| |
:: Zaman
Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998
Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkey / Denizli ::
Çetin
BAL'ın
kütüphanesi...
3

Aşka Yolculuk
Cemalnur Sargut
Arka Kapak
Mânevî yaşamı bugün âdetâ bir çöle dönüşmüş günümüz Türkiye’sinde, bir
modern zamanlar Rabia’sı olan Cemâlnur Sargut Hanımefendi, tasavvuf irfanına
olan derin vukûfiyeti, tükenmez aşkı ve bilgisi ile karşımıza çıkmaktadır.
Elinizdeki kitap, tasavvufî geleneğin, Ahmed Rifâî, Kenan Rifâî, Meşkure
Sargut ve Samiha Ayverdi tezgahlarından geçerek, zikir ve sohbetle kemâle
ermiş bir Allah âşıkı, bir Resul sevdalısı ve dört büyük yol’un sadık bir
izleyicisi olan bu bilge hanımefendiyle yapılan ve saatler süren bir
söyleşinin meyvesidir.
Cemâlnur Sargut’la gerçekleştirilen bu sohbetlerde, Efendimiz’den, tevhidin
sırlarından, semânın hakikatinden, Ahmed Rifâî Hazretlerinin o muazzam
dünyasından, Rifâîlik, Kadirîlik, Şâzelîlik ve Mevlevîliğin gürül gürül
çağlayan inisiyatik ırmaklarından, Kenan Rifâî ve sadık izleyicilerinden,
yol’un esaslarından, kavram ve olgulardan bahsedildi..
Aşka Yolculuk ... Kenan Rifai İle ...
Yazan: Sadık Yalsızuçanlar
Yıllar önce Cemalnur Sargut'un bir konuşmasını dinlediğim zaman, adını zaman
zaman duyduğum lakin hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmadığım bir modern
zamanlar Rabia'sıyla karşılaştığımı hissetmiştim.
Ahmed Rıfai hazretlerinin menkıbelerini ve Delillerle Marifet Yolu adlı bir
hazine değerindeki eserini, çağımızın büyük bilgelerinden Kenan Rıfai
hazretlerinin Sohbetler'ini, Samiha Ayverdi'nin aşk ve irfan dolu
kitaplarını okuduktan, onlardaki muhabbet ve tefekkürün tadına biraz olsun
vardıktan sonra, bu büyük damarın günümüzdeki en münevver meyvesi olarak
Cemalnur Sargut Hanımefendi'yi gördüm. Onu yakından tanımaya başladıkça da,
hayranlık ve muhabbetim arttı.
Tasavvuf irfanına olan derin vukufiyeti, tükenmez aşkı, bilgisi ve engin
tevazuu ile Cemalnur Sargut, inisiyatik geleneğin, Ahmed Rıfai, Kenan Rıfai,
Meşkure Sargut ve Samiha Ayverdi tezgahlarında adeta haddeden geçercesine
zikir ve sohbetle inisiye olmuş, kemale ermiş bir Allah aşığı, bir Resul
sevdalısı ve dört büyük yol'un sadık bir izleyicisi olarak karşımızda
belirmektedir.
Manevi yaşamı bir çöle dönüşmüş olan modern zamanlar Türkiye'sinde böylesi
irfan ehli insanlar yaşadıkça, umutlarımızı yitirmememiz gerektiğini
düşünüyorum.
Bizi, doğrudan marifet ilmine, Kuran'a, Efendimiz'e, İlahi Hakikat'in
çeşitli zenginliklerine ulaştıran, bizi mürşid-i kamillerle buluşturan,
Ahmed Rıfai'yle, Geylani'yle, İbn Arabi'yle, Hz. Mevlana ile ve Kenan
Rıfai'yle yeniden tanıştıran bu münevver hanımefendinin kuşkusuz söyleyecek
pek çok sırrı ve sözü var...
Sufi Kitap'ın 'Tasavvuf Sohbetleri' dizisinin üçüncü kitabı olan, Kenan
Rıfai İle Aşka Yolculuk, bizi, manevi iklimlerde dolaştırıyor ve her biri
elmas değerinde sözlerle, hikmetlerle ve sırlarla buluşturuyor.
Cemalnur Sargut'la gerçekleştirilen sohbette, Efendimiz'den, tevhidin
sırlarından, sema'nın hakikatinden, Ahmed Rıfai hazretlerinin o muazzam
dünyasından, Rıfailik, Kadirilik, Şazelilik ve Mevleviliğin gürül gürül
çağlayan inisiyatik ırmaklarından, Kenan Rıfai ve sadık izleyicilerinden,
yol'un esaslarından, kavram ve olgulardan konuşuluyor.
Sufi Kitap, Kenan Rıfai İle Aşka Yolculuk'la, son günlerde gerek bu büyük
bilge gerekse diğer irfan ehlinin adı ve çabaları çevresinde oluşturulmaya
çalışılan çeşitli komplo teorilerini ve iftiraları da boşa çıkarıyor.
Böyledir, Bediüzzaman'ın ifadesiyle 'hayırlı işlerin çok muzır manileri
olur.' Lakin insanın, kendi insanlık kalitelerinin farkına varması ve bu
yönde yaşaması, Hölderlin'in söyleyişiyle, 'yeryüzünde şairane oturması'
için, Yaratıcı ile bağlarının derinleşmesi ve güçlenmesi gerekir. İrfan
sahiplerinin gayretleri, bize böylesi bir erdem sunar. İrfan ehlini çeşitli
siyasal, ekonomik ve kirli iktidar ilişkileriyle gölgelemeye çalışılması,
insanın doğrudan kendi varlığını tehdit etmesi demektir.
Kenan Rıfai İle Aşka Yolculuk, inisiyatik geleneğin günümüzde de sürdüğünü
bize tek başına gösterebilen bir kitap.
05.12.2006
Yazar:Cemalnur Sargut
Sayfa Sayısı: 340
Baskı Yılı: 2009
Dili: Türkçe
Yayınevi: Sufi Kitap

Çağların Sırrı
Başarının Ölümsüz Anahtarı
Robert Collier
Koridor Yayıncılık
"Her talihsiz durum bir şeylerin eksikliğidir. Karanlık, bildiğiniz gibi,
gerçek değildir. Işığın yokluğudur. Işığı açınca karanlık ortadan kaybolur.
Aynı şekilde yoksunluk da ihtiyaç duyulan şeylerin yokluğudur. Tedarik
yolunu bulunca yoksunluk ortadan kalkar."
Robert Collier Çağların Sırrı'nda yüzyıllık karanlığa ışık tutarak bize
başarının anahtarını sunuyor. Daha mutlu ve başarılı bir hayata sahip olmak
artık hayal değil. En temel düşünce ve kararların hayattaki başarı ve
mutluluğumuzu nasıl etkilediğini şaşırarak okuyacaksınız.
Yazar bu kitapta insan aklını üç kısma ayırıyor: Bilinçli Akıl, Bilinçaltı
Akıl ve Evrensel Akıl. Özellikle Bilinçaltı Aklın ne muhteşem bir şey
olduğunu vurgulayarak, onu nasıl kullanmamız gerektiğini örneklerle
anlatıyor. Kitabı okurken, sahip olduğunuz cevheri hissederek
heyecanlanacak, biraz da şimdiye kadar onu ihmal ettiğiniz için
hayıflanacaksınız.
Collier'ın bu kitapta ortaya attığı temel olmaksızın Rhonda Byrne'ın The
Secret (Sır)'ı yazılamazdı. Michael Losier ve James Arthur Ray tüm dünyaya
pozitif düşünce gücünün Çekim Yasası ve Başarı Bilimi'nde nasıl etkin
olabileceğini hatırlatmadan uzun bir zaman önce Robert Collier'in ÇAĞLARIN
SIRRI konuşuluyordu. Yine de geç kalmış değilsiniz.
Bu kitap size Bilinçaltını kullanmayı, onun vasıtasıyla, zamanın
başlangıcından bu yana bütün yaşantıları biriktiren Evrensel Akıldan yardım
almayı öğretme iddiasında. Bu sırra siz de ortak olabilirsiniz.
231 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789944983587; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi:
Eylül 2008
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: The Secret of Ages

Düşüncenin Gücü
James Allen
Koridor Yayıncılık tükendi
James Allen'ın ölümsüz eseri Düşüncenin Gücü ya da kendi deyimiyle bu "Küçük
Büyük Kitap", yüz yılı aşkın süredir tüm dünyada milyonlarca insana esin
kaynağı olmuş, birçok dile çevrilmiş bir klasiktir. Alanında çığır açmış ve
Norman Vincent Peale, Denis Waitley ve Tony Robbins gibi çok sayıda çağdaş
yazarı etkilemiş olan bu kitabı, Og Mandino'nun tüm zamanların en iyi on
kitabı arasında göstermesi nedensiz değildir.
İlave olarak sunduğumuz ve yazarın ilk yapıtı olan Başarıya Giden Yol ise
düşünce gücüyle hayatına yön vermek isteyenlerin yoluna ışık tutarak, tutum
ve tepkilerindeki değişikliklerle huzur ve başarıyı nasıl yakalayacaklarına
dair sırları açıklıyor.
Bu eşsiz yazarın bilgeliğine başvurmak için yeni yüz yılın fırsatı şimdi
elinizde.
Aklınızda yücelttiğiniz hayal, yüreğinizde taçlandırdığınız ideal her ne
ise, hayatınızı bunlarla inşa edersiniz; bunlar olursunuz.
James Allen 1864'te İngiltere'nin Leicester şehrinde doğmuş ve uzun bir süre
büyük bir İngiliz şirket yöneticisinin özel yardımcısı olarak çalışmıştır.
38 yaşında "emekli" olup yazarlığa başlamış ve eşi ile birlikte
Ilfracombe'deki küçük bir kır evine taşınmıştır. 48 yaşında aniden hayata
veda edene kadar 20'den fazla eser kaleme almıştır.
152 sayfa, 3. hamur, ISBN: 9789944983501; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi:
Nisan 2008

Korkunun Ötesi
Özgürlük ve Hazza Götüren Bir Toltek Rehberi
Don Miguel Ruiz
Alfa Basım Yayım Dağıtım /
Dört Anlaşmayı hayata geçirirken Sevgi Ustalığı'na erişmeden önce korkunun
ötesine geçmemiz gerekir. Yaşamla yaptığımız bütün olumsuz anlaşmaların
kaynağı korkudur. Bizi doğuştan hakkımız olan sevinçten koparır.
Hayatlarımıza korku ve yargılama olmaksızın bakabildiğimizde düşlediğimiz
rüyanın (gerçeklik dediğimiz şeyin) nasıl istiyorsak öyle olabileceğini
görürüz.
Tıp ve cerrahi eğitimi alan Don Miguel Ruiz. aynı zamanda bir nagual'dir
(ruha giden yolda başkalarına rehberlik etme yeteneğine sahip kişi). Toltek
geleneğinde Niyet Ustalığı'na erişmiştir. Bilgeliği, "insanların Tanrılara
dönüştüğü yer" olan Teotihuacan ile ilgili vizyonundan kaynaklanır. Özgürlük
ve yaşam sevincine Toltek yolundan ulaşmak isteyenler, korkuyu aşarak güç
kazanmaya yönelen ilerleyişlerinde Teotihuacan'ın ana geçidinde törensel bir
yürüyüş yaparlar. Don Miguel Ruiz ile pek çok öğrenci bu yolculuğu
yapmıştır. Don Miguel Ruiz'in öğretilerinin bu kapsamlı rehberinde:
•Dört Anlaşma'nın temeli olan Toltek bilgeliği ve spritüel uygulamalarının
ana unsurları
•Dönüşüm araçları: okurun korku, yargı ve suçluluk duygusunu geride bırakma
sürecinde yapacağı alıştırma ve törenler
•Nagnal öğretisinin kutsal merkezî Teotihuacan'a düşsel bir yolculuk
•Ölümden sonra yaşam ve insanlığın evrimine ilişkin kehanetler
•Don Migııel Ruiz'in yaşamına ve ünlü bir şifacı (curandera) olan annesinden
aldığı eğitime ilişkin bilgiler sizi bekliyor.
Hayat değiştirecek bu kitaptaki bilgi, korkunun yerine yaşam sevincini koyma
gücüne sahip.
312 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9786051060354; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi:
Eylül 2008

Ruhsal Yolda
Yayınevi: Samsara Kitapları
Yazar: Swami Rama
Kategoriler: Felsefe, Doğu Felsefeleri
Özellikler:
57 s. 10 x 13 cm Türkçe Haziran 2004 İstanbul 2. Hamur Resimli
Açıklama:
"Güneş, Ay ve Yıldızlar niçin sürekli hareket halinde? Onların hareket etme
amaçlarını biliyorsanız, o zaman onlarla uyum içinde hareket edin..."
20. yüzyılın en büyük ruhsal öğretmenlerinden biri olan Swami Rama, bu küçük
kitapta dinin özünden meditasyona, çocuk büyütmekten üstlendiğimiz
vazifelere kadar çeşitli konulara ışık tutuyor.
"Kendinizi suçlamayın. Kendinizce ne kadar kötü ya da küçük olursanız olun,
bütün kişiliğinizi değiştirme şansınız vardır."
(Arka Kapak)

Tibet'in Yaşam ve Ölüm Kitabı
Yayınevi: Dharma Yayınları
Yazar: Sogyal Rinpoche
Kategoriler: Genel Konular, Gizem - Parapsikoloji - Büyü
Özellikler:
14 x 20 cm Türkçe Nisan 2002 İstanbul 2. Hamur 620 s.
Açıklama:
Bize ögretmenlerin en yücesi olan ölüm’ün ışığında nasıl yaşamamız gerektiği
konusunda ruhsal rehberlik yapan ve pratik bilgiler sunan Tibet Budizmi’nin
paha biçilemez bilgeliğinin Batı için özlü yorumu olan bir başyapıt.
Bir başyapıta dönüşen bu eserinde ünlü meditasyon ustası, Tibet Budizm’i
yorumcusu ve uluslararası bestseller yazarı Sogyal Rinpoche, Tibet’in kadim
bilgeliği ile evrenin doğası ve ölüm ile ölüm süreci konularındaki modern
araştırmaları biraraya getiriyor. Yazar, Tibet geleneklerinin özünden gelen
ve dini inançlarımız ya da kültürel birikimlerimiz ne olursa olsun,
yaşamlarımızı iyi yönde dönüştürecek, ölüme hazırlanmamızı ve ölmekte
olanlara yardım etmemizi sağlayacak son derece güçlü uygulamalar ve bilgiler
sunmaktadır.
Bu kitap aracılığıyla ölüm gerçeğinin içindeki büyük umudu görebiliyoruz:
Korkunun ve reddedişin ötesine geçip ölüm sürecinde hayatta kalmayı başaran
ve değişmeyen parçamızın ne olduğunu anlıyoruz.
"Bu kitap hepimiz için inanılmaz bir kutsama; içten, bilgece, pratik ve
berrak. Esin verici öykülerle, ustalıklı öğretilerle ve Buda’nın sevecen
kalbi ile dolu."
-Jack Kornfiled, Stories of Spirit, Stories of the Heart yazarı
"Bu kitap insanoğlunun bilgeliğinin zirvesini göstermektedir. Tibet
Budizmi’nin yüzyıllar boyunca oluşturduğu içgörüleri ve bilgiyi bize ileten
parlak bir mücevherdir."
-Dr. Larry Dossey, Beyond Ilness yazarı
"Bu eserin kaderi kesinlikle ruhsal bir klasik olmak."
-Joanna Macy, World as Lover, World as Self yazarı
(Tanıtım Yazısı'ndan Alıntı)

Hint, Yunan ve Mısır Mitolojilerinde Gizemli Bilgilerin Kaynakları
(Les Floralies De L'Esprit)
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Yazar: R. Emmanuel
Kategoriler: Dinler - Mitolojiler, Genel Konular, Mitolojiler, Gizem -
Parapsikoloji - Büyü
Özellikler:
Türkçe 152 s. 13.5 x 19.5 cm İstanbul 1995 152 s. 2. Basım Orijinal Dili:
Fransızca 1. Basım: 1991
Açıklama:
"Eski Mısır, Hint ve Yunan gelenekleri, kesinlikle karşı koyamayacağımız bir
şekilde, kendilerinden sonraki tüm geleneklere, dinlere ya da dinlerin
yorumlarına etki etmiş, felsefi ve ezoterik yaşamın kaynağını oluşturmuştur.
Hiçbir gelenek diğerinden bağımsız değildir; aynı şekilde hiç bir din
kendini öteki dinlerden soyutlayamaz."
"Bu üç büyük tradisyona da "sentezci bir açıdan bakan" bu eserde pek çok
detay bir kenara bırakılmıştır. Bunun için pek çok kitaplar gerekir.
Amacımız. okuyucunun ruhundaki, insanlığımızın üç büyük etiğinin tek bir
merkezde toplandığı bilgisini uyandırmaktır."
(Arka Kapak)

Herkes İçin Ötealem Rehberi
"Ötealeme geçme sırası bize geldiğinde, birkaç şeyden biri olur. Ötealeme
geçişinizin normal olduğunu varsayarsak, ya tanıdığınız biri tarafından
karşılanırsınız ya da durum böyle değilse, bu işi yapma görevini üstlenmiş
biri tarafından. Bunun için endişelenmeyin, bunlardan hangisi olursa olsun,
o sırada bu kusursuz görünecektir." 28 Temmuz 1978'de ötealeme geçen görme
engelli medyom Ken Akehurst'un ölüm, ölümden sonra olanlar ve ötealemdeki
yaşamın ilk safhaları hakkında verdiği bilgilerin otomatik yazıyla G. M.
Roberts tarafından alınmasıyla oluşturulan bu basit, samimi ve dürüst kitap
işte bu sözlerle başlıyor.
İnsanları ölüm ve ötesi hakkında doğru düşünmeye sevk etmenin tek yolu, ölüm
sorunu hepimiz tarafından normal karşılanana dek bunun üstünde konuşmaktır.
İşte bu nedenle bu kitap ölümden sonra şuurun devam ettiğine inanmayanlar ve
ölüm korkusu çekenler için muazzam bir rahatlama kaynağı olacaktır.
Yazar: G. M. Roberts
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Sayfa sayısı: 167
ISBN: 9758007955
Basım tarihi: Haziran 2003

Reenkarnasyon Fiziksel, Astral ve Ruhsal Evrim
(La Reincarnation)
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Yazar: Gerard Encausse
Kategoriler: Genel Konular, Gizem - Parapsikoloji - Büyü
Özellikler:
1999 262 s. Türkçe İstanbul 13.5 x 19.5 cm
Açıklama:
Bu kitabı çevirmemizin amacı, antik çağ toplumlarının gizli bilgilerini ve
kutsal metinlerini çok iyi bilen, aynı zamanda bir hekim olması dolayısıyla
konuya bir bilim adamı ciddiyetiyle yaklaşan ve bir ömür boyu sürdürdüğü
deneysel çalışmalarıyla meseleyi kendi özel tetkik imkanlarıyla inceleyen
bir okültistin reenkarnasyon olayına değişik bakış açısını Türk okuruna
tanıtmaktan ibarettir. Daha önce de belirttiğimiz gibi kanılar ve bilgiler
ortadadır. Bu, objektiftir. Subjektif olanı ise, kişinin yaklaşımı ve
yorumudur. Bu da onun realitesini teşkil eder. "Realite, varlığın eşya ile
alakalı kavram, anlam, değer ve şuur halinin hakikat karşısındaki
durumudur."
"Her insana göre ve hatta bir insanın muhtelif hayat devrelerine göre
çeşitli realiteler vardır."
Ve yine Üstat Ergün Arıkdal'ın ifadesiyle: "Her realite, devresini
tamamladıktan sonra yerini daha yüksek bir realiteye bırakır. Hiçbir realite
amaç olamaz."
(Arka Kapak)

Tekrardoğuş 1
Evrensel Yasa
BİLYAY Vakfı
Ruh ve Madde Yayınları
Tekrardoğuş, bir tekâmül aracı olarak, evrensel bir yasadır. Tekâmül etmekte
olan her ruh varlığı, madde içinde deneyim ve görgüsünü artırmak için
çeşitli bedenler ve kimlikler içinde, sayısız kereler maddesel âlemlere
bağlanırlar. Tekrar tekrar doğmak bir ilâhî Yasa'dır.'
Tekrar doğuş olayının sayısı belli değildir. Varlık ihtiyacına göre, genel
kâinat Plânına uygun olmak üzere, çeşitli madde ortamlarında tekrar tekrar
doğar.
365 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8007-25-4; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı
Tarihi: 1997
Özgün Dili: Türkçe

Karma Bağından Özgürleşmek
Yayınevi: Okyanus Kitabevi
Yazar: Swami Rama
Kategoriler: Felsefe, Doğu Felsefeleri
Özellikler:
1. Basım Türkçe 1. Hamur 86 s. 2002 İstanbul 13.5 x 21 cm
Açıklama:
Eski bir Budacı metinde şöyle bir beyit vardır:
Bugünkü yaşantımız dünkü düşüncelerimizin, dünkü eylemlerimizin; yarınki
yaşantımız da bugünkü düşüncelerimizin, bugünkü eylemlerimizin eseridir.
Karma, sanskrit dilinde yapmak, etmek, edimde bulunmak anlamına gelen bir
sözcüktür. Ülkemizde genellikle "yazgı" ya da "alın yazısı" olarak
adlandırdığımız Karma Yasası yaşamdaki en temel yasalardan, en temel
gerçeklerden bir tanesidir. "Ne ekersen onu biçersin" dediğimiz her insan,
her eylem için geçerli olan bu yasayı, bu gerçeği en iyi biçimde anlatmış
oluruz. Varoloşun neden-sonuç ilişkileridir. Karma Yasası.
Şu andaki yaşantımız geçmişte yaptıklarımızın sonucudur. Gelecekte olanlar
ise aynı biçimde, şimdiki eylemlerimizin sonucu olacaktır. Bu yüzden de
Karma içimizdeki mükemmel adalet kuralının ifadesidir. Bu mikrokozmosa, yani
insana yansıyan evren kanunudur. Bunda ceza kabilinden veya keyfi hiçbir şey
yoktur; bu evrensel olarak her edimin, her eylemin sonunda tekrar kaynağına
dönen sonuçlar oluşturduğunun garantisidir. Karma'nın sonuçları hemen veya
gecikmiş olarak gelebilir, fakat kaçınılmazdır.
Ünlü Yoga Ustası Swami Rama'nın "Karma Bağından Özgürleşmek" adlı bu
kitabında Karma Yasasının işleyişi hakkında bilgiler bulunmaktadır. Aynı
zamanda bu kitapta Karma Yasasının zorunlu dar çemberinden,
koşullanmalarından teker teker kendimizi nasıl bağımsızlaştırabileceğimiz,
yaşam karmamızı niçin ağırlaştırmamamız, gelecekte kendi karmamızı
oluştururken nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda da bilgiler
bulunmaktadır.
(Arka Kapak)

Tibetin Unutulan Sırları Tibet'te Parisli Bir Kadın
("Initiations and Initiates In Tibet")
Yayınevi: Samsara Kitapları
Yazar:
Özellikler:
Türkçe 279 s. 2. Hamur 14 x 20 cm İstanbul Ağustos 2001 Orijinal Dili:
İngilizce
Açıklama:
"Yatağım toprak, ot ve kar; göğüm çadırın tepesi ve gökkubbe..."
Madam Alexandra David-Neel, 101 yıllık yaşamının büyük bir bölümünü,
Doğu’nun ve Tibet’in gizemli topraklarında, Himalayalar’ın engin
doruklarında geçirdi; bir münzevî olarak, Lama olarak, Guru olarak ve büyük
sırlara erişmiş bir inisiye olarak...
Nepal toprakları "trekking" ile tanışmadan uzun yıllar önce, 1900’lerin
başında, Himalayalar’da ayak basmadığı yer kalmadı. Yoga, Batı dünyasında
henüz moda olmamışken, tüm yoga yöntemlerini uyguladı. Katmandu’yu
hippilerden onlarca yıl önce keşfetti. Doğu’nun olanca çekiciliği
içerisinde, 68 Kuşağı’nın fark etmek zorunda kaldığı bir "öncü" ve "haberci"
olarak kabul edildi.
Doğu’nun ilk Batılı kadın Guru’su unvanını elde etti ve Tibet’in "yasak
kenti" Lhasa’da, Dalai Lama’nın kutsal mekânı Potala’ya girmeyi başaran ilk
Batılı oldu; yıl 1924 idi...
Dünyanın göğe en yakın coğrafyası Tibet’in binlerce yıllık sırları, ilk kez
Madam David-Neel’in bu yapıtıyla Batı’ya aktarılmaktadır.
(Arka Kapak)

|
HERMES
|
|
Önsöz |
|
|
|
|
|
I. |
Hermetik Şiirler |
|
|
|
II. |
Hermetik Metinler |
|
|
|
III. |
Hermetik Felsefe |
|
|
|
Hermes Çevirileri Üzerine
Tarihin birçok farklı döneminde, çeşitli
kültürel ortamlarda, Hermes Trismegistus, Toth, Enoch, İdris adları ile
anılan Hermes’e atfedilen metinler bulunmaktadır.
Hermes’in orijinal yazılarının eski Mısır
dilinde yazıldığı söylenmektedir. Kendisi her çevirinin büyük bir kayıp
olduğunu belirterek, Mısır dilinde kelimeyi oluşturan seslerin söylenen
anlamla ilişkili tesirler yaratabileceğini söylemiş ve özellikle
Grekçe’ye çevirmenin kendi sözlerini anlaşılmaz hale getireceğini
belirtmiştir. Hermes’in bu uyarısına rağmen günümüze ulaşan metinlerin
hepsi çeviridir.
Hermes’in kim olduğu, ne yaptığı hakkında
birçok farklı söz söylenmişse de onun içsel aydınlanma yolundaki birçok
kişi tarafından rehber alındığı ve uygarlığın yaratılmasında yine rehber
olarak kabul edildiği yadsınamaz bir gerçekliktir. Kişilere hem içsel
bir hareketlilik sağlaması hem de madde dünyasının organizasyonunu
vurgulaması sebebiyle bu metinler insan varlığının bütünsel gelişimini
hedeflemektedir.
Hermes’in sözleri farklı iddiaları olan
çeşitli gruplar tarafından farklı ifade edilse bile bizce asıl anlamını,
kişinin içsel varlığına ve insanların oluşturduğu toplumsal bütüne
verdiği hız ve hareketlilikte bulacaktır. Hermes’in metinleri “aşağıdaki
yukardakine benzer” prensibi ışığında hem varlığın içsel doğasına hem de
insanların oluşturduğu bütünsel yapıya uygundur. Metinler kişi ve
toplumlara ruhsal tekamül fırsatları sunacak bilgiler içermektedir.
Hermes Niçin Önemlidir?
İnsanlık tarihi yüce amaçlara doğru
kendisine hız vermiş bilge kişiler ve inisiyelerle doludur. Bunların
arasında Hermes, en çok atıf yapılanlardandır. Hermes farklı metinlerde
Toth, Tehenti, İdris, Enoch gibi farklı isimlerle anılmıştır. Tüm bu
farklı isimlere ait metinlerin her birisinin ardında aynı üslubu
görebiliriz ki bu metinlerin hepsi Hermetik üsluptadır.
Yahudi gizemciliğinde Enoch adında gizemli
bir peygamber olarak zikredilen, Kuran-ı Kerim’de İdris olarak anılan,
Bahai metinlerinde Hermesi elvah olarak belirtilen, kadim Mısır
bilgilerinde Toth diye bahsedilen, eski Yunanda Hermes Trismegistus
olarak belirtilen kişinin Hermes olduğu yaygın olarak kabul edilir.
Sözü edilen isimler bulundukları toplumu ve
buna bağlı olarak gelişen düşünsel ortamı doğrudan etkilemişlerdir. Bu
anlamda birçok toplum için Hermes, başlangıç sözlerini söyleyen kişi
olarak kabul edilmiştir. Nitekim Hermes’e atfedilen metinler de bilinen
en eski ezoterik metinlerdendir. Eski metinler olması tarihsel olarak
metinlerin etki sahasını kuvvetlendirmektedir.
Hermes’e atfedilen yazılar günümüze
kurumsal dinsel yapılar aracılığı ile değil de daha çok ezoterizme ve
içsel gelişmeye önem veren kişi ve gruplar aracılığı ile gelmiştir. Bu
anlamda dinlerin Batıni tarafları sayesinde tarihin her döneminde
varlığını sürdürmüştür.
Tarihsel olarak Hermes’e yönelik yapılan
yorumlarda şu tip ortak noktalar tespit etmek mümkündür. Hermes bir
Mısırlıdır. Ve Mısır uygarlığının baş mimarıdır. Bu Mısır uygarlığının
kuruluşu Büyük tufandan önce başlamış ve tufandan sonra Mısır uygarlığı
açıkça ortaya çıkmıştır. Hermes’in yaşadığı dönemin tufan öncesi ve
sonrası dönem olduğu hakkında anlaşmazlıklar olsa da onun Mısır
uygarlığının kurucusu ve temel öğretilerin oluşmasında katkı sağlayıcı
olduğu konusunda genel bir kanı vardır. Hermes bu anlamıyla insanlığın
gelişkin mirasını yeni bir ortamda yeşerten insanlığın ruhsal babasıdır.
Bu babalık nosyonu gelecek nesilleri temsil eden Tat figüründe Hermes’in
metinleri aracılığı ile sunulmuştur.
Hermetizm, Hermes’e atfedilen yazıların
gösterdiği bütünsel bir anlayışın ismidir. Hermetik düşünce sadece Mısır
ve Mısır dinini değil bütün insanlığı etkilemiştir. Yeni platonculuk,
rönesans, reform hareketleri ve İslam’daki mistisizm düşüncesinin
temelleri Hermetik metinlere dayanır. Kabalist anlayış, simya geleneği,
hristiyan gnostizmi, pagan rahiplerin mistizmi Hermetik geleneğe
bağlıdır. Hermetik düşüncenin Essenilerle de ilişkisi olduğunu
belirtenler vardır. İslam anlatılarında ilk göğe çekilen peygamber
olarak İdris kabul edilir. Göğe çekilmek göksel olanla bütünleşmek ve
fiziki olarak da orada ve yerde var olmak anlamındadır. Hermetik anlayış
İslam içinde Rafizilik, Mutezile, İsmaililik olarak kendini açıkça
sunmuştur. İlmi nücun (astroloji), ilmi simya ve İhvan-ı safa
risalelerinin çoğunluğu hermetik metinlerle doludur. Bunlar arasında Ebu
Bekr Muhammet İbn Zekeriyya El Razi (simyacıdır) ve bir Karmarti olan
Abdullah İbn Meymun cesaretle Hermes’in ismini zikredebilenlerdendir.
Üç kere yüce Hermes olarak Grek’lerin
ortaya koyduğu Hermes aslında yerin, göğün ve geçişin simgesi olarak
başlangıç ve sonun kendisi olduğunu gösterir. Yeni çağ mistiklerinin
bazılarına göre de Hermes Baba olandır. Ve baba olanın yeryüzündeki
tezahürüdür.
Hermes üzerine tarih boyunca çok şey
yazılmış ve konuşulmuştur. Rönesansın başlamasında Hermetik düşünceler
etkin bir rol oynamasına karşın aydınlanma dönemi sonrası gelişen sanayi
toplumunda Hermetik metinler safsata yığını olarak görülmüştür. Fakat
günümüzde sadece maddesel yönünü geliştiren modern uygarlık, ruhsallığı
ihmal etmiş ve iki kanadı olan insanlık kuşunun maddi kanadını
geliştirirken ruhsal kanadını cılız bırakmıştır. Hermetik metinler
maddesel ve ruhsal dengeler bütünü olması sebebiyle çağımız insanının es
geçtiği bazı değerleri düşünmesine ve bazı değerlerindeki abartılardan
kurtulmasına yardımcı olmaktadır. Çünkü Hermetik metinler ruhsal olana
yaptığı vurgu kadar maddi olanın yetiştirilmesine de önemli vurgular
yapmıştır. Bu anlamda insanlığın maddi ve ruhsal yönlerine bir bütün
olarak tesir etme ve ona rehberlik yapma imkanına sahiptir.
Hermetika ve Hermes yeni çağ ile birlikte
yeni uyanışlara ve insanlığın ürettiği ve muhatap olduğu maddi ve ruhsal
bilgilerin sentezine çok önemli katkılar sağlamaktadır.
Hermetik Metinlerin Tarihi
Hermetika günümüze kadar birçok farklı
çevirisi ile karşımıza gelmiştir. Hermes kendi yazdığı dilden yapılacak
çevirilerin gizemli bağının koparılacağını ve sözünün etkisinin
azalacağını vurgulamıştır. Buna rağmen Hermes’in metinleri farklı
kültürler ve ortamlarda çevirilerek insanlara içsel dönüşüm yolunda bir
rehber olmuştur.
Konuyla ilgili çeşitli araştırmacıların
iddialarına göre, Hermetika aslında kadim kutsal yazı ile yazılmıştır
daha sonra eski Mısır dili ile kaynaşma olmuş ve Mısır diline
dönüşmüştür. Fakat bu metinler M.S. 3. yüzyılda İmparator Theodosrus’un
himayesindeki zamanın İskenderiye Patriği Theophilus’un fermanı ile
Mısırca yazılan her eserin ortadan kaldırılması ve Mısırca konuşanların
öldürülmesiyle ortadan kalkmıştır. Bu baskı döneminden kaçan mistikler
kadim yazı formu ve Mısırca yerine Grek alfabesini kullanarak birçok
teoloji kitabının yazıldığı Kopt dilini kullanmışlardır. Bu dil 17.
yüzyıla kadar yani bu dili bilen rahipler yaşadığı süre içinde var
olmuştur. Günümüzde metinler eski Mısırca değil, Grekçe, Latince, Arapça
ve Kopt dilindedir. Hermetik felsefe, Mısır uygarlığının içine sinmiş
bir şekilde yaşarken örgütlü bir dine dönüşen Güneş Tanrı dini, Hermetik
düşüncenin rahipler arasında bir sır olarak yaşamasına sebep olmuştur.
Bu anlayış piramitlerin birer inisiyasyon merkezi olarak çalışması ve bu
inisiyasyonlardan yararlanan birçok mistiğin yetişmesine olanak
sağlamıştır. Bunların arasında Fisagor, Eflatun ve Hz. Musa sayılabilir.
Hermetika günümüze Grekçe’ye çevrilmesi
sayesinde ulaşmıştır. M.Ö. 3. yüzyılda birçok astroloji metni Grekçe’ye
çevrilmiştir. Bu zamanda Toth’un yazıları da Grekçe’de dolaşmaya
başlamıştır. Hermes Trismegistus’a atfedilen eserler Grekçe’de hem bir
kadim bilgiler ansiklopedisi hem de simya, astroloji, tıp, botanik gibi
pratik amaçlara yönelik bilgi kaynağı olarak kullanılmıştır. Hermes’in
metinleri felsefi ve teknik olarak ikiye ayrılabilir. Felsefi kısmı,
içsel dünya ve Tanrısallık hakkında bilgilerin işlendiği; Corpus
Hermeticum, Stobaeus Fragmanları, Viyana ve Nag Hammadi papirüsleri ve
Logos Teleios isimleri ile bilinen ortak metinlerdir. Diğer metinler ise
astroloji, simya, anatomi, tıp, botanik, ile ilgili bilgileri içerir.
Grekçe’ye oradan da Latince’ye çevrilen
eserler 7. yüzyıldan itibaren Arapça’ya da çevrilerek İslam dünyasında
önemli bir yer tutmaya başladı. İslam dünyasında Hermes, İdris
peygamberle ve mistik Enoch’la özdeşleştirildi. Grekçe’den Arapça’ya
çevrilen eserler arasında şunları sayabiliriz. Hermese atfedilen
Kitabu’l-esrar. Majinin kurallarının belirtildiği Nevamis Hirmis. El
Kindi’nin yazdığı Hermesin Grekçe çevirisi olan Risale fi ilm el-ketif.
Arap yazarların hermetik felsefeyi konu alan ve hermetik etki taşıyan
yapıtlardan birkaç örnek vermek gerekirse şunlar belirtilebilir. Farklı
türde bitki üretebilmek için yazılmış olan Kitab Esrar el-kamer.
Hermes’in deyişlerini içeren Adab ül-felasifa. Simya üzerine hermetik
yapıt olan Muhammet ibn Umeyl Teymimi’nin Kitab şerh ül-suver’i. Büyü ve
dua metinleri olan Kitab gayet ül hakim. Bunun yanında İhvan us safa
risalelerinde açık bir hermetik etkiyi görebiliriz.
Günümüzdeki Hermetika çevirileri Grekçe ve
Latince eski belgelerden yapılmış çevirilerdir. Olabildiğince başarılı
çeviriler mevcuttur. Hermes’in metinleri yaygın olarak kullanılan bütün
dillere çevrilmiştir. Hermes’in kendisinin çeviriden dolayı oluşabilecek
anlam ve tesir azalmasına dair uyarısına rağmen insanlık bu arıtıcı
kaynaktan kendini uzak tutmamış ve farklı dillere çevirileri
yapılmıştır. Hermetika’nın her çevirisi çağının ve döneminin donanımının
üstünde bir anlayışa hitap edebilme imkanını sağlamıştır. Bu manada
hermetik metinlerle bir vesile ile tanışık olmak onun tarihsel okuması
içinde bulunduğumuzu unutmamak metinlerin anlaşılmasındaki güçlüğü de
aşmamızı sağlayacaktır. Birçok sembolik anlatım günümüzde somut olarak
anlaşılacağı gibi birçok problemli durum da günümüz koşullarında basit
çözümlerle halledilebilecek pürüzler gibi görülebilecektir. Onun için
Hermes’in metinlerinin kendi söylediği ve yaptığı gibi “tefekkür yoluyla
eriştim Atum’un bilgisine” ibaresinde olduğu şekliyle tefekkür yolu ile
okunması gerekir.
Üç Farklı Yerden Hermes Çevirisi
Bu derleme, Hermes’e ait olduğu belirtilen
üç önemli metnin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu çalışmalar
Hermes üzerine yapılmış modern-postmodern dönem versiyonları olup hepsi
farklı ortamlarda yaygınlaşan ve farklı beklentilerle oluşturulan
çalışmalardır. Söz konusu çalışmalar içsel aydınlanma ve bütünsel olana
katkı sağlama hedefleri ile ortak bir amaca sahiptirler. Bu metinlerin
ilki Hermes’in mevcut metinlerinin derlenip şiirsel bir dille yeniden
yazılmış halidir. İkincisi internet ortamında bulunan Corpus Hermeticum
metinlerinin çevirisinden oluşmaktadır. Üçüncüsü ise bazı gnostik
örgütlerde ders olarak işlenen ve on dersten oluşan 1916 tarihli bir
derlemedir.
Çalışmamızın ilk bölümü olan Hermetica
çevirisi, Timothy Freke ve Peter Gandy’nin özenle hazırladığı 20 adet
şiir tarzında oluşturulmuş Hermetik metnin çevirisidir . Bu şiirler
bütün Hermetik külliyatın titiz bir şekilde taranması, anlaşılmayan
içsel tutarsızlık olan kısımların elenmesiyle oluşturulmuştur. Anlatım
Hermes’in kehanetleri bölümüyle başlar ve Atum’a şükür bölümüyle biter.
Hermetik metinler günümüze kadar çok farklı
biçimlerde gelmişlerdir. Bu durum metinlerin farklılığı ve içsel
çelişkilerinin olmasına da imkan vermiştir. Freke ve Gandy’nin
çalışmasıyla bu metinler sade bir biçimde, okunabilir bir forma
getirilmiştir.
Yazarların oluşturduğu metin bir kurmaca
değil Hermetik prensiplerin temel alınması ve yine Hermes’in sözleri
aracılığı ile oluşturulmuş bir metindir. Tek yaratıcı, yukarıdakinin
aşağıdakine benzerlik ilkesi, düalite, ruhun enkarnasyonu, tekrar doğuş,
zaman ve kozmos anlayış ve prensipleri çok sade bir biçimde
anlatılmıştır. Bu sayede temel prensipler göz önüne çıktığı gibi karmaşa
içinde olan Hermetik külliyata da bir anlamlılık gelmiştir. Temel
prensiplerin ortaya çıkmasıyla Hermetika’nın kadim bilgelik kaynakları
ile olan yakın teması ortaya çıkmıştır.
Metnin oluşturulmasında dilden, tarihsel
kayıplar ve eklemelerden dolayı oluşabilecek hatalar gerek kadim
bilgelik kaynaklarına referansla, gerekse kutsal metinler vasıtasıyla
giderilmiş, bütünsel bir anlayışa işaret eden Hermetika’nın sağlıklı bir
biçimde sade haliyle 21. yüzyıl okurlarıyla buluşması sağlanmıştır.
Çevirilerin çevirisi olan çoğu metinden daha anlaşılır olması hiç
olmazsa Hermes’in derdinin ne olduğunu anlatmayı başarması sebebiyle çok
önemlidir. Bu çevirinin Hermes’in kendi metinlerine anlam bakımından
“aslına sadakat” noktasında başarılı olduğu söylenebilir.
Şiirin sembollere bürünmesi anlatılmak
istenen şeyin yaşamda karşılığının oluşmaması sebebiyledir. Yaşamdaki
karşılık somut maddesel bir karşılıktan öte olan anlayış olarak bir
karşılıktır. Bu sebeble Grekçe çevirilerde soyutlama ve
sembolleştirmeler anlamı çoğu yerde boğmuştur. Yaşadığımız çağ Hermes’in
doğrudan algılanabileceği ve Hermes’in “tezahür ettiren zihin” dediği
zihinle doğrudan karşılaşabileceği bir dönemdir. Bu nedenle temel
prensiplerin yansıtıldığı metinlerin sade bir dille ifade edilmesi
zamanın da bir gerekliliğidir.
Hermes’in kayıp sözleri adı altında
çevrilen bu metinler gerçekte de kaybolmuş, varolsa bile anlaşılmazlığı
ve karmakarışıklığı ile gözden düşmüştür. Bu çeviri Hermetika’ya
itibarını teslim etmiştir ve Hermes’in metinleri günümüz dünyası
insanları için anlaşılır ve görünür olmuştur. Bu noktada Freke ve
Gandy’nin çalışması yeni bir Hermetika yazmak olmasına rağmen çok önemli
ve cesaret verici bir iştir.
Eserde tek tanrılı dinlerden izler
görülebileceği gibi spiritüalist izler de fark edilecektir. Bunların
Hermes’in orijinal metinlerine uyup uymadığını test etme şansımız
bulunmamaktadır. Fakat kadim bilgelik kaynaklarının ortak bir özelliği
olan bütünsellik ve insan varlığının aslına dair hakikatleri seslendiriş
noktasından değerlendirildiğinde ortaklıklar ve anlam bütünlüğü tespit
edilebilmektedir. Hermes’in eserleri tanrısal esinleri taşıyan bir
kaynaktır. Bu nedenle yaratıcının kokusu olan her şeyle bağlantısı ve
benzerliği vardır. Hermetika bu manada hem benzerlikleri taşımakta hemde
bazı ruhsal prensipleri daha doğrudan ifade etmektedir. Freke ve
Gandy’nin eseri bir başlangıç olması, kolay anlaşılabilir olması
nedeniyle önemli ve benzersizdir.
Hermes seste ve ifadede majik bir şeyler
olduğunu belirtmiştir. Bu anlamda çeviri bu sihirli esini almak için
elbette yeterli değildir. Simyacıların bir çoğu Hermetikadaki bazı
kelimeleri mantra ve enerji çekirdekleri olarak kullanmaktadır. Ancak
hiç kuşkusuz burada hedef bu değildir.
Derlemenin ikinci bölümü olan “Corpus
Hermetica” çevirisi, internet üzerinde http://www.ancienttexts.org/library/egyptian/hermetica/hcenter.htm
adresinde bulunan metnin çevirisidir. Orijinali Eski İngilizce olan
metin söz konusu sitede Hermes’in orijinal sözleri olarak sunulmuştur.
On yedi bölümden oluşan metin bazı yerlerde bir monolog ve vaaz şeklinde
iken, bazı yerlerinde kısa diyaloglar şeklinde sunulmuştur.
Söz konusu metinlerde temel olarak üç tarz
hitabet görülmektedir. Bunlardan ilki Hermes’in direk kendisine mutlak
zihinden veya poemander (kutsal çoban) diye sunulan bir varlıktan
aktarılan, Hermes’in durumu ve yaratıcıyı nasıl anlaması gerektiği
hakkında bilgiler içeren metinlerdir. Bunlar 1-2-3-8-10 nolu kitaplar
olarak belirtilebilir.
İkinci hitap biçimi, Hermes’in oğlum diye
hitap ettiği Tat’a anlattığı ya da vazettiği metinlerdir. Bunlarda
yumuşak ve koruyucu bir üslupla Tat’a Tanrı, sessizlik sanatı, işler
duyular, odaklanma ve varolma hakkında çeşitli bilgiler sunulur. Tat’la
Hermes’in arasındaki ilişki inisiyatik bir doğumun gerçekleşmesi sonucu
olan bir ilişki gibidir. Tat sanki Hermes tarafından uyandırılmış, fakat
fark ettiklerini anlamlandıramayan bir kişi konumunda sunulmuştur.
Hermes Tat’a şefkat dolu bir baba gibi davranmaktadır. Burada fiziksel
bir baba oğul ilişkisinden çok ruhsal anlamda baba oğulluktan bahsetmek
kanaatimizce daha doğru olacaktır. Tat’ın Hermes ile arasındaki ilişkiyi
Hz.İsa’nın Baba dediği bütünsellikle arasındaki ilişkiye benzetebiliriz.
Üçüncü hitap biçiminde ise Hermes’in
Asclepius’a hitap ve vaazları görülür. Bunlar metinde 4-6-9-13-17 no’lu
kitaplar olarak tespit edilebilir. Hermes burada Asclepius’a daha çok
resmi yönünü göstermiş ve diyaloglarda daha mesafeli bir ilişkiyi tercih
etmiştir. Söz konusu bölümlerde Tanrı, iyilik, duyular ve anlamanın
netliği ve bilge olma yolları hakkında bilgiler aktarılmış, öğütler
verilmiştir. Asclepius ile Tat’ın isimleri ortak olarak sadece anahtar
isimli bölümde zikredilmiştir.
Hermes Asclepius’a “Dünün konuşmasını senin
adına sundum, bugünün konuşması ise Tat’a uygundur” derken aslında kendi
inisiyasyonunun yönünü de göstermektedir. Hermes geçmişi olanla geleceği
olanın arasındaki kavşakta durmaktadır. Geçmiş bilgi ve anlayışlarla
Tanrısal bilgiye odaklanmak isteyenlerin durumu Hermes’le Asclepius’un
ilişkisi gibi mesafelidir. Gelecek olan nesil ise ancak Hermes’in
yaratıcı inisiyasyonu ile ruhsal doğum gerçekleştirerek var olabilir.
Ruhsal doğuma ulaşmış kişi babayı tanır ve varlığın yeryüzündeki en yüce
hizmetini, secde etme vazifesini yerine getirir. Babayı tanıyan Tanrıya
odaklanmayı ondan öğrenir ve Tanrının bütün içindeki fonksiyonunu
kavrar. Tanrı bütün bilinmezliği ile varlığın yaşamına dolarken her şey
anlamına kavuşur ve gerçek uyanma madde içinde gerçekleşir. Uyanan kişi
bütünün eylemi olur ve babadan nasıl olunması gerektiğini tekrar
öğrenir.
Çevirimizin ikinci bölümü olan Corpus
Hermetica çevirisinde bilginin hiyerarşik bir biçimde inmesi söz
konusudur. Mutlak zihinden Poemander’e ondan Hermes’e, Hermes’ten Tat ve
Asclepius’a bu bilginin akışı aslında farklı anlayış düzeylerini işaret
ederken bu anlayış düzeylerinin birbirini dışlayıcı değil, birbirini
yeniden gerçekleştirici olduğu da görülür. Bu bölüm Hermetik metinlerin
mevcut orijinal biçiminin çevirisi olarak kabul edilebilir. Bazı
yerlerinde sembolik ifadelerin yoğunlaşması metnin ifade tarzına sadık
kalındığından dolayıdır. Bunun yanında çelişkili gibi görünen unsurların
bütünsel bir gözden geçirme ile anlamlı hale gelmeleri mümkündür.
İkinci bölüm çeviri metni internet
ortamında bulunması ve metnin tamamına erişilme imkanı olması nedeniyle
en rahat ulaşılabilen ve bu anlamda insanların en fazla karşılaştığı
Hermetik metindir. Bu anlamda özellikle İngilizce’de Hermetik metin
olarak popüler bir biçimde bilinen metin bu kitabın ikinci bölümünde
çevirisini yaptığımız metindir.
Derlemenin üçüncü bölümü ise Hermes’e ait
olduğu belirtilen iki temel metnin ders kitabına dönüştürülüp on derslik
bir anlatımla sunulmasından ibarettir. Söz konusu metin 19. yüzyılda
bazı ezoterik bilgilenme hedefli cemiyetlerce kullanılmış olup Kessinger
yayınevi tarafından 1916 tarihinde yayınlanmıştır. Bu çeviri “Görünmeyen
Tanrı aslında en çok tezahür edendir” ve “İyilik yalnızca Tanrıdadır”
başlıklı iki metinden oluşmuştur. Bu iki metin gnostik bilgilerin
ışığında yorumlanmış ve her bir satırı derin bir yorumlama sürecine tabi
tutulmuştur. Metin bütün olarak Tanrının içsel olarak deneyimlenmesi ve
yaşamın bütünüyle Tanrısal olarak algılanması hedefiyle yorumlanmıştır.
Çeviride temel olarak şunlar ifade edilmiştir:
“Tanrının görünmemesi ve tezahür
edebilmesi, düşünerek tezahür edebilme özelliğinin olması. Bir ve tek
olması. Mükemmel olanın Yaratıcısı olması. Bütün isimlerden yüce olması.
Hem var olan hem de var olmayan olması, var olanları o tezahür ettirir
var olmayanları ise kendi içinde muhafaza eder. Hiçbir yer ve hiçbir yön
yoktur ki Tanrı’yı temsil edebilsin. (Tanrıya) Her şey sensin senden
gayrı hiç bir şey yoktur, var olan her şey sensin ve var olmayan her şey
de sensin, sen düşünürken zihinsin, yaratırken babasın, güç verirken
Tanrı’sın, iyisin her şeyin yaratıcısısın. İyilik Tanrı’nın kendisidir,
iyilik üretilmiş olanda değil üretilmemiş olandadır. İnsanlardaki iyilik
çok kötü olmayan iyiliktir. Güzellik ve iyilik Tanrı’nın bütünleyici
parçalarıdır ve yalnızca ona özgüdür, Tanrı’yı arıyorsan güzelliğin
peşine düş, ona ulaşan tek bir yol mevcuttur, içsellik ve adanmışlık.”
Yukarıdaki metinden alınan alıntılara
bakacak olursak yaratıcı üzerine teolojik olarak çok ciddi saptamalar
yapılmıştır. Derlemenin üçüncü bölümü, on ders ile hermetik metinlerin
nasıl açımlanabileceği ve ezoterik okulların söz konusu metni nasıl
kullandığını anlamak için çok güzel bir örnektir. Hem metne bakıp nasıl
derinleşileceğini gösterir hem de Hermes’in birçok farklı hareket ve
düşünceye nasıl kaynaklık ettiğine bir örneklik teşkil eder.
Kitabın bütününü oluşturan üç çeviri
Hermetik metinlerin pratik olarak farklı yaşam alanlarında kullanımına
dikkat çekmektedir. İlk çeviri akademik ve zahmetli bir uğraştan sonra
günümüz insanı için Hermes’i anlaşılır kılmayı hedeflemiştir. İkinci
çeviri Hermes’in olabildiğince orijinal metinleri ile insanları karşı
karşıya getirmeyi hedeflemiş ve bu metnin yayılımı için en yaygın bilgi
paylaşım sistemi olan internet gibi bir aracı seçmiştir. Üçüncü çeviri
ise kendi içine kapanık ezoterik bir grubun Hermes metinlerini
derinlemesine okuyup değerlendirmelerini örneklemektedir. Bu üç
çevirinin bu kitap içinde derlenmesi şu noktalardan anlamlıdır: Hermes
geçmişte olduğu gibi günümüzde de inisiyatik faaliyetine devam
etmektedir. Tanrı her yerdedir ve Tanrı’ya doğru gidişte Hermetik
bilgiler herkese farklı bir hız vererek kendi cazibesi etrafında bir
şekilde insanları toplamaktadır. Farklı okumaların birleştirilmesi ve
birlikte sunulması aslında Hermetik maksadın yani Bütünün
Tanrısallaşmasının ve tezahür ettiren düşüncenin var ediciliğinin bir
örneğidir.
Sonuç
Hermes tarihin hangi döneminde ve nerede
yaşamış olursa olsun bütün insanlığın topyekün uyanmasının beklendiği bu
dönemde artık bütün insanlığa mal olmuş bir inisiyedir. Nasıl bakarsak
bakalım, Tanrısal muradın bizi ulaştıracağı yolun en ciddi köşe
taşlarından biri olan Hermes, tezahür ettiren düşünceye sahiptir ve onun
düşüncesi içinde olmak yeryüzünün güzellik yönünde yeniden yaratılmasına
katkıda bulunmak olacaktır. Üç farklı hermetik metnin bir araya
getirilmesindeki temel amaç, Hermes’in hem kapsamının fark edilmesi, hem
ana fikri ve hedefinin anlaşılması hem de farklı okumalarla Hermes’teki
bütünlüğün fark edilmesi isteğidir. Hermetik metinler üzerinde
düşünerek, tefekkür edilerek durulması gereken metinlerdir. Ve insana
zihinsel devinimi hızlandırmak açısından ciddi süratler katacağı
açıktır. Baba olan Hermes’in gelecek olan bizler için aydınlatıcı ve
idrak ettirici olması temennilerimle bu yazıya son veriyorum. Tanrısal
maksadın gerçekleşmesi bütün kainatların en derin arzusudur. Bizi bu
derin arzumuzdan uzaklaştıran ve varlığımızı çepeçevre saran kabuklar,
Hermes’inkiler gibi yaratıcı sözler ve doğrudan Tanrı’nın kelamı ile
çözülebilir. |
|
|

