::  Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkey / Denizli :: 

Çetin BAL'ın kütüphanesi... 3

 

 

Aşka Yolculuk
Cemalnur Sargut

Arka Kapak

Mânevî yaşamı bugün âdetâ bir çöle dönüşmüş günümüz Türkiye’sinde, bir modern zamanlar Rabia’sı olan Cemâlnur Sargut Hanımefendi, tasavvuf irfanına olan derin vukûfiyeti, tükenmez aşkı ve bilgisi ile karşımıza çıkmaktadır. Elinizdeki kitap, tasavvufî geleneğin, Ahmed Rifâî, Kenan Rifâî, Meşkure Sargut ve Samiha Ayverdi tezgahlarından geçerek, zikir ve sohbetle kemâle ermiş bir Allah âşıkı, bir Resul sevdalısı ve dört büyük yol’un sadık bir izleyicisi olan bu bilge hanımefendiyle yapılan ve saatler süren bir söyleşinin meyvesidir.

Cemâlnur Sargut’la gerçekleştirilen bu sohbetlerde, Efendimiz’den, tevhidin sırlarından, semânın hakikatinden, Ahmed Rifâî Hazretlerinin o muazzam dünyasından, Rifâîlik, Kadirîlik, Şâzelîlik ve Mevlevîliğin gürül gürül çağlayan inisiyatik ırmaklarından, Kenan Rifâî ve sadık izleyicilerinden, yol’un esaslarından, kavram ve olgulardan bahsedildi..


Aşka Yolculuk ...   Kenan Rifai İle ...

Yazan: Sadık Yalsızuçanlar

Yıllar önce Cemalnur Sargut'un bir konuşmasını dinlediğim zaman, adını zaman zaman duyduğum lakin hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmadığım bir modern zamanlar Rabia'sıyla karşılaştığımı hissetmiştim.

Ahmed Rıfai hazretlerinin menkıbelerini ve Delillerle Marifet Yolu adlı bir hazine değerindeki eserini, çağımızın büyük bilgelerinden Kenan Rıfai hazretlerinin Sohbetler'ini, Samiha Ayverdi'nin aşk ve irfan dolu kitaplarını okuduktan, onlardaki muhabbet ve tefekkürün tadına biraz olsun vardıktan sonra, bu büyük damarın günümüzdeki en münevver meyvesi olarak Cemalnur Sargut Hanımefendi'yi gördüm. Onu yakından tanımaya başladıkça da, hayranlık ve muhabbetim arttı.

Tasavvuf irfanına olan derin vukufiyeti, tükenmez aşkı, bilgisi ve engin tevazuu ile Cemalnur Sargut, inisiyatik geleneğin, Ahmed Rıfai, Kenan Rıfai, Meşkure Sargut ve Samiha Ayverdi tezgahlarında adeta haddeden geçercesine zikir ve sohbetle inisiye olmuş, kemale ermiş bir Allah aşığı, bir Resul sevdalısı ve dört büyük yol'un sadık bir izleyicisi olarak karşımızda belirmektedir.

Manevi yaşamı bir çöle dönüşmüş olan modern zamanlar Türkiye'sinde böylesi irfan ehli insanlar yaşadıkça, umutlarımızı yitirmememiz gerektiğini düşünüyorum.

Bizi, doğrudan marifet ilmine, Kuran'a, Efendimiz'e, İlahi Hakikat'in çeşitli zenginliklerine ulaştıran, bizi mürşid-i kamillerle buluşturan, Ahmed Rıfai'yle, Geylani'yle, İbn Arabi'yle, Hz. Mevlana ile ve Kenan Rıfai'yle yeniden tanıştıran bu münevver hanımefendinin kuşkusuz söyleyecek pek çok sırrı ve sözü var...

Sufi Kitap'ın 'Tasavvuf Sohbetleri' dizisinin üçüncü kitabı olan, Kenan Rıfai İle Aşka Yolculuk, bizi, manevi iklimlerde dolaştırıyor ve her biri elmas değerinde sözlerle, hikmetlerle ve sırlarla buluşturuyor.

Cemalnur Sargut'la gerçekleştirilen sohbette, Efendimiz'den, tevhidin sırlarından, sema'nın hakikatinden, Ahmed Rıfai hazretlerinin o muazzam dünyasından, Rıfailik, Kadirilik, Şazelilik ve Mevleviliğin gürül gürül çağlayan inisiyatik ırmaklarından, Kenan Rıfai ve sadık izleyicilerinden, yol'un esaslarından, kavram ve olgulardan konuşuluyor.

Sufi Kitap, Kenan Rıfai İle Aşka Yolculuk'la, son günlerde gerek bu büyük bilge gerekse diğer irfan ehlinin adı ve çabaları çevresinde oluşturulmaya çalışılan çeşitli komplo teorilerini ve iftiraları da boşa çıkarıyor. Böyledir, Bediüzzaman'ın ifadesiyle 'hayırlı işlerin çok muzır manileri olur.' Lakin insanın, kendi insanlık kalitelerinin farkına varması ve bu yönde yaşaması, Hölderlin'in söyleyişiyle, 'yeryüzünde şairane oturması' için, Yaratıcı ile bağlarının derinleşmesi ve güçlenmesi gerekir. İrfan sahiplerinin gayretleri, bize böylesi bir erdem sunar. İrfan ehlini çeşitli siyasal, ekonomik ve kirli iktidar ilişkileriyle gölgelemeye çalışılması, insanın doğrudan kendi varlığını tehdit etmesi demektir.

Kenan Rıfai İle Aşka Yolculuk, inisiyatik geleneğin günümüzde de sürdüğünü bize tek başına gösterebilen bir kitap.

05.12.2006

Yazar:Cemalnur Sargut

Sayfa Sayısı: 340
Baskı Yılı: 2009
Dili: Türkçe
Yayınevi: Sufi Kitap
 

Çağların Sırrı
Başarının Ölümsüz Anahtarı
Robert Collier

Koridor Yayıncılık


"Her talihsiz durum bir şeylerin eksikliğidir. Karanlık, bildiğiniz gibi, gerçek değildir. Işığın yokluğudur. Işığı açınca karanlık ortadan kaybolur. Aynı şekilde yoksunluk da ihtiyaç duyulan şeylerin yokluğudur. Tedarik yolunu bulunca yoksunluk ortadan kalkar."

Robert Collier Çağların Sırrı'nda yüzyıllık karanlığa ışık tutarak bize başarının anahtarını sunuyor. Daha mutlu ve başarılı bir hayata sahip olmak artık hayal değil. En temel düşünce ve kararların hayattaki başarı ve mutluluğumuzu nasıl etkilediğini şaşırarak okuyacaksınız.

Yazar bu kitapta insan aklını üç kısma ayırıyor: Bilinçli Akıl, Bilinçaltı Akıl ve Evrensel Akıl. Özellikle Bilinçaltı Aklın ne muhteşem bir şey olduğunu vurgulayarak, onu nasıl kullanmamız gerektiğini örneklerle anlatıyor. Kitabı okurken, sahip olduğunuz cevheri hissederek heyecanlanacak, biraz da şimdiye kadar onu ihmal ettiğiniz için hayıflanacaksınız.
Collier'ın bu kitapta ortaya attığı temel olmaksızın Rhonda Byrne'ın The Secret (Sır)'ı yazılamazdı. Michael Losier ve James Arthur Ray tüm dünyaya pozitif düşünce gücünün Çekim Yasası ve Başarı Bilimi'nde nasıl etkin olabileceğini hatırlatmadan uzun bir zaman önce Robert Collier'in ÇAĞLARIN SIRRI konuşuluyordu. Yine de geç kalmış değilsiniz.

Bu kitap size Bilinçaltını kullanmayı, onun vasıtasıyla, zamanın başlangıcından bu yana bütün yaşantıları biriktiren Evrensel Akıldan yardım almayı öğretme iddiasında. Bu sırra siz de ortak olabilirsiniz.

231 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789944983587; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi: Eylül 2008
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: The Secret of Ages

 

Düşüncenin Gücü
James Allen

Koridor Yayıncılık tükendi


James Allen'ın ölümsüz eseri Düşüncenin Gücü ya da kendi deyimiyle bu "Küçük Büyük Kitap", yüz yılı aşkın süredir tüm dünyada milyonlarca insana esin kaynağı olmuş, birçok dile çevrilmiş bir klasiktir. Alanında çığır açmış ve Norman Vincent Peale, Denis Waitley ve Tony Robbins gibi çok sayıda çağdaş yazarı etkilemiş olan bu kitabı, Og Mandino'nun tüm zamanların en iyi on kitabı arasında göstermesi nedensiz değildir.

İlave olarak sunduğumuz ve yazarın ilk yapıtı olan Başarıya Giden Yol ise düşünce gücüyle hayatına yön vermek isteyenlerin yoluna ışık tutarak, tutum ve tepkilerindeki değişikliklerle huzur ve başarıyı nasıl yakalayacaklarına dair sırları açıklıyor.

Bu eşsiz yazarın bilgeliğine başvurmak için yeni yüz yılın fırsatı şimdi elinizde.

Aklınızda yücelttiğiniz hayal, yüreğinizde taçlandırdığınız ideal her ne ise, hayatınızı bunlarla inşa edersiniz; bunlar olursunuz.

James Allen 1864'te İngiltere'nin Leicester şehrinde doğmuş ve uzun bir süre büyük bir İngiliz şirket yöneticisinin özel yardımcısı olarak çalışmıştır. 38 yaşında "emekli" olup yazarlığa başlamış ve eşi ile birlikte Ilfracombe'deki küçük bir kır evine taşınmıştır. 48 yaşında aniden hayata veda edene kadar 20'den fazla eser kaleme almıştır.


152 sayfa, 3. hamur, ISBN: 9789944983501; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi: Nisan 2008

 

Korkunun Ötesi
Özgürlük ve Hazza Götüren Bir Toltek Rehberi
Don Miguel Ruiz

Alfa Basım Yayım Dağıtım /


Dört Anlaşmayı hayata geçirirken Sevgi Ustalığı'na erişmeden önce korkunun ötesine geçmemiz gerekir. Yaşamla yaptığımız bütün olumsuz anlaşmaların kaynağı korkudur. Bizi doğuştan hakkımız olan sevinçten koparır. Hayatlarımıza korku ve yargılama olmaksızın bakabildiğimizde düşlediğimiz rüyanın (gerçeklik dediğimiz şeyin) nasıl istiyorsak öyle olabileceğini görürüz.

Tıp ve cerrahi eğitimi alan Don Miguel Ruiz. aynı zamanda bir nagual'dir (ruha giden yolda başkalarına rehberlik etme yeteneğine sahip kişi). Toltek geleneğinde Niyet Ustalığı'na erişmiştir. Bilgeliği, "insanların Tanrılara dönüştüğü yer" olan Teotihuacan ile ilgili vizyonundan kaynaklanır. Özgürlük ve yaşam sevincine Toltek yolundan ulaşmak isteyenler, korkuyu aşarak güç kazanmaya yönelen ilerleyişlerinde Teotihuacan'ın ana geçidinde törensel bir yürüyüş yaparlar. Don Miguel Ruiz ile pek çok öğrenci bu yolculuğu yapmıştır. Don Miguel Ruiz'in öğretilerinin bu kapsamlı rehberinde:

•Dört Anlaşma'nın temeli olan Toltek bilgeliği ve spritüel uygulamalarının ana unsurları

•Dönüşüm araçları: okurun korku, yargı ve suçluluk duygusunu geride bırakma sürecinde yapacağı alıştırma ve törenler

•Nagnal öğretisinin kutsal merkezî Teotihuacan'a düşsel bir yolculuk

•Ölümden sonra yaşam ve insanlığın evrimine ilişkin kehanetler

•Don Migııel Ruiz'in yaşamına ve ünlü bir şifacı (curandera) olan annesinden aldığı eğitime ilişkin bilgiler sizi bekliyor.

Hayat değiştirecek bu kitaptaki bilgi, korkunun yerine yaşam sevincini koyma gücüne sahip.

312 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9786051060354; Boyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi: Eylül 2008

 

Ruhsal Yolda

Yayınevi: Samsara Kitapları

Yazar: Swami Rama

Kategoriler: Felsefe, Doğu Felsefeleri

Özellikler:
57 s. 10 x 13 cm Türkçe Haziran 2004 İstanbul 2. Hamur Resimli

Açıklama:
"Güneş, Ay ve Yıldızlar niçin sürekli hareket halinde? Onların hareket etme amaçlarını biliyorsanız, o zaman onlarla uyum içinde hareket edin..."
20. yüzyılın en büyük ruhsal öğretmenlerinden biri olan Swami Rama, bu küçük kitapta dinin özünden meditasyona, çocuk büyütmekten üstlendiğimiz vazifelere kadar çeşitli konulara ışık tutuyor.

"Kendinizi suçlamayın. Kendinizce ne kadar kötü ya da küçük olursanız olun, bütün kişiliğinizi değiştirme şansınız vardır."
(Arka Kapak)
 

 

Tibet'in Yaşam ve Ölüm Kitabı

Yayınevi: Dharma Yayınları

Yazar: Sogyal Rinpoche

Kategoriler: Genel Konular, Gizem - Parapsikoloji - Büyü


Özellikler:
14 x 20 cm Türkçe Nisan 2002 İstanbul 2. Hamur 620 s.

Açıklama:
Bize ögretmenlerin en yücesi olan ölüm’ün ışığında nasıl yaşamamız gerektiği konusunda ruhsal rehberlik yapan ve pratik bilgiler sunan Tibet Budizmi’nin paha biçilemez bilgeliğinin Batı için özlü yorumu olan bir başyapıt.

Bir başyapıta dönüşen bu eserinde ünlü meditasyon ustası, Tibet Budizm’i yorumcusu ve uluslararası bestseller yazarı Sogyal Rinpoche, Tibet’in kadim bilgeliği ile evrenin doğası ve ölüm ile ölüm süreci konularındaki modern araştırmaları biraraya getiriyor. Yazar, Tibet geleneklerinin özünden gelen ve dini inançlarımız ya da kültürel birikimlerimiz ne olursa olsun, yaşamlarımızı iyi yönde dönüştürecek, ölüme hazırlanmamızı ve ölmekte olanlara yardım etmemizi sağlayacak son derece güçlü uygulamalar ve bilgiler sunmaktadır.

Bu kitap aracılığıyla ölüm gerçeğinin içindeki büyük umudu görebiliyoruz: Korkunun ve reddedişin ötesine geçip ölüm sürecinde hayatta kalmayı başaran ve değişmeyen parçamızın ne olduğunu anlıyoruz.

"Bu kitap hepimiz için inanılmaz bir kutsama; içten, bilgece, pratik ve berrak. Esin verici öykülerle, ustalıklı öğretilerle ve Buda’nın sevecen kalbi ile dolu."
-Jack Kornfiled, Stories of Spirit, Stories of the Heart yazarı

"Bu kitap insanoğlunun bilgeliğinin zirvesini göstermektedir. Tibet Budizmi’nin yüzyıllar boyunca oluşturduğu içgörüleri ve bilgiyi bize ileten parlak bir mücevherdir."
-Dr. Larry Dossey, Beyond Ilness yazarı

"Bu eserin kaderi kesinlikle ruhsal bir klasik olmak."
-Joanna Macy, World as Lover, World as Self yazarı
(Tanıtım Yazısı'ndan Alıntı)
 

Hint, Yunan ve Mısır Mitolojilerinde Gizemli Bilgilerin Kaynakları
(Les Floralies De L'Esprit)

Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları

Yazar: R. Emmanuel

Kategoriler: Dinler - Mitolojiler, Genel Konular, Mitolojiler, Gizem - Parapsikoloji - Büyü

Özellikler:
Türkçe 152 s. 13.5 x 19.5 cm İstanbul 1995 152 s. 2. Basım Orijinal Dili: Fransızca 1. Basım: 1991

Açıklama:
"Eski Mısır, Hint ve Yunan gelenekleri, kesinlikle karşı koyamayacağımız bir şekilde, kendilerinden sonraki tüm geleneklere, dinlere ya da dinlerin yorumlarına etki etmiş, felsefi ve ezoterik yaşamın kaynağını oluşturmuştur.
Hiçbir gelenek diğerinden bağımsız değildir; aynı şekilde hiç bir din kendini öteki dinlerden soyutlayamaz."
"Bu üç büyük tradisyona da "sentezci bir açıdan bakan" bu eserde pek çok detay bir kenara bırakılmıştır. Bunun için pek çok kitaplar gerekir. Amacımız. okuyucunun ruhundaki, insanlığımızın üç büyük etiğinin tek bir merkezde toplandığı bilgisini uyandırmaktır."
(Arka Kapak)
 


Herkes İçin Ötealem Rehberi


"Ötealeme geçme sırası bize geldiğinde, birkaç şeyden biri olur. Ötealeme geçişinizin normal olduğunu varsayarsak, ya tanıdığınız biri tarafından karşılanırsınız ya da durum böyle değilse, bu işi yapma görevini üstlenmiş biri tarafından. Bunun için endişelenmeyin, bunlardan hangisi olursa olsun, o sırada bu kusursuz görünecektir." 28 Temmuz 1978'de ötealeme geçen görme engelli medyom Ken Akehurst'un ölüm, ölümden sonra olanlar ve ötealemdeki yaşamın ilk safhaları hakkında verdiği bilgilerin otomatik yazıyla G. M. Roberts tarafından alınmasıyla oluşturulan bu basit, samimi ve dürüst kitap işte bu sözlerle başlıyor.

İnsanları ölüm ve ötesi hakkında doğru düşünmeye sevk etmenin tek yolu, ölüm sorunu hepimiz tarafından normal karşılanana dek bunun üstünde konuşmaktır. İşte bu nedenle bu kitap ölümden sonra şuurun devam ettiğine inanmayanlar ve ölüm korkusu çekenler için muazzam bir rahatlama kaynağı olacaktır.

Yazar: G. M. Roberts
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Sayfa sayısı: 167
ISBN: 9758007955
Basım tarihi: Haziran 2003



Reenkarnasyon Fiziksel, Astral ve Ruhsal Evrim
(La Reincarnation)


Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları

Yazar: Gerard Encausse

Kategoriler: Genel Konular, Gizem - Parapsikoloji - Büyü

Özellikler:
1999 262 s. Türkçe İstanbul 13.5 x 19.5 cm

Açıklama:
Bu kitabı çevirmemizin amacı, antik çağ toplumlarının gizli bilgilerini ve kutsal metinlerini çok iyi bilen, aynı zamanda bir hekim olması dolayısıyla konuya bir bilim adamı ciddiyetiyle yaklaşan ve bir ömür boyu sürdürdüğü deneysel çalışmalarıyla meseleyi kendi özel tetkik imkanlarıyla inceleyen bir okültistin reenkarnasyon olayına değişik bakış açısını Türk okuruna tanıtmaktan ibarettir. Daha önce de belirttiğimiz gibi kanılar ve bilgiler ortadadır. Bu, objektiftir. Subjektif olanı ise, kişinin yaklaşımı ve yorumudur. Bu da onun realitesini teşkil eder. "Realite, varlığın eşya ile alakalı kavram, anlam, değer ve şuur halinin hakikat karşısındaki durumudur."
"Her insana göre ve hatta bir insanın muhtelif hayat devrelerine göre çeşitli realiteler vardır."
Ve yine Üstat Ergün Arıkdal'ın ifadesiyle: "Her realite, devresini tamamladıktan sonra yerini daha yüksek bir realiteye bırakır. Hiçbir realite amaç olamaz."
(Arka Kapak)

 



Tekrardoğuş 1
Evrensel Yasa
BİLYAY Vakfı

Ruh ve Madde Yayınları

Tekrardoğuş, bir tekâmül aracı olarak, evrensel bir yasadır. Tekâmül etmekte olan her ruh varlığı, madde içinde deneyim ve görgüsünü artırmak için çeşitli bedenler ve kimlikler içinde, sayısız kereler maddesel âlemlere bağlanırlar. Tekrar tekrar doğmak bir ilâhî Yasa'dır.'
Tekrar doğuş olayının sayısı belli değildir. Varlık ihtiyacına göre, genel kâinat Plânına uygun olmak üzere, çeşitli madde ortamlarında tekrar tekrar doğar.

365 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8007-25-4; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1997
Özgün Dili: Türkçe
 

Karma Bağından Özgürleşmek

Yayınevi: Okyanus Kitabevi
Yazar: Swami Rama
Kategoriler: Felsefe, Doğu Felsefeleri

Özellikler:
1. Basım Türkçe 1. Hamur 86 s. 2002 İstanbul 13.5 x 21 cm

Açıklama:
Eski bir Budacı metinde şöyle bir beyit vardır:
Bugünkü yaşantımız dünkü düşüncelerimizin, dünkü eylemlerimizin; yarınki yaşantımız da bugünkü düşüncelerimizin, bugünkü eylemlerimizin eseridir.

Karma, sanskrit dilinde yapmak, etmek, edimde bulunmak anlamına gelen bir sözcüktür. Ülkemizde genellikle "yazgı" ya da "alın yazısı" olarak adlandırdığımız Karma Yasası yaşamdaki en temel yasalardan, en temel gerçeklerden bir tanesidir. "Ne ekersen onu biçersin" dediğimiz her insan, her eylem için geçerli olan bu yasayı, bu gerçeği en iyi biçimde anlatmış oluruz. Varoloşun neden-sonuç ilişkileridir. Karma Yasası.

Şu andaki yaşantımız geçmişte yaptıklarımızın sonucudur. Gelecekte olanlar ise aynı biçimde, şimdiki eylemlerimizin sonucu olacaktır. Bu yüzden de Karma içimizdeki mükemmel adalet kuralının ifadesidir. Bu mikrokozmosa, yani insana yansıyan evren kanunudur. Bunda ceza kabilinden veya keyfi hiçbir şey yoktur; bu evrensel olarak her edimin, her eylemin sonunda tekrar kaynağına dönen sonuçlar oluşturduğunun garantisidir. Karma'nın sonuçları hemen veya gecikmiş olarak gelebilir, fakat kaçınılmazdır.

Ünlü Yoga Ustası Swami Rama'nın "Karma Bağından Özgürleşmek" adlı bu kitabında Karma Yasasının işleyişi hakkında bilgiler bulunmaktadır. Aynı zamanda bu kitapta Karma Yasasının zorunlu dar çemberinden, koşullanmalarından teker teker kendimizi nasıl bağımsızlaştırabileceğimiz, yaşam karmamızı niçin ağırlaştırmamamız, gelecekte kendi karmamızı oluştururken nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda da bilgiler bulunmaktadır.
(Arka Kapak)
 

 

Tibetin Unutulan Sırları Tibet'te Parisli Bir Kadın
("Initiations and Initiates In Tibet")

Yayınevi: Samsara Kitapları

Yazar:

Özellikler:
Türkçe 279 s. 2. Hamur 14 x 20 cm İstanbul Ağustos 2001 Orijinal Dili: İngilizce

Açıklama:
"Yatağım toprak, ot ve kar; göğüm çadırın tepesi ve gökkubbe..."

Madam Alexandra David-Neel, 101 yıllık yaşamının büyük bir bölümünü, Doğu’nun ve Tibet’in gizemli topraklarında, Himalayalar’ın engin doruklarında geçirdi; bir münzevî olarak, Lama olarak, Guru olarak ve büyük sırlara erişmiş bir inisiye olarak...

Nepal toprakları "trekking" ile tanışmadan uzun yıllar önce, 1900’lerin başında, Himalayalar’da ayak basmadığı yer kalmadı. Yoga, Batı dünyasında henüz moda olmamışken, tüm yoga yöntemlerini uyguladı. Katmandu’yu hippilerden onlarca yıl önce keşfetti. Doğu’nun olanca çekiciliği içerisinde, 68 Kuşağı’nın fark etmek zorunda kaldığı bir "öncü" ve "haberci" olarak kabul edildi.

Doğu’nun ilk Batılı kadın Guru’su unvanını elde etti ve Tibet’in "yasak kenti" Lhasa’da, Dalai Lama’nın kutsal mekânı Potala’ya girmeyi başaran ilk Batılı oldu; yıl 1924 idi...
Dünyanın göğe en yakın coğrafyası Tibet’in binlerce yıllık sırları, ilk kez Madam David-Neel’in bu yapıtıyla Batı’ya aktarılmaktadır.
(Arka Kapak)

 

 

HERMES

 

Önsöz

I.

Hermetik Şiirler

II.

Hermetik Metinler

III.

Hermetik Felsefe

 

 

  ÖNSÖZ  

Hermes Çevirileri Üzerine

Tarihin birçok farklı döneminde, çeşitli kültürel ortamlarda, Hermes Trismegistus, Toth, Enoch, İdris adları ile anılan Hermes’e atfedilen metinler bulunmaktadır.

Hermes’in orijinal yazılarının eski Mısır dilinde yazıldığı söylenmektedir. Kendisi her çevirinin büyük bir kayıp olduğunu belirterek, Mısır dilinde kelimeyi oluşturan seslerin söylenen anlamla ilişkili tesirler yaratabileceğini söylemiş ve özellikle Grekçe’ye çevirmenin kendi sözlerini anlaşılmaz hale getireceğini belirtmiştir. Hermes’in bu uyarısına rağmen günümüze ulaşan metinlerin hepsi çeviridir.

Hermes’in kim olduğu, ne yaptığı hakkında birçok farklı söz söylenmişse de onun içsel aydınlanma yolundaki birçok kişi tarafından rehber alındığı ve uygarlığın yaratılmasında yine rehber olarak kabul edildiği yadsınamaz bir gerçekliktir. Kişilere hem içsel bir hareketlilik sağlaması hem de madde dünyasının organizasyonunu vurgulaması sebebiyle bu metinler insan varlığının bütünsel gelişimini hedeflemektedir.

Hermes’in sözleri farklı iddiaları olan çeşitli gruplar tarafından farklı ifade edilse bile bizce asıl anlamını, kişinin içsel varlığına ve insanların oluşturduğu toplumsal bütüne verdiği hız ve hareketlilikte bulacaktır. Hermes’in metinleri “aşağıdaki yukardakine benzer” prensibi ışığında hem varlığın içsel doğasına hem de insanların oluşturduğu bütünsel yapıya uygundur. Metinler kişi ve toplumlara ruhsal tekamül fırsatları sunacak bilgiler içermektedir.

Hermes Niçin Önemlidir?

İnsanlık tarihi yüce amaçlara doğru kendisine hız vermiş bilge kişiler ve inisiyelerle doludur. Bunların arasında Hermes, en çok atıf yapılanlardandır. Hermes farklı metinlerde Toth, Tehenti, İdris, Enoch gibi farklı isimlerle anılmıştır. Tüm bu farklı isimlere ait metinlerin her birisinin ardında aynı üslubu görebiliriz ki bu metinlerin hepsi Hermetik üsluptadır.

Yahudi gizemciliğinde Enoch adında gizemli bir peygamber olarak zikredilen, Kuran-ı Kerim’de İdris olarak anılan, Bahai metinlerinde Hermesi elvah olarak belirtilen, kadim Mısır bilgilerinde Toth diye bahsedilen, eski Yunanda Hermes Trismegistus olarak belirtilen kişinin Hermes olduğu yaygın olarak kabul edilir.

Sözü edilen isimler bulundukları toplumu ve buna bağlı olarak gelişen düşünsel ortamı doğrudan etkilemişlerdir. Bu anlamda birçok toplum için Hermes, başlangıç sözlerini söyleyen kişi olarak kabul edilmiştir. Nitekim Hermes’e atfedilen metinler de bilinen en eski ezoterik metinlerdendir. Eski metinler olması tarihsel olarak metinlerin etki sahasını kuvvetlendirmektedir.

Hermes’e atfedilen yazılar günümüze kurumsal dinsel yapılar aracılığı ile değil de daha çok ezoterizme ve içsel gelişmeye önem veren kişi ve gruplar aracılığı ile gelmiştir. Bu anlamda dinlerin Batıni tarafları sayesinde tarihin her döneminde varlığını sürdürmüştür.

Tarihsel olarak Hermes’e yönelik yapılan yorumlarda şu tip ortak noktalar tespit etmek mümkündür. Hermes bir Mısırlıdır. Ve Mısır uygarlığının baş mimarıdır. Bu Mısır uygarlığının kuruluşu Büyük tufandan önce başlamış ve tufandan sonra Mısır uygarlığı açıkça ortaya çıkmıştır. Hermes’in yaşadığı dönemin tufan öncesi ve sonrası dönem olduğu hakkında anlaşmazlıklar olsa da onun Mısır uygarlığının kurucusu ve temel öğretilerin oluşmasında katkı sağlayıcı olduğu konusunda genel bir kanı vardır. Hermes bu anlamıyla insanlığın gelişkin mirasını yeni bir ortamda yeşerten insanlığın ruhsal babasıdır. Bu babalık nosyonu gelecek nesilleri temsil eden Tat figüründe Hermes’in metinleri aracılığı ile sunulmuştur.

Hermetizm, Hermes’e atfedilen yazıların gösterdiği bütünsel bir anlayışın ismidir. Hermetik düşünce sadece Mısır ve Mısır dinini değil bütün insanlığı etkilemiştir. Yeni platonculuk, rönesans, reform hareketleri ve İslam’daki mistisizm düşüncesinin temelleri Hermetik metinlere dayanır. Kabalist anlayış, simya geleneği, hristiyan gnostizmi, pagan rahiplerin mistizmi Hermetik geleneğe bağlıdır. Hermetik düşüncenin Essenilerle de ilişkisi olduğunu belirtenler vardır. İslam anlatılarında ilk göğe çekilen peygamber olarak İdris kabul edilir. Göğe çekilmek göksel olanla bütünleşmek ve fiziki olarak da orada ve yerde var olmak anlamındadır. Hermetik anlayış İslam içinde Rafizilik, Mutezile, İsmaililik olarak kendini açıkça sunmuştur. İlmi nücun (astroloji), ilmi simya ve İhvan-ı safa risalelerinin çoğunluğu hermetik metinlerle doludur. Bunlar arasında Ebu Bekr Muhammet İbn Zekeriyya El Razi (simyacıdır) ve bir Karmarti olan Abdullah İbn Meymun cesaretle Hermes’in ismini zikredebilenlerdendir.

Üç kere yüce Hermes olarak Grek’lerin ortaya koyduğu Hermes aslında yerin, göğün ve geçişin simgesi olarak başlangıç ve sonun kendisi olduğunu gösterir. Yeni çağ mistiklerinin bazılarına göre de Hermes Baba olandır. Ve baba olanın yeryüzündeki tezahürüdür.

Hermes üzerine tarih boyunca çok şey yazılmış ve konuşulmuştur. Rönesansın başlamasında Hermetik düşünceler etkin bir rol oynamasına karşın aydınlanma dönemi sonrası gelişen sanayi toplumunda Hermetik metinler safsata yığını olarak görülmüştür. Fakat günümüzde sadece maddesel yönünü geliştiren modern uygarlık, ruhsallığı ihmal etmiş ve iki kanadı olan insanlık kuşunun maddi kanadını geliştirirken ruhsal kanadını cılız bırakmıştır. Hermetik metinler maddesel ve ruhsal dengeler bütünü olması sebebiyle çağımız insanının es geçtiği bazı değerleri düşünmesine ve bazı değerlerindeki abartılardan kurtulmasına yardımcı olmaktadır. Çünkü Hermetik metinler ruhsal olana yaptığı vurgu kadar maddi olanın yetiştirilmesine de önemli vurgular yapmıştır. Bu anlamda insanlığın maddi ve ruhsal yönlerine bir bütün olarak tesir etme ve ona rehberlik yapma imkanına sahiptir.

Hermetika ve Hermes yeni çağ ile birlikte yeni uyanışlara ve insanlığın ürettiği ve muhatap olduğu maddi ve ruhsal bilgilerin sentezine çok önemli katkılar sağlamaktadır.

Hermetik Metinlerin Tarihi

Hermetika günümüze kadar birçok farklı çevirisi ile karşımıza gelmiştir. Hermes kendi yazdığı dilden yapılacak çevirilerin gizemli bağının koparılacağını ve sözünün etkisinin azalacağını vurgulamıştır. Buna rağmen Hermes’in metinleri farklı kültürler ve ortamlarda çevirilerek insanlara içsel dönüşüm yolunda bir rehber olmuştur.

Konuyla ilgili çeşitli araştırmacıların iddialarına göre, Hermetika aslında kadim kutsal yazı ile yazılmıştır daha sonra eski Mısır dili ile kaynaşma olmuş ve Mısır diline dönüşmüştür. Fakat bu metinler M.S. 3. yüzyılda İmparator Theodosrus’un himayesindeki zamanın İskenderiye Patriği Theophilus’un fermanı ile Mısırca yazılan her eserin ortadan kaldırılması ve Mısırca konuşanların öldürülmesiyle ortadan kalkmıştır. Bu baskı döneminden kaçan mistikler kadim yazı formu ve Mısırca yerine Grek alfabesini kullanarak birçok teoloji kitabının yazıldığı Kopt dilini kullanmışlardır. Bu dil 17. yüzyıla kadar yani bu dili bilen rahipler yaşadığı süre içinde var olmuştur. Günümüzde metinler eski Mısırca değil, Grekçe, Latince, Arapça ve Kopt dilindedir. Hermetik felsefe, Mısır uygarlığının içine sinmiş bir şekilde yaşarken örgütlü bir dine dönüşen Güneş Tanrı dini, Hermetik düşüncenin rahipler arasında bir sır olarak yaşamasına sebep olmuştur. Bu anlayış piramitlerin birer inisiyasyon merkezi olarak çalışması ve bu inisiyasyonlardan yararlanan birçok mistiğin yetişmesine olanak sağlamıştır. Bunların arasında Fisagor, Eflatun ve Hz. Musa sayılabilir.

Hermetika günümüze Grekçe’ye çevrilmesi sayesinde ulaşmıştır. M.Ö. 3. yüzyılda birçok astroloji metni Grekçe’ye çevrilmiştir. Bu zamanda Toth’un yazıları da Grekçe’de dolaşmaya başlamıştır. Hermes Trismegistus’a atfedilen eserler Grekçe’de hem bir kadim bilgiler ansiklopedisi hem de simya, astroloji, tıp, botanik gibi pratik amaçlara yönelik bilgi kaynağı olarak kullanılmıştır. Hermes’in metinleri felsefi ve teknik olarak ikiye ayrılabilir. Felsefi kısmı, içsel dünya ve Tanrısallık hakkında bilgilerin işlendiği; Corpus Hermeticum, Stobaeus Fragmanları, Viyana ve Nag Hammadi papirüsleri ve Logos Teleios isimleri ile bilinen ortak metinlerdir. Diğer metinler ise astroloji, simya, anatomi, tıp, botanik, ile ilgili bilgileri içerir.

Grekçe’ye oradan da Latince’ye çevrilen eserler 7. yüzyıldan itibaren Arapça’ya da çevrilerek İslam dünyasında önemli bir yer tutmaya başladı. İslam dünyasında Hermes, İdris peygamberle ve mistik Enoch’la özdeşleştirildi. Grekçe’den Arapça’ya çevrilen eserler arasında şunları sayabiliriz. Hermese atfedilen Kitabu’l-esrar. Majinin kurallarının belirtildiği Nevamis Hirmis. El Kindi’nin yazdığı Hermesin Grekçe çevirisi olan Risale fi ilm el-ketif. Arap yazarların hermetik felsefeyi konu alan ve hermetik etki taşıyan yapıtlardan birkaç örnek vermek gerekirse şunlar belirtilebilir. Farklı türde bitki üretebilmek için yazılmış olan Kitab Esrar el-kamer. Hermes’in deyişlerini içeren Adab ül-felasifa. Simya üzerine hermetik yapıt olan Muhammet ibn Umeyl Teymimi’nin Kitab şerh ül-suver’i. Büyü ve dua metinleri olan Kitab gayet ül hakim. Bunun yanında İhvan us safa risalelerinde açık bir hermetik etkiyi görebiliriz.

Günümüzdeki Hermetika çevirileri Grekçe ve Latince eski belgelerden yapılmış çevirilerdir. Olabildiğince başarılı çeviriler mevcuttur. Hermes’in metinleri yaygın olarak kullanılan bütün dillere çevrilmiştir. Hermes’in kendisinin çeviriden dolayı oluşabilecek anlam ve tesir azalmasına dair uyarısına rağmen insanlık bu arıtıcı kaynaktan kendini uzak tutmamış ve farklı dillere çevirileri yapılmıştır. Hermetika’nın her çevirisi çağının ve döneminin donanımının üstünde bir anlayışa hitap edebilme imkanını sağlamıştır. Bu manada hermetik metinlerle bir vesile ile tanışık olmak onun tarihsel okuması içinde bulunduğumuzu unutmamak metinlerin anlaşılmasındaki güçlüğü de aşmamızı sağlayacaktır. Birçok sembolik anlatım günümüzde somut olarak anlaşılacağı gibi birçok problemli durum da günümüz koşullarında basit çözümlerle halledilebilecek pürüzler gibi görülebilecektir. Onun için Hermes’in metinlerinin kendi söylediği ve yaptığı gibi “tefekkür yoluyla eriştim Atum’un bilgisine” ibaresinde olduğu şekliyle tefekkür yolu ile okunması gerekir.

Üç Farklı Yerden Hermes Çevirisi

Bu derleme, Hermes’e ait olduğu belirtilen üç önemli metnin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu çalışmalar Hermes üzerine yapılmış modern-postmodern dönem versiyonları olup hepsi farklı ortamlarda yaygınlaşan ve farklı beklentilerle oluşturulan çalışmalardır. Söz konusu çalışmalar içsel aydınlanma ve bütünsel olana katkı sağlama hedefleri ile ortak bir amaca sahiptirler. Bu metinlerin ilki Hermes’in mevcut metinlerinin derlenip şiirsel bir dille yeniden yazılmış halidir. İkincisi internet ortamında bulunan Corpus Hermeticum metinlerinin çevirisinden oluşmaktadır. Üçüncüsü ise bazı gnostik örgütlerde ders olarak işlenen ve on dersten oluşan 1916 tarihli bir derlemedir.

Çalışmamızın ilk bölümü olan Hermetica çevirisi, Timothy Freke ve Peter Gandy’nin özenle hazırladığı 20 adet şiir tarzında oluşturulmuş Hermetik metnin çevirisidir . Bu şiirler bütün Hermetik külliyatın titiz bir şekilde taranması, anlaşılmayan içsel tutarsızlık olan kısımların elenmesiyle oluşturulmuştur. Anlatım Hermes’in kehanetleri bölümüyle başlar ve Atum’a şükür bölümüyle biter.

Hermetik metinler günümüze kadar çok farklı biçimlerde gelmişlerdir. Bu durum metinlerin farklılığı ve içsel çelişkilerinin olmasına da imkan vermiştir. Freke ve Gandy’nin çalışmasıyla bu metinler sade bir biçimde, okunabilir bir forma getirilmiştir.

Yazarların oluşturduğu metin bir kurmaca değil Hermetik prensiplerin temel alınması ve yine Hermes’in sözleri aracılığı ile oluşturulmuş bir metindir. Tek yaratıcı, yukarıdakinin aşağıdakine benzerlik ilkesi, düalite, ruhun enkarnasyonu, tekrar doğuş, zaman ve kozmos anlayış ve prensipleri çok sade bir biçimde anlatılmıştır. Bu sayede temel prensipler göz önüne çıktığı gibi karmaşa içinde olan Hermetik külliyata da bir anlamlılık gelmiştir. Temel prensiplerin ortaya çıkmasıyla Hermetika’nın kadim bilgelik kaynakları ile olan yakın teması ortaya çıkmıştır.

Metnin oluşturulmasında dilden, tarihsel kayıplar ve eklemelerden dolayı oluşabilecek hatalar gerek kadim bilgelik kaynaklarına referansla, gerekse kutsal metinler vasıtasıyla giderilmiş, bütünsel bir anlayışa işaret eden Hermetika’nın sağlıklı bir biçimde sade haliyle 21. yüzyıl okurlarıyla buluşması sağlanmıştır. Çevirilerin çevirisi olan çoğu metinden daha anlaşılır olması hiç olmazsa Hermes’in derdinin ne olduğunu anlatmayı başarması sebebiyle çok önemlidir. Bu çevirinin Hermes’in kendi metinlerine anlam bakımından “aslına sadakat” noktasında başarılı olduğu söylenebilir.

Şiirin sembollere bürünmesi anlatılmak istenen şeyin yaşamda karşılığının oluşmaması sebebiyledir. Yaşamdaki karşılık somut maddesel bir karşılıktan öte olan anlayış olarak bir karşılıktır. Bu sebeble Grekçe çevirilerde soyutlama ve sembolleştirmeler anlamı çoğu yerde boğmuştur. Yaşadığımız çağ Hermes’in doğrudan algılanabileceği ve Hermes’in “tezahür ettiren zihin” dediği zihinle doğrudan karşılaşabileceği bir dönemdir. Bu nedenle temel prensiplerin yansıtıldığı metinlerin sade bir dille ifade edilmesi zamanın da bir gerekliliğidir.

Hermes’in kayıp sözleri adı altında çevrilen bu metinler gerçekte de kaybolmuş, varolsa bile anlaşılmazlığı ve karmakarışıklığı ile gözden düşmüştür. Bu çeviri Hermetika’ya itibarını teslim etmiştir ve Hermes’in metinleri günümüz dünyası insanları için anlaşılır ve görünür olmuştur. Bu noktada Freke ve Gandy’nin çalışması yeni bir Hermetika yazmak olmasına rağmen çok önemli ve cesaret verici bir iştir.

Eserde tek tanrılı dinlerden izler görülebileceği gibi spiritüalist izler de fark edilecektir. Bunların Hermes’in orijinal metinlerine uyup uymadığını test etme şansımız bulunmamaktadır. Fakat kadim bilgelik kaynaklarının ortak bir özelliği olan bütünsellik ve insan varlığının aslına dair hakikatleri seslendiriş noktasından değerlendirildiğinde ortaklıklar ve anlam bütünlüğü tespit edilebilmektedir. Hermes’in eserleri tanrısal esinleri taşıyan bir kaynaktır. Bu nedenle yaratıcının kokusu olan her şeyle bağlantısı ve benzerliği vardır. Hermetika bu manada hem benzerlikleri taşımakta hemde bazı ruhsal prensipleri daha doğrudan ifade etmektedir. Freke ve Gandy’nin eseri bir başlangıç olması, kolay anlaşılabilir olması nedeniyle önemli ve benzersizdir.

Hermes seste ve ifadede majik bir şeyler olduğunu belirtmiştir. Bu anlamda çeviri bu sihirli esini almak için elbette yeterli değildir. Simyacıların bir çoğu Hermetikadaki bazı kelimeleri mantra ve enerji çekirdekleri olarak kullanmaktadır. Ancak hiç kuşkusuz burada hedef bu değildir.

Derlemenin ikinci bölümü olan “Corpus Hermetica” çevirisi, internet üzerinde http://www.ancienttexts.org/library/egyptian/hermetica/hcenter.htm adresinde bulunan metnin çevirisidir. Orijinali Eski İngilizce olan metin söz konusu sitede Hermes’in orijinal sözleri olarak sunulmuştur. On yedi bölümden oluşan metin bazı yerlerde bir monolog ve vaaz şeklinde iken, bazı yerlerinde kısa diyaloglar şeklinde sunulmuştur.

Söz konusu metinlerde temel olarak üç tarz hitabet görülmektedir. Bunlardan ilki Hermes’in direk kendisine mutlak zihinden veya poemander (kutsal çoban) diye sunulan bir varlıktan aktarılan, Hermes’in durumu ve yaratıcıyı nasıl anlaması gerektiği hakkında bilgiler içeren metinlerdir. Bunlar 1-2-3-8-10 nolu kitaplar olarak belirtilebilir.

İkinci hitap biçimi, Hermes’in oğlum diye hitap ettiği Tat’a anlattığı ya da vazettiği metinlerdir. Bunlarda yumuşak ve koruyucu bir üslupla Tat’a Tanrı, sessizlik sanatı, işler duyular, odaklanma ve varolma hakkında çeşitli bilgiler sunulur. Tat’la Hermes’in arasındaki ilişki inisiyatik bir doğumun gerçekleşmesi sonucu olan bir ilişki gibidir. Tat sanki Hermes tarafından uyandırılmış, fakat fark ettiklerini anlamlandıramayan bir kişi konumunda sunulmuştur. Hermes Tat’a şefkat dolu bir baba gibi davranmaktadır. Burada fiziksel bir baba oğul ilişkisinden çok ruhsal anlamda baba oğulluktan bahsetmek kanaatimizce daha doğru olacaktır. Tat’ın Hermes ile arasındaki ilişkiyi Hz.İsa’nın Baba dediği bütünsellikle arasındaki ilişkiye benzetebiliriz.

Üçüncü hitap biçiminde ise Hermes’in Asclepius’a hitap ve vaazları görülür. Bunlar metinde 4-6-9-13-17 no’lu kitaplar olarak tespit edilebilir. Hermes burada Asclepius’a daha çok resmi yönünü göstermiş ve diyaloglarda daha mesafeli bir ilişkiyi tercih etmiştir. Söz konusu bölümlerde Tanrı, iyilik, duyular ve anlamanın netliği ve bilge olma yolları hakkında bilgiler aktarılmış, öğütler verilmiştir. Asclepius ile Tat’ın isimleri ortak olarak sadece anahtar isimli bölümde zikredilmiştir.

Hermes Asclepius’a “Dünün konuşmasını senin adına sundum, bugünün konuşması ise Tat’a uygundur” derken aslında kendi inisiyasyonunun yönünü de göstermektedir. Hermes geçmişi olanla geleceği olanın arasındaki kavşakta durmaktadır. Geçmiş bilgi ve anlayışlarla Tanrısal bilgiye odaklanmak isteyenlerin durumu Hermes’le Asclepius’un ilişkisi gibi mesafelidir. Gelecek olan nesil ise ancak Hermes’in yaratıcı inisiyasyonu ile ruhsal doğum gerçekleştirerek var olabilir. Ruhsal doğuma ulaşmış kişi babayı tanır ve varlığın yeryüzündeki en yüce hizmetini, secde etme vazifesini yerine getirir. Babayı tanıyan Tanrıya odaklanmayı ondan öğrenir ve Tanrının bütün içindeki fonksiyonunu kavrar. Tanrı bütün bilinmezliği ile varlığın yaşamına dolarken her şey anlamına kavuşur ve gerçek uyanma madde içinde gerçekleşir. Uyanan kişi bütünün eylemi olur ve babadan nasıl olunması gerektiğini tekrar öğrenir.

Çevirimizin ikinci bölümü olan Corpus Hermetica çevirisinde bilginin hiyerarşik bir biçimde inmesi söz konusudur. Mutlak zihinden Poemander’e ondan Hermes’e, Hermes’ten Tat ve Asclepius’a bu bilginin akışı aslında farklı anlayış düzeylerini işaret ederken bu anlayış düzeylerinin birbirini dışlayıcı değil, birbirini yeniden gerçekleştirici olduğu da görülür. Bu bölüm Hermetik metinlerin mevcut orijinal biçiminin çevirisi olarak kabul edilebilir. Bazı yerlerinde sembolik ifadelerin yoğunlaşması metnin ifade tarzına sadık kalındığından dolayıdır. Bunun yanında çelişkili gibi görünen unsurların bütünsel bir gözden geçirme ile anlamlı hale gelmeleri mümkündür.

İkinci bölüm çeviri metni internet ortamında bulunması ve metnin tamamına erişilme imkanı olması nedeniyle en rahat ulaşılabilen ve bu anlamda insanların en fazla karşılaştığı Hermetik metindir. Bu anlamda özellikle İngilizce’de Hermetik metin olarak popüler bir biçimde bilinen metin bu kitabın ikinci bölümünde çevirisini yaptığımız metindir.

Derlemenin üçüncü bölümü ise Hermes’e ait olduğu belirtilen iki temel metnin ders kitabına dönüştürülüp on derslik bir anlatımla sunulmasından ibarettir. Söz konusu metin 19. yüzyılda bazı ezoterik bilgilenme hedefli cemiyetlerce kullanılmış olup Kessinger yayınevi tarafından 1916 tarihinde yayınlanmıştır. Bu çeviri “Görünmeyen Tanrı aslında en çok tezahür edendir” ve “İyilik yalnızca Tanrıdadır” başlıklı iki metinden oluşmuştur. Bu iki metin gnostik bilgilerin ışığında yorumlanmış ve her bir satırı derin bir yorumlama sürecine tabi tutulmuştur. Metin bütün olarak Tanrının içsel olarak deneyimlenmesi ve yaşamın bütünüyle Tanrısal olarak algılanması hedefiyle yorumlanmıştır. Çeviride temel olarak şunlar ifade edilmiştir:

“Tanrının görünmemesi ve tezahür edebilmesi, düşünerek tezahür edebilme özelliğinin olması. Bir ve tek olması. Mükemmel olanın Yaratıcısı olması. Bütün isimlerden yüce olması. Hem var olan hem de var olmayan olması, var olanları o tezahür ettirir var olmayanları ise kendi içinde muhafaza eder. Hiçbir yer ve hiçbir yön yoktur ki Tanrı’yı temsil edebilsin. (Tanrıya) Her şey sensin senden gayrı hiç bir şey yoktur, var olan her şey sensin ve var olmayan her şey de sensin, sen düşünürken zihinsin, yaratırken babasın, güç verirken Tanrı’sın, iyisin her şeyin yaratıcısısın. İyilik Tanrı’nın kendisidir, iyilik üretilmiş olanda değil üretilmemiş olandadır. İnsanlardaki iyilik çok kötü olmayan iyiliktir. Güzellik ve iyilik Tanrı’nın bütünleyici parçalarıdır ve yalnızca ona özgüdür, Tanrı’yı arıyorsan güzelliğin peşine düş, ona ulaşan tek bir yol mevcuttur, içsellik ve adanmışlık.”

Yukarıdaki metinden alınan alıntılara bakacak olursak yaratıcı üzerine teolojik olarak çok ciddi saptamalar yapılmıştır. Derlemenin üçüncü bölümü, on ders ile hermetik metinlerin nasıl açımlanabileceği ve ezoterik okulların söz konusu metni nasıl kullandığını anlamak için çok güzel bir örnektir. Hem metne bakıp nasıl derinleşileceğini gösterir hem de Hermes’in birçok farklı hareket ve düşünceye nasıl kaynaklık ettiğine bir örneklik teşkil eder.

Kitabın bütününü oluşturan üç çeviri Hermetik metinlerin pratik olarak farklı yaşam alanlarında kullanımına dikkat çekmektedir. İlk çeviri akademik ve zahmetli bir uğraştan sonra günümüz insanı için Hermes’i anlaşılır kılmayı hedeflemiştir. İkinci çeviri Hermes’in olabildiğince orijinal metinleri ile insanları karşı karşıya getirmeyi hedeflemiş ve bu metnin yayılımı için en yaygın bilgi paylaşım sistemi olan internet gibi bir aracı seçmiştir. Üçüncü çeviri ise kendi içine kapanık ezoterik bir grubun Hermes metinlerini derinlemesine okuyup değerlendirmelerini örneklemektedir. Bu üç çevirinin bu kitap içinde derlenmesi şu noktalardan anlamlıdır: Hermes geçmişte olduğu gibi günümüzde de inisiyatik faaliyetine devam etmektedir. Tanrı her yerdedir ve Tanrı’ya doğru gidişte Hermetik bilgiler herkese farklı bir hız vererek kendi cazibesi etrafında bir şekilde insanları toplamaktadır. Farklı okumaların birleştirilmesi ve birlikte sunulması aslında Hermetik maksadın yani Bütünün Tanrısallaşmasının ve tezahür ettiren düşüncenin var ediciliğinin bir örneğidir.

Sonuç

Hermes tarihin hangi döneminde ve nerede yaşamış olursa olsun bütün insanlığın topyekün uyanmasının beklendiği bu dönemde artık bütün insanlığa mal olmuş bir inisiyedir. Nasıl bakarsak bakalım, Tanrısal muradın bizi ulaştıracağı yolun en ciddi köşe taşlarından biri olan Hermes, tezahür ettiren düşünceye sahiptir ve onun düşüncesi içinde olmak yeryüzünün güzellik yönünde yeniden yaratılmasına katkıda bulunmak olacaktır. Üç farklı hermetik metnin bir araya getirilmesindeki temel amaç, Hermes’in hem kapsamının fark edilmesi, hem ana fikri ve hedefinin anlaşılması hem de farklı okumalarla Hermes’teki bütünlüğün fark edilmesi isteğidir. Hermetik metinler üzerinde düşünerek, tefekkür edilerek durulması gereken metinlerdir. Ve insana zihinsel devinimi hızlandırmak açısından ciddi süratler katacağı açıktır. Baba olan Hermes’in gelecek olan bizler için aydınlatıcı ve idrak ettirici olması temennilerimle bu yazıya son veriyorum. Tanrısal maksadın gerçekleşmesi bütün kainatların en derin arzusudur. Bizi bu derin arzumuzdan uzaklaştıran ve varlığımızı çepeçevre saran kabuklar, Hermes’inkiler gibi yaratıcı sözler ve doğrudan Tanrı’nın kelamı ile çözülebilir.

   

 

Kapınız çaldığında kimin geldiğini bildiğiniz oldu mu? Tam birisini düşündüğünüz anda düşündüğünüz kişinin sizi telefonla aradığı oldu mu? Bir arkadaşınızla yolda sessizce yürürken, arkadaşınız sanki sizin düşüncelerinizi okumuş gibi söze başladı mı?Günlük yaşam içerisinde bu tipten olayları az ya da çok hepimiz yaşarız ancak bunları bazen rastlantı diye geçiştirir bazen de şaşırıp kalırız. Bunlar, genellikle farkında olmadığımız basit telepatik etkileşimler sonucu ortaya çıkmış olaylardır. 20. yüzyılın başından bu yana dünyanın birçok ülkesinde telepati üzerine deneyler yapılmıştır. hatta bu deneyler arasında askeri istihbarat amaçlı olanları bile vardır. Bu kitapta telepati üzerine yapılmış belli başlı araştırmaları ve deneyler çeşitli kaynaklardan derlenmiş açıklamalarla bulabileceksiniz. Ayrıca telepati yeteneğinizi nasıl güçlendirebileceğinizi de bu kitaptan öğrenebilirsiniz!

 TELEPATİ

 

 

Sunuş

 

Önsöz

 

 

I. Bölüm: Telepati Nedir?

 

Parapsikoloji

 

Telepati Nedir?

 

Telepati İle İlgili Deney Ve Araştırmalar

 

Sempati Ve Telepati

 

Telepatik Trans

 

Bitkilerde Telepati

 

Hayvanlarda Telepati

 

Telepatinin Mekanizması İle İlgili Bilimsel Teoriler

 

Metapsişik Açıdan Telepatinin Mekanizması

 

 

II. Bölüm: Telepati Teknikleri

 

Psişik Yeteneklerin Geliştirilmesi

 

Tekniklere Başlarken

 

Telepati Pratikleri

 

Telepatide Başarı Şartları

 

Sonuç

 

  ÖNSÖZ  

Günümüzde pek çok kişi yeni bir çağın gelmiş olduğunu ve bu yeni çağın her yönüyle etkisini hissettirmeye başladığını düşünmektedir. Her alanda bir değişimden bahsediliyor. Birçok düşünürün ortak fikri bu değişimin son iki yüz yıldır belirgin biçimde hızlandığı ve son yıllarda bu değişim dalgalarının artık insanlık gemisini belli bir hedefe ulaştırmak için şiddetini artırmaya başladığıdır. Bu gemi için aslında, "kara çoktan görünmüştür."

Yeni çağın değişim rüzgarları, insanlığın önüne aslında hiç de yeni olmayan, hatta insanoğlunun başlangıcı kadar eski meseleleri tekrardan taşımıştır. Bu konulardan birisi de bedene sahip bir ruh varlığı olan insanın bu ruhsal alanından kaynaklanan yetenekleridir. Bugün bu yeteneklere genel olarak "psişik yetenekler" ya da "duyular dışı algılama" (DDA) ismi verilmiştir.

Günümüzde insanlık her alanda kimlik arayışını sürdürmektedir. Dinsel alanda, bilimsel alanda, felsefi alanda ve bazı ekol çalışmalarıyla insan varlığı kendini tanıma çabalarına devam etmektedir. Son iki yüz yıldır insanlığın önünde yeni bir araştırma dalı olarak ortaya çıkan psişik yetenekler, bu çabaların bir uzantısı haline gelmiştir.

Ruhsal yetenekleri kendisine araştırma konusu edinen yeni çağın yeni bilim alanı parapsikoloji; üniversitelerde, kulüplerden kürsülere, kürsülerden de bölümlere kadar olan ilerleyişini sürdürmüştür. Aynı kuruluşlarda devlet desteği altında laboratuvarlar kurulmuş ve burada bilimsel bir yaklaşımla günümüze kadar sayısız deney yapılmıştır. Dileyen kişiler isterlerse bu konuları kendilerine branş olarak seçebilir ve üniversitelerde bununla ilgili dersleri alabilirler.

Ruhsal yeteneklerin dünya kamuoyunda geniş ölçekte yer almasından yani 1850'lerden bu yana konularla ilgili o kadar geniş araştırmalar o kadar çok deneyler yapılmıştır ki ilgili kişilerin elde edebileceği yüzlerce kaynak kitap mevcuttur. Ve en temel çalışmalar metapsişik bilimi tarafından bundan yaklaşık yüz elli yıl öncesinde yapılmıştır. Metapsişik bilimi parapsikolojinin bugün incelediği alanları ondan çok daha öncesinden hem de en ince ayrıntısına kadar ortaya koymuş, deneylemiş ve uzanabildikleri konuları ispatlamayı başarabilmişlerdir.

1900'lü yıllara gelindiğinde Freud'dan Einstein'a, C. Gustav Jung'dan William Crookes'e kadar değişik alanlardaki bilim adamlarının ilgisi ruhsal konulara yönelmiştir. Fakat o dönemin katı materyalist bilim anlayışı ve bu anlayışın getirdiği aforoz korkusu bazılarına geri adım attırmıştır. Örneğin Freud, telepati hakkındaki görüşlerini ölmeden önce yazdığı bir kitapta belirtmişti, fakat bu kitap ancak öldükten sonra yayınlanmıştır.
Yine o dönemlerde gerçeği aramaya kendini adamış birçok bilim adamı bu korkudan nasiplerini almadan çalışmalarına devam etmişler, deneyler yapmışlar, yaptıkları araştırmaları her fırsatta makalelerle, kitaplarla, konferanslarla yaymaya çalışmışlardır. İngiltere'den William Mc Dougall, Hollanda'dan G. Heymans, Amerika'dan William James, İngiltere'den Sir Oliver Lodge ve Sir William Barret'in çalışmaları bu döneme rastlar. 1882'de kurulan İngiltere Psişik Araştırmalar Derneği ruhsal yetenekler konusunda son derece objektif deneyler yaparak konunun okült yönünü bilimsel alana çıkarmıştır.

Telepati konusu psişik yeteneklerimiz arasında en çok tanınanı en çok bilinenidir. Parapsikolojide de en fazla deney ve araştırma bu konu üzerinde yapılmıştır. İstatistiksel sonuçlar da bunu gösteriyor. Kısacası telepati insanda en sık görülen fenomenlerden biridir.

Ülkemize gelince ne telepati konusunda ne de parapsikolojinin diğer alanlarında bilimsel bir deney, akademik bir çalışma yapılmamıştır. Çünkü hiçbir üniversitemizde parapsikoloji eğitimi verilmemektedir.

Fakat tahmin edersiniz ki Anadolu halkı psişik yetenekler konusuna hiç de yabancı değidir. Bugün Anadolu'nun hangi bölgesine giderseniz gidin mutlaka parapsikolojik bir done bulabilirsiniz. Geçmişten adetleriyle, örfleriyle, gelenek, görenek ve hatta genel olarak kültüründe getirdiği yeteneklerini Anadolu insanı hiçbir zaman yadsımamıştır. Hatta atasözlerimizde, özdeyişlerimizde ve deyimlerimizde bile bu kanıksamışlığı görürüz.

Biraz önce de belirttiğimiz gibi ülkemizde eksik olan, meselenin bilimsel yönüne pek değinilmemiş olmasıdır. İşte bu kitabın derlenmesindeki amaç, ülkemizdeki bu konularla ilgili boşluğu doldurmaya çalışmak, araştırma yapmak isteyenlere konuya giriş mahiyetinde kaynak bir kitap hazırlamaktır.

Bu amaçla, ülkemizde yayınlanan konuyla ilgili hemen hemen tüm eserler incelenmiş, temel teşkil edecek bazı yabancı kaynaklar taranarak seçilmiş, ayrıca internetten de yararlanılmıştır.

Telepati konusunda en geniş kapsamlı araştırma ve deneyler 1880'li, 1930'lu ve 1960'lı yıllarda yapıldığından kitapta bu dönemlere ait bol örnekler bulabilirsiniz. Derlemede yer alan örnekleri mümkün olduğu kadar parapsikoloji literatürüne geçmiş olan klasikleşmiş deney ve çalışmalardan seçmeye çalıştık. Yani bunların hepsi -kendiliğinden oluşan telepati fenomenleri hariç- birçok bilim adamının denetiminde gerçekleşmiştir. Bu kontrollü deneylerde hiçbir hile olasılığı yoktur.
Parapsikoloji ile ilgili bölümü biraz uzun tutmamız gerektiğini düşündüğümüz için ayrıca bir giriş bölümü yazmayı gerekli bulmadık. Bu bölümde genel olarak parapsikolojinin doğuşu, gelişimi, çalışma alanları ve bu çalışmalar hakkındaki yorumlara yer verilmiştir.
Telepati hakkındaki genel bilgileri "Telepati Nedir?" bölümünde aktarmaya çalıştık. Burada genel olarak telepatinin anlamını, tarihçesini, görünümlerini, diğer psişik yeteneklerle arasındaki farkları örnekleriyle bulabilirsiniz. Telepati ile ilgili araştırmalar genelde iki temel alanda toplanırlar: Bunlar metapsişik çalışmalar ve parapsikolojinin deney ve araştırmalarıdır. Tüm çalışma ve deneyleri "Telepati Deney ve Araştırmaları" bölümünde özetlemeye çalıştık. Bu bölümde telepatinin bilimsel ispat çalışmaları ile ilgili yayınlanmış makalelere de yer verdik. Bu alanda en yoğun araştırmalar Sovyet Rusya'da yapılmıştır. Bununla ilgili örneklere bu bölümde rastlayabilirsiniz.

İnsanlar birbirlerine düşüncelerini nakletmeyi en çok akrabaları, samimi dostları veya eşleri arasında başarabilmektedirler. Yani sempati bağı telepatik iletişimde son derece önemlidir. Bu yüzden derlememizde sempati konusuna da yer ayırdık.
Psişik yeteneklerimiz yalnızca normal uyanık şuurumuzda değil uyurken de faaliyettedir. Bunun bilimsel deneyleri yapılmıştır ve hala da tekrarlanmaktadır. Telepatik bir iletişimi uykuda da gerçekleştirebilmekteyiz. Rüyada telepati bölümünde bu tarz deneylere ve bunun mekanizmasına yer verdik.

Kitap içerisinde yeri geldikçe Wolf Messing ve Uri Geller gibi güçlü telepati yeteneğine sahip kişilerden kesitler sunarak konuyu daha canlı hale getirmeye çalıştık. Messing'in hayat hikayesinde telepatik zihinsel telkin konusu da işlenmiştir.

İlginç bir konu da yine telepatik yolla yapılan trans çalışmalarıdır. Bu konuda yapılmış olan deneyleri ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyoruz.

Telepati sadece insana ait bir yetenek değildir. Aslında tüm canlı varlıklar arasında bir iletişim aracıdır. Global hatta evrensel bir iletişimdir. Bu yüzden bitkiler ve hayvanlarla ilgili deneylere de yer verdik.

Telepatinin mekanizması parapsikoloji alanında hala tartışma konusudur. Birtakım teoriler bilim adamları arasında daha baskın gelmektedir. Bu teorileri diğerlerinden ayıklayarak, konuyu araştıran birçok kişinin hemfikir olduğu teorileri aktardık. Ayrıca metapsişik biliminin açıklamaları elbetteki bizler için oldukça kıymetlidir. Bu konuda Türk Metapsişiğinin iki büyük ismi Dr. Bedri Ruhselman ile Ergün Arıkdal'ın değerli fikirleri, geçmişte vermiş oldukları bazı konferanslardan derlenerek sunulmuştur.

Telepati ile ilgili bir derlemede elbetteki konunun teorik kısmının yanı sıra pratik yönününde aktarılması gerektiğinin bilincindeyiz. Bu ihtiyacı karşılamak üzere "Telepati Teknikleri" bölümünde mümkün olduğu kadar çeşitli alıştırmalar vermeye çalıştık. Böylece telepati konusuyla ilgili pratik çalışma yapmak isteyen okurlarımız bu tekniklerden kendilerine uygun gelenleri seçip deneyebilirler.

Faydalı olması dileğiyle...


 

Kehanetler ve Kâhinler
Elvan Öğüt, Gündüz Öğüt

Ege Meta Yayınları / Ruhsal Araştırmalar Dizisi


Nostradamus, Edgar Cayce, Jeane Dixon, Merlin, Alice Bailey, Herman Kahn, Ridolfo Gilthier, Jean De Vatiguerro, Jacpues Cazotte, St. Malachy, V. Dimitrova, Papus, J. Edel, Holzhauser, J. Le Royer, Jules Verne.

Geleceğimiz Nasıl Şekilleniyor?
Kâhinler Zaman Yolcuları mıydı?
Kıyamet Devri, Dünyanın Sonu mu?
Geleceği Değiştirme Şansımız var mı?
2000'li Yıllarda İnsanlığı Nasıl Bir Dünya Bekliyor?

326 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-7089-05-2; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2000
Özgün Dili: Türkçe

 

KEHANETLER ve KAHİNLER

 

Sunuş

 

Önsöz

 

Giriş

 

 

1. BÖLÜM ÇEŞİTLİ TOPLUMLARDA KEHANET GELENEĞİ

 

Eski Zamanlarda Kehanet Yöntemleri

 

Antik Çağ'da Kehanet Merkezleri

 

Orta Asya Toplumlarında Kehanet

 

Eski Mısır'da Kehanet

 

Eski Yunan'da Kehanetler

 

Eski Roma'da Kehanetler

 

Essenılerde Kahinlik Ve Kehanet

 

 

2. BÖLÜM TARİH BOYUNCA KEHANETLER

 

Tevrat Ve İncil Kehanetleri

 

Tarih Boyunca Dünya'nın Sonu İle İlgili Yaşananlar

 

İslam'da Kehanetler

 

Budizm Ve Hinduizmde Uyanış Günü Ve Kehanetler

 

Büyük Piramit Kehanetleri

 

Aziz Malaki'nin Papalar Kehaneti

 

Bazı Papaların Kehanetleri

 

Değişimin Habercileri

 

Meryem Ana Kehanetleri

 

Nostradamus

 

17. Ve 18. Yüzyıla Ait Çeşitli Kehanetler

 

19. Ve 20. Yüzyıla Ait Çeşitli Kehanetler

 

"Uyuyan Kahin" Edgar Cayce

 

Jeane Dıxon Ve Kehanetleri

 

Abd Hükümeti Bir Medyomun Kehanetini Kabul Ediyor

 

Eski Doğu Blokundan Kehanetler

 

Dr. J. C. BARKER'IN ARAŞTIRMALARI

 

Mtia Derneği'nden İki Kehanet Örneği

 

Gelecekten Haber Veren Kuruluşlar

 

Jules Verne'in Eserlerinde Geleceğe İlişkin İfadeler

 

 

3. BÖLÜM KEHANET OLGUSU HAKKINDA ÇEŞİTLİ GÖRÜŞLER

 

Hunter Mackıntosh'a Göre Gelecek "Şimdi"De Mevcut

 

Holografik Açıdan Geleceğin Bilinmesi

 

Mılan Ryzl'ın Kehanet Hakkındaki Görüşleri

 

Ruhsal Tebliğlerde Kehanetler

 

Kaynaklar

  ÖNSÖZ  

Bu güne kadar kehanet ve kahinlik konularıyla ilgili çok çeşitli kitaplar yayınlandı. Bu kitapların içeriğini genellikle Fransız kahin Michael De Nostradamus'un hayatı ve kehanetleri oluşturmuştur. Ve Nostradamus ismi, kehanet konusuyla özdeşleştirilmiştir. Oysa dünyada Nostradamus'tan çok daha açık ve seçik kehanetler yapmış ve kehanetleri günü gününe gerçekleşmiş pek çok kahinler yaşamış ve yaşamaktadır.
Bu kitapta henüz adı çok fazla popüler olmamış, fakat dünya kamuoyunda büyük yankılar uyandırmaya devam eden kahinler ve kehanetleri hakkında çarpıcı örnekler bulacaksınız.
Kitabın başındaki giriş bölümünde kehanet ve kahinlik konularını daha iyi anlayabilmek için geniş bir açıklama bölümü yer almakta. Bu bölümde medyomluk, durugörü, akaşa, kehanetlerin mekanizması, mucize kavramı, kehanet türleri, gibi konularda açıklayıcı bilgiler bulabilirsiniz.

Ayrıca kehanet merkezleri, Eski Mısır, Yunan, Roma gibi dünyanın çeşitli toplum ve kültürlerindeki kehanet geleneklerinden ilginç manzaralarla karşılaşacaksınız.

Gerçekleşmiş ve gerçekleşmesi beklenen Dünyanın Sonu ile ilgili kehanetler de kitabımızın konuları arasında önemli bir yer tutuyor.

Kehanet başlığı altında toplanmış olan, bu isim altında insan toplumlarına tarihin her çağında çeşitli kanallardan alınarak aktarılan bilgiler, insanı bazı konuları yeniden düşünüp gözden geçirmeye sürüklüyor.

Kitabı hazırlarken yaptığımız araştırmalar, bizi kehanetlerin, buz dağının sadece suyun üstündeki küçük bir kısmı olduğu gerçeğiyle yüzyüze getirdi. Özellikle suyun altında kalan kısımları su yüzüne çıkarmayı amaçlayarak konuyu mümkün olduğu kadar çok yönlü olarak incelemeye ve aktarmaya çalıştık.

Kitap içeriğinin çeşitlenip zenginleşmesinde özellikle Ruh ve Madde Dergisinin 1990-1991 yıllarına ait sayılarında yer alan Sn. Haluk Özden'in hazırladığı kehanetlerle ilgili yazı dizisinin, BİLYAY Vakfı'nın değerli üyeleri tarafından Ruh ve Madde Dergisi'nin çeşitli sayılarında konuyla ilgili olarak yazılmış ve çevrilmiş olan çeşitli makalelerin ve yine Ruh ve Madde yayınları tarafından basılmış kitapların büyük yardımı olmuştur.

Yukarıda sözü geçen eserlerden çeşitli alıntılar yapılmasına izin verdikleri için BİLYAY Vakfı'na teşekkür ederiz.

Kitabın ilerleyen sayfalarında kehanet ve kahinliğin her insanın içinde küçük de olsa yer aldığını fark edeceksiniz. Öz olarak ruhsal bir enerji olan insanda, keşfedilmeyi bekleyen pek çok yeteneklerin var olduğu, günümüz bilim adamları tarafından titizlikle araştırılmakta ve elde edilen sonuçlar tüm dünyada pek çok bilim dalında büyük sarsıntılara ve değişimlere neden olmaktadır.

İnsanın nasıl bir varlık olduğu, nereden gelip nereye gittiği ve niçin yaşadığı sorularını cevaplamak için yapılan çalışmalar son derece ilginç ve düşündürücü mesajlar vermektedir. Tüm bilgi ve anlayışların oradan oraya savrulduğu, eski olan her şeyin dejenere olduğu ve tüm anlayış kalıplarının yenilenmeye mahkum olduğu günümüz dünyasında yaşanan büyük değişim, insanın ne olduğu konusunda da yepyeni bilgiler ortaya koymaktadır.

Tarihi incelediğimizde en zorlu, sıkıntılı ve sabır gerektiren araştırmaların insanın kendi varlığı üzerine yaptığı çalışmalar olduğunu görüyoruz. İnsanın gerçek varlığını tanıyabilmek için verdiği bu mücadele günümüz dünyasında hızını çok artırmıştır. Çünki günümüz insanı özellikle kendi varlığı, yaşam amaçları hakkında daha tatmin edici, açık, sade ve uygulanabilirliği olan bilgilerin peşinde koşmaktadır.

Böylesine yoğun bir değişimin yaşandığı bu zamanda bilginin değeri bir kez daha ön plana çıkıyor. Çünki insan ancak bilgiyle gelişebilir ve yenilenebilir.

Geleceğin oluşmasında insanların şimdideki düşüncelerinin eylemlerinin, yürüyüş tempolarının ve seçimlerinin çok önemli bir rol oynadığı artık bilinen bir gerçek. Böyle bir bilgiden hareketle geleceğin oluşmasında her insana oldukça önemli sorumluluklar düşüyor.

Ocak 1997, İZMİR

E. - G. ÖĞÜT

 

 

  GİRİŞ  

KEHANET NEDİR?

Kehaneti, en yalın anlamıyla, duyular dışı bir sezgi yoluyla, doğrudan doğruya geleceğin bilinmesi olarak tanımlayabiliriz. Kehanet olgusuna en ilkel kabile kültürlerinden en gelişmiş diyebileceğimiz uygarlıklara kadar her toplumda rastlamak mümkündür. Çünki bu olgu insan şuuruna özgü bir yeteneğin eseridir ve bazı insanlarda doğuştan mevcut olmakla beraber aslında hepimizin içinde saklı durmaktadır. Nitekim hemen hepimiz yaşamlarımızda en azından birkaç kez geleceğe ait ani sezgiler ya da rüyalarımızın gerçekleşmesi gibi -gerek kendimizde, gerekse çevremizde- olaylara rastlamışızdır. Ancak genellikle bu tipten olaylara ya önem vermez ya da rastlantı deyip geçiştiririz. Oysa bu olaylar bize şuurumuzun derinliklerinden göz kırpan muazzam yeteneklerin minik belirtileridir ve varlığımızda ve evrende işlemekte olan, duyularımızla algılayabildiğimiz şeylerin çok daha ötesinde, son derece derin ve şimdiki halde saklı bir düzenin küçük pırıltılarıdır. Kehanetlerin oluşumunu, zaman ve insan şuuruyla olan bağlantılarını incelemeden önce, bu kavramın sözcük anlamı üzerinde biraz durmak istiyoruz.

Latince: Divinatio, Almanca: Prophezeiung-Weissagung, İngilizce ve Fransızca: Divination, Türkçe karşılığı önbili olarak kullanılan kehanet yukarıda da kısaca değindiğimiz gibi, insan aklının anlayabilme, kavrayabilme, tahmin edebilme sınırlarının ötesinde bir şuur faaliyetinin olduğunu da gösterir.

Kehanette bulunan kişilere her çağda, her toplumda farklı isimler verilmiştir. Bu isimlerden en yaygın olarak yerleşmiş olanı "kahin" (erkek) veya "kahine" (kadın)dir. Kahin sözcüğünün anlamı, gaipten haber veren ve Tanrı habercisidir. Burada kullanılan gaipten haber alma, ütopik bir mekandan alınan hayal ürünü bilgiler değildir. "Gaip"in kelime anlamı, göz önünde bulunmayan, nerede olduğu bilinmeyen veya görünmeyen alemdir. Buradaki görünmezlik beş duyu ile algılanamayan anlamındadır. Duyuların algılama sınırlarının dışında olan bu görünmez alem, ruhsal alem veya ruhsal boyut olarak da ifade edilmektedir. Ruhsal alem, beş duyumuzun algı sınırlarının üzerinde bulunan ve çok daha ince vibrasyonlardan oluşan, fizik kanunların dışındaki kanunlara tabi olan bir boyuttur. Aslında insan her an bu boyutla iç içe yaşamaktadır. Fakat dünyaya doğuş amaçlarını gerçekleştirebilmek için bu iletişimin şuurlu olarak farkında değildir.

1800'lü yılların sonlarına doğru Batı'nın önde gelen bilim adamlarının yapmış oldukları çalışmalarla şekillenen Spiritüalizm (Ruhçuluk) ve 1900'lü yıllarda Türkiye'de Dr. Bedri Ruhselman'ın yaptığı araştırma ve çalışmalar sonucunda ortaya koymuş olduğu Neo Spiritüalizm (Yeni Ruhçuluk) disiplini içerisinde, duyular dışı yeteneklere sahip olan ve ruhsal varlıklarla iletişim kurabilen kişilere genel anlamda "medyom" adı verilmiştir. Metapsişik araştırmalarda ve parapsikoloji çalışmalarında da duyular dışı yeteneklere sahip kişilere "psychic" (hassas süje, psişik insan anlamında) veya medyom denilmektedir.

Özel yeteneklere sahip olan medyom tabiatlı kişiler, ruhsal alem veya ruhsal boyutun varlıklarıyla iletişim kurabilmektedirler. Ruhsal alemle kurulan iletişim sonucu alınan bilgiler, insanın günlük yaşamı içerisinde duyular kanalıyla algılayamadığı, fakat özel şuur durumları içerisinde uzanabildiği farklı boyutlardan ve bu boyutlarda varlığını sürdüren yüksek deneyimlere sahip, insanların gelişimlerinden sorumlu idareci ruhsal varlıklardan alınan ruhsal tebliğler/mesajlardır.

İnsanlık tarihi boyunca medyom veya kahin denilen bu kişilere her toplumda rastlamaktayız. Bu kişilerin içinde yaşadıkları toplumlara karşı yüklendikleri sorumluluklar sadece gelecekle ilgili haberler vermek değildi. Gelecekten haber vermek, medyom dediğimiz kişilerin vazifelerinin çok küçük bir kısmını oluşturmaktaydı. Bu kişilerin asıl vazifeleri, insanlığın gelişiminden ve eğitiminden sorumlu olan ruhsal varlıklardan aldıkları bilgileri, kendi algılama kapasitelerine göre aktararak içinde bulundukları toplumların gelişim süreçlerinin pozitif yönde sürmesini ve hızlanmasını sağlamaktır. Fakat zaman içerisinde konu dejenere edilerek küçülmüş ve sonunda "Yarın ne olacak, zengin olacak mıyım, mutlu olacak mıyım, deprem mi olacak, sel mi basacak, kıyamet mi kopacak, hangi at yarışı kazanacak?" seviyesine getirilmiştir.

 

Cennetin Tanrıları

Bu yankı yaratın kitapta Andrew Collins, bugün bile eşi bulunmayan bir teknolojiyi kullanarak inşa edilmiş, Büyük Piramit’in sırlarını ortaya çıkarmaktadır. Eski Mısırlılar kendilerinin ileri kültürünü ilk zamana ait tapınaklarının ve anıtlarının yapımından sorumlu Büyük Tanrıların ırkından miras aldıklarını iddia ediyorlardı.
- Büyük Sfenks’i oymuş bu eski ırk kimdi? Acaba onlar mı ağır nesneleri havaya kaldırmak ve sert kayalara delikler açmak için ses teknolojilerini kullandı?
- Büyük Tanrılar tarafından yapılan, bir ölüler diyarı kompleksi gerçekten keşfedilmeyi bekliyor mu?
- Acaba bu efsanevi Kayıtlar Salonu mu?
- Firavun Akhenaten’in Büyük Tanrılara olan bağlılığı Mısır tarihinin çehresini değiştirdi mi ve Kutsal Kitap’ta Musa’nın çıkışı olarak hatırlanan olayları harekete geçirdi mi?

Yazar: Andrew Collıns
Yayınevi: Avesta Yayınları
Çevirmen: Sema Kılıç
Sayfa sayısı: 399
ISBN: 975863763-0
Basım tarihi: Istanbul / 2003 - Ocak

 

 

OKÜLTİZM - Tarih Boyunca Gizli Bilimler

 

Sunuş

 

Önsöz

 

Giriş

 

İnisiyasyon Ve Ezoterizm

 

Ezoterizm Nedir?

 

Tarihte İnisiyasyonlar

Okültizm Nedir?

Okültizmde Mikrokozmos Ya Da İnsan

 

İnsanın Üç Unsurlu Yapısı

 

Üç Prensip

 

Sfenks Sembolü

Doğal Uyku Ve Uyanıklık

Makrokozmos Ya Da Doğa

 

Doğa Gücü

Dünyamız Canlı Bir Varlıktır

 

Canlılarda Ortak Özellikler

 

Dünyamız

 

Dünya'nın Dolaşım Sistemi

 

Dünya'nın Solunum Sistemi

 

Dünya'nın Sindirim Sistemi

 

Dünya'nın Sinir Sistemi

Astral Plan Ve Ruhsal Yöneticiler

 

Astral Planın Rolü

 

İnisiyasyonda Astral Plan

Astral Beden

 

Biyometreler

 

Bedenlerin Oluşumu

Astral Plan Maddesi Ve Varlıkları

 

Astral Alemin Varlıkları

 

Astral İmaj

Düşünceler, Düşünce Şekilleri Ve Astral Alem Üzerindeki Etkileri

 

Düşüncenin İki Türlü Etkisi

 

Vibrasyonun Meydana Geliş Tarzı

 

Düşünce Şekli Ve Etkileri

 

Düşünce Şekillerindeki Üç Kategori

Mısır İnisiyasyonunda Astral Deneyimler

 

Astral Seyahat

Evolüsyon - Envolüsyon

 

Doğum Ve Ölüm

Reenkarnasyon

 

Tanım

 

Fizik Bedenin Reenkarnasyonu

 

Ölüm Olayı

 

Reenkarnasyonun İlkeleri

 

Bedenin Oluşumu Ve Astrolojik Tesirler

 

Astral İlkelerin Reenkarnasyonu

 

Ruhsal İlkenin Reenkarnasyonu

 

Ölümden Sonra

 

Anormal Reenkarnasyonlar

Okültizmin Deneysel Çalışmaları

 

Psişürji

 

Düşüş Sürerken

 

Büyücü Ve Okültist

 

Doğaüstülük Yoktur

Alşimi (Simya)

 

Alşimi Nedir?

 

Hermetik Felsefe

 

Uygulamalı Alşimi Ve Amaçları

 

Mistik Alşimi

 

Ars Magna (Büyük Sanat)

Şiromansi (El Falı)

 

Elin Genel Bölümleri

 

Elin Çizgileri

 

Kader Ve İrade

 

Yaş Ve Olaylar (Satürnlü)

 

Vakaların Niteliği

 

Şans

 

Aşk Evliliği

 

Tutku

 

Servet Ve Şöhret

 

Bilim Ve Sezgi

 

Sağlık

 

Şiromansi Üzerine Diğer Esaslar

Eski Zamanlarda Kehanet Yöntemleri

 

Kehanet Yöntemleri

Sembolizm

 

Sembolizm Yöntemleri

 

Sayılar Ve Formlar

Dünya Ve Irklar

Bir Güneş Sisteminde Hayat Dalgası

Astroloji

 

Zodyak

 

Burçlar

Tarot

 

Tarotun Tarihçesi

 

Tarotun Kullanılışı

 

Kartların Özellikleri

Açıklayıcı Notlar

 

  ÖNSÖZ  

Sözlü, yazılı vasıtalarla tarihin derinliklerinden günümüze dek ulaşmış -halen de farklı kimliklerde uygulanmakta olan- okült bilimler, gizem örtüsü altında pek çok toplumları etkilemiştir. Esasında günümüz biliminin de temellerini oluşturan okültist uygulamalar, 20. yüzyılın pozitivist ve materyalist görüşlerine rağmen günümüzde hemen tüm ileri seviyeli bilim adamlarının (özellikle fizikçilerin) ilgi odağı haline gelmiştir.

Okültizm, spiritüalizm, metapsişik ve ezoterik nitelikteki tüm manevi ekoller esas olarak şu ilkede bütünleşirler:

"Görünen, görünmeyenin tezahürüdür." Her şeyin kökenindeki temel hakikat budur. Bu ilkeden hareketle "görünen"den yola çıkarak, "görünmeyen" esas güce, ana sebebe doğru uzanmaya çalışmaktadırlar.

Eflatun'un "idea"ları, Jung'un "arşetip"leri ve daha pek çokları bu görünmeyen ilkeleri ifade etmektedirler.

İnsanlık var oldu olalı eşyanın gerçek mahiyeti ve özü hakkında bir bilgiye, bir esasa ulaşabilmek için çabalayıp durmuştur. Aynı zamanda kendi hakkında da aynı arayışı sürdürmüştür. Çünki insan da bedeni itibarıyla eşyalar alemine dahil bir varlıktır.

Ancak insanda bir başka yön mevcuttur ki, bu, eşyanın geçici süreçlerine tabi olmayıp ona hakim olan şuur sahibi bir varlık olmasıdır. İşte bu varlığa "ruh" ismi verilmiştir. Maddeyi kullanan, onu yeniden şekillendiren, dağıtan, toplayan ve canlılığı meydana getiren Ruh'un şuurlu etkisidir.

Eskilerin "beka" dedikleri süreklilik, nihai kozmik güç olan ruh enerjisi ile mümkün olabilmektedir.

İşte bu yüzden "insan, eşyanın mahiyetini arıyorum derken, kendi gerçeği ile yüz yüze gelecektir".

Temel hakikatler hiçbir zaman değişmemiştir ve değişmeyecektir. Nasıl ki henüz yeni keşfedebildiğimiz pek çok şey potansiyel olarak her zaman mevcutsa, keşfedeceklerimiz için de aynı şey geçerlidir.

Öyleyse değişen nedir? Değişen ve gelişen insanın şuurudur, nüfuz edebilme yeteneğidir. Bu geliştikçe önümüzde yeni yeni imkanlar açılmakta ve ufkumuz, genişlediği oranda bizden uzaklaşarak kaybolmaktadır.

Bu durumda insanın ebedi faaliyeti, bilgi, bilgi uygulaması ve yeniden bilgi olacaktır.

* * *

Bu kitapta biraraya getirmeye çalıştığımız bilgiler "okültizm" adı altında yapılmış, bazı temel uygulamalar hakkında genel bir fikir vermek amacıyla derlenmiştir.

Bu bilgilerin derlenmesinde yararlanılan başlıca kaynak, okültizmin Balzac'ı olarak da nitelenen büyük araştırmacı, Fransız okültisti Papus'ün eserleridir. Papus'ün asıl adı Dr. Gerard Encausse'dir ve eserlerinde bu takma adı kullanmıştır. Kendisi 1865-1916 yılları arasında yaşamış, bu konuda insanlığa çok yararlı eserler bırakmıştır.

Bu uygulama ve bilgileri daha başka isimler altında her devirde bulabilmek mümkündür. Ancak biz, kitapta bu bağlantılardan ziyade okültizmin kendi terminolojisi ve bilgi sistemi içerisinde kalmayı tercih ettik.

Sadece bir iki noktayı, kitabın sonuna eklediğimiz "Açıklayıcı Notlar"la pekiştirmek istedik.
Elinizdeki bu ikinci baskıda, Papus'ün "Reenkarnasyon" adlı eserinden özetlediğimiz bir bölümü de, Reenkarnasyon konusuna okült bir bakış açısı sağlaması bakımından kitabımıza ekledik.

Bu mütevazı çalışmanın çok daha geniş araştırmalar için teşvik edici olmasını umarız.

 

  GİRİŞ  

Okültizmin temel prensiplerini ve uygulamalarını incelemeden önce, bu bilgilerin kaynaklarını ve bunların nasıl bir eğitim sistemi içerisinde nesilden nesile aktarıldığını kısaca gözden geçirmek yararlı olacaktır.

 

İnisiyasyon ve Ezoterizm

İnisiyasyon kelimesi, kök olarak Latince "initiatio"dan gelir. Fransızca'da ve İngilizce'de "initiation" olarak geçer. Osmanlıca karşılığı "tedris, irşat"; Türkçe anlamı ise "öğretme, doğru yolu gösterme" şeklindedir.

İnsanlık tarihi boyunca oluşmuş birtakım eski gelenekler vardır. Bunlar, genellikle ezoterik (içrek, gizli) yapıdadırlar. İnisiyasyon; bu ezoterik bilgilerin, bunları öğrenmeye talip olanlara, yani "inisiye"lere, "inisiyatör"ler tarafından birtakım özel şartlara bağlı olmak kaydıyla aktarıldığı merkezlerdeki eğitim biçimidir.

Bu eğitimin ezoterik olması, bilinenlerin herkese açıklanmamasını gerektirmektedir. Pek çok şeyler gizli tutulur, herkese söylenmez. Bunlar ancak bu eğitimi alabilmeye layık olan sınırlı sayıda kişiye (inisiyeler) açıklanır. Bu, ana prensiplerden biridir. İnisiyasyon, sadece bazı sırların öğretilmesinde izlenen yöntemlerden, merasimlerden ibaret değildir. İnisiyatör, inisiyeyi gayet kontrollü bir şekilde yetiştirir. Ona belirli uygulamaları yaptırır, birtakım imtihanlardan geçirir. Kişilerin bu imtihanlar sırasında yaşamış oldukları haletler de, inisiyasyonu meydana getirmektedir.

İnisiyatik öğretilerde temel olarak üç esas konu vardır: Tanrı, İnsan, Doğa.

Diğer tüm konular bunlar arasındaki ilişkilerin derecelerinin ve niteliklerinin araştırılmasıdır.

 

Ezoterizm Nedir?

Ezoterizmin Osmanlıca karşılığı "Batınilik"tir. Batın; iç yüz, içteki anlamındadır. Bunun Türkçe karşılığı "içreklik" sözcüğüdür. "Ezoterik", "içrek" demektir. Bu sözcük "içte kalan, saklı" anlamına gelir.

"Ezoterik bilgiler" denildiği zaman, herkese açıklanmayan, ancak belli eğitimlerden geçip o bilgileri almaya hak kazanmış kişilere verilen bilgiler kastedilmektedir.

Ezoterizm ile inisiyasyon arasındaki ilişkiye gelecek olursak şunları söyleyebiliriz: İnisiyasyon, ezoterik bilgilerin bir mürşit (yol gösterici) tarafından müritlere (öğrencilere) belirli bir program dahilinde aktarılıp uygulatılmasıdır. Bu inisiyasyonu hakkıyla tamamlayabilen müritler de daha sonra mürşit olacaklardır.

Şimdi bir de ezoterizmin tersi olan "egzoterizm" kavramını ve konumuzla bağlantısını ele alalım. Egzoterizmin Türkçe karşılığı "dışrak", Osmanlıca karşılığı ise "harici"dir. Egzoterik bilgiler, inisiyasyonların herkesçe bilinebilen, sıradan başlangıç bilgileri olmaktadır. Zaten tüm inisiyasyonlarda öğrenci, eğitime önce "egzoterik" bilgilerle başlayıp, zaman içerisinde göstermiş olduğu samimi çabalarına göre yükselerek daha derin, ezoterik bilgileri almaya hak kazanırdı.

Bu yüzden pek çok tarikatlarda kişiler, harici ve batıni olarak ikiye ayrılmaktadırlar. Yani dışrak ve içrek. Batıni olanlar, hakikati daha yakından sezip kavramış olanlardır. Harici olanlar ise, henüz o hakikate temas etmemiş, ama onu elde etme yolunda çalışanlardan oluşur. Bu öğrenim şekli yaşamın hemen hemen tüm alanlarında karşımıza çıkar. Bu ayrım, anlayış farklılıklarından doğmaktadır. Herkesin zihin seviyesi ve anlayış yeteneği farklı olduğundan, ezoterik bilgiler ancak onları anlayıp insanlığın hayrına kullanabilecek kişilere verilmekteydi.

İçinde yaşadığımız çağda artık elbette böyle bir durum söz konusu değildir. Eski zamanlarda mabetlerde büyük bir gizlilikle öğretilen ezoterik ve okült bilgiler, artık herkesin ulaşabileceği kitapların sayfalarında yer almaktadır. Çünki insanlığın ortalama seviyesi o devirlere göre çok yükselmiştir.

 

Tarihte İnisiyasyonlar

Eski Yunan'da dinler, ezoterik mahiyetteydiler. Yani o dine mensup olanlar, o dine ait bilgileri saklamak zorundaydıler. Bunlar üyelerini özel bir inisiyasyona tabi tutarlar ve onların evrimini hızlandırmak maksadıyla belli bir hiyerarşiyi göz önünde tutarak bazı sırları açıklarlardı.

Yunan dini mitolojik bir dindi. Mitolojik olaylar, kahramanlar ve ilahlar... Bunların kendi aralarında ve insanlarla olan ilişkileri, doğaya olan etkileri, mitolojik efsanelerle hikaye edilmiştir. Bu, işin dışrak, yani egzoterik yönüdür. Halk bu olaylardan kendi anlayış seviyesine göre bir anlam çıkaracaktır. Halbuki işin bir de ezoterik yönü vardır. İşte bunları da o devrin büyük inisiyasyon merkezleri incelemiş ve bu bilgileri inisiyelere aktarmışlardır.

Eski Yunan'da yapılan bu ezoterik çalışmalar, günümüze kadar ulaşmış pek çok inisiyatik bilginin kaynağını oluşturması bakımından önemlidir. Çünki bunlar Mısır kökenlidir. Mısır'da yapılan ezoterik çalışmalar tüm Yunan'ı etkilemiştir. Örneğin büyük inisiye Fisagor tam 22 yıl Mısır'da, 16 yıl da Pers ülkesinde inisiyasyon hayatı geçirdikten sonra döndüğünde kendi mezhebini kurarak, öğretisini aktarmıştır. Zaten bir inisiyenin en büyük özelliği, öğrendiklerini kendinde saklamaması, uygun zaman ve mekanda, uygun kişilere bunu aktararak bilginin devamını sağlamasıdır. Aksi takdirde o bilgi, kendisiyle birlikte gömülür gider. Halbuki öbür türlü, insanlıkla birlikte var olmuş o eski geleneğin aktarılmak suretiyle devamı sağlanmakta ve bunu yapan inisiye de o zincirin bir halkası haline gelmektedir.

Ezoterizm ve egzoterizm, yani iç yüz ve dış yüz meselesi hemen hemen bütün dinler için geçerlidir. Bütün büyük dinlerin daima biri harici (şekli ibadetler, törenler, hikayeler, şeriatler vs.) diğeri gizli (öze ait gerçek bilgiler ve ilkeler) olmak üzere iki yüzleri olmuştur. Birinci yüzü şekil veya harf, diğer yüzü ise ruh oluşturmuştur. Derin anlam, maddesel sembolün altında yatmaktadır. Dinleri dış görünüşleri yönünden incelemeye kalkmak, bir insanın ruhsal değeri hakkında kılığına kıyafetine bakarak fikir yürütmek gibi bir şeydir. Onları iyi tanımak için, bunları hazırlayan ve amaçlarını oluşturan temel düşünceyi tam kavramak; mitlerin ve dogmaların içinden, bunlara güç ve hayat veren yaratıcı prensibi çekip su yüzüne çıkarmak gereklidir. İşte ancak o zaman üstün ve değişmez nitelikli tek doktrin gözler önüne serilebilecektir. Tüm dinlerin, ezoterik ve okült öğretilerin temelinde aynı gerçekler yatmaktadır. Bu gerçekler zamanın ve ortamın ihtiyaçlarına göre farklı kaplarda sunulsalar da, öz olarak aynı gerçekleri ifade etmektedirler.

Tüm bu anlatılanlardan sonra vurgulamak istediğimiz esas nokta şudur: Ezoterizm, okültizm, teozofi, spiritüalizm vs... Bu bilgi sistemlerinin hepsi de özünde aynı gerçekleri taşıyan bir öğretinin zamana ve ortamın şartlarına göre farklı biçimlerde ifadelerinden ibarettir. Çünki tüm bunların hepsinin ardında yatan gerçek, ruh varlığı ve onun ebediliği meselesidir. Temel gerçek budur. Çünki görünen görünmeyen her şey ruhun eseridir ve her şey onun tezahürüdür.

Ezoterik ve okült bilgileri ve uygulamaları dünyanın yalnızca belirli bölgelerinde ya da belirli uluslarında görmemekteyiz. Gelmiş geçmiş tüm topluluklarda, Amerika'dan Uzak Doğu'ya kadar her bölgede böyle bilgilere rastlamaktayız. Çünki nasıl Güneş her yeri aydınlatıyorsa, bilgi de bir şekilde her yere ulaşmıştır. İnsanlık hiçbir zaman, hiçbir yerde yalnız bırakılmamış, daima bilgi almıştır.

 

  OKÜLTİZM NEDİR?  

Okültizm kelimesinin Türkçe karşılığı "gizlibilim, gizlicilik" olarak ifade edilmektedir. Gizli bilimler denilince, eski geleneğin devamını sağlayan ezoterik (batıni) doktrin anlaşılmaktadır.

Okültizmin daha iyi anlaşılabilmesi için, onun nasıl oluştuğunun bilinmesinde yarar vardır. Geçmiş zamanların büyük düşünürleri, fikirlerini mükemmelleştirmek amacıyla, dünyamızda doğmuş büyük uygarlıklardan ve özellikle de Eski Mısır gizemlerinden büyük ölçüde yararlanmışlardır. Bu antik çağ uygarlıklarında bilim, başlıca iki ana kısma ayrılırdı:

1- Fiillere dayanan maddi kısım;

2- Prensiplere dayanan fikri kısım.

Bu ikisi arasında birinden diğerine geçiş niteliğinde sayısal bir kısım vardı ki, bu da "Kanunlar"a dayanırdı.

Görülüyor ki, her bilimin bir fizik, bir metafizik ve bir de matematik kısmı vardır. Metafizik kısım olmadan, bilim, ölü şeylerin sayılması olurdu. Metafizik, tüm bilimlerin canlandırıcı ruhu idi. Buna karşılık fizik kısım da olmasaydı, bu kez fikri kısım sadece hayali bir safhada kalır, dünyaya uygun bir bilgi haline gelemezdi.
Bu üç unsura da sahip olan bilim, gerçek bilimdi. Buna EKSİKSİZ BİLİM, TAM BİLİM denirdi. Tez (fizik), antitez (metafizik) ve sentez (matematik), TAM BİLİM'i meydana getiren üç ana unsurdu.

Fizik ve metafizik akımların kullanılması, ancak sentez ile mümkün olabilmekte ve bu da, uzun ve zorlu bir çalışmayı gerektirmekteydi. Mabetlerdeki gizli mistik çalışmalar sayesinde elde edilebilen bir zihin dinamizmi, bu çalışmalar için elzemdi.

Barbarların istilasını takip eden devirlerde, Batı dünyasının Orta Çağ gizemciliği boyunca süregelmiş ağır tempolu zihinsel gelişimi, en sonunda selameti, her problemi bu üç cepheden inceleyen eski sentezlere başvurmakta buldu.

İstanbul'un Osmanlılar'ın eline geçmesi bu çağı kapadı. Araplar da Batı alemine yayılmaya başladılar.

On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda bir kısım bilim merkezleri, okullar, çalışmaların fizik tarafına yöneldiler. Çünki bu onlara hem daha kullanışlı geliyor, hem de daha az yorucu ve kısa bir çalışma gerektiriyordu. Böylece, insanlığa ait tüm bilimlerin tüm kollarında ayrılıklar başgösterdi. Fikri kısım teolojik öğretim merkezlerine çekilirken, maddi kısım da, tıp üniversitelerinin ve bilim ekollerinin malı oldu.

Zamanla, gerçek çalışmaların ve yüksek bilgilerin tümü, OKÜLT BİLİMLER adı altında karanlığa itildi. Okült bilimler, "müspet" (pozitif) olarak adlandırılan tüm bilimlerin gerçek prensiplerini ve bütün felsefesini kendinde saklamaktadır. Ve ne zaman ki, bu sözü geçen bilimler -ki aslında gerçek bilimin kırıntılarıdır- kendilerini bütünlemek ihtiyacı duyacaklar, o zaman kendi esaslarını okült ve ezoterik bilimlerde aramak zorunda kalacaklardır.

Bilimlerin iki bölümü arasındaki bu ayrılık toplumlarca da benimsendikten sonra, resmi öğretinin yanı sıra daima bir gizli öğreti de nesilden nesile, inisiye toplulukları tarafından aktarıldı. Bu gizli öğretinin gayretleri, eski TAM BİLİM'in yeniden kurulması yönünde ydi ki, bu da "sentez"den kaynaklanıyordu.

Mabetlerin en gizli bölümlerinde saklı tutulan bu "sentez", bilimlerin açığa vurulmayan gerçeklerini kendi bünyesinde bulunduruyor ve prensipleri saklamaya yarayan işaretler ve hiyerogliflerle ifade ediliyordu. Okültizm, müspet bilimlerin yerini alıcı değil, onları tamamlayıcıdır. Büyük sayıda fenomenin teori ve pratiğine sahiptir. Kabala uygulamaları, maji, alşimi (simya) ve astroloji bu çalışmaların başlıcalarıdır.

Okült çalışmalarda eski geleneklerin öğrenilmesi ve öğretilmesi esastır. Bu gelenek ve bilgiler başlıca üç esasa dayanmaktadır:

1-Tek Tanrı fikri.

2-Tekrardoğuş.

3-Tekamül.

Bu esaslar üzerine inşa edilmiş inceleme ve araştırma konuları şöyle sıralanabilir:
- Ölüm ötesinde ve berisinde ne vardır?
- Nereden gelip nereye gidiyoruz?
- Bu dünyadaki hayat tarzımız ne olmalıdır?
- Bunun için makul bir ölçü var mıdır?
- Kendi kendimizi ıslah edebilir miyiz?
- Doğa kuvvetlerinden yararlanmayı nasıl başarırız?
- Ölüm ötesi alemlerin yasaları nelerdir?

Okültizm bu soruların en doğru ve kesin cevaplarını verdiğini asla iddia etmez. Bu bir çalışma aracıdır, bir inceleme vasıtasıdır ve eğer hoca talebelerine mutlak gerçeği yakaladıklarını söylüyorsa, bu sadece ve sadece kibir mahsulü boş bir aldatmacadan ibarettir. Okültizm, genelde içimizde doğan bazı soruların çözümünü gösterir. Bu soruların neler olduğunu yukarıda görmüştük. Elde edilen sonuçlar, daima yoğun ve derinlemesine bir deney ve gözlemin sonucu olmalıdır ve bunların, mutlak gerçeğin ta kendisi olduğu hiçbir zaman iddia edilmemelidir. Bu aşamada, okültizmi iki safhada ele alabiliriz:

1- Geleneklerin temelini oluşturan "değişmez kısım", ki, buna, hangi çağda yaşamış ve hangi köke bağlı olursa olsun, tüm hermetistlerin yazılarında rastlanır.

2- Okültistin, tamamen kendi özel araştırma ve yorumlarına dayanan "kişisel kısım".
Değişmez kısmı da üç ana noktada inceleyebiliriz:

1- Evrenin tüm planlarında mevcut fiilin esası olan "Üçlü Birlik" (Tri Ünite-Trinite) Kanunu'nun varlığı.

2- Görünen ve görünmeyen evrenin tüm kısımlarını birbirine sıkıca bağlayan "ilişkiler"in varlığı.

3- Görünür alemin ikiz kopyası olan ve varlığının başlıca temelini teşkil eden "görünmez alem"in varlığı. Bu kısımda, kainatta mevcut görünmez varlıklar, doğadaki ve insandaki okült güçler ve astral alem ile ilgili ezoterik bilgiler ele alınmaktadır.
Konumuza bir giriş şeklinde olan bu bölümü noktalarken, okültizmin üç ana esasını şöyle sıralayabiliriz:

1-Tanrı, İlkeler koymuştur.

2-Doğadaki tüm olaylar, bu İlahi İlkeler dahilinde meydana gelir.

3- İnsan doğadaki olaylarla İlahi İlkeler arasındaki orantıları (sayıları) tanımaya çalışarak yasaları araştırır.

 

Yeni Bir Yaşam Bilimi

Dünyaca ünlü bilim adamı Sheldrake bu kitabında temel olarak biyolojinin çözümü zor bazı sorunları üzerinde durmaktadır. Kendisinin ortaya koymuş olduğu "biçimlendirici nedensellik" ve "morfik rezonans" hipotezleriyle pek çok bilim adamının üzerine gitmekten çekindiği "yaşam ve canlılık kendini nasıl biçimlendiriyor?" sorusuna yepyeni bakış açıları getirmektedir. Sheldrake?e göre organizmaların geçmiş biçimleri ve davranışları, zaman ve uzayı aşan direk bağlantılarla sonraki organizmaları direk olarak etkilemektedir. Yaşam ve şuur hakkındaki birçok temel kavramlarımızı sorgulayan Sheldrake doğanın düzenli faaliyetini değişmez yasalardan ziyade alışkanlıklar olarak yorumlamaktadır.

Yazar: Rupert Sheldrake
Yayınevi: Ege Meta Yayınları
Sayfa sayısı: 336
ISBN: 975-7089-13-3
Basım tarihi: Mayıs 2001

 

Yeni Bir YAŞAM BİLİMİ

Sunuş

Önsöz

Giriş

1 Biyolojinin Çözülmemiş Sorunları

2 Üç Morfogenez Kuramı

3 Biçimin Nedenleri

4 Morfogenetik Alanlar

5 Geçmişteki Biçimlerin Etkisi

6 Biçimlendirici Nedensellik Ve Morfogenez

7 Biçimin Kalıtımı

8 Biyolojik Biçimlerin Evrimi

9 Hareketler Ve Motor Alanlar

10 İçgüdü Ve Öğrenme

11 Davranışın Kalıtımı Ve Evrimi

12 Dört Olası Sonuç

Ekler

        Ek 1 Yorumlar ve Zıt Fikirler

        Ek 2 Tartışmalar

        Ek 3 Yarışmalar

        Ek 4 Deneyler

  ÖNSÖZ  

Biyologların büyük bir çoğunluğu canlı organizmaların yalnızca bilinen fizik ve kimya yasalarınca yönetilen karmaşık makinelerden başka bir şey olmadıklarını kesin bir gerçekmiş gibi kabul ederler. Ben de aynı bakış açısını paylaşmaktaydım. Ancak yıllar içinde böyle bir varsayımın doğrulanmasının zor olduğunu fark etmeye başladım. Çünki çok küçük bir kısmı bile gerçekten kavrandığında, yaşam fenomeninin -en azından bir kısmının- fiziksel bilimler tarafından şimdiye dek tanınmamış bazı yasalara veya faktörlere bağlı olduğu bir olasılığın mevcut olduğu görülür.

Biyolojinin çözümlenmemiş sorunları üzerinde düşündükçe, bu geleneksel yaklaşımın boş yere kısıtlayıcı olduğuna daha çok inanır hale geldim. Kafamda daha geniş bir yaşam biliminin olası taslaklarını oluşturmayı denemeye başladım. Bu süreç içinde sonraki sayfalarda ileri sürülen hipotez derece derece şekillendi. Herhangi bir yeni hipotez gibi bu hipotez de aslında spekülatiftir ve değerleri yargılanmadan önce deneysel olarak test edilmesi de gerekli olacaktır.

Bu sorunlara yönelik ilgim, bilim, felsefe ve din arasındaki alanları incelenmekle uğraşan bir grup bilim adamı ve filozofla, başlangıcı 1966 yılına dayanan ilişkilerim aracılığıyla alevlendi. "Epifani Filozofları" (Epiphany Philosophers) denilen bu grup Cambridge'de ve Norfolk kıyısında Burnham Overy Staithe, Tower Mill'de kaldıkları sürede gerçekleştirilen seminerler ve resmi olmayan toplantılarda, tartışmalar için birçok olanak sağlamıştır. Bu grubun üyeleri arasında, özellikle Prof. Richard Braithwaite, Bayan Margeret Masterman, Sayın Geoffrey ve eşi Gladys Keable, Bayan Joan Miller, Dr. Ted Bastin, Dr. Christopher Clarke ve grubun üç ayda bir yayımlanan dergisi Theoria to Theory'nin editörü Prof. Dorothy Emmet'a teşekkür borçluyum.

"Yarı-Kurak Tropikal Kuşak için Uluslararası Ürün Araştırma Enstitüsü (Crops Research Institute for Semi-Arid Tropics)" için Hindistan'da görev yaptığım 1974-1978 yılları arasında Haydarabad'da dostlar ve meslektaşlarla oldukça değerli tartışmalar yaptım, üstelik Bayan J. B. S. Haldane cömert bir şekilde büyük kitaplığını kullanmama izin verdi.

Bu kitabın ilk taslağı Tamil Nadu'nun Trichinopology Bölgesinde Shantivanam Aşram'ında kaldığım bir buçuk yılda yazıldı. Orada rahat biçimde kalmamı sağlayan topluluk üyelerine ve bu çalışmayı ithaf ettiğim Dom Bede Griffiths'e çok minettarım. Bombay'daki British Council Library'den Bayan Dina Nanavathy ise bütün iyi niyetiyle bana gereksinim duyduğum kitapları sağlamıştır.

İngiltere'ye döndükten sonra, ikinci taslağın yazımı ve düzeltilmesinde dostlarımın öneri ve yüreklendirmelerinin yanı sıra çeşitli kopyaları okuyan elliden fazla kişinin eleştirileri ve yorumları da bana büyük ölçüde yardımcı oldu. Özellikle Bay Anthony Appiah, Dr. John Beloff, Prof. Richard Braithwaite, Dr. Keith Campbell, Bayan Jennifer Chambers, Dr. Christopher Clarke, Dufferin ve Ava Markizi, Prof. Dorothy Emmet, Dr. Roger Freedman, Dr. Alan Gauld, Dr. Brian Goodwin, Dr. John Green, Bay David Hart, Prof. Mary Hesse, Bayan Gladys Keable, Dr. Richard LePage, Bayan Margaret Masterman, Prof. Michael Morgan, Bay Frank O'Meara, Bay Jeremy Prynne, Bay Anthony Ramsay, Bayan Jillian Robertson, Dr Tsui Sachs, Prof. W. H. Thorpe, F. R. S., Dr. Ian Thompson, Bayan R. Tickell (Renée Haynes), Peder E. Ugarte, S. J., ve Dr. Norman Williams'a özellikle teşekkür etmek isterim.

Bu kitaptaki çizimleri ve diyagramları yaptığı için Dr. Keith Roberts'a çok minnettarım. Dr. Peter Lawrence Şekil 17'deki çizimde kullandığım meyve sineklerini, Bay Brian Snoad ise Şekil 18'de gösterilen bezelye yapraklarını bütün iyi niyetleriyle bize ulaştırdılar.

Taslakları daktilo eden Bay Muhammed İbrahim, Bayan Pat Thoburn ve Bayan Eithne Thompson'a ve provaları okumadaki yardımları için Bayan Jenny Reed'e de teşekkür ederim.

Haydarabad

Mart 1981

 

  GİRİŞ  

Günümüzde biyoloji konusundaki geleneksel yaklaşım canlı organizmaları fiziko-kimyasal makineler olarak gören ve yaşamın tüm fenomenlerini fizik ve kimya prensipleriyle açıklanabilir kabul eden mekanik hayat görüşü tarafından biçimlendirilmiştir. Bu mekanistik paradigma hiç de yeni değildir; aslında bir yüzyılı aşkın bir süredir kültürümüze hakim durumdadır. Pek çok biyoloğun bu yaklaşıma sarılmaya devam etmesinin temel nedeni bunun işe yarıyor olmasıdır: bu yaklaşım, yaşam süreçlerinin fiziko-kimyasal mekanizmalarıyla ilgili soruların yöneltilip yanıtlanabildiği bir düşünce çerçevesi sağlamaktadır.

Bu yaklaşımın "genetik şifrenin çözülmesi" gibi çarpıcı başarılarla sonuçlandığı gerçeği, kendi lehine sağlam bir iddia ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, eleştirilerde bulunan kişiler insan davranışı da dahil olmak üzere bütün yaşam olgularının tamamen mekanistik bir şekilde açıklanabileceğinden kuşku duymak için geçerli nedenler olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat mekanik yaklaşımın yalnızca uygulamada değil, prensipte de son derece sınırlı olduğu kabul edilse bile tamamıyla terk edilmesi o kadar kolay değildir. Çünkü o halen deneysel biyolojiye uygulanabilecek tek yaklaşım modelidir ve hiç şüphesiz pozitif bir alternatif ortaya çıkana kadar da izlenmeye devam edilecektir.
Mekanistik kuramı genişletebilecek ya da bunun ötesine geçebilecek olan herhangi bir yeni kuram, yaşamın bugün fiziksel bilimlerce tanınmayan nitelik ya da faktörler içerdiğini öne sürmekten daha fazlasını yapmak zorundadır. Bu nitelik ya da faktörlerin ne tür olduklarını, nasıl çalıştıklarını ve bilinen fiziko-kimyasal süreçlerle ilişkilerinin ne olduğunu açıklaması gerekecektir.

Mekanistik kuramı yumuşatmanın en basit yolu, yaşam fenomeninin fiziksel bilimlerce bilinmeyen ve canlı organizmalardaki fiziko-kimyasal süreçlerle etkileşim halinde olan yeni tür nedensel faktörlere bağlı olduğunu varsaymak olabilecektir. Bu vitalist (yaşamsalcı) kuramın değişik versiyonları içinde bulunduğumuz yüzyıl süresince ileri sürüldü, ama hiçbiri test edilebilecek öngörüler yapmayı ya da yeni deney türleri önermeyi başaramadı. Sir Karl Popper'ın dediği gibi, "bir kuramın bilimsel konumunun ölçütü yanlışlanabilirliği, reddedilebilirliği ya da test edilebilirliğidir" ifadesi doğruysa, vitalizm şu ana kadar yeterlilik kazanmayı başaramamış demektir.

Organistik ya da holistik felsefe bize mekanik teorinin daha köktenci bir biçimde gözden geçirilmesinin nasıl olabileceği hakkında bir görüş açısı sunmaktadır. Bu felsefe, evrendeki her şeyin önceden olageldiği gibi, tepeden tırnağa atomların belli özellikleriyle veya varsayıma dayalı nihai bir madde parçacığı gerçeğiyle açıklanabileceğini reddeder. Bunun aksine hiyerarşik olarak organize olmuş sistemlerin varlığını kabul eder. Bu sistemler, her bileşik düzeyde, parçalarının sergilediği özelliklere dayanarak tümüyle anlaşılması mümkün olmayan niteliklere sahiptir ve her düzeyde bütün, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha fazla bir şeydir. Bu bütünler organizmalar olarak düşünülebilir. Ancak buradaki organizma terimi yalnızca hayvanları, bitkileri, organları, dokuları ve hücreleri değil, aynı zamanda kristalleri, molekülleri, atomları ve atomaltı parçacıkları da kapsayacak derecede geniş anlamda kullanılmaktadır. Bu felsefenin etkileri hem biyolojik hem de fiziksel bilimlerde makine paradigmasından organizma paradigmasına giden bir değişimi ortaya çıkarmıştır.A. N. Whitehead'ın o ünlü sözündeki gibi: "Biyoloji daha büyük organizmaların araştırılmasıdır; oysa fizik daha küçük organizmaların incelenmesidir".

Bu organizmik felsefenin değişik biçimleri 50 yıldan daha fazla bir süre boyunca biyologlar da dahil olmak üzere birçok yazar tarafından savunulmuştur. Ancak organikçilik doğa bilimleri üzerinde yüzeysel olmaktan öte bir etkiye sahip olacaksa, test edilebilir öngörüler ortaya çıkarabilmek zorundadır. Ancak şimdiye kadar bu şekilde yapılmamıştır.
Bu başarısızlığın nedenleri, en açık haliyle, organizmik felsefenin en etkili olduğu biyoloji alanları, yani embriyoloji ve gelişim biyolojisinde örneklenmektedir. Bugüne dek ileri sürülen en önemli organizmik kavram morfogenetik alanlarla ilgili olandır.9 Bu alanların, embriyoların ve diğer gelişmekte olan sistemlerin karakteristik biçimlerinin ortaya çıkışını açıklamaya ya da betimlemeye yardımcı oldukları sanılmaktadır. Buradaki sorun bu kavramın anlam belirsizliği içinde kullanılmasıdır. Terimin kendisi biçimin gelişiminde rol oynayan yeni bir fiziksel alan türünün varlığına işaret eder gibi görünmektedir. Fakat bazı organistik kuramcılar, halihazırda fizik tarafından tanınmayan yeni bir tür alanın, yaratığın ya da faktörün varlığını öne sürdüklerini reddetmekte, bunun yerine bu organistik terminolojiyi karmaşık fiziko-kimyasal sistemler için kullandıkları yeni bir yol olarak görmektedirler. Bu yaklaşımın bizi ileriye götürebilmesi pek muhtemel değildir.

orfogenetik alanlar kavramı, bizi ancak gelenesel mekanik teoriden farklı birtakım deneylenebilir öngörülere götürürse, pratik bir bilimsel değere sahip olabilir. Morfogenetik alanların ölçülebilir etkilere sahip oldukları düşünülmedikçe bu tip öngörüler de gerçekleştirilemez.

Bu kitapta ileri sürülen hipotez morfogenetik alanların gerçekten ölçülebilir fiziksel etkilere sahip oldukları fikrine dayanmaktadır. Belirli morfogenetik alanların yalnızca biyoloji dünyasında değil, aynı zamanda kimya ve fizik alanlarında da her karmaşıklık düzeyindeki sistemlerin karakteristik biçimi ve organizasyonundan sorumlu olduğunu öne sürmektedir. Bu alanlar, enerjetik bir bakış açısından bakıldığında, belirsiz ya da olasılıkçı (probabilistic) olduğu görünen olaylarla ilişkisi olan sistemleri düzenlemektedir; fiziksel süreçlerin enerjetik açıdan olası sonuçları üzerinde örüntülü kısıtlamalar getirmektedirler.

Morfogenetik alanlar materyal sistemlerin organizasyonu ve biçiminden sorumluysa, kendileri de karakteristik yapılara sahip olmak zorundadırlar. Öyleyse, bu alan-yapıları nereden gelmektedir? İleri sürülen yanıt bunların daha önceki benzer sistemlerle ilişkili olan morfogenetik alanlardan türedikleridir: bütün geçmiş sistemlerin morfogenetik alanları, sonraki herhangi bir benzer sistem için bugünü oluşturur; eski sistemlerin yapıları, hem uzay hem de zaman içinde etkinlik gösteren kümülatif bir etkiyle sonradan gelen benzer sistemleri etkiler.

Bu hipoteze göre sistemlerin organize olma biçimlerinin nedeni, benzer sistemlerin geçmişte de bu biçimde organize olmuş olmasıdır. Örneğin, karmaşık bir organik kimyasalın molekülleri karakteristik bir biçimde kristalleşir, çünkü aynı madde daha önce de bu şekilde kristalleşmiştir; bir bitki, kendi türünün karakteristik biçimini alır, çünkü türünün önceki üyeleri de bu biçimi almıştır; bir hayvan içgüdüsel olarak belirli bir biçimde davranır, çünkü benzer hayvanlar da daha önceden bu şekilde davranmışlardır.

Bu hipotez, organizasyonun biçimleri ve örüntülerinin yinelenmesiyle ilgilidir; bu biçimlerin ve örüntülerin kökeni sorunu ise kapsamının dışında kalmaktadır. Bu soru birkaç değişik biçimde cevaplanabilir, fakat bunların tümü yinelenme meselesiyle eşit derecede bağlantılı görünmektedir.

Bu hipotezden çıkarılabilecek bir dizi deneysel sonuç vardır ki, bunlar geleneksel mekanik teoriden çok farklıdır. Tek bir örnek yeterli olacaktır: bir hayvan, söz gelimi bir fare, yeni bir davranış biçimini gerçekleştirmeyi öğrenirse, sonraki benzer herhangi bir farenin (aynı cins, benzer koşullarda yetiştirilmiş, vb.) aynı davranış örüntüsünü gerçekleştirmeyi daha çabuk öğrenmesi yönünde bir eğilim olacaktır. Bu işi yapmayı ne kadar çok sayıda fare öğrenirse, sonraki benzer bir farenin bunu öğrenmesi de o kadar kolaylaşacaktır. Böylelikle, örneğin, Londra'daki bir laboratuarda yeni bir işi yapmak için binlerce fare eğitilirse, başka herhangi bir yerdeki laboratuarda bulunan benzer fareler aynı işi çok daha çabuk bir şekilde yapmayı öğreneceklerdir. Başka bir laboratuarda, diyelim ki New York'da, farelerin öğrenme hızı Londra'daki farelerin eğitilmesinden önce ve sonra ölçüldüğünde, ikinci durumda test edilen farelerin birinci durumda test edilenlerden daha hızlı öğrenmeleri gerekecektir. Bu etkinin iki laboratuar arasında bilinen hiçbir fiziksel bağlantı ya da iletişim biçiminin bulunmadığı bir durumda meydana gelmesi gerekmektedir.

Böylesi bir ön kabul olasılık dışı ya da saçma olarak nitelendirilebilir. Yine de fareler üzerindeki laboratuar çalışmalarından, öngörülen etkinin gerçekten meydana geldiği yönünde, dikkat çekmeye yetecek kadar kanıt şimdiden bulunmaktadır.

Biçimlendirici nedensellik (formative causation) adı verilen bu hipotez, fiziksel ve biyolojik olguyla ilgili var olan birçok kuramınkinden radikal bir biçimde farklı olan bir yoruma yol açmakta ve oldukça iyi bilinen bazı sorunların yeni bir ışık altında görülmesini sağlamaktadır. Elinizdeki kitapta bu hipotez genel hatlarıyla ortaya konmuş, bazı imaları tartışılmış ve deneysel olarak araştırılabilecek yönleri teklif edilmiştir.

Başka bir yorum:

Sheldrake, “biçimlendirici tını” (morphic resonance) savını etraflıca açıklamaya çalıştığı bu kitabında, “çözümsüz” gözüken bazı konulara yeni bazı “çözüm” önerileri getirmeye çalışıyor. Dirim biliminin (biyoloji) günümüzdeki en önemli sorunlarından birisi, döllenme sonrası oluşan ilkin hücrenin (zigot) nasıl olup da bu denli karmaşık biçimlere değişebildiği, bu kadar karmaşık yapılanmaya sahip canlıları nasıl oluşturabildiği sorunudur. Bu soruna ilişkin çalışmalar yıllardır süregitmesine rağmen, temel işlerge halen anlaşılabilmiş değil. Bunun yanı sıra, canlıların biçimlerinin kaynağı da henüz bilimin açıklayabileceği konular arsına girememekte. Belli organların nasıl oluştuğu bilinirken, o organların “neden” öyle oldukları; biçimi sağlayan temel etmenler halen karanlıkta. Bu ve bunun gibi temel sorunlar, genellikle bilimde yeni anlayışarın ortaya çıkmasıyla aşılabiliyor. İşte Sheldrake de böyle “yeni” bir anlayış önermekte. Yazara göre, bir çok doğal süreç, “biçimlendirici alanlar” (morphic fields) denen alanların maddeyi şekillendirmesiyle gerçekleşmekte. Bunlar, maddeyle bir şekilde etkileşebilen kuvvet alanları gibi düşünülebilir. Bu alanlar (nasıl bir fiziksel özelliğe sahip oldukları kitapta çok açık olmasa da), yaptıkları etkileşimler ile hem maddeyi şekillendiriyor, hem de bir nevi “bellek” yardımıyla, tekrar tekrar oluşan biçimlerin kararlı hale gelmesini ve hatasızlaşmasını da sağlıyor. Kendi bakış açısından bu kavramlara kimi kanıtlar ve işlergeler öneren yazar, oldukça değişik bir konuyu, oldukça ayrıntılı biçimde tartışmış. Elbette böyle bir kavram, evrimden embriyolojiye, genetikten sosyolojiye kadar bir çok alanda da açılım kazabilir. henüz sınanması olası olmayan böyle kuramlar doğrudan pratik bir bilimsel fayda sağlamasa da, spekülasyonların yeni araştırmalara kapı aralayan en önemli faktörler oldukları düşünüldüğünde, daha bir değer kazanıyor. Eğer konu ile ilgili iseniz, bu kitabı da mutlaka okumalısınız. Özellikle canlıların evrimi gibi tartışma yaratan konularda yeni bir içgörü sağlayabilir diye düşünüyorum. (Sinan Canan)

 

 

Biri Beni Gözetliyor

İnsan Aklının Gizemli Güçleri: Nazar, Büyü, Telepati, Gelecekten Haber Verme ve Daha Fazlası...

Bilirsiniz, "Biri arkamdan bana bakıyor" dersiniz. Zihnimiz midir bu gözetlenmişlik duygusunu algılayan? Peki ya telapatiye ya da olacakları önceden hissetmeye ne demeli? Sadece "olağan üstü şeyler" yaşayan kişilerin inandığı subjektif hikayeler midir bunlar?


Yazar: Rupert Sheldrake
Yayınevi: Kaknüs Yayınları
ISBN: 9756698926
Basım tarihi: Aralık 2004

Zihin mi? Aman dikkat!

Rupert Sheldrake, 'Biri Beni Gözetliyor'da insan ve hayvan zihnine yeni bir konsept getiriyor; buna göre zihin beyinle sınırlı değil!

SEDA DARCAN yorumu:
 

BİRİ BENİ GÖZETLİYOR
Rupert Sheldrake, Çeviren: Orhan Düz, Kaknüs Yayınları, 2004, 464 sayfa,
 

Rupert Sheldrake haklıysa, bu yazıyı okuyan on kişinin en azından yedisi gözetlenme duygusunu yaşamış demektir. Ayrıca kimbilir belki siz de olacak olayları önceden sezebiliyorsunuz.
Ya da tam sevdiğiniz birini düşünürken telefon çalıyor ve arayan düşündüğünüz kişi oluyor.
"Basitçe paranormal diye nitelendiremeyeceğimiz bu deneyimlerin kökleri biyolojimizde gizli" diyor Sheldrake. Cambridge'te eğitim görmüş biyokimya uzmanı bu aykırı düşünür için ise, "Bilim dünyasının cadısı, ama yakılarak cezalandırılmaya razı gelmiyor," deniyor. Sheldrake, sık sık raslanılan bu tür deneyimlerin araştırılmasının, insan ve hayvan zihnine yeni bir bakış açısı getireceğini söylüyor. Tabii eğer bilim bu alanlara karşı takındığı dogmatik saldırgan tutumundan vazgeçerse...
"Bu araştırma alanı doğası gereği tartışmaya açık" diyor Sheldrake yeni kitabı Biri Beni Gözetliyor'un tanıtım toplantılarında ve şöyle devam ediyor: "Kitabımda yapmak istediğim şey, bilimsel kanıt ortaya koymak." Aslında Sheldrake, insan ve hayvan zihnine yeni bir konsept getiriyor; buna göre zihin beyinle sınırlı değil, doğada dört bir yana yayılmış olan etki alanları aracılığıyla işlev görüyor.
 

Örnek: Kurt sürüleri
Bu 'morfik alanların' canlıların sosyal gruplarını ve zihni faaliyetlerini düzenlediğini öne sürüyor. Bu faaliyetlerin arasında insanlararası ve hayvanlararası telepatiden tutun kuş sürülerinin bir düzen içinde uçması gibi günlük, rutin hayatın bir parçası olan gizemli olaylar var. "Bunların hepsini açıklayabileceğimi ya da anlayabileceğimi iddia etmiyorum" diyor Sheldrake ve devam ediyor: "Sadece köşeli gerçeklerin ötesinde de bir şeyler olduğuna dikkat çekmeye çalışıyorum."
Sheldrake telepatinin bir kabile ya da sürünün birbirinden uzak üyelerini bağlantı halinde tutmaya ve tehlikelere karşı uyarmaya yarayan bir çeşit morfik alan ya da sosyal alan olduğunu ifade ediyor. Örnek olarak da birbirlerinden yüzlerce kilometre uzaklaşmalarına rağmen grup birliğini yitirmeyen kurt sürülerini gösteriyor.
"Telepati sosyal bağlara dayanır," diyor Sheldrake ve bu yeteneğin hayvanlarda birçok insanda olduğundan daha çok geliştiğine dikkat çekiyor. Modern dünyada en iyi bilinen örneğin telefon telepatisi, yani ahizeyi kaldırmadan telefonda kimin olduğunu sezme olduğunu söylüyor. Bu durum, arayan yakın bir arkadaş veya akrabaysa daha sık gerçekleşiyor.
Sheldrake, kişinin aklından geçenin gerçekleşmesi olgusunun 'email' alırken de yaşandığını ve bu konuyu Microsoft ile görüşmek istediğini de ekliyor. Geçtiğimiz eylül ayından bu yana 'e-mail' telepatisi üzerine yüz altmış deney gerçekleştirmiş. Şans eseri öngörülerin oranının yüzde yirmi beş olduğunu göz önünde bulundurursak, yüzde kırk üç oranındaki doğru tahminlerin 'şans düzeyinin önemli ölçüde üzerinde' olduğuna dikkat çekiyor Sheldrake.
Sık raslanan bir olgu son kitabının başlığından da anlaşılacağı üzere, gözetlenme duygusu en sık raslanan 'paranormal' olay, Shledrake'in teste tabi tuttuğu erişkinlerin yüzde yetmiş ila doksanı bu duyguyu yaşamış. Dikkatin bakış yoluyla belli bir noktaya odaklanmasının, gözetleyen kişinin gözlerinden ve beyninden öteye yayılan bir etkisi olduğunu iddia ediyor Sheldrake.
Rupert Sheldrake özgür düşünen biri olabilir ama yenilikçi her düşünceye rağbet ettiğini söylemek de doğru olmaz. 'Deneğin zihninin bulandığı' durumları ve önceki deneyimlerin etkilerini de hesaba katıyor. "Mesela hipnoz yoluyla insanlara her şeyi düşündürebilirsiniz" diyor. En şaşırtıcı bulduğu örnekler, Titanik ve 11 Eylül saldırısı gibi trajedilerin öngörüldüğü vakıalar. Dünya Ticaret Merkezi'nin üç yüz metre ötesindeki bir merkezde, adli tıp alanında çalışan bir bilim adamı olan Mike Cherni, 11 Eylül saldırısından beş gün önce rüyasında, bir uçakta olduğunu ve uçak Manhattan'daki binaların üzerine doğru alçaldığında paniğe kapıldığını görmüş. "Manhattan'ın güney ucuna doğru uçtuğumuzu net bir şekilde görüyordum. Sonra müthiş bir çarpma oldu ve uyandım. Bu rüya beni günlerce tedirgin etti, öyle ki karıma da anlatma ihtiyacı hissettim." 11 Eylül'den önce, alevler içinde yanan Dünya Ticaret Merkezi'nin merdivenlerinden inenleri, binaların yıkıldığını, uçakların çarpıştığını ve insanların panik içinde kaçıştığını görenler de olmuş.
 

'Yakılmayı hak ediyor'
Sheldrake bu anlatılanları son derece ilginç buluyor ancak bunları belli bir çerçeve içine yerleştirip değerlendirecek bir konsepti yok. "Olayları önceden tahmin etmenin nasıl işlediğini bilmiyorum" diyor. "Bu benim için telepati ya da gözetlenme duygusundan çok daha gizemli bir olgu."
Hararetli Tartışmalar Görüşleri nedeniyle hayalperestten tutun zır deliye varıncaya kadar birçok eleştiriye maruz kalan Shledrake, hakkında çıkan en can alıcı eleştirileri www.sheldrake. org adlı web sitesinde yayımlıyor. Sheldrake'e atılan en ağır taş, meşhur bilim dergisi Nature'nin eski editörü Sir John Maddox'un Sheldrake'in ilk kitabı A New Science of Life (Yeni bir Yaşam Bilimi) için söyledikleri: "Bu insanı çileden çıkarıcı broşür, yıllardır karşıma çıkanlar arasında yakılmayı en çok hak edeni..."
Sheldrake, sağlıklı bir kuşkuculuğun bilim için çok önemli olduğunu kabul ediyor ama genel geçer teorilerin dışında kalan hiçbir şeyin araştırılmaya değmeyeceğini savunan 'dogmatik kuşkuculuğa' ya da 'kökten dincilik benzeri bir bilimselliğe' karşı çıkıyor.
 

'Bu bir bilgi bankası'
Sonuç olarak Sheldrake, insan ve hayvan davranışına ait birçok alanın henüz araştırılmadığını vurguluyor ve ekliyor: "Zihnin kendisi ve zihnin yapabilecekleri neredeyse bakir bir alan." Bu konuyu on yıldan uzun bir süredir araştıran Sheldrake kitabında, sıradan insanların başlarından geçenleri anekdotlar halinde aktarıyor ve okuyucuların evlerinde uygulayabilecekleri deneyler veriyor. Dört bin vakıa hikâyesi, iki bin anket ve telefonla gerçekleştirilmiş bin beş yüz röportajın yanında
kontrollü deneyler içeren bir bilgi bankası olduğunu belirtiyor.
Eleştirilere rağmen, geleneksel olmayan bilim çevrelerinde kıvrak zekâlı bir düşünür olarak tanınıyor Sheldrake ve birçok tanınmış bilim adamının kendisini teşvik ettiğini dile getiriyor. Harvard'da felsefe, Cambridge'de doğa bilimleri okuyan ve doktora yapan altmış yaşındaki Sheldrake Cambridge Üniversitesi'nde biyokimya ve hücre biyolojisi bölümünde idareci olmuş. Kariyerinin ilk yirmi yılında akademik dünyada faaliyet göstererek bitki biyolojisi konusunda uzmanlaşmış.
1970'lerde Hindistan'da Yarı Kuru Tropik Alanlar için kurulan Uluslararası Ekin Araştırma Enstitüsünde bitki fizyoloğu olarak çalışmış. Ayrıca bir süre Hindistan'daki bir dergâhta bulunmuş. "Cambridge Üniversitesi'nde araştırma yaparken öncelikle canlı organizmaların yaşamlarının morfik alanlarla düzenlendiğine ikna oldum" diyor Sheldrake. Genler ve moleküller yaşamın yapı taşları olsa da parçaların birleşerek nasıl yaşayan bir organizma oluşturduğunu açıklamazlar diyor Sheldrake ve morfik alanların organizasyonda bir master copy işlevi gördüğünü belirtiyor.
Bu düzenleyici gücün bir çeşit kolektif bilinçaltı olduğunu gören Sheldrake bir cinsin üyelerinin, cinsin kolektif hafızasından yola çıkıp yine bu hafızaya katkıda bulunduklarını ifade ediyor.

 

Yeni Başlayanlar İçin Astral Seyahat
Orjinal isim: Astral Travel for Beginners
Richard Webster
Ege Meta Yayınları / Deneysel Ruhçuluk Dizisi


Astral Seyahat zamanın başlangıcından beri insanların çok ilgisini çekmiştir. Nasıl oluyor da bazı insanlar fizik bedenlerinden ayrılarak zaman ve mekanı aşıp istedikleri yere gidebiliyorlar? Bu yetenek sadece belli kişilere mi özgü yoksa herhangi biri de bunu yapmayı öğrenebilir mi?

Eğer siz de Astral Seyahat konusunu meraklıysanız bu kitapla zihninizden geçen pek çok soruya cevaplar bulabilirsiniz. Richard Webster, geçmişten günümüze kadar yaşanmış pek çok deneyimden örneklerle konuyu çok sade bir dille anlatmıştır. Özellikle de kendisinin bizzat deneyimlemediği hiçbir tekniği kitabına almadığı göz önüne alındığında, isteyen herkesin faydalanabileceği güzel bir çalışma kitabıdır.
Kitapta gevşeme ve meditasyondan başlayarak tam bir astral seyahat gerçekleştirmek üzere adım adım ilerleyen bir anlatım yolu tercih edilmiştir. Her bölüm sizi astral seyahatle ilgili yeni bir anlayışla bilgilendirerek sonunda başarılı bir astral seyahat gerçekleştirmenize olanak sağlayacak seviyeye getirmeye çalışmaktadır.

Ayrıca sıklıkla astral seyahatle karıştırılan beden dışı deneyimler, zihin seyahatleri, ölüm anlarında görülen vizyonlar konulara da kısaca değinillmiş ve örneklerle aralarındaki farklar ortaya konmaya çalışılmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

Türkçe
208 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 22 cm
ISBN : 9789758519354
2005

Kapak Tasarımı : Hakan Esmergül
Çeviri : Sezer Soner
 

Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri

Hayatımızdaki tüm deneyimler gibi, hastalıklarımızı da kendi düşünce kalıplarımızla yaratırız. Ulaştığımız her sonucun temelinde ve gelişiminde bir düşünce kalıbı yatar. Bu nedenle, bir hastalığı kalıcı bir biçimde ortadan kaldırabilmek için önce onu yaratan zihinsel nedeni çözüp halletmemiz gerekir. İşte, Yeni Çağ hareketinin dünya çapında tanınmış öncülerinden biri olan Louise L. Hay, bugün milyonlarca kişi için vazgeçilmez bir rehber haline gelen bu eserinde, tüm hastalıkları yaratan zihinsel nedenleri ve iyileşmemizi sağlayacak düşünce modellerini açıklıyor. Kendi kanser hastalığını da bu olağanüstü yöntemle iyileştiren yazarın mesajı çok açık: "Eğer gerekli zihinsel çalışmayı yapmaya hazırsak, hemen her hastalık iyileştirilebilir."

Yazar: Louise L. Hay
Yayınevi: Akaşa Yayınları
Çevirmen: Semra Ayanbaşı
Sayfa sayısı: 95
ISBN:
Basım tarihi: Ocak 1994

 


Yaşamın İlahi Sırları

Kazuo Murakami

Kozmik Kitaplar

» Dünya Edebiyatı
» Bilim

Mayıs 2007, ISBN: 978-975-8973-77-4

Kuşaktan kuşağa aktarılan genlerin kaderlerimizi şekillendirdiğine, vücut yapımızdan yakalanacağımız hastalıklara varana değin yaşam kalitemizi belirlediklerine inanılıyordu.. Genetik Zeka'da Dr. Kazuo Murakami yeni bir çığı açıyor ve zihinsel mekanizmalarımızla bünyemizde barındırdığımız olumlu genleri aktive edebileceğimizi savunuyor. İnsanların genlerinin gerisinde gizli olan sınırsız gücü günışığına çıkaran bu kitap bizlere daha iyi yaşamının yollarını gösteriyor ve zekamızı kullanarak kendi fizyolojimizi yönlendirebileceğimizi kanıtlıyor.

 

Düşünce Gücüyle Tedavi
Louise Hay

Altın Kitaplar / Toplum ve İnsan Dizisi

Düşündüğünüz her şeyin, yaşayacağınız her şeyin belirleyicisi olduğunu hiç düşündünüz mü?
Louise Hay Düşünce Gücüyle Tedavi adı altında kaleme aldığı kitabında bu düşünceden yola çıkarak yepyeni bir dünyanın kapılarını açıyor. Bu öyle bir dünya ki sevginin ve özgüvenin temelleri üzerine kurulu. Ve sevgiyle özgüvenin başaramayacağı hiçbir şey yok. Kitabı okumaya başladığınız anda, gerçekten bir şeylerin değişmesi gerektiğini farkediyor ve olumlu bir değişim içine girdiğinizi hissediyorsunuz. Bu bir tür düşünce tedavisidir. İyi, olumlu ve gerçek...Bugüne kadar başınıza gelen tüm olumsuzlukların ve hastalıkların, kendi kendinize ürettiğiniz olumsuz düşüncelerden kaynaklandığını söylüyor. Hay. Bundan sonra yaşayacaklarınızın sizi memnun etmesini mi istiyorsunuz? Bu kitabı okuyarak bir başlangıç yapabilirsiniz. Kenidinizi bu dünyaya çile çekmeye ve mutsuz olmaya gelmiş bir zavallı insancık olarak değil; seven, sevilen ve mutlu olmaya layık bir canlı olduğunuz için gönderilmiş bir pozitif enerji olarak düşünün.
Kitap, küçücük bir sivilceden, kansere kadar birçok hastalığın nedenlerinin psikolojik olumsuzluklardan kaynaklandığını satır satır anlatıyor. Hangi hastalık için, hangi olumlu, öneriyi düşünceleriniz besini olarak kullanacağınızı da söylüyor.

Çeviren: Nil Gün - 208 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-405-468-1; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: You Can Heal Your Life


Olağanüstü Enerjiler

Enerjinin işleyiş prensiplerini anlamak çevremizi ve kendimizi nasıl daha sağlıklı ve dengeli yapabilir? Hawaii?li şaman Serge King, bilimsel araştırmalar ve geleneksel bilgeliğin senteziyle hazırladığı bu şaşırtıcı eserinde doğada ve canlılarda bulunan gizli güçleri ve enerjileri inceliyor. Biyomanyetizma, radyestezi, piramitlerin gücü, psikotronik ve Feng Shui gibi pek çok konuları detaylı bir şekilde ele alan King, vril olarak adlandırılan hayat enerjisinin olağanüstü harikalarını tanımlıyor.


Yazar: Serge K. King
Yayınevi: Ege Meta Yayınları
Sayfa sayısı: 256
ISBN: 975-8519-25-5
Basım tarihi: Mayıs 2002
 

 

OLAĞANÜSTÜ ENERJİLER

Sunuş

Önsöz

1. Eskilerden Kalan İpuçları

2. Mesmer'in Vrili

3. Odik Güç ve Reichenbach

4. Wilhelm Reich ve Orgone Enerjisi

5. Piramitlerin Ardındaki Kuvvet

6. Radyonik: Süptil Işınımların Tespiti mi?

7. Psikotronik: Uzaktan Güç Aktarımı

8. Vivaxis: Dünya'nın Enerjilerine Uyumlanma

9. Jeomansi: Yin ve Yang'ı Uyumlu Hale Getirmek

10. Ekstra Enerji

11. Geleceğe Ait Beklentiler

Ek Bölüm: Deneysel Yöntemler

Bibliyografya

 

  ÖNSÖZ  

Bizler bu dünyaya aitiz, dünya toprağındanız. Fiziksel ve metafiziksel anlamda bu gezegeni aşan bir zihnimiz ve/veya ruhumuz elbette vardır; ancak bunun yanında Dünya'nın doğal güçlerine cevap veren ve onlarla etkileşen hayvansal tabiatta hayvansal bedenlere de sahibizdir. Bu doğal güçlerin elektrik, manyetizm ve yer çekimi gibi bazılarını biliyorsunuz. Modern bilim bu güçlere ek olarak belki sizin pek aşina olmadığınız iki tanesini daha tanımaktadır, bunlar kuvvetli ve zayıf nükleer güçlerdir.

Şamanlar, mistikler, metafizikçiler ve daha serbest düşünceli bilim adamları, Ruslar tarafından "psikoenerjetik" diye adlandırılan daha başka güçlerin de var olduğunu kabul ederler ki bu güçler bedenle olduğu kadar zihinle de etkileşim halindedir. İşte kitabımıza konu olan güçler bunlardır, çünkü çok az bilinmektedirler, yaşantımızda çok etkindirler ve yararlı biçimde kullanılabilirler. Stanford Üniversitesi'nden madde bilimleri profesörü Dr. William Tiller bu güçlerle ilgili olarak yapılan deneyler hakkındaki düşüncesini, "Görünen o ki, geleneksel bilimde tanıdıklarımızdan bütünüyle farklı yeni enerji alanlarıyla uğraşıyoruz" diye ifade etmiştir. Oysa bunlar yalnızca gelenekçi bilim adamları için yenidir.

On dört yaşından itibaren gerek sosyal ve fen bilimler ve gerekse metafizik alanında uzun süreli bir eğitim hayatına girdim. Esas temelim, zihnin ve Dünya'nın enerjilerini bağdaştıran kadim bir geleneğin bünyesindeki bir şifacılık yolu olan Şamanizmdir. Fakat deneyimlerle psikoenerjetik alanında deneyler yapan çok sayıda kişinin araştırmaları arasındaki hayret verici bağlantıları pozitif bilim ve metafizik alanındaki çalışmalarım sayesinde idrak ettim.

Arkeoloji mesleği için hazırlıklarım, beni olağan dışı enerjinin kadim geçmişte kullanıldığına işaret eden çok sayıda ipuçlarına götürdü. Asya üzerine aldığım bir diploma Japonya, Çin ve Hindistan'daki psikoenerjetikle ilgili fikirlerle buluşmamı sağladı. Çeşitli akademik dereceler, uluslararası yönetimle ilgili çalışma ve seyahatler Latin Amerika ve Afrika'da psikoenerjetiği keşfetmeme yardım etti. Psikoloji eğitimi sayesinde Mesmer, Reichenbach ve Reich'in psikoenerjetik araştırmalarıyla tanıştım. Ve metafizik araştırmalar piramitlerin, radyonikin ve bir sürü fenomenin psikoenerjetik etkilerini görmemi sağladı. Bunların hepsi, pek tabii ki, zihinsel ve çevresel enerjilerin toplumun esenliğini hedef alan pratik uygulamalarını esas alan temel şamanik perspektifimin üzerine oturdu.

Bu kitaptaki fikirlerin pek çoğunu Yeryüzü'nde hayatın iyileştirilmesine adanmış, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Aloha International'ın himayesinde yürütülen deneylerde test ettim. Bu deneylerin bazılarını ilerideki sayfalarda okuyacaksınız. Denek olarak kullanılan yüzlerce gönüllünün kimileri kuruluş üyeleri, kimileri de öğrenciler ve hatta sokaktan kişilerdi. Bilimsel bir formatta hazırlanan yöntemlerin ana hatları istediğiniz takdirde kendi deneylerinizde uygulayabilmeniz için Ek bölümde verilmiştir.

Bu araştırma alanı, ruhsal şifa, levitasyon, telekinezi, süpergüçlülük gibi sıra dışı fenomenlerin ve zihnin daima önemli bir etmen olduğu diğer birçoklarının ardındaki enerjilerle ilgilenmektedir. Şeylerin alışılagelmiş biçimde iş gördüğü standart modele uymadıklarından dolayı bu fenomenleri sıra dışı diye adlandırmamıza rağmen, bunlar hiçbir şekilde az rastlanan olaylar değildir. Dünya üzerindeki her kültürün bu konularla ilgili temel bilgilerinin inanılmayacak kadar eski olduğunu öneren kanıtları burada sunuyorum. Bununla beraber zamanımızda olup bitenler yenidir, çünkü bu bir sentez, bugünün bir ürünüdür. Bu bir yeniden keşif, Avrupa'da yaşanan Rönesans'la güçlü paralellikleri bulunan bir rönesans dönemidir. Bu kitaptaki araştırmalarım psikoenerjetikle ilgili çeşitli kaynakları incelemeyi, aralarında geçerli karşılıklı ilişkiler kurmayı ve mümkün olduğu her seferinde bunlara dayanan deneyleri tanımlamayı içermektedir. Amaç, söz konusu enerji veya enerjiler hakkında derhal kullanılabilecek veya gelecekteki araştırmalar açısından pratik değeri olabilecek bir dizi gözlemi ortaya koymaktır.

Tanıdık sınıflandırma sistemlerinin bütünüyle çökme eğilimine girdiği bir çalışmaya, bilim, din, teknoloji ve majinin kesin ve köşeli tanımlarını kaybedip birbirleriyle iç içe geçtiği ve garip bir biçimde karıştığı bir alana girmek üzeresiniz. Şu anda bütün dünyada sessiz bir devrim gerçekleşmektedir. Geleneksel anlayışın zincire vurduğu kişiler bu çalışmaya bir göz atmayı reddetmekte ya da dudak bükmektedirler. Fakat aynı anda birçok ülkedeki büyük sayılarda bilim adamı, teknik eleman ve sade vatandaş dikkatle ve çoğu zaman sessizce, mevcut teknolojimizi ve 20. yüzyılın toplumlarını Taş Devri'nin insanlarıyla kıyas ettirebilecek kadar çağ dışı kılabilecek bilgi alanlarına doğru ilerlemektedir. Bu devrim pırıl pırıl, modern ve en iyi donanıma sahip laboratuvarlarda olduğu kadar garajdan dönme atölyelerde ya da evlerde ayrılmış köşelerde vuku bulmaktadır. Bilinmeyene bu heyecanlı ve gizemli sıçrayış, dünya üzerindeki her insanı etkileyecektir.

Bu bilinmeyen enerjilerin araştırılmasıyla ilgili olarak gene Tiller'den bir alıntıyla devam edelim: "Öyle sanıyorum ki, bulgulayacağımız şey, enerjiyle etkileşen şuur hallerinin belirlediği çok seviyeli dışavurumlara sahip yalnızca tek bir enerjinin bulunduğudur." Bu tek enerjinin genel olarak kabul edilmiş bir ismi bulunmamaktadır, çünkü çoğu araştırmacılar bağımsız olarak çalışmaktadır ve birçoğu samimi olarak elde ettikleri sonuçları ilk keşfedenin kendileri olduğu düşüncesindedirler. John White ve Stanley Krippner Future Science (Geleceğin Bilimi) adlı kitaplarında, eski ve çağdaş literