| Serpo Projesi
The Zeta Reticuli Star System Serpo Project
1965-1978 yılları arasında amerikan ordusuna sahip
12 askerin zeta-reticuli isimli gezegenden gelen diğer uzaylı varlıklarla
değişim programının adı. Kısacası değiş-tokuş olmuş. NOT: Sitenin içeriğinden alınan aşağıdaki sayfada
ise uzaylı ve muhtemel gezegenlerinin farklı çalışmalardaki bilgilerini
göreceksiniz.
Project Serpo Zeta Reticuli Exchange Program
General Ramsey, Alman Vril,
Alman fizikçi Maria Orsic ve "SERPO Projesi" hakkında birçok şey biliyordu.
İçerdeki kişiler, buna "Proje 33" diyordu. 70'lerin sonlarında 10 kişilik
ABD askeri ekibi, dünya dışı varlıkların gezegenini ziyaret etmek için
gönderilmişti. Planlanan 10 senelik kalma, Amerika Birleşik Devletleri ile
uzaylılar arasındaki değişim programının bir parçasıydı. Kaynak: [1] Riya Marjana, "Anunnaki Tablet ve Zaman
Yolculuğu", Maximillien de Lafayette, 2012, s.97.
Başka bir kaynakta... 12 amerikan askerinin, uzaylılarla yapıldığı öne sürülen bir 'değişim anlaşması' çerçevesinde 1965-1978 yılları arasında zeta reticuli (1-2) yıldız sistemi'nin bir gezegeni olan serpo'ya gönderilmesi. Bu askerler 13 yıl orada kaldıktan sonra geri dönmüşlerdir. Bir uzaylı da bu süre boyunca dünyada kalmıştır.Bu askeri personelin bugun hiçbiri hayatta değildir. 2005 yılının aralık ayında kendisine anonymous adı veren ve halen dia'de aktif görevde olduğunu söyleyen bir kimse, bu bilgileri artık insanlarla paylaşmak gerektiğini öne sürerek bu konudaki çok gizli bilgileri parçalar halinde www.serpo.org adresine göndermektedir. Ufologların büyük çoğunluğu, bunun bir dezenformasyon, yani amerikan hükümetinin kasıtlı yanlış bilgilendirme operasyonu olduğunu düşünmektedirler.
GRİLER’İN FİZİKSEL
VE BİYOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Dünya dışı varlıklar konusunda yapılan
araştırmalar bizi adı sıkça geçen ama henüz tam olarak nerelerden
geldikleri, fizyolojik özellikleri henüz bilinmeyen bir türle karşı
karşıya getirmiş bulunmaktadır. “Griler, yada Zeta Reticulanlar...”
![]()
Kimdir bu Zeta Reticulanlar?
Bugün dünyanın her yerinde ufo gözlemleri
ve kaçırılma olayları sırasında bu Griler adını verdiğimiz varlık türünü
görmeyen duymayan yok gibi. Kocaman derin bakışlı, siyah gözleri,
vücutlarına oranla oldukça büyük saçsız başları ve belli belirsiz minik
ağız ve burunları ile oldukça dikkat çekmektedirler. Şirin gibi
gözükmelerine karşılık kimsenin bu varlıkları sempatik görmemeleri de
oldukça ilginçtir. Ama her şeye rağmen bile görüntülerini ve isimlerini
bilinç altımıza kazımış durumdalar.
Bu insan benzeri varlıklar, (38 ışık yılı
uzaklıkta) Zeta Reticuli adını verdiğimiz güney takım yıldızındaki Zeta
Reticuli 1 ve Zeta Reticuli 2, ikiz yıldızlarından gelmektedirler. Zeta
Retucililer 1 m.- 1,5 m. Arası boya sahiptirler; genelde zayıf görünümlü,
vücutlarına oranla büyük kafalı ve saçsızdırlar. Gözleri büyük ve
kapaksızdır. Ağız, burun ve kulakları çok küçüktür.
Zetalar, türlerini değiştirmek ve bugünkü hallerine gelebilmek için genetik mühendislik ve klonlamadan yararlanmışlardır. Grilerin oldukça az sayıda orjinali bulunmasına karşılık sayısız oranda da klon kopyaları mevcuttur. Teknolojilerinin çok üst seviyelere çıkması yüzünden kendi dnaları ve genetik kodları üzerinde değişimler yaparken doğal olan üreme faliyetlerini, duygularını ve orijinal dna’larını kaybetmiş mutasyona uğratmışlardır. Soylarını devam ettirmek için gerçek Griler dışında bir çok kopyalarını üretmişlerdir. Ama bu durum başka bir sorunuda beraberinde getirmiştir. Çünkü bilindiği üzere klonlar (kopyalar) orjinalleri kadar uzun süre hayatta kalamamaktadırlar...