Kapınız çaldığında kimin geldiğini bildiğiniz oldu
mu? Tam birisini düşündüğünüz anda düşündüğünüz kişinin sizi telefonla
aradığı oldu mu? Bir arkadaşınızla yolda sessizce yürürken, arkadaşınız
sanki sizin düşüncelerinizi okumuş gibi söze başladı mı?Günlük yaşam
içerisinde bu tipten olayları az ya da çok hepimiz yaşarız ancak bunları
bazen rastlantı diye geçiştirir bazen de şaşırıp kalırız. Bunlar, genellikle
farkında olmadığımız basit telepatik etkileşimler sonucu ortaya çıkmış
olaylardır. 20. yüzyılın başından bu yana dünyanın birçok ülkesinde telepati
üzerine deneyler yapılmıştır. hatta bu deneyler arasında askeri istihbarat
amaçlı olanları bile vardır. Bu kitapta telepati üzerine yapılmış belli
başlı araştırmaları ve deneyler çeşitli kaynaklardan derlenmiş açıklamalarla
bulabileceksiniz. Ayrıca telepati yeteneğinizi nasıl güçlendirebileceğinizi
de bu kitaptan öğrenebilirsiniz!
|
TELEPATİ
|
|
Sunuş |
|
 |
|
|
Önsöz |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
I. Bölüm: Telepati Nedir? |
|
 |
|
|
Parapsikoloji |
|
 |
|
|
Telepati Nedir? |
|
 |
|
|
Telepati İle İlgili Deney Ve Araştırmalar |
|
 |
|
|
Sempati Ve Telepati |
|
 |
|
|
Telepatik Trans |
|
 |
|
|
Bitkilerde Telepati |
|
 |
|
|
Hayvanlarda Telepati |
|
 |
|
|
Telepatinin Mekanizması İle İlgili Bilimsel Teoriler |
|
 |
|
|
Metapsişik Açıdan Telepatinin Mekanizması |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
II. Bölüm: Telepati Teknikleri |
|
 |
|
|
Psişik Yeteneklerin Geliştirilmesi |
|
 |
|
|
Tekniklere Başlarken |
|
 |
|
|
Telepati Pratikleri |
|
 |
|
|
Telepatide Başarı Şartları |
|
 |
|
|
Sonuç |
|
|
|
Günümüzde pek çok kişi yeni bir çağın
gelmiş olduğunu ve bu yeni çağın her yönüyle etkisini hissettirmeye
başladığını düşünmektedir. Her alanda bir değişimden bahsediliyor.
Birçok düşünürün ortak fikri bu değişimin son iki yüz yıldır belirgin
biçimde hızlandığı ve son yıllarda bu değişim dalgalarının artık
insanlık gemisini belli bir hedefe ulaştırmak için şiddetini artırmaya
başladığıdır. Bu gemi için aslında, "kara çoktan görünmüştür."
Yeni çağın değişim rüzgarları, insanlığın
önüne aslında hiç de yeni olmayan, hatta insanoğlunun başlangıcı kadar
eski meseleleri tekrardan taşımıştır. Bu konulardan birisi de bedene
sahip bir ruh varlığı olan insanın bu ruhsal alanından kaynaklanan
yetenekleridir. Bugün bu yeteneklere genel olarak "psişik yetenekler"
ya da "duyular dışı algılama" (DDA) ismi verilmiştir.
Günümüzde insanlık her alanda kimlik
arayışını sürdürmektedir. Dinsel alanda, bilimsel alanda, felsefi
alanda ve bazı ekol çalışmalarıyla insan varlığı kendini tanıma
çabalarına devam etmektedir. Son iki yüz yıldır insanlığın önünde yeni
bir araştırma dalı olarak ortaya çıkan psişik yetenekler, bu çabaların
bir uzantısı haline gelmiştir.
Ruhsal yetenekleri kendisine araştırma
konusu edinen yeni çağın yeni bilim alanı parapsikoloji;
üniversitelerde, kulüplerden kürsülere, kürsülerden de bölümlere kadar
olan ilerleyişini sürdürmüştür. Aynı kuruluşlarda devlet desteği
altında laboratuvarlar kurulmuş ve burada bilimsel bir yaklaşımla
günümüze kadar sayısız deney yapılmıştır. Dileyen kişiler isterlerse
bu konuları kendilerine branş olarak seçebilir ve üniversitelerde
bununla ilgili dersleri alabilirler.
Ruhsal yeteneklerin dünya kamuoyunda
geniş ölçekte yer almasından yani 1850'lerden bu yana konularla ilgili
o kadar geniş araştırmalar o kadar çok deneyler yapılmıştır ki ilgili
kişilerin elde edebileceği yüzlerce kaynak kitap mevcuttur. Ve en
temel çalışmalar metapsişik bilimi tarafından bundan yaklaşık yüz elli
yıl öncesinde yapılmıştır. Metapsişik bilimi parapsikolojinin bugün
incelediği alanları ondan çok daha öncesinden hem de en ince
ayrıntısına kadar ortaya koymuş, deneylemiş ve uzanabildikleri
konuları ispatlamayı başarabilmişlerdir.
1900'lü yıllara gelindiğinde Freud'dan
Einstein'a, C. Gustav Jung'dan William Crookes'e kadar değişik
alanlardaki bilim adamlarının ilgisi ruhsal konulara yönelmiştir.
Fakat o dönemin katı materyalist bilim anlayışı ve bu anlayışın
getirdiği aforoz korkusu bazılarına geri adım attırmıştır. Örneğin
Freud, telepati hakkındaki görüşlerini ölmeden önce yazdığı bir
kitapta belirtmişti, fakat bu kitap ancak öldükten sonra
yayınlanmıştır.
Yine o dönemlerde gerçeği aramaya kendini adamış birçok bilim adamı bu
korkudan nasiplerini almadan çalışmalarına devam etmişler, deneyler
yapmışlar, yaptıkları araştırmaları her fırsatta makalelerle,
kitaplarla, konferanslarla yaymaya çalışmışlardır. İngiltere'den
William Mc Dougall, Hollanda'dan G. Heymans, Amerika'dan William
James, İngiltere'den Sir Oliver Lodge ve Sir William Barret'in
çalışmaları bu döneme rastlar. 1882'de kurulan İngiltere Psişik
Araştırmalar Derneği ruhsal yetenekler konusunda son derece objektif
deneyler yaparak konunun okült yönünü bilimsel alana çıkarmıştır.
Telepati konusu psişik yeteneklerimiz
arasında en çok tanınanı en çok bilinenidir. Parapsikolojide de en
fazla deney ve araştırma bu konu üzerinde yapılmıştır. İstatistiksel
sonuçlar da bunu gösteriyor. Kısacası telepati insanda en sık görülen
fenomenlerden biridir.
Ülkemize gelince ne telepati konusunda ne
de parapsikolojinin diğer alanlarında bilimsel bir deney, akademik bir
çalışma yapılmamıştır. Çünkü hiçbir üniversitemizde parapsikoloji
eğitimi verilmemektedir.
Fakat tahmin edersiniz ki Anadolu halkı
psişik yetenekler konusuna hiç de yabancı değidir. Bugün Anadolu'nun
hangi bölgesine giderseniz gidin mutlaka parapsikolojik bir done
bulabilirsiniz. Geçmişten adetleriyle, örfleriyle, gelenek, görenek ve
hatta genel olarak kültüründe getirdiği yeteneklerini Anadolu insanı
hiçbir zaman yadsımamıştır. Hatta atasözlerimizde, özdeyişlerimizde ve
deyimlerimizde bile bu kanıksamışlığı görürüz.
Biraz önce de belirttiğimiz gibi
ülkemizde eksik olan, meselenin bilimsel yönüne pek değinilmemiş
olmasıdır. İşte bu kitabın derlenmesindeki amaç, ülkemizdeki bu
konularla ilgili boşluğu doldurmaya çalışmak, araştırma yapmak
isteyenlere konuya giriş mahiyetinde kaynak bir kitap hazırlamaktır.
Bu amaçla, ülkemizde yayınlanan konuyla
ilgili hemen hemen tüm eserler incelenmiş, temel teşkil edecek bazı
yabancı kaynaklar taranarak seçilmiş, ayrıca internetten de
yararlanılmıştır.
Telepati konusunda en geniş kapsamlı
araştırma ve deneyler 1880'li, 1930'lu ve 1960'lı yıllarda
yapıldığından kitapta bu dönemlere ait bol örnekler bulabilirsiniz.
Derlemede yer alan örnekleri mümkün olduğu kadar parapsikoloji
literatürüne geçmiş olan klasikleşmiş deney ve çalışmalardan seçmeye
çalıştık. Yani bunların hepsi -kendiliğinden oluşan telepati
fenomenleri hariç- birçok bilim adamının denetiminde gerçekleşmiştir.
Bu kontrollü deneylerde hiçbir hile olasılığı yoktur.
Parapsikoloji ile ilgili bölümü biraz uzun tutmamız gerektiğini
düşündüğümüz için ayrıca bir giriş bölümü yazmayı gerekli bulmadık. Bu
bölümde genel olarak parapsikolojinin doğuşu, gelişimi, çalışma
alanları ve bu çalışmalar hakkındaki yorumlara yer verilmiştir.
Telepati hakkındaki genel bilgileri "Telepati Nedir?" bölümünde
aktarmaya çalıştık. Burada genel olarak telepatinin anlamını,
tarihçesini, görünümlerini, diğer psişik yeteneklerle arasındaki
farkları örnekleriyle bulabilirsiniz. Telepati ile ilgili araştırmalar
genelde iki temel alanda toplanırlar: Bunlar metapsişik çalışmalar ve
parapsikolojinin deney ve araştırmalarıdır. Tüm çalışma ve deneyleri
"Telepati Deney ve Araştırmaları" bölümünde özetlemeye çalıştık. Bu
bölümde telepatinin bilimsel ispat çalışmaları ile ilgili yayınlanmış
makalelere de yer verdik. Bu alanda en yoğun araştırmalar Sovyet
Rusya'da yapılmıştır. Bununla ilgili örneklere bu bölümde
rastlayabilirsiniz.
İnsanlar birbirlerine düşüncelerini
nakletmeyi en çok akrabaları, samimi dostları veya eşleri arasında
başarabilmektedirler. Yani sempati bağı telepatik iletişimde son
derece önemlidir. Bu yüzden derlememizde sempati konusuna da yer
ayırdık.
Psişik yeteneklerimiz yalnızca normal uyanık şuurumuzda değil uyurken
de faaliyettedir. Bunun bilimsel deneyleri yapılmıştır ve hala da
tekrarlanmaktadır. Telepatik bir iletişimi uykuda da
gerçekleştirebilmekteyiz. Rüyada telepati bölümünde bu tarz deneylere
ve bunun mekanizmasına yer verdik.
Kitap içerisinde yeri geldikçe Wolf
Messing ve Uri Geller gibi güçlü telepati yeteneğine sahip kişilerden
kesitler sunarak konuyu daha canlı hale getirmeye çalıştık. Messing'in
hayat hikayesinde telepatik zihinsel telkin konusu da işlenmiştir.
İlginç bir konu da yine telepatik yolla
yapılan trans çalışmalarıdır. Bu konuda yapılmış olan deneyleri
ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyoruz.
Telepati sadece insana ait bir yetenek
değildir. Aslında tüm canlı varlıklar arasında bir iletişim aracıdır.
Global hatta evrensel bir iletişimdir. Bu yüzden bitkiler ve
hayvanlarla ilgili deneylere de yer verdik.
Telepatinin mekanizması parapsikoloji
alanında hala tartışma konusudur. Birtakım teoriler bilim adamları
arasında daha baskın gelmektedir. Bu teorileri diğerlerinden
ayıklayarak, konuyu araştıran birçok kişinin hemfikir olduğu teorileri
aktardık. Ayrıca metapsişik biliminin açıklamaları elbetteki bizler
için oldukça kıymetlidir. Bu konuda Türk Metapsişiğinin iki büyük ismi
Dr. Bedri Ruhselman ile Ergün Arıkdal'ın değerli fikirleri, geçmişte
vermiş oldukları bazı konferanslardan derlenerek sunulmuştur.
Telepati ile ilgili bir derlemede
elbetteki konunun teorik kısmının yanı sıra pratik yönününde
aktarılması gerektiğinin bilincindeyiz. Bu ihtiyacı karşılamak üzere
"Telepati Teknikleri" bölümünde mümkün olduğu kadar çeşitli
alıştırmalar vermeye çalıştık. Böylece telepati konusuyla ilgili
pratik çalışma yapmak isteyen okurlarımız bu tekniklerden kendilerine
uygun gelenleri seçip deneyebilirler.
Faydalı olması dileğiyle... |

Kehanetler ve Kâhinler
Elvan Öğüt, Gündüz Öğüt
Ege Meta Yayınları / Ruhsal Araştırmalar Dizisi
Nostradamus, Edgar Cayce, Jeane Dixon, Merlin, Alice Bailey, Herman Kahn,
Ridolfo Gilthier, Jean De Vatiguerro, Jacpues Cazotte, St. Malachy, V.
Dimitrova, Papus, J. Edel, Holzhauser, J. Le Royer, Jules Verne.
Geleceğimiz Nasıl Şekilleniyor?
Kâhinler Zaman Yolcuları mıydı?
Kıyamet Devri, Dünyanın Sonu mu?
Geleceği Değiştirme Şansımız var mı?
2000'li Yıllarda İnsanlığı Nasıl Bir Dünya Bekliyor?
326 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-7089-05-2; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı
Tarihi: 2000
Özgün Dili: Türkçe
|
KEHANETLER ve KAHİNLER
|
|
Sunuş |
|
 |
|
|
Önsöz |
|
 |
|
|
Giriş |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
1. BÖLÜM ÇEŞİTLİ TOPLUMLARDA KEHANET GELENEĞİ |
|
 |
|
|
Eski Zamanlarda Kehanet Yöntemleri |
|
 |
|
|
Antik Çağ'da Kehanet Merkezleri |
|
 |
|
|
Orta Asya Toplumlarında Kehanet |
|
 |
|
|
Eski Mısır'da Kehanet |
|
 |
|
|
Eski Yunan'da Kehanetler |
|
 |
|
|
Eski Roma'da Kehanetler |
|
 |
|
|
Essenılerde Kahinlik Ve Kehanet |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
2. BÖLÜM TARİH BOYUNCA KEHANETLER |
|
 |
|
|
Tevrat Ve İncil Kehanetleri |
|
 |
|
|
Tarih Boyunca Dünya'nın Sonu İle İlgili Yaşananlar |
|
 |
|
|
İslam'da Kehanetler |
|
 |
|
|
Budizm Ve Hinduizmde Uyanış Günü Ve Kehanetler |
|
 |
|
|
Büyük Piramit Kehanetleri |
|
 |
|
|
Aziz Malaki'nin Papalar Kehaneti |
|
 |
|
|
Bazı Papaların Kehanetleri |
|
 |
|
|
Değişimin Habercileri |
|
 |
|
|
Meryem Ana Kehanetleri |
|
 |
|
|
Nostradamus |
|
 |
|
|
17. Ve 18. Yüzyıla Ait Çeşitli Kehanetler |
|
 |
|
|
19. Ve 20. Yüzyıla Ait Çeşitli Kehanetler |
|
 |
|
|
"Uyuyan Kahin" Edgar Cayce |
|
 |
|
|
Jeane Dıxon Ve Kehanetleri |
|
 |
|
|
Abd Hükümeti Bir Medyomun Kehanetini Kabul Ediyor |
|
 |
|
|
Eski Doğu Blokundan Kehanetler |
|
 |
|
|
Dr. J. C. BARKER'IN ARAŞTIRMALARI |
|
 |
|
|
Mtia Derneği'nden İki Kehanet Örneği |
|
 |
|
|
Gelecekten Haber Veren Kuruluşlar |
|
 |
|
|
Jules Verne'in Eserlerinde Geleceğe İlişkin İfadeler |
|
 |
|
|
|
|
 |
|
3. BÖLÜM KEHANET OLGUSU HAKKINDA ÇEŞİTLİ GÖRÜŞLER |
|
 |
|
|
Hunter Mackıntosh'a Göre Gelecek "Şimdi"De Mevcut |
|
 |
|
|
Holografik Açıdan Geleceğin Bilinmesi |
|
 |
|
|
Mılan Ryzl'ın Kehanet Hakkındaki Görüşleri |
|
 |
|
|
Ruhsal Tebliğlerde Kehanetler |
|
 |
|
|
Kaynaklar |
|
|
|
Bu güne kadar kehanet ve kahinlik
konularıyla ilgili çok çeşitli kitaplar yayınlandı. Bu kitapların
içeriğini genellikle Fransız kahin Michael De Nostradamus'un hayatı ve
kehanetleri oluşturmuştur. Ve Nostradamus ismi, kehanet konusuyla
özdeşleştirilmiştir. Oysa dünyada Nostradamus'tan çok daha açık ve
seçik kehanetler yapmış ve kehanetleri günü gününe gerçekleşmiş pek
çok kahinler yaşamış ve yaşamaktadır.
Bu kitapta henüz adı çok fazla popüler olmamış, fakat dünya kamuoyunda
büyük yankılar uyandırmaya devam eden kahinler ve kehanetleri hakkında
çarpıcı örnekler bulacaksınız.
Kitabın başındaki giriş bölümünde kehanet ve kahinlik konularını daha
iyi anlayabilmek için geniş bir açıklama bölümü yer almakta. Bu
bölümde medyomluk, durugörü, akaşa, kehanetlerin mekanizması, mucize
kavramı, kehanet türleri, gibi konularda açıklayıcı bilgiler
bulabilirsiniz.
Ayrıca kehanet merkezleri, Eski Mısır,
Yunan, Roma gibi dünyanın çeşitli toplum ve kültürlerindeki kehanet
geleneklerinden ilginç manzaralarla karşılaşacaksınız.
Gerçekleşmiş ve gerçekleşmesi beklenen
Dünyanın Sonu ile ilgili kehanetler de kitabımızın konuları arasında
önemli bir yer tutuyor.
Kehanet başlığı altında toplanmış olan,
bu isim altında insan toplumlarına tarihin her çağında çeşitli
kanallardan alınarak aktarılan bilgiler, insanı bazı konuları yeniden
düşünüp gözden geçirmeye sürüklüyor.
Kitabı hazırlarken yaptığımız
araştırmalar, bizi kehanetlerin, buz dağının sadece suyun üstündeki
küçük bir kısmı olduğu gerçeğiyle yüzyüze getirdi. Özellikle suyun
altında kalan kısımları su yüzüne çıkarmayı amaçlayarak konuyu mümkün
olduğu kadar çok yönlü olarak incelemeye ve aktarmaya çalıştık.
Kitap içeriğinin çeşitlenip
zenginleşmesinde özellikle Ruh ve Madde Dergisinin 1990-1991 yıllarına
ait sayılarında yer alan Sn. Haluk Özden'in hazırladığı kehanetlerle
ilgili yazı dizisinin, BİLYAY Vakfı'nın değerli üyeleri tarafından Ruh
ve Madde Dergisi'nin çeşitli sayılarında konuyla ilgili olarak
yazılmış ve çevrilmiş olan çeşitli makalelerin ve yine Ruh ve Madde
yayınları tarafından basılmış kitapların büyük yardımı olmuştur.
Yukarıda sözü geçen eserlerden çeşitli
alıntılar yapılmasına izin verdikleri için BİLYAY Vakfı'na teşekkür
ederiz.
Kitabın ilerleyen sayfalarında kehanet ve
kahinliğin her insanın içinde küçük de olsa yer aldığını fark
edeceksiniz. Öz olarak ruhsal bir enerji olan insanda, keşfedilmeyi
bekleyen pek çok yeteneklerin var olduğu, günümüz bilim adamları
tarafından titizlikle araştırılmakta ve elde edilen sonuçlar tüm
dünyada pek çok bilim dalında büyük sarsıntılara ve değişimlere neden
olmaktadır.
İnsanın nasıl bir varlık olduğu, nereden
gelip nereye gittiği ve niçin yaşadığı sorularını cevaplamak için
yapılan çalışmalar son derece ilginç ve düşündürücü mesajlar
vermektedir. Tüm bilgi ve anlayışların oradan oraya savrulduğu, eski
olan her şeyin dejenere olduğu ve tüm anlayış kalıplarının yenilenmeye
mahkum olduğu günümüz dünyasında yaşanan büyük değişim, insanın ne
olduğu konusunda da yepyeni bilgiler ortaya koymaktadır.
Tarihi incelediğimizde en zorlu,
sıkıntılı ve sabır gerektiren araştırmaların insanın kendi varlığı
üzerine yaptığı çalışmalar olduğunu görüyoruz. İnsanın gerçek
varlığını tanıyabilmek için verdiği bu mücadele günümüz dünyasında
hızını çok artırmıştır. Çünki günümüz insanı özellikle kendi varlığı,
yaşam amaçları hakkında daha tatmin edici, açık, sade ve
uygulanabilirliği olan bilgilerin peşinde koşmaktadır.
Böylesine yoğun bir değişimin yaşandığı
bu zamanda bilginin değeri bir kez daha ön plana çıkıyor. Çünki insan
ancak bilgiyle gelişebilir ve yenilenebilir.
Geleceğin oluşmasında insanların
şimdideki düşüncelerinin eylemlerinin, yürüyüş tempolarının ve
seçimlerinin çok önemli bir rol oynadığı artık bilinen bir gerçek.
Böyle bir bilgiden hareketle geleceğin oluşmasında her insana oldukça
önemli sorumluluklar düşüyor.
Ocak 1997, İZMİR
E. - G. ÖĞÜT
|
|
KEHANET NEDİR?
Kehaneti, en yalın anlamıyla, duyular
dışı bir sezgi yoluyla, doğrudan doğruya geleceğin bilinmesi olarak
tanımlayabiliriz. Kehanet olgusuna en ilkel kabile kültürlerinden en
gelişmiş diyebileceğimiz uygarlıklara kadar her toplumda rastlamak
mümkündür. Çünki bu olgu insan şuuruna özgü bir yeteneğin eseridir ve
bazı insanlarda doğuştan mevcut olmakla beraber aslında hepimizin
içinde saklı durmaktadır. Nitekim hemen hepimiz yaşamlarımızda en
azından birkaç kez geleceğe ait ani sezgiler ya da rüyalarımızın
gerçekleşmesi gibi -gerek kendimizde, gerekse çevremizde- olaylara
rastlamışızdır. Ancak genellikle bu tipten olaylara ya önem vermez ya
da rastlantı deyip geçiştiririz. Oysa bu olaylar bize şuurumuzun
derinliklerinden göz kırpan muazzam yeteneklerin minik belirtileridir
ve varlığımızda ve evrende işlemekte olan, duyularımızla
algılayabildiğimiz şeylerin çok daha ötesinde, son derece derin ve
şimdiki halde saklı bir düzenin küçük pırıltılarıdır. Kehanetlerin
oluşumunu, zaman ve insan şuuruyla olan bağlantılarını incelemeden
önce, bu kavramın sözcük anlamı üzerinde biraz durmak istiyoruz.
Latince: Divinatio, Almanca: Prophezeiung-Weissagung,
İngilizce ve Fransızca: Divination, Türkçe karşılığı önbili olarak
kullanılan kehanet yukarıda da kısaca değindiğimiz gibi, insan aklının
anlayabilme, kavrayabilme, tahmin edebilme sınırlarının ötesinde bir
şuur faaliyetinin olduğunu da gösterir.
Kehanette bulunan kişilere her çağda, her
toplumda farklı isimler verilmiştir. Bu isimlerden en yaygın olarak
yerleşmiş olanı "kahin" (erkek) veya "kahine" (kadın)dir. Kahin
sözcüğünün anlamı, gaipten haber veren ve Tanrı habercisidir. Burada
kullanılan gaipten haber alma, ütopik bir mekandan alınan hayal ürünü
bilgiler değildir. "Gaip"in kelime anlamı, göz önünde bulunmayan,
nerede olduğu bilinmeyen veya görünmeyen alemdir. Buradaki görünmezlik
beş duyu ile algılanamayan anlamındadır. Duyuların algılama
sınırlarının dışında olan bu görünmez alem, ruhsal alem veya ruhsal
boyut olarak da ifade edilmektedir. Ruhsal alem, beş duyumuzun algı
sınırlarının üzerinde bulunan ve çok daha ince vibrasyonlardan oluşan,
fizik kanunların dışındaki kanunlara tabi olan bir boyuttur. Aslında
insan her an bu boyutla iç içe yaşamaktadır. Fakat dünyaya doğuş
amaçlarını gerçekleştirebilmek için bu iletişimin şuurlu olarak
farkında değildir.
1800'lü yılların sonlarına doğru Batı'nın
önde gelen bilim adamlarının yapmış oldukları çalışmalarla şekillenen
Spiritüalizm (Ruhçuluk) ve 1900'lü yıllarda Türkiye'de Dr. Bedri
Ruhselman'ın yaptığı araştırma ve çalışmalar sonucunda ortaya koymuş
olduğu Neo Spiritüalizm (Yeni Ruhçuluk) disiplini içerisinde, duyular
dışı yeteneklere sahip olan ve ruhsal varlıklarla iletişim kurabilen
kişilere genel anlamda "medyom" adı verilmiştir. Metapsişik
araştırmalarda ve parapsikoloji çalışmalarında da duyular dışı
yeteneklere sahip kişilere "psychic" (hassas süje, psişik insan
anlamında) veya medyom denilmektedir.
Özel yeteneklere sahip olan medyom
tabiatlı kişiler, ruhsal alem veya ruhsal boyutun varlıklarıyla
iletişim kurabilmektedirler. Ruhsal alemle kurulan iletişim sonucu
alınan bilgiler, insanın günlük yaşamı içerisinde duyular kanalıyla
algılayamadığı, fakat özel şuur durumları içerisinde uzanabildiği
farklı boyutlardan ve bu boyutlarda varlığını sürdüren yüksek
deneyimlere sahip, insanların gelişimlerinden sorumlu idareci ruhsal
varlıklardan alınan ruhsal tebliğler/mesajlardır.
İnsanlık tarihi boyunca medyom veya kahin
denilen bu kişilere her toplumda rastlamaktayız. Bu kişilerin içinde
yaşadıkları toplumlara karşı yüklendikleri sorumluluklar sadece
gelecekle ilgili haberler vermek değildi. Gelecekten haber vermek,
medyom dediğimiz kişilerin vazifelerinin çok küçük bir kısmını
oluşturmaktaydı. Bu kişilerin asıl vazifeleri, insanlığın gelişiminden
ve eğitiminden sorumlu olan ruhsal varlıklardan aldıkları bilgileri,
kendi algılama kapasitelerine göre aktararak içinde bulundukları
toplumların gelişim süreçlerinin pozitif yönde sürmesini ve
hızlanmasını sağlamaktır. Fakat zaman içerisinde konu dejenere
edilerek küçülmüş ve sonunda "Yarın ne olacak, zengin olacak mıyım,
mutlu olacak mıyım, deprem mi olacak, sel mi basacak, kıyamet mi
kopacak, hangi at yarışı kazanacak?" seviyesine getirilmiştir. |

Cennetin Tanrıları
Bu yankı yaratın kitapta Andrew Collins, bugün bile eşi bulunmayan bir
teknolojiyi kullanarak inşa edilmiş, Büyük Piramit’in sırlarını ortaya
çıkarmaktadır. Eski Mısırlılar kendilerinin ileri kültürünü ilk zamana ait
tapınaklarının ve anıtlarının yapımından sorumlu Büyük Tanrıların ırkından
miras aldıklarını iddia ediyorlardı.
- Büyük Sfenks’i oymuş bu eski ırk kimdi? Acaba onlar mı ağır nesneleri
havaya kaldırmak ve sert kayalara delikler açmak için ses teknolojilerini
kullandı?
- Büyük Tanrılar tarafından yapılan, bir ölüler diyarı kompleksi gerçekten
keşfedilmeyi bekliyor mu?
- Acaba bu efsanevi Kayıtlar Salonu mu?
- Firavun Akhenaten’in Büyük Tanrılara olan bağlılığı Mısır tarihinin
çehresini değiştirdi mi ve Kutsal Kitap’ta Musa’nın çıkışı olarak hatırlanan
olayları harekete geçirdi mi?
Yazar: Andrew Collıns
Yayınevi: Avesta Yayınları
Çevirmen: Sema Kılıç
Sayfa sayısı: 399
ISBN: 975863763-0
Basım tarihi: Istanbul / 2003 - Ocak

|
OKÜLTİZM - Tarih Boyunca Gizli
Bilimler
|
|
Sunuş |
|
 |
|
|
Önsöz |
|
 |
|
|
Giriş |
|
 |
|
|
İnisiyasyon Ve Ezoterizm |
|
 |
|
|
Ezoterizm Nedir? |
|
 |
|
|
Tarihte İnisiyasyonlar |
|
 |
|
Okültizm Nedir? |
|
 |
|
Okültizmde Mikrokozmos Ya Da İnsan |
|
 |
|
|
İnsanın Üç Unsurlu Yapısı |
|
 |
|
|
Üç Prensip |
|
 |
|
|
Sfenks Sembolü |
|
 |
|
Doğal Uyku Ve Uyanıklık |
|
 |
|
Makrokozmos Ya Da Doğa |
|
 |
|
|
Doğa Gücü |
|
 |
|
Dünyamız Canlı Bir Varlıktır |
|
 |
|
|
Canlılarda Ortak Özellikler |
|
 |
|
|
Dünyamız |
|
 |
|
|
Dünya'nın Dolaşım Sistemi |
|
 |
|
|
Dünya'nın Solunum Sistemi |
|
 |
|
|
Dünya'nın Sindirim Sistemi |
|
 |
|
|
Dünya'nın Sinir Sistemi |
|
 |
|
Astral Plan Ve Ruhsal Yöneticiler |
|
 |
|
|
Astral Planın Rolü |
|
 |
|
|
İnisiyasyonda Astral Plan |
|
 |
|
Astral Beden |
|
 |
|
|
Biyometreler |
|
 |
|
|
Bedenlerin Oluşumu |
|
 |
|
Astral Plan Maddesi Ve Varlıkları |
|
 |
|
|
Astral Alemin Varlıkları |
|
 |
|
|
Astral İmaj |
|
 |
|
Düşünceler, Düşünce Şekilleri Ve Astral Alem Üzerindeki
Etkileri |
|
 |
|
|
Düşüncenin İki Türlü Etkisi |
|
 |
|
|
Vibrasyonun Meydana Geliş Tarzı |
|
 |
|
|
Düşünce Şekli Ve Etkileri |
|
 |
|
|
Düşünce Şekillerindeki Üç Kategori |
|
 |
|
Mısır İnisiyasyonunda Astral Deneyimler |
|
 |
|
|
Astral Seyahat |
|
 |
|
Evolüsyon - Envolüsyon |
|
 |
|
|
Doğum Ve Ölüm |
|
 |
|
Reenkarnasyon |
|
 |
|
|
Tanım |
|
 |
|
|
Fizik Bedenin Reenkarnasyonu |
|
 |
|
|
Ölüm Olayı |
|
 |
|
|
Reenkarnasyonun İlkeleri |
|
 |
|
|
Bedenin Oluşumu Ve Astrolojik Tesirler |
|
 |
|
|
Astral İlkelerin Reenkarnasyonu |
|
 |
|
|
Ruhsal İlkenin Reenkarnasyonu |
|
 |
|
|
Ölümden Sonra |
|
 |
|
|
Anormal Reenkarnasyonlar |
|
 |
|
Okültizmin Deneysel Çalışmaları |
|
 |
|
|
Psişürji |
|
 |
|
|
Düşüş Sürerken |
|
 |
|
|
Büyücü Ve Okültist |
|
 |
|
|
Doğaüstülük Yoktur |
|
 |
|
Alşimi (Simya) |
|
 |
|
|
Alşimi Nedir? |
|
 |
|
|
Hermetik Felsefe |
|
 |
|
|
Uygulamalı Alşimi Ve Amaçları |
|
 |
|
|
Mistik Alşimi |
|
 |
|
|
Ars Magna (Büyük Sanat) |
|
 |
|
Şiromansi (El Falı) |
|
 |
|
|
Elin Genel Bölümleri |
|
 |
|
|
Elin Çizgileri |
|
 |
|
|
Kader Ve İrade |
|
 |
|
|
Yaş Ve Olaylar (Satürnlü) |
|
 |
|
|
Vakaların Niteliği |
|
 |
|
|
Şans |
|
 |
|
|
Aşk Evliliği |
|
 |
|
|
Tutku |
|
 |
|
|
Servet Ve Şöhret |
|
 |
|
|
Bilim Ve Sezgi |
|
 |
|
|
Sağlık |
|
 |
|
|
Şiromansi Üzerine Diğer Esaslar |
|
 |
|
Eski Zamanlarda Kehanet Yöntemleri |
|
 |
|
|
Kehanet Yöntemleri |
|
 |
|
Sembolizm |
|
 |
|
|
Sembolizm Yöntemleri |
|
 |
|
|
Sayılar Ve Formlar |
|
 |
|
Dünya Ve Irklar |
|
 |
|
Bir Güneş Sisteminde Hayat Dalgası |
|
 |
|
Astroloji |
|
 |
|
|
Zodyak |
|
 |
|
|
Burçlar |
|
 |
|
Tarot |
|
 |
|
|
Tarotun Tarihçesi |
|
 |
|
|
Tarotun Kullanılışı |
|
 |
|
|
Kartların Özellikleri |
|
 |
|
Açıklayıcı Notlar |
|
|
|
Sözlü, yazılı vasıtalarla tarihin
derinliklerinden günümüze dek ulaşmış -halen de farklı kimliklerde
uygulanmakta olan- okült bilimler, gizem örtüsü altında pek çok
toplumları etkilemiştir. Esasında günümüz biliminin de temellerini
oluşturan okültist uygulamalar, 20. yüzyılın pozitivist ve materyalist
görüşlerine rağmen günümüzde hemen tüm ileri seviyeli bilim adamlarının
(özellikle fizikçilerin) ilgi odağı haline gelmiştir.
Okültizm, spiritüalizm, metapsişik ve
ezoterik nitelikteki tüm manevi ekoller esas olarak şu ilkede
bütünleşirler:
"Görünen, görünmeyenin tezahürüdür." Her
şeyin kökenindeki temel hakikat budur. Bu ilkeden hareketle "görünen"den
yola çıkarak, "görünmeyen" esas güce, ana sebebe doğru uzanmaya
çalışmaktadırlar.
Eflatun'un "idea"ları, Jung'un "arşetip"leri
ve daha pek çokları bu görünmeyen ilkeleri ifade etmektedirler.
İnsanlık var oldu olalı eşyanın gerçek
mahiyeti ve özü hakkında bir bilgiye, bir esasa ulaşabilmek için
çabalayıp durmuştur. Aynı zamanda kendi hakkında da aynı arayışı
sürdürmüştür. Çünki insan da bedeni itibarıyla eşyalar alemine dahil bir
varlıktır.
Ancak insanda bir başka yön mevcuttur ki,
bu, eşyanın geçici süreçlerine tabi olmayıp ona hakim olan şuur sahibi
bir varlık olmasıdır. İşte bu varlığa "ruh" ismi verilmiştir. Maddeyi
kullanan, onu yeniden şekillendiren, dağıtan, toplayan ve canlılığı
meydana getiren Ruh'un şuurlu etkisidir.
Eskilerin "beka" dedikleri süreklilik,
nihai kozmik güç olan ruh enerjisi ile mümkün olabilmektedir.
İşte bu yüzden "insan, eşyanın mahiyetini
arıyorum derken, kendi gerçeği ile yüz yüze gelecektir".
Temel hakikatler hiçbir zaman değişmemiştir
ve değişmeyecektir. Nasıl ki henüz yeni keşfedebildiğimiz pek çok şey
potansiyel olarak her zaman mevcutsa, keşfedeceklerimiz için de aynı şey
geçerlidir.
Öyleyse değişen nedir? Değişen ve gelişen
insanın şuurudur, nüfuz edebilme yeteneğidir. Bu geliştikçe önümüzde
yeni yeni imkanlar açılmakta ve ufkumuz, genişlediği oranda bizden
uzaklaşarak kaybolmaktadır.
Bu durumda insanın ebedi faaliyeti, bilgi,
bilgi uygulaması ve yeniden bilgi olacaktır.
* * *
Bu kitapta biraraya getirmeye çalıştığımız
bilgiler "okültizm" adı altında yapılmış, bazı temel uygulamalar
hakkında genel bir fikir vermek amacıyla derlenmiştir.
Bu bilgilerin derlenmesinde yararlanılan
başlıca kaynak, okültizmin Balzac'ı olarak da nitelenen büyük
araştırmacı, Fransız okültisti Papus'ün eserleridir. Papus'ün asıl adı
Dr. Gerard Encausse'dir ve eserlerinde bu takma adı kullanmıştır.
Kendisi 1865-1916 yılları arasında yaşamış, bu konuda insanlığa çok
yararlı eserler bırakmıştır.
Bu uygulama ve bilgileri daha başka isimler
altında her devirde bulabilmek mümkündür. Ancak biz, kitapta bu
bağlantılardan ziyade okültizmin kendi terminolojisi ve bilgi sistemi
içerisinde kalmayı tercih ettik.
Sadece bir iki noktayı, kitabın sonuna
eklediğimiz "Açıklayıcı Notlar"la pekiştirmek istedik.
Elinizdeki bu ikinci baskıda, Papus'ün "Reenkarnasyon" adlı eserinden
özetlediğimiz bir bölümü de, Reenkarnasyon konusuna okült bir bakış
açısı sağlaması bakımından kitabımıza ekledik.
Bu mütevazı çalışmanın çok daha geniş
araştırmalar için teşvik edici olmasını umarız.
|
|
Okültizmin temel prensiplerini ve
uygulamalarını incelemeden önce, bu bilgilerin kaynaklarını ve bunların
nasıl bir eğitim sistemi içerisinde nesilden nesile aktarıldığını kısaca
gözden geçirmek yararlı olacaktır.
İnisiyasyon ve Ezoterizm
İnisiyasyon kelimesi, kök olarak Latince "initiatio"dan
gelir. Fransızca'da ve İngilizce'de "initiation" olarak geçer. Osmanlıca
karşılığı "tedris, irşat"; Türkçe anlamı ise "öğretme, doğru yolu
gösterme" şeklindedir.
İnsanlık tarihi boyunca oluşmuş birtakım
eski gelenekler vardır. Bunlar, genellikle ezoterik (içrek, gizli)
yapıdadırlar. İnisiyasyon; bu ezoterik bilgilerin, bunları öğrenmeye
talip olanlara, yani "inisiye"lere, "inisiyatör"ler tarafından birtakım
özel şartlara bağlı olmak kaydıyla aktarıldığı merkezlerdeki eğitim
biçimidir.
Bu eğitimin ezoterik olması, bilinenlerin
herkese açıklanmamasını gerektirmektedir. Pek çok şeyler gizli tutulur,
herkese söylenmez. Bunlar ancak bu eğitimi alabilmeye layık olan sınırlı
sayıda kişiye (inisiyeler) açıklanır. Bu, ana prensiplerden biridir.
İnisiyasyon, sadece bazı sırların öğretilmesinde izlenen yöntemlerden,
merasimlerden ibaret değildir. İnisiyatör, inisiyeyi gayet kontrollü bir
şekilde yetiştirir. Ona belirli uygulamaları yaptırır, birtakım
imtihanlardan geçirir. Kişilerin bu imtihanlar sırasında yaşamış
oldukları haletler de, inisiyasyonu meydana getirmektedir.
İnisiyatik öğretilerde temel olarak üç esas
konu vardır: Tanrı, İnsan, Doğa.
Diğer tüm konular bunlar arasındaki
ilişkilerin derecelerinin ve niteliklerinin araştırılmasıdır.
Ezoterizm Nedir?
Ezoterizmin Osmanlıca karşılığı "Batınilik"tir.
Batın; iç yüz, içteki anlamındadır. Bunun Türkçe karşılığı "içreklik"
sözcüğüdür. "Ezoterik", "içrek" demektir. Bu sözcük "içte kalan, saklı"
anlamına gelir.
"Ezoterik bilgiler" denildiği zaman,
herkese açıklanmayan, ancak belli eğitimlerden geçip o bilgileri almaya
hak kazanmış kişilere verilen bilgiler kastedilmektedir.
Ezoterizm ile inisiyasyon arasındaki
ilişkiye gelecek olursak şunları söyleyebiliriz: İnisiyasyon, ezoterik
bilgilerin bir mürşit (yol gösterici) tarafından müritlere (öğrencilere)
belirli bir program dahilinde aktarılıp uygulatılmasıdır. Bu
inisiyasyonu hakkıyla tamamlayabilen müritler de daha sonra mürşit
olacaklardır.
Şimdi bir de ezoterizmin tersi olan "egzoterizm"
kavramını ve konumuzla bağlantısını ele alalım. Egzoterizmin Türkçe
karşılığı "dışrak", Osmanlıca karşılığı ise "harici"dir. Egzoterik
bilgiler, inisiyasyonların herkesçe bilinebilen, sıradan başlangıç
bilgileri olmaktadır. Zaten tüm inisiyasyonlarda öğrenci, eğitime önce "egzoterik"
bilgilerle başlayıp, zaman içerisinde göstermiş olduğu samimi çabalarına
göre yükselerek daha derin, ezoterik bilgileri almaya hak kazanırdı.
Bu yüzden pek çok tarikatlarda kişiler,
harici ve batıni olarak ikiye ayrılmaktadırlar. Yani dışrak ve içrek.
Batıni olanlar, hakikati daha yakından sezip kavramış olanlardır. Harici
olanlar ise, henüz o hakikate temas etmemiş, ama onu elde etme yolunda
çalışanlardan oluşur. Bu öğrenim şekli yaşamın hemen hemen tüm
alanlarında karşımıza çıkar. Bu ayrım, anlayış farklılıklarından
doğmaktadır. Herkesin zihin seviyesi ve anlayış yeteneği farklı
olduğundan, ezoterik bilgiler ancak onları anlayıp insanlığın hayrına
kullanabilecek kişilere verilmekteydi.
İçinde yaşadığımız çağda artık elbette
böyle bir durum söz konusu değildir. Eski zamanlarda mabetlerde büyük
bir gizlilikle öğretilen ezoterik ve okült bilgiler, artık herkesin
ulaşabileceği kitapların sayfalarında yer almaktadır. Çünki insanlığın
ortalama seviyesi o devirlere göre çok yükselmiştir.
Tarihte İnisiyasyonlar
Eski Yunan'da dinler, ezoterik
mahiyetteydiler. Yani o dine mensup olanlar, o dine ait bilgileri
saklamak zorundaydıler. Bunlar üyelerini özel bir inisiyasyona tabi
tutarlar ve onların evrimini hızlandırmak maksadıyla belli bir
hiyerarşiyi göz önünde tutarak bazı sırları açıklarlardı.
Yunan dini mitolojik bir dindi. Mitolojik
olaylar, kahramanlar ve ilahlar... Bunların kendi aralarında ve
insanlarla olan ilişkileri, doğaya olan etkileri, mitolojik efsanelerle
hikaye edilmiştir. Bu, işin dışrak, yani egzoterik yönüdür. Halk bu
olaylardan kendi anlayış seviyesine göre bir anlam çıkaracaktır. Halbuki
işin bir de ezoterik yönü vardır. İşte bunları da o devrin büyük
inisiyasyon merkezleri incelemiş ve bu bilgileri inisiyelere
aktarmışlardır.
Eski Yunan'da yapılan bu ezoterik
çalışmalar, günümüze kadar ulaşmış pek çok inisiyatik bilginin kaynağını
oluşturması bakımından önemlidir. Çünki bunlar Mısır kökenlidir.
Mısır'da yapılan ezoterik çalışmalar tüm Yunan'ı etkilemiştir. Örneğin
büyük inisiye Fisagor tam 22 yıl Mısır'da, 16 yıl da Pers ülkesinde
inisiyasyon hayatı geçirdikten sonra döndüğünde kendi mezhebini kurarak,
öğretisini aktarmıştır. Zaten bir inisiyenin en büyük özelliği,
öğrendiklerini kendinde saklamaması, uygun zaman ve mekanda, uygun
kişilere bunu aktararak bilginin devamını sağlamasıdır. Aksi takdirde o
bilgi, kendisiyle birlikte gömülür gider. Halbuki öbür türlü, insanlıkla
birlikte var olmuş o eski geleneğin aktarılmak suretiyle devamı
sağlanmakta ve bunu yapan inisiye de o zincirin bir halkası haline
gelmektedir.
Ezoterizm ve egzoterizm, yani iç yüz ve dış
yüz meselesi hemen hemen bütün dinler için geçerlidir. Bütün büyük
dinlerin daima biri harici (şekli ibadetler, törenler, hikayeler,
şeriatler vs.) diğeri gizli (öze ait gerçek bilgiler ve ilkeler) olmak
üzere iki yüzleri olmuştur. Birinci yüzü şekil veya harf, diğer yüzü ise
ruh oluşturmuştur. Derin anlam, maddesel sembolün altında yatmaktadır.
Dinleri dış görünüşleri yönünden incelemeye kalkmak, bir insanın ruhsal
değeri hakkında kılığına kıyafetine bakarak fikir yürütmek gibi bir
şeydir. Onları iyi tanımak için, bunları hazırlayan ve amaçlarını
oluşturan temel düşünceyi tam kavramak; mitlerin ve dogmaların içinden,
bunlara güç ve hayat veren yaratıcı prensibi çekip su yüzüne çıkarmak
gereklidir. İşte ancak o zaman üstün ve değişmez nitelikli tek doktrin
gözler önüne serilebilecektir. Tüm dinlerin, ezoterik ve okült
öğretilerin temelinde aynı gerçekler yatmaktadır. Bu gerçekler zamanın
ve ortamın ihtiyaçlarına göre farklı kaplarda sunulsalar da, öz olarak
aynı gerçekleri ifade etmektedirler.
Tüm bu anlatılanlardan sonra vurgulamak
istediğimiz esas nokta şudur: Ezoterizm, okültizm, teozofi, spiritüalizm
vs... Bu bilgi sistemlerinin hepsi de özünde aynı gerçekleri taşıyan bir
öğretinin zamana ve ortamın şartlarına göre farklı biçimlerde
ifadelerinden ibarettir. Çünki tüm bunların hepsinin ardında yatan
gerçek, ruh varlığı ve onun ebediliği meselesidir. Temel gerçek budur.
Çünki görünen görünmeyen her şey ruhun eseridir ve her şey onun
tezahürüdür.
Ezoterik ve okült bilgileri ve uygulamaları
dünyanın yalnızca belirli bölgelerinde ya da belirli uluslarında
görmemekteyiz. Gelmiş geçmiş tüm topluluklarda, Amerika'dan Uzak Doğu'ya
kadar her bölgede böyle bilgilere rastlamaktayız. Çünki nasıl Güneş her
yeri aydınlatıyorsa, bilgi de bir şekilde her yere ulaşmıştır. İnsanlık
hiçbir zaman, hiçbir yerde yalnız bırakılmamış, daima bilgi almıştır.
|
|
Okültizm kelimesinin Türkçe karşılığı "gizlibilim,
gizlicilik" olarak ifade edilmektedir. Gizli bilimler denilince, eski
geleneğin devamını sağlayan ezoterik (batıni) doktrin anlaşılmaktadır.
Okültizmin daha iyi anlaşılabilmesi için,
onun nasıl oluştuğunun bilinmesinde yarar vardır. Geçmiş zamanların
büyük düşünürleri, fikirlerini mükemmelleştirmek amacıyla, dünyamızda
doğmuş büyük uygarlıklardan ve özellikle de Eski Mısır gizemlerinden
büyük ölçüde yararlanmışlardır. Bu antik çağ uygarlıklarında bilim,
başlıca iki ana kısma ayrılırdı:
1- Fiillere dayanan maddi kısım;
2- Prensiplere dayanan fikri kısım.
Bu ikisi arasında birinden diğerine geçiş
niteliğinde sayısal bir kısım vardı ki, bu da "Kanunlar"a dayanırdı.
Görülüyor ki, her bilimin bir fizik, bir
metafizik ve bir de matematik kısmı vardır. Metafizik kısım olmadan,
bilim, ölü şeylerin sayılması olurdu. Metafizik, tüm bilimlerin
canlandırıcı ruhu idi. Buna karşılık fizik kısım da olmasaydı, bu kez
fikri kısım sadece hayali bir safhada kalır, dünyaya uygun bir bilgi
haline gelemezdi.
Bu üç unsura da sahip olan bilim, gerçek bilimdi. Buna EKSİKSİZ BİLİM,
TAM BİLİM denirdi. Tez (fizik), antitez (metafizik) ve sentez
(matematik), TAM BİLİM'i meydana getiren üç ana unsurdu.
Fizik ve metafizik akımların kullanılması,
ancak sentez ile mümkün olabilmekte ve bu da, uzun ve zorlu bir
çalışmayı gerektirmekteydi. Mabetlerdeki gizli mistik çalışmalar
sayesinde elde edilebilen bir zihin dinamizmi, bu çalışmalar için
elzemdi.
Barbarların istilasını takip eden
devirlerde, Batı dünyasının Orta Çağ gizemciliği boyunca süregelmiş ağır
tempolu zihinsel gelişimi, en sonunda selameti, her problemi bu üç
cepheden inceleyen eski sentezlere başvurmakta buldu.
İstanbul'un Osmanlılar'ın eline geçmesi bu
çağı kapadı. Araplar da Batı alemine yayılmaya başladılar.
On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda bir
kısım bilim merkezleri, okullar, çalışmaların fizik tarafına yöneldiler.
Çünki bu onlara hem daha kullanışlı geliyor, hem de daha az yorucu ve
kısa bir çalışma gerektiriyordu. Böylece, insanlığa ait tüm bilimlerin
tüm kollarında ayrılıklar başgösterdi. Fikri kısım teolojik öğretim
merkezlerine çekilirken, maddi kısım da, tıp üniversitelerinin ve bilim
ekollerinin malı oldu.
Zamanla, gerçek çalışmaların ve yüksek
bilgilerin tümü, OKÜLT BİLİMLER adı altında karanlığa itildi. Okült
bilimler, "müspet" (pozitif) olarak adlandırılan tüm bilimlerin gerçek
prensiplerini ve bütün felsefesini kendinde saklamaktadır. Ve ne zaman
ki, bu sözü geçen bilimler -ki aslında gerçek bilimin kırıntılarıdır-
kendilerini bütünlemek ihtiyacı duyacaklar, o zaman kendi esaslarını
okült ve ezoterik bilimlerde aramak zorunda kalacaklardır.
Bilimlerin iki bölümü arasındaki bu ayrılık
toplumlarca da benimsendikten sonra, resmi öğretinin yanı sıra daima bir
gizli öğreti de nesilden nesile, inisiye toplulukları tarafından
aktarıldı. Bu gizli öğretinin gayretleri, eski TAM BİLİM'in yeniden
kurulması yönünde ydi ki, bu da "sentez"den kaynaklanıyordu.
Mabetlerin en gizli bölümlerinde saklı
tutulan bu "sentez", bilimlerin açığa vurulmayan gerçeklerini kendi
bünyesinde bulunduruyor ve prensipleri saklamaya yarayan işaretler ve
hiyerogliflerle ifade ediliyordu. Okültizm, müspet bilimlerin yerini
alıcı değil, onları tamamlayıcıdır. Büyük sayıda fenomenin teori ve
pratiğine sahiptir. Kabala uygulamaları, maji, alşimi (simya) ve
astroloji bu çalışmaların başlıcalarıdır.
Okült çalışmalarda eski geleneklerin
öğrenilmesi ve öğretilmesi esastır. Bu gelenek ve bilgiler başlıca üç
esasa dayanmaktadır:
1-Tek Tanrı fikri.
2-Tekrardoğuş.
3-Tekamül.
Bu esaslar üzerine inşa edilmiş inceleme ve
araştırma konuları şöyle sıralanabilir:
- Ölüm ötesinde ve berisinde ne vardır?
- Nereden gelip nereye gidiyoruz?
- Bu dünyadaki hayat tarzımız ne olmalıdır?
- Bunun için makul bir ölçü var mıdır?
- Kendi kendimizi ıslah edebilir miyiz?
- Doğa kuvvetlerinden yararlanmayı nasıl başarırız?
- Ölüm ötesi alemlerin yasaları nelerdir?
Okültizm bu soruların en doğru ve kesin
cevaplarını verdiğini asla iddia etmez. Bu bir çalışma aracıdır, bir
inceleme vasıtasıdır ve eğer hoca talebelerine mutlak gerçeği
yakaladıklarını söylüyorsa, bu sadece ve sadece kibir mahsulü boş bir
aldatmacadan ibarettir. Okültizm, genelde içimizde doğan bazı soruların
çözümünü gösterir. Bu soruların neler olduğunu yukarıda görmüştük. Elde
edilen sonuçlar, daima yoğun ve derinlemesine bir deney ve gözlemin
sonucu olmalıdır ve bunların, mutlak gerçeğin ta kendisi olduğu hiçbir
zaman iddia edilmemelidir. Bu aşamada, okültizmi iki safhada ele
alabiliriz:
1- Geleneklerin temelini oluşturan
"değişmez kısım", ki, buna, hangi çağda yaşamış ve hangi köke bağlı
olursa olsun, tüm hermetistlerin yazılarında rastlanır.
2- Okültistin, tamamen kendi özel araştırma
ve yorumlarına dayanan "kişisel kısım".
Değişmez kısmı da üç ana noktada inceleyebiliriz:
1- Evrenin tüm planlarında mevcut fiilin
esası olan "Üçlü Birlik" (Tri Ünite-Trinite) Kanunu'nun varlığı.
2- Görünen ve görünmeyen evrenin tüm
kısımlarını birbirine sıkıca bağlayan "ilişkiler"in varlığı.
3- Görünür alemin ikiz kopyası olan ve
varlığının başlıca temelini teşkil eden "görünmez alem"in varlığı. Bu
kısımda, kainatta mevcut görünmez varlıklar, doğadaki ve insandaki okült
güçler ve astral alem ile ilgili ezoterik bilgiler ele alınmaktadır.
Konumuza bir giriş şeklinde olan bu bölümü noktalarken, okültizmin üç
ana esasını şöyle sıralayabiliriz:
1-Tanrı, İlkeler koymuştur.
2-Doğadaki tüm olaylar, bu İlahi İlkeler
dahilinde meydana gelir.
3- İnsan doğadaki olaylarla İlahi İlkeler
arasındaki orantıları (sayıları) tanımaya çalışarak yasaları araştırır. |

