şunların  şifalı otları var diyorum araştır diyorum, kolay bunlar diyorum. Bu noktada  kişiler benim adımı söylesede olur, hoca desede olur. Efendim, arkadaşım desede olur. Ne derse desin! Fark etmez!  

Şimdi bizim gayemiz burada hocalık yapmak değil. İster din adına ister başka bir dünyevi bilim adına olsun bunların hocalığını yapmak için burada değiliz. Ben bir din yayıcısı değilim! Kuran-ı Kerim’i hadisleri açıklamak için gayret eden yahutta bu açıklamaları başka yerde öğrenen veya öğreten  bir hoca değilim.Üniversitede şu dersi bu dersi öğreten hoca hiç değilim. Bu kelimeler bize yetmiyor! Doğru hitap edilmeli diye düşünüyorum.  Onun için en hafif,  en yakın hitap şekli üstadlık kelimesidir. Üstadlığında kendi içinde kademeleri var. Kademe kademe gidiyor. Yani bir normal üstadlık var  birde  üstad-ı azam var, üstad-ı ulviye var. Dahada gidiyor bu kademeler birde Şermil Üstad var. Bazı  üstadlarda kutup olarak ifade edilirler. Kutbu azam gibi  kutbul kutup ( kutuplar kutbu) der gibi. Bu kademeler var.

Peygamberlerdede bu kademeler var. Mesela peygamberimiz için  18 bin alemin peygamberi diyoruz.Ama diğer peygamberlerde dünya içinde bazı yerlerin, kabilelerin peygamberi olmuşlar.Hani bir yere gönderilmiş oranın peygamberi olmuş.Yarın kendisine dosdoğru inananlara şefaat yetkiside (hakkıda) verilmiş.Ama peygamberimiz 18 bin alemin peygamberi deniliyor. Yalnız dünyanın değil 18 bin çeşit dünya gibi yaşam olan sistemlerde alemlerde peygamberlik görevi almış.

Demekki isim verilseydi yani azam-ı peygamber  denseydi, ulviye peygamber denseydi, şermil peygamber denseydi böyle  kademe kademe gidecekti.Ama öyle denmemiş. Öyle isim konmamış. Onun makamı  yukarı alemlerde belli. Onların yeri kuranda da belli. Bir çok peygamberin makamları hakkında Kuran’da  bilgi  verilmiştir.Onları bir şekilde tanıyoruz.

Doğru bilgiyi kendinden gelen bilgiyi vahiyi ne kadar geniş ve doğru biçimde yansıtıyorsa makam o kadar yüksek olur. Peygamberlerin başkasından duyduğu bilgiyi yansıtması, söylemesi yanlıştır. Bunu söylemesine  yukarı alemlerde razı olmaz. Kişi kendini düşürür.

Bir insan kendi aldığını, bildiğini, araştırdığını ,yahutta  yaşadığını  söyleyebilir.Ama bir başka yerden almak durumunda kalıyorsa ordan örnek verebilir. Ben kendi düşüncelerimi yada yaşadıklarımı anlatıyorum… ama kuranda  bu varsa örnek olarak misal  olarak şurda böyledir diyor mesela  astral seyahati anlatırken Osmanlıca buna seyrü suluk deniyor diyorum bak.. peygamberler  buna miraç diyor diyorum bak.. hatta resüllullah (s.a.v) efendimiz diyorki ‘‘ölmeden önce ölünüz’’ diyor diyorum. Bu söylediklerim örnektir. Niye? Bir başkasından örnek vermeyince bana sen nerden biliyorsun, hani nerde bu, nerde yazıyor bu diyorlar. Ama örnek verince  tamam demek bu böyle diyorlar. Dediğimi anlatabildim mi? İşte bu gibi ben örnek vermek mecburiyetindeyim ama  görmediğim yaşamadığım ve tebliğ olarak bana verilmeyen bir şeyi veremem. Ancak bana verilenleri veriyorum. O kadar çok verilen şeyler var ki daha bunları anlatmaya ne zemin bulabildim ne ortam bulabildim ne imkan bulabildim ne söyleyebildim nede yazdırabildim.. 42 yıldır kurduğum dernekteki çalışmalarımız, çocukluğumdan beridir  evrensel konuşmalarım, söylemlerim toplansa, tespit edilse yeryüzü insanlığı muazzam yükselirdi. Ama bunu ben hem kendim çalıp kendim oynayacak değilim ya! Bunu tespit edecek olanlar olmalı. Bu bir görevdir. Her kim yanımızdaysa, herkes duyduğunu  alıp kaydedip bütün insanlara yaymalı.Hadislerin yazıldığı gibi herkes söylediklerimizi dinleyip notunu alıp insanlığa bunları aktarmalısın.Bütün insanların bu konularda  katkısı olmalı. Bilgiyi  düzenleyip, toplamada, yayınlamada başkalarına duyurmada kişi borçlu olmalı. Hatta  bir söz vardır  ‘‘bilenler bilmeyenlere borçlu’’ Sen şimdi bunu dinliyorsun. Bu konuşmaları dinleyemeyenlere, duyamayanlara, bilemeyenlere borçlusun.Bunu aktarmak mecburiyetindesin. Ama doğru olarak aktarmak mecburiyetindesin. 

 Bazen kanaatini koyuyorsun olaya! Bu yanlış oluyor. Geçen gün  en büyük kutuptan bahsettiğim zaman orayada tam yazmamışsın. Örnek doğru ama isim yanlış. O kişi (bahsettiğin alim şahıs)  zamanın büyük kutbu azamlarından bir kişi. O kişi Allaha dua ediyor yarabbi başka görevli varmı diyor. Yani ben madem ki   ‘kutbu azam’ ım  hani benden başka daha büyük bir kutup varmı diyor. Bu   Hasan Basri hazretleri . Allahta düşünde rüyasında Hasan Basri hazretlerine  diyorki filan yerde bir demirci var. O en büyük kutup. Yani seninde üstünde kutbul kutup diyor. Hasan Basri Hazretleri (r.a.)  de daha sonra onu tanımaya gidiyor.  Sen temsil olarak doğru, güzel yazmışsın ama isim vermeyince okuyan kişi afaki olarak hayali bir hikaye anlatıyor gibi diyebilirler. Ama isim verirsen okuyanda böyle biri varmış diye araştırabilir.

Çoğu kişi Hasan Basri hikayesini Osmanlı dönemi  şeklinde anlatır  bizde duyduğumuz gibi anlattık ama bu olayların olduğu dönem  Hz.Ali ve Hz. Osman zamanlarıdır. Hasan Basri  Hz. Ali ile Hz. Osman ile tanışmış onlardan feyz almıştır.

Bu şekilde  bu üstadlığından kademeleri vardır. Bu kademelerde bizim Evrensel Bilgi Araştırma ve Uygulama Derneği çalışmalarında olduğu gibi önce insanlar  üye olurlar. Bu üye bir tanıtım boyutuna hizmet eder. Önce misafirdir sonra yedek üye olurlar. Sonra asil üye olurlar. Asil üyeden sonra geliştikçe  insanlar derneğe üstada yardım eden asistan olurlar. Asistan olduktan sonra operatör olurlar.Operatör celseyi yönetebilir. Operatör olduktan sonra üstad yardımcısı olur. Üstad  yardımcısından sonra üstad olur. Üstad’dan sonra üstadı azam olur, ondan sonra üstadı ulviye olur, onun ardından üstadı şah  olur, ondan sonra şermil üstad olur. Şermil Üstad   artık bütün kainatı geçmiş,  kainatın oluşumunu  izleyen, sonsuzluğun sembolü (işareti)  ile muhatap olan insandırki  şermil üstadlar yeryüzüne her zaman gelmez.

Şimdi  o üstadlar her zaman anlatıp  durmaz. Onun kanallık ettiği bilgiler her zaman verilip durmaz.

Mesela benim aldığım bilgileri sana anlatırken sen anlamasan bile ben kendi kendime konuşsam bile akaşa kaydı dediğimiz eşyanın hafızasına bu bilgiler işliyor. Sonra hassas olan insanlar bu bilgiyi buradan alabiliyor.Bir nevi sen alamazsan bu bilgiyi yani insan alamazsa bu bilgiyi dağlar, taşlar alıyor.Hassas kişide bu ortamlara kaydolmuş bilgiyi sonradan alabilir. Yada bu anlattıklarımız bazı insanların şuur altına benliğine işliyor.Ve bu bilgilerle irtibat kuranlarda üstad olabilme imkanına sahip olabiliyorlar.Yada bizde bu bilgileri buradan vererek kişileri o noktalara yükseltme irşad etme imkanına sahip oluyoruz.

Çetin BAL: Üstadım misalen bu bilgileri  ben anlamasam bile bu bilgiler benim bilinç altıma işiliyor. Genlerimdeki manyetik bandlara işliyor sanırım.

Üstad Muzaffer Kınalı: Belki senin genlerinden bu bilgi enerjisi uzanarak diğer nesillerde ortaya çıkabilir.Yahut sen birilerine anlatırsın bilgi enerjisi el vermek şeklinde diğer kişilere yansıyabilir.Sen o enerjiyi tüm derinlikleri ile kendi aurana  alıp işliyorsun. Yani biz olmasakta sen bizdeki enerjiyi başkalarına yansıtabilme şansına sahip oluyorsun. Başkaları senden o enerjiyi alıp kendi  üstadlık kodlarını açabilir.Yada senin neslinden gelen birinde o kodlar açılabilir. Sen hem genetik olarak hem aura olarak o ışığı çevrene bir şekilde taşıyıp yayabilme yansıtabilme imkanına sahipsin. O enerjiyle etkileşen muhatap olan herkeste bu üstadlık kodları açılabilir.

Bu neye benziyor? Mesela elinde tohumun var bu tohumları saçıyorsun her yere.Rastgele ekiyorsun. Bu  bilgi tohumları kimi kayalık, taş  bölgelere düşer, kimi kurak topraklara, kıraç topraklara düşüyor. Ama kimi zamanda yeşereceği filizleneceği verimli kendine uygun topraklara düşüyor. Ordandan evrensel bilgi kendine uygun zeminlerden büyüyüp gelişip, yayılıp gidiyor.

Bu gibi her şey böyle sırayladır.O bakımdan buna  bir nevi bir adap denir. İslamın şartı beştir derler. Ama altıncısıda  kendini bilmektir derler bir bakıma adaptır anlamındadır. Herkesin kendi arasında birbirine hitabı olmalı. Arkadaş, kardeş, abi, abla   dendiği gibi. Herkesin birbirine bir hitap şekli vardır. İşte bunları doğru anlayan, doğru düşünen evrensel olur. Mahalli düşünen, bireysel düşünen, egoist düşünen bencil olan yükselemez. Kendi yapmadığı halde ben yaptım diyen yukarda puanları düşer yükselemez. Örnek vereceksin  erdemlilik budur! Ha şöyleki bir insan bir kitap okuyor bir şeyler öğreniyor, aslı var yada yok yahutta ezberliyor. Öteki okuyor, beriki okuyor…  Sen mesela bize üstad dediğin zaman yahu herbir şeyi bilen üstad mı oluyor diyorlar.  Elbette olmaz!! Ama herbir şeyi bilen değil işte!!

Ömer Sami’nin bir şiir kitabı vardı  orada  üstadlığın güzel bir tanımı vardı. << Kainatın oluşumunu izlemediyse, kainatın dürülüşünü izlemediyse ben ona üstad demem diyor>> Doğru! Buna itiraz eden olur mu? Olmaz.

Peygamberin 18 bin alemin sultanı olduğu  kuran-ı kerimde söyleniyor.Kendisi miraca çıktığını söylüyor, etrafta söylüyor. Şimdi biz buna peygamber demiyecekmiyiz yani? Allah Allah! Hiç insanların bilemeyeceği daha hala sırlarına ulaşamadığı bir çok bilginin  kaynağı olan birine ne diyeceğiz?

Çetin BAL: Üstad deyince fizik bedeni aşmış, dünyayı aşmış, maddeyi aşmış manevi alemden bilgi alan bilgiyi aktaran evrensel  bir görevli. Yada aracı! Hal ehli olarak  fizik varlığının üstünden konuşan  görevli. Üstadlık ancak zaman ve mekanı aşan bir hal boyutundan konuşan kişilere mahsus olan  (hitaben söylenen) bir kelimedir.

Üstad Muzaffer Kınalı:  Doğru! Dikkat et evrensel görevli! Biz pekala dünyasalda olabilirdik! Kitap ehlinden olup konuşabilirdik.  Kişi zaman ve mekanı aşan bir düzlemden bigiyi alıp konuşuyorsa o evrensel anlamda bir üstad’dır . Buna hal ehli deniyor. İşte bu zamanı aşma, mekanı aşma derken buna bazısı Levh-i mahfuzdan, paralel evrenlerden, üst boyutlardan  bilgi alma şeklinde düşünülebilir.

Evrende görevli olan diğer üstadlarla görüşebilme , konuşabilmede bu çerçevede mümkündür. (Sirius taki Agartlılardaki üstadlarla görüşmek)

Üstad kavramını iyi anlatmak lazım. Bu birini büyütmek anlamında değil.Ama  iyi anlatırsan daha adaplı olur saygılı olur.

Çetin BAL: Doğru diyorsunuz üstadım  kelimeler ve tanımlamalar yerine iyi oturmalı muallakta kalmamalı. Hitap şeklinde bir saygı olmalı.

Üstad Muzaffer Kınalı : Hacıyı, hocayı, mürşidi,  üstadı, şıhı, peygamberi, şeyhi birbirine karıştırırsak olmaz.Herkes kendisine bir ad takar ortaya çıkar.Hitabın bir uslubunun olması lazım.

Peygamberimiz geldiği zaman nerdeyse üçyüz dörtyüze yakın sahte  peygamber ortaya çıktı.Bu moda oldu diye herkes kendini peygamber ilan eder oldu.Her dönem kendini  mehdi ilan edende oldu.

Ya kardeşim varsa bir şeyler ortaya çık!  Bir ‘‘kuran-ı kerim’’ gibi yaz bakalım.Anlat bakalım, bir konuş kendini izah et bakalım. O bakımdan lafla bu işler olmuyor.

Gelecekte  dünyaya gelecek olan bir çok manevi görevlilerde  bizi tanıyacaklar bizlerden örnekler verecekler. Şems’ten, Osho’dan,  Eflatun’dan, Buda’dan, Hz.İsa’dan Hz.Musa’dan  Mevlana’dan Geylani’den  Yunus Emre’den örnekler verir gibi bizlerin şu konuştuğumuz bir çok demeçlerimizden  örnekler verecekler..

İlerde gelecek  olan manevi görevlilerde buradaki  izlerimizden ifadelerimizden kapı açarak  bizi manevi alemde zaten göreceklerdir.

Üstadlık yada ışık olmak  maddi hallere göre ölçülen bir şey değildir.Manevi büyüklük kişinin boyuna posuna, kalıbına, cüssesine, etine kemiğine,  kara kaşına gözüne göre olmaz. Yada kişinin malına mülküne, evine damına  görede olmaz!

Mesela peygamberimiz zamanında  Ebu cehil diyorki benim ikiyüz   tane devem var. Ben diyor şu kadar malım mülküm var…Şu kadar koyunum var. Muhammet 40 yaşında yaşlı kadınla evlenmiş ben 20 yaşında kadınla evliyim, benim şu kadar bilmem neyim var. Ondan sonra  ben şu kadarda şiir okuyorum ağzım laf yapıyor.. etrafımda şu kadar evladım var, akrabalarım var diyor. E peygamber ben olmayacağımda kim olacak diyor. İşte dünya malıyla olunmuyor bu! Hatta tam aksine  hiç mal, mülk  olmamalı,  yani dünyaya takılacak dünyasal arzular, dünyasal meşakatlar olmamalı. Kişinin kafası burlarda olmamalı.Şu malı elde edeceğim şunu şöyle, böyle  elde edeceğim, yapacağım  diye dünyanın malı ve mülkü ile uğraşmamalı. Bunlar için uğraşmamalı.Ancak böyle bir  gönül dünyadan yukarılara doğru ruhen uzanıp yükselebilir.

Bizim arzumuz bize  bu bilgilerimizi yayabilecek bu konuda bize yardımcı olabilecek insanlara ulaşmak. Bu işin içinde ben varım diyebilenler olursa sayısız kitaplar yazdırabiliriz. Biz bir pınarız herkes kaplarını alıp bu ilimlerden yararlanmalı. Biz gerekirse her yere ziyaretede gideriz, konferanslarda veriririz. Gerekirse 24 saat konuşuruz.Herkes bizden faydalanmalı.Bizi anlamaya çalışmalı.Anlattıklarımızı çevresine anlatmalı.Bilgileri yaymalıdır.

 

Artık zamanı geldi.Dünyanın hızlı bir şekilde değişmesi lazım.İnsanlar çok çabuk biçimde bu bilimleri öğrenip, yeni anlayışlar edinerek değişmeli.

 

İnsanlık  bu bilimleri öğrendiğinde kendini büyük felaketlerden ve tehlikelerden kurtarabilir. Yoksa  insanlığın kendini kurtarması büyük tehlikeleri engellemesi zor olur. Helak olurlar. Ancak bir kısım kişi yani kendini kurtarabilenler kendini kurtarır.Ama biz istiyoruzki tüm insanlık maddi manevi düzeyde bir kurtuluşa erişsin.

 

Ama bu anlattıklarımızla bu bilimlerle kişilerin gönlü, beyni açılmıyorsa, auraları ona göre mükemmel değilse insanlar kendilerini kurtaramazlar.Büyük felaketleri engelleyemezler.Çok kötü bir durum. Onun için tehlike var deniyor. Onun için zaman geldi deniyor.

 

1970 yılından beri insanları aydınlatma görevi bize verildi. Bu akım, bu enerji  yeryüzüne Denizli’ye  geldi. Bizde bu enerjiyi çevremizi aydınlatarak konuşarak anlatarak yaymaya çalışıyoruz. Bununla beraber dünyanın bir çok yerinden benzeri  kanal bilgileri az yada çok insanlığa verilmektedir.

Üstad Muzaffer Kınalı ile sohbet kayıtları -2011-Ocak7 – Denizli

                                                                        Çetin BAL-   2011 – 20 Ocak

 

 

NOTLAR:

Not: Üstad, ilim veya sanatta üstün olan kimse demektir. Bu bakımdan din büyüklerine, mezhep imamlarına ve hatta Peygamberlere de üstad denir. Peygamber efendimiz, insanlığın hocası, üstadı olduğu için üstad-ül beşer denir.

(İlim üstaddan öğrenilir.) [Buhari]

 

GAVS KİMDİR VE KUTUB KİME DENİR?

Velilerden bir kısmına irşad görevi verilmiş, bir kısmına bu görev verilmemiştir. İrşadın en üstün mertebesi Gavsiyyef'tir. Gavs, manevî mertebelerin en yükseğinde bulunan zattır. Bu zata "Kutub" da denir. Bir başka deyişle Kutbül Aktab, yani kutuplar kutbu demektir.

Gavs dünyadan göçünce onun yerine kutublardan Sâhib-i Şimal geçer.

Ondan bir geride bulunan Sâhib-i Yemin ise Sâhib-i Şimal olur.

Onun yerine Dörtlerden biri Sâhib-i Yemin olur,

Onun yerine Kırklardan biri Evtâd olur. Yedilere alınır.

Onun yerine Üçyüzlerden" biri Kırklara alınır.

Onun yerine Birler"den biri Üçyüzlere alınır.

Onun yerine sâlih kullardan biri Binlere alınır.

 

RİCALÜ'L GAYB (GAYB ERENLERİ)

Üçler, yediler ve kırklar denilen erenlere Gayb Erenleri denilir. Bunlar Yüce Allah tarafından belli görevlerle görevlendirilmiş Allah dostlarıdırlar. Derece itibariyle aralarında farklılıklar bulunur. Bu manevî derecelerin en üstünü Kutubluk derecesidir. En üst derecede ise Kutbiyyet-i Kübrâ denilen "Gavsiyyet" derecesi vardır. Bu makamda bulunan zat Allah Rasulü (s.a.v.)'nün gerçek temsilcisi, gerçek halifesidir. "Üçyüzler"den her biri bir nebi (peygamber) meşrebindedir. Üçyüzlerden kırkı, Âdem Aleyhisselam'ın meşrebindedir. Bunlara "Abdal" denir. Yetmişi Nuh Aleyhisselam'ın meşrebindedir. Bunlara "Nükeba" denir. Yedisi Allah Rasulü (s.a.v.)'in meşrebindedir. Bunların dördüne "Evtâd", ikisine "İmâmân" denir. İşte bunlardan biri "Gavsül A'zam"dır

(Kasri Arifan dan)

 

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

 © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 

Ana Sayfa / Index / Roket bilimi / E-Mail / Kuantum Fizigi / Astronomy

                                       / Time Travel Technology / UFO Galerisi / UFO Technology /