Zetalar dünyamızı sıkça ziyaret etmekte
ve insanlar tarafından genellikle tenlerinin rengi yüzünden “gri
varlıklar” olarak adlandırılmaktadırlar. Zeta Reticulilerin türlerinde
değişime gitmeden önceki temel genetik özellikleri insan ırkına
benzemektedir. Zetalar, dönüşümleri sırasında beden yapılarını da
değiştirmişlerdir. Bu, onların neden dünyayı ziyaret ettiklerini ve
genlerimizle ilgilendiklerini de açıklamaktadır. Dönüşümleri sırasında
kendilerini duygulardan arındırmakla hata yaptıklarını düşünen Zetalar,
yeni bir değişim için orijinal genlerini ve genleri içersindeki duygu
kodlarını aramaktadırlar.
Genellikle boyları 1.50 cm civarında tarif edilmektedir. UFO ile seyahat ettikleri sırada gemi içerisinde 3 – 4 ufak boylu Griye eşlik eden 1 yada birkaç tane uzun boylu Gri bulunuyor. 1.80 cm civarında olan bu varlıklar sanki diğerlerinin amiri, yada başkanı gibi davranıyorlar. Çoğunlukla kısa boylu Griler, uzun boylu Grilerin emirlerini yerine getiriyorlar.
Küçük Grilerin cildinin çok daha yumuşak
ve pürüzsüz olduğu ifade ediliyor. Bu varlıklarla yakın temas yaşayan
tanıklar bu varlıkların ciltlerinin adeta plastikten yapılmış gibi
olduğunu belirtiyorlar. Uzun boylu Grilerin ise daha sert ve sağlam deri
görünümüne sahip oldukları ifade ediliyor tanıklarca. Grilerin genelinde
cilt renkleri koyu griden, çok açık griye, beyaza, hatta mavimsi bir renge
göre çeşitlilik gösterebiliyor.
Gözleri tamamen siyah yapıda olup
peygamber devesi isimli canlıya oldukça benzemektedir. Nemli ve göz akı
olmayan gözlerin üzerinde kaş yada kirpik gibi bir yapıya rastlanmıyor.
Grilerin soluk alıp vermelerine de
rastlanmıyor. Pek çok insan onlarla yüz yüze gelse de herhangi bir solunum
işaretiyle karşılaşmıyorlar.
Kol ve bacak yapıları oldukça zayıf.
Kalın bir kemik ve kas yapısına sahip değiller. Çoğunlukla 4 parmaklı
oldukları gözlemleniyor. 2 parmakları diğer ikisine oranla daha uzun.
Kadın ve erkek olarak dıştan fiziksel belirgin bir farklılıkları
gözlemlenmiyor. Ancak dişi varlıkların hareketlerinde ve tavırlarında daha
bir yumuşaklık ve sevecenlik görülüyor. Yukarıda tanımladığımız Grilerin
ötesinde, yapılan daha detaylı incelemelerle hazırlanan bir raporda daha
detaylı bir gruplandırma ortaya çıkmıştır. Buna göre Griler temelde A,B,C
olarak üç gruba ayrılmaktalar. Şimdi bu 3 grubu kısaca bir inceleyelim...
![]()
A tipi Griler
En çok rastlanan varlık grubu A tipi
Grilerdir. Orion Bölgesinde yer alan Zeta Reticuli Yıldız Sisteminden
gelmekteler. Yapı olarak oldukça disiplinli varlıklar. Bilimsel açıdan
oldukça ileri bir düzeydeler ve amaçları “Dünyaları ele geçirmek”...
Boyları genellikle 1.50 civarında. Büyük başları olmasına rağmen burunları
ve kulakları neredeyse yok denecek kadar ufak ve belirsiz. Klonlama
yönetimi ile çoğalmaktalar. Değişik türleri yakından incelemekle yakından
ilgileniyorlar. Binlerce yıl önce insan türünün genetik yapısında meydana
getirilen değişikliklerin bir kısmında, Grilerin etkinliği olduğu kuvvetle
muhtemel gözükmektedir.
Kaçırılma olaylarında baş rolü oynayan en önemli tür bu gruptur. Kendi içlerinde 2 ayrı sosyal gruba ayrılmaktalar.
1- Savaşçılar
2- Politik kontrolcüler.
A tipi Grilerin Nevada – New Mexico gibi
dünyanın bir çok yerinde yer altı üslerinde konuşlandıkları ve buralarda
faaliyet gösterdikleri biliniyor.
B tipi Griler
Orion’dan gelen bu varlıkların boyları A
tipi Grilere göre çok daha uzun. Verilen ifadelere göre boyları 2 – 2.5 m
ile 3 m ye kadar değişebiliyor. Büyük burna sahip olmaları dışında
tamamiyle A tipi Grilere benziyorlar. Çok ileri bir teknolojiye sahipler.
İnsanlara karşı saldırgan bir tutum içerisinde değiller.
Politikacılar ve yöneticiler üzerinde büyük
bir hakimiyete ve yönlendirmeye sahipler. Güç oyunlarını zihin kontrollü
teknikleri ile başarıyla gerçekleştiriyorlar. UFO üsleri Aleut
Adaları’nda...
C tipi Griler
Grilerin en kısa boylu türüdür. Boyları
90 cm ile 1 m arasında kayıtlara geçmiştir. A tipi Grilere oldukça
benzemektedirler. Bu C tipi Griler Orion dışında Bellatrix Yıldız
Sisteminde yaşamaktalar.
Dünya üzerinde bugüne dek yaşanılan yakın
temas ve kaçırılma olaylarından çoğunlukla bu varlık türü sorumludur. UFO
içerisinde kaçılan kişiye yapılan müdahalelerde bu tür daha çok doktor
rolündedir. Acı veren genetik testlerden ve kişiler üzerinde yapılan
duygusal bazlı araştırmalardan bu tür sorumludur. Araştırmalardan elde
edilen veriler ışığında gemiye alınıp testlere tabi tutulan deneklerin hiç
biri ölümle sonuçlanmamıştır. En azından kayıtlara geçen bu tür bir olay
henüz duyulmadı. Tam tersine bazı kaçırılma vakalarında kaçırılan
kişilerde sağlık problemi bulunanlarda özellikle iyileşmeler ve psişik
yeteneklerinde gelişmeler gözlemlenmiştir. Dünya tıbbının imkansız dediği
ve bunu raporlarla belgelediği, mucizevi iyileşmeler bile yaşanmıştır.
Griler denilen bu tür aynı zamanda
Reptilian denilen sürüngenimsi (Alfa Draconis denilen 2 ayaklı insanımsı
dinozorlar) kötü niyetli varlıkların işçi ve sömürgeleri durumundadırlar.
Kaçırılma vakalarının bir çoğunda bu sürüngenimsi varlıklar aracın içinde
gözlemci konumunda Griler tarafından yapılan cerrahi müdahaleleri
gözlemleyip, kontrol etmektedirler.
Her ne kadar özgür iradeli varlıklar gibi olsalar da Griler, kendi başlarına hareket etme kabiliyetine sahip değildirler. Sanki merkezi bir beyine bağlı (Crystal Network) gibi bir noktadan yönlendirilirler. O yüzden olaylar karşısında çoğu zaman tepkisiz, ve robotumsu hareketler sergilerler.
Grilerin beslenme sistemleri hakkında çok
farklı görüşler olsa da ağırlık sindirim sistemleri olmalarına rağmen bunu
kullanmadıkları yönündedir.
![]() Bu durum ilk defa Roswell otopsisinde ortaya çıkmıştır. Miğde benzeri bir organın yerinde ve sağlam durmasına karşılık hiçbir besin maddesini içinde barındırmayıp, sindirim yapmadığı görülmüştür. Beslenmelerini daha çok derileri yoluyla yaptıkları düşünülmektedir.
Besinleri daha çok sıvı klorofil ile foto
sentetik proses oluşumlarla meydana gelmektedir. Yani besinlerini kendi
ürettikleri takviye edici sıvı gıdaların ve organik sıvıların içine
yatarak derilerindeki gözenekler sayesinde vücutlarına alırlar.
Dışkılamayı da, yine aynı şekilde derilerinden siyah bir sıvı çıkararak
yaparlar.
Grilerin beyin yapısı ve haberleşme
ağları
Grilerin otopsilerinde beyinlerinde ayrı
bir lob bulunmuştur ve bu lob’un içinde kristal bir yapı bulunmuştur. Bu
kristal yapının bir bilişim ağı olduğu tahmin edilmektedir. Bu iki lob (mid
cranial lateral bone) olarak adlandırılan (orta kemik) ile ayrılır, bu
beyinlerin isimleri “anterior ve posterior” beyindir. “Enoch’un Anahtarı''
adlı (The keys of Enoch) adlı kitapta da buna benzer konulardan
bahsedilmektedir. Bu Network sayesinde onlar Akıllı evrensel Matrix
seviyesinde haberleşebilmektedirler. Bu antik yazıtlarda, gelişmiş fiziki
yaratıkların beyinleri 3. ve 4. yoğunluktadır (yani 3. boyut, biz, ve 4.
boyut soyut boyut, varlığın iki boyutta da bulunabileceği yetisini ona
bahşeder) ve bu yoğunlukları için onların fiziksel bedenlere ihtiyacı
vardır. belki de bu küçük ön lob, kristal kayıt edicidir.
![]()
İnsanın beynindeki bu kısım ''caudate
nucleus'' kısmının da aslında telepatik haberleşme yapmaya yaramaktadır.
''Antakarana'' terimi caudate nucleus’un beynin diğer kısmıyla iletişim
yaptığını ifade eden bir sözcüktür. Bu durumda Grilerin insanlık
kurulduğundan bu yana, insanlık ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz.
İnsanın ortaya çıktığı 260.000 yıl öncesinden modern insan fosilinin
bulunduğu zamana kadar, genetik kodlarımızın 60 kez değiştirilmiş olduğunu
iddia etmekte ve ispatlamakta uzmanlar. O zaman Grilerin Adem ile
Havva’dan türeyen neslin DNA’ları ile sonradan oynamış olmaları çok büyük
bir olasılık ile karşımıza çıkmaktadır.
Griler gezegenimizin gerçek
sahiplerimi, yoksa sıradan birer ziyaretçiler mi?
Grilerin çoğunlukla yeraltı üslerinde
yaşadıkları düşünülmektedir. Yeraltı üslerinde yaşamalarının sebebi bizim
atmosferimizdeki molekül yapısındaki gaz bileşenleri oranlarının onların
metabolizmalarına farklı gelmelerinden dolayıdır.
1- Bazı kaynaklara göre onlar
yani Reptilyanlar ve Griler de binlerce yıldır gezegenimizin etrafında
yani güneş sistemimizdeki Ay, Mars, Neptün ve Jüpiter’in uyduları olan İo
ve Europe da ve yeraltında yaşamaktalar, ve sürekli olarak oralardan
dünyamıza gidip gelmekteler.
2- Zeta Reticuli yıldız
sisteminden
A- Reptilyanlardan kaçarak kendi
genlerini düzeltmek amacıyla insanları kaçırmak için geldiler ve dünyamıza
geçici olarak yerleştiler.
B- Ya da yine Zeta Reticuli yıldız
sisteminden, Reptilyanların lejyoner askerleri olarak geldiler. Sadece
inceleme amaçlı insanları kaçırıyorlar ve deneyler yapıyorlar.
Griler başka bir hipoteze göre işçi ve biyolojik savaş makinalarıdır. 1970 li yıllarda New Mexico da mutasyona uğratılmış sayısız canlı ölüsüne rastlanmıştır. Bunlardan en ilginci yarı kedi yarı, tavşan bir yaratıktır. (Cabbit) bunun Reptilian’ların mı yoksa hükümetin mi gizli genetik araştırması mıdır bunu henüz bilmiyoruz.
Reptilyanlar bizi aslında yiyecek unsuru
olarak görmemekteler. Fakat aynı zamanda bizler onlar için genetik
projelerini geliştirebilmeleri için canlı denekleriz. Bazı kaynaklara göre
Griler sürüngenimsi türün ilk genetik deney ürünleridir. ilk
prototipleridir. Ve her biri Cyborg dediğimiz türden genetik
organizmalardır. Ve birbirinin kopyaları olmaları da bu yüzdendir.
Aslında burada durum biraz karışık çünkü bazı kaynaklarda Griler klon
olmalarına rağmen Reptilyanlardan gizlice ve insanları kendi genetik,
eksikliklerini insanlar dan elde edecekleri dokularla ve genetik
bilgilerle ile kendi genetik eksikliklerini gidermeye çalışmak için
kaçırmaktadırlar.
İnsanları nasıl kaçırmaktalar?
Kaçırma olaylarında insanların
beyinlerine (Catechomine Beta Lipotropin 4753) adlı madde (enkephalinic
melanocyte stimulating adrenocorticopic hormon)’un distile edilmiş hali
olarak, bir ışık huzmesiyle insanlara enjekte edildiği düşünülmektedir. Bu
madde bütün vücudun hareket etme yeteneğini bloke ederek (Kısmi Felç) aynı
zamanda beyindeki bütün anıların ve bilgilerin açığa çıkmasını ve bu
anıların rahatlıkla silinip kontrol edilmesini sağlamakta.
Hipnotize edilen veya uyutulan deneğe, kodlanmış (RRS ridge response system) özel bir teknikle sinyaller gönderildiğinde daha evvel zihnine programlanmış görevleri yapmaya başlayacaktır. Bu sinyaller sayesinde kişi rahatlıkla izlenip, yönlendirilecek ve gözlem altında tutulacaktır.
Sürüngenimsi bir ırk olan Reptilianlar da
aynı sistemi Griler üzerinde kullanmaktadırlar. Kendi klonlarına ise, bu
teknikle şu görev emirlerini vermektedirler:
1- Politik kişileri etki altına alma
2- Sosyal görevler (itaat ettirme
görevleri)
3- Askeri görevler, kolonileşme,
ticaret rotaları ve terminalleri kurma maden arama operasyonları ve bilgi
alışverişi
4- Gözlemleme prosedürleri.
Kaçırılacak kişiler nasıl belirleniyor ve kaçırılıyorlar?
1- Kaçırılacak kişi önce tespit edilir.
2- (Ridge) yanıt sistemi tespit edilir.
3- Kaçırılacak kişinin Uzay gemisini (ya
da uçan daireyi görmesi sağlanır) ve merak etmesi sağlanır.
4- Daha evvelden bu kişiye çip
yerleştirildiği ise, o data bulunup, kişi hakkında hemen bilgi toplanır
5- Kişi daha sonra ışınlama yöntemi ile
gemiye alınır, üzerinde deneyler yapılır daha sonra, hafızası silinerek
Dünyaya geri gönderilir. (bazı denekler, çocuk iken kaçırılıp yetişkin
olduklarında bırakılırlar) (Biraz çılgınca ve garip gelebiliyor ama çip
takılması videosunu izlemişseniz bu duruma inanmak olası oluyor.
Biz insanoğlu olarak 3. boyutta
yaşamaktayız Griler 4. ve 5. boyuttalar ve boyutlar arası seyahat de
yapabilmekteler. ''Evrensel hiyerarşi'' de, üst boyuttakiler her zaman alt
boyuttakilerden üstündürler, ve üst boyuttakiler alt boyuttakiler üzerinde
hem hakimiyete sahiptirler hem daha üstündürler, hem de görünmeden
görebilirler. (bu halleriyle ''Cin''lere oldukça benziyorlar'' özellikle
5. boyut varlıkları neredeyse tüm uzayı kontrol altında
tutabilmektedirler.
4. boyutta olanlar, bir yerde orta
boyuttalardır, yani orta seviyededirler ve kendilerinden daha üstün olan
boyuttaki 6. boyut ile bilgi alışverişi yaparlar. Ayrıca kendilerinden
daha küçük boyuttakilerden bilgi hırsızlığı da yapabilirler. 4. boyuttaki
Griler evren hakkında çok meraklıdırlar ve onlar özellikle ruh enerjisini
alabilirler. Bu yüzden kaçırılan insanların o an ki ruhsal enerjileri ve
korkularından beslendikleri de söylenir. İnsanların “Bio plasmic field” (bio
plasmik sahalarından) enerji çekerler.
Samanyolu galaksisine gelen grilerin bir kısmı kendi klon olmayan griler için, bir kısmı da kertenkele ırkı için çalışmaktadırlar. Bu iki grubun amaçları değişiktir. Ayaklanma yapan grilerin klon grileri, kendi genetik yapıları bozuk olduğu için, uzun yaşayamamaktadırlar, bu sebeple bunlar insanlarımız kaçırarak organlarından faydalanmaktadırlar. Kertenkele ırkına hizmet eden klon greyler ise, gezegenimizi tamamen istila etmek ve herşeyinden faydalanmak istemektedirler. 1950 li yıllarda, Amerikan hükümetinin Roswell kazasından sonra düşen UFO sebebiyle, bu griler ile bir şekilde irtibat kurmuşlar ve teknolojk yardım karşılığında, insanların kaçırılmalarına göz yummuş olunduğu iddia edilmektedir. Stargate ve Deadalus Projeleri CIA 1949 yılından 1990’lı yıllara dek psişik güçleri kullanarak ‘dünya dışı canlılarla’ telapatik yolda iletişime geçmeye çalıştı. Ve bu olay şu anda yeni ifşa olmuş durumda. Konu ile ilgili yabancı istihbarat kaynaklarından elde edilen bilgiler çok şaşırtıcı. CIA’ nın Ulusal İstihbarat Konsey Başkanı Dr Padolfi’ nin 1990’larda askıya aldığı program 2010 yılında Obama yönetimi ile devam ettiriliyor. Obama’ nın seçim çalışmalarında yer alan ve şu anda Ulusal İstihbarat Drektörü olan James R. Clapper tarafından sürdürülme kararı alınan projenin adı STARGATE… 1990’lı yıllarda Haines adlı CIA tarihçisinin itirafları insanı fazlaca düşündürüyor. ‘Dünyadaki ülkeleri uzaktan izleme. Parapsikolojik deneyler yapma. Psişik fenomenler’ başlıklı araştırma birliği yürüttüğü çalışmalarla dünya dışı yaşamla iletişime geçmeyi başarıyor. 1990’lı yıllarda kaç sene ve hangi canlı türleri ile iletişme geçildiği ise karanlıkta kalan bir konu. Fakat konunun ulusal istihbarat raporlarına yansıması ve o gün araştırma grubunun içinde yer alan kişilerin açıklamaları yazılanları doğruluyor. Eski Sovyet KGB Ajanlarının da içinde bulunduğu bir grup tarafından elde edilen bilgiler karşısında CIA, STARGATE programının belli bir bölümünü ifşa etmek durumunda kaldı. Obama’nın bu duruma sert tepkiler göstererek projenin daha gizli yürütülmesi konusunda Clapper’e talimat verdiği söyleniyor. Araştırmacı Yazar Gus Russo, dünya dışı yaşamla sağlanan iletişimin yine dünya dışı canlılar tarafından kesildiğine işaret ediyor. CIA’ nın yaptığı bu iletişim sayesinde, canlıların dünyaya ziyaret gerçekleştirdikleri raporlarla doğrulandı. Obama’nın yemin töreninde görülen UFO’ nunda STARGATE araştırma grubunun iletişime geçtiği uzaylı varlıklar olduğu düşünülüyor. STARGATE Psişik Güçler CIA ajanı Sn Petersen DIA medyum programında çalıştığını yıllar sonra kabul edecek ve CIA’nın yürüttüğü çalışmaları raporlar halinde dışarıya sızdırılacaktı. Sovyetler Birliği’nden kaçarak CIA’ya sığınan eski bir KGB ajanı D.Suvanyev, 2001 yılında telepatik yolla dünya dışı yaşam hakkında araştırmaları yaparken bir tren kazasında hayatını kaybetmiştir. Rusya’ nın Stalin zamanından bu yana parapsikolojik deneyler yürüttüğünü bilen bu ajanı Rusların öldürdüğü düşünülmektedir. Bu konuyu deşifre eden Arlington Ensitüsü çalışanı Petersen konunun doğruluğundan şüphe duymuyor. Hatta dünya dışı zeki canlıların dünyaya geldiğini raporlarla anlatıyor. ABD Deniz Kuvvetleri Müsteşarı ve Eski İstihbaratçı James R. Woolsey olayı doğruluyor. Obama’dan önce NSA adıyla yürütülen projede çalışanlar şu an bağımsız gruplar halinde STARGATE programının içine dahil edildiler. 2010 yılının en önemli ifşa olayı CIA tarafından gölgenelerek tüm dünyada duyulması engellenmiştir. ABD nin belli sitelerinde ve bazı Ufologların kişisel sayfalarında yer alan bilgiler, ABD yönetiminin dünya dışı yaşamla kurduğu iletişimi belgeleyen en net bilgilerdir. Konu MJ12 adlı grubun çalışmalarından sonra ikinci bir dünya dışı yaşamla iletişime geçen grubu bize tanımlamıştır. ESRARENGİZ İSTASYON Dünyanın en güney noktasında, Antartika`nın en karanlık yerinde kurulu Amerikan ‘araştırma istasyonu’ yıllardır sessiz sedasız çalışıyor. Hakkındaki iddialar filmlere, kitaplara bile ilham kaynağı oldu. Ama kimse aslını söyleyemiyor. Güney kutbu Antartika`da yıllardır sessiz sedasız faaliyet içide olan McMurdo Amerikan Araştırma İstasyonu, aynı sessizlik içinde artık 1258 kişinin yaşadığı, her gün kargo uçak seferlerinin yapıldığı, kendi nükleer tesisine sahip, heliportu olan 100 binadan oluşan müthiş ama aynı derecede esrarengiz bir yer haline geldi. Bilinen şey, burada sayısız uzay projesine destek sağlayacak astronomi ve astrofizik araştırmalarının yapıldığı… ASTRONOMİ VE ASTROFİZİK ARAŞTIRMALARI YAPILIYOR Ayrıca atmosferik ölçümlerinin ve hava kirliliği ile ilgili incelemelerin yapıldığı da belirtiliyor. Ancak burada yapılan astronomi ve astrofizik araştırmalarının sonuçları ya da raporları pek açıklanmıyor. İddialar ise kafaları karıştıracak cinsten. Öyle ki dünyanın bir ucu olan McMurdo İstasyonu ile ilgili bu iddialar, filmlere ve kitaplara konu oldu. ‘YILDIZ GEÇİDİ’ VE MCMURDO İSTASYONU Bir iddiaya göre McMurdo İstasyonu aslında, uzay trafiğinin kontrol merkezi olarak faaliyet gösteriyor ve uzaylı varlıklarla temas buradan yapılıyor. Bu iddiaların ayyuka çıktığı 2000`li yıllarda, Hollywood yapımı ‘Stargate SG-1’ filmi bu konuyu işledi. Filmde McMurdo, Dünya birlikleri için bir üs olarak gösterilirken, istayona 80 kilometre mesafede ise kayıp kıta Atlantis döneminde kullanılan Dünyanın ikinci yıldız-geçidi bulunuyor. KAYIP KITA ATLANTİS VE MCMURDO ‘Kayıp kıta Atlantis’i McMurdo ile ilşkilendiren en çarpıcı çalışma ise ‘Decipher’ (Deşifre) adlı kitap. Kitapta, McMurdo’da aslında, Atlantislilerin bıraktığı ve tüm dünyadan gizlenen bir ‘Dünya Kodu’ deşifre edilmeye çalışıldığı anlatılıyor. Dark Star ve Alien filmlerinde de McMurdo, merkezi bir uzay trafik kontrolü istasyonu olarak gösteriliyor. McMurdo İstasyonu, John Carpenter’ın The Thing filminde de yer alıyor. Amerikalı yazar Kim Stanley Robinson da ‘Antarctica’ adlı kitabında bu esrarengiz istasyonu ayrıntılı biçimde anlatıyor. İKİNCİ AMERİKAN İSTASYONUNUN YARISI YERALTINDA ABD hükümetinin ‘Antarktika Programı’ çerçevesinde bölgede bir de Amudsen Scott İstasyonu yer alıyor. Burası da McMurdo’ya lojistik destek sağlıyor. Ayrıca özel araştırma projeleri üzerinde çalışmalar yapılıyor. Amudsen Scott İstasyonu`nun en ilginç yerinin ise ‘Sky Lab’ ya da ‘Gökyüzü Laboratuvarı’ olduğu söyleniyor. Bu istasyonun yarısı ise yeraltında. Griler hakkında... Kaynakça: http://www.orionuforesearch.com [ Home | Aliens | Gravity Waves | Archive | UFO Project | Downloading | Project Serpo | Hiçbir yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden alıntı yapılabilir. © 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli Ana Sayfa / Index / Roket bilimi / E-Mail / Rölativite Dosyası Time Travel Technology / UFO Galerisi / UFO Technology / Kuantum Teleportation / Kuantum Fizigi / Uçaklar(Aeroplane) New World Order(Macro Philosophy) / Astronomy
|