Yeni Bir Yaşam Bilimi
Dünyaca ünlü bilim adamı Sheldrake bu kitabında temel olarak biyolojinin
çözümü zor bazı sorunları üzerinde durmaktadır. Kendisinin ortaya koymuş
olduğu "biçimlendirici nedensellik" ve "morfik rezonans" hipotezleriyle pek
çok bilim adamının üzerine gitmekten çekindiği "yaşam ve canlılık kendini
nasıl biçimlendiriyor?" sorusuna yepyeni bakış açıları getirmektedir.
Sheldrake?e göre organizmaların geçmiş biçimleri ve davranışları, zaman ve
uzayı aşan direk bağlantılarla sonraki organizmaları direk olarak
etkilemektedir. Yaşam ve şuur hakkındaki birçok temel kavramlarımızı
sorgulayan Sheldrake doğanın düzenli faaliyetini değişmez yasalardan ziyade
alışkanlıklar olarak yorumlamaktadır.
Yazar: Rupert Sheldrake
Yayınevi: Ege Meta Yayınları
Sayfa sayısı: 336
ISBN: 975-7089-13-3
Basım tarihi: Mayıs 2001
|
Yeni Bir YAŞAM BİLİMİ
|
Sunuş |
|
Önsöz |
|
Giriş |
|
1 Biyolojinin Çözülmemiş Sorunları |
|
2 Üç Morfogenez Kuramı |
|
3 Biçimin Nedenleri |
|
4 Morfogenetik Alanlar |
|
5 Geçmişteki Biçimlerin Etkisi |
|
6 Biçimlendirici Nedensellik Ve Morfogenez |
|
7 Biçimin Kalıtımı |
|
8 Biyolojik Biçimlerin Evrimi |
|
9 Hareketler Ve Motor Alanlar |
|
10 İçgüdü Ve Öğrenme |
|
11 Davranışın Kalıtımı Ve Evrimi |
|
12 Dört Olası Sonuç |
|
Ekler |
|
Ek 1 Yorumlar ve Zıt Fikirler |
|
Ek 2 Tartışmalar |
|
Ek 3 Yarışmalar |
|
Ek 4 Deneyler |
|
|
|
|
Biyologların büyük bir çoğunluğu canlı
organizmaların yalnızca bilinen fizik ve kimya yasalarınca yönetilen
karmaşık makinelerden başka bir şey olmadıklarını kesin bir gerçekmiş
gibi kabul ederler. Ben de aynı bakış açısını paylaşmaktaydım. Ancak
yıllar içinde böyle bir varsayımın doğrulanmasının zor olduğunu fark
etmeye başladım. Çünki çok küçük bir kısmı bile gerçekten
kavrandığında, yaşam fenomeninin -en azından bir kısmının- fiziksel
bilimler tarafından şimdiye dek tanınmamış bazı yasalara veya
faktörlere bağlı olduğu bir olasılığın mevcut olduğu görülür.
Biyolojinin çözümlenmemiş sorunları
üzerinde düşündükçe, bu geleneksel yaklaşımın boş yere kısıtlayıcı
olduğuna daha çok inanır hale geldim. Kafamda daha geniş bir yaşam
biliminin olası taslaklarını oluşturmayı denemeye başladım. Bu süreç
içinde sonraki sayfalarda ileri sürülen hipotez derece derece
şekillendi. Herhangi bir yeni hipotez gibi bu hipotez de aslında
spekülatiftir ve değerleri yargılanmadan önce deneysel olarak test
edilmesi de gerekli olacaktır.
Bu sorunlara yönelik ilgim, bilim,
felsefe ve din arasındaki alanları incelenmekle uğraşan bir grup bilim
adamı ve filozofla, başlangıcı 1966 yılına dayanan ilişkilerim
aracılığıyla alevlendi. "Epifani Filozofları" (Epiphany Philosophers)
denilen bu grup Cambridge'de ve Norfolk kıyısında Burnham Overy
Staithe, Tower Mill'de kaldıkları sürede gerçekleştirilen seminerler
ve resmi olmayan toplantılarda, tartışmalar için birçok olanak
sağlamıştır. Bu grubun üyeleri arasında, özellikle Prof. Richard
Braithwaite, Bayan Margeret Masterman, Sayın Geoffrey ve eşi Gladys
Keable, Bayan Joan Miller, Dr. Ted Bastin, Dr. Christopher Clarke ve
grubun üç ayda bir yayımlanan dergisi Theoria to Theory'nin editörü
Prof. Dorothy Emmet'a teşekkür borçluyum.
"Yarı-Kurak Tropikal Kuşak için
Uluslararası Ürün Araştırma Enstitüsü (Crops Research Institute for
Semi-Arid Tropics)" için Hindistan'da görev yaptığım 1974-1978 yılları
arasında Haydarabad'da dostlar ve meslektaşlarla oldukça değerli
tartışmalar yaptım, üstelik Bayan J. B. S. Haldane cömert bir şekilde
büyük kitaplığını kullanmama izin verdi.
Bu kitabın ilk taslağı Tamil Nadu'nun
Trichinopology Bölgesinde Shantivanam Aşram'ında kaldığım bir buçuk
yılda yazıldı. Orada rahat biçimde kalmamı sağlayan topluluk üyelerine
ve bu çalışmayı ithaf ettiğim Dom Bede Griffiths'e çok minettarım.
Bombay'daki British Council Library'den Bayan Dina Nanavathy ise bütün
iyi niyetiyle bana gereksinim duyduğum kitapları sağlamıştır.
İngiltere'ye döndükten sonra, ikinci
taslağın yazımı ve düzeltilmesinde dostlarımın öneri ve
yüreklendirmelerinin yanı sıra çeşitli kopyaları okuyan elliden fazla
kişinin eleştirileri ve yorumları da bana büyük ölçüde yardımcı oldu.
Özellikle Bay Anthony Appiah, Dr. John Beloff, Prof. Richard
Braithwaite, Dr. Keith Campbell, Bayan Jennifer Chambers, Dr.
Christopher Clarke, Dufferin ve Ava Markizi, Prof. Dorothy Emmet, Dr.
Roger Freedman, Dr. Alan Gauld, Dr. Brian Goodwin, Dr. John Green, Bay
David Hart, Prof. Mary Hesse, Bayan Gladys Keable, Dr. Richard LePage,
Bayan Margaret Masterman, Prof. Michael Morgan, Bay Frank O'Meara, Bay
Jeremy Prynne, Bay Anthony Ramsay, Bayan Jillian Robertson, Dr Tsui
Sachs, Prof. W. H. Thorpe, F. R. S., Dr. Ian Thompson, Bayan R.
Tickell (Renée Haynes), Peder E. Ugarte, S. J., ve Dr. Norman
Williams'a özellikle teşekkür etmek isterim.
Bu kitaptaki çizimleri ve diyagramları
yaptığı için Dr. Keith Roberts'a çok minnettarım. Dr. Peter Lawrence
Şekil 17'deki çizimde kullandığım meyve sineklerini, Bay Brian Snoad
ise Şekil 18'de gösterilen bezelye yapraklarını bütün iyi niyetleriyle
bize ulaştırdılar.
Taslakları daktilo eden Bay Muhammed
İbrahim, Bayan Pat Thoburn ve Bayan Eithne Thompson'a ve provaları
okumadaki yardımları için Bayan Jenny Reed'e de teşekkür ederim.
Haydarabad
Mart 1981
|
|
Günümüzde biyoloji konusundaki geleneksel
yaklaşım canlı organizmaları fiziko-kimyasal makineler olarak gören ve
yaşamın tüm fenomenlerini fizik ve kimya prensipleriyle açıklanabilir
kabul eden mekanik hayat görüşü tarafından biçimlendirilmiştir. Bu
mekanistik paradigma hiç de yeni değildir; aslında bir yüzyılı aşkın
bir süredir kültürümüze hakim durumdadır. Pek çok biyoloğun bu
yaklaşıma sarılmaya devam etmesinin temel nedeni bunun işe yarıyor
olmasıdır: bu yaklaşım, yaşam süreçlerinin fiziko-kimyasal
mekanizmalarıyla ilgili soruların yöneltilip yanıtlanabildiği bir
düşünce çerçevesi sağlamaktadır.
Bu yaklaşımın "genetik şifrenin
çözülmesi" gibi çarpıcı başarılarla sonuçlandığı gerçeği, kendi lehine
sağlam bir iddia ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, eleştirilerde
bulunan kişiler insan davranışı da dahil olmak üzere bütün yaşam
olgularının tamamen mekanistik bir şekilde açıklanabileceğinden kuşku
duymak için geçerli nedenler olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat
mekanik yaklaşımın yalnızca uygulamada değil, prensipte de son derece
sınırlı olduğu kabul edilse bile tamamıyla terk edilmesi o kadar kolay
değildir. Çünkü o halen deneysel biyolojiye uygulanabilecek tek
yaklaşım modelidir ve hiç şüphesiz pozitif bir alternatif ortaya
çıkana kadar da izlenmeye devam edilecektir.
Mekanistik kuramı genişletebilecek ya da bunun ötesine geçebilecek
olan herhangi bir yeni kuram, yaşamın bugün fiziksel bilimlerce
tanınmayan nitelik ya da faktörler içerdiğini öne sürmekten daha
fazlasını yapmak zorundadır. Bu nitelik ya da faktörlerin ne tür
olduklarını, nasıl çalıştıklarını ve bilinen fiziko-kimyasal
süreçlerle ilişkilerinin ne olduğunu açıklaması gerekecektir.
Mekanistik kuramı yumuşatmanın en basit
yolu, yaşam fenomeninin fiziksel bilimlerce bilinmeyen ve canlı
organizmalardaki fiziko-kimyasal süreçlerle etkileşim halinde olan
yeni tür nedensel faktörlere bağlı olduğunu varsaymak olabilecektir.
Bu vitalist (yaşamsalcı) kuramın değişik versiyonları içinde
bulunduğumuz yüzyıl süresince ileri sürüldü, ama hiçbiri test
edilebilecek öngörüler yapmayı ya da yeni deney türleri önermeyi
başaramadı. Sir Karl Popper'ın dediği gibi, "bir kuramın bilimsel
konumunun ölçütü yanlışlanabilirliği, reddedilebilirliği ya da test
edilebilirliğidir" ifadesi doğruysa, vitalizm şu ana kadar yeterlilik
kazanmayı başaramamış demektir.
Organistik ya da holistik felsefe bize
mekanik teorinin daha köktenci bir biçimde gözden geçirilmesinin nasıl
olabileceği hakkında bir görüş açısı sunmaktadır. Bu felsefe,
evrendeki her şeyin önceden olageldiği gibi, tepeden tırnağa atomların
belli özellikleriyle veya varsayıma dayalı nihai bir madde parçacığı
gerçeğiyle açıklanabileceğini reddeder. Bunun aksine hiyerarşik olarak
organize olmuş sistemlerin varlığını kabul eder. Bu sistemler, her
bileşik düzeyde, parçalarının sergilediği özelliklere dayanarak
tümüyle anlaşılması mümkün olmayan niteliklere sahiptir ve her düzeyde
bütün, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha fazla bir
şeydir. Bu bütünler organizmalar olarak düşünülebilir. Ancak buradaki
organizma terimi yalnızca hayvanları, bitkileri, organları, dokuları
ve hücreleri değil, aynı zamanda kristalleri, molekülleri, atomları ve
atomaltı parçacıkları da kapsayacak derecede geniş anlamda
kullanılmaktadır. Bu felsefenin etkileri hem biyolojik hem de fiziksel
bilimlerde makine paradigmasından organizma paradigmasına giden bir
değişimi ortaya çıkarmıştır.A. N. Whitehead'ın o ünlü sözündeki gibi:
"Biyoloji daha büyük organizmaların araştırılmasıdır; oysa fizik daha
küçük organizmaların incelenmesidir".
Bu organizmik felsefenin değişik
biçimleri 50 yıldan daha fazla bir süre boyunca biyologlar da dahil
olmak üzere birçok yazar tarafından savunulmuştur. Ancak organikçilik
doğa bilimleri üzerinde yüzeysel olmaktan öte bir etkiye sahip
olacaksa, test edilebilir öngörüler ortaya çıkarabilmek zorundadır.
Ancak şimdiye kadar bu şekilde yapılmamıştır.
Bu başarısızlığın nedenleri, en açık haliyle, organizmik felsefenin en
etkili olduğu biyoloji alanları, yani embriyoloji ve gelişim
biyolojisinde örneklenmektedir. Bugüne dek ileri sürülen en önemli
organizmik kavram morfogenetik alanlarla ilgili olandır.9 Bu
alanların, embriyoların ve diğer gelişmekte olan sistemlerin
karakteristik biçimlerinin ortaya çıkışını açıklamaya ya da
betimlemeye yardımcı oldukları sanılmaktadır. Buradaki sorun bu
kavramın anlam belirsizliği içinde kullanılmasıdır. Terimin kendisi
biçimin gelişiminde rol oynayan yeni bir fiziksel alan türünün
varlığına işaret eder gibi görünmektedir. Fakat bazı organistik
kuramcılar, halihazırda fizik tarafından tanınmayan yeni bir tür
alanın, yaratığın ya da faktörün varlığını öne sürdüklerini
reddetmekte, bunun yerine bu organistik terminolojiyi karmaşık fiziko-kimyasal
sistemler için kullandıkları yeni bir yol olarak görmektedirler. Bu
yaklaşımın bizi ileriye götürebilmesi pek muhtemel değildir.
orfogenetik alanlar kavramı, bizi ancak
gelenesel mekanik teoriden farklı birtakım deneylenebilir öngörülere
götürürse, pratik bir bilimsel değere sahip olabilir. Morfogenetik
alanların ölçülebilir etkilere sahip oldukları düşünülmedikçe bu tip
öngörüler de gerçekleştirilemez.
Bu kitapta ileri sürülen hipotez
morfogenetik alanların gerçekten ölçülebilir fiziksel etkilere sahip
oldukları fikrine dayanmaktadır. Belirli morfogenetik alanların
yalnızca biyoloji dünyasında değil, aynı zamanda kimya ve fizik
alanlarında da her karmaşıklık düzeyindeki sistemlerin karakteristik
biçimi ve organizasyonundan sorumlu olduğunu öne sürmektedir. Bu
alanlar, enerjetik bir bakış açısından bakıldığında, belirsiz ya da
olasılıkçı (probabilistic) olduğu görünen olaylarla ilişkisi olan
sistemleri düzenlemektedir; fiziksel süreçlerin enerjetik açıdan olası
sonuçları üzerinde örüntülü kısıtlamalar getirmektedirler.
Morfogenetik alanlar materyal sistemlerin
organizasyonu ve biçiminden sorumluysa, kendileri de karakteristik
yapılara sahip olmak zorundadırlar. Öyleyse, bu alan-yapıları nereden
gelmektedir? İleri sürülen yanıt bunların daha önceki benzer
sistemlerle ilişkili olan morfogenetik alanlardan türedikleridir:
bütün geçmiş sistemlerin morfogenetik alanları, sonraki herhangi bir
benzer sistem için bugünü oluşturur; eski sistemlerin yapıları, hem
uzay hem de zaman içinde etkinlik gösteren kümülatif bir etkiyle
sonradan gelen benzer sistemleri etkiler.
Bu hipoteze göre sistemlerin organize
olma biçimlerinin nedeni, benzer sistemlerin geçmişte de bu biçimde
organize olmuş olmasıdır. Örneğin, karmaşık bir organik kimyasalın
molekülleri karakteristik bir biçimde kristalleşir, çünkü aynı madde
daha önce de bu şekilde kristalleşmiştir; bir bitki, kendi türünün
karakteristik biçimini alır, çünkü türünün önceki üyeleri de bu biçimi
almıştır; bir hayvan içgüdüsel olarak belirli bir biçimde davranır,
çünkü benzer hayvanlar da daha önceden bu şekilde davranmışlardır.
Bu hipotez, organizasyonun biçimleri ve
örüntülerinin yinelenmesiyle ilgilidir; bu biçimlerin ve örüntülerin
kökeni sorunu ise kapsamının dışında kalmaktadır. Bu soru birkaç
değişik biçimde cevaplanabilir, fakat bunların tümü yinelenme
meselesiyle eşit derecede bağlantılı görünmektedir.
Bu hipotezden çıkarılabilecek bir dizi
deneysel sonuç vardır ki, bunlar geleneksel mekanik teoriden çok
farklıdır. Tek bir örnek yeterli olacaktır: bir hayvan, söz gelimi bir
fare, yeni bir davranış biçimini gerçekleştirmeyi öğrenirse, sonraki
benzer herhangi bir farenin (aynı cins, benzer koşullarda
yetiştirilmiş, vb.) aynı davranış örüntüsünü gerçekleştirmeyi daha
çabuk öğrenmesi yönünde bir eğilim olacaktır. Bu işi yapmayı ne kadar
çok sayıda fare öğrenirse, sonraki benzer bir farenin bunu öğrenmesi
de o kadar kolaylaşacaktır. Böylelikle, örneğin, Londra'daki bir
laboratuarda yeni bir işi yapmak için binlerce fare eğitilirse, başka
herhangi bir yerdeki laboratuarda bulunan benzer fareler aynı işi çok
daha çabuk bir şekilde yapmayı öğreneceklerdir. Başka bir
laboratuarda, diyelim ki New York'da, farelerin öğrenme hızı
Londra'daki farelerin eğitilmesinden önce ve sonra ölçüldüğünde,
ikinci durumda test edilen farelerin birinci durumda test edilenlerden
daha hızlı öğrenmeleri gerekecektir. Bu etkinin iki laboratuar
arasında bilinen hiçbir fiziksel bağlantı ya da iletişim biçiminin
bulunmadığı bir durumda meydana gelmesi gerekmektedir.
Böylesi bir ön kabul olasılık dışı ya da
saçma olarak nitelendirilebilir. Yine de fareler üzerindeki laboratuar
çalışmalarından, öngörülen etkinin gerçekten meydana geldiği yönünde,
dikkat çekmeye yetecek kadar kanıt şimdiden bulunmaktadır.
Biçimlendirici nedensellik (formative
causation) adı verilen bu hipotez, fiziksel ve biyolojik olguyla
ilgili var olan birçok kuramınkinden radikal bir biçimde farklı olan
bir yoruma yol açmakta ve oldukça iyi bilinen bazı sorunların yeni bir
ışık altında görülmesini sağlamaktadır. Elinizdeki kitapta bu hipotez
genel hatlarıyla ortaya konmuş, bazı imaları tartışılmış ve deneysel
olarak araştırılabilecek yönleri teklif edilmiştir. |
Başka bir yorum:
Sheldrake, “biçimlendirici tını” (morphic resonance) savını etraflıca
açıklamaya çalıştığı bu kitabında, “çözümsüz” gözüken bazı konulara yeni
bazı “çözüm” önerileri getirmeye çalışıyor. Dirim biliminin (biyoloji)
günümüzdeki en önemli sorunlarından birisi, döllenme sonrası oluşan ilkin
hücrenin (zigot) nasıl olup da bu denli karmaşık biçimlere değişebildiği, bu
kadar karmaşık yapılanmaya sahip canlıları nasıl oluşturabildiği sorunudur.
Bu soruna ilişkin çalışmalar yıllardır süregitmesine rağmen, temel işlerge
halen anlaşılabilmiş değil. Bunun yanı sıra, canlıların biçimlerinin kaynağı
da henüz bilimin açıklayabileceği konular arsına girememekte. Belli
organların nasıl oluştuğu bilinirken, o organların “neden” öyle oldukları;
biçimi sağlayan temel etmenler halen karanlıkta. Bu ve bunun gibi temel
sorunlar, genellikle bilimde yeni anlayışarın ortaya çıkmasıyla
aşılabiliyor. İşte Sheldrake de böyle “yeni” bir anlayış önermekte. Yazara
göre, bir çok doğal süreç, “biçimlendirici alanlar” (morphic fields) denen
alanların maddeyi şekillendirmesiyle gerçekleşmekte. Bunlar, maddeyle bir
şekilde etkileşebilen kuvvet alanları gibi düşünülebilir. Bu alanlar (nasıl
bir fiziksel özelliğe sahip oldukları kitapta çok açık olmasa da),
yaptıkları etkileşimler ile hem maddeyi şekillendiriyor, hem de bir nevi
“bellek” yardımıyla, tekrar tekrar oluşan biçimlerin kararlı hale gelmesini
ve hatasızlaşmasını da sağlıyor. Kendi bakış açısından bu kavramlara kimi
kanıtlar ve işlergeler öneren yazar, oldukça değişik bir konuyu, oldukça
ayrıntılı biçimde tartışmış. Elbette böyle bir kavram, evrimden
embriyolojiye, genetikten sosyolojiye kadar bir çok alanda da açılım
kazabilir. henüz sınanması olası olmayan böyle kuramlar doğrudan pratik bir
bilimsel fayda sağlamasa da, spekülasyonların yeni araştırmalara kapı
aralayan en önemli faktörler oldukları düşünüldüğünde, daha bir değer
kazanıyor. Eğer konu ile ilgili iseniz, bu kitabı da mutlaka okumalısınız.
Özellikle canlıların evrimi gibi tartışma yaratan konularda yeni bir içgörü
sağlayabilir diye düşünüyorum. (Sinan Canan)

Biri Beni Gözetliyor
İnsan Aklının Gizemli Güçleri: Nazar, Büyü, Telepati, Gelecekten Haber Verme
ve Daha Fazlası...
Bilirsiniz, "Biri arkamdan bana bakıyor" dersiniz. Zihnimiz midir bu
gözetlenmişlik duygusunu algılayan? Peki ya telapatiye ya da olacakları
önceden hissetmeye ne demeli? Sadece "olağan üstü şeyler" yaşayan kişilerin
inandığı subjektif hikayeler midir bunlar?
Yazar: Rupert Sheldrake
Yayınevi: Kaknüs Yayınları
ISBN: 9756698926
Basım tarihi: Aralık 2004
Zihin mi? Aman dikkat!
Rupert Sheldrake, 'Biri Beni Gözetliyor'da insan ve hayvan zihnine yeni bir
konsept getiriyor; buna göre zihin beyinle sınırlı değil!
SEDA DARCAN yorumu:
BİRİ BENİ GÖZETLİYOR
Rupert Sheldrake, Çeviren: Orhan Düz, Kaknüs Yayınları, 2004, 464 sayfa,
Rupert Sheldrake haklıysa, bu yazıyı okuyan on kişinin en azından yedisi
gözetlenme duygusunu yaşamış demektir. Ayrıca kimbilir belki siz de olacak
olayları önceden sezebiliyorsunuz.
Ya da tam sevdiğiniz birini düşünürken telefon çalıyor ve arayan
düşündüğünüz kişi oluyor.
"Basitçe paranormal diye nitelendiremeyeceğimiz bu deneyimlerin kökleri
biyolojimizde gizli" diyor Sheldrake. Cambridge'te eğitim görmüş biyokimya
uzmanı bu aykırı düşünür için ise, "Bilim dünyasının cadısı, ama yakılarak
cezalandırılmaya razı gelmiyor," deniyor. Sheldrake, sık sık raslanılan bu
tür deneyimlerin araştırılmasının, insan ve hayvan zihnine yeni bir bakış
açısı getireceğini söylüyor. Tabii eğer bilim bu alanlara karşı takındığı
dogmatik saldırgan tutumundan vazgeçerse...
"Bu araştırma alanı doğası gereği tartışmaya açık" diyor Sheldrake yeni
kitabı Biri Beni Gözetliyor'un tanıtım toplantılarında ve şöyle devam
ediyor: "Kitabımda yapmak istediğim şey, bilimsel kanıt ortaya koymak."
Aslında Sheldrake, insan ve hayvan zihnine yeni bir konsept getiriyor; buna
göre zihin beyinle sınırlı değil, doğada dört bir yana yayılmış olan etki
alanları aracılığıyla işlev görüyor.
Örnek: Kurt sürüleri
Bu 'morfik alanların' canlıların sosyal gruplarını ve zihni faaliyetlerini
düzenlediğini öne sürüyor. Bu faaliyetlerin arasında insanlararası ve
hayvanlararası telepatiden tutun kuş sürülerinin bir düzen içinde uçması
gibi günlük, rutin hayatın bir parçası olan gizemli olaylar var. "Bunların
hepsini açıklayabileceğimi ya da anlayabileceğimi iddia etmiyorum" diyor
Sheldrake ve devam ediyor: "Sadece köşeli gerçeklerin ötesinde de bir şeyler
olduğuna dikkat çekmeye çalışıyorum."
Sheldrake telepatinin bir kabile ya da sürünün birbirinden uzak üyelerini
bağlantı halinde tutmaya ve tehlikelere karşı uyarmaya yarayan bir çeşit
morfik alan ya da sosyal alan olduğunu ifade ediyor. Örnek olarak da
birbirlerinden yüzlerce kilometre uzaklaşmalarına rağmen grup birliğini
yitirmeyen kurt sürülerini gösteriyor.
"Telepati sosyal bağlara dayanır," diyor Sheldrake ve bu yeteneğin
hayvanlarda birçok insanda olduğundan daha çok geliştiğine dikkat çekiyor.
Modern dünyada en iyi bilinen örneğin telefon telepatisi, yani ahizeyi
kaldırmadan telefonda kimin olduğunu sezme olduğunu söylüyor. Bu durum,
arayan yakın bir arkadaş veya akrabaysa daha sık gerçekleşiyor.
Sheldrake, kişinin aklından geçenin gerçekleşmesi olgusunun 'email' alırken
de yaşandığını ve bu konuyu Microsoft ile görüşmek istediğini de ekliyor.
Geçtiğimiz eylül ayından bu yana 'e-mail' telepatisi üzerine yüz altmış
deney gerçekleştirmiş. Şans eseri öngörülerin oranının yüzde yirmi beş
olduğunu göz önünde bulundurursak, yüzde kırk üç oranındaki doğru
tahminlerin 'şans düzeyinin önemli ölçüde üzerinde' olduğuna dikkat çekiyor
Sheldrake.
Sık raslanan bir olgu son kitabının başlığından da anlaşılacağı üzere,
gözetlenme duygusu en sık raslanan 'paranormal' olay, Shledrake'in teste
tabi tuttuğu erişkinlerin yüzde yetmiş ila doksanı bu duyguyu yaşamış.
Dikkatin bakış yoluyla belli bir noktaya odaklanmasının, gözetleyen kişinin
gözlerinden ve beyninden öteye yayılan bir etkisi olduğunu iddia ediyor
Sheldrake.
Rupert Sheldrake özgür düşünen biri olabilir ama yenilikçi her düşünceye
rağbet ettiğini söylemek de doğru olmaz. 'Deneğin zihninin bulandığı'
durumları ve önceki deneyimlerin etkilerini de hesaba katıyor. "Mesela
hipnoz yoluyla insanlara her şeyi düşündürebilirsiniz" diyor. En şaşırtıcı
bulduğu örnekler, Titanik ve 11 Eylül saldırısı gibi trajedilerin
öngörüldüğü vakıalar. Dünya Ticaret Merkezi'nin üç yüz metre ötesindeki bir
merkezde, adli tıp alanında çalışan bir bilim adamı olan Mike Cherni, 11
Eylül saldırısından beş gün önce rüyasında, bir uçakta olduğunu ve uçak
Manhattan'daki binaların üzerine doğru alçaldığında paniğe kapıldığını
görmüş. "Manhattan'ın güney ucuna doğru uçtuğumuzu net bir şekilde
görüyordum. Sonra müthiş bir çarpma oldu ve uyandım. Bu rüya beni günlerce
tedirgin etti, öyle ki karıma da anlatma ihtiyacı hissettim." 11 Eylül'den
önce, alevler içinde yanan Dünya Ticaret Merkezi'nin merdivenlerinden
inenleri, binaların yıkıldığını, uçakların çarpıştığını ve insanların panik
içinde kaçıştığını görenler de olmuş.
'Yakılmayı hak ediyor'
Sheldrake bu anlatılanları son derece ilginç buluyor ancak bunları belli bir
çerçeve içine yerleştirip değerlendirecek bir konsepti yok. "Olayları
önceden tahmin etmenin nasıl işlediğini bilmiyorum" diyor. "Bu benim için
telepati ya da gözetlenme duygusundan çok daha gizemli bir olgu."
Hararetli Tartışmalar Görüşleri nedeniyle hayalperestten tutun zır deliye
varıncaya kadar birçok eleştiriye maruz kalan Shledrake, hakkında çıkan en
can alıcı eleştirileri www.sheldrake. org adlı web sitesinde yayımlıyor.
Sheldrake'e atılan en ağır taş, meşhur bilim dergisi Nature'nin eski editörü
Sir John Maddox'un Sheldrake'in ilk kitabı A New Science of Life (Yeni bir
Yaşam Bilimi) için söyledikleri: "Bu insanı çileden çıkarıcı broşür,
yıllardır karşıma çıkanlar arasında yakılmayı en çok hak edeni..."
Sheldrake, sağlıklı bir kuşkuculuğun bilim için çok önemli olduğunu kabul
ediyor ama genel geçer teorilerin dışında kalan hiçbir şeyin araştırılmaya
değmeyeceğini savunan 'dogmatik kuşkuculuğa' ya da 'kökten dincilik benzeri
bir bilimselliğe' karşı çıkıyor.
'Bu bir bilgi bankası'
Sonuç olarak Sheldrake, insan ve hayvan davranışına ait birçok alanın henüz
araştırılmadığını vurguluyor ve ekliyor: "Zihnin kendisi ve zihnin
yapabilecekleri neredeyse bakir bir alan." Bu konuyu on yıldan uzun bir
süredir araştıran Sheldrake kitabında, sıradan insanların başlarından
geçenleri anekdotlar halinde aktarıyor ve okuyucuların evlerinde
uygulayabilecekleri deneyler veriyor. Dört bin vakıa hikâyesi, iki bin anket
ve telefonla gerçekleştirilmiş bin beş yüz röportajın yanında
kontrollü deneyler içeren bir bilgi bankası olduğunu belirtiyor.
Eleştirilere rağmen, geleneksel olmayan bilim çevrelerinde kıvrak zekâlı bir
düşünür olarak tanınıyor Sheldrake ve birçok tanınmış bilim adamının
kendisini teşvik ettiğini dile getiriyor. Harvard'da felsefe, Cambridge'de
doğa bilimleri okuyan ve doktora yapan altmış yaşındaki Sheldrake Cambridge
Üniversitesi'nde biyokimya ve hücre biyolojisi bölümünde idareci olmuş.
Kariyerinin ilk yirmi yılında akademik dünyada faaliyet göstererek bitki
biyolojisi konusunda uzmanlaşmış.
1970'lerde Hindistan'da Yarı Kuru Tropik Alanlar için kurulan Uluslararası
Ekin Araştırma Enstitüsünde bitki fizyoloğu olarak çalışmış. Ayrıca bir süre
Hindistan'daki bir dergâhta bulunmuş. "Cambridge Üniversitesi'nde araştırma
yaparken öncelikle canlı organizmaların yaşamlarının morfik alanlarla
düzenlendiğine ikna oldum" diyor Sheldrake. Genler ve moleküller yaşamın
yapı taşları olsa da parçaların birleşerek nasıl yaşayan bir organizma
oluşturduğunu açıklamazlar diyor Sheldrake ve morfik alanların
organizasyonda bir master copy işlevi gördüğünü belirtiyor.
Bu düzenleyici gücün bir çeşit kolektif bilinçaltı olduğunu gören Sheldrake
bir cinsin üyelerinin, cinsin kolektif hafızasından yola çıkıp yine bu
hafızaya katkıda bulunduklarını ifade ediyor.

Yeni Başlayanlar İçin Astral Seyahat
Orjinal isim: Astral Travel for Beginners
Richard Webster
Ege Meta Yayınları / Deneysel Ruhçuluk Dizisi
Astral Seyahat zamanın başlangıcından beri insanların çok ilgisini
çekmiştir. Nasıl oluyor da bazı insanlar fizik bedenlerinden ayrılarak zaman
ve mekanı aşıp istedikleri yere gidebiliyorlar? Bu yetenek sadece belli
kişilere mi özgü yoksa herhangi biri de bunu yapmayı öğrenebilir mi?
Eğer siz de Astral Seyahat konusunu meraklıysanız bu kitapla zihninizden
geçen pek çok soruya cevaplar bulabilirsiniz. Richard Webster, geçmişten
günümüze kadar yaşanmış pek çok deneyimden örneklerle konuyu çok sade bir
dille anlatmıştır. Özellikle de kendisinin bizzat deneyimlemediği hiçbir
tekniği kitabına almadığı göz önüne alındığında, isteyen herkesin
faydalanabileceği güzel bir çalışma kitabıdır.
Kitapta gevşeme ve meditasyondan başlayarak tam bir astral seyahat
gerçekleştirmek üzere adım adım ilerleyen bir anlatım yolu tercih
edilmiştir. Her bölüm sizi astral seyahatle ilgili yeni bir anlayışla
bilgilendirerek sonunda başarılı bir astral seyahat gerçekleştirmenize
olanak sağlayacak seviyeye getirmeye çalışmaktadır.
Ayrıca sıklıkla astral seyahatle karıştırılan beden dışı deneyimler, zihin
seyahatleri, ölüm anlarında görülen vizyonlar konulara da kısaca değinillmiş
ve örneklerle aralarındaki farklar ortaya konmaya çalışılmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçe
208 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 22 cm
ISBN : 9789758519354
2005
Kapak Tasarımı : Hakan Esmergül
Çeviri : Sezer Soner

Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri
Hayatımızdaki tüm deneyimler gibi, hastalıklarımızı da kendi düşünce
kalıplarımızla yaratırız. Ulaştığımız her sonucun temelinde ve gelişiminde
bir düşünce kalıbı yatar. Bu nedenle, bir hastalığı kalıcı bir biçimde
ortadan kaldırabilmek için önce onu yaratan zihinsel nedeni çözüp
halletmemiz gerekir. İşte, Yeni Çağ hareketinin dünya çapında tanınmış
öncülerinden biri olan Louise L. Hay, bugün milyonlarca kişi için
vazgeçilmez bir rehber haline gelen bu eserinde, tüm hastalıkları yaratan
zihinsel nedenleri ve iyileşmemizi sağlayacak düşünce modellerini açıklıyor.
Kendi kanser hastalığını da bu olağanüstü yöntemle iyileştiren yazarın
mesajı çok açık: "Eğer gerekli zihinsel çalışmayı yapmaya hazırsak, hemen
her hastalık iyileştirilebilir."
Yazar: Louise L. Hay
Yayınevi: Akaşa Yayınları
Çevirmen: Semra Ayanbaşı
Sayfa sayısı: 95
ISBN:
Basım tarihi: Ocak 1994

Yaşamın İlahi Sırları
Kazuo Murakami
Kozmik Kitaplar
» Dünya Edebiyatı
» Bilim
Mayıs 2007, ISBN: 978-975-8973-77-4
Kuşaktan kuşağa aktarılan genlerin kaderlerimizi şekillendirdiğine, vücut
yapımızdan yakalanacağımız hastalıklara varana değin yaşam kalitemizi
belirlediklerine inanılıyordu.. Genetik Zeka'da Dr. Kazuo Murakami yeni bir
çığı açıyor ve zihinsel mekanizmalarımızla bünyemizde barındırdığımız olumlu
genleri aktive edebileceğimizi savunuyor. İnsanların genlerinin gerisinde
gizli olan sınırsız gücü günışığına çıkaran bu kitap bizlere daha iyi
yaşamının yollarını gösteriyor ve zekamızı kullanarak kendi fizyolojimizi
yönlendirebileceğimizi kanıtlıyor.

Düşünce Gücüyle Tedavi
Louise Hay
Altın Kitaplar / Toplum ve İnsan Dizisi
Düşündüğünüz her şeyin, yaşayacağınız her şeyin belirleyicisi olduğunu hiç
düşündünüz mü?
Louise Hay Düşünce Gücüyle Tedavi adı altında kaleme aldığı kitabında bu
düşünceden yola çıkarak yepyeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Bu öyle bir
dünya ki sevginin ve özgüvenin temelleri üzerine kurulu. Ve sevgiyle
özgüvenin başaramayacağı hiçbir şey yok. Kitabı okumaya başladığınız anda,
gerçekten bir şeylerin değişmesi gerektiğini farkediyor ve olumlu bir
değişim içine girdiğinizi hissediyorsunuz. Bu bir tür düşünce tedavisidir.
İyi, olumlu ve gerçek...Bugüne kadar başınıza gelen tüm olumsuzlukların ve
hastalıkların, kendi kendinize ürettiğiniz olumsuz düşüncelerden
kaynaklandığını söylüyor. Hay. Bundan sonra yaşayacaklarınızın sizi memnun
etmesini mi istiyorsunuz? Bu kitabı okuyarak bir başlangıç yapabilirsiniz.
Kenidinizi bu dünyaya çile çekmeye ve mutsuz olmaya gelmiş bir zavallı
insancık olarak değil; seven, sevilen ve mutlu olmaya layık bir canlı
olduğunuz için gönderilmiş bir pozitif enerji olarak düşünün.
Kitap, küçücük bir sivilceden, kansere kadar birçok hastalığın nedenlerinin
psikolojik olumsuzluklardan kaynaklandığını satır satır anlatıyor. Hangi
hastalık için, hangi olumlu, öneriyi düşünceleriniz besini olarak
kullanacağınızı da söylüyor.
Çeviren: Nil Gün - 208 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-405-468-1; Boyut:
13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: You Can Heal Your Life

Olağanüstü Enerjiler
Enerjinin işleyiş prensiplerini anlamak çevremizi ve kendimizi nasıl daha
sağlıklı ve dengeli yapabilir? Hawaii?li şaman Serge King, bilimsel
araştırmalar ve geleneksel bilgeliğin senteziyle hazırladığı bu şaşırtıcı
eserinde doğada ve canlılarda bulunan gizli güçleri ve enerjileri inceliyor.
Biyomanyetizma, radyestezi, piramitlerin gücü, psikotronik ve Feng Shui gibi
pek çok konuları detaylı bir şekilde ele alan King, vril olarak adlandırılan
hayat enerjisinin olağanüstü harikalarını tanımlıyor.
Yazar: Serge K. King
Yayınevi: Ege Meta Yayınları
Sayfa sayısı: 256
ISBN: 975-8519-25-5
Basım tarihi: Mayıs 2002
|
OLAĞANÜSTÜ ENERJİLER
|
Sunuş |
|
Önsöz |
|
1. Eskilerden Kalan İpuçları |
|
2. Mesmer'in Vrili |
|
3. Odik Güç ve Reichenbach |
|
4. Wilhelm Reich ve Orgone Enerjisi |
|
5. Piramitlerin Ardındaki Kuvvet |
|
6. Radyonik: Süptil Işınımların Tespiti mi? |
|
7. Psikotronik: Uzaktan Güç Aktarımı |
|
8. Vivaxis: Dünya'nın Enerjilerine Uyumlanma |
|
9. Jeomansi: Yin ve Yang'ı Uyumlu Hale Getirmek |
|
10. Ekstra Enerji |
|
11. Geleceğe Ait Beklentiler |
|
Ek Bölüm: Deneysel Yöntemler |
|
Bibliyografya |
|
|
|
|
Bizler bu dünyaya aitiz, dünya
toprağındanız. Fiziksel ve metafiziksel anlamda bu gezegeni aşan bir
zihnimiz ve/veya ruhumuz elbette vardır; ancak bunun yanında Dünya'nın
doğal güçlerine cevap veren ve onlarla etkileşen hayvansal tabiatta
hayvansal bedenlere de sahibizdir. Bu doğal güçlerin elektrik, manyetizm
ve yer çekimi gibi bazılarını biliyorsunuz. Modern bilim bu güçlere ek
olarak belki sizin pek aşina olmadığınız iki tanesini daha tanımaktadır,
bunlar kuvvetli ve zayıf nükleer güçlerdir.
Şamanlar, mistikler, metafizikçiler ve daha
serbest düşünceli bilim adamları, Ruslar tarafından "psikoenerjetik"
diye adlandırılan daha başka güçlerin de var olduğunu kabul ederler ki
bu güçler bedenle olduğu kadar zihinle de etkileşim halindedir. İşte
kitabımıza konu olan güçler bunlardır, çünkü çok az bilinmektedirler,
yaşantımızda çok etkindirler ve yararlı biçimde kullanılabilirler.
Stanford Üniversitesi'nden madde bilimleri profesörü Dr. William Tiller
bu güçlerle ilgili olarak yapılan deneyler hakkındaki düşüncesini,
"Görünen o ki, geleneksel bilimde tanıdıklarımızdan bütünüyle farklı
yeni enerji alanlarıyla uğraşıyoruz" diye ifade etmiştir. Oysa bunlar
yalnızca gelenekçi bilim adamları için yenidir.
On dört yaşından itibaren gerek sosyal ve
fen bilimler ve gerekse metafizik alanında uzun süreli bir eğitim
hayatına girdim. Esas temelim, zihnin ve Dünya'nın enerjilerini
bağdaştıran kadim bir geleneğin bünyesindeki bir şifacılık yolu olan
Şamanizmdir. Fakat deneyimlerle psikoenerjetik alanında deneyler yapan
çok sayıda kişinin araştırmaları arasındaki hayret verici bağlantıları
pozitif bilim ve metafizik alanındaki çalışmalarım sayesinde idrak
ettim.
Arkeoloji mesleği için hazırlıklarım, beni
olağan dışı enerjinin kadim geçmişte kullanıldığına işaret eden çok
sayıda ipuçlarına götürdü. Asya üzerine aldığım bir diploma Japonya, Çin
ve Hindistan'daki psikoenerjetikle ilgili fikirlerle buluşmamı sağladı.
Çeşitli akademik dereceler, uluslararası yönetimle ilgili çalışma ve
seyahatler Latin Amerika ve Afrika'da psikoenerjetiği keşfetmeme yardım
etti. Psikoloji eğitimi sayesinde Mesmer, Reichenbach ve Reich'in
psikoenerjetik araştırmalarıyla tanıştım. Ve metafizik araştırmalar
piramitlerin, radyonikin ve bir sürü fenomenin psikoenerjetik etkilerini
görmemi sağladı. Bunların hepsi, pek tabii ki, zihinsel ve çevresel
enerjilerin toplumun esenliğini hedef alan pratik uygulamalarını esas
alan temel şamanik perspektifimin üzerine oturdu.
Bu kitaptaki fikirlerin pek çoğunu
Yeryüzü'nde hayatın iyileştirilmesine adanmış, kar amacı gütmeyen bir
kuruluş olan Aloha International'ın himayesinde yürütülen deneylerde
test ettim. Bu deneylerin bazılarını ilerideki sayfalarda okuyacaksınız.
Denek olarak kullanılan yüzlerce gönüllünün kimileri kuruluş üyeleri,
kimileri de öğrenciler ve hatta sokaktan kişilerdi. Bilimsel bir
formatta hazırlanan yöntemlerin ana hatları istediğiniz takdirde kendi
deneylerinizde uygulayabilmeniz için Ek bölümde verilmiştir.
Bu araştırma alanı, ruhsal şifa, levitasyon,
telekinezi, süpergüçlülük gibi sıra dışı fenomenlerin ve zihnin daima
önemli bir etmen olduğu diğer birçoklarının ardındaki enerjilerle
ilgilenmektedir. Şeylerin alışılagelmiş biçimde iş gördüğü standart
modele uymadıklarından dolayı bu fenomenleri sıra dışı diye
adlandırmamıza rağmen, bunlar hiçbir şekilde az rastlanan olaylar
değildir. Dünya üzerindeki her kültürün bu konularla ilgili temel
bilgilerinin inanılmayacak kadar eski olduğunu öneren kanıtları burada
sunuyorum. Bununla beraber zamanımızda olup bitenler yenidir, çünkü bu
bir sentez, bugünün bir ürünüdür. Bu bir yeniden keşif, Avrupa'da
yaşanan Rönesans'la güçlü paralellikleri bulunan bir rönesans dönemidir.
Bu kitaptaki araştırmalarım psikoenerjetikle ilgili çeşitli kaynakları
incelemeyi, aralarında geçerli karşılıklı ilişkiler kurmayı ve mümkün
olduğu her seferinde bunlara dayanan deneyleri tanımlamayı içermektedir.
Amaç, söz konusu enerji veya enerjiler hakkında derhal kullanılabilecek
veya gelecekteki araştırmalar açısından pratik değeri olabilecek bir
dizi gözlemi ortaya koymaktır.
Tanıdık sınıflandırma sistemlerinin
bütünüyle çökme eğilimine girdiği bir çalışmaya, bilim, din, teknoloji
ve majinin kesin ve köşeli tanımlarını kaybedip birbirleriyle iç içe
geçtiği ve garip bir biçimde karıştığı bir alana girmek üzeresiniz. Şu
anda bütün dünyada sessiz bir devrim gerçekleşmektedir. Geleneksel
anlayışın zincire vurduğu kişiler bu çalışmaya bir göz atmayı
reddetmekte ya da dudak bükmektedirler. Fakat aynı anda birçok ülkedeki
büyük sayılarda bilim adamı, teknik eleman ve sade vatandaş dikkatle ve
çoğu zaman sessizce, mevcut teknolojimizi ve 20. yüzyılın toplumlarını
Taş Devri'nin insanlarıyla kıyas ettirebilecek kadar çağ dışı
kılabilecek bilgi alanlarına doğru ilerlemektedir. Bu devrim pırıl
pırıl, modern ve en iyi donanıma sahip laboratuvarlarda olduğu kadar
garajdan dönme atölyelerde ya da evlerde ayrılmış köşelerde vuku
bulmaktadır. Bilinmeyene bu heyecanlı ve gizemli sıçrayış, dünya
üzerindeki her insanı etkileyecektir.
Bu bilinmeyen enerjilerin araştırılmasıyla
ilgili olarak gene Tiller'den bir alıntıyla devam edelim: "Öyle
sanıyorum ki, bulgulayacağımız şey, enerjiyle etkileşen şuur hallerinin
belirlediği çok seviyeli dışavurumlara sahip yalnızca tek bir enerjinin
bulunduğudur." Bu tek enerjinin genel olarak kabul edilmiş bir ismi
bulunmamaktadır, çünkü çoğu araştırmacılar bağımsız olarak çalışmaktadır
ve birçoğu samimi olarak elde ettikleri sonuçları ilk keşfedenin
kendileri olduğu düşüncesindedirler. John White ve Stanley Krippner
Future Science (Geleceğin Bilimi) adlı kitaplarında, eski ve çağdaş
literatürde bu enerjiyi adlandırmak için kullanılan yüz kadar ismi
listelemişlerdir. Ben de bu arada devamlı olarak "bu enerji" diye
tekrarlamak zorunda kalmamak için vril sözcüğünü kullanacağım. The
Morning of the Magicians'ın (Büyücülerin Sabahı) yazarları Louis Pauwels
ve Jacques Bergier'e göre, vril kavramı ilk olarak 18. yüzyılda Fransız
yazar Jacolliot tarafından ortaya atılmış ve daha sonra Bulwer Lytton'un
yazdığı bir 19. yüzyıl romanında kullanılmıştı. Lytton'un öyküsünde
bununla dünyanın merkezinde yaşayan bir ırk tarafından ustaca
kullanılabilen ve bir bakıma Star Wars (Yıldız Savaşları) filmlerinde
konu edilen "Güç" benzeri bir enerji biçimi kastedilmektedir.
Dolayısıyla vril sözcüğünün hem zihin ve hem de doğayla ilgili bir
enerji için kullanılabilecek uygun ve kapsamlı bir terim bulma
ihtiyacımı karşılayabileceğini düşündüm.
Bütün fenomenlerin ardındaki tek enerji
hipotezinin ipuçları için, apayrı enerji kaynaklarının aynı fenomenleri
üretebildiği gerçeğine bakmalıyız. Ben buna "Fil Yasası" diyorum. Eğer
bir şey bir file benziyorsa, bir fil gibi yürüyorsa, fil gibi kokuyorsa
ve fil gibi konuşuyorsa o muhtemelen bir fildir. Örneğin, manyetizm,
elektrik, kristaller, güneş ışığı, geometrik biçimler, insan elleri ve
insan düşüncesi birbirinden oldukça farklı enerjetik etkiler
sergilemekle birlikte, bitkilerin yetişmesi ve şifa gibi belirli
alanlarda hepsi de benzer enerjetik etkiler göstermektedir. Ortaya
konulacak hipotez, bunların özgün niteliklerine ek olarak, tıpkı değişik
fiziksel elementlerin hepsinin ortak bir nokta olarak elektronlara sahip
olması gibi, birçok kaynağın da ortak bir yön olarak aynı tek enerjiye
sahip olduklarıdır.
Bu durumda bu kitabın, dört yönlü bir amacı
bulunmaktadır:
(1) Enerji ve onun zihinle ilişkisi
hakkındaki fikirlerinizi genişletmek;
(2) tüm öteki enerjiler için ya bir
taşıyıcı ya da öteki enerjilerin bir etkisi olan tek bir "protoenerji"nin
varlığını öneren kanıtları sunmak;
(3) sunulan fikirleri uygulamalı bir
şekilde kullanabileceğiniz yollar vermek ve
(4) daha ileri araştırmalar için uyaran
vazifesi görmek. Şimdi, zihinlerimizi, bedenlerimizi ve çevremizi
etkileyen görünmez enerjiyi, vrili keşfetmek üzere bana katılmaya hazır
olun.
|

Yeni Başlayanlar İçin Aura Okuma
Psişik Farkındalık Geliştirme
Kategori : Felsefe ve Psikoloji > Parapsikoloji ve Okkültizm
Yazar : Richard Webster
Yayınevi : Alfa Basım Yayım Dağıtım
İstanbul, 2004, 14 x 20 cm, 171 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
Aurayı hissetmeyi, görmeyi ve okumayı öğrenin!
Auranın nasıl okunacağını öğreten en kapsamlı kitaplardan birisini
tutuyorsunuz elinizde.
Bu kitabı okuduktan sonra;
Aura renklerinin anlamlarını yorumlayabileceksiniz,
Tanıdığınız herkesi daha iyi anlayabileceksiniz,
Yaşamınızda neyi değiştirmeniz gerektiğini keşfedeceksiniz,
Geleceğinizi elinizde tutmanın yollarını bulacaksınız,
Hastalık ve ağrı işaretlerini görmeyi öğreneceksiniz,
Kristaller, renkler ve müzikle çakralarınızı uyarmayı;
aurayı istediğiniz gibi değiştirmeyi keşfedeceksiniz.
Aura nedir?
Aurayı hissetmek aura arama
Aurayı nasıl görebiliriz?
Auranın renkleri
Renkleri yorumlamak
Aurada sağlık
Kişisel gelişim ve aura
(Tanıtım Yazısından Alıntı)

Gizli Tibet - Tibet Mucizeleri ve Ölümsüzler
Yıl 1936, Himalayalar’ın sisleriyle örtülü bir ülke. Tibet. Hakkında hiçbir
şey bilinmiyor. Haritası yok, haritalarda yok. Kendini dışarıya,
ziyaretçilere tümüyle kapatmış bu ülkede gerçek ile efsaneyi birbirinden
ayırmak imkansız. Uçan Lamalar gerçekten var mı? Ya bin yıl yaşayan
insanlar? İnsan ayağının değinmediği topraklara seyahatlarıyle tanınan Alman
seyyah Theodore Illion, bir Budist rahip kılığında Tibet’e giriyor. Günlerce
hiçbir şey yemeden yüzlerce kilometre yol yürümek, dondurucu soğuklara
katlanmak ve sarı saçlarını, beyaz tenini ve mavi gözlerini saklamak
zorunda. Yayımlandığı tarihte birçok dile birden çevrilen Gizli Tibet,
kahramanınıın başından geçen serüvenler ve tanık olduklarıyla, günümüzde ona
yönelik canlanan ilgiyi fazlasıyla hak eden bir klasik eserdir. Bu kitabın
sayfalarında Tibet’i, Tibet’in soğuğunu, karanlığını, yabancı bir uygarlığın
garip, ama sevgi dolu dünyasını yaşayacaksınız.
Yazar: Theodore Illion
Yayınevi: Hermes Yayınları
Çevirmen: Murat Sağlam
Sayfa sayısı: 148
ISBN: 9756130032
Basım tarihi: Nisan 2005

Reenkarnasyon
Onlarca ya da bir tek yaşam boyunca, değişik yaşam biçimlerini deneyimlemek,
değişik uğraş alanları içerisinde bulunmak, yoksunluğu, yoksulluğu,
varsıllığı, adaletsizlikleri deneyimleme olasılığı... Kadın olarak, erkek
olarak ya da eşcinsel olarak... Ve reenkarnasyon anlayışının, bu yanıyla tüm
cinsel ve sınıfsal farklılıkları, hiçbir inanç sisteminin sunamadığı bir
biçimde ortadan kaldırması olasılığı...
Bu kitap, ölümden sonra bir yeniden doğuşlar ardışıklığını kanıtlamaya
çabalamak yerine; dogmatizmin tüm biçimlerine karşı, diğer deyişle, işlevi
bitenden “vazgeçmeme”ye, görevini tamamlamış olanı “terk etmeme”ye,
yıpranmış giysiyi çıkartıp atmaya direnmek ve yenisini edinmemek inadına
karşı yazılmıştır. Önce “küçük devrim”i (içsel, kişisel) yapmanın, ardından
“büyük devrim”in (dışsal, toplumsal) yolunu açmaya engel oluşturan tüm
ekollerden, akımlardan, otoritelerden ve nihayet en yakındaki kişilerden
bile kurtulmanın gerekliliği üzerine yazılmıştır.
Her şeyden ve her şeyden önce, tek bir yaşam içerisinde yeni yaşamlara
başlayabilme mutluluğu için, büyük ozanın dizelerindeki gibi, “Elveda dünya
ve merhaba kâinat” diyebilmek için...
Yazar: Cem Çobanlı
Yayınevi: Samsara
Sayfa sayısı: 171
ISBN: 975780065-1
Basım tarihi: Ocak 2002

Beyin Kontrolü
İnsan Davranışının Manipülasyonu
Dr.Armen Vıctorıan
Timaş Yayınları
Güçlü istihbarat örgütleri, insanların düşünce ve davranışlarını kontrol
edebilmenin ve gerektiğinde direnişlerini yok edebilmenin yollarını
araştırıyorlar. İnsan bilincini kontrol edebilmek adına yürütülen deneyler,
gizlice sürdürülen bir "kirli iş" olarak uzun yıllardır yapılıyor. Telepati,
beyin yıkama, LSD psiko-teknik, uzaktan izleme ve gelişmiş izleme
teknolojisine milyonlarca dolar akıtılıyor. Bu deneyler için binlerce insan
kobay olarak kullanıldılar, bedensel ve ruhsal olarak yaralandılar; fakat
başlarına neler geldigini bir türlü çözemediler. Dr. Armen Victorian, başta
Amerika ve Rusya olmak üzere, dünyanın güçlü istihbarat örgütlerinin bu
konuda yaptıkları çalısmaları net bir biçimde ortaya koyan belgeleri
biraraya getirdi. Bu eser, sıradan bir komplo teorisi üretme tuzağına
düşmeden insan bilincini kontrol altına almaya çalisan 'sinsi, gizemli ve
karanlık' bir dünyanın perdesini aralıyor.

16. Yüzyıl Fransız kahini Nostradamus
üzerine genel bilgileri, tutan kehanetlerini, tutması beklenen kehanetlerini
ve kehanetlerinin tesadüfen bazı olaylara yakıştırılmış olma ihtimalini
içeren cep kitabı...

Kabala'nın Gizli Bilgeliği
Rav Michael Laitman
Koridor Yayıncılık
Kabala çalışmanın önemli bir amacı, birinin yazgısını etkilemek için
diğerinin bilgisini kullanmaktır.
İlk önce, kişi hayatın ne olduğunu, ne anlama geldiğini, bize neden
verildiğini, nerede başladığını ve nerede bittiğini fark etmelidir.
Kabala'nın Gizli Bilgeliği, okuyucuya dünyamızda kabala'nın rolünü anlaması
için gerçek temeli sağlıyor. Kitabın içeriği, tüm bireylere, üst alemlerin
kavranmasına doğru, spiritüel yükselmenin ilk safhalarını geçmeye
başlamaları için tasarlanmıştır.
Çeviren: Bnei Baruh Kabala Türk Çalışma Grubu - 189 sayfa, 2. hamur, ISBN:
9944983012; Boyut: 13,5x21cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: Türkçe

Teozofi Tanrısal Bilgelik Duyuüstü Dünya Kavrayışına Giriş ve İnsanın
Varoluş Nedeni
Yayınevi: Omega
Yazar: Rudolf Steiner
Kategoriler: Dinler - Mitolojiler, Felsefe, Diğer Dinler, Diğer
Özellikler:
Türkçe 183 s. 2. Hamur Ciltsiz 14 x 20 cm İstanbul 2002 2. Basım Say
Yayınları'ndan İlk Basım: 1987
Açıklama:
"Bu kitapta duyuüstü dünyanın bazı bölümleri açıklanıyor. Sadece bu
duygusallığı gerçek saymak isteyenler bu açıklamaları, anlamsız düşlem ürünü
diye değerlendirebilirler. Duyusal dünyanın ötesine uzanan yolları arayanlar
ise, insan yaşamının değer ve anlam kazanması için başka bir dünyanın da
gözlenmesi gerektiğini er geç öğreneceklerdir...
Bu yol sayesinde yaşamın nedenlerini tanıyacak, onlarda ortaya çıkan
etkinliklerin içinde kör gibi gelişigüzel dolanmayacaklardır."
Bu kitabın yazarı, kendi deneyimleri ile kanıt gösteremeyeceği hiçbir şeyden
söz etmiyor. Tüm açıklananlar yazarın kendi yaşantılarının sonuçlarıdır.
(Arka Kapak)

Sevgiye Dönüş
Marianne Williamson
Akaşa Yayınları /
Marrianne Williamson, birçoğumuz gibi, kendi acıları, korkuları ve
yılgınlıklarıyla dolu kişisel cehenneminde yaşıyordu -taki ki bir gün
Mucizeler Kursu ile karşılaşana dek. Mesih Bilinci'nden gelen ve kendi
kendine-uygulanan muhteşem bir ruhsal terapi programı olan Mucizeler Kursu,
birçok insan gibi genç kadının hayatında da gerçek bir mucize yarattı. O,
Mucizeler Kursu'nun temel prensiplerini uygulamaya başladıktan sonra
gerçekten yüksek bir anlayışa, içsel huzur ve mutluluğa ulaştı. Williamson,
daha sonra yazdığı bu kitapla tüm deneyimini, yeni anlayışını ve Kurs'un
temen prensiplerini bizlerle paylaşıyor. Sevgiye Dönüş, yıllardır bestseller
listelerinde yer alan, satış rekorları kırmış ve binlerce insanın hayatında
olağanüstü bir değişim-dönüşüm yaratmış bir eser. Marianne Williamson ise
bugün dünyanın her yanında dersler veren ve televizyon programları büyük bir
ilgiyle izlenen bir Mucizeler Kursu Öğretmeni. Sevgiye Dönüş bizi korkuya
dayalı, egonun esareti içinde yaşadığımız bir dünyadan çıkarıp, Tanrı'ya
teslim olduğumuz bir sevgi ve birlik âlemine götürüyor. Bizim idrakimizdeki
bu değişim, yani artık kendimize sorunlar yaratmayacağımız bir bilinç
düzeyine ulaşmak bir mucizedir. Sevgiye Dönüş bu mucizeyi gerçekleştiriyor.
Çeviren: Jale Gizer Gürsoy - 272 sayfa, Ciltsiz. hamurBoyut: 13cm x 19cm;
Baskı Tarihi: 1996
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: A Return To Love

Çekim Yasasını Yaşamanın Anahtarı
D. D. Watkins, Jack Canfield
İstediğiniz her şey orada talep etmenizi bekliyor. İstediğiniz her şey de
sizi istiyor, fakat istediğinizi elde etmek için harekete geçmeniz gerek.
Evren başarmanızı istiyor
Jack Canfield otuz yıldan fazla süredir Çekim Yasası'nın ilkelerini
öğretiyor. Kendisi de bu evrensel yasayla bilinçli şekilde uyum içinde
yaşıyor ve kişisel başarısı da bu yasanın gücünün açık bir kanıtı. Çekim
Yasası'nı Yaşamanın Anahtarı'nda bilgisini ve tecrübesini sizlerle
paylaşıyor, size Çekim Yasası'nı kendi hayatınızda uygulamanız için
kanıtlanmış araç ve teknikler sunuyor.
Bu kitap, arzu ettiğiniz hayatı yaratmanız için Çekim Yasası'nı nasıl
kullanacağız konusunda size yol gösterecek basit bir rehber. Bu sayfalarda,
Canfield istediğiniz şeyi hayatınıza çekmeniz için yapmanız gerekenleri
açıkça izah ediyor. Düşünmeyi harekete geçiren bu rehber, sizi adım adım
hayallerinizi, hedeflerinizi ve arzularınızı tanımlama sürecine taşıyacak.
Bu süre içinde kendiniz hakkında daha derin bir anlayış, gerçekten kim
olduğunuza ve niçin burada olduğunuza ilişkin bir kavrayış
geliştireceksiniz.
Seyahatiniz burada, şu anda başlıyor. Hayatınızı değiştirebilir, bilincinizi
artırabilirsiniz. Kendinize şaşırtıcı, sevgi neşe ve bereket dolu bir
gelecek yaratma yetkisi verebilirsiniz.
Bu kitap sizin anahtarınız.
160 sayfa, 1. hamur, ISBN: 9786054054060; Boyut: 15 x 22 cm; Baskı Tarihi:
Eylül 2008

Tanrıların Gölgeleri
Piramitlerin Mesajları ve Yıldızların Gerçek Sırları
Peter Lemesurier
Gün Yayıncılık / Felsefe-Psikoloji-Roman-Hobi Dizisi
Giza Sitesinin Piramitleri her zaman dünyanın harikalarından biri olarak
anılır. Ama bu piramitler, tarih öncesi Mısırlılar ya da efsanevi Atlantis
uygarlığından değilde, güneş sistemimizin çok uzaklarından gelen ve
insanlığın kaderini değiştiren bir uygarlık tarafından inşa edilmişlerse ne
olacaktır.
Peter Lemesurier, uzun yıllar piramitler hakkında çalışmalar yürüten
araştırmacıların teorilerini kullanarak, tamamiyle yeni ve çarpıcı bir teori
oluşturmuştur. Mısır Piramitlerinin, tarih öncesi çağlardan kalma bir yıldız
haritası olduğunu ve doğa üstü bir zeka tarafından bu taşlara bir mesaj
kazındığını ve bu mesajın bizlere günümüzden geleceğe ve yıldızlara
yapacağımız yolculuklarda rehberlik edeceğini iddia etmektedir.
Peter Lemesurier Cambridge Üniveristesinde bir dilbilimci ve profesyonel bir
tercümandır ve tüm dünyada büyük Piramit konusunda bir uzman olarak bilinir.
Bu konuda çok sayıda kitap yazmıştır.
Çeviren: Melih Üzmez - 224 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8122-76-2;
Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce

Ruh Ölümden Sonra Nereye Gider ?
Swami Sivananda
Okyanus Yayınları
Kasım 2006, ISBN: 9756529474
Ecel gelince can bedenden ayrılır. Ten, eski bir hırka gibi bir yana atılır.
Topraktan gelen ten toprağa, ezeli nurdan gelmiş ruh da kendi yerine gider.
Mevlana Ölümden sonra yaşam sorunu çok eski zamanlardan beri insanoğlunun
zihnini meşgul etmektedir. Yaşamın ölümden sonra devam edip etmeyeceği ve
ölümden sonra ruha ne olacağı sorusu insanı hep meraklandırmştır. Elinizdeki
bu kitap adından da anlaşılacağı üzere bu konuyu açıklıyor ve çağlar
öncesinden gelen soruya bir cevap arıyor. Ünlü yoga ustası Swami
Sivananda'nın konuşmalarından derlenmiş bu kitap başta Hindu bakış açısına
göre ölümden sonraki Ruhun oluş hallerini karma ve genedoğum inancına
dayandırarak anlatmaktadır.. Kitapta aynı zamanda Müslümanlık, Musevilik ve
Hıristiyanlık gibi tek tanrılı dinlerin ölümden sonraki yaşama dair
inançları ve bu inançların nereden kaynaklandığı ile ilgili düşünceler
bulunmakta; Pisagor, Eflatun, Schopenhauer gibi batı düşüncesinde etkili
olmuş felsefecilerin de konuya ilişkin yaklaşımları sergilenmektedir. Ayrıca
kitabı türkçe yayına hazırlayan tarafından derlenmiş, konu ile örtüşen Yunus
Emre'den, Mevlana'dan, Buda'dan, Dalai Lama'dan da alıntılar bulunmaktadır.
Yaşamın fiziksel ölümden sonra bile devam edebilen bir şey olduğuna
inananlar ve inanmayanlar için...

Marifetname Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.
“ Anlarsa uzağım yakınımdır, Anlamazsa
yakınım uzağımdır.”( İbrahim Hakkı HAZRETLERİ )
Çetin BAL: Genelde Modern bilim dünyasının değerlerini temsil edenlerle
dinsel düşünce deryasını temsil eden düşünce çevreleri arasında bir zıtlaşma
olduğu görülmektedir. Kimi yerde bilimin objektif değerleri doğru bir bakış
açısı sunarken kimi yerde dini düşüncenin ufukları içindede daha derin
bilgilerin izlerini görmek mümkündür. Ben Hz Ali'nin edeb ve düşünce deryası
içinde yetişip modern batı kültürünü özümsemiş bir insanım. Müslüman bir
ailede yetişmiş ve islami bir terbiye içinde büyümüş olmama rağmen
her zaman açık görüşlü olmuşumdur. Benim dinim benim inancım tek doğrudur
yada en doğruyu söyler penceresinden bakmadım. Her toplumun kendine göre
doğru olarak kabul edilebilecek değerleri olduğunu düşünmüşümdür hep.
Yani Dünya'nın çok değişik kültürlerinin kesiştiği bir noktada hayat bulmuş
kozmopolit bir kültür ve düşünce modeline sahip bir insanım. Bu anlamda
Dünya'nın neresinde olursa olsun hangi siyasi, dini, felsefi düşüncede
olursa olsun kişileri, yazılan eser ve düşünce dünyalarını tarafsız
önyargısız bir gözle inceleyip yazılmış sözlerin derinliğine inip hakikati
arama sevdasında olmuşumdur hep! Hristiyanlığın, İslamın Budizmin kültürel
felsefi kaynaklarına inip o kaynaklardaki kelimelerden hakikati
özümseyip manalara vakıf olmayı istemişimdir.
Tarikatlarden genelde çekinmiş bir insan olsamda kendimde hal boyutunda
melamilik düşüncesine yakın bir mizaç gördüğümü belirtmeliyim.
Tarikate girmek yada tarikat yolu kişinin halinde sözünde olan bir mevzu! O
anlamda her birey kendi içinde evrensele açılmak için bir bakış açısı
bir yaşam biçimi bir yol tutmuştur. Kişilerin bunun adını koyması yada
koymaması çokta önemli değildir.
Ben bir bilim insanı olarak İbrahim hakkı Hz ile manevi iklimlerimizin
kesiştiği bir çok noktayı görmemden mütevelli eserlerinin bir özet
niteliğinde de olsa okunması
gerektiğini düşünüyorum. Dinsel bir düşünceye sahip olmayabilirsiniz ama
manevi boyutta insana ait bir takım değerlerin anlaşılması açısından İbrahim
hakkı hz'lerinin fikir dünyasının değerlendirilmeye alınması
kanaatindeyim.
Ben insanlara beş vakit namaz kılın demiyorum, hanımlara baş örtüsü
takında demiyorum yada islam dinini tebliğde etmiyorum ama islam
peygamberlerinin, evliyalarının, düşünce alimlerinin temsil
ettikleri ahlaki değerleri alıp yaşamlarımıza katıp bu değerlerle
gönül dünyamızı zenginleştirmemiz gerektiğini düşünenlerdenim. Dünyanın
hatta evrenin neresinde bir güzellik ve insanlığın hayrına olan bir şey
varsa onu almak gerektiğini düşünenlerdenim. Burdaki almak ifadesi anlamak
kabilinden de olabilir. Geniş manada düşünmek lazım.
İnsan namaz kılarak, baş örtüsü takarak, hacca giderek islam
ahlakına sahip olamaz. Ahlak daha çok ruhun terbiye edilmesinden ileri
gelen bir özelliktir. Ahlak güzel bakmakla, bakabilmekle ilgili bir
husustur. Güzellik bir gözdür bir görüştür... Kalbler kazanmak bir yana kalp
kırmamaktır güzel ahlaklı olmak!
Din dediğimiz şey özünde kozmik zeka ve evrensel tekamül
kuralları şablonundan oluşmuş tebliğler sistemidir basitçe! Değişik
toplumlar, medeniyetler ve kullanılan dilin şekline göre bile değişik
biçimsel ritüellere bürünsede evrendeki tüm inanç sistemleri aynı
evrensel özün değişik biçimlerde dile gelişidir sadece. Dini, ritüel
şekilciliğinden ve sembolik görüntülerinden soyduğumuz zaman tüm çıplaklığı
ile geriye kalan sadece AHLAK dediğimiz ÖZ dür.
İbrahim hakkı hz değerlendirirkende sanırım zamanın ve o mekanın bölgenin
şartları içinde değerlendirmek lazım. Herkes kendi aklının vitrinindekilere
bakarak Dünya insanlarına bir şeyler satabilme onlara yararlı olabilme
duygusu içinde fikir dünyasından esinlenmeleri gündeme getirir. Bu
sözümün kapsamı içine tüm Dünyanın insanları olduğu kadar uzak
dünyaların ve varlık alemlerinde görünen her zeka ve ruhsal öz de dahildir.
Tekke ve zaviyeleri tekrar açalım yada sarık takıp cübbe giyelim tarikat
şeyhleri yetiştirelimde demiyorum. Elbetteki bilimin mum ışığında
karanlıklar içinde yolumuzu bulup modern bilimin aydınlattığı yolda
yürüyeceğiz! Lakin yanlış terkip ve düzenlemelere bakıpta tüm bir
tasavvuf erbabının manevi derinlikler arzeden ve sırlar içeren ışıklı
yollarının nereye uzanıp gittiğinide düşünmeye çalışmak lazım kanaatindeyim.
Bugünkü tarikatlerde ve mezhepleşmelerde siyasal bir kamplaşma ve öteki
beriki diye bir ayrışma düşüncesi söz konusudur. Bu anlamda Atatürk'ün kimi
tespit ve uygulamalarınıda kanımca tarafsız bir gözle değerlendirip doğru
olarak kabul etmek gerekir. Artık tarikatler ve şeyhlik makamları
fazlası ile Dünya kokar hale gelmiştir. Mevlevilik ve mevlana dergahları
eski tekke felsefelerinden izler taşısalarda artık burlardada olay sadece
görsel bir tema olarak işlenip sürdürülmeye çalışılmaktadır. Evrensel bir
düzeyde bugün Taptuk Emreleri, Hacı bektaş velileri, Yunus Emre'leri,
Şemsleri, Mevlanaları görmek zor. Artık bu gönül deryalarının fikir ve
düşüncelerini bir eşek misali taşıyan dünya kokan siyaset kokan hal ehli
olmaktan uzak bağnazlık ve yobazlık timsali olan gruplaşmaları görüyoruz.
Tasavvuf nedir dersek tasavvufu belli bir dini inanç ekseninde yürüyüp
gitmek olarak değerlendirmek kanatsız bir kuş düşünmeye benzer. Tasavvuf tüm
farklı inanç sistemlerinden insanların bir araya gelip kaynaşabilecekleri
bir fikir ve düşünce eksenidir. Bir aşk ve sevda yoludur. Tüm farklı düşünce
ve inanç sistemlerinin yolu dünya üstünde çizilidir. Herkes kendi yolunda
yürümeye çalışır. Ama tasavvufa girmek demek mana göklerine yükselip aşktan
başka bir yolun olmadığı mana göklerinde özgürce kanat çırpmak
demektir.
İbrahim hakkı hz. misyon olarak islamın tebliği noktasında anlaşılımı
noktasında çaba göstermiş bir mana eridir. Onu kendi boyutu içinde
değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.
Açıkcası ben mezhepsel, tarikatsel ayrılıklara dayalı gruplaşmalara
karşıyım. Bu temel üstünden siyasallaşmayıda yanlış buluyorum. Ayırıcı değil
insanları birleştirici bir fikriyat içinde olunması gerektiği kanaatindeyim.
Bu tarz gruplaşmaların kaldırılıp ülke çapında üniversitelerde dahil
olmak üzere ilkokuldan başlayan manevi değerler konulu bir dersin
yürürlülüğe konması gerektiğini düşünüyorum. Evliya ve Veli olarak
arzettiğimiz tüm mana erlerinin özet eserlerinin ele alındığı tasavvuf
temelinde ahlak ve edep eksenli bir dersin eğitim sistemimize dahil
edilmesi kanaatindeyim. İdeolojik siyasal değil tamamen insani erdemler
boyutunda bir içerik ve müfredat olmalı!
Gruplaşmalar insana ve bütüne hizmet amaçlı olması durumunda fayda
sağlasada bunun bir kamplaşma bir ötekileşme sürecine dönüşmesi
durumunda getireceği yararlardan çok zararları sözkonusu
olabilir.
Unutulmamalı ki AKLIN ve EDEBİN milleti dini olmaz!
Genelde siyasi ve dar milliyetçi kutuplardan bakılarak İbrahim hakkı
hazretlerinin düşünce dünyasına karşı olumsuz bir gözle bakanlar olsada ben
her zaman herşeyde insanların istifade edebilecekleri güzel yanlar
bulabilecekleri kanaatindeyim. Her türlü siyasi, dini, ideolojik
düşüncenin ötesinde herkes bir takım etiketleri aşarak önyargı duvarlarını
yıkarak birbirlerine önce insan olarak bakabilirlerse insanlık
ailesi olarak sevgi ve ilimde daha büyük mertebelere doğru yükseleceğimizden
eminim. ( Çetin BAL - 2010 Salı - 5 Ocak )
Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.”
Diyerek düştük yola. Hayat baktığımız yere göre anlam kazanır. Hayata güzel
yanından bakıp yürüdüğümüz yolların bizi güzel dünyalara götüreceği umudunu
taşıyoruz.
Her devirin bir İbrahim’i vardır. 1700 lü yılların İbrahim’i ise Erzurumlu
İbrahim Hakkı hazretleridir. Tasavvufi takvası, ilimdeki ulaştığı mertebe ve
bıraktığı eserler ile günümüzde hala bizlere yol gösteren bir “marifet
ehlinin” izine düştük.
“Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.” sözünün sahibi, mütefekkir
ve mutasavvıf vasıflarıyla tarihe geçen Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri,
18 Mayıs 1703’te Erzurum/Hasankale’de doğdu. Çocukluğunda İsmail Fakirullah
Hazretleri ile tanıştı. Erzurum Müftüsü Muhammed Hazık’tan Arapça, Farsça
dersleri aldı. 1728’de Tillo’ya giderek Şeyh Fakirullah Hazretleri’ne
bağlandı. 7 yıl sonra şeyhinin vefatı üzerine Erzurum’a döndü ve Yukarı
Habib Efendi Camii’nde imam–hatip olarak görev aldı. Kabiliyeti ve
bilgisiyle ilim çevrelerinin dikkatini çekince Sultan I. Mahmut tarafından
saraya davet edildi ve saray kütüphanesi istifadesine sunuldu. 1775’te
Hasankale’de inzivaya çekilerek kendini tamamen kitap hazırlamaya adadı.
Marifet-name’yi o dönemde yazdı. Eserde, astronomiden matematiğe,
astrolojiden tıbba kadar birçok konudaki soruların cevabı yer alıyor. 22
Haziran 1780’de Tillo’da vefat etti ve şeyhi Fakirullah için yaptırdığı
türbeye defnedildi.
ESERLERİ
40’a yakın eseri arasında en çok bilinenler şunlar: İbrahim Hakkı Divanı,
İrfaniye, İhsaniye, Mecmuatü’l Meani ve Marifetname.
Çok sayıda eser yazan İbrahim Hakkı hazretlerinin en büyük eseri
Marifet-nâmedir. Bir nevi Ansiklopedi türünde yazılmış bir eserdir. 1757’de
yazılmıştır. 1836 ve 1864’te Mısır’da 1868, 1889 ve 1914’te İstanbul’da
basılmıştır. Ortalama 600 büyük sayfadır. El yazmaları 2 cilt olup, halen
Tillo’da torunlarından Sadettin TOPRAK tarafından muhafaza edilmektedir.
Astronomi, Fizik, Matematik, Psikoloji konularında içeriğe sahiptir.
Özelikle karakter tahlilleri günümüz psikoloji bilimi ile uğraşanların büyük
ilgisini çekmektedir.
Bilindiği gibi bilim doğruları arama deryasıdır. Marifet-nâme’de ortaya
konulan görüşler bugün ki bilim verileri tarafından onaylanmaktadır.
İBRAHİM HAKKIDAN İNCİ DAMLALARI
• Ey aziz, Evliya-i kiramın hallerine kavuşmak, itikadı düzeltmek, şehvetin
arzularını unutmak, sıfatları bilmek ve zat-i ilahiyi sevmekle olur.
• Dünya ile olan gönül zarardadır Ukbâ ile olan gönül erir. Mevlâ ile olan
gönül temiz ve ne güzeldir.
• Gafilin kalbi dünyaya bağlıdır. Zâhidin kalbi ukbâya bağlıdır. Ârif´in
kalbi Mevlâya bağlıdır. Gönül, çok şefkatli bir arkadaştır. Kalbin Hakk ile
olsun ve kalıbın halk ile kalsın.
• Ey Aziz! Dil insanın terazisidir. Üç şey her belayı kendine çeker: Ciddi
olmayan konuşma, şaka ve saçma sözdür. Arkadaşların gıybeti rezalettir.
• Şaka heybeti kıran afettir, minnet cömertliği yıkan felakettir.
Konuşursan, doğru söyle, söz verirsen tut, tatlı konuşmak ve sesle selam
sünnet-i kiramdır.
• Ey Aziz! Zikrullahın en üstünü, sessiz olarak kalb huzuru ile Lailahe
illallah kelime-i tayyibesini tekrardır. Zikrullah, kalblerin nuru, ruhların
huzurudur. Zikrullah bedene lezzet, ruha kuvvettir.
• Gözlerin cilası, sırların nurudur. Arifin adeti, Allahü Teâlâ´yı zikr ve
O´ndan başkasını unutmaktır. Zikrullah sadra cila, akla nurdur. Kalblerin
hayati, mahbubun likasıdır.
• Dilin adeti, kalbin düşüncesidir. Hakkı zikredeni, Hak da zikreder
TEFVİZNÂME
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif anı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Kalbin ona berk (yaprak) eyle
Tedbirini terk eyle
Takdirini derk eyle (anla)
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Hallak-ı Rahim oldur
Rezzak-ı Kerim oldur
Fa’al-ı Hakim oldur
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

HAZRETİ ALİ'NİN FAZİLETNAMESİ
Yazarı: YEMİNİ
Çeviren: ABBAS ALTINKAŞ
Hazırlayan: ADİL ALİ ATALAY VAKTİDOLU
Yayınevi: CAN YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 975-7812-18-8
Yayın Yılı: 1998
Dili: Türkçe

Tasavvufi Mertebeler; Hace Abdullah el- Ensari el- Herevi Örneği
Yayınevi : EMİN YAYINLARI
Yazar : ABDURREZZAK TEK
XI. yüzyılın önde gelen sûfîlerinden Hâce Abdullah el-Ensârî el-Herevî
(ö.481/1089), özellikle müteşâbih âyet ve hadislerin tevil edilmesine karşı
çıkmasından dolayı Mücessime ve Müşebbiheden olmakla suçlanmış ve
Selçuklular döneminde Herattan birkaç defa sürgüne gönderilmiştir. Zaman
zaman idareciler tarafından takdir edilmiş olsa da, hayatının büyük bir
bölümünü baskı ve sıkıntılarla geçirmesine rağmen gerek kendi döneminde,
gerekse vefatından sonra eserleri ve görüşleriyle etkili olmuştur. Özellikle
mürîdin tasavvufî eğitimindeki aşamalarına yer verdiği Menâzilüs-sâirîn adlı
kitabı, Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dilde şerh edilmiştir.
Tasavvufî mertebeleri ilk defa yüzlü tasnifle geniş bir şekilde ele alıp
inceleyen Herevîye göre, her hâl ve makâmın belli nitelikleri, gerçekleşme
şartları, hikmetleri, hükümleri ve sonuçları vardır. Bir makâmdan diğer bir
makâma yükselen sâlikin hâlleri değişir ve zamanla mükemmel hâle gelir.
Kişinin manevî eğitimi boyunca bütün hâlleri yaşayacağı ve makâmlara
ulaşacağı mutlak olmamakla birlikte, kazandığı makâma ölünceye kadar sahip
olması da söz konusu değildir. Kazanılan makâmların kaybedilmesi mümkündür.
Diğer taraftan bir makâma ulaşmak demek, geride kalan makâmlarla bütünüyle
ilişkiyi kesmek anlamına da gelmez. Bütün bunlarla birlikte mertebelerdeki
asıl hedef, tevhîdin hakîkatine ulaşmaktır. Zira sûfîlerin sözleri ve
muhakkiklerin işaretleri, tevhîdin tashihi içindir; bu gayeyi gütmeyen her
hâl ve makâm noksandır.
Tasavvuf mertebeleri: fenafillah ve bekabillah olarak iki bölümdür.
tasavvuf, ledün ilmi üzerine kurulmuştur. Bu bilgiler yedi mertebe olarak
öğretilir.
Üç fena, dört beka mertebeleri vardır-Dört beka makamı da denilebilir-
Fena: yok anlamındadır: yok; yok edilecektir.
Öğrenmek isteyen kişiye önce zikir denilen bir şey verilir. Halk arasında
inleme de denir.
Zikir: bu Allah bilgisinin tümünü temsil eder.. Bir nefes alıp üç seferde
verilir. üç ifna bir ispat demektir.
İfna: yok edilmesi gereken demektir.
Bir nefes almak: İspat = allah'tır.
Bir nefes ile üç şeytan yok edilecektir.
FENAFİLLAH MERTEBELERİ:
1. ders: tevhidi efal'dir: iş birliği- işleri birlemek demektir.
Fiillerin-işler- allah'a ayit olduğudur.
Fena-i efal: yok edilmesi gereken işler demektir. İşleri allah'tan
başkalarıda yapabilir: bu düşünce yanlıştır.
Tevhid-i efal: işlerin tümü allah'a ayittir. Benden ve evrenden de işleyen O
dur.
Rabıta: la fail'e illallah tır. Yapan mutlak allah'tır. O ndan başka yapan
yoktur.
Rabıta: bağlantı anlamındadır-allah ile kul arasında-
2.ders: tevhidi sıfat'tır: allah'ın mevsuf olduğudur. Yedi subuti sıfatın
sahibi allah'tır. Gerçek gören,
işiten, bilen?. Allah'tır.
Rabıta: la mevsuf e illallah tır: bütün vasflar allah'a ayittir. Bilen,
düşünen, gören.. O dur.
3. ders: tevhidi zat'tır: allah'tan başka varlık olmadığı anlaşılır. Vücut
sahibi yalnızca O dur.
Rabıta: la mevcude illallah tır.
BEKABİLLAH MAKAMLARI
4. ders: cem makamı: Burada hak zahirdir. Apaçık görünür demektir. Hak
zahir- halk batın olarak
düşünülür, anlaşılır. halk batın: halk gizli demektir: halk yok olarak
anlaşılmamalı.
Allah'ın celal yönü bilinir.
5. ders: hazretül cem makamı: burada da : hak batın- halk zahir olarak
düşünülür-anlaşılır.
Halk açıktadır, hak gizlidir: hak yok demek değildir; gizlidir.
Fark, aşk, kesret, şeriat makamı?. Gibi isimleri de vardır.
Allah'ın cemal yönü bilinir.
6. ders: cem'ül cem makamı: burada hem hak hem de halk zahirdir. Aynı anda
hem Allah hem de halk
Görünmektedir. Miraç'ın gerçekleştiği-tamamlandığı makamdır. Burada insan
tamamlanır. Gerçek kul
olmak burada gerçekleşir.
Kemale ermek burada gerçekleşir. Allah tam olarak anlaşılmıştır. Buradan
öteye insanın gideceği makam yoktur denir...

Yok Felsefesi
Gaston Bachelard
Yapı Kredi Yayınları
Bachelard, çağımız Fransız düşün dünyasının en önemli isimlerinden biri. On
dokuzuncu yüzyılın "mış gibi" felsefesinin yetersizliklerinden yola çıkarak
sorduğu sorulara cevap arayan bir düşünür. Kütle neden negatif olmayacakmış?
Negatif bir kütleyi hangi özsel kuramsal değişiklik haklılaştırabilir? Hangi
deney perspektifi içinde negatif bir kütle bulunabilir? Yayılımında negatif
bir kütle olarak ortaya çıkacak olan kimlik hangisidir?
Yok felsefesi asla sanılabileceği gibi bir nihilizm ya da olumsuzlama
değildir.
Çeviren: Alp Tümertekin - 124 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9753633866; Boyut:
13,5x21cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: Fransızca; Özgün Adı: La Philosophie du non

Bilim Tanrı'yı Buldu mu? Victor J. Stenger
Güncel Yayıncılık / Açık Bilim Dizisi
Evrende Amaç Araştırmasında Son Bulgular
Bilim ve dinin çeliştiğine, okul kitaplarından gazete haberlerine dek
hepimiz tanık olmuşuzdur. Bu çelişkinin varlığı kafamızı karıştırsa da, bu
karışıklığı giderici doyurucu yanıtlar, ne ailemizden, ne eğitim hayatımız
boyunca ne de diğer kanallardan gelmiştir. Ve hep kafamızın bir kenarında bu
çelişkiyi taşımışızdır. Son yıllarda bilimin ve dinin aynı şeyleri
söylediğine ve aynı kapıya çıktığına dair çeşitli kitaplar ve haberlerse,
birbiri ardına yayımlanıyor. Bir yanda bilimin ve dinin mutlu beraberliğini
savunanlar ve destekleyenler, diğer yanda bilimin ve inancın birbirleriyle
bağdaşmadığını savunanlar var. Hayatının kırk yılını temel parçacık fiziği
ve astro-fizik alanındaki araştırmalara adayan Victor J. Stenger, ikinci
gruptaki yaklaşımı benimseyenlerden. Evren ve onun yasalarının doğası ve
kökenine ilişkin ampirik teoremleriyle söz konusu anlayışın karşısında duran
Stenger, bir deneyci olarak maddenin ötesindeki dünyanın varlığına ilikin
savları, bu kitabında çürüttüğünü iddia ediyor. Ve medyanın, doğaüstü
güçlerin varlığına ilişkin haberlerini, çeşitli bilimsel dergilerin
yayımladığı yazıların doğru olmadığını söylüyor. Hayaletler ve mucizelerle
ilgili anlatılan öykülerin, duanın etkisini kanıtlandığını söyleyen
yazıların da, sadece bir savdan ibaret olduğunu anlatıyor.
(Arka Kapak'tan)
Türkçe
375 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789758621880
2004
Kapak Tasarımı : Talip Aktaş
Çeviri : Orhan Düz

ZAMANDAN KAÇIŞ
Pebble In The Sky
Tür : Bilim Kurgu
Yıl : [1950]
Yazarı: ISAAC ASIMOV
Çeviren: GÖNÜL SUVEREN
Hazırlayan:
Yayınevi: ALTIN KİTAPLAR
Yayın Yeri:
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1984
Dili: Türkçe
Arka Kapak
...Arvardan artık daha fazlasına tahammül edemedi. Çılgın bir öfkeyle
yerinden kalkıp Valinin üzerine yürüdü. Niyetinin ne olduğunu kimse, hiç bir
zaman anlayamadı, ileride kendisi bile hatırlayamıyacaktı bunu. Enniyus'un
elinin altında bir nörotik cop vardı ve bunu kullandı. Uzaydan geldiğinden
beri Arvardan üçüncü defa çevresini saran evrenin büyük bir acıyla üzerine
yığıldığını, her tarafını sardığını ve adeta yırttığını hissetti... Bayıdı.
Onun baygın yattığı sırada, zaman geçmeye devam etti. Saatler Altı'yı
vurduğunda uğursuz süre dolmuştu...

Şuurlu Bir İmana Doğru - Tebliğler: Beyti / Yazan: Turhan
Olgaç
Yazarı: Turhan Olgaç
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: Yeni İstanbul Yayınları
Yayın Yeri: İstanbul
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1967
Dili: Türkçe

Işığın Kalbi
M. Said Türkoğlu
ISBN: 9789758861910
Büyük mürşid Mevlana`nın yedi asır önce Anadolu`da yaktığı ateş, hala
etrafına ışık saçıyor ve sevenlerinin gönüllerini aydınlatıyor. Elinizdeki
kitapta, Hazreti Mevlana`nın şaheseri olan, tüm insanlığa ve bütün çağlara
hitap eden Mesnevi`deki özlü sözler, konularına göre A`dan Z`ye tasnif
edilerek bir araya getirildi...
(Arka Kapak`tan)

Mevlana'dan Altın Öğütler
Ziya ELİTEZ
Hamdım, Piştim, Yandım...
İlahi aşkı ruhunda bütünleştirmiş, ariflerin arifi ünlü Türk sufisi
Mevlana'nın her dönemde her insana rehberlik eden sözlerinden ve
öğütlerinden bir seçki yapmak oldukça zor; ama Ziya Elitez'in bu deneysel
çalışması bir zaman sonra başucu kitabınız olacak. Her aşk ve iman sahibi
insanın Mevlana'dan her zaman öğrenecek bir şeyi vardır. O, gönüllerde
parlayan bir ışıktır.
Gel, gel, gel! Ne olursan ol yine gel!
Suyun susuzu kandırması gibi, doğru söz de kalbe temizlik getirir
Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır
İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur
-Mevlana-
Yazar: Derleme
Yayınevi: Kozmik Kitaplar
ISBN: 975897309X
Basım tarihi: Kasım 2004
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Yunus Emre Doğa ve Din Yorumcusu
Yusuf Ziya İnan
Tekin Yayınevi / Edebiyat Dizisi
Doğa ve Din Yorumcusu "Yunus Emre" isimli bu yapıtında temsil ettiği felsefe
ve sevgi yansır. Irk, dil, din, mezheb, renk, ideoloji ayırımı yapmadan
insanı sevmeyi düşüncelerinin temeli yapan inan, bu yapıtında yine sevgi ve
birlik mesajı vermekte, bizi birbirimize sevmeye ve birliğe çağırmaktadır.
(Arka Kapak)
Türkçe
253 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 978975478969X
1981
Kapak Tasarımı : Etem Çalışkan

Muhyiddin-i Arabi'den Altın Öğütler
"İbrahim Peygamber'e bir müşrik misafir olmak istedi, İbrahim Aleyhisselam;
Müslüman olursan misafir ederim, dedi. O da kabul etmedi. Döndü, gitti.
Cenabı Hak İbrahim'e, "Bir lokma ekmek için herifin dinini, babasından kalan
alıştığı dinini terk etmesini teklif ettin. O, yetmiş senedir gavurluk
yapar, ben onu besliyorum ve rızkını kesmedim," buyurunca, İbrahim
Aleyhisselam yola çıktı, ona yetişti. "Gel," dedi, "seni misafir edeceğim.
Çünkü Rabbim senin için beni azarladı," deyince; o, hem misafir oldu hem de
Müslüman oldu."
"İşte ben, meyveleri olgunlaşmış bir bahçeyim; meyveleri bir araya toplanmış
bir bahçe. Öyleyse, sen benim perdelerimi kaldır v e benim yazdığım bu
yazıların, bu satırların içerdiği şeyleri oku!"
Endülüs'ün en görkemli dönemlerinde yaşamış ve ilahi aşkı hayatının her
zerresinde var etmiş bu görkemli kutbun yazdıklarını, anlattıklarını
okumaktan zevk alacak, yaşama ve kendinize dair bazı şeyleri yeniden gözden
geçirme ihtiyacı duyacaksınız.
Yazar: Ali Dündar
Yayınevi: Kozmik Kitaplar
Sayfa sayısı: 160
ISBN: 975897315-0
Basım tarihi: Istanbul / 2005 - Mart
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

İSLAMDA MELAMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ
Yazarı: YUSUF ZİYA İNAN
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: BAYRAMAŞIK YAYINEVİ
Yayın Yeri: İstanbul
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1976
Dili: Türkçe
MELAMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ ve YAZARI ÜZERİNE
Dr.Baha ARIKAN
Yusuf Ziya İnan / 1976
Yusuf Ziya İnan'ın MELAMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ isimli
tasavvufi eserini basan Bayramaşık Yayınevi büyük bir hizmette bulunmakla
kalmamış, Türk kütüphanesindeki büyük bir boşluğu da doldurmuştur.
Yusuf Ziya İnan,asrımızın dikkate değer düşünürlerinden
birisidir.Batı felsefesi ile İslam tasavvufu arasında bir uyum sağlamaya
çalışmakta,bir yandan da İslam tasavvufunu şekillendiren VAHDETİ VÜCUD ve
VAHDETİ ŞUHUD arasında bir karşıtlık,bir zıtlık olmadığını iddia
etmektedir.Asırlardan beri devam eden ve şiddetli ihtilaflara mevzu teşkil
eden vahdeti vücut - vahdeti şuhud ayırımına karşı koyması ve bunların iki
ayrı inanışı temsil etmediğini,aynı inanışın iki ayrı görünüşü olduğunu
ileri sürmesi oldukça enteresandır.İnan,bundan başka batının İslam
tasavvufunu anlamadığını öne sürmektedir ki,tasavvuftaki vahdeti vücudun
Panteizm olmadığını söylemesi,onun yeni bir felsefe ve sistem aradığını
ispatlar.Pek yakında yayınlanacak SOHBETLER isimli eserinde bu konuya geniş
yer ayırmış olan üstad,elinizde bulunan bu kitabında MELAMİ'leri, Melamiliği
ve Melamiliğin tarihçesini anlatmaktadır.Kendisi Melamilik üzerinde sözü
dinlenen bir üstad mutasavvıftır.Bu bakımdan işlediği mevzuun mütehassısı ve
en yetkili ağızlardan birisidir.Dikkatle okunmaya değer.
Biz,eserinin muhtevası üzerinde durmaktan ziyade sayın
İNAN'ın bu eserle ne vermek istediğini düşünmekte ve sizlere bunu aktarmaya
çalışmaktayız. İnan,yirmi yıllık dostumdur.Yeşilay genel başkanlığında
müşterek çalışmalarımız vardır. Çok faal bir kişi olarak tanıdığım İNAN'ın
adı (yusuf) tur,Ziya ismini eserlerinde ve mesleğinde kullanır. İstanbul'da
avukatlık yapmakta ve çeşitli dergi ve gazetelerde yazı yazmaktadır.Elinizde
bulunan bu kitabı da kırk beşinci basılmış eseridir,halen bir o kadar kitabı
da basılmaya hazır beklemektedir.Sadece bu rakamlar bile onun ne kadar
çalışkan,metod
lu ve velud olduğunu ispatlar kanaatindeyim. Çünkü Yusuf
İnan,1930 doğunludur ve henüz 46 yaşındadır.
İnan,mizaç ve yaradılış itibariyle,rinttir,şekilci ve
kalıpçı değildir,hür düşünceye ve kişisel haklara son derece bağlıdır,bu
bakımdan taassuptan hoşlanmaz.İlme ve akli netice ve prensiplere son derece
itaatkar ve bağlıdır.Onun içindir ki,tasavvufa meyli olmuş ve her meselede
olduğu gibi,tasavvufta da büyük bir ilerleme kaydetmiş,öne geçmiştir.
Mutasavvıflar onu üstad kabul eder.Yazıhanesi genç
tilmizleriyle doludur,evi ve çevresi yeni bir mektebin doğduğunu müjdeler
sanki.Yorulmadan çalışan,anlatan,yazan bir insandır İnan.Onu böyle tanıdım
ve yıllardır sohbetlerimizde gösterdiği dirayet ve anlayışı hiç değişmeden
yine öyle tanımaya,onu öyle görmeye devam ediyorum.Bu dostluktan bahtiyarlık
duyduğumu da söylemeliyim.
İnan,melamiliği vahdeti vücud ve vahdeti şuhud birleşimi
olarak görmektedir.Melamiliğin tarikat ayırımına son verdiği ve mezheb
ayırımındaki düşmanlıkların melametle giderileceğine inanmaktadır.1971
yılında Türkiye Diyanet işlerine getirilmesi söz konusu olmuştu, Ankara'ya
bir kaç sefer gidip geldi.O zamanlar yaptığımız görüşmelerde reformatör
olarak ortaya çıkacağı,ancak bunun dinden taviz vermek anlamına
gelmeyeceğini izah ederdi. Bir defasında: (kemalistler mezheb ayrımına son
vermeliydi, bunda başarılı olmak bir zorunluluktur.Ancak bu tek mezhebi hak
görüp diğerlerini batıl saymakla olmaz.Ben Diyanet Başkanı olursam, Diyanet
işlerinde mezhebler müdürlüğü tesis etmek ve tüm mezhebleri bir araya
getirmek isterim. O vakit SÜNNİ-Şİİ ayrıcalığını halletmek mümkün. Yoksa sen
batılsın,benim mezhebime gel demekle Türkiye'de ve Dünya'da bu ayrıcalıkları
kaldırmaya imkan yoktur) dediğini çok iyi hatırlarım. Şurada hemen
belirteyim ki İnan,son derece dindar,beş vakit namazını kılan,orucunu tutan
bir sünni müslümandır amma ehl-i beyt sevgisi onda
kutsallaşmıştır.Peygamberin adını anınca veya ehl-i beyt'ten bahsederken
ağlar. Bundan dolayıdır ki,onların isimlerini anmadan onlardan söz eder.
Böylesine orijinal bir kişiliği ve inancı vardır İnan'ın.Melamiliği de
sevmesi bu yüzdendir. Her zaman der ki: << Benim dinim insanı sevmektir,
ibadetimin temeli insana hizmet ve insanı yüceltmektir.Çünkü Hazreti
Muhammed (s.a.v) Allah'ın rahmetidir ve Rahman isminin tecellisidir.>>
Melamilik öyle bir vahdet inancıdır ki,insanı kutsal yerine
oturtur ve insanı arar. Yusuf Ziya İnan, okuyucusunu bu yüce idrake sevk
etmek için melamilerin menakıbı üzerinde durmuş ve bize melametin müşahhas
misallerini göstermek istemiştir. Eserlerinden dolayı İnan'ı tebrik ederim.
-----------------
Melamiyye
Bir İslamiyet dini hareketidir. Melâmet, sözlükte kınamak, ayıplamak ve
sitem etmek manalarına gelir. Melâmîlik yoluna bağlanan kimseye de "Melâmî"
denir.
Melâmîliğin bir tarikat olduğunu söyleyenler yanında; kuralları belli bir
tarikat olmadığını, her türlü gösterişten ve dünya kaygısından uzak kalmayı
benimseyenlerin genel adı olduğunu ileri sürenler de vardır. Melâmîliğin bir
tarikat olmadığı düşüncesi, kurucusunun ve kuruluş tarihinin bilinmediğinden
dolayıdır. Birinci dönem Melâmîlik, Melâmetiye adıyla tanınır. İlk defa
Nişabur'da hicrî III. asrın başlarında Ebu Salih Hamdun b. Ahmet b. Ammâr
el-Kassâr, Melâmîliğin yayılmasında büyük rol oynamıştır. Melâmîlik, Hamdun
Kassar'dan önce varsa da, bir tarikat haline onun zamanında gelmiştir.
Melâmîlikte Muhyiddin İbnü-l Arabî'nin Vahdet-i Vücud görüşünün derin etkisi
vardır. Melâmîler kaçınılması mümkün olmayan cemaatle namaz dışındaki
ibadetlerini ve Allah'a yakınlıkla ilgili hallerini halktan gizlerler.
Bunları açığa çıkarırlarsa kendilerini kınarlar. Gerçek durumlarını
sezdirmemek için halk içinde sıradan bir insan gibi giyinip kendilerini
belli etmeden yaşamaya çalışırlar. Görünüş ve gösterişe değer vermezler.
İnsanlara yalnız kötü taraflarını gösterip iyiliklerini gizlemede çok ileri
gittiklerinden, çevresindekiler onları kusurlu kimseler sanarak ayıplar ve
kınarlar. En hoşlanmadıkları şey, kibir ve gösteriştir. Bu kötü huylardan
korunmak, Melâmîlikte bir kuraldır. Özel giysileri ve tekkeleri yoktur.
Melâmîler kimseye dertlerini açmazlar.
Çünkü kula ihtiyacı bildirmek, muhtaçtan yardım istemektir. Bu sebeple
ihtiyacı Allah'tan dilemek ve Peygamber'in yolundan gitmek, kulluğun iki
esasıdır. Birbirlerinin yardımına koşarlar. Bu konuda Hamdun Kassar; "Mümin,
kardeşi için gece kandil, gündüz asa olmalıdır" der.
Melâmîlik başta Mevlevîlik olmak üzere IV. asrın sonlarında oluşmaya
başlayan, V. ve VI. asırlarda gelişen tarikatları etkilemiştir.
Melâmîlik tarihi bakımından üç devreye ayrılır.
1. Devre: Kassariye Melâmîliği. Hamdun Kassar'a ait olan ve Melâmetiyye
denen ilk devre melâmîliği. Hicri III. yüzyılda Nişabur'da ortaya çıkmıştır.
2. Devre: Bayramiyye Melâmîliği. İlk devre melâmîliği zamanla bâtınî
grupların Melâmîliğe girmesiyle asıl sağlığını kaybetmiştir. Bunun yerini,
hicri IX. asırda Bolu Göynük'de Hacı Bayram Veli ile ortaya çıkan ve ilk
Melâmîlerin bütün özelliklerini taşıyan Bayramî Melâmîliği almıştır.
Anadolu'da Melâmîliğin yayılması, Hacı Bayram Velî vasıtasıyla olmuştur.
3. Devre: Nuriyye Melâmîliği. Seyyid Muhammed Nur el-Arabî'ye ait olan bu
kol, hicri XIII. asırda Üsküp'te ortaya çıkmıştır.
BİRİNCİ DEVRE MELÂMİLERİN (MELÂMETİLERİN) ÖZELLİĞİ.
Kısaca değindiğimiz birinci devre melâmilerin şeriate ve Peygamber sünnetine
karşı sonsuz bir sevgileri olduğu, Resuli Kibriya'ya büyük saygı duydukları,
her birinin O'na benzemek istediğini, bütün çabalarının ve asıl gayelerinin
O olduğunu hayatlarını okurken öğrenmek mümkün olduğu gibi, onların
sözlerinde de aynı gerçek kulağımıza bir hoş gelmektedir. Bu da gösteriyor
ki MELÂMET ahkam ve ahlakla var ve melâmi ahlak ve ahkamla mukayyed en
mütevazi insandır. Onun içindir ki bize göre melâmi güneş kadar sahavet
sahibi, akan su gibi cömert; ölü kadar mütevekkil, toprak gibi mütevazi
kimsedir. Birinci devre melâmiler İslâm dininin şekil ve kalıplarına son
derece riayetkâr ve dikkatlidirler. Buna karşı da İslâm dininde kibir ve
büyüklük olmadığı halde din adamlarında görülen azamete de o derece karşı ve
isyankârdır. Onların gönül ve fikir dünyalarında İslâm'ın ilk heyecanı,
coşkunluğu, aşk ve cezbe hali her şeye hakimdir. Dış değil, İç önemlidir
onlar için.. Lakin bu inanç da onları dışı devmekten men etmez. Onlar her
zuhurun Hakk, ve her esmanın kendi mazhariyet ve istidadında kemalde
olduğunu gördüklerinden her yaratılmış şeye karşı sonsuz bir sevgi ve saygı
ile doludurlar. Fakat onlar için cezbe ve aşkın üstünde tek şey vardır:
Hazreti MUHAMMED'i sevmek. Melâmetin ilk şartı Peygamberi sevmektir; O'nun
yüce hali ile hallenmektir. Resule gönül vermek ve Resul'de fani olmasını
bilmektir, O'nun kutsal varlığında yok olmak, mutu kable ente mutu sırrına
mazhar olmaktır. Bu bakımdan melâmet neşesinde fart bir şeriat sevgisi,
Peygamber sünnetine bağlılık ve insanı sevmek temel unsurdur. Ancak bu
şeriat sevgisi ve sünnete bağlılıkta öz esastır, kalıp değil. Elbise ve dış
edebtir amma iç önem kazanır melâmet için... Bu sevgide Allah'ın lütuf ve
rahmeti gizli. Bu sevgi ilahi seyrde anlam kazanmakta. Ve bu sevginin özü
birliktir.
Sevgi seven ve sevileni birlemeyi, sevgiliye hoş görünmeyi, O'nun gibi
olmayı zorunlu kılar. O halde Hazreti MUHAMMED'i sevmek demek O'nun gibi
olmaya çalışmak, O'nun hoşuna giden şeyleri yapmak demektir. Melâmet erleri
o sevgiye hak kazanabilmek için ilim yolunu tutmuşlardır; O'na benzemek için
emrine tabiiyet etmek suretiyle nefislerine karşı cihad ilan etmişlerdir.
Resul muhabbeti onları tevazua, hoşgörüye, gurur ve kibirden kaçınmaya,
dünya tutkusundan uzak kalmaya sevketmiştir. Bu konuda o derece hassasiyet
göstermişlerdir ki, kendilerine enaniyet - benlik gelir diye halka kötü
görünmeye, halk tarafından levm edilmeye adeta gayret gösterirler. Esasen bu
özelliklerinden dolayıdır ki MELÂMETİ OLARAK anılırlar. Şeyh Yusuf bin
Hüseyn'in halk'a kendini sırlaması ve kötü göstermek istemesinin nedeni bu
melâmet anlayışı idi.
Şeyh Şucai Kirmani'nin kızını prense vermemesi O'nun melâmet anlayışında
şekillenir. O büyük Osman'ın kalbindeki çizgiyi bile günah sayıp bunu
üstadına açıklamasının gerçek nedeni, nefsi terbiyeye gösterilen ihtimam ve
dikkattir.
Melâmetiler ismiyle tarih sahifelerinde ebedileşen ve insanlığa örnek olan
pek çok ulu kişinin sonsuz tevazuları, insanlara gösterdikleri ibretli yüce
sevgi, nefislerine zulm hususunda görülen ısrar ve kararlılık hep melâmet
neşesinin hayata renk katan faziletleri değilmidir? Onlar yüceliği yoklukta;
huzur ve mutluluğu yık olmakta bulmuşlardı. Bu yokluk madde yokluğu değil,
nefis ve varlık yokluğudur. Yani onlar kendi vücud varlıklarının bir gölge,
bir zuhur, bir imkan olduğunu sezmişlerdi. Kendi vücud varlıklarının Hakk'ın
vücuduna ait bir zuhur olduğunu anlamış, kendi nefislerinin aslında bir
vehimden ibaret bulunduğunu, kendi nefisleri olmadığını, her şeyin Allah'a
ait bulunduğunu idrak etmişlerdi. Ve melâmet erleri, nefis saltanatı ve
dünya hegemonyasının kahredici azamet ve ihtirasına karşı çıkan yüce
kahramanlar olarak insanlığın gönlünde yaşarken asırları ve şartları içinde
gösterdikleri özellikleri ile bir devri ve bir tavrı sistemleştirmişlerdir.
Onların müşterek vasıfları şöylece saptanabilir:
1 - Melâmeti'ler nefis terbiyesini en üstün tutmuş, nefisle mücadeleyi en
büyük cihad kabul etmiş ve bu savaşın kutsallığı içinde yaptıkları mücadele
ve gösterdikleri kahramanlıkla insan gönlüne sultan olabilmişlerdir.
2 - Hepsi takva'yı temel kabul etmiş ve TAKVA'nın TEVHİD'in TEMEL TAŞI
olduğu inanç ve yaşamında birleşmişlerdir. Bu bakımdan İslâm'ın kutsal
prensiplerine sadakat, emirlerine itaat ve nehiylerinden sakınma hususunda
herkesten çok dikkatli ve ihlaslı hareket etmişlerdir.
3 - Melâmetiler sünneti peygamberiyi katı ve dar kalıplarla almamış; ibadet
ve davranışları da sünnet içinde mütalaa etmiş ve yaşamlarında peygamber
sünnetini fiilen gerçekleştirmeye çalışırken ihlâstan ayrılmamışlardı.
Onlara göre RESULİ KİBRİYA'nın her hareketi, her sözü, her fiili, her
davranışı sünnetti ve o şekilde hareket etmek din ve imanın da ilk şartı
idi. Ahlaklı olmak ve ahlaki davranmak, şuur ve idrak sahibi olmak ve blimli
davranmak onların temel anlayışlarındandı. Bir tek şeyde taklid makbuldü.
O'da Peygamber ahlak ve adabını benimsemek ve yaşamakta Peygamber'e dikkat
edip onu taklid etmek şarttı. Bunun dışında taklidi hoş karşılamıyorlardı.
4 - Şefkat ve merhamette eş ve benzerleri yoktu. Diğerkamlık ve hoşgörü
onların tabiatı haline gelmişti. Hiç bir şeyi kendilerine isnad etmez, hiç
kimseyi kendilerinden aşağı görmezlerdi. İnsanlara çok saygılı idiler. O
derece bir sevgi ve saygıları vardır ki başkalarının huzur ve mutluluğu için
fedakarlıktan çekinmez, kimseye takaza etmezlerdi. Bu öyle bir içtenlikle
bezenmiş bir saygı idi ki yanında bir kabahat işleyen bir hatuna bunu
sezdirmek ve onun mahcubiyetini istemeyen Belh'li HATEMİ ESAM, o kadın
yaşadığı sürece kendini sağır gibi göstermekten çekinmemiştir. Bir ömür boyu
kendisini sağır gösteren sır, bir kardeşin, bir Âdem evladının mahcubiyetini
önleme kararlılığı idi ki böylesine yücelik çok az insana nasiptir.
Başka kişilerin fikir ve inançlarına hürmetleri sonsuzdu. Ve kimseye küfür
isnad etmezlerdi. Beşeriyet için daima iyilik ve güzellik dileyen bu erler
herkesi kendi tabiat ve yaratılışında kemal'de ve yerinde doğru kabul
ederlerdi. Hata ve kusur görmezler ancak kendilerini hatalı ve kusurlu
göstermekten çekinmezlerdi.
5 - Namaz ve oruçta tavizkâr değildirler. Fakat Namaz ve oruçtan başka bir
esas görmeyen mutaassıp kişilere karşı namaz ve oruçlu görünmek ihtiyacını
duymamış, namaz ve orucu her şey sananlara bu namaz ve orucun da kendileri
için put olduğunu kabul etmişlerdir. Melâmette namaz ve oruç da olsa bir şey
insana benlik kazandırıyorsa, nefsi ondan hoşlanıyorsa o şeye iltifat
edilmez. Melâmet neşesinde namaz ve oruç bir borç değil, Allah'la
mektuplaşma ve Allah'a yakın olma aracıdır, nefis terbiyesinin ilk şartıdır
ve müslümana farz olan namaz ve oruç melâmet neşesine bürünen kişiye farz-ı
ayn'dır. Bu bakımdan melâmetiler namaz ve oruça çok devam etmiş, sabahlara
kadar namaz kılmayı; günlerce, aylarca oruç tutmayı kendileri için bir
mecburiyet kabul etmişlerdir.
6 - İlk devre melâmetiler, Sıddıkiye kolundandır ve çoğu tarikat terbiyesi
almışlardır. Bu cihetten riyazat, mücahede, mürakabe ve müşahadeye çok önem
verirler. Riyazat ve çile çekmek, tevhid yolunun vazgeçilmez kuralıdır.
Onlar da bu kurala sadakat göstermişlerdir.
Tarikat ehlinin tabi olduğu çile ve seyahat, melâmetiler için de önemini
korur. Ve melâmet erleri çile yolundan geçmiştir, seyahatlere çıkmış,
açlıkla beraber çeşitli ve zor nefis imtihanlarından geçmişlerdir.
7 - Melâmet erleri keramete önem vermez, aklın dışında bir şey kabul etmez,
Ancak hepsi bu konuda ittifak ettiği halde hepsi de keramet göstermiştir.
<<Söze burhan ve hüccet gerek>> kavlini onlar da kabul etmiş ve dostlarına
himmeti esirgememişlerdir. Meselâ Bayezidi Bistami'nin hançerlenme olayı,
Şeyh Yusuf'un Ebu Osman'a gösterdiği ilgi, Zunnun-u Mısrî'nin kerametleri,
İbrahim Ethem'in balıklarla münasebeti gibi keramet ve himmet gösterileri
ihtiyaç duyuldukça uygulanmış ve imanı zayıf olanlar uyarılırken İman
sahipleri de takvada daha ileriye itilmştir.
8 - İlmi baş tacı edinmişler, ilim yolunda çalışmayı ibadet telakki etmişler
ve insanlara hizmeti de en yüce ve ulvi ibadet olarak değerlendirmişlerdir.
9 - Dini ilimlerde yeni ufuklar açacak kadar ileri gitmişler, her biri bir
felsefe okulu tesis edecek derecede ileri düşünceler ve prensipler ortaya
koymuşlardır.
10 - Dünya malına hiç değer vermemekte eş ve benzerleri yoktur. Şehvete
karşı takındıkları tavır, ancak kahramanlık olarak tasavvur edilebilir. En
küçük bir iç kayış bile onları aşırı derecede tedirgin etmiş, bu nedenle
kendisine emanet edilen cariyeye karşı içinde bir ilgi çizgisi görünce Ebu
Osman, şeyhine koşmak ihtiyacını duymuştur.
11 - Hazreti Muhammed'in ahlakı ile ahlaklanmayı kendileri için en büyük
nimet ve şeref saymışlardır.
12 - Vahdeti Vücud felsefesine kaildirler. Her şey Hakk'a aittir ve her şey
Hakk'ın tecellisidir amma kulluk şerefi onlar için en büyük şereftir ve kul
olarak sorumluluk mutlaktır. Bu bakımdan teklifi ilahiyeye karşı çıkmamış,
ehli sünnetin emir ve nehiylerini aynen kabul etmişler, bunlar üzerinde
münakaşa etmemeyi doğru bulmuş, onları yerine getirmeyi TAKVA'nın gereği ve
şartı telakki etmişlerdir.
Kısaca melâmet neş'esi insanı insan yapan hasletler mecmuasıdır ve gerçek
bir Melâmi insanlara sadece hayır ve hizmet sunar. Melâmi'den kimseye zarar
gelmez. Çünkü onda din, insan sevgisi halinde oluşmuştur. İbadet, O'nun
gözünde, insana hizmet etmek ve insanlığa yararlı olmakla eş anlamlıdır. Bu
da; her türlü fazileti, her nevi dini emir ve yasağı uygulamak ve dini
hayatla birlikte yaşamak ve yaşatmaktan ibarettir.
Birinci devre melâmilikte hedef: İNSAN SEVGİSİ VE İNSANA HİZMETTİR. Bu
gayeye varmak için özel bir eğitim ve felsefi görüşleri yoktur. Her biri bir
tarikatta yol almış ve tarikatların tüm merasimlerine tabi olarak gelişen bu
er kişiler her nevi merasim ve imtihandan geçmiş, tarikat çilesi çekmiş,
şekil ve kalıplar içinde seyrederek ŞEKİLSİZ ve KALIPSIZ gerçek bir HÜR'lük
ve SEVGİ'ye erişmişlerdir.
Birinci devre melâmetiliği bir sistem değil sadece bir yaşamdır. Özünde
insan idrâkî ve sevgi yatar. Şekil ve tarikat kayıtlarında yetişmiş
olmalarına rağmen savundukları şekilsizliktir. Dini kurallara tamamen riayet
ettikleri halde dini kuralların özüne inilmesi ve idrak edilmesi gereğine
inanmaktadırlar. Vahdeti Vücud anlayışları da sistemli bir felsefi görüşü
yansıtmaktan çok tarikatın tevhid inancına bağlı bir Vahdet anlayışına
sahiptirler. Amma her halükârda tam takva üzere yaşamışlar, inançları ile
yaşantıları arasında tam bir uyum sağlamışlar ve beşeriyetin çok az
görebildiği bir İÇ - DIŞ ahengi gerçekleştirerek zirveye erişmişlerdir.
Birinci devre melâmetilerde tarikatlar kaydı İkinci devrede gittikçe
etkinliğini yitirmekte ve melâmet zamanla bir sisteme doğru aşamasını
sürdürmektedir. İkinci devre melâmilerde birincilere nazaran daha büyük bir
serbesti vardır ve geniş bir kayıtsızlık ve hoş görü ikinci devrede adeta
şekle karşı isyana dönüşür.
kaynak ;
İSLÂMDA MELÂMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ.
Yusuf Ziya İNAN / 1976
İKİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DEVRE MELAMİLER
İKİNCİ BÖLÜM
BİRİNCİ DEVRE MELAMİLER
Melamiyye-i Kassariye
veya
Melametiler Devri
- 1 -
BİRİNCİ DEVRE MELAMİLER
(Melamiyye-i Kassariye)
1 Genel Bilgi:
İslam tarihinde ilk Melametiler HAMDUN KASSAR ile
görülür. Bu, ilk melami Hamdun Kassar demek değildir. Çünkü Melamet bir
neş'e, bir tavır, velilere mahsus bir mazhar, bir sıfattır. Bu bakımdan ilk
melami şüphe yok ki NEBİİ MÜKERREM HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA SALLALLAHÜ
ALEYHİ VE SELLEM'dir; O'nun sahabesidir, ondan feyz alan ve onun haline
bürünen tüm yüce kişilerdir. ANDÜL KADİRİ GEYLANİ hazretleri GAVS-ÜL
AZAM'dır. Öyleyse en büyük MELAMİ O'dur. MUHİDDİN-İ ARABİ islam aleminde
ŞEYH-ÜL EKBER olarak bilinir, o halde en büyük MELAMİ odur demek yalnış
olmaz. Ne var ki MELAMET halini kendine alem edinen kimseleri diğer tarik
erbabından ayırmak için bir sıfat, bir alem, bir tarife ihtiyaç vardır. Bu
nedenle kendilerine MELAMETİ denilen rintler ve veliler efal ve
anlayışlarıyle diğerlerinden ayrılmış ve ilk devre melamilerine MELAMETİ
denmiş ve bu akım HAMDUN KASSAR ile simgelenmiştir.
Hamdun Kassar ile başladığı öne sürülen ilk devre
melamiliği aslında bir devrin özelliğini yansıtır. Yoksa Melamilik Hamdun
Kassarla başladı demek olamaz. Kaldı ki ilk defa melami tabirini kullanan
kişi, Hamdun Kassar da değildir. Bu tabire ilk defa Muhiddin-i Arabi'de
rastlanıyor. Esasen önemli olan melami kelimesi değil, melami ve melametin
anlamıdır. Bu melami dediğimiz kişiler nedir, ne yapmışlardır, ne
getirmişlerdir; onlara özelliğini kazandıran nedir?
Melametileri tetkik ederken görürüz ki bu kişiler
nefisleriyle mücadeleyi kendilerine şiar edinmişlerdir. Gösterişten kaçar,
kendilerinin methinden hoşlanmaz, kimseyi hor görmez, hiç kimsenin etine
buduna karışmaz, kimseyi kınamaz, kimseye husumet beslemezler. Son derece
mütevazi ve son derece ilme düşkündürler. Tek istedikleri Allah rızası ve
Muhammed aleyhisselamın sünneti ile amel etmektir. Bu bakımdan nefislerine
hoş gelen her şeyden çekinir, her şeye şüphe ile bakarlardı ve bundan
kurtulmak için de kendilerini levm ettirmeyi tabiat haline getirmişlerdi.
İşte bu halleridir ki onları toplum ve tarih içinde bir özellikle tescil
etti. Böylece belirli tavır ve inanışa bürünüp o halde yaşayanlara MELAMİ
dendi. Hamdun Kassarla başlatılan ilk devre melamiliği de bu tavrı tarif ve
asrın şartları içinde ve tarihi seyrine göre açıklama imkanını sağlayan bir
tesbitten ibarettir.
Bu tarihi tarif ve ayırıma göre birinci devre
melami'lere MELAMETİ tabir edilmekte ve bu devre MELAMETİ'ler HAMDUN KASSAR
ile başlayıp, MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ ile son bulmaktadır.
Hamdun Kassar'ın şeceresinde görülür ki Hamdun
Kassar'ın silsile-i aliyesi İBRAHİM ETHEM'e dayanır. İbrahim Ethem'in
öğrencisi ve halifesi EBU ALİ ŞAKİK'in öğrencileri arasında bulunan ve
halifesi olan HATEM İBNİ YUSUF'ÜL ASAM'ın halifesi EBU TÜRABİ NAHŞEBİ, Hmdun
Kassar'ın şeyhi ve hocasıdır.
Hamdun Kassar'dan sonra görülen ve tarih
kitaplarına adları geçen Melamiler arasında: Ebu Ali Muhammed es-SAKAFİ, Ebu
Muhammed Abdullah bin Münazzil, Ebu Ali el-Fudayl bin İYAZ, Ebu Havs Ömer
bin Salim el-Haddad, Ebu Osman Hıyri, Abdullah bin Muhammed el-MURTAİŞ, Şah
Şucai KİRMANİ, Şeyh Abdullah ibni Cella, Zunnun'u MISRİ, Şeyh Yusuf bin
Huseyn, Bayezid-i BİSTAMİ, Ebu İshak İbrahim ibni Yusuf ibni Muhammed-üz
Züccaci, Cüneyd-i BAĞDADİ, Necmeddin-i KÜBRA, Şeyh Osman Hayri, Şems-i
TEBRİZİ, Mevlana Celaleddin-i RUMİ önemle zikredilir.
Dikkat edilirse bu yüksek kişilerin meşreb ve
tarikatları ayrıdır. Ancak hepsi tevhid meratibini bitirdikten sonra yeni
bir idrake varmış ve kendilerine yeni bir yaşam çizmişlerdir. Bu yaşamda
fazileti, insan sevgisini ve hoşgörüyü en büyük kural haline getirmekle
kalmamış, vahdeti gerçekten ve içtenlikle yaşamışlar, fikirlerini ve
inançlarını hayatlarında fiilen gerçekleştirmişler, iç ve dışları eşit
ihlaslı insanlar olarak yerlerini almışlardır.
2 Hamdun Kassar (ks)
Nişabur Sofileri arasında bulunan Kassar'ın ne zaman doğduğu
kesin olarak bilinmiyor. Ancak Nişabur'da doğduğu ve 884/885 yıllarında yine
bu beldede öldüğü bilinmektedir. Hayatı boyunca nefsiyle mücadele eden ve
insanlara hizmeti kendine şiar edinen Hamdun Kassar der ki:
"-Nefsimi, Firavunun nefsine tafdil etmem, çünkü ikiside
nefistir. Fakat gönlümü Firavunun gönlüne tafdil ederim." Bu sözlerle de
Hamdun'un nefsine karşı tutumu açıklığa kavuşur. Çünkü AHZAB AURESİNDE geçen
şu ayeti kerimeye, içtenlikle bağlıdır:
"Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ve teklif ettik. Onlar
yüklenmekten çekindiler. Endişeye düştüler. İnsan ise yüklendi. O, pek
zalim, pek cahildir." AHZAB SURESİ,ayeti kerime: 72, meali.
Allah emanetini yüklenen kişinin nefsine zalim, masivaya cahil
olması en tabii şeydir. Onun için Hamdun Kassar nefsine zalimdi ve masivaya
cahil olmayı yeğ tutuyordu.
Hamdun Kassar'ın tarikat silsilesi Hz. EBUBEKİR SIDDIK'a
dayanmaktadır. Silsilesi şöyledir: HAZRETİ MUHAMMED-HAZRETİ EBUBEKİR SIDDIK-CÜBEYR
İBNİ MUT'İM İBN NEVFALÜL KUREYŞİ-MUHAMMED İBN CÜBEYR'ÜN NEVFELİ-EBUBEKİR
İBNİ MÜSLİM İBNİ ABDULLAHİZ ZEHERİ-EBU İYAZ İBNİ MANSUR İBNİL MUAMMER-ÜS
SÜLEMİYYÜL'KÜFİ-EBU ALİ FUZEYL İBNİ İYAZ'İL KÜFİ-FETH İBNİ ALİYYÜL MAVSILİ-EBU'L
HÜSEYN SALİM İBNİ HÜSEYN'İL BARUSİ-EBU SALİH HAMDUN İBNİ AHMET İBN AMMAR'ÜL
KASSAR.
Hamdun Kassar, Ebu Türabi Nahşebiye de müritlik yapmıştır. Ayrıca
devrin büyük veli ve bilginlerinden Salim İbni Hüseyn'ül BARUSİ ile sıkı
ilişkileri olmuş, ona müritlik ve öğrencilik yapmış ve BARUSİ kendisine
hilafet ve icazet vermiştir. En çok değer verdiği hocası ve şeyhi NAHŞEBİ
yolu ile silsilesi İBRAHİM ETHEM'e dayanmaktadır.
"-Ne zaman yolda bir sarhoş görürsün, iki tarafa sallanır, sen de
sallan. Ta ki nefsine kibir ve ucub gelmesin. Ve O'na küfretme, onu tenkit
etme. Sen de O'nun o müptela olduğuna uğramayasın."
diyebilen yüce Hamdun etrafında fazileti telkin eder ve melametin
sorumluluktan kaçınma olmadığını, bilakis tamamen sorumluluk olduğunu
anlatır. Çevrasine şöyle nasihat ederdi: "-Bir hal ki sende var ve bunun
halk arasında faş olmasını istemezsin, yayılmasından dolayı rahatsız
olursun, başkalarının da sırları böyledir. Başkalarına ait kulağına gelen
her hangi bir sırrı sen de sakla, hiç kimseye söyleme. Söylediğin takdirde
elbet o da senin gibi incinir ve rahatsız olur." Ne zaman kişiye, halk'a
vaaz ve nasihat etmek gerektiği sualine şu cevabı verdi:
"-Tanrının farzlarından bir farzın yerine
getirilmesi ilminde taayyün ettiği veya bir insanın, yüce Tanrının kendisini
bidatten kurtaracağını umduğu halde, bidat içinde öleceğinden korktuğu
vakit, caiz olur."
Hamdun Kassar adaletin örneği idi. Bir arkadaşına
ölümüne kadar yardım için koşmuş, başında durmuş, hizmet etmişti. Adam
ölünce hemen başucunda yanan kandili söndürdü. Orada bulunanlar itiraz
ederek: "Böyle ölüm anlarında kandil sömndürülür mü? Asıl şimdi yanması
lazım. Onun için yağı arttırılır, söndürülmez" dediler. Hamdun Kassar,
onlara şu cevabı verdi:
"-O sağ olduğu sürece yağ onundu. Şu andan
itibaren yağ varislerinin oldu."
Nefislerine hiç önem vermeyen melametiler
faziletin Allah'a ait olduğunu kabul eder ve iyişliklerini gizlemeye azami
dikkati gösterirlerdi. Zira iyilik ve faziletleri anlaşılırsa itibar
görecekleri, bunun ise nefislerine hoş geleceğini düşünürlerdi.
ÜÇÜNCÜ
DEVRE MELÂMİLİĞİN KURUCUSU SEYYİD MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİ'NİN HAYATI
Seyyid Muhammed Nûr hakkında yazılı
vesaik çok azdır. Öğrencilerinden pek çoğunda Seyyid'in el yazması menakıbı
mevcut ise de bunlardan kitap halinde basılmış olanına raslanmıyor. El
yazması hayat hikayeleri içinde BURSA'LI MEHMET TAHİR efendinin eseri
meşhurdur. Mehmet Tahir efendinin kaleme aldığı MENAKIB-I ŞEYH HÂCE MUHAMMED
NÛR'ÜL ARABİ MELÂMET VE BEYANI AHVALİ MELÂMİYE isimli eser en önemli
menakıbnamedir. İstanbul'da 1930 yılında basılan ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI'nın
MELÂMİLİK VE MELÂMİLER isimli eserinde de Seyyid'in hayat hikayesi
verilmiştir. Bu eserin aciz yazarı bendeniz Yusuf İnan da 1971 yılında
İstanbul'da SEYYİDÜL MELÂMİ MUHAMMED NUR'ÜL ARABİ (Hayatı - şahsiyeti -
eserleri) isimli kitabımızı yayımlamıştık.. Bundan başka MELÂMET isimli
esermizin önsözünde de Seyyid'in hayatı ve özelliği hakkında bilgi
verilmiştir. (13)
Seyyid Muhammed Nûr, Hicri 1228, miladi: 1813 yılında Mısır'da Mahallet'ül
Kübra kasabasında doğdu. Çok küçük yaşta yetim kalmıştır. Babası Seyyid
İbrahim'ül Kutsi, 1817 yılında vefât ettiği zaman Muhammed Nûr henüz 4
yaşlarındaydı. Seyyid Muhammed Nûr'un 4 yaşında dayılarının yanına ve orada
kaldığı bilinmektedir. Bu aile muhitinde aldığı ilk terbiye tasavvufla
ilgiliydi ve çevresinde ilk duyduğu sözler tevhid ve tasavvuftu. Zira
dayıları tasavvuf ehli kimselerdi ve evlerinde daima tevhid sohbetleri
yapılırdı. Seyyid yedi yaşına girince ilk kitabî tedrisata başlamak üzere
CAMİ'ül EZHER'e gönderildi. Hicri 1235 ( miladi: 1819/1820) yıllarında
geldiği Cami'ül Eaher, onun yetştği ve dokuz yıl öğrencilik yaptığı önemli
bir aşamadır. 1235 den 1244 yılına kadar Seyyid Cami'ül Ezher talebesidir.
Cami'ül Ezher'de hocası ŞEYH HASAN'ül KUVEYŞNİ'ir. Bu büyük insan,
öğrencisindeki istidadı keşfetmiş, onunçok önemli bir varlık olduğunu sezmiş
ve öğrencisinin yetişmesinde özel bir gayret ve ilgi göstermiştir. Hiç
fedakarlıktan kaçınmayan Hasan efendi hazretleri gerçekten dirayetli bir
hoca idi. Öğrencisinin eksiklerini görmüş, onu tamamlamak ve istikbale ait
meselelerine ışık tutmak için elinde gelen her şeyi yapmıştır. Seyyid, bu
büyük hocanın himayesinde ve rehberliğinde gerekli bilgileri edindi, din
ilimlerini, hadis ilimlerini orada öğrendi. İlim ve irfan bakımından
mükemmel bir genç olarak yetişti. 1244 yılında artık yetişmiş, gelişmiş,
ilim ve irfan sahibi bir genç hüviyetiyle toplum içindeki yerini almaya
hazırdı. Hocası ve şeyhi Hasan'ül Kuveyşni'nin istek ve tavsiyesi üzerine
Yanyalı şeyh AHMED ile birlikte 1244 yılında MISIR'dan YANYA'ya gitti.
Seyyid Muhammed Nûr, Yanya'da dokuz ay kaldı ve burada Nakşibendi şeyhi
YUSUF efendi ile halvet oldu. Şeyh Yusuf'un ilim ve irfanı onu etkiledi.
Şeyh'e Mürid oldu; Bu biyat ile Seyyid, Nakşibendi tarikatına intisap etmiş
oluyordu. Seyyid, Şeyh Yusuf'dan tarikat erkânı ve tevhid ilimlerini
öğrenirken diğer yandan şeyhin damadı TALAT efendiden de ilim ve hadis ve
müsbet bilgilerle ilgili ilimleri tedris etmekteydi. Böylece Seyyid hem
manevi, hem dni, hem de ilmi konularda yetişme ve glişme imkanlarını bulmuş
oldu. Yanya'da dokuz ay içinde Nakşibendî tarikatını hatmeden ve manevi
mertebeleri alarak kemâl bulan Seyyid Muhammed Nûr, şeyhi yusuf efendinin
talimatı ile tekrar yollara düştü ve MEKKE'ye gitti. Mekke'de karşılaştığı,
intisap ettiği ve sohbetlerinde bulunduğu şeyhler, sofiyu ve dostları Seyyid
üzerinde çok derin tesirler icra ett. Şahsiyeti gelişmiş, mana sırlarına
vakıf olmuştu ve artık ilk hocasının yanına dönmesi gerekiyordu. Mekke'den
ayrıldı. Mısır'a hocası Hasan-ül Kuveysni'nin makamına vasıl oldu. Bu
gelişmelerin manevi yönüne baktığımız zaman Seyyid'in büyük bir aşama içinde
olduğu anlaşılır. Çünkü bu devre içinde Seyyid mana aleminde HAZRETİ
RESULULLAH ile buluşmuştur. Hazreti Resulullah'ın huzurunda CENABI
RİSALET'in kutsal dizlerini öpmüş ve manevi mertebeler ihraz etmiştir.
Bilahare Câmi'ül Ezher'e giren Seyyid, burada şeyh HASAN'ın iltifatlarına
nail olmuştur. Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi hazretleri bu olayı şöyle
anlatır:
<< Baktım ki bir zat makamı Ali mahallinde. Fakire ilham oldu ki bu
HABİBULLAH'dır. Korktum ve huzuruna gittim. Dizini öptüm. bana dua eyledi ve
arkamı mesh etti.. Badehu (GİT) dedi. Camii tarafından olan kapıdan cami'e
nazar eyledim; makamı kebir hali.Asla insan yok, geri döndüm. Mihrap'ta
HAZRETİ RİSALET'i bulamadım. Yine sokak tarafından olan kapıdan serian
çıktım. Makama döndüm.Nas dolu. Kezalik Cami nas dolu. >> Seyyid
hazretlerinin anlattığı bu teceliyi Şeyhi Hasan Efendi hissetmiştir.
Talebesi Muhammed Nûr'ül Arabi'ye kavuşunca, O'na:
<< - Sende ilmi vehbi inkişâf etmiştir. Hak sırlarına âgâh oldun, makamı
Mahmud'a vardın, rum iline azimet eyle, irşad ile görevlisin >> diyecektir.
Görülüyor ki 1244 / 1245 yılları Seyyid Hazretlerinin manevi ve maddi
yücelişini süsleyen ve onu yüksek hallere eriştiren bir devirdir. Hakk
sırlarına erişmesi mümkün olmuş, ezelde takdir olunan tecelli etmiş,
istidadın iktisabı bu devrede aydın bir şekilde şuurlanmıştır. Nitekim
Mısır'a gelen Seyyid aynı yıl irşad görevi ile tekrar seyahate çıkacaktır.
Zira şeyh Hasan'dan yeni bir manevi emir almış bulunmaktadır.
1245 ( 1829/1830) yılı sonlarında Seyyid Muhammed, şeyhinin emrini yerine
getirmek üzere İskenderiye'den bir gemiye bindi ve Mısır'ı terketti. İlk
durak Antalya'dır. Tıpkı Onikinci asırda Anadolu'ya gelen ve İslâm
dünyasında Şeyh'ül Ekber olarak şöhret yapan büyük veli Muhyiddin İbnül
Arabi gibi Seyyid Muhammed Nûr hazretleri de aynı şekilde Anadolu'da ilahi
emri ve tasavvuf akidelerini anlatmak, yetişmek ve yetiştirmek üzere seyahat
ediyordu.
Antalya'dan itibaren köy köy,şehir şehir tüm Anadolu'yu geze geze
Gelibolu'ya varan Seyyid hazretleri irşad görevine Türk illerinde başlamış
oluyordu. Bunun sebebi vardı, Türk'ler İslâm'ın sırrı idi,Türk halkı
imanında halis ve samimi, Hazreti Muhammed'e bağlılıkta en ileri idi. Türk
illeri asırlardır sırrı Muhammedi'nin çiçek açtığı bahçeler halindeydi,
İslâm velileri ancak bu bereketli topraklarda ve bu gönlü açık ihlas sahibi
insanlar arasında mutlu olmuşlar, burada İslâm meşalesini tutuşturmağa devam
etmişlerdi. İslâm'ın en büyüklerinden olan Muhiddini Arabi tâ işbiliyye
(Endülüs - İspanya) dan Anadolu'ya gelmemiş miydi? Mevlâna hazretleri
Asya'dan Konya'ya göç eden bir gönül kafilesinden biri değil miydi? Şemsi
Tebrizi'yi Anadolu'ya iten sır bu aşk ve mana zenginliği olmamış mıydı?
Evet, veli ve kutup olarak doğan bu genç adam, Muhammed kokusunun burcu
burcu koktuğu, İslâm inanç ve aşkının ihlas ile yaşadığı insan gönülleriyle
sarmaş dolaş olacaktı, aslına gidecekti, muhtaç olduğu, tâ içinde hissettiği
bu sıcak havayı bulacak, mana hazlarını tadan ve o mana içinde yaşayanların
yanında olacaktı, onlara kendi sırlarını fısıldayacak, onlara Muhammed
aleyhisselâm'ın emanetlerini tevdi edecekti. Bu, ezel sırrı idi ve edebiyat
bu anlayış ve güzellik içinde inkişafına devam edecekti. Seyyid Muhammed
Nûr, gönlündeki tüm zenginlik ve heyecanla Anadolu'ya geçmiş, orada
gelmiş-geçmiş bütün mana sultanlarının anılarını tekrar tekrar yaşamıştı.
Anadolu ve Rumeli'ye dağılmış Müslüman Türklere mana sırlarını tekrar
hatırlatmak, onların dünyasında Resul'ün sırrını paylaşmak ve ilim-irfan
çerağını yakmak ne büyük bir saadetti.Varisi Nebi olanlara has ve onlara
layık bir görevdi bu. Anadolu'yu baştan başa dolaşan ve Rumeline azimet
eyleyen Seyyid hazretleri Mevlâna, Muhiddini Arabi, Hacı Bektaşı Veli, Hacı
Bayramı Veli'nin iman aydınlığını tazeleyecek, Türklere geçen iman
meşalesini bir daha tutuşturacak ve ondokuzuncu asırda gittikçe kalıplaşan
ve kabuk bağlamaya başlayan İslâm akidesine yeni bir hareket, yeni bir ruh
ve yeni bir aydınlık getirecekti.
Seyyid Muhammed Nûr Gelibolu'dan Selanik'egeçti. Bir süre orada tevakkuf
etti, fakat fazla kalmadı. Bu şehir onu cezbetmiyordu. Selanik'ten SEREZ'e
geçti. Serez medresesinde kendisine müderrislik teklif edildi. Teklifi kabul
etti ve bir müddet Serez medresesinde Müderrislik ( profesörlük ) yaptı.
Fakat Serez'e yerleşmeyi düşünmüyordu. Bir süre sonra Demirhisar, Doyran,
Ustrumca ve Koçana taraflarını gezdi. Üsküp valisi Hıfzı Paşa Koçana'da
modern bir medrese yaptırmıştı. Koçanalılar kısa zamanda şöhret yayılan genç
alim Seyyid Muhammed Nûr'a, yeni medresede müderrislik teklif ettiler.
H.1249 senesinde yapılan bu teklifi Seyyid hazretleri kabul etti. Ve Seyyid
Muhammed Nûr, Koçana'ya yerleşti. 1249 (1834) de vuku bulan bu olay bir
müddet sonra Koçanalılara biyik şeref bahşetti. Zira 21 yaşındaki genç
müderris Seyyid Muhammed Nûr, Koçana camiinde insan idrakini aşan yüksek
evsafta verdiği vaazlarda herkesi kendine hayran bırakmış, Ramazan ayında
ise Kaside-i imaliyeyi Türkçe şerh ederek okumuştur. Şerhlerinde üstün bir
başarı göstermiş, ilim, irfan ve fazileti ÜSKÜP valisinin de kulağına
gitmişti.Vali HIFZI Paşa 21 yaşındaki bu üstün vasıflı müderrisi merak edip
yakından görmek ve tanımak istemiş ve kendisini ÜSKÜP'e davet etmişti.
Seyyid hazretleri bu daveti kabul ederek vali ile görüşmek için ÜSKÜP'e
geldi.
Vali, genç bilgini davet ederken O'nun ilmi kişiliğini ölçmek ve şahsiyeti
hakkında gereken kanaati edinmek için hiç bir tedbiri ihmal etmedi. Üsküp
ulemasını keyfiyetten haberdar etti ve Seyyid'in davetine icabet ettiğini,
bilginlerinde bu meclis ve toplantıda hazır bulunmalarını istedi.
Üsküp uleması (bilginleri) Vali'nin huzurunda toplanmıştı. Genç müderris
Seyyid Muhammed Nûr içeri girince bir şaşkınlık ve hayret dalgalanması
olmuşdu. Seyyid, 21 yaşın bütün canlılığı içinde sanki yaşlandıktan ve
olgunlaştıktan sonra gençleşmiş de şahsiyetini bulmuş intibaını veriyordu.
Heybetli bakışlarında zekâ ve iman, yüzünde emniyet ve nuraniyet vardı.
Âlimler kalplerinde bir kımıldanış olduğunu hissettiler.Seyyid, hepsine ayrı
ayrı selâm verirken onların içindekini okuyor, ya da onların ilimlerine
hükmediyor gibiydi. Nitekim konuşmalar geliştikçe sonsuz bir derya ile
karşılaştıklarını anlamakta gecikmediler. Üsküp bilginleri, hocası,
müderrisi, şeyhi ve cemaati ile birlikte 21 yaşında ki bu müderrisin önünde
baş eğmişlerdi. Seyyid Muhammed Nûr'un gayb aleminden gelen bir hakikat
sırrı olduğunu kabul ve teslim etmişlerdi.
Hıfzı Paşa bu ilim meclisinde Seyyidi yakından tanıdı, ilim ve irfan sahibi
olduğunu gördüğü bu harika insana hem sevgi, hem de hayranlık duydu. O'nun
her şeyi bildiğine,maddi ve manevi ilimlere sahip olduğunua ve her şeyden
haberdar bulunduğuna inandı. Gayb bile bu gencin avuçları içindeydi sanki.
Öyle bir his geldi ki, Seyyid Muhammed Nûr, ezel ve ebed sırrına sahiptir ve
gördükleri arasında Varisi Nebi olacak tek insandır. Bu inanç ve hayranlık
içinde Seyyid'e bağlanan vali Hıfzı Paşa çocuklarının eğitimini de O'na
tevdi ve teslim etti.
Hıfzı Paşa'nın hanımı çocuklarının Seyyid'in eğitimine ve terbiyesine tevdi
edilmesine ses çıkarmadı. Fakat müderris Seyyid hazretlerinin Üsküp'de
kalmasını şart koştu. Nûr'ül Arabi hazretleri bu teklifi kabul
edemiyeceklerini, Üsküp'de oturmak istemediklerini beyan ettiler. Çocukları
Koçana'ya göndermelerini istediler. Paşanın hanımı çocukları Koçana'ya
göndermeye razı olmayınca Paşa başka bir teklif yaptı. Seyyid hazretlerinin
teklifini kabul etmelerini rica ettiler. Hıfzı Paşa'nın müşgül durumda
kalmaması ve onu kırmamak için bu yeni teklife evet diyen Seyyid hazretleri,
böylece senenin altı ayında Koçana, altı ayında da Üsküp'te ikamet etmeye
razı oldu.
1255 tarihinden 1259 tarihine kadar 4 yıl Üsküp ve Koçana'da ikamet eden
Seyyid hazretleri kısa zamanda geniş bir muhit edindi. Mürşid ve müderris
olarak pek çok talebe yetiştirdi. Paşanın çocukları, Paşanın bizzat kendisi
ve o civarın bir çok tanınmış bilgin ve hocası O'naa biat etti. O'nun
öğrencisi olmayı şeref telakki ettiler. Bu devre içinde (Hicri: 1255 - 1259)
Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi Melâmiliğin FENA MERTEBELERİ'ni tedris
ediyorlardı. Bu mertebeler: Tevhidi ef'al, Tevhidi sıfat ve Tevhidi zât
mertebeleridir. Bir yandan melâmilik yolunda gençleri yetiştirirken diğer
yönden tasavvufu adeta tevhid edici bir merkez haline getiriyordu. Çeşitli
tarikatları nefsinde toplayan Seyyid Hazretlerine KAZANLI ABDÜLHALİK efendi
nakşibendiye tarikatına ait sırları da tevdi ve emanet etmiştir.
Rumelinde şöhreti yayılan ve tarikat pirleri tarafından kendisine şeyhlik ve
pirlik tevcih edilen Seyyid Muhammed Nuûr'ül Arabi, bunca tesir ve şöhrete
rağmen rahatsızdı, içinde büyük bir manevi susuzluk, manevi bir açlık vardı.
İçindeki bu coşkunluğu dindirmek, bu susuzluğu gidermek için daima daha
büyük bir üstad arıyor ve gönlü O'nu Mekke'ye çekiyordu. Bir gün
müritlerinden NEBİ efendi'ye içini açan Seyyid Hazretleri şöyle buyurdular:
<< Bize bu ilmi zahir kifaye etmez. Mekke ve Beyt'i şerif, Mürşidi Kâmil'den
hâli değildir. Kendimize bir mürşidi Kâmil arayıp bulmamıza fırsattır>>
Seyyid Muhammed Nûr, bu sebeple Hacca niyet ettiler. Müridleri haberdar
edildi. 470 kişi Seyyid ile birlikte Hac farizasını yerine getirmek üzere
Mekke'ye hareket etti. Seyyid Muhammed Nûr ve Dervişleri 14. Şaban. 1259
tarihinde Mekke'ye vardılar. Seyyid Muhammed Nûr Hazretleri aynı gün
Mekke'de DERVİŞ MEHMET'e mülaki oldu: (9. Eylül. 1843 - 14. Şaban. 1259
pazar günü.)
Derviş Mehmed'in zamanın kutuplarından olduğu ve hazreti Nûr'un gayb'dan
aldığı bir emirle Mekke'ye geldiği ve Ondan manevi sırlar aldığı
anlaşılıyor. 9/Eylül/1843 tarihi bu bakımdan Seyyid için çok önemli bir
gündür. Derviş Mehmet, Seyyid'le karşılaştıktan sonra hemen onunla halvet
olur. Derviş Mehmed'in emri ve talimatıyle erbain çıkaran Seyyid
hazretlerine bizzat Resuli Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem tarafından bekâ
mertebeleri tarif edilir.
BEKÂ MERTEBELERİ: Cem, Hazretül Cem, Cemi'ül Cem'dir. Bu hac farizası yerine
geldikten sonra Seyyid hazretleri, Trabzon'lu şeyh Mustafa efendi ile
görüşür, Mustafa efendi Seyyid hazretlerine Nakşibendi icazeti verir.
Trabzon'lu Mustafa efendi ile birlikte Medine'i Münevvereyi ziyaret ederler.
1843 yılı haccından dönüş Medine - Mısır yolu üzerindendir. Ve bu dönüş
sırasında YENBU denen mıntıkada Seyyid Muhammed Nûr hazretlerine manen (AHADİYYETÜL
CEM) makamı telkin ve tebşir edilir. Böylece Melâmilikte temel mertebeler
tekemmül etmiş ve Seyyid hazretleri ÜÇÜNCÜ DEVRE MELÂMİLİĞİN PİRİ VE
KURUCUSU olmuştur.
Seyyid hazretleri Hac farizası için Mekke'de iken Üsküp valisi bulunan Hıfzı
Paşa valilikten alınmış yerine SERVİLİ SELİM PAŞA diye bilinen Selim Paşa
Vali olmuştu. Hac'dan dönen Seyyid hazretleri yeni vali ile tanıştı ve kısa
zamanda O'nu da tesiri altına aldı. Bir süre sonra Selim Paşa, Seyyid'in
müritleri arasına girmiş bulunuyordu.
Selim Paşa, Üsküp valiliği devamınca Seyyid'e hizmet etti. Fakat bir müddet
sonra Selim Paşa, İstanbul'a Hassa müşiri olarak tayin edildi. Pek çok
sevdiği mürşidi ve hocası Seyyid'den ayrılmak istemeyen Selim Paşa,
Seyyid'in emrine uyarak yeni görevi kabul ve İstanbul'a hareket etti. Ne var
ki mürşidi O'na İstanbul'a geleceğini vâd etmişti. Bu vâdi unutmayan Selim
Paşa İstanbul'da göreve başladıktan sonra Şeyhini hemen davet etti.
Seyyid Muhammed Nûr (k.s.), müridinin davetini kabul ederek 1266 hicri
yılında, Miladi 1849 tarihinde İstanbul'a teşrif ederek altı ay misafir
kaldı. İstanbul'a bu ilk seyahatinde Hazreti Nûr pek çok İstanbullu ulema
ile tanıştı. Konaklar da tertip edilen sohbetlere katıldı, tekkeleri gezdi,
bir çok şeyh ve alimle dostluk etti. O'nunla konuşan herkes ilmini teslim
ediyor, O'nunla tanışan her insan, şeyh olsun derviş olsun, hoca olsun,
herkes O'na biat etmek istiyordu. Altı ay süre ile İstanbul'da pek çok zevat
O'nun manevi feyzini aldı, pek çok genç ilim ve irfan ile bezendi O'nun
huzurunda. Tesiri ve şöhreti İstanbul'da yayılmıştı. Tevazu iççinde yaşamayı
seven Seyyid hazretleri bu alayiş ve gösterişlerden rahatsız oldu. Paşanın
ısrarına rağmen misafirliğini uzatmak istemedi aynı yıl içinde İstanbul'dan
Üsküp'e döndü.
Seyyid Muhammed Nûr Hazretleri, 1850 senesine kadar melâmet'i açıkça ilan
etmiyor, tevhid akidesini Nakşibendi usulü üzere tedris ediyordu.
İstanbul'dan Üsküp'e dönünce bir süre sonra Üsküp'ten ayrılmak zorunda
kaldı. Zira o sırada vilayet merkezi Üsküp'ten PİZREN'e alınmıştı. Seyyid
hazretleri de 1850 (Hicri: 1267) yılında Üsküp'ten Pizren'e nakli mekan
etti.
Muhammed Nûr'ül Arabi Hazretleri 15. Rebiülahîr. 1267 cuma gecesi Tevhid
akidesini melâmet süluku üzerinden neşre mezuniyet aldı ve ertesi günü yani
16. Rebiülahîr. 1267 - 18. Şubat. 1850 cumartesi günü Alay imamı Hamit,
Tabur imamı Ali ile Tabur katibi ve üç yüzbaşıyı teveccühe alarak onlara
tevhid akidesini talim etti. Bu biatlerden üç gün sonra İskodra ulemasından
Şaban fendi de müritleri arasına katılıyordu. (21. Şubat.1850)
1850 yılına kadar çeşitli tarikatlar adına ve o tarikat erkânı üzerinde ders
veren ve şeyhlik yapan Seyyid hazretleri bu tarihten itibaren artık
Melâmilik adıyle anılan TASAVVUF VE TEVHİD NEŞESİNİ TELKİN VE TEDRİS etmeye
başlamıştır.
Pizren'de iki yıl kalan Seyyid Muhammed Nûr (K.S.), 1269 (Miladi: 1852) de,
Üsküp'e döndü. Aynı yıl Müşir Çerkez İsmail Paşa kendisine biat etti ve
Paşa'nın davetiyle Manastır'a giden Seyyid, burada, üç ay süre ile,
subaylara varidat şerhini okuttu.
Seyyid artık bir tarikat şeyhi değil, insanlığı hedef alan ve insan
haysiyetini her şeyin üstüne çıkaran, ilim, ahlak ve irfan ile tezyin
edilmiş bir inancın temsilcisi, yayıcısı, Hazreti Muhammed'i terennüm eden
ve ona dönüşü savunan bir tevhid sembolüdür. Bu hüviyetiyle o, asrının
reformatörüdür, bu kişiliği ile o, mana ve maddenin, ilim ve imanın tek
temsilcisidir. Onun içindir ki zamanın münevverleri O'na bakmakta ve o'da
münevverlere dönük bir mürşid olarak insanlığa mutlu bir yarını
müjdelemektedir. Seyyid hazretleri bu sebeple, Manastır da askeri
öğrencilere ve subaylara hitap etmeyi, onlara bir şey öğretmeyi kendine
vazife bilmekte ve varidat şerhini okutmaktadır.
Seyyid okumayı İslâm'ın temel prensibi kabul ediyor, Allah'ın Peygamberine
de ilk emri oku'dur. Okumak, bilmek ve ihlaslı olmak İslâm'ın ve imanın
şartıdır. Bu temel prensipten hareket eden Seyyid hazretleri,müslümanlar
arasında kardeşlik ve sevginin asıl olduğunu savunuyor, yardımlaşmanın
lüzumu üzerinde duruyor, herkesi ve her şeyi hoş görürken bize mükemmelin
tarifini yapıyordu. O'nun bu insanlığa dönük hüviyetidir ki pek çok kişiyi
tedirgin etti. Hele o'nun münevver gençlere dikkat etmesi, kurtuluşu kültür
ve irfan da görmesi yobazların infialine, taassubun kendisine karşı
teşkilatlanmasına sebep oldu. O kadar ki Seyyid'in ilim ve irfan sahibi
gençlere, subaylara, münevverlere karşı bu yakın ilgisi yobazlar tarafından
hemen istismar edildi. Kalabalık bir mutaassıb ve yobaz gurubu aralarında
toplanarak Padişah Abdülaziz'e jurnal'da bulunma kararını aldılar.
Yobazların şikayet mazbatası 1285 (Miladi: 1868) yılında hazırlanıp Padşah
Abdülaziz'e gönderildi. Hükümdar, şikayetin telkinini ve karara bağlanmasını
şeyhül İslâmâ havale etti. Tahkikat açıldıktan sonra Zaptiye Müşiri Hüsnü
Paşa müdahale etmek ihtiyacını duymuş, tahkikatı durdururken Seyyid
hazretlerine bir mektup yazmış ve kendilerinin İstanbul'a gelmesini rica
etmişlerdi. Bu şekilde Seyyid'in Şeyhül İslâm ile görüşmesi sağlanıyorve
yobazların şikayetinin yersizliği gösterilmek isteniyordu. Hüsnü Paşa
müdahalede bulunarak tahkikatı durdurmakla kalmıyor, Seyyid'in kudretini de
saraya ve diyanete empoze etmek istiyordu.
Seyyid Muhammed Nûr (K.S.), Hüsnü Paşanın nağmesini aldıktan sonra durumu
kavramakta güçlük çekmedi. Damadı Abdürrahim Fedai Hazretlerini de yanına
alarak hemen İstanbul'a hareket etmişlerdi. Hüsnü Paşa ve diğer rical
kendisini tazim ve merasimle karşıladılar. Seyyid hazretleri bu defa da
İstanbul'da altı ay kaldı. Şeyhül İslâm ile de görüştü. Çeşitli ilmi
sohbetlere, manevi meclislere iştirak etti.Tekke ve camilerde yapılan
toplantılarda vaazlar verdi. Devrin bilginlerini, şeyhlerini hocalarını ve
mümin halkı kendine hayran bıraktı. Seyyid'i tanıyan İstanbul uleması ve
devlet ricali, Rumelindeki mutaassıb yobazların şikayetini haksız ve iftira
olarak kabul ettiler. Seyyid bu geniş ilim ve irfan muhitinde gereken etkiyi
yaptıktan ve herkesi ikna ettikten sonra tekrar Üsküp'e döndü.
1868 yılında vuku bulan bu ikinci İstanbul seyahati de altı ay sürmüştü. Ne
var ki İstanbul seyahatlerinde yeni dostlar, yeni yeni müritler edinen
Seyyid hazretleri sık sık İstanbul'a davet mektupları almaya başladı.
Bilhassa Bosna valisi Osman Paşa ile müşir Hüsnü Paşa'nın ısrarlı
davetlerine karşı koyamadı, 1869 yılı sonlarında üçüncü defa İstanbul'a
gitmeye mecbur kaldı. Bu üçüncü İstanbul seyahati beş ay sürdü.Seyyid
hazretleri yine İstanbul ilim ve irfan meclislerinin baş tacı omuş,
herkesten hürmet görmüş, İstanbul'da yaşayan veliler ondan feyz almış,
alimler O'nun sohbetlerinde huzur bulmuşlardı. Her gelişinde olduğu gibi bu
sefer de geniş bir münevver gurubu Seyyid'e biat etmiş bulunuyordu.
Hazreti Nûr,1869 tarihinde geldiği İstanbul'dan 1870 baharında ayrıldı.
İstanbul'dan Üsküp'e dönerek irşad görevine devam etti. Üsküp ve Manastır
havalisindeki münevverler üzerinde duran Seyyid hazretleri irşad vazifesine
devam ediyor, İlmine ve irfanına hayran olan gençlerin davetini kabul ediyor
onları maddi ve manevi yönden yatiştirmeye çalışıyordu. O'nun çevresinde
toplanan münevverler yeni bir ruh ve anlayış kazanarak hayata yepyeni bir
inanç ve güçle atılıyorlardı. O kadar ki yirminci asrın başlarında çeşitli
imkansızlıklar ve zorluklarla karşılaşacak olan Türk Subay ve münevverleri
Manastır ve çevresinden aldıkları bu yeni ruh ile yenmesini bilecekler ve
Türk İstiklâl mücadelesini gerçekleştirecekti.
1287 ( Miladi: 1870) tarihinde Manastır'da Ruznâmeci HÜSNÜ bey'in sünnet
düğününe giderken bir kaç gün Tikveş'te misafir kalındı. Tikveş'teki bu
misafirlik Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi için çok büyük bir önem taşır.
Seyyid Tikveş'te bulunduğu günler büyük bir manevi mertebeye erişmiş ve 24.
Eylül. 1870 (Hicri: 27 Cemaziyelahir.1287) tarihinde KUTBİYET makamı
verilmiş ve o gün GAVSİYYETİ tebliğ ve ilan edilmiştir.
Manevi alemin sahibliği ve kutbiyyet tecellisi Seyyid'in hayatında büyük
değişiklik yaptı. O ana kadar kenarda sessiz kalmayı tercih eden Seyyid
hazretleri için artık öne geçmek ve manevi futuhatı tamamlamak farzı ayn
olmuştu. Hicri 1288 (Miladi: 1871) yılında yanına Şerif efendiyi alarak
Şeyhül İslâm Mir Muhtar Ahmed Efendi'nin misafiri sıfatıyla İstanbul'a
dördüncü seyahatini yaptı.
Bu seyahatinde İstanbul'da HARİRİZADE'nin BOYACIKÖYÜ'ndeki yalısında misafir
kalan Seyyid Muhammed Nur, burada İstanbul'un bütün velilerinin biatını
alıyor, mana ve ilim sultanları, devrin arifleri O'nun nurlu varlığının
etrafında pervane gibi dönüyor, her uyanık kalp O'ndan bir ilahi lema almak
için çırpınıyordu. 1871 senesinde vuku bulan bu dördüncü İstanbul seyahati
denilebilir ki ÜÇÜNCÜ DEVRE MELÂMİLİĞİN ZAFER YOLCULUĞU olmuştur.Seyyid
hazretleri bu seyahatinde bütün şeyh ve bilginleri melami olmaya davet etmiş
ve hepsinden biat almıştır. Mürefte'li Hoca Abdullah Hulusi efendi, Evkaf
müfettişi Hacı Tevfik efendi, Mısır mollası Kamil efendi, Mevlevihane kapusu
Tarsus Rıfai şeyhi Ahmed safi efendi gibi zevat melamiliği kabul eden
bilginler kafilesi arasında idi.
1871 yılının bir kaç ay'ı İstanbul'da geçti. Seyyid Muhammed Nur (K.S.),
ancak yıl sonunda İstanbul'dan ayrılabildi. Fakat Üsküp'e dönmekle beraber
İstanbul ile irtibat kesilmedi ki bu devrede hazretin çeşitli kerametlerine
şahit olmaktayız. Mesela manen davet ettiği bazı kimselerin Üsküp'e
gelişleri, onları karşılamaya adam göndermesi gibi olaylar sık sık tekerrür
eder.
Seyyid hazretleri ısrarla İstanbul'dan davetler alır. Nihayet 1873 yılında
İstanbul'a beşinci defa seyahat etmek imkanı doğar. Hazreti Nur, bu
seyahatinde de İstanbul'da beş ay kalır.İstanbul'da Melamet neşesi yayılmış,
onun arzuladığı şekilde münevverlerin gönül çerağları yanmış, irfan ve ilim
ahengi kurulmuştu. Seyyid Muhammed Nur (K.S.), Üsküp'e dönünce çok memnun ve
mutlu idi.İstanbul yolculuğunun sonuçları sohbet konusu oluyor, ihvan da
huzurlu bulunuyordu. Yine bu devrelerde Hazreti Nur'un değerli bazı
halifelerini İstanbul'a görevli gönderdiği bilinmektedir. Üsküp'de ikamet
eden Seyyid'in huzuruna gelen dostları O'nu Usturumca'ya davet ediyorlardı.
Seyyid hazretleri onları kırmadı ve ihvanın isteğine tabi olarak Üsküp'ten
Usturumca'ya nakli mekan etti. Böylece Hicri 1291 (miladi: 1874) tarihinden
sonra Usturumca'da oturdu. Seyyid hazretleri melamiliğin yayılması için
telkin ve vaazlarına devam ediyordu. Dünya'nın dört bucağına dağılan
halifeleri O'nun fikirlerini, inançlarını ve irfanını yayıyor, kendileri de
manevi irtibat halinde bu dostlar kafilesine himmet ediyorlardı. Seneler
ilerledikçe ihvan da çoğaldı.
1879 yılında (Hicri: 1297) imparatorluk sınırları içindeki bütün ihvanlara
Seyyid Hazretlerinin Hacc'a karar verdiği bildirildi. Kendileri de 110
seçkin ihvanı ile Usturumca'dan hareket ettiler. Hac farizasında bütün
ihvanı bir araya getirmek mümkün oldu, ülkenin çeşitli bölgelerindeki
melamiler tanışmak ve sohbet etmek imkanını da bulmuş oluyorlardı. Bu
hacc'ında Seyyid hazretleri sessizce alemi beka'ya hazırlık yapıyordu. Fakat
bunu çok az kimse anlayabildi. Zira bu hac dönüşünde ülkede kargaşalıklar
çıkmış ve Arnavutluk'ta ihtilal patlak vermişti. Seyyid Muhammed Nur
hazretleri bütün ihvanına verdiği talimatta: siyasetten uzak kalmalarını,
kargaşalıklara karışmamalarını emrederek mesleğin manevi değerini ve
ihvanını korumuş oldu. 1879 ihtilalinde gösterdiği basiretli tutum ve
melamilerin çevredeki telkini ile olaylar fazla tahribat yapmadan duruldu.
Seyyid hazretleri bu karışıklık günlerinde Rumeli'den ayrılmadılar. Ancak
1302 de (miladi: 1884) tarihinde tekrar hacc'a niyet ettiler ve 130 ihvanı
ile Mekke'ye hareket ettiler. Bu hac farizası Seyyid hazretleri ve damadı
Abdürrahim Fedai hazretleri için bir nevi veda hacc'ı idi. Nitekim bir yıl
süren bu hac yolculuğunda Hazreti Nur'ül Arabi, bir çok ziyaretler yapmış,
ihvanı ile uzun süre beraber sohbetlerde bulunmuş ve çeşitli ülkelerden
gelen müritlerini uzun süre birlikte dolaştırmış, onlara son ilahi emir ve
nehiyleri izah ettiği gibi melamet neşesinin tedris ve temadisi için gerekli
derslerini vermiştir. Bir yıl süren bu hac yolculuğundan Üsküp'e avdet
ederken Abdürrahim Fedai Hazretleri Süveyş kanalında vapurda vefât ettiler.
(Hicri: 1303 : Miladi: 1885).
Usturumca'ya dönen Seyyid hazretleri 1885 yılından sonra artık Rumeli'den
ayrılmadı. Yalnızlığını seviyor, ihvanından ayrılınca daima secde de
ibadetiyle meşgul oluyordu. Fani hayatının sona ermekte olduğu günlerde
ihvanına örnekler veriyor, İslâm dininde ilim ve irfanın yerini gösterirken
Hazreti Peygamber'in şeriatına bağlılığın lüzumunu tekrar tekrar
hatırlatıyordu. Nitekim bir gün gözşerinden rahatsızdır Seyyid hazretleri...
Doktor getirilir ve Seyyid muayene edilir. Doktorun tavsiyesi şudur: ( Göz
sargısı çıkarılmadıkça eğilmek yasak).
Doktor gittikten sonra ikindi namazı saati gelir. Seyyid hazretleri oğluna
ezan okumasını ve gamet getirmesini söyler. Biraz sonra da imamet makamına
geçerek ikindi namazı farzını kıldırır. Oğlu Şerif efendi bu hali görünce
içinden ( Babama ne oldu? Doktor eğilmesini yasak etti. Böyle hareket etmesi
doğru mu? ) gibi bir tüluat olur amma bunu edeben açıklayamaz. Fakat
mümimlerin kalbinden kalbe yol vardır. Mana sırları sahibi seyyid, bu iç
geçirmeyi hisseder ve duyar.
Namaz bitince selamını verir ve başını geriye çevirerek oğlu Şerif efendi'ye
şöyle buyurur:
<< - ŞERİF EFENDİ, ŞERİF EFENDİ, BİZ BİR REKAT NAMAZ İÇİN BİN GÖZ FEDA
EDERİZ. SENİN SARGIN VE İLACIN DOKTORA KALSIN.>>
Eliyle gözündeki sargıyı çıkarıp atar. Tabii ki göz'de hiç bir ağrı
kalmamıştır. Bu hareketi ile Seyyid hazretleri hem keramet gösteriyor, hem
de namaza önem verilmesini şart koşuyor, öğrencilerine ilahi emre tebaiyetin
delilini veriyordu. 1887 kışı bitmişti. Mart ay'ı gelmişti. Artık ilim ve
irfan güneşi Üsküp'ten İstanbul'a, İstanbul'dan Mekke'ye kadar tüm ülkeyi
aydınlatmış, üstadlar yetiştirmişti. Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi, derin bir
huzur içindeydi. Vazifesini yapmış olmanın rahatlığı O'nu daha da
güzelleştiriyordu. 11 Mart 1887 Pazar günü dergah'ta fevkalade bir durum
yaşandı. Seyyid, bütün ihvanını bir arada görmek istiyordu. Onlarla birlikte
Allah'ın adını tekrarlamak, Resuli Ekrem Sallallahü aleyhi vesellem'i saygı
ile anmak, onlara bu hayatın geçici olduğunu bir daha hatırlatmak
kararındaydı.
Seyyid'in arzusu yerine geldi. Civardan ihvanlar çağırıldı. O pazar
usturumca'da fevkalade bir hava vardı. Seyyid Mısır'da doğmuştu amma hayatı
hep Türkler arasında geçmişti. Türkçe konuşmuş, Türkçe yazmıştı; Damadı,
torunları, evlatları, öğrencileri hep Türk'tü. Hepsine ayrı ayrı baktı,
hepsinin hatırını sordu. Onlara insan sevgisinin gerçek ibadet olduğunu,
dinin emirlerini yerine getirirken onun manasını anlamaları gerektiğini,
taassub ve riya'dan kaçınmalarını, harama el sürmemelerini, helal rızık
yemelerini, yalan söylemenin büyük günah olduğunu, ihlas sahibi olmalarını,
taassub'un insanın imanını körleştireceğini, var olan her şeyin varedenden
dolayı saygıya değer olduğunu hatırlattı ve sonra ( FAİL HAK'TIR ) dedi.
(Bütün varlık O'nundur: Herşey O'ndan gelir ve O'na döner) hakikati üzerinde
açıklamalarda bulundu. Ve sonra bu ezeli ve ebedi oluşun gerçek aydınlığını
seyrederek tatlı tatlı tebessüm etti. Yakınlarına, artık veda anının
geldiğini fısıldadı, ağlamanın İslâm'da yasak olduğunu, matem tutulmamasını
tenbihledikten sonra ihvanına gidiş ve gelişin izafi bulunduğunu tekrar
hatırlattı.
Herkes susuyor, kimse bir şey söyliyemiyordu. Vakit gelmişti. O'nun nurlu
yüzü bu suret aleminden çekilecekti. Buna karşı konamazdı amma orada
bulunanlar içlerinden (AH, O BİRAZ DAHA KALSA) diye geçiriyorlardı.
Seyyid hazretleri hepsiyle hellaştı. Bir kısmı evlerine döndü, bir kısmı da
emir almak çin bekledi. O gece sabah olmuştu, fakat ihvan içten içe
ağlıyordu. Seyyid hazretleri pazartesi günü son emirlerini verdiler, son
görevler yerine getirildi ve artık ebedi yolculuğa hazırlık tamamdı. Nitekim
o gece 1305 senesi cemaziyelahir'in 29.ncu gecesi, miladi: 12 Mart 1887
tarihinde saat iki de vafât etti. Peygamberlerin kendi odalarında
defnedildikleri gibi SEYYİD MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİYYÜL MELÂMİ deUSTURUMCA da
vefât ettiği odasında defnedildi. (14)
---------------------------
(13) - Daha fazla bilgi için bak:
1 - MEHMET TAHİR BİN RIFAT,MENAKIB-I ŞEYH HACE MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİ MELÂMET
VE BEYANI AHVALİ MELÂMİYYE.
2 - ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER, 1930 İstanbul.
3 - YUSUF ZİYA İNAN, Seyyid'ül Melâmi MUHAMMED NÛR'ül ARABİ - hayatı -
şahsiyeti - eserleri. 1971, İstanbul.
4 - YUSUF ZİYA İNAN, İslâm ışığında yeni bir insancıl felsefe: MELÂMET,
1975, İstanbul.
(14) - Yusuf Ziya İnan, Seyyid'ül Melâmi Muhammed Nûr'ül Arabi ( hayatı -
şahsiyeti - eserleri : 1813 - 1887 ), 1971, İstanbul
Sayfa : 11 - 26
İSLÂMDA MELÂMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ.
Yusuf Ziya İNAN / 1976

MELAMİLİK VE MELAMİLER - ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI
Yazarı:
ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: PAN YAYINCILIK
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1992
Dili: Türkçe
Açıklama: Melamilik, tasavvufa ve tarikatlara karşı, İslamiyetin ilk
dönemlerinde ortaya çıkan ve yüzyılımıza kadar devam eden bir reaksiyon...
Sufilerin bir kısmının "en yüksek makam" saydığı, bir tür gizli inanç
sistemi... Şarkiyat biliminin zirvelerinden Abdülbaki Gölpınarlı'nın
(1900-1982), ilk baskısı 1931'de yapılan "Melamilik ve Melamiler"i bu konuda
yazılmış tek eser ve günümüzde de hala tek ana kaynak... İlk baskısı bugün
"nadir" bir kitap olan "Melamilik ve Melamiler"in bu yayını, yazarının kendi
nüshasının bir tıpkıbasımı... Gölpınarlı'nın yaptığı düzeltmeler aynen
korunuyor, sayfa kenarlarına aldığı notlar muhafaza ediliyor ve bunların
yeni yazıya çevirileri veriliyor... Bir yazarın, Gölpınarlı'nın ölümünden
sonra da dediği gibi, "Abdülbaki'den kalan ışıklar, daha çok uzun süre, o
yollarda dolaşmak isteyenleri karanlık labirentlerde tökezlemekten
kurtaracaktır..."
Melamilik, tasavvufa ve tarikatlara karşı, İslamiyetin ilk dönemlerinde
ortaya çıkan ve yüzyılımıza kadar devam eden bir reaksiyon... Sufilerin bir
kısmının "en yüksek makam" saydığı, bir tür gizli inanç sistemi...
Şarkiyat biliminin zirvelerinden Abdülbaki Gölpınarlı'nın (1900-1982), ilk
baskısı 1931'de yapılan "Melamilik ve Melamiler"i bu konuda yazılmış tek
eser ve günümüzde de hala tek ana kaynak...
İlk baskısı bugün "nadir" bir kitap olan "Melamilik ve Melamiler"in bu
yayını, yazarının kendi nüshasının bir tıpkıbasımı... Gölpınarlı'nın yaptığı
düzeltmeler aynen korunuyor, sayfa kenarlarına aldığı notlar muhafaza
ediliyor ve bunların yeni yazıya çevirileri veriliyor...
Bir yazarın, Gölpınarlı'nın ölümünden sonra da dediği gibi, "Abdülbaki'den
kalan ışıklar, daha çok uzun süre, o yollarda dolaşmak isteyenleri karanlık
labirentlerde tökezlemekten kurtaracaktır..."
Kitaptan Bir Bölüm
Her yazara nasib olmayacak böyle bir şeyi, Abdülbaki Gölpınarlı sağlığında
gördü... "Melamilik ve Melamiler", yayınlanmasının üzerinden 61,
Gölpınarlı'nın vefatının üzerinden de 10 yıl geçmesine rağmen, hâlâ
konusundaki tek ana kaynak. Verdiği bilgilere diğer araştırıcılar tarafından
hiçbir yeni bilgi eklenmedi, sadece ondan alıntılar veya ona atıflar
yapıldı.
Bu kitabı böylesine önemli yapan ve başarılı kılan sebep, Melamiliğin
Gölpınarlı için sadece bir araştırma konusu değil, bir hayat felsefesi
olmasıydı. Melamilik, onun yaşadığı çevreydi, inandığı doktrindi ve bu
kitabı yazarken, mezuniyet tezi olarak üzerine aldığı bir vazifeyi yerine
getirmiyor, bir yerde kendi hayat felsefesini kaleme alıyordu... Bir Hamza
Bali'ye, bir İdris-i Muhtefi'ye veya 20. yüzyılın bilinen son Melami kutbu
Seyyid Abdülkadir-i Belhi'ye bağlılığı hayatı boyunca sürdü. Gerçi bütün
eserlerini Türkçe'ye çevirdiği Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye de her şeyiyle
bağlıydı, hilafet ve destar sahibi bir Mevleviydi ama Melamilik onun için
başka bir şeydi, bir hayat tarzıydı. Zaten Melamiliğin bir tarikat değil,
bir yaşam biçimi olduğunu söylerdi hep. Mezar taşının "bî ser-u pâ" -başsız
ayaksız- bir Melami taşı olmasını istemesi de, bu inancının hayatının sonuna
kadar devam ettiğini gösterir.
"Melâmet... tasavvuf ehline karşı çıkan bir zümrenin benimsediği yoldur.
...Melâmetî, ululuktan, davadan, kendini göstermekten, halkın sevgi ve
saygısını kazanmak kaydından geçen, kerameti, insana benlik verdiği için
erkeklerin hayız görmesi sayan, kendini herkesten aşağı, herkesi kendinden
üstün gören, giyim-kuşam özelliğiyle, tekkeyle, vakıftan hazır yemekle,
zikirle, vecde gelip bağırıp çağırmayla kendisini göstermeye çalışmayan,
halktan hiçbir suretle ayrılmayan, kazancıyla geçinen, iç yüzden Hak'la, dış
yüzden halkla beraber olan, hattâ halkın saygısını, sevgisini bir kayıt
bildiğinden, nafile ibadetlerini bile gizleyen, buna karşılık, onların
kınamasından ürkmeyen, hattâ hattâ, bu yüzden de halka kendisini kötü
gösteren kişidir..."
440 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-765-217-2; Boyut: 16cm x 23cm; Baskı
Tarihi: 1992
Özgün Dili: Türkçe

Bilim adamı olmayanlar için tasarlanmış, Altı
Kolay Parça tüm zamanların en büyük öğretmenlerinden birinin fizik dünyasına
benzersiz bir giriştir. Altı Kolay Parça"Eğer bir kitap bilim adamlarının
bir sonraki kuşağına geçebilseydi o hiç kuşkusuz Altı Kolay Parça olurdu." -
New Scientist'de John Gribbin-"Genel okuyucu için çok ulaşılabilir, "kolay
parçalar" [ünlü Lectureson Physics'ten alınmış] fiziğin temel konuları ve
onun öteki bilimlerle ilişkisi üzerine yazılmış nefis denemeler sunuyor."-
Choice-"Fiziğin durumunun özentisizi klasik bir anlatımı."- The Reader's
Review-Fizik profesörleri ve öğrencileri arasında ona dillere destan
konumunu kazandıran, Feynman'ın sıra dışı öğretme yöntemiydi. Feynman,
1961'den 1963'e kadar, California Teknoloji Enstitüsü'nde dünya çevresinde
fizik öğretimini devrimleştiren bir dizi ders verdi. Bu ünlü Lectures on
physics (Fizik Dersleri)'nden alınmış Altı Kolay Parça bu diziden en kolay
ulaşılabilir olanları sunuyor. Bu altı bölümde, Feynman genel okuyucuya şu
konuları tanıyor; atomlar, basit fizik, fiziğin öteki konulara ilişkisi,
enerji, kütleçekim ve kavantum kuvvet. Taklit edilemez zekası ile Feynman
her tartışmayı denklemler ya da teknik terimler olmaksızın sunuyor.
Yazar:Richard P. Feynman
Sayfa Sayısı: 182
Dili: Türkçe
Yayınevi: Evrim Yayınevi

BAY TOMPKİNSİN SERÜVENLERİ ÖZELLİKLERİ
"Sadece eğlendirici değil, sade okuyucu bu kitaptan atom altı parçacıklar -
elektron, nötron ve diğerleri - ve onların davranışlarını belirleyen garip
kurallar hakkında çok şey öğrenebilir."
The Observer
"Hem olağanüstü şaşırtıcı hem de tümü ile bilimsel."
Scientific American
"Bilimle ilgili ve genel okuyuculara önemle salık verilri."
The Guardian

Eminim Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman
Meraklı Bir
Karakterin Serüvenleri
Richard P. Feynman
Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi
Fizikte Nobel
ödülü kazanmış olan Richard Feynman (1918-1988), aykırı serüvenleri ile
tanınmıştır. Burada kendisi, taklit edilemeyen sesi ile, Einstein ve Bohr
ile atom fiziğindeki fikir alışverişini; Yunanlı Nick ile kumar konusundaki
konuşmalarını; çok iyi saklandığı sanılan nükleer sırların bulunduğu
kasaları açışını; bongo davulu ile bir baleye eşlik edişini; çıplak bir
bayan boğa güreşçisi resmi yapışını ve başka bir çok hayrete düşürücü olayı
anlatıyor. Kısacası burada tüm farklı parlaklığı ile Feynman'ın hayatını,
-üstün bir zeka, sınırsız bir merak ve pervasızlığın patlayıcı bir
karışımını- bulacaksınız. 1940'lı yalların sonlarında yüklü parçacıkların
etkileşimini tanımlayan rolativistik kuantum kuramına, kuantum
elektrodinamiğine önemli katkılar yapmıştır. 1965 yılında Amerikan Julian
Schwinger ve Japon Sin - İtiro Tomonaga ile beraber Nobel Ödülü kazanmıştır.
Sıvı helyumun mutlak sıfıra yakın sıcaklıklardaki davranışlarını açıklamış
ve temel parçacıklar kuramında yeni gelişmelere imza atmıştır. 1963 te
yayınlanan üç ciltlik 'Fizikte Feynman Dersleri' isimli eseri o günden beri
öğrenciler kadar, öğretmenler ve araştırmacı fizikçilerin de ilgisini
çekmektedir. Zamanımızın en ünlü bilim kitaplarından biri. 'Enerji, anektod
ve hayat dolu, olay yaratan ve Birleşik Devletler'de en çok satılan bu
kitap, sizde de fizikçi olma arzusu yaratabilir.' Science Digest 'Mark Twain
geleneğinde bir hikayeci. Feynman, kahkaha ile gülerken, aynı zamanda
başınızı ellerinizin arasına alabileceğinizi ispat ediyor.' New York Times
Book Review 'Böyle kitaplar insanı baştan çıkarıp, hayatınızı yeniden
okumaya adamanızı sağlar. Bu kitap bir turnusol kağıdıdır, kahkaha atmadan
onu okuyabilen kişi aklını kaçırmış olmalı.' Los Angles Times Book Review
'Eğer fizikte veya fizikçilerde eğlenecek bir yön olmadığını düşünen
kişelerden birisi iseniz Bay Feyman ile tanışın... Şimdiye kadar bir tutam
atom ile illüzyon yapabilen en komik kişilerden birisi.' Associated Press
'Dopdolu bir bilim adamının portresini çizebilecek tek bir kitap varsa,
elinizdeki bu kitaptır.' Detroit Free Press
Çeviren: Tuncay İncesu - 362 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-078-6;
Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2000
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Surely Youre Joking, Mr. Feynman !

Yeni Başlayanlar İçin Einstein
Schwartz Mcguinness
Arka Kapak
HAYATI EN FAZLA MERAK EDİLEN, DÜNYANIN EN BÜYÜK BİLİM ADAMININ ÇARPICI
HAYATI YENİ BAŞLAYANLAR SERİSİNİN YENİ KİTABI EİNSTEİN'I TÜM YÖNLERİYLE BU
KİTABI OKUDUĞUNUZDA ÖĞRENECEKSİNİZ İLÜSTRASYONLU 1.HAMURA BASILI PIRIL PIRIL
BİR KİTAP "Einstein'ın keşiflerinin sunumu çok yaratıcı bir şekilde
verilmiştir." The Washington Post Eğlenceli, akılda kalıcı, bilgi dolu ve
son derece açık anlatımıyla Yeni Başlayanlar İçin Einstein, Einstein'ın
yaşamı ve düşüncelerini anlamak için mükemmel bir başlangıç kitabıdır. Bu
kitap Babil dönemi (matematiğin çıkış noktası) ve Etrüskler dönemi (ışığın
elle tutulabileceğini düşünmüşlerdir) kadar eskiye giderek, görecelik
teorisini olanaklı kılan elektrik akımı ve teknolojisi içindeki devrimleri
içermektedir. Gelişim süreci içinde, imparatorluk Almanya'sının
kişiliklerini etkilediği Galileo, Faraday ve Newton gibi bilim adamlarının
ışığını görürüz; neden hareketli saatler sabit saatlerden daha hızlı hareket
etmektedir ve neden hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemez; ve
Albert'ı yirminci yüzyılın en önemli denklemi olan E=mc2 denklemine götüren
düşünceler bu kitapta yer almaktadır.
Yazar:Schwartz Mcguinness
Yazar:Joseph Michael
Sayfa Sayısı: 176
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: NoktaKitap

Yaşam, Ölüm, Savaş, Barış, Bilim, Din, Tanrı ve Diğer Şeyler
Üzerine...
Çevirmen : Başak Gündüz
Albert Einstein
Sarmal Yayınevi
» Genel
Şubat 2000, ISBN: 97582048304
Bu çalışma, Einstein'ın çeşitli konular hakkında söylemiş, mektupların
yazmış ve yayın organlarında yayınlanmış fikirlerini içeriyor. Kitabın
sonunda ayrıca bir de Einstein kronolijisi yer almakta.
20. Yüzyılın en büyük bilim adamlarından olan Einstein, İsrail
Devleti’nin varlığı, Sovyetler Birliği, Nazizm’e karşı savaş ve nükleer
silah yapımı gibi çağının büyük sorunlarına ilişkin olarak kamuoyu
karşısında tutum almayı ödev bilmiştir. Nobel Fizik Ödülü’nü 1916’da alan
Einstein’ın adıyla özdeşleşen izafiyet teorisi için evrenin varoluşundan
günümüze kadar geçerliliğini kanıtlamış en temel kuram denebilir. Kitapta
yaşadığı dünyadaki sosyal gelişmelerden hiçbir zaman kopmayan Einstein’ın
yaşam, ölüm, savaş, barış, bilim, din, Tanrı ve diğer şeyler hakkındaki
görüşleri yer almakta. Kitaptan: • Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsan bir
amaca bağlan; insanlara ya da eşyalara değil. • Din olmadan bilim eksiktir;
bilim olmadan din kördür. • Hiç kimse bir kediye kuşları yakalamamayı
öğretemez. • İnsanın gerçek yüceliğine giden sadece bir yol vardır: Oda
zorluklar okulundan geçer. • Korku ve ahmaklık, her zaman birçok insan
hareketinin temellerini oluşturmuştur. • Sadece kişisel bir tanrıya
inanmamak kesinlikle felsefi değildir. • Ben koyu bir dindar inançsızım. Bu
bir bakıma yeni bir tür dindir. • Bana göre milliyetçilik, militarizm ve
saldırganlığın idealist bir bahanesinden başka bir şey değildir.
Diğer yorum:
Tıpkı her dokunduğunu altın yapan adam gibi benimle herşey gazete haberi
haline geliyor.Ben gelecek için hiç endişe duymadım. O yeterince hızlı
geliyor.Milliyetçilik bir çocuk hastalığıdır, insanlığın kızamığıdır.Benim
fikrime göre savaşta öldürmek sıradan cinayet işelemekten bir nebze bile
daha erdemli değildir.Ahlaklılık son derece önemlidir -ama bizim için, tanrı
için değil.Eğer ödenecek bir bedel yoksa bir değer de yoktur.Bana göre
milliyetçilik, militarizm ve saldırganlığın idealist bir bahanesinden başka
bir şey değildir.Ben hiç bir zaman bir komünist olmadım. Ama eğer olsaydım
bundan utanç duymazdım.Örgütlü din eğer yandaşlarının niyet ve enerjilerini
kabaran hoşgörüsüzlüğe karşı harekete geçirmeye adarsa son savaşta yitirdiği
saygınlığın bir bölümünü yeniden kazanabilir.
Kozmos'tan Kuantum'a 2
ISBN:
9755534059
Kuantum
Teorisi'nin başlamasına neden olan, fakat sonra onun karşısına geçen
Einstein 1926'da; "Tanrı evrenle zar atmaz", ona karşılık veren Bohr: "Albert,
Tanrı'ya ne yapması gerektiğini söyleme" dedi. Evet, Bohr haklıydı ve Tanrı
atomun içindeki parçacıkları, ışığa, o akıl almaz özellikleri vermişti.Penzias
ve Wilson, 1964'te boynuz şeklindeki antenleriyle galaksinin
derinliklerinden gelen radyo dalgalarını ölçüyorlardı. Antenlerinde devamlı
cızırdayan alışılmadık bir parazitle karşılaştılar. Evrenin her yönünden
aynı şiddette gelen bu inatçı parazitin anten tellerine konan güvercinlerden
kaynaklandığını sandılar. Sonra bunun, bundan 15 milyar yıl önce meydana
gelmiş Big Bang'in günümüze kadar uzanmış bir kalıntısı olduğu anlaşıldı.
Kırıntı, evrenin bir patlama ile başladığının bir ispatı olmuştu...Görevi
manastırının arkasındaki bostanda fasulye yetiştirmek olan Mendel, biri uzun
diğeri kısa iki tür fasulyeyi dölledi. Çıkan yeni fasulyelerin tamamı
uzundu. Bu uzun melez fasulyeleri de birbiri ile dölleyince sonuçta, yeni
fasulyelerin dörtte üçü uzun, dörtte biri kısa oldu. 1856'da Mendel'in henüz
DNA'dan haberi yoktu ve bu durumu izah edememişti.İnsan soyu 4 milyon yıl
önce dik durmayı öğrendi. Bu, insanlık tarihindeki en önemli gelişmeydi.
Eller serbest kalınca, iş yapmaya başladı, avlandı, ateşi çıkardı, aleti
yaptı..Bundan 2600 yıl önce evreni, maddeyi ve canlı yaşamı düşünmeye
başladı. Galileo'lar, Newton'lar, Einstein'lar çıktı... Sonuçta, Büyük
Patlama'nın birinci saniyesinin trilyonlarca birinden bugüne, bugünden bir
karadeliğin tekillik noktasına, bir metrenin trilyonlarca birinden bir
kilometrenin trilyonlarca katına kadar olan aralıklardaki bütün doğa
olaylarını çözdü...İnsanoğlu şimdi, genome projesi ile kendini tanıma, uzay
projeleri ile Mars'ta koloniler kurma çabası içinde...

Fizikte Felsefi Kavramlar 1 Felsefe ve Bilimsel
Kurumlar Arasındaki Tarihsel İlişki
James T. Cushing
Sabancı Üniversitesi
Fizikte Felsefi Kavramlar, bilimdeki ilerlemeleri, oluşturdukları tarihsel
ve düşünsel ortamları göz önünde tutarak ele alıyor. Bilimsel bilgi, zaman
içinde kabul edilegelen kesinliği ve nesnel keşif yöntemi yüzünden, özünde
diğer bilgi çeşitlerinden farklı olarak algılanır. Birçokları tarafından
anlaşılan haliyle fizik ve felsefe, herhangi iki entelektüel disiplinin
birbirlerinden uzak olabileceği kadar ayrı durdukları izlenimini verir.
Bununla birlikte kitapta, fizik ve felsefenin bugüne dek gösterdikleri ve
hala da sürdürdükleri, gelişimleriyle ilgili karşılıklı etkiler örnekleriyle
açıklanıyor. Temel düşünsel sorunlar, tarihsel bağlamda ve konuyla ilgili
bilimsel etkinliğin asıl içeriğine sadık kalınarak ele alınıyor. Kitabın
önemli amaçlarından biri de düşünsel olarak göz önünde tutulanların, bilimin
asıl uygulamasında ve bilimsel kuramların yapımında oynadıkları esas rolün
okuyucunun zihnine kazınması.
Çeviren: B. Özgür Sarıoğlu - 302 sayfa, İTHAL. hamur, ISBN: 9758362291;
Boyut: 15,5x22 cm
Özgün Dili: İngilizce
Fizikte Felsefi Kavramlar-2 "Felsefe ve Bilimsel
Kuramlar Arasındaki Tarihsel İlişki"
James T. Cushing
Fizikte Felsefi Kavramlar, bilimdeki ilerlemeleri, oluştukları tarihi ve
düşünsel zeminleri göz önünde tutarak ele alıyor. Okurlara, daha öncesinde
yalnızca bilimin geleneksel olarak anlatılagelen öyküleriyle verilen bakış
açısından ya da geçmişe dönüp baktıklarında fen derslerindeki ödev ve
çalışmalarda edindiklerinden biliyor olabilecekleri, bilimsel bir atılımın
doğası üzerine derinlemesine düşünme fırsatı veriliyor. Önemli bir amaç,
düşünsel olarak göz önünde tutulanların, bilimin asıl uygulamasında ve
bilimsel kuramların yapımında oynadıkları temel ve göz ardı edilemez rolün
okuyucunun zihnine kazınmasıdır.
Bilimsel bilgi sık sık, kabul edilegelen kesinliği ve nesnel keşif yöntemi
yüzünden, özünde diğer bilgi çeşitlerinden farklı olarak görülür. Birçokları
tarafından anlaşılan haliyle fizik ve felsefe, birbirlerinden herhangi iki
entelektüel disiplinin uzak olabilecekleri kadar ayrık oldukları izlenimi
verebilir. Bununla birlikte bu kitap, fizik ve felsefenin birbirleri üzerine
bugüne dek yaptıkları ve hâlâ da yapmayı sürdürdükleri, gelişimleriyle
ilgili karşılıklı etkileri örnekleriyle gösteriyor. Temel düşünsel sorunlar,
özgül tarihi bağlama ve konuyla ilgili bilimsel etkinliğin asıl içeriğine
sıkı sıkıya bağlı kalınarak ele alınıyor.
Önce, modern bilimin eski çağlardaki ve en başlardaki tarihi için gerekli
bir giriş sunuluyor; ancak bu sırada yirminci yüzyıl fiziğini önceki
yüzyıllardakinden ayıran olaylara, yani göreliliğe ve özellikle kuantum
mekaniğine özel vurgu yapılıyor. Okurun temel klasik fizik üzerine az da
olsa belli bir bilgi birikimi olduğu varsayılıyor, ancak görelilik ya da
kuantum mekaniği konusunda herhangi bir bilgiye sahip olmadığı kabul
ediliyor.
Bu kitap, daha öncesinde fiziğe giriş seviyesinde bir ders almış olan; fen,
mühendislik, felsefe ve sosyal bilimler öğrencilerine, felsefenin fizikle
olan ilişkisine ilgi duyan bilim insanlarına ve bilim felsefecilerine
özellikle ilginç gelecektir. Ayrıca bilim felsefesi konusunda üniversite
üçüncü/dördüncü sınıflarda okutulacak bir derste kaynak kitap olarak da
kullanılabilir.
Bilim Merakı
Yurdaer İhsan Aksoy
Resif Kitap / Yayınevi Genel Dizisi
“Titiz, incelikli, meraklı ve ilginç bir çalışma.”
Cumhuriyet Bilim Teknik
“Karabarutla böyle haşır neşir
olduğum günlerden birinde, o zamanlar çok popüler olan Alman V.2 roketinden
aldığım ilhamla bir arkadaşımın babası olan mahallemizdeki sobacıya bir de
roket yaptırmıştım...
Eksozundan alev ve duman fışkıran
roketim önce iki ayağı üzerinde yavaş yavaş yükselir gibi oldu ki bu benim
için harika bir manzaraydı, ancak hemen sonra ayaklarını tutan lehimler
eridi, roket yan yatıp terasın zemininde bir duvardan diğer duvara alevler
içinde çılgınca gidip gelmeye başladı ve akabinde bütün lehimler eriyince,
gövdeyi oluşturan silindir de ‘kabak’ gibi açıldı.
Ağustos ayının boğucu sıcak
günlerinde terasımızdan sık sık yükselen yoğun, siyah duman bulutlarını
korkuyla izlemekte olan komşularımız, bu çılgın küçük adam bir gün
evlerimizi yakacak diye ayaklandılar. Sonuçta babam da deney malzemelerime
el koydu ve beni bir daha böyle işler yapmaktan men etti.
Ben yine
de yılmadım, dikkat çekmemek için bu sefer dumansız barut yapmaya
kalkıştım...”
Anılarla
bezeli samimi anlatımıyla
Yuşa
Tepesi’nden
Ay’ın Karanlık Tarafı’na,
Alfabe’nin Kökenleri’nden
Evrendeki Zeki Hayat’a,
Aydınlığa Yürüyüş’te
herkesin faydalanabileceği bir rehber kitap...
Türkçe
320 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9786054090013
2009
1. Bölüm: Bilim Merakı
Gençlik yıllarımdan beri; İlkçağ
ve Ortaçağ tarihlerine, mitolojiye, arkeolojiye, paleontolojiye,
biyolojiye, kimya ve fizik bilimlerine ve özellikle astronomiye merak
duyarım. Astronomiye olan merakım ortaokul yıllarımda, ileri görüşlü bir
akrabamızın bana 6x30 bir dürbün hediye etmesiyle başlar.
15,16 yaşlarındaydım; geceleri
elimde bu dürbünle evimizin çatı katından dama çıkar, kiremitlerin üzerine
sırtüstü yatarak yıldızlara bakardım. O yıllarda Istanbul’da gökyüzü henüz
hava ve ışık kirliliği ile puslanmadığından bugünkünden çok daha fazla
sayıda yıldız görmek mümkündü.
Önce, elime geçen gökyüzü
haritalarından faydalanarak kuzey yarımkürenin parlak yıldızlarının ve
bunların içinde yer aldığı takımyıldızların (burçların) isimlerini ve
konumlarını hafızama kaydetmiştim.
Bu gözlemleri yaparken ara sıra
dürbünün netlik ayarını bozardım. Bu sayede yıldızlar ışıklı noktalar
yerine mavi, beyaz, sarı, turuncu veya kırmızı ışık diskleri olarak
görünürlerdi ki bu benim için ilginç bir tecrübeydi. Bu vesileyle
yıldızların renklerinin yaşlandıkça mavi beyazdan kırmızıya doğru
değiştiğini öğrenmiştim. Yaz aylarında güney ufkunun üzerinde yer alan
Scorpion (Akrep) burcunun en parlak yıldızı olan Antares ile kış
gecelerini süsleyen Orion (Avcı) burcundaki Betelgeuse yıldızı, yaşları
ilerlemiş kırmızı birer devdiler. Lyra (Çalgı) burcunun en parlak yıldızı
Vega ile Cygnus (Kuğu) burcundaki Deneb, mavi beyaz genç yıldızlardı.
Güneş’imiz ise orta yaşlarına gelmiş sarı bir yıldızdır.
Hayal dünyama kâinatın ihtişamını
ve sonsuzluğunu yansıtan bu gözlemlere bir süre devam ettim. Ancak,
sonunda komşular geceleri elinde dürbünle dama çıkan genci fark ettiler ve
genelde bu gibi bilimsel heves ve meraklara yabancı insanlar olduğumuzdan
beni yanlış anlamaları ihtimali belirdi. Bunun üzerine astronomi
gözlemlerime son vermek zorunda kaldım. Bugün de zaman zaman evimin
balkonundan veya arkadaki bahçeden özellikle kış aylarında dürbün ve
teleskopla yıldızlara bakmaya devam ediyorum. Gökyüzü kış mevsiminde yaza
nazaran daha ilginç burç ve yıldızlarla bezenmiştir. Bunların arasında
bilhassa Orion burcundaki bulutsuya dürbünle bakmak bana hâlâ heyecan
verir. Yaz aylarında ise Samanyolu’nun güney ufkunun üstünde kalan
yıldızlar ve bulutsularla dolu bölgelerine kentin ışıklarından uzakta bir
yerden dürbünle bakmak ayrı bir zevktir. Aynı anda bütün kentte elektrik
kesilmesi olayları gibi istisnai haller dışında, artık Istanbul’dan
Samanyolu’nu görmek mümkün olmadığından, kent ışıklarının nispeten zayıf
olduğu tatil yörelerine giderken teleskop ve dürbünümü de daima yanıma
alırım.
Kaldığımız yerden devam edelim.
Bir süre sonra, bu sefer harçlıklarımı biriktirip Bitpazarı’ndan bir
mikroskop edindim. 400 defa büyüten bu küçük mikroskopumla elime geçen,
bakılabilecek her şeye bakardım. Ara sıra da içinde su dolu bir kaba
patates kabukları atar ve birkaç gün bekletirdim. Üç ile dört gün sonra bu
suda patatesin nişastasıyla beslenen çeşitli türden tekhücreli minik
canlılar üremeye başlardı. Mikroskopla bunları izlemekten büyük zevk alır,
tam bu sıralarda okumakta olduğum
“Mikrop Avcıları”(1)
isimli harika kitaptan aldığım ilhamlarla, zavallıları kendimce deneylere
de alet ederdim; mesela mikroskopumun lamı üzerindeki bir damlalık
dünyalarına ben de bir damla kolonya ekler ve suyun içinde o ana kadar
sağa sola koşuşturmakta olan bu minik canlıların bir anda hareketsiz
kalışlarını izlerdim.
Ya da içinde yaşadıkları su
damlasına küçük bir büyüteçle güneş ışınlarını odaklar, hızla buharlaşan
suda kümelenip cansız bir yığın haline gelişlerini gözlerdim. Bu mikroplar
arasında oval şeklinde olan bir türü vardı ki üzerindeki su basıncı
kalktığı anda balon gibi şişer ve akabinde adeta patlayarak şekilsiz bir
madde yığını halini alırdı.
Bu gözlemlerimi yaz günlerinde
yaptığımda, bu mikrop dolu su damlasının benim herhangi bir müdahaleme
ihtiyaç kalmadan da yavaş yavaş buharlaştığını izlemek mümkün olurdu.
Bu esnada bir şey dikkatimi
çekerdi; su damlasının hacmi azaldıkça minik canlıları adeta bir telaş
alır, sudaki hareketleri, sağa sola koşuşturmaları giderek hızlanırdı.
Bunu ilk fark ettiğimde olayı, bu garibanların yaklaşan tehlikeyi
hissederek huzursuzlanıp paniğe kapıldıkları şeklinde yorumlamıştım.
Vücutlarındaki özel organlar vasıtasıyla suda oluşturdukları titreşimler
gözleri olmayan bu canlı organizmalar için bulundukları çevreyle, olmazsa
olmaz haberleşme vasıtalarıydılar ki söz konusu organlar ekseriya
vücutlarını sardığını gördüğüm ince kıllardan ya da kamçı şeklinde
kuyruklarından ibaretti ve suda bu uzantıları sayesinde hareket
etmekteydiler.
Bu yaratıkların arasında; tüylerin
çevrelediği oval bir forma sahip olanları sayıca çoğunluğu
oluşturmaktaydılar ve ders kitaplarından öğrendiğime göre bunlara bilim
âleminde genel olarak paramecium (paramezyum - terliksi hayvan) adı
verilmekteydi.
Bu canlıların yüzerlerken kılları
ya da kuyrukları vasıtasıyla yarattıkları titreşimler, sudaki diğer
canlılardan, cansız varlıklardan ve en sonunda su damlasının hudutlarından
geriye yansımakta, yansıyan titreşimler yine kendileri tarafından
algılanmakta ve bu bilgiler mutlaka bir şekilde değerlendirilmekteydi.
Damlanın giderek buharlaşması neticesinde dünyalarının sınırları
küçülmekte, onlar da yaklaşan sonlarını herhalde, titreşim yansımaları
arasında giderek azalan zaman farkları sayesinde hissedebilmektedirler
diye düşünmekteydim ki işin içine soyut bir “hissetme” kavramı
karıştığından bu aslında pek de bilimsel bir çözümleme değildi.
Bu noktada insan; hacmi giderek
azalan su damlasındaki bu davranışlarına bakarak bu küçük canlıların da
tıpkı bizlerin olduğu gibi, kendilerine has “konfor alanları” olabilir mi
diye düşünmekten kendini alamıyor.
Bu gözlemlerim sırasında fark
ettiğim bir diğer olay da, bu canlıların bazılarının ortalarından kemerle
sıkılmış gibi dolaşmakta olduklarıydı. Böylelerini izlemeye devam
ettiğimde sıkılmanın giderek arttığını, sonunda canlının ikiye ayrıldığını
ve artık iki ayrı canlı halinde hayatlarına devam ettiklerini görürdüm ki
bu, mikropların kitaplarda okuduğum üreme yollarından biriydi.
Bu çalışmalarım sırasında,
mikroplarla dolu bir su damlasını bir devaynası kullanmak suretiyle
büyüterek duvara yansıtmayı ve bu minik canlıların hareketlerini duvarda
izlemeyi de öğrenmiştim.
Neticede bütün bu işleri bir bilim
adamı ciddiyeti içinde ve sadece merak saikasıyla yapmaktaydım, amacım
onlara eziyet etmek değildi.
Şimdi daha kaliteli mikroskoplarım
var, zaman zaman yine sade suya patates kabukları atarak çoğalttığım bu
eski tanıdıkları seyretmekten hâlâ zevk alıyorum, ancak artık sadece
seyretmekle yetiniyorum, zira eksi 273 santigrad dereceden milyonlarca
derecelere kadar varan sıcaklıkların hüküm sürdüğü kendisine düşman bir
evrende, ıslak bir toz zerresi üzerinde ve sadece yüz santigrad derecelik
dar bir hararet bandı içinde mevcudiyetini sürdürmeye çalışan hayatiyet
dediğimiz harika organizasyona olan saygım ve hayranlığım geçen yıllarla
birlikte daha da artmış bulunuyor.
Bu kısa felsefi mülahazalardan
sonra tekrar konumuza dönelim:
Bir süre sonra, seramik kapta
nişastayla beslenen bu temiz canlıları kendi hallerine bırakıp bunların
bataklık sularında yaşayan yoksul akrabalarıyla ilgilenmeye başladım.
Bataklık sularında çok daha değişik türlerde tekhücreli ya da çok hücreli
mikroskopik canlıların yaşamakta olduklarını keşfetmiştim.
Hafta sonları ailece yaptığımız
kır gezmelerinde karşılaştığım pis su birikintilerinden küçük ilaç
şişeleri içinde eve taşıdığım kötü kokulu örnekler odamdaki kütüphanenin
raflarını doldurmaya başlamıştı ki babam işe el koydu ve, “Bir türlü
çocukluktan kurtulamadın, hâlâ ipe sapa gelmeyen, para getirmeyecek fuzuli
işlerle uğraşıyorsun, epeyi zamandan beri sıtmanın ilacı da bulunduğuna
göre senin ne yapmak istediğini anlamak mümkün değil, bu bataklık
sularıyla bir gün eve kolera getireceksin, hepimiz kırılacağız, derhal bu
şişeleri at!”dedi. Babamın bu konuda kötü anıları vardı, çocukluğunun
geçtiği Girit’te sıtma ve kolera salgınlarını yaşadığı için mikrop
denildiğinde hep bu iki hastalık aklına gelirdi.
Bu olay benim bilim yolunda ikinci
hüsranım oldu. Ama yılmadım, bu defa fizik bilimine merak sardım.
O zamanlar Beyazıt semtinde
bulunan, ancak günümüzde izi bile kalmayan Bitpazarı’ndan, Boğaz
vapurlarında geceleri yollarını aydınlatmak amacıyla kullanılan
projektörlerin çıkma kömürlerini satın alır, bunlarla evde kendimce küçük
projektörler yapardım. Söz konusu artık kömürler 15 ile 20 santim
uzunluğunda ve 1 ile 1.5 santim çapında silindir formunda grafit
çubuklardı. Bu amaçla tahtadan kalıplar yaparak alçıdan kutular hazırlar,
elektrik kablolarıyla ortalarından şehir cereyanı bağladığım iki kömürü bu
kutuların duvarlarında açtığım uygun çaptaki deliklere aralarında bir, iki
santimetre kalacak şekilde karşılıklı olarak yerleştirirdim. Bundan sonra,
elektrik devresini açar ve yalıtkan malzemelerle tuttuğum her iki kömürü,
birbirine hafifçe değecek şekilde yaklaştırarak aralarında küçük bir
elektrik arkı oluşmasını sağlardım, ark oluşur oluşmaz da kömürlerin
arasını yavaş yavaş bir santim kadar açmak suretiyle arkın şiddetini
arttırırdım. Ancak bu esnada hızlı hareket ederek arayı fazla açtığım
takdirde ark hemen sönerdi. Zamanla bu konuda el melekesi kazanmıştım.
Yaptığım
ve bir çukurayna ile tamamladığım bu düzenekleri, projektör olarak
geceleri terasta etrafı aydınlatmanın yanında, yine alçıdan yaptığım
potalarda kurşun, lehim ve benzeri maddeleri eritmek amacıyla da
kullanmaktaydım. Nitekim, sanayide maden eritmek amacıyla kullanılan
elektrik fırınları da benzer şekilde çalışırlar.
Bu deneyler, işin içinde şehir
şebeke cereyanı olduğundan ciddi tehlikeler taşımaktaydı, ilaveten ark
ışığı elektrik kaynağında olduğu gibi çıplak göz için zararlı da
olabilmekteydi. Dolayısıyla gençlere bu gibi deneylere girişmelerini
önermem.
Yine o yıllarda bir de endüksiyon
bobini yapmıştım ki bu çalışmamdan da “Evrenin Titreşimleri” başlıklı
yazıda detaylı olarak
bahsedilmektedir.
Daha sonraları kimyaya da merak
sardım. Mısır Çarşısı’ndaki aktarlardan aldığım güherçile ile toz kükürdü,
mahallenin kömürcüsünden aldığım odun kömürüyle karıştırıp karabarut
deneylerine başladım. Bilindiği gibi karabarutu Çinliler’in icat ettiği
söylenir. Bir başka rivayete göre de karabarutu Alman keşiş Berthold
Schwartz icat etmiştir, bir alakası var mı, bilmiyorum ama, schwartz (şıvarts),
Almanca’da siyah demektir ve bu barutun rengi de, hazırlanışında
kullanılan odun kömüründen ötürü siyaha yakın bir gridir.
Güherçile; kimyasal olarak
sodyumnitrat ya da potasyumnitrat’tan ibarettir. Beyaz bir toz halindeki
bu madde ile toz kükürdü, dövüp ince toz haline getirdiğiniz odun
kömürüyle karıştırarak ateşlerseniz şiddetle yanar ve bu esnada yoğun
siyah bir duman çıkar. Bu karışımı kapalı bir kap içinde tutuşturursanız,
patlar.
Barutla deneylerimi yaparken bu üç
maddeden değişik miktarlarda kullanmak suretiyle, yandığında en az duman
çıkaran karışımı oluşturmaya çalışırdım. Zira en az duman veren karışımın,
kömürdeki karbonun tamamının yandığı anlamına geldiğinden, en verimli
çözüm olduğuna inanmaktaydım.
Bir seferinde mikroskopumun lamı
üzerinde bu üç kimyasal maddeden yan yana duracak şekilde birer minik öbek
oluşturmuş ve bunlara alevsiz bir ısı kaynağı yaklaştırarak ne olacağına
bakmıştım. O zaman bana, ısının etkisiyle bu üç öbekteki maddeler
birbirlerine doğru hareketlendiler gibi gelmişti, ancak şimdi bundan pek
emin değilim.
Sık sık uğrar olduğum Mısır
Çarşısı’ndaki aktar bir gün geldi, işin vahametini kavradı ve, “Bana bak
çocuk, sen bu güherçileyle barut yapıyorsun, senin yüzünden başımı belaya
sokmaya hiç niyetim yok, bir daha sana güherçile, müherçile vermiyorum,
artık gelme.”dedi. Güherçileden ev ilaçları da yapılmakta olduğundan ben
de bu maddeyi temin edebilmek için aktara anneannemi göndermeye başladım.
Karabarutla böyle haşır neşir
olduğum günlerden birinde, o zamanlar çok popüler olan Alman V2 roketinden
aldığım ilhamla bir arkadaşımın babası olan mahallemizdeki sobacıya bir de
roket yaptırmıştım. O yıllarda Istanbul’da kalorifer kullanımı yaygın
değildi ve sobacılık itibarlı meslekler arasındaydı.
Gövdesi silindir ve her iki ucu
koni şeklinde olan bu sözde roket üç ayağı üzerinde durmaktaydı ve burnunu
oluşturan koniye, görünüşü tamamlasın diye 12’lik bir de çivi
lehimletmiştim, uç kısmı delik olan alttaki koni de eksoz lülesini
oluşturmaktaydı.
Fırlatma zamanı geldiğinde, gözüme
bayağı güzel görünen bu rokete karabarut doldurdum, eksoz lülesine
soktuğum bir maytap yardımıyla içindeki barutu ateşledim ve denemeyi
izlemek için hemen terasın camlı kapısının arkasına geçtim.
Eksozundan alev ve duman fışkıran
roketim önce iki ayağı üzerinde yavaş yavaş yükselir gibi oldu ki bu benim
için harika bir manzaraydı, ancak hemen sonra ayaklarını tutan lehimler
eridi, roket yan yatıp terasın zemininde bir duvardan diğer duvara alevler
içinde çılgınca gidip gelmeye başladı ve akabinde bütün lehimler eriyince,
gövdeyi oluşturan silindir de “kabak” gibi açıldı.
Bu da benim için bir yerlerim
yanmadan çok ucuza atlatılmış, faydalı bir tecrübe olmuştu.
Bu ve buna benzer karabarut
deneylerini yaz günleri evimizin terasında, tehlikesini dikkate alarak
açık ortamda ve komşuların endişeli bakışları altında
gerçekleştirmekteydim ki kısa bir süre sonra bu iş için yanlış yer
seçtiğimi anladım.
Ağustos ayının boğucu sıcak
günlerinde terasımızdan sık sık yükselen yoğun, siyah duman bulutlarını
korkuyla izlemekte olan komşularımız, bu çılgın küçük adam bir gün
evlerimizi yakacak diye ayaklandılar. Sonuçta babam da deney malzemelerime
el koydu ve beni bir daha böyle işler yapmaktan men etti.
Ben yine de yılmadım, dikkat
çekmemek için bu sefer dumansız barut yapmaya kalkıştım. Elime geçen bir
kimya kitabından öğrendiğime göre; sülfürik ve nitrik asit karışımına
gliserin katarsanız nitrogliserin yapabilirdiniz. Nitrogliserinin içine
bir parça pamuk atar ve bir süre bekletirseniz dumansız (pamuk) barutu
elde ederdiniz.
O zamanlardan aklımda kaldığına
göre nitrogliserin, 60 santigrad derecenin üzerinde fazla sıcağa gelmeyen
ve çalkalanmaması gereken patlayıcı bir sıvıdır. Isıtırsanız veya şiddetle
çalkalarsanız patlar ve etrafa zarar verir. Ilk defa 1847 yılında Italyan
bilim adamı Ascanio Sobrero tarafından keşfedilen nitrogliserini, bir
takım silisyum bazlı katkı maddeleriyle karıştırarak emniyetle
taşınabilecek ve depolanabilecek şekilde katı hale getiren ve 1867 yılında
bunun dinamit adı altında patentini alan da Isveçli meşhur bilim adamı
Alfred Nobel’dir.
Benim bu konuya ilgimin bir başka
nedeni de o sıralarda
Dehşet Yolcuları (Le Salaire de la Peur)
adında bir filmi seyretmiş olmamdı. Bu filmde şimdi ismini
hatırlayamadığım bir Güney Amerika ülkesinde tutuşan petrol kuyularını
söndürmek üzere kamyonlarla nitrogliserin taşınırken yaşanan dramatik
olaylar anlatılmaktaydı. Filmdeki esas çocuk bir kamyon şoförü idi ve
birkaç meslektaşı dağ yollarında yüklerinin patlamasıyla parçalanarak feci
şekilde can verirken, o taşıdığı nitrogliserini bin bir zahmet ve
maharetle yangın yerine ulaştırmakta ve bu işten yüklüce bir para aldıktan
sonra evine dönüş yolunda, bu başarının kendisinde yarattığı aşırı güven
sonucu kamyonuyla bir uçurumdan yuvarlanarak hayatını kaybetmekteydi.
Filmin fragmanında beyaz önlüğü ile kimyager kılığında bir adam elinde
tuttuğu deney tüpünden yere bir damla nitrogliserin damlatmakta ve
damlayan nitrogliserin büyük bir gürültüyle patlamaktaydı.
Okuduğum lisenin kimya
laboratuvarından etik olmayan yollarla bir miktar sülfürik ve nitrik
asitle gliserin temin ettim, evde kimsenin olmadığı bir gün yine terasta
bu sıvıların her birinden birer santimetre küp alarak bir deney tüpünde
birbirine karıştırdım.
Ancak bir adım sonrasını
düşünememiştim; ve sonunda, filmdeki kimyager gibi elimde bir tüp dolusu
nitrogliserin sandığım sıvıyla, aklımda filmden feci sahnelerle, ne
yapacağımı şaşırmış bir vaziyette kalakaldım. Neden sonra kendimi
toparladım ve tüpü sarsmadan büyük bir itina ile yere bir damla damlattım,
hiçbir şey olmadı.
Kimya kitabında, hazırladığınız
nitrogliserini kurutma kâğıdına emdirin ve üzerine çekiçle vurun,
patlayacaktır denilmekteydi. Bunu da yaptım, yine hiçbir şey olmadı, hatta
çekici o kadar hırsla vurmuş olmalıyım ki, terasın duvarının kenarından
bir tuğla parçası koptu, benim nitrogliserinim yine de patlamadı ve bu işe
yaramayan sıvıyı götürdüm, lavaboya döktüm.
Daha sonraları öğrendim ki bu
amaçla kullanılacak asitlerin sağlaması gereken bazı özel şartlar varmış,
lalettayin asitli sıvılara gelişigüzel gliserin ekleyerek bu işler
olmuyormuş. Ve yine öğrendim ki lalettayin pamuğu da nitrogliserine
batırmakla dumansız barut yapılamazmış, bu iş için bildiğimiz pamuğun bazı
kimyasal işlemlere tabi tutulması suretiyle elde edilen Kollodyum pamuğu
kullanılırmış.
Bu son (sözde) bilimsel çalışmam
beni öylesine kötü etkilemişti ki bir daha böyle işlere kalkışmak içimden
gelmedi.
Içinde çocukluğumun ve ilk gençlik
yıllarımın böyle iyi ve kötü olaylarla geçtiği Sultanahmet’teki o evden
eser kalmadı, şimdi yerinde bir çocuk parkı var. Terasta barut yakarken,
pencerelerinden beni korkuyla gözleyen komşu siluetleriyle hafızama
kazınmış olan tahta evleri de restore edip turistik oteller yaptılar.
Bugün geriye doğru baktığımda
artık bütün bunlar bana çocukça hevesler olarak görünüyor. Yine de böyle
bir başlangıçla herhalde başarılı bir bilim adamı olabilirdim diye
düşünüyorum, ama olamadım, uçak mühendisi oldum. Ancak bilime olan ilgim
de bugüne kadar hiç eksilmeden devam etti. Şimdilerde ise popüler bilim
adına özellikle gençler için böyle yazılar hazırlayarak bir görev yerine
getirdiğime inanıyorum ve bundan da büyük mutluluk duyuyorum.
Ve son sözüm yetişme çağında
çocuğu olan okuyuculara: Çocuklarınıza küçük bir teleskopla, 400 defa
büyüten bir mikroskop alınız ve onları bu aletleri kullanmaya özendiriniz,
bu suretle hayata bakış açıları, ileride kendilerine ve insanlığa yararlı
olacak doğrultuda şekillensin.
NOTLAR:
(1) Bir şekilde imkânım olsaydı
eğer, Amerikalı hekim Paul de Kruif’ün yazmış olduğu Mikrop Avcıları
“Microbe Hunters”
isimli kitabın gençlerde bilime karşı merak duygusu uyandırmak amacıyla,
hiç olmazsa liselerde okutulmasını sağlardım. Milli Eğitim Basımevi
tarafından 1967 yılında bastırılan ve artık sadece sahaflarda bulunabilen
söz konusu kitapta, isminden de anlaşılacağı gibi mikroskopun icadından
başlayarak günümüze kadar geçen süre içinde, mikrop adı verilen bazı
türleri yararlı, ama pek çoğu sağlığımıza zararlı olan minik canlılarla
uğraşan insanların bu yolda harcadıkları çabalar çok değişik bir üslupla
hikâye edilmektedir. Ben burada sadece bir fikir vermek üzere 380 sayfalık
bu kitaptan enteresan bulduğum birkaç konuyu kısaca aktarmakla
yetineceğim. Bu kitabın ilk mikrop avcılarından olan Hollandalı Antoni Van
Leeuwenhoeck (1632-1723) ile Italyan Lazzaro Spallanzani (1729-1799)‘ye
ayrılmış olan bölümleri bana göre özellikle ilginçtir.
Bunlardan ilki, kendi eliyle
yaptığı minik merceklerden ibaret ilkel aletlerle mikropları gören ilk
insandır. Paul de Kruif kitabında Leeuwenhoeck’ün bu keşfini nasıl
yaptığını uzun uzadıya anlattıktan sonra şöyle devam etmektedir:
“Büyük Iskender Hindistan’a kadar
gitmiş ve hiçbir Makedonyalı’nın o zamana kadar görmediği muazzam filler
keşfetmişti. Fakat Iskender için at ne idi ise, Hindular için bu filler de
o kadar tabii ve günlük şeylerdi. Caesar (Keyzar) Ingiltere’ye gitmiş ve
gözlerine inanamadığı vahşiler görmüştü. Lakin bu Britanyalı yabaniler
birbirlerine göre, Romalı komutanların Caesar için olduğu kadar tabii
idiler. Kim bilir Balboa, Pasifik okyanusunu ilk gördüğü zaman ne kadar
büyük bir gurur duymuştu? Halbuki Balboa’ya göre Akdeniz ne ise, Orta
Amerika’da yaşayan bir kırmızıderili için de Pasifik o kadar günlük ve
tabii bir manzara idi.
Fakat ya Leeuwenhoeck? Delf
şehrinin bu belediye kapıcısı, gözle görülmeyen küçük mahluklara mahsus
masal aleminin anahtar deliğine gözlerini uydurmaya muvaffak olmuştu.
Dünyanın kuruluşundan beri bunlar, kimse farkında olmadan yaşamışlar,
üremişler, döğüşmüşler ve ölmüşlerdi. Bunlar kendilerinden on milyon defa
daha iri olan insan sürüleri üzerine atılıp bütün bir ırkı mahveden
canavarlardı. Bunlar ağızlarından alev püskürten ejderhalardan ve yüz
kafalı masal canavarlarından daha korkunç yaratıklardı. Bunlar, bebekleri
ılık beşiklerinde ve kralları sağlam kalelerinde öldüren sessiz
katillerdi.
Leeuwenhoeck’ün yeryüzündeki bütün
insanlardan önce seyrettiği bu âlem, görünmeyen, değersiz, fakat amansız,
bazen de dost varlıkların dünyasıydı.”
Lazzaro Spallanzani’ye gelince:
Italya’nın Bologna kentindeki Reggio Üniversitesi’nde profesör olan bu
mikrop avcısının yaşadığı yıllarda bilim dünyasını en çok meşgul eden
konulardan biri, mikropların anne ve babalarının olup olmadığı sorusu idi.
O çağda bilim adamı geçinen pek çok insana göre mikroplar pis ortamlarda
esrarengiz bir “geliştirici kudretin” etkisiyle, cansız maddelerden ortaya
çıkmaktaydılar. Böyle düşünenlere göre yalnız mikroplar değil solucanlar,
sinekler hatta fareler bile uygun ortamlarda anne ve babaya ihtiyaç
duymadan hayata gelebilmekteydiler. “Sinek mi oluşsun istiyorsunuz, o
halde bir sığırı öldürüp sadece boynuzları dışarıda kalacak şekilde
toprağa gömün, bir ay sonra bu boynuzları kestiğinizde içinden sinek
sürüleri dışarı fırlayacaktır.” demekteydiler.
Ağzı açık bir kap içindeki et
parçasının bir süre sonra sinek üretmesi de böyle düşünenlerin verdikleri
başlıca misaller arasındaydı. Spallanzani böyle bir kabın ağzını bir
tülbentle kapatırsak ete yumurta bırakmalarını önlemek suretiyle
sineklerin oluşumunu engelleyeceğimizi gösterdi. Ancak bu yolla etin
kokuşmasını önlemek mümkün olmuyordu. Kokuşmuş etin mikroskopla tetkikinde
çok sayıda mikroplarla karşılaşılıyordu. Spallanzani’nin karşıtlarına göre
bu mikroplar da geliştirici kudretin yardımıyla yoktan var olmaktaydılar.
Ona göre ise etteki mikroplar,
dışarıdaki havadan etin üzerine düşen mikropların çocuklarıydı.
Bunu ispat için Spallanzani bir et
parçası aldı, önce üzerine bulaşmış olması muhtemel mikropları öldürmek
amacıyla bu eti bir cam kabın içinde iyice kaynattı. Sonra bu cam kabın
havasını boşaltıp ağzını da içine dışarıdan hava girmeyecek bir şekilde
ateşte eriterek kapattı. Bununla da yetinmedi, sağ kalmış olması muhtemel
mikropların da ölmesini sağlamak üzere bu haliyle kabı kaynar su içinde
bir süre bekletti. Günler geçtikten sonra kabı erittiği yerinden kırarak
açtı, mikroskopuyla yaptığı kontrolde, geçen süre zarfında dışarıdaki hava
ile ilişkisi kesilmiş olduğu için etin üzerinde mikropların oluşmadığını
ispat etti. Karşıtları da yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldılar.
Içinde tekhücreli canlıların
olduğu bir damla suya mikroskopla baktığınızda bunlardan bazılarının
ortalarından kemerle sıkılmış gibi dolaşmakta olduklarını fark edersiniz.
Böylelerini izlemeye devam ederseniz, sıkılmanın artıp giderek bölünme
halini aldığını, sonra bir an gelip canlının ortasından tamamen ikiye
bölündüğünü ve birbirinden ayrılan iki minik mikrobun artık kendi
hayatlarına devam ettiğini görürsünüz. Spallanzani’ye göre mikroplar bu
şekilde bölünerek üremekteydiler. Karşıtları ise; mikropların, aralarında
kaza eseri vuku bulan çarpışmalar nedeniyle ikiye bölünmekte olduklarını
iddia ediyorlardı.
Bunun üzerine Spallanzani şöyle
bir deney daha yaptı: Mikroskopunun lamı üzerinde, içinde mikropların
yüzdüğü bir su damlasının yanına mikropsuz bir su damlası koydu, sonra bu
iki damlayı bir iğnenin ucunu kullanarak ince bir su tüneliyle birleştirdi
ve tek bir mikrobun bu tünelden temiz su damlasına geçmesini sabırla
bekledi. Mikroplardan biri bu uzun yolculuğu gerçekleştirir
gerçekleştirmez, bir tüy parçasıyla mikroskopunun lamı üzerindeki tüneli
ortadan kaldırdı ve tek başına kalan mikrobu izlemeye başladı. Bir müddet
sonra bu münzevi mikrop ortasından ikiye ayrıldı ve bu iş bu şekilde devam
etti, birkaç saat sonra ise damla, bu tek mikroptan üreyen yeni nesil
mikroplarla dolmuştu ve Spallanzani’nin karşıtlarının bu konuda da artık
söyleyecek bir şeyleri kalmamıştı.
Bütün bunlar şimdi bize tuhaf
gelebilir, ancak batıda bilim ve uygarlık bu şekilde gelişmiştir.
Kitap daha sonra muhtelif
milletlerden Pasteur, Robert Koch, Behrings, Roux, Eliya Meçnikov, Smith,
David Bruce, Ross, Grassi, Walter Reed ve Paul Erlich isimli mikrop
avcılarının birbirinden ilginç hikâyeleriyle devam etmektedir.

Kuantum Beyin -
Bilinç-Beyin Sorununa Yeni Bilimsel Yaklaşım
Dr.Sultan Tarlacı
Bilincin bilimi ile fizik bili arasında fark var mıdır? Sinir sisteminde
kuantum mekaniği kuralları işler mi? Beyin bir bilgisayar mıdır? Fizik
yasaları bilinçli yaşamın var olması için özellikle mi tasarlanmıştır?
Doğanın çeşitli olasılıklarından biri nasıl kendini gerçek şeyler dünyasında
sabitler? Nasıl oluyor da aynı atomlar bir yerde bilinçli yapıların, başka
bir yerde cansız nesnelerin parçası olabiliyor? Atomlar ya da parçası
oldukları yapı hangi noktada bilinç ediniyor? Beyinde nasıl bir kuantum
sistemi olabilir ve beynin hangi özellikleri bunu sağlayabilir? Bilinç atom
altı düzeyde karşılığı var mıdır? Bilinci kopyalamak ve makineye aktarmak
mümkün müdür? Bilinç fizikle açıklanabilir mi? Bilincin fiziği nedir? Zihin
maddeye uzaktan etki edebilir mi? Dua ve iyi dileklerin başkasının sağlığı
üzerinde etkisi olabilir mi? Bilinç için belli kanunlar oluşturabilir mi?
Kuantum mekaniğindeki ölçme sorunu nedir? Schrödinger’in bahtsız kedisi
kaderinin kaderini ne belirler? Gözlemci bir deneye ne derece etki eder?
Deney yaparken gözlemci miyiz katılımcı mıyız? Belirsizlik gerçek midir
yoksa bizim ölçme yetersizliğimizin sonucu mudur? Bir sistemi sürekli
gözlediğinizde sabit kalabilir mi? Evren neden 3+1 boyutludur? Makroskobik
düzeyde kuantum mekaniği kuralları işler mi? Kuantum ile klasik fiziğinin
ayrım noktası nerededir? Özgür irade yanılsama mıdır? Ölçen ve ölçülen aynı
sistemler midir? Özne-nesne ilişkisi nedir? Dalga fonksiyonu nedir? Kuantum
mekaniğindeki dil sorunu nedir? Doğayı gözlemler miyiz, ona soru mu sorarız?
Yazar: Dr. Sultan Tarlacı
Yayınevi: Kendi Yayını
Sayfa sayısı: 346
ISBN: 978-605-60209-1-9
Basım tarihi: Ocak 2009

Kozmos'tan
Kuantum'a 1 Bir Patlamanın Sonuçları
Yalçın İnan
ISBN:
9755534040
Şu anda,
evrendeki yüz milyar galaksi topluluğu içinde bulunan, orta büyüklükte bir
galaksinin eteklerinde yer alan, orta ölçüde Güneş ismindeki bir yıldızın
etrafında dönen, orta boyutlardaki bir gezegenin üzerinde yaşamaktayız.
İçinde bulunduğumuz evrenin boyutlarını, galaksiler ve yıldızlar arasındaki
uzaklıkları düşündüğümüzde o evren içinde adeta bir hiçiz. Güneş sistemi
içindeki gezegenimizin boyutları, galaksimiz ve hatta en yakınımızdaki
yıldızın uzaklığı yanında çok ufak kalır. Sistemimiz içindeki en uzak
gezegen olan Plüton bizden 6 milyar kilometre, bize en yakın yıldız ise bu
mesafenin 7000 katı uzaklıktadır. Bize en yakın galaksiye ışık ancak iki
milyon yılda gidebilmektedir.Kendimizi neden Dünya adındaki bir gezegende
bulduk? Bir milyon yıl önce insan denilen canlı yoktu. Bir milyon yıl sonra
gezegenimizde insan olacak mı? Uzay neden bu kadar esrarlıdır? Evren nereden
ortaya çıktı, nereye kadar gidecek, ne zaman son bulacak ve sonra ne olacak?
Evrendeki yerimiz nedir, nereden geldik, nereye gidiyoruz?Evrenin bir
başlangıcı olduğuna göre onu başlatan bir olayın olmuş olması gerekir. Büyük
Patlama'dan önce ne vardı? Evrenin bir sonu olacaksa o sondan sonra ne
olacaktır? Kozmoloji, relativite ve kuantum mekaniği üçlüsü ile evrenin
yaradılışı incelenmektedir. Evrenin nereden geldiğini ve nasıl işlediğini
anlamak için yapılan araştırma, insanlık tarihinin en uzun süreli ve en
büyük macerasıdır. Orta ölçüdeki bir galaksinin önemsiz bir yıldızın ufak
bir gezegeninde yaşayan bir avuç insanın, tüm evreni ve sırlarını çözme
çabası inanılmaz bir olaydır.

Kara Delikler ve Evrenin Bilinmeyen Sırları
Mehmet Akyol
Evrensel Kardeşlik Yayınevi
Kara delikler nelerdir, nasıl oluşurlar, ne işe yararlar neye dönüşürler.
Yoksa gerçekten zaman veya geçiş kapılarımıdırlar.
Işık hızında seyahat eden biri gerçekten dünyadaki yaşıtından daha genç
kalabilir mi?
Işık hızından daha hızlı hareket eden varlık nedir?
Kara deliklerin ve galaksilerin oluşum ve dönüşümleri.
Yıldızların oluşum ve dönüşme şekilleri.
Güneş sistemimiz... vb.
Zamanın uzayıp, kısalıp ve sıçraması.
(Konularla ilgili renkli resimler)
Evrenle ilgili bilinmeyen çok yeni ve çok çarpıcı birçok bilgi ve sırlar bu
kitaba yazılıp açıklanmıştır.
502 sayfa, 1. hamur, ISBN: 9759754126; Boyut: 13,5x19,5 cm; Baskı Tarihi:
Haziran 2006
Özgün Dili: Türkçe

GÜNEŞ DİYE BİR YILDIZ
Yazarı: GEORGE GAMOW
Çeviren: GÜLEN AKTAŞ - REŞİT CANBEYLİ
Hazırlayan:
Yayınevi: YAZKO
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1982
Dili: Türkçe

Fiziğin F'si
Çağlar Tuncay
Arkadaş Yayınları
ODTÜ Fizik bölümü öğretim üyelerinden Doç Dr. Çağlar Tuncay, fizik eğitimi
alanların dışındakilerin pek girmeye cesaret edemediği bu alanda herkesin
keyifle okuyacağı bir eser ortaya çıkarmış. Aslında hayatımızın her anında
yer alan fizik kavramları, kuramsal olmayan bir anlatım ve terminolojiye
boğulmayan bir dil ile adeta roman sürükleyiciliğinde anlatılıyor.
Fiziğin F'si, uygarlığın ortaya çıkış nedeni sorgulamasının fizik temelinde
analizinin ardından, ilk fizikçiler ve fizik yasaları konusunda farklı bir
bakış açısıyla eşsiz bilgiler sunuyor. Fizikteki gelişmelerin ve
yeniliklerin yer aldığı bölümler, fiziğin temelleri konusunda bir başvuru
kaynağı niteliği taşıyor.
Yazarın sözleriyle; "Söylemeye gerek yok; fizik güzeldir. Dahası, uzaktan
sanıldığının tersine, hiç de zor değildir. Biraz merak ve istek duyan herkes
fiziğin temel kavram ve yasalarını, uygulamalarını, bu uygulamalardan elde
edilen yararları kolaylıkla öğrenebilir. Biraz cesaretle, duvarından atlayıp
içeri girebilir ve bu sonsuz güzellikteki bahçenin büyülü havasını derin
derin soluyarak, o birbirinden güzel kokuları içine çekebilir..."
176 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9755095110; Boyut: 14 x 22 cm; Baskı Tarihi:
Şubat 2007
Özgün Dili: Türkçe

Kuantum Fiziği:Yanılsama mı Gerçek mi?
Alastair I.m. Rae
Evrim Yayınevi
» Bilim
Çevirmen : Yurdahan Güler
Aralık 2000, 163 sayfa, ISBN: 9755030964
Albert Einstein'in çok bilinen "Tanrı zar atmaz" sözü onun bugün kuvantum
fiziği olarak bilinen bir dizi yeni bilimsel düşünceye kaynak olmuşturBu
teoriler evreni ölçümleme ya da gözlemleme girişimlerimizin kendileri
tarafından bozulan kararsız bir evren anlamında köten bir meydan okuma
sunarak Newton evreninin düzenli defterminizmine tehdit oluşturuyorlardı.Kuvantum
fiziğinin en etkileyici yönlerinden biri fiziksel dünya üzerine geleneksel
düşünme yollarımızdan büyük bir kavramsal sıçrama yapmamaızı kesin oalrak
gerektirmiş olmasıdır.Gözlemcinin kafasının biricik gerçeklik olduğu, ya da
paralel evrenlerin olabileceği yolunda uyarıcı olanaklar sunar.Alternatif
olarak, tam da onun çelişkileridir ki açık başarılarına karşın kuantum
fiziğinin gene de bize düşüncede daha öte bir devrim ve fiziksel evrenin son
ve tam kuramını düşündürebilirler.Alastair Rae'nin giriş niteliğindeki
açıklaması "bir açıklık başyapıtı" olarak sayılmıştır ve önerilen teorilere
cazip bir kılavuz sunmaktadır.
Bir yorum:
Kuantum fiziğinin o garip dünyasını biraz olsun anlayabilmek için siz de
dayanılmaz bir ihtiyaç hissediyor musunuz? Temel kuramlarını, insanları bu
garip sonuçlara götüren temel deneysel ve mantıksal verilerini merak mı
ediyorsunuz? Ya da bu alana uygun bir giriş kitabı ile başlamak mı
istersiniz? İşte size uygun kitap belki de budur. Rae, olabildiğince açık
olarak, çift yarık deneyleri, ışığın ve maddenin tuhaf doğası, ölçüm sorunu,
belirsizlik ve kuantum aygıtları gibi normalde anlaşılması zor konuları
(eğer okurken dikkatli olabilirseniz) oldukça anlaşılır şekilde açıklıyor.
Elbette piyasadaki diğer kuantum fiziği-felsefesi kitapları kadar kolay
okunan bir yapısı yok. Biraz ders kitabı havası olsa da, konunun ilginçliği
ve belki de not alma ve sınıf geçme zorunluluğu olmaması, bu kitabı daha
rahat okunabilir kılıyor… Gerçekten güzel bir kitap; en azından benim için…

Ay'a Yolculuk
Yazar:A. Necati Akgür

Evrende Yaşadığımız Yer
Güneş Sistemi
Yayınevi: Doruk Yayınları
Yazar: Osman Demircan, Gözde Bayer
Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Doğa Bilimleri
Özellikler:
Türkçe
158 s.
Açıklama:
"Evrende Yaşadığımız Yer; Güneş Sistemi" kitabı, evrenin içinde yaşadığımız
köşesini güncel bilgilerle tanıtmak amacıyla yazıldı. Kitapta aktarılan
bilgilerin büyük kısmı uzay çağında 1960'lardan sonra uzay araştırmalarıyla
elde edilmiştir. Bilgiler NASA, ESA gibi uzay merkezlerine bağlı araştırma
birimlerinin internet sayfalarından derlenmiştir. Kitap yine internet
sayfalarından derlenen 48 tane renkli resim içermektedir. Çoğu uzay
araçlarıyla yerinde milyarlarca kilometre uzaktan kumandayla çekilen bu
resimler insanoğlunun teknolojide geldiği aşamayı göstermekte ve bu uzak
dünyaları tanıtmaktadır. Ekte sunulan çok sayıda güncel çizelgeyle kitap,
aynı zamanda bir başvuru kitabı niteliği taşımaktadır.
(Arka Kapak)

Uzay ve Psikoloji
Yuri Gagarin, V. Lebedev
Süreç Yayınları
Uzay gemisi Vostok'la ilk uzay uçuşunu gerçekleştiren Y.Gagarin (1934-1968)
ve Sovyetler Birliği'nin önemli psikologlarından V. Lebedev|in hazırlamış
olduğu Uzay ve Psikoloji uzay keşiflerinin nasıl hazırlandığı, nelerin
dikkate alınması gerektiği, astronotların eğitimi vb. konuları irdeleyen bir
kitap. Uzman teknik terimlerden kaçınması, yalın ve akıcı anlatımıyla,
kendini konu hakkında hiçbir önbilgisi olmayanlara dahi rahatlıkla okutuyor.
(Arka kapaktan)
Çeviren: Sibel Özbudun - 192 sayfa, 3. hamurBoyut: 13x19,5cm; Baskı Tarihi:
1984
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Psychology and Space

Evrende Yolculuk 1 Kozmik Plan
Yayınevi: Zambak Yayınları
Yazar: Ali Ant
Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Popüler Bilim
Özellikler:
Türkçe 134 s. 1. Hamur Ciltsiz 14 x 24 cm İstanbul Ocak 2005 1. Basım Renkli
Resimli
Açıklama:
Evrende Yolculuk serisinde, bir düşünce yolculuğuna çıkacağız. En küçük
boyutlardan başlayarak, bilinen uzayın sınırlarına kadar uzanacak olan bir
düğünce yolculuğu....
Bu yolculuğun, ilk adımı olan "Kozmik Plan" kitabında, evrenin genel bir
görünümüne bakacağız, ardından gelen "Kuarklar Ülkesi"nde parçacıklar
âlemini göreceğiz, "Yaşayan. Dünyalar" da canlılar âlemini izleyeceğiz ve
son olarak da "Yıldızlar İmparatorluğu" nda yıldızlar âlemini gezeceğiz.
(Arka Kapak'tan)

Evrende Yolculuk 2 Kuarklar Ülkesi
Yayınevi: Zambak Yayınları
Yazar: Ali Ant
Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Popüler Bilim
Özellikler:
Türkçe 224 s. 1. Hamur Ciltsiz 14 x 24 cm İzmir Ocak 2005 1. Basım Renkli
Resimli
Açıklama:
Evrende Yolculuk serisinde, bir düşünce yolculuğuna çıkacağız. En küçük
boyutlardan başlayarak, bilinen uzayın sınırlarına kadar uzanacak olan bir
düğünce yolculuğu....
Bu yolculuğun, ilk adımı olan "Kozmik Plan" kitabında, evrenin genel bir
görünümüne bakacağız, ardından gelen "Kuarklar Ülkesi"nde parçacıklar
âlemini göreceğiz, "Yaşayan. Dünyalar" da canlılar âlemini izleyeceğiz ve
son olarak da "Yıldızlar İmparatorluğu" nda yıldızlar âlemini gezeceğiz.
(Arka Kapak'tan)

Maddenin Özü Elemenler Atomlar, Kuarklar ve Periyodik Cetvel
Yayınevi: Samsara Kitapları
Yazar:
Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Popüler Bilim
Özellikler:
Kasım 2003 Türkçe İstanbul 2. Hamur 64 s. Resimli 14 x 17 cm
Açıklama:
Tek bir atoma yakından bakacak olursak, bizi ilk şaşırtan şey onun başlıca
boş uzamdan oluştuğunu görmek olacaktır. Dönüp duran elektronlar, merkezde
yer alan ve girdap gibi dönen enerjiden oluşmuş bir galaksinin ortasındaki
ufacık bir nokta olan bir çekirdeğin çevresinde karmaşık ağlar örerler.
Burada bile sadece yüzeyi kazımış oluyoruz; onun da ötesinde, kuralların
gerçekten de garip olduğu ve madde katılığının anlamsızlaştığı ve maddenin
dalgalar halinde geldiği dünyalar yer alır. Objektifimizi daha da
derinlerdekini saptayacak şekilde ayarlarsak, bizzat bu düğümlenmelerin de
giderek daha uçup gidici hale gelen şeyciklerin kümelenmeleri olduğunu fark
ederiz.
(Arka Kapak'tan)

Evren ve Einstein - Lincoln Barnett
EVREN VE EINSTEIN
aynştayn teorisinin kolay anlaşılır açıklaması
Yazarı: LICOLN BARNETT
Çeviren: NAİL BEZEL
Yayınevi: VARLIK YAY
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1980
Dili: Türkçe
Açıklama: Einstein'ın izafiyet bağıntılık teorisi ile ilk defa uzayı
ve evreni yöneten yasaların en akla yakın açıklamasını yapmıştır. bu
anlaşılması hayli güç teorinin herkesin anlayacağı bir dille sunumu da bu
kitapla gerçekleştirilmiştir.

Kadehi Boşalanlar
Engin Çetinbağ
Can Yayınları / Türk Edebiyatı Dizisi
'Düş yorumlarını seviyordu. Bir zamanlar kahve falını sevdiği gibi. Düş
içinde düşünmeleri, gördüğü anda düşünü yorumlamayı, düşünü
değiştirebilmeyi. Oysa çoğu düş; gözlerimizi açamadığımızda yorumsuzluğa
doğru ilerlemez miydi? Zamanı bile aldatıyordu düş. Aynaları, saatleri,
pencereleri...'
Engin Çetinbağ, öykü dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Özellikle
Çanakkale Öykü Günleri etkinliğinde gerçekleştirdiği yaratıcı çalışmalarla
çağdaş öykücülüğümüzün yaygınlaşmasına katkıda bulunan Çetinbağ'ın öyküleri,
müzik, sinema gibi başka sanat dallarından da besleniyor. Dikkatli okurların
atılan ilmekleri fark edeceği öykülerde 'zaman' ve 'düş' izleği ağır
basıyor. Titiz bir Türkçe ve şiirsel bir dil içeren öyküler, düşlerdeki
kaygan zaman ile yaşamın tekdüzeliği arasında geziniyor. Kadehi
Boşalanlar'da anlatılan kişilerin köklü bir geçmişi var. Farklı bir
mistikliği anımsatan özel bir kültürden geldikleri anlaşılıyor. Öykülerden
birindeki 'gayya kuyusu'na belki de bunun için gidiyorlar. Böylece kim
bilir, bugün hepimizin yaşadığı acılara kendi kuyularında çare arıyorlar.
Kadehi Boşalanlar, önemsenip tartışılması gereken bir ilk kitap.
(Arka Kapak)
Türkçe
104 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9789750704727
2004
Sınırlı zamanın ebedi düşleri
Engin Çetinbağ 'Kadehi
Boşalanlar'da, zamanın ve düşün peşine düşerek, bu iki kavramı öykülerine
yedirmeye çalışıyor
En kısa zaman birimi an'dır.
Büyüyen, genişleyen ve yığılan zaman, an'la başlar. Yine, an'la devam eder,
bir bitişi, sonu varsa eğer an'la sonlanır. Günlük hayatın ve varoluş
hissinin mikro alanı an'dır. Dolayısıyla an, bu yönüyle de insana dair en
büyük ayrıntıdır. An en kısa zaman birimiyken, düşler, zamanın sonsuzlaştığı
bir soyutluk, bir gerçek dışılıktır.
Bizim zaman anlayışımızın, an fikrinin karşıt halidir düşler. Belki de
gizeminin en büyük yönü budur düşlerin. Çünkü düşler, en başta,
ölümlülüğümüze durmadan atıfta bulunan, onu gerçek kılan zamanı reddeder.
Engin Çetinbağ, Kadehi Boşalanlar'da, birbirinden apayrı kavramlar olarak
düşüneceğimiz bu iki kavramın, zamanın ve düşün çağrışımlarının peşine
düşerek, bunların imgelerini, boyutlarını, kısacası sınırlarını belirlemeye
çalışıyor. Yazarın bu iki kavramı öykülerine yedirme çabası, aynı zamanda,
birbirine ters iki dünyayı kaynaştırma çabası olarak da okunabilir. Çünkü
zaman, günümüzdeki kavramsallaştırılmasıyla bir nevi anlamlandırılmış,
belirlenmiş bir gerçektir. Aksine düşler, bizim zaman anlayışımıza asla
uymaz. Dakikalar süren bir düş, bize tüm uyku boyunca içinde olduğumuz
hissini verir. Düşte zaman yoktur. Çetinbağ da, kitaptaki bir öyküsünde,
olay örgüsünün hızına rağmen, duvardaki bir saatte akrep ve yelkovanın hiç
hareket etmemesiyle bu durumu vurgular.
Dış dünya, gerçekler bize sınırlar çizer. Ama hayaller, fanteziler, düşler,
akıl dışılıklar, bilincimizin bu sınırları tanımadığı durumlardır.
Bilinçaltı daha özgür, hareketli ve zengindir. Çetinbağ, öykülerinde,
birbirinden farklı bu iki dünyanın karşıtlıklarından yararlanıyor. Bir
yandan, gerçek hayatın sınırlarında kalırken, öte yandan muğlak, karmaşık ve
kolay kolay belirlenemez olan düş dünyasının gizemini çözmeye çalışıyor. Bu
iki dünyanın birleştirilme çabasında yazarın imge peşindeki şiirsel dili
metni daha zengin kılıyor. Öte yandan yazar, düşleri yorumlayarak, gerçeğin
çıplak hâline ulaşma çabasındadır. Örneğin, "Anlamlar düşte yoğundu. Düşü
görürken yorumlamayı becerebilirse; sadece bakışlar, konuşmalar değil,
nesneler de çırılçıplak görünüyordu." (s. 76) derken, birbirleriyle
kaynaştırdığı bu iki dünyadan, zamanın belirleyiciliğinde kalan gerçek
dünyayı dönüştürecek bir formül elde etmeyi arzu eder gibidir.
Zaman ve düş kuyuları
'Gayya' adlı öykü, kuyuya düşen bir çocuğu oradan çıkarmaya çalışan Mamuş'un,
en az bu kuyu kadar gerçek olan içindeki kuyuyla yüz yüze gelmesini konu
edinir. Mamuş'un, bu kurumuş kuyuya girip, çocuğun ölmüş olduğunu görmesiyle
beraber, kendi kara, kötülük dolu gayya kuyusu onu içine almaya başlar. Bu
gayya kuyusunda çocukluk çağındaki korkular, masallardaki korkunç imgeler,
ölümler, mahallede tanık olduğu, oluk gibi kan akıtmaya neden olan
bıçaklamalar ve kurşunlamalar vardır.
Düşün bu gerçek dışılığından, bu tuhaflığından Mamuş'u kurtaracak tek şey,
yine gerçek hayatın bir kavramı olan zaman olacaktır. Yazar, düşe karşıt
olarak zamanı kullanır böylece. Mamuş, cebindeki saati kuyuya düşürdüğünü
fark ederek, aniden gerçek hayata döner. Bu aşamada, başka hiçbir işlevi
olmasa da, kesinkes zamanın bir imleyeni olarak saat, Mamuş için
karabasanlarının, içindeki korkunç kuyunun sonu olmuştur. Saati düşünmesiyle
beraber Mamuş, birden ayrıldığı zamanın sınırlarının içine tekrar girmiş,
geçmişine, anılarına, değerlerine geri dönmüştür.
Kitaptaki dokuz öykü, zaman ve düş izleğinde buluşmalarıyla dikkatimizi
çeker. Bu, öykü kahramanları ve olay örgüsü için de geçerlidir. Kitabın bir
öyküsünde karşılaştığımız herhangi bir kahramana, ilerleyen sayfalarda,
başka bir öyküde de rastlıyoruz. Hatta kitabın son öyküsü olan 'Balık, Engin
Denize Düştü'de, daha önce karşımıza çıkan tüm kahramanları ve -kısmen de
olsa daha önceki öykülerin temelini oluşturmuş olayları, burada bir araya
gelmiş buluruz. Daha önce kendi düşlerinde ve zamanlarında tanıdığımız
kahramanlar, bu öyküde, ortak bir zaman ve ortak bir düş için, daha önce
neredeyse hepsinin tek başına bulundukları bir mekânda, bu sefer hep
birlikte görünürler.

Türlerin Kökeni-Gün Yay.
Charles Darwin
Arka Kapak
"Dengedeki bir zerrecik, hangi canlının yaşayıp, hangisinin öleceğine karar
verir..." Darwin'in doğal seçilim kuramı Ortodoks düşünce ve inancı için
önemli bir meydan okumayı ortaya koymaktadır. Hiçbir birey veya tür özel
olarak yaratılmamıştır; hepsi acımasız bir yaşam mücadelesine kilitlenmiştir
ve göreve uygun olmayanlar yok olmaya mahkumdur. Yine de türlerin kökeni
(1859), aynı zamanda, ekolojik iç ilişkiler, hayvan ve bitki yaşamları,
iklim ve fiziksel çevre arasındaki (ve çıkarsama yoluyla insan dünyasındaki)
karşılıklı bağımlılıklarını açığa çıkartan insancıl ve esinlendirice bir
bakış açısıdır.
Bilimin katı dili ile edebiyatın detaycılığını birleştiren bir üslupta,
genel okuyucu için yazılmış olan Türklerin Kökeni, modern çağın temel
eserlerinden birisidir.
Yazar:Charles Darwin
Çevirmen:Orhan Tuncay
Sayfa Sayısı: 495
Baskı Yılı: 2003
Dili: Türkçe
Yayınevi: Gün Yayıncılık

Dinsel Paradigma Ve Evrensel Gerçek
Cengiz Yalçın
Arka Kapak
Tez
Evrenin bilinçli olarak algılanması, insanın var ve mutlu olması için,
fiziksel ve kozmolojik sabitler, ölçülen hassas değerlere doğaüstü bir güç
tarafından ayarlanmıştır.
Karşı Tez
Bilim, doğa kanunlarını matematiksel modeller ile ifade eder. Evren ve
canlılık bu kanunların belirlediği doğal süreçler sonucu meydana gelir.
'Bilim insanı sadece bilgi sahibi değil; aynı zamanda doğruları
savunabilecek cesaret sahibi insandır.' diyen değerli bilim adamı Prof. Dr.
Cengiz Yalçın, yaratılış ve evren arasındaki inanç perdesini bir kez daha
bilimin ışığı ile aralıyor.
Copernicus'tan Galileo'ya, Newton'dan Einstein'a, Darwin'den Richard
Dawkins'e evren ve yaratılış üzerine pek çok bilimsel bilgiyi akıllı tasarım
varsayımı karşısında bir araya getiren Prof. Dr. Cengiz Yalçın, bilim ve
inanç arasında yüzyıllardır süregelen bu büyük tartışmanın vardığı noktayı
bir kez daha gözler önüne seriyor.
Yazar:Cengiz Yalçın
Sayfa Sayısı: 264
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadaş Yayıncılık

Evreni Kucaklayan KarıncaStephen W. Hawking
Alkım Kitabevi
Hawking, önce evrenin kendine özgü bir tuhaflık içinde başlamış olması
gerektiğini kanıtladı. Daha sonra sınırsızlık fikrini ortaya atarak, evrenin
oluşumunda hiç de tuhaf bir taraf olmayabileceğini gösterdi. Bu arada, kara
deliklerin asla büzülemeyeceğini söylerken, bunun mümkün olduğunu keşfetti.
Big Ben patlamasıyla ilgili çalışması İncil'deki yaratılış görüşüyle tamamen
uyuşuyor gibi görünürken, sınırsızlık fikri Yaratıcıyı işin dışına bıraktı
ya da tanımını değiştirdi.
Hawking her büyük düşünür gibi kışkırtıcı ve açık görüşlüdür. Açıklanmış ve
desteklenmiş sonuçlara ulaşmışken bunları bir anda acımasızca sorgulayıp
yıkabilir. Daha önceki düşüncelerinin yanlış ya da eksik olduğunu kabul
etmekten çekinmez. Bu onun bilimin-belki de genel bilimin-işleyiş biçimdir
ve fizikçilerin neden hep paradokslara düştüğünün bir açıklanmasıdır. (Arka
Kapak)
Stephen hawking'in yaşamı, çalışmaları ve kuramları üzerine çekilen
keyifli bir belgeselin kitap olarak yayınlanmış şekli. Aile fertleri,
arkadaşları ve meslektaşlarıyla yapılan söyleşilere de yer verilmiş. Alkım
tarafından yayınlanmış güzel, keyifli bir kitap, stephen hawking'in bilimsel
makale ve çalışmalarının derlendiği kitaplarını okumak isteyenlere güzel ve
hafif bir başlangıç olabilecek nitelikte.
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
186 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 18 x 23 cm
ISBN : 975-337-037-7
1993
186 s., 1. Basım
Yayıma Hazırlayan : Gene Stone
Çeviri : Sema Sezgin

YANLIŞ YÖNDE KUANTUM SIÇRAMALAR
Charles M. Wynn / Arthur W. Wiggins,
Çeviren: Aykut Kence,
Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 2005, 212 sayfa
Çetin BAL. Aşağıda yorum yapan arkadaşın yorumlarının hepsine
katılmasamda çağımızın bazı proplemlerine ışık tuttuğu için üzerinde
düşünülmesi gereken hususlar olduğu kanaatindeyim.
Bir okurun yorumu:
Charles M. Wynn ve Anthur W. Wiggins'in kaleme aldıkları Yanlış Yönde
Kuantum Sıçramalar adlı kitabı ilk elime aldığımda sıradan bir popüler bilim
kitabı olduğu sanısına kapıldım. Fakat daha ilk sayfayı çevirdiğimde,
kitabın içeriğini daha net biçimde veren "Gerçek Bilim Nerede Biter ve
Sözdebilim Nerede Başlar?" alt başlığını görünce, okumak gerektiğini
düşündüm. Sayfaları tüketmeye başladıkça da, bu kitabı sadece okumakla
kalmayıp, özelikle genç kuşaklara tavsiye etmek ve okunmasını sağlamak
ihtiyacını hissettim. Bu hissiyatın günümüzün düşünsel ikliminden
kaynaklanan bir nedeni var.
Bundan üç-dört yıl kadar önce, İstanbul, Ankara ve Kocaeli'deki üniversite
öğrencileri arasında bir 'Safsata Anketi' düzenlemiştik. Sonuçlar tek
kelimeyle korkunçtu. Biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında "Adem
ile Havva'dan geldiğimize" inananların oranı yüzde seksen beş
dolaylarındaydı. Yanlış okumadınız; bu anketi mahalle kahvelerinde değil,
biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında yapmıştık, yani şimdi o
öğrencilerin hepsi birer biyolog! Dahası var; astronomi bölümlerinde okuyan
öğrencilerin yüzde yetmişden fazlası UFO'lara ve astrolojiye inanıyordu.
Kadere, cinlere ve Nuh Tufanı'na inananların oranı ise yüzde doksanları
buluyordu. Bizde böyleydi de, bilim ve teknolojinin merkezi sayılan ABD'de
durum farklı mıydı? Scientific American dergisinin birkaç yıl önce yaptığı
bir ankete göre hayaletlere, perili evlere, canavarlara, ölümden sonra
yaşama, astrolojiye, UFO'lara inananların oranı yüzde yetmiş-seksenlere
varıyordu. Hey gidinin "Bilgi Çağı", "Bilimsel Teknolojik Devrim"i!
Dünyanın en önemli bilim dergilerinden Nature, 28 Nisan 2005 tarihli
sayısının kapak konusunu 'Bilinçli Tasarım'cıların eğitim kurumlarındaki
faaliyetlerine ayırmıştı. 'Bilinçli Tasarım' (veya 'Zeki Kasıt'), Darwin'in
Evrim Kuramı'na yönelik gerici saldırının günümüzde aldığı biçimlerden biri.
Evrenin ve canlı türlerinin oluşumunda doğa üstü bir gücün etkisi olduğunu
'bilimsel' bazı kılıflar uydurarak kanıtlamaya çalışıyorlar. Bilimi
çarpıtarak, bilime karşı savaşıyorlar!
'Oyuncak'tı teleskop!
Bütün bu verilerden dolayı, bilim ile sözdebilim arasındaki sınırı bir kez
daha net olarak çekmek önem kazanıyor. İşte Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar
bunu amaçlıyor. Kitap ilk üç bölümde 'bilimsel yöntem'in ve 'bilimsel
usavurum'un ne olduğunu açıklıyor. Bu tür yazıları okuduğumda aklıma her
zaman ünlü Galileo Galilei gelir. Modern bilimin babası sayılan Galilei,
bugün bize oyuncak gibi gelecek kendi yaptığı teleskopuyla gökyüzüne bakmayı
akıl eder. İşte Bilimsel Devrim başlamıştır; o oyuncak teleskop Ortaçağ
karanlığını tarihe gömen bir 'giyotin' işlevi görür. Galilei, kendisine
karşı çıkan kilise papazlarını teleskopuyla göğe bakmaya davet eder, ama
reddedilir. Tanrı kelamları varken, zındık işi bir alete mi inanılacaktır?
Gökte olanları anlamak için kutsal metinlere mi başvuracaksınız, yoksa
gökyüzüne mi bakacaksınız? İşte bilim ile sözdebilim arasındaki fark bu
kadar 'basit', ama bu kadar 'zor'dur. Bilim 'deney' ve 'gözlem'le başlar,
usavurma ile devam eder. Sevgili Galilei'yi kırk kez Pisa Kulesi'nin
tepesine çıkaran da aynı gerçek aşkıdır. Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar
adlı kitap okuru göğe bakmaya ve Pisa Kulesi'ne çıkmaya davet ediyor. Önemi
burada.
Wynn ve Wiggins'in kitabı, sonraki bölümlerinde, bazı sözdebilim örneklerini
ele alıp tek tek çürütüyor. Kimliği belirlenemeyen uçan nesneler (Unidentified
Flying Objects UFO) gerçekten var mıdır? Kitap yanıt veriyor: "Büyük bir
kesinlikle vardır. Hiç kuşku yok: Birçok uçan nesnenin kimliği hâlâ
belirlenemedi." Peki bu uçan nesnenin dünya dışından gelen bir uzay gemisi
olduğu ne malumdur ('malum' deyince aklıma bir deyim geldi ama neyse)? Bu
noktada bir tane bile kanıt yoktur. Hem bu nesnelerin uzaylıların gemisi
olduğunu iddia eden UFO'cular, neden hâlâ 'UFO', yani 'kimliği belirsiz'
tanımını kullanıyorlar? Demek ki kimliğini belirlemişler! Yapacakları tek
şey bu nesneleri (veya inandırıcı izlerini) bize göstermektir. Biz kilise
papazı değiliz ki, gökyüzüne bakmaya hazırız.
Kitap ruhçuluk, ölümden dönme deneyimi, hayalet, yeniden doğuş, başka bir
bedende dirilme, fal, astroloji, ruh çağırma seansları, yaratılışçılık,
telepati, buluculuk, psikokinez (uzaktan etki) gibi konuları da aynı basit
usavurmalarla ele alıyor ve okura bir 'bilimsel refleks' kazandırmaya
çalışıyor. Ülkemizde de sıcak bir tartışma konusu olduğu için,
yaratılışçıların iddialarına karşı bilimin yanıtlarının verildiği bölümü
özellikle öneririm.
O meşhur söz: Dünya
dönüyor
İnsanlar ne yazık ki, Uri Geller adlı bir şarlatanın 'zihin gücü'yle uzaktan
çatal kaşıkları büküşünü aval aval seyrediyorlar, ama mikroelektroniğin
Mars'taki uzay aracını dünyadan tuşlara basarak yönlendirme düzeyine gelişi
üzerinde düşünmüyorlar. Bu müthiş bir olay değil midir? Milyonlarca
kilometre ötedeki bir başka gezegene araç yolluyorsunuz, başarıyla yüzeye
indiriyorsunuz, hareket ettiriyorsunuz, önüne bir kaya parçası çıktığında
yönünü değiştirip hareketinin devamını sağlıyorsunuz; bütün bunları dünyada
oturduğunuz yerden bilgisayarınızın tuşlarına basarak yapıyorsunuz. Bilim
bunları yapabilecek düzeye erişmiştir. Keşke bir de bu bilimsel bilgi,
oturduğumuz yerden tuşlara basıp bir halkın tepesine bomba yağdırmak için
kullanılmasa! Fakat insanlık bunu da başaracak. Ne demiş Sevgili Galilei:
"Dünya yine de dönüyor"! Her türlü hurafe ve şarlatanlığa karşı bilimsel
yöntemi savunmak ile bilimin yıkım araçlarına dönüştürülmesine karşı
mücadele çakışmaktadır bugün. Mikroelektroniğin sunduğu olanakları kitle
imha araçlarına dönüştüren ülkenin başkanı, bütün bunları "Tanrı'dan aldığı
işaret" sonucu gerçekleştirdiğini söylemiyor mu!
Son olarak, eserin çevirmeninin de çok önemli bir bilim insanımız olduğunu
belirtelim. Biyoloji profesörü Sayın Aykut Kence, ülkemizde Evrim Kuramına
yönelik gerici saldırılara karşı verilen mücadelenin önde gelen
neferlerinden değerli bir bilimcimiz.
Tübitak Yayınları'ndan çıkan Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar adlı kitabı
okuyun. Kendiniz de okuyun, çocuklarınıza da okutun. Doğru yönde
sıçrayabilmek için... Galilei gibi sıçrayabilmek için...

Fizik ve Ötesi
Hans Grassmann
Arka Kapak
Fiziğin ne olduğu ne yazık ki okullarda öğretilemiyor: Kuru bir takım
formüller ve matematik. Bu kitap özellikle genç okuyucuya matematiğe ara
sıra uğrayarak fiziğin nasıl bir şey olduğunu anlatmayı amaçlıyor. Bu amacı
gerçekleştirirken tarihe ve azıcık da felsefeye uğruyor. Her ne kadar,
kütlenin hızla değişimi gibi bir iki hususta modern anlayışın dışında
kalıyorsa da gençlere fiziği daha yakından tanıtmak için yaarlı bir
yaklaşım. Bu arada yazarın kitabın sonundaki sözlerine tüm okurların
dikkatini çekerim; bence bunu fiziğe ilgi duymayanlarca bile iyice
anlaşılması çok yararlı olacaktır.
Yazar:Hans Grassmann
Çevirmen:Çiğdem Buğdaycı
Sayfa Sayısı: 315
Baskı Yılı: 2002
Dili: Türkçe
Yayınevi: Evrim Yayınevi

Temel Fizik Cilt: 2
Paul M. Fishbane, Stephen T. Thornton, Stephen Gasiorowicz
Arkadaş Yayınları / Kaynak Kitaplar Dizisi
Dünyamız yeni bir devrim sürecini yaşamakta. Başta fen, mühendislik ve tıp
olmak üzere tüm meslekler bu değişimden etkilenmeye başladılar. Metrenin 10
milyarda biri kadar kü-çük boyutlarda maddenin yapısını ve dinamiğini
açıklayan kuantum fiziğinin keşfi, dün-yanın sosyal, ekonomik, kültürel ve
politik yapısını değiştirecek yeni bir devrimin, NANO-TEKNOLOJİ devriminin
temelini oluşturdu. Şimdiden dünya ticaretinin %40 kadarı, kuantum fiziğine
dayandırılarak geliştirilen ürünlerden meydana gelmekte. Nanoteknoloji veya
kuantum mühendisliği fen-mühendislik-tıp eğitimine yeni bir anlayış
getiriyor.
Dünya bilim çevrelerince tanınan üç değerli bilim adamı Fishbane,
Gasiorowicz ve Thornton bu değişimi yazdıkları Physics For Scientists and
Engineers adlı ders kitabına yansıtmışlardır. Temel Fizik 1 ve 2 işte bu
kitabın lisanslı Türkçe çevirisidir. Bu eser fen, mühendislik ve tıp
öğrencilerini küreselleşmenin getirdiği koşullara hazırlayan bir programa
göre tasarlanmıştır. Amaç, bu eğitimi alan öğrencileri, her ülkede
kendilerine iş bulabilen bilgi çağının insanları olarak yetiştirmektir.
Lazer fiziği, nükleer manyetik rezonans, süperiletkenlik, süperakışkanlık,
optik ve elektron mikroskopisi, tarama mikroskopisi, yüzey fiziği ve
kimyası, yarıiletkenler, düşük sıcaklıklar fiziği, kuantum benekleri ve
telleri ve benzeri konular fizik, kimya, biyoloji, mühendislik ve tıp
eğitimine yeni bir boyut getirmiştir. Medikal fizik, medikal teknoloji,
biyoteknoloji artık bir nano kültürdür. Günümüz dünyasında bilim ve
teknoloji, insanın akli yeteneklerini dahi geliştirebilecek yöntemlerin
arayışı içindedir. Mühendislik ve tıpta fizik her geçen gün temel meslek
bilgisi haline dönüşmektedir.
Dünya yörüngesindeki uydulardan elde edilen bilgiler kuantum mühendisliği
yöntemleriyle anlamlı sayısal bilgilere dönüştürülmektedir. Amerika
kıtasından fırlatılan bir füzeyi Atlas okyanusundan fırlatılan diğer bir
füzeyle Hint Okyanusunda 25.000 metre yükseklikte çarpıştırabilen
mühendislik formasyonu geleceğin imzasıdır. Yakın bir gelecekte de bilgi
lazer holografisi ile manyetik ortam yerine holografik plaklarda çok yüksek
hız ve kapasite ile depo edilebilecektir. Bu konulara yabancılık, meslekleri
küresellikten uzak yöresel sınırlara hapseder. Geleceğin profesyonelleri
nanoteknolojiyi mesleki bilgilerinin bir parçası haline getirmek zorundadır.
Ülkemizin önemli fizikçilerinden Prof. Dr. Cengiz Yalçın'ın değerli
katkılarıyla yayıma hazırlanan Temel Fizik 1 ve 2, kuram ile uygulama,
kavramlar ile problem çözme, matematik ile fizik ve son olarak da teknoloji
ile geleneksel öğretim yöntemleri arasında bir dengeyi gözetiyor. Dünya
bilim çevrelerince tanınan Fishbane, Gasiorowicz ve Thornton tarafından
yazılan ve yukarıda kısaca belirttiğimiz son gelişmeleri Tıp, Fen ve
Mühendislik eğitimine aktaran bu önemli eseri Türk Yükseköğretiminin
hizmetine sunmaktan gurur duyuyoruz.
(Yayın Bülteninden)
Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
613 s. -- Kuşe-- Ciltsiz -- 22 x 28 cm
ISBN : 9789755093699
2004
Yayına Hazırlayan : Cengiz Yalçın
Editör : Ümit Türkoğulları

Temel Fizik Cilt I | Orjinal isim: Physics and Scientists and Engineers,
Extended Version Second Edition
Paul M. Fishbane
, Stephen T. Thornton
, Stephen Gasiorowicz
Arkadaş Yayınları
/ Kaynak Kitaplar Dizisi
1Dünyamız yeni bir devrim sürecini yaşamakta. Başta fen, mühendislik ve tıp
olmak üzere tüm meslekler bu değişimden etkilenmeye başladılar. Metrenin 10
milyarda biri kadar küçük boyutlarda maddenin yapısını ve dinamiğini
açıklayan kuantum fiziğinin keşfi, dünyanın sosyal, ekonomik, kültürel ve
politik yapısını değiştirecek yeni bir devrimin, Nano-Teknoloji devriminin
temelini oluşturdu. Şimdiden dünya ticaretinin %40 kadarı, kuantum fiziğine
dayandırılarak geliştirilen ürünlerden meydana gelmekte. Nanoteknoloji veya
kuantum mühendisliği fen-mühendislik-tıp eğitimine yeni bir anlayış
getiriyor.
Dünya bilim çevrelerince tanınan üç değerli bilim adamı Fishbane,
Gasiorowicz ve Thornton bu değişimi yazdıkları Physics For Scientists and
Engineers adlı ders kitabına yansıtmışlardır. Temel Fizik 1 ve 2 işte bu
kitabın lisanslı Türkçe çevirisidir. Bu eser fen, mühendislik ve tıp
öğrencilerini küreselleşmenin getirdiği koşullara hazırlayan bir programa
göre tasarlanmıştır. Amaç, bu eğitimi alan öğrencileri, her ülkede
kendilerine iş bulabilen bilgi çağının insanları olarak yetiştirmektir.
Lazer fiziği, nükleer manyetik rezonans, süperiletkenlik, süperakışkanlık,
optik ve elektron mikroskopisi, tarama mikroskopisi, yüzey fiziği ve
kimyası, yarıiletkenler, düşük sıcaklıklar fiziği, kuantum benekleri ve
telleri ve benzeri konular fizik, kimya, biyoloji, mühendislik ve tıp
eğitimine yeni bir boyut getirmiştir. Medikal fizik, medikal teknoloji,
biyoteknoloji artık bir nano kültürdür. Günümüz dünyasında bilim ve
teknoloji, insanın akli yeteneklerini dahi geliştirebilecek yöntemlerin
arayışı içindedir. Mühendislik ve tıpta fizik her geçen gün temel meslek
bilgisi haline dönüşmektedir.
Dünya yörüngesindeki uydulardan elde edilen bilgiler kuantum mühendisliği
yöntemleriyle anlamlı sayısal bilgilere dönüştürülmektedir. Amerika
kıtasından fırlatılan bir füzeyi Atlas okyanusundan fırlatılan diğer bir
füzeyle Hint Okyanusunda 25.000 metre yükseklikte çarpıştırabilen
mühendislik formasyonu geleceğin imzasıdır. Yakın bir gelecekte de bilgi
lazer holografisi ile manyetik ortam yerine holografik plaklarda çok yüksek
hız ve kapasite ile depo edilebilecektir. Bu konulara yabancılık, meslekleri
küresellikten uzak yöresel sınırlara hapseder. Geleceğin profesyonelleri
nanoteknolojiyi mesleki bilgilerinin bir parçası haline getirmek zorundadır.
Ülkemizin önemli fizikçilerinden Prof. Dr. Cengiz Yalçın’ın değerli
katkılarıyla yayıma hazırlanan Temel Fizik 1 ve 2, kuram ile uygulama,
kavramlar ile problem çözme, matematik ile fizik ve son olarak da teknoloji
ile geleneksel öğretim yöntemleri arasında bir dengeyi gözetiyor. Dünya
bilim çevrelerince tanınan Fishbane, Gasiorowicz ve Thornton tarafından
yazılan ve yukarıda kısaca belirttiğimiz son gelişmeleri Tıp, Fen ve
Mühendislik eğitimine aktaran bu önemli eseri Türk Yükseköğretiminin
hizmetine sunmaktan gurur duyuyoruz.
(Tanıtım Yazısından)
652 s. — Kuşe– Ciltsiz — 22 x 28 cm
ISBN : 9789755093680
Renkli, Resimli
1. Basım: 2003
Yayına Hazırlayan : Cengiz Yalçın
Editör : Ümit Türkoğulları

FÜZELER, GÜDÜMLÜ MERMİLER ve SUNİ PEYKLER
YAPI ve KREDİ BANKASI KÜLTÜR HİZMETİ
DOĞAN KARDEŞ MATBAACILIK
RENKLİ ÇİZİM RESİMLİ
24.5 X 31 cm.

Her Yönüyle Einstein
Shana Priwer
Arka Kapak
Büyük olasılıkla, herkes gibi Einstein'ın ünlü denklemine aşinasınız; peki
ya bu kısacık denklemin kara delikler ve zaman yolculuğu gibi akıl almaz
konuların başlangıcı olduğunu biliyor muydunuz? Fizikle özel olarak
ilgilenmiyorsanız büyük bir ihtimalle cevabınız 'hayır' olacaktır. Ancak
kara deliklerin ne olduğunu ya da formülünün aslında ne anlama geldiğini hep
merak ettiyseniz Her Yönüyle Eınsteın tam size göre! Az sayıda denklem ve
basitleştirilmiş temel teknik açıklamalarla, herhangi bir matematik
altyapısına gereksinim duymadan, dünyanın en parlak zekâsının teorilerini bu
kitapta bulmanız mümkün.
Üstelik Her Yönüyle Eınsteın, onun dünyaya yön veren teorilerinin yanı sıra
sizlere Einstein hakkında merak ettiğiniz diğer her şeyi tek bir kitapta
okuma fırsatı sunuyor. Einstein'ın patent ofisindeki basit memuriyetinden
dünyaca ünlü bir bilim adamına uzanan öyküsündeki duygusal yanları,
evlilikleri ve çocuklarını, ateşli bir barış savunucusu olmasını, kendinde
bulduğu hataları, atom bombası nedeniyle aldığı eleştirileri ve daha pek çok
şeyi bu kitapta bulacaksınız.
Kısacası, Her Yönüyle Eınsteın fotoelektrik etki kuramından birleşik alan
kuramına, her şeyi kapsarken; Einstein'ın dehasını, çalışmalarını ve onu
etkileyen çağı herkes tarafından zevkle okunabilecek bir anlatımla HER
YÖNÜYLE ortaya koyuyor.
Yazar:Shana Priwer
Sayfa Sayısı: 296
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadaş Yayıncılık

Her Yönüyle Uçaklar
Cutaway Planes - 1995
Clive Gifford
Çeviri: Tarık Alptekin - Gökhan Mandaş
Sayfa Sayısı: 32
Boyutları: 23 x 30,5 cm
ISBN 975-403-133-9
20. Basım - 10.000 Adet
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Çocuk ve Gençlik Kitaplığı'nın "Her Yönüyle"
serisinden bir kitap daha: Uçaklar Bir uçağın kumanda edilmesi, aerodinamik
ve yakıt, uçakların iniş ve kalkışları, uçuş güvenliği, modern askeri
uçaklar, geleceğin uçakları bu kitabın ele aldığı belli başlı konular.
Sadece uçaklara ilgi duyanlar için değil tüm bilimseverler için...
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 89

Elektronik
Electronics - 1985
Pam Beasant
Çeviri: Erol Tunalı
Sayfa Sayısı: 48
Boyutları: 17 x 24 cm
ISBN 975-403-149-5
16. Basım - 10.000 Adet
Bu kez, hayli genç bir bilim dalını, elektroniği okurlarımıza tanıtıyoruz.
Yüzyılın başında ilk elektronik devre elemanlarının geliştirilmesiyle yola
koyulan elektronik, öyle hızlı ilerledi ki artık onun olmadığı bir dünya
düşünmek olanaksız. Bu kitapta, yüzyılımıza damgasını vuran elektroniğin
ilkeleri ve temel devre elemanları, kolayca kurabileceğiniz devreler
yardımıyla anlatılıyor. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Çocuk ve Gençlik
Kitaplığı’ndan bilimseverler için kılavuz bir kitap...
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 103

Ay'a İniş
Discovery Guide: Moonlanding - 1999
Carole Stott
Çeviri : Gürsel Tanrıöver
Sayfa Sayısı: 48
Boyutları: 22 x 28,8 cm
ISBN 975-403-273-4
4. Basım - 2500 Adet
Ay her zaman insanların ulaşmak istediği, gitmeyi düşlediği bir yer olmuştu.
1969 yılında bu hayal gerçekleşti ve ilk insan Ay'a ayak bastı. O gün yıllar
süren uzay yarışında da bir dönüm noktasıydı. TÜBİTAK Popüler Bilim
Kitapları Başvuru Kitaplığı'ndan Ay'a İniş ile ilk yapay uydunun
fırlatılmasından bugüne yaşanan gelişmeleri adım adım izleyebilirsiniz.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 176

Işık, Ses Ve Elektrik
Phillip Clarke, Kirsteen Rogers, Alastair Smith, Corinne Henderson
İletişim Yayınları / Popüler Bilim Kitapları
Işık neden oluşur? Ses dalgaları nasıl hareket eder? Elektrik enerjisi nasıl
güce dönüşür? CD çalarlar, cep telefonları, radarlar, televizyonlar nasıl
çalışır? Bunlar ve benzeri birçok sorunun cevabını bu fizik ve teknolojiye
giriş kitabında bulabilirsiniz.
' Bilimsel terimlerin açıklamaları
' Ayrıntılı çizimler, yakın plan fotoğraflar
' Deneyler ve gözlemler
' Ödev ve projeleriniz için resimler ve şemalar
' Alıştırmalar, kendinizi sınayabileceğiz sorular İnternet Bağlantıları
Bu kitaptan bilgisayarınız ve internet bağlantınız olmaksızın da temel bilgi
ve başvuru kaynağı olarak yararlanabilirsiniz.
ISBN : 978-975-05-0503-4 Sayfa sayısı : 64 Yayın tarihi : 2007

Fizik 4 Dalgalar ve Atom
Mehmet Ali Yaz, Levent Tekin, Ali Özer, Hasan Candan, Sait Aksoy, Zafer
KahramanSürat Yayınları
Altın Seri Fizik 4, Dalgalar ve Atom olarak isimlendirdiğimiz bu kitapta
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Lise 3. sınıflar için hazırlamış olduğu müfredat
programında yer alan Dalga Hareketi, Işık Teorileri, Elektromanyetik
Dalgalar, Atom Modelleri ve Atom Çekirdeği konularını işledik, Fizik 3,
Optik kitabında sadece ışık olaylarını anlatmış; fakat "ışığın ne olduğu"
üzerinde durmamıştık. Bu kitapta özellikle ışık olaylarının nasıl
gerçekleştiği konusu üzerinde durduk. "Dalga Hareketi" bölümünde, dalga
hareketinin incelenmesinin en önemli sebebi ışığın dalga olarak mı tanecik
olarak mı yayıldığı sorularına bilim dünyasının verdiği cevaplar ele alındı.
"Elektromanyetik Dalgalar" bölümünde, Fizik 2, Elektrik konularında
öğrendiğimiz bilgilerden de faydalanarak, ışığın bir başka yönü incelendi ve
ışığın bir eloktromanyetik dalga olduğu, gözümüzün algıladığı ışıklardan
başka ışıkların da bulunduğu anlatıldı. "Atom modelleri" bölümünde, atom
hakkında çok eski çağlardan günümüze kadar uzanan bilgi transferi ve bugünkü
modern fiziğin atoma bakış açısı üzerinde duruldu. Atomun yapısının iyi
anlaşılması ile ışığın, atom içinde nasıl oluştuğu da açıklanmış oldu. Atom
dünyasına girdikten sonra, atom çekirdeği ile ilgili temel bilgilerin
verilmemesinin kitabın bir boşluğu olacağı düşüncesiyle son bölümü yazdık.
Bu bölümde, çekirdek reaksiyonları olan fiziğin ve fazyon olayları ile
birlikte güneş enerjisinin kaynağını anlattık.
(Önsöz'den)
Türkçe
304 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 22 x 27 cm
ISBN : 9755772127
1998
304 s., 1. Basım

Neden ve Nasıl Cilt 7 - Zaman
Arka Kapak
Zamanın, hepimizin yaşamında önemli bir yeri var. Ama gerçekte "Zaman
nedir?" sorusuna kimse doyurucu bir yanıt veremez. Profesör Dr.Erich
Übelaker, bu kitabında, zaman konusunu sürükleyici ve anlaşılır bir biçimde
ele alıyor. Zaman ölçümünü, zaman ölçümümün tarihçesini ve işe yarar bir
takvim yapmadaki zorluklarını anlatıyor. Bireysel zaman algısının nelere
bağlı olduğunu; hangi dış etkenlerin insan, hayvan ve bitkilerde biyolojik
saati etkilediğini gözler önüne seriyor.
Yazar:Kolektif
Sayfa Sayısı: 48
Baskı Yılı: 2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tudem Yayınları

Enerji, Kuvvet Ve Hareket
Corinne Henderson, Alastair Smith
İletişim Yayınları / Popüler Bilim Kitapları
Enerji nereden gelir? Nesneler neden yukarı çıkmaz da aşağıya düşerler? Bu
kitap çevremizdeki fiziksel olaylara ve bunların günlük yaşamımızı nasıl
etkilediğine bakmaktadır. Bu kitapla, otomobil ve uçakların nasıl
çalıştığını, enerjinin evinizde nasıl güce dönüştürüldüğünü ve daha birçok
benzer olayı keşfedin.' Yüzlerce bilimsel terimin açıklaması' Ayrıntılı
çizimler ve fotoğraflar' 100'den fazla denenmiş ve onaylanmış internet
sayfası' Deneyler ve gözlemler' Alıştırmalar, kendinizi sınayabileceğiniz
sorular' Ödev ve projeleriniz için resimler ve şemalarİnternet
BağlantılarıBu kitaptan bilgisayarınız ve internet bağlantınız olmaksızın da
temel bilgi ve başvuru kaynağı olarak yararlanabilirsiniz.Eğer
bilgisayarınız varsa ve internete bağlanabiliyorsanız; www.usborne-quicklinks.com
sitesi üzerinden, bu kitapta anlatılanlarla ilgili ek bilgi ve görüntüler
içeren güncel internet sayfalarına ulaşabilirsiniz.
ISBN : 978-975-05-0522-5 Sayfa sayısı : 64 Yayın tarihi : 2007

Kuvvet Hissedebiliyor musun? Richard Hammond
Arka Kapak
Dünyayı dolaştıran gücün ne olduğunu öğrenin. Lunaparkta radara
bindiğinizde, radar aşağıya inerken mideniz neden yukarı çıkar? Köpükler,
üflediğinizde neden renk değiştirir? Fizik sadece laboratuvarda değildir.
Her yerde, hatta içinizdedir. Fiziğin nasıl olup da her şey hakkında
olduğunu bu kitapla öğrenin. Evet, her şey!
Yazar:Richard Hammond
Sayfa Sayısı: 96
Baskı Yılı: 2007
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tudem Yayınları

Dünya Ve Uzay
(Earth And Space)
Laura Howell, Kirsteen Rogers, Corinne Henderson
İletişim Yayınları / Popüler Bilim Kitapları
Dünyanın bir ucundan diğerine şaşırtıcı bir yolculuğa çıkıp, engin
okyanusları, hayatın kaynağı atmosferi ve yerkürenin kızgın çekirdeğini
keşfedin. Yolculuğunuz, uzayda yıldızların derinliklerine dalıp, zamanda
evrenin doğumuna geri dönerek devam etsin.
' Yüzlerce bilimsel terimin açıklaması
' Ayrıntılı çizimler ve fotoğraflar
' 100'den fazla denenmiş ve onaylanmış web sayfası
' Deneyler ve gözlemler
' Alıştırmalar, kendinizi sınayabileceğiniz sorular
Bu kitaptan bilgisayarınız ve internet bağlantınız olmaksızın da temel bilgi
ve başvuru kaynağı olarak yararlanabilirsiniz.
ISBN : 978-975-05-0510-2 Sayfa sayısı : 64 Yayın tarihi : 2007

100 Adımda İCATLAR

Uzay
Simon Holland
Yazar:Simon Holland
Sayfa Sayısı:
Dili: Türkçe
Yayınevi: Beyaz Balina Yay

GÖKYÜZÜ -KENNETH
W.GATLAND
İlk Astronomlar, Teleskoplar,
Güneş, Sistemi ve Gezegenler, Uzay Yarışı Ay ve Ötesi, Ses Dalgalarıyle
Astronomi, Yıldızlar, Galaksiler ve Ötesi, Evrenin varoluşu ve Yapısı,
Gelecekteki Uzay Yolculukları ve Uzay Gemileri, Bir Teleskop Yapımı İlk
Astronomlar İlk insan, yıldızları büyük bir merakla gözledi, Düşüncesinden
Tanrılaştırdığı Güneş ve Ay'a tapınaklar yaptı, Ona göre, Ay'ın Güneş
önünden geçerken, Güneş ışınlarını örtmesinden oluşan Güneş tutulması,
korkunç bir şeydi. (Kitabın Girişinden) 1. Arkeoloji 2. Kuşlar 3. Yeryüzü 4.
Balıklar 5. Etoburlar 6. İnsan Vücudu 7. Böcekler 8. Denizler 9. Haberlerme
10. Hava 11. Bitkiler 12. İlk Canlılar 13. Mikroskop 14. Sürüngenler 15.
Para 16. Gemiler 17. Uçaklar
KİTAP ADI : BİLİM DİZİSİ -
GÖKYÜZÜ
YAZARI ÇEVİREN:DOÇ. DR. SEZAİ HAZER
BASKI TARİHİ VE YERİ
1981 - İSTANBUL
YAYINEVİ
REMZİ KİTABEVİ
SAYFA SAYISI 48 SAYFA
EBAT
28.5 X 12.5 CM

Uçaklar, Gemiler, Roketler Nasıl Çalışır?
Jim Pipe, Mark Jackson
İletişim Yayınları
» Bilim
Çevirmen : Cumhur Öztürk
Temmuz 2009, 80 sayfa, ISBN: 9789750506772
Uçaklar nasıl havalanır ve uçar? Roketler atmosferden çıkıp
uzayda nasıl yol alır? Gemiler su üstünde nasıl kalır? Temel bilim
yasalarının nasıl işlediğini gözlemleyebileceğiniz deneyler ve ayrıntılı
resimlerle bu soruların cevaplarını öğreneceksiniz.
• Yüzlerce bilimsel terimin açıklaması
• Ayrıntılı çizimler ve fotoğraflar
• Model taşıt planları
• Ödev ve proje hazırlamak için deneyler ve gözlemler
• Bilimsel ilkeler, kendinizi sınayabileceğiniz sorular
Öğren, Uygula
Kitaptaki model taşıt planlarıyla kendi taşıtlarınızı yapın ve uzay, hava,
deniz taşıtlarının ardında yatan bilimi keşfedin.
Uçaklar nasıl mı uçuyor?
Usta yazar Tolstoy'un yarı-otobiyografik kitaplarından biri olan "Kazaklar"ı
ya da "Uçaklar,Gemiler, Roketler Nasıl Çalışır ?" gibi teknik konuları merak
ediyorsanız kitapçılara uğramanızda yarar var...
"Uçaklar nasıl havalanır ve uçar? Roketler atmosferden çıkıp
uzayda nasıl yol alır? Gemiler su üstünde nasıl kalır?" gibi merak edilen
teknik soruların cevapları "Uçaklar,Gemiler, Roketler Nasıl Çalışır ?"
kitabıyla aydınlanıyor.

Uzayın Keşfi
Felicity Trotman
Alkım Yayınları / Büyük Kaşifler Dizisi
Astronomlar ve denizciler insanoğlunun Dünya'nın düz olduğuna inandığı
zamanlarda bile yıldızları çok yakından inceliyorlardı. Şimdiye insanlığın
önündeki en büyük mücadelelerden bir tanesi olarak uzayın keşfi görülüyor.
İşte bu kitapta günümüze kadar kaydedilen gelişmeleri bulabilirsiniz. - İlk
astronomlar ve ortaya attıkları teoriler - Eski ve yeni uzay teleskoplarına
yakından bakış - Roketlerle ilgilenen bilim adamları - Sputnik ve dünyadan
fırlatılan ilk uydular - Apollo 11'in ayın yüzeyine inişi - Ünlü astronotlar
- Uzay keşfi araçları ve yapılışlarının öyküsü - Uzayda yaşamakla ilgili
fikirler: uzay istasyonları ve Ay üsleri - Uzaylılarla temas Uzayın keşif
çalışmalarının derinliklerine büyüleyici bir bakış.
Çeviren: Önder Küçük - 31 sayfa, Kuşe, 1. hamur, ISBN: 975-337-190-X; Boyut:
17cm x 24cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: İngilizce

Gökyüzünün Öncüleri
Hava Yolculuğunun Sınırlarını Aşan Cesur Pilotların ve Akıllı Mühendislerin
Öyküsü
Molly Burkett
Alkım Yayınları / Büyük Kaşifler Dizisi
Sıcak hava balonlarından, günümüzün sesten hızlı uçabilen uçaklarına kadar
uçuşun öyküsünü izleyerek, havacılık tarihini şekillendiren erkek ve
kadınlarla tanışın. - İlk kuşadamların başarıları ve başarısızlıkları -
Montgolfier kardeşler ve göz kamaştırıcı balonları - Wright kardeşler ve ilk
uçuşları - Bleriot'nun Manş Denizi'ni ilk defa uçarak geçişi - Dünya
Savaşları'nda kullanılan hava araçları ve uçakları - Amelia Earhart'ın Atlas
Okyanusu üzerinde yaptığı uçuş - William Boeing ve ticari uçuş kavramının
doğuşu - Frank Whittle ve yaptığı jet motoru - Günümüzde rekor kıranlar ve
geleceğin uçakları Havacılığın ve havacılık tarihinin gerçek öncülerine ve
yaptıkları keşiflere büyüleyici bir bakış.
Çeviren: Önder Küçük - 31 sayfa, Kuşe, 1. hamur, ISBN: 975-337-192-6; Boyut:
17cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: İngilizce
Okuduğum Dergiler:



Diğer Kitaplar:
1- PİRAMİTLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
2-NEO SPİRİTİZM MODERN SPİRİTİZM - RUHSELMAN, BEDRI
3-TÜRKİYE UFO RAPORU - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
4-UZAYLILAR GENEL BİLGİLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
5-UZAY ÜSSÜ AY - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
6- ÖLÜM VE AHRET TEMEL BİLGİLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
7-SADIKLAR PLANI 4-5-6 Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
8- PSİKOKİNEZİ AKTİF ZİHİN GÜCÜ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
9-Kötülük ve Kaynakları - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
10- HAZRETİ MUHAMMED - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
11- SPEKTRA VE URI GELLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
12- PARAPSİKOLOJİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
13- SAİ BABA MUCİZELER İNSANI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
14- EKMİNEZİ GEÇMİŞ YAŞAMLARA TRANSLA -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
15- EVRENSEL EVRİM YOLLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
16-UFO BİLİMSEL KURAMLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
17-KOZMOS'DAN DÜNYALILARA - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
18-GÖRÜNEN RUHLAR BİLİMSEL İNCELEMELER -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
19- AGARTA - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
20- ÖLÜM VE ÖTESİ - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
21-EVREN UYGARLIKLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
22-UFO APOLLO ORTAK UZAY UÇUŞLARI - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
23-SPATYOM ÖTEKİ ALEM MEKANI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
24-UFOLOJİ UZAYLILAR BİLİMİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
25- EVRENSEL YÖNETİCİ MEKANİZMA -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
26- RUHSAL MESAJLAR 2 - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
27- BEDRİ RUHSELMAN BİLGİ ÇAĞI ÖNDERİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
28-APORLAR RUHSAL IŞINLAMA OLAYLARI - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
29-USO-OINT DENİZALTI UYGARLIĞI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
30-IŞINLAMA OLAYLAR GÖZLEMLER -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
31-LEVİTASYON YERÇEKİMİNİ YENEN İNSAN -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
32- SOVYETLER UFO KURAMLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
33-TELEPATİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
34- PARAPSİKOLOJİ BİTKİLER ARAŞTIRMASI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
35-MEDİTASYON TRANSANDANTAL -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
36-Agarta I - Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma
37-Agarta II - Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma
38-Agarta III- Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma
39-Agarta IV -Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma
40- Varlık yokluk ve atom - İrfan Tan - Üçdal yayınları - ocak 1975
41- ŞUURLU İNANÇ I - II - A.Turhan Olgaç - Renk yayın evi -
1989
42- Sizin Sırrınız I - III- IV - Melek Çakus
43- Dünya Yapısı Uçan Daireler - Bilim Araştırma Merkezi
44-Japon Ejder Üçgeni - Charles Berlitz
45-Güneş Diye Bir Yıldız George Gamov
46-Otopsi - Roswell Olayı Çev: Yasemin Tokatlı
47- Piramitlerin Enerjisi - Serge V. King - Ruh ve Madde Yayınları
48-Sibernetik Toplum - Frederıc Vester
49- Zülkarneyn yazar: İskender Türe
50- YARATICI İMGELEME Shakti Gawain (AKAŞA)
51- KRİSTAL MUCİZESİ Edmund Harold (AKAŞA)
52- TÜM HASTALIKLARIN ZİHİNSEL NEDENLERİ Louise Hay (AKAŞA)
53- BÜYÜK İNİSİYELER Edouard Schuré (RUH VE MADDE)
54- BÜYÜK PİRAMİT'İN SIRRI G. Barbarin (RUH VE MADDE)
55- BÜYÜMEK ZORUNDAYIZ: KRISHNAMURTI Mary Lutyens (RUH VE MADDE)
56- Hint Felsefesi Batı Felsefe Uzakdoğu H.Zimmer R.M. 1992
57- Hinduizm Hint Din Uzakdoğu S.Nikhilananda R.M. 1978
58- İlahi Komedya İtalya Edebiyat Roman Dante Hilmi 1948
59- İlimden Beklediklerimiz İngiliz Bilim Felsefe B.Russell İş.Bank 1957
60- İlkel Toplum Köle Toplum Batı Sosyoloji Zubritski Sol 1971
61- İrfan Aynası Arap Din Tasavvuf M.Arabi Bahar 1969
62- İkili Sarmal Batı Biyoloji Genetik J.D.Watson Yazko 1982
63- İnsan Aklının Sınırları Batı Psikoloji Nöroloji L.R.Hubbart Altın 1989
64- İnsanın Gerçeği Batı Psikoloji P.D.Auspensky R.M. 1989
65- BÜYÜK SFENKS'İN SIRRI G. Barbarin (RUH VE MADDE)
66- İçsel Özgürlük Hint Psikoloji Patanjali Arıtan 1992
67- İslam Ve Bilim Batı Bilim Din P.Hoodbhoy Çep 1992
68- İlk Çağ Felsefesi Hint Çin Yunan Batı Felsefe H.J.Storing Yol 1994
69- Karl Marx ve Fikir Dünyası Batı Sosyoloji Araştırma R.Garaudy Altın 1969
80- Kofüçyüs Çin Felsefe Konuşmalar E.Pound Bürde 1981
81- Kişilik Çözümlenmesi Batı Psikoloji Psikanaliz W.Reich Pavel 1983
82- Kurtarıcı Batı Bilimkurgu I.Asımov Altın 1986
83- Kant'ın Felsefesi Batı Felsefe Araştırma H.Heimsoeth Remzi 1986
84- İşte Tanrılar Amerika Bilimkurgu I.Asımov Altın 1985
85- Mesnevi Türk Edebiyat Tasavvuf M.C.Rumi M.E.B. 1956
86- Marx-Engels Batı Sosyoloji Biyoğrafi H.Kıvılcımlı
87- Mistizmin Anahatları Türk Din Mistizm C.Sunar
88- Mantık Ve Diylektik Türk Felsefe A.Çubukçu Yurt 1989
89- Mahabharata Hint Edebiyat Destan J.Claude Can 1991
90- Nereden Geliyoruz Batı Astronomi T.Moreux Akşam 1934
91- Nazım Hikmet Ve Seçme Şiirleri Türk Edebiyat Şiir A.Bezirci A 1975
92- Nedir Bu Felsefe Alman Felsefe M.Heidegger Logos 1990
93- Niçin Diyalektik Türk Felsefe F.Altıok Çağdaş 1977
94- Raja Yoga Hint Psikoloji Meditasyon Y.Ramacharaka Olgaç 1983
96- Sokrates'in Savunması Yunan Felsefe Antik Eflatun M.E.B. 1946
97- Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü, F. Engels
98- Komünizmin İlkeleri, F. Engels
99- Toprağın Ulusallaştırılması, K. Marks
100- Nostradamus Batı Kehanet F.C.Fontbrun Milliyet 1983
101- Feodalitenin Çöküşü ve Burjuvazinin Yükselişi, F. Engels
102- Ailenin, Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni, F. Engels
103- Marksizm ve Din, A. Woods
104- Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, V.I. Lenin
105- Sosyalizm ve din, V.I. Lenin
106- Diyalektik Sorun Üzerine, V.I. Lenin
107- Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, J. Stalin
108- Sosyalizm ve İnsan, Che Guevara
109- Küçük-Burjuva İdeolojisinin Eleştirisi, Maksim Gorki
110- Sosyal Reform mu Devrim mi?, R. Luxemburg
111- Felsefenin Temel İlkeleri, G. Politzer
112- Kapitalist Toplum, Zubritski, Mitropolski, Kerov
113- Bilimin Değeri, H. Poincaré
114- Faşizm, Sınıflar ve Emperyalizm, N. Hikmet
115- Dinle Küçük Adam, W. Reich
116- Metafizik Üzerine Konuşma, Leibniz
117- MEVLANA CELALEDDİN İsmet Zeki Eyüboğlu (ÖZGÜR)
118- Şamanizm Türk Din A.İnan T.T.K. 1973
119- Sosyalizm Geliyor Türk Edebiyat Mizah A.Nesin Tekin 1973
120- Sibernetik Ve Toplum Batı Bilim Sosyal W.Wıenner Özgün 1975
121- Sonsuzun Tohumları Amerika Bilimkurgu I.Asımov Altın 1984
122- Sözler Arap Edebiyat Felsefe H.Cıbran Süreç 1984
123- Şeyh Bedreddin Türk Din Tasavvuf İ.Z.Eyupoğlu Der 1980
124- Şeyh Bedreddin Türk Din Tasavvuf B.N.Kaygusuz G.Ayak 1957
125- Türlerin Kökeni İngiliz Biyoloji Evrim C.Darvin Sol 1970
126- Upanişatlar Hint Din Brahmanizm M.Ali.Işım Dergah 1976
127- Var oluş Felsefesi Türk Felsefe Derleme Hareket 1967
128- Atomdan Hücreye Türk Fizik Genel M.Yeğin Y.Asya 1980
129- Antik Felsefe Yunan Felsefe W.Kranz Sosyal 1984
130- Az Seçilen Yol Batı Psikoloji M.S.Peck Akaşa 1992
131- Aşk Ermişi Bhagwan Uzak Doğu Felsefe M.D.Vaduda Broy 1990
132- Akıl Çağı Fransız Felsefe Varoluşçuluk J.P.Sartre Varlık 1967
133- YUNUS EMRE Cahit Öztelli (ÖZGÜR YAYIN DAĞITIM)
134- Sidarta Alman Edebiyat Öykü H.Hesse E 1987
135- Buda Hint Din Biyoğrafi Anonim Doğ.Kard.
136-
137- Var Olmak Türk Felsefe N.Topçu Yağmur 1965
138- Ütopik Sosyalizm Batı Sosyoloji F.Engels Sol 1994
139- Tasavvufun Boyutları Alman Din Tasavvuf A.Schimmel Adam 1982
140- Son Nesil Batı Bilimkurgu A.Clarke Cep 1984
141- Çağdaş Felsefe Türk Felsefe B.Akarsu M.E.B. 1979
142- Böyle Buyurdu Zerdüş Alman Felsefe F.Nietzch Bilgi 1970
143- Bilim Felsefesi Türk Felsefe H.Z.Ülken Ülken 1983
144- Bilim Felsefesi Türk Felsefe C.Yıldırım Remzi 1979
145- Budizm Ve Felsefe Hint Din Felsefe R.Sankrityayan Süreç 1985
146- Bilinmeyen Tehlike Amerikan Bilimkurgu I.Asımov İnkilap 1992
147- Bir Başka Gerçeklik Amerikan Psikoloji Halisilasyon C.Casteneda Yol
1982
148- Batı Düşüncesindeki Dönüm Noktası Batı Felsefe Sosyoloji F.Capra İnsan
1992
149- Bütün Yönleriyle Bedreddin Türk Din Tasavvuf N.Kurdakul Döler 1977
150- Çarpışan Dünyalar Batı Bilimkurgu Velikoviski Venüs 1985
151- Çağımızın Sorunları Üzerine Düşünceler İngiltere Felsefe B.Russell Cem
1972
152- Diyalektik Materyalizm Rus Sosyoloji Felsefe Kuusinen Sosyal 1965
153- Dördüncü Güneş Batı Bilimkurgu Anonim Ant 1971
154- Hayyam İran Edebiyat Felsefe Ö.Hayyam Cem 1973
155- Hallacı Mansur Türk Din Tasavvuf D.Gündüz Göl 1991
156- Tasavvufun Boyutları Alman Din Tasavvuf A.Schimmel Adam 1982
157- Yunus Emre Türk Edebiyat Şiir S.Eyupoğlu Cem 1972
158- Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum Batı Psikoloji E.From Say 1989
159- Dr Moreau'nun Adası - H. G. Wells
160- DNA ve Bilinçli Şifa - Yazar: Sol Luckman
162- Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı Carl Sagan -TÜBİTAK Yayınları
163- UZAYIN SINIRLARI - Yazarı: ISAAC ASİMOV
164- ZAMANDAN KAÇIŞ -Yazarı : ISAAC ASIMOV -Yayınevi : ALTIN KİTAPLAR,1984
165- Kozmik Bağlantı - Carl Sagan - Çeviren: Maktav Dinçer
166- HACI BEKTAŞ VELİ İsmet Zeki Eyüboğlu (ÖZGÜR)
167- TANRI TAŞTA UYUR Rudolf Kaiser (DHARMA)
168- SEVİNÇ VE GÜZELLİK ALEMLERİ Albert Pauchard (RUH VE MADDE)
169- BEYTİ DOST derleyen: S. E. Özel (SİHAP YAYINLARI)
170- İLAHİ AŞK M. Arabi (İNSAN YAYINLARI)
171- İZLERİN ÖTESİNDE Muammer Sağlam (ÖZEL YAYIN - Ankara)
172- TAO SESSİZDİR Raymond M. Smullyan (DHARMA)
173- KONSANTRASYON Swami Vivekananda (RUH VE MADDE)
174- RUHSAL ALEMİN SONSUZ İMKANLARI Albert Pauchard (RUH VE MADDE)
175- OBSESYON Alan Kardec (RUH VE MADDE)
176- YENİ BİR ÇAĞ Işık Yazan (ÖZEL YAYIN - İstanbul)
177- SPATYOM - 1 (B.A.M.)
178- SPATYOM - 2 (B.A.M.)
179- ANAGEMİ-UFO (B.A.M.)
180- MEDİTASYON (B.A.M.)
181- UFO BİLİMSEL KURAMLARI (B.A.M.)
182- AGARTA - 3 (B.A.M.)
183- EVRENSEL EVRİM YOLLARI (B.A.M.)
184- KARMA (B.A.M.)
185- EVRENSEL YÖNETİCİ MEKANİZMA Dr. Bedri Ruhselman (B.A.M.)
186- DÜNYA ÖĞRETMENİ - İSA (B.A.M.)
187- EVREN UYGARLIKLARI (B.A.M.)
188- ŞUURALTI VARLIĞI G. Geley (RUH VE MADDE)
189- TUFAN ÖNCESİ ATLANTİS Edgar Cayce (RUH VE MADDE)
190- YEDİ GECE Jorge Lois Borges (CAN)
191- KADER BİLMECESİ A. Pauchard (RUH VE MADDE)
192- 30 DERSTE RUHSAL GÜÇLERİ GELİŞTİRME TEKNİĞİ L. Rampa (RUH VE MADDE)
193- MEDİTASYON Swami Sivananda Sarasvati (RUH VE MADDE)
194- RUHÇULUĞUN VE RUHSAL TEBLİĞLERİN ÖZELLİKLERİ A. Kardec (RUH VE MADDE)
195- METAPSİŞİK TERİMLER SÖZLÜĞÜ Ergun Arıkdal (RUH VE MADDE)
196- İNSANIN GERÇEĞİ: "KENDİNİ BİLMEK" P. D. Ouspensky (RUH VE MADDE)
197- YÜCE AKLIN ERDEMİ Lau Tzu (RUH VE MADDE)
198- RUHLAR ARASINDA Dr. Bedri Ruhselman (RUH VE MADDE)
199- Ölümsüz Olduğum Zamanlar - Muammer Kırdök - Notos Kitap Yayınevi
200- TEKAMÜLCÜ RUHÇULUK G. Geley (RUH VE MADDE)
201- İNSANIN KADERİ Edgar Cayce (RUH VE MADDE)
202- BUDA'NIN ÖĞRETİSİ Paul Carus (RUH VE MADDE)
203- TELEPATİ UZADUYUM BİLİMSEL İNCELİMİ 1978 - (B.A.M.)
203- SINIRLAR - BİLİMDE SON NOKTALAR - TIM RADFORD
204- EİNSTEİN JEREMY BERNSTEİN YAZKO BİLİM YAYIN.1983
205- BİLİMSEL GÖRÜŞLE HİPNOZ-MURAT YURDAKÖK - 1977
206- Sırların Sırrı (sırrül Esrar) Yazar: Abdulkadir Geylani
207- Hazreti Muhammed`in Açıkladığı Allah - Ahmed Hulusi Akıl ve İman -
Ahmed Hulusi
208- ARZ'DAN ARŞ'A Mİ'RAC - Yazarı : Hans Von Aiberg (Bülent Aybek)
209- ARZDAN ARŞA MİRAC 2 - Yazarı : Hans Von Aiberg (Bülent Aybek)
210- Arz'dan Arş'a Mi'rac / cilt 3 Yazarı : Hans Von Aiberg (Bülent
Aybek)
211- Arz'dan Arş'a Sonsuzluk Kulesi 2. Cilt - Yazarı : Hans Von Aiberg
(Bülent Aybek)
212- BİLİM ve SAĞDUYU / OPPENHEIMER - Türkçesi: Onur Öymen
213- KİBERNETİK(Felsefe ve Bilimler Arasında Köprü) Yazar: Er KUND
214- THOMAS A. EDİSON-BİLİME YÖN VERENLER
215- BİLİM MERAKI - Yurdaer İhsan Aksoy
216- SINIRLAR - BİLİMDE SON NOKTALAR - TIM RADFORD
217- UZAYDAN GELENLER VE UZAYLI TİPLER -CHARLES BOWEN - JADER U. PEREIRA ÇEV:
E. ARIKDAL - S. GERÇEKSEVER RUH VE MADDE YAYINLARI / 1977
218- BÜYÜK RUH UN HABERCİSİ 1 -2 SILVER BIRCH
219- MADDE VE ENERJİ ATOM BOMBASI DR. ALİ RIZA BERKEM İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
220- DİNOZORLARIN SESSİZ GECESİ 1-6 Hoimar Von Ditfurth (ALAN YAYINCILIK)
221- Bilimin Öncüleri - Cemal Yıldırım
222- Orta Çağda Fizik Bilimleri - Edward Grant çev: Aykut Göker
223- BİLİM FELSEFESİ-ÖMER DEMİR VADİ YAY.
224- SEVGİDE AYRILIK YOKTUR TANRI SEVGİDİR BEYAZ KARTAL RUH VE MADDE YAY.
225- NASRETTİN HOCA / HAYATI KİŞİLİĞİ FIKRALARI ÖZELLİKLERİ yazan: Alpay
Kabacalı
226- Ahmet Yesevi Hayatı, Fikirleri ve Hikmetleri Yazar: Ahmet Seyrek
227- Varolmanın Boyutları William C. Chittickİnsan Yayınları
228- Tasavvuf Kısa Bir Giriş William C. Chittickİz Yayıncılık Buda Zihnini
Kazanmak
229- Buda Zihnini Kazanmak Sheng Yen
230- ATLANTİS'İN ESRARI - CHARLES BERLITZ
231- ANTİKÇAĞ DÜŞÜNCESİNDE TANRI VE VARLIK SORUNU Yazarı: YUSUF ZİYA İNAN
232- GENÇ BİLİM ADAMINA ÖĞÜTLER-P.B.MEDAWAR
233- Aklın Türleri – Daniel C. Dennett
234- Sağduyu: Tanrısızlığın İlmihali – Jean Meslier
235- Evrim ve Yaratılışçılık – Michael Shermer
236- Tanrı Yanılgısı – Richard Dawkins
237- Tüm Yönleriyle Reiki W. Lübeck- F. A. Petter Ege-Meta Yayınları
238- Yüce Benliğin Bilgeliği Yazar: Paul Brunton Yayınevi: Ruh ve Madde
Yayınları
239- ATOM ENERJİSİ VE ATOM BOMBASI-1950 Yazan: Şeref Kara Pınar
240- Chakra El Kitabı Yazar: S. Sharamon, B. J. Baginski
241- Cumhuriyet Türk Mucizesi Yazar: Turgut Özakman
242- Şu Çılgın Türkler yazar: Turgut Özakman
243- Nutuk ( Söylev ) Yazar: Gazi Mustafa Kemal- Yayınevi: İnkılap
Kitabevi
244- Hayat, Ölüm ve Ötesi Yazar: Haluk Hacaloğlu Yayınevi: Ruh ve Madde
Yayınları
245- Anadoluda Tasavvuf Yolları Yazar: Ramazan Muslu -Ensar Neşriyat - 2007
İst
246- ALICE HARİKALAR DİYARINDA - Lewis Carroll
247- Balonla Beş Hafta Yazar: Jules Verne Yayınevi: Yuva Yayınları
248- Binbir Gece Masalları Yazar: Richard F.Burton Yayınevi: Can Yayınları
249- Bir Yaz Gecesi Rüyası Yazar: William Shakespeare Yayınevi: Remzi
Kitabevi
250- Bir İdam Mahkumunun Son Günü Yazar: Victor Hugo Yayınevi: Can Yayınları
251- Sefiller - Victor Hugo; Çeviren: Kerim Çetinoğlu İskele Yayıncılık
252- Notre Dame'ın Kamburu Victor Hugo; Çeviren: İ. Buket Yılmaz Antik
Yayınları
253- En Mavi Göz - Yazar: Toni Morrison Yayınevi: Can Yayınları
254- Faust - Yazar: Johann Wolfgang von Goethe- Yayınevi: İskele Yayıncılık
255- Franz Kafka - Seçme Öyküler Yazar: Franz Kafka Yayınevi: Epsilon
Yayınevi
256- Güliver`in Gezileri Yazar: Jonathan Swıft Yayınevi: Elips Kitap
257- Günceler- Yazar: Franz Kafka - Yayınevi: Gün Yayıncılık Çevirmen: Orhan
Tuncay
258- Haberci Yazar: Halil Cibran Yayınevi: Anahtar Kitaplar Yayınevi
259- Hayyam Yaşamı ve Bütün Dörtlükleri Yazar: Öner Yağcı - Yayınevi: Gün
Yayıncılık
260- Holistik Evren Tasarımı Yazar: Aydın Arıtan Yayınevi: Arıtan Yayınevi
261- İçsel Gerçeklik Yazar: Paul Brunton Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
262- İnsanın Kaderi Yazar: Edgar Cayce Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
263- Kolay Meditasyon Rehberi Yazar: Roy Eugene Davis Yayınevi: Ruh ve Madde
Yayınları
264- Mistik Hind'in Hazineleri - Andrew Harvey
265- Tanrı'nın Kapısını Çalan Bilim" - Carl Sagan'ın
266- Büyük Çekişmeler - Yazar: Hal Hellman Yayınevi: Tübitak Yayınları
267- Bilinçdışının Kaşifi - Sigmund Freud Yayınevi: Tübitak Yayınları
268- YILDIZ ASTROFİZİĞİNE GİRİŞ CİLT 3 Yazarı: ERİKA BÖHM-VİTENSE Çeviren:
CAFER İBANOĞLU
269- FİZİĞİN TEMELLERİ 1 DAVID HALLIDAY ROBERT RESNICK MEKANİK VE
TERMODİNAMİK
270- ASTRONOMİ Yazarı: SEZAİ HAZER Yayınevi: REMZİ Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1974
271- ASTRONOMİ Yazarı : JOHN FARNDON Yayınevi : BULUT YAYIN DAĞITIM,
2008
272- Astronomi - Dr. N. Gökdoğan Yazarı : Dr. N. Gökdoğan Yayınevi : M.E.B.,1945
273- RADYO ASTRONOMİ VE UZAY ARAŞTIRMALARI Yazarı: DOÇ.DR.M.ÜNAL AKYOL
Yayınevi:SELÇUK ÜNİVERSİTESİYAYINLARI,1988
274- Rüyadan Uyanış Yazar: Bartholomew Yayınevi: Akaşa Yayınları
275- İstemenin Esrarı Yazar: Muhammed Bozdağ Yayınevi: Nesil Yayınları
276- Bilim Ansiklopedisi (2 Cilt Takım ) Yazar: Kıngfısher Yayınevi:
Milliyet Yayınları
277- KİRLİAN FOTOĞRAFÇILIĞI ARAŞTIRMA VE BEKLENTİLER Yazarı : LUİGİ GENNARO
278- Atlantis Bilgeliği - Murry Hope - Sınır Ötesi Yayınları
279- Kadim Bilgeliğin Yeniden Keşfi - Fernand Schwarz
280- Ruhsal Hayatın Değişimi/ Metamorfoz -Rudolf Steiner
281- Bilgelik Bilinci-Yüksel Yazıcı -İm Yayın Tasarım
282- Kapitalist Devletin Geleceği - Bob Jessop
283- Mevlana'dan 100 Bilgelik Hikayesi - Idrıes Shah
284- 99 SORUDA UZAY VE UZAY ARAŞTIRMALARI Yazarı: CAN AYDAY
285- YOKOLUŞ İLKESİ vE EVRENİN OLUŞUMU 1.KİTAP Yazarı: İBRAHİM GÜLSOY -1973
286- Soru ve Yanıtları ile Sovyetler'de Uzay Çalışmaları - 1988
287- EINSTEIN VE KAİNAT (OLAYLARIN ESRARINDAN BİR IŞIK) Yazarı: CHARLES
NORDMANN - 1959
288- İNSAN BU MEÇHUL - ALEXIS CARREL
289- Nereden Geliyoruz "İnsan Evriminin Romanı" Yazarı : Bernard Werber
290- PLAZMA FİZİĞİ Yazarı : S.R.SESHADRI Yayınevi : E.Ü.,1993
291- YILDIZ ASTROFİZİĞİNE GİRİŞ CİLT 1 Yazarı : ERİKA BÖHM-VİTENSA Yayınevi
: E.Ü.,1996
292- Atomlar ve yıldızlar Yazarı : pierre rousseau Yayınevi : üniversite
kitabevi,1946
293- Başka Dünyalarda Hayat Yazarı : Spencer Jones Yayınevi : Milli Eğitim
Bakanlığı,1963
294- ETRAFIMIZDAKİ KAİNAT Yazarı: SIR JAMES JEANS Çeviren: ORD.PROF.SALİH
MURAT UZDİLEK -1950
295- HERKES İÇİN FİZİK 2.ÇKİTAP / FOTONLAR VE ÇEKİRDEKLER Yazarı: A.İ.
Kitaygortodsky
296- VARLIKSAL İLKELER Yazarı : RUH VE MADDE YAYINLARI Yayınevi : ,1992
297- 6. DUYU VE ÖTESİ / BİLİNMEYEN DÜNYANIN SIRLARI Yazarı : MİLLİYET
Yayınevi : ,1986
298- Bilimsel Gaflar - Bılly ARONSON- Tübitak
299- Patlayan Güneşler - Isaac ASIMOV -İnkılap Kitabevi
300- Sirius Gizemi (The sirius Mystery )Robert TEMPLE - Ruh ve Madde
Yayınevi
301-UZAY ZAMANDA KARADELİKLER Kitty FERGUSON
302- KOZMİK ÇARPIŞMALAR Dana DESONIE
303-UZAYDAN GELENLER Charles BOWEN ? Jader U. PEREIRA
304-TÜRKİYE UFO RAPORU BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ
305-PSİŞİK GÜCÜNÜZ Carl RIDER
306-İKİLİ SARMAL Jean D.WATSON
307-ÖLÜMDEN SONRAKİ HAYAT Peter HOUGH - Jenny RANDLES
308-KAİNATIN SIRLARI Reader DIGEST?TEN
309- ZAMANSIZ DÜNYA Peter KOLOSİMO
310-BAŞKA DÜNYALARIN TANRILARI Peter KOLOSİMO
311-TANRILARIN STRATEJİSİ Erich VON DÄNİKEN
312-
313-YILDIZLARDAN GELEN TANRILAR Selman GERÇEKSEVER
314-EVRENDE YAŞADIĞIMIZ YER?GÜNEŞ SİSTEMİ?Prof.Dr.Osman DEMİRCAN-Gözde BAYER
315-UZAYLILAR Peter HOUGH - Jenny RANDLES
316- Sultan Hakikat - İlhami Aydın Aytaç
317- Kum Tanesi Gibi - Ömer Sami Ayçiçek
318- Dönüşüm- Franz Kafka (1915)
319- Macbeth, William Shakespeare (1606)
320- The Principles of Ultra Relativity - Shinichi Seike - Gravity Research
Ins.
321-
322-
323-
324-
325-
326-
327-
328-
329-
330-
Romanlar:
1- Charles Dickens - Great Expectations - Unabridged
Türkçe'ye
"Büyük Umutlar" olarak tercüme edilen roman İngiliz
edebiyatının dev yazarı Charles Dickens tarafından kaleme alınmıştır. Bu
romanında yazar, insanlar arasındaki sevgisizliğe, ikiyüzlülüğe karşı
çıkarken,
para hırsı ve ayrımcılık üzerine kurulu toplum düzenini de acımasızca
eleştirmektedir. Büyük Umutlar, yazarın canlandırdığı çok renkli,
unutulmaz kahramanlarının yer aldığı bir romandır...
2- Fareler ve İnsanlar, (Of Mice and Men), Nobel ödülü sahibi yazar John
Steinbeck tarafından yazılmış bir romandır. Roman, 1937 yılında basılmıştır.
Yalnızlığa terk edilmiş, umarsız insanların öyküsünü dile getiren Fareler ve
İnsanlar, John Steinbeck'in en bilinen yapıtlarından biridir
3- Vadideki Zambak, BALZAC
...ilk yayınlanışında (1836) beklenen ilgiyi görmemiş, Honore de Balzac'ın
en az satılan kitaplarından biri olmuş, yazarını büyük bir hayal kırıklığına
uğratmıştı. Oysa Honere de Balzac, üzerinde en çok çalıştığı, en kusursuz,
en büyük romanlarından birini yarattığı inancındaydı. Ama zaman Balzac'ı
haklı çıkardı. Vadideki Zambak, daha sonra yazarın en sevilen, en çok okunan
romanlarından biri oldu. Bu roman, on dokuzuncu yüzyıl Fransız edebiyatının
iki büyük yöneliminin, romantizim ile gerçekçilik akımının kavşak noktasında
ortaya çıkar ve dünyanın en ünlü aşk romanlarından biri olarak gerçek yerini
alır. Balzac, aşk'a derin bir gerçekçilik kazandırırken, çağının toplumsal
olgularını ve koşullarını yansıtmaya da büyük özen gösterir.
4- Ernest Hemingway -Çanlar Kimin İçin Çalıyor
5-Hamlet - William Shakespeare
Antik Yayınları;
İstanbul, 2008, 13,5 x 19,5 cm, 206 sayfa, Türkçe
ISBN No: 9789944184106
Babası öldükten sonra annesiyle evlenen amcasının aslında babasının
katili olduğunu öğrenen Danimarka Prensi Hamlet derin bir acıya kapılır.
Acı çekmek ya da kendini öldürerek bu acıyı dindirmek arasında bocalayan
Hamlet'in ikilemini, Shakespeare ünlü 'Olmak ya da olmamak! İşte bütün
mesele bu! ' sözleriyle dile getirir:
'Acaba zalim feleğin okuna, taşına göğüs germek mi, yoksa bu mihnet
deryasına karşı koyarak hepsine son vermek mi daha asil bir hareket olur?
Ölmek: Uyumak... Hepsi bu kadar... Ve bir uykuyla bütün kalp ağrılarını,
vücudun yakındığı binbir derdi dindirebilmek... İşte varlığımızın özlediği
netice! Ahh, işte güçlük burada! Çünkü ruhumuz bu fani kalıptan sıyrılıp
ölüm uykusuna daldığı an, nasıl bir rüya göreceğimizi kim bilir? '
6-
7- Bab-ı Esrar - Ahmet Ümit / Doğan Kitap / Roman / 2008 / 396 sayfa
“Ahmet Ümit’ın son romanı, Bab-ı Esrar… Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden
düşünmek için…
Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti…
Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ.
Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı.
Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu
yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor.
Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir
açıdan gözlerimizin önüne seriyor.
Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız,
yeniden okumamız için…
8- Noturdam'ın Kamburu Fransa Edebiyat Roman V.Hugo Güven 1958
9- Sefiller Fransa Edebiyat Roman V.Hugo Ak 1959
10- Veba Fransa Edebiyat Roman A.Camus Varlık 1955
Ansiklopediler:

1- FİLOZOFLAR ANSİKLOPEDİSİ - 4 CİLT - TAM TAKIM
Yazarı: CEMİL SENA
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: REMZİ KİTABEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1974
Dili: Türkçe
Açıklama:C.1: A - D 612 SAYFA
C.2: E - H 518 SAYFA
C.3: I - Q 730 SAYFA
C.4: R - Z 592 SAYFA
2- BİLİNMEYEN ANSİKLOPEDİSİ İNSAN BEYNİNİN UZAYIN VE
ZAMANIN BİLİNMEYEN DÜNYASI 10 CİLT TAKIM
3 -BİLİM VE TEKNOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ - 7 CİLT TAKIM
Yazarı:
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: GELİŞİM YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1980
Dili: Türkçe
Açıklama:BİLİM VE TEKNOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ
7 CİLT TAKIM
GELİŞİM YAYINLARI
1980
HER SAYFASI RENKLİ BASIM
BEYAZ KAĞIT
TOPLAM 2356 SAYFA
ÇOK TEMİZ
CİLT 1
ABAK - BUZ ERİTME SİSTEMLERİ
CİLT 2
CAM - ELEKTRİK KABLOSU
CİLT 3ELEKTRİKLİ TAŞITLAR - HALI YAPIMI
CİLT 4
HALOJEN - KİBRİT ÜRETİMİ
CİLT 5
KİLİT - ORG
CİLT 6
ORGANİK KİMYA - SÜSPANSİYON
CİLT 7
SÜZME VE AYIRMA - ZİNCİRLE TAHRİK
4- BİLİMLER ANSİKLOPEDİSİ / 4 CİLT ( TAKIM)
Yazarı:
Çeviren:
Hazırlayan: ARKIN KİTABEVİ
Yayınevi: ARKIN KİTABEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1976
Dili: Türkçe

5- BİLİM VE YAŞAM ANSİKLOPEDİSİ
BİLİM VE YAŞAM - ÇAĞDAŞ BİLİM VE TEKNOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ
6 CİLT - HER CİLT ORTALAMA 300 SAYFA
GELİŞİM YAYINLARI 6- YENİ BİLİMLER ANSİKLOPEDİSİ - 6 CİLT TAKIM
EĞİTİM TEŞEBBÜSLERİ LTD. ŞTİ.
1199 SAYFA
7- BİLİM DÜNYASI ANSİKLOPEDİSİ-3.CİLT ARKIN
KİTABEVİ 8- Nasıl Çalışır-Bilim Teknoloji ve İcatlar
Ans.7 Cilt 9-
Kitaplığım:
Sayfa-1 Sayfa-2 Sayfa-3
Sayfa-4 Sayfa-5
Hiçbir
yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca
bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden
alıntı yapılabilir.
© 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli
Ana Sayfa /
Index
/
Roket bilimi /
E-Mail /
Rölativite Dosyası
Time Travel Technology / UFO
Galerisi / UFO Technology/
Kuantum Teleportation /
Kuantum Fizigi
/ Uçaklar(Aeroplane)
New World Order(Macro Philosophy) /
Astronomy
|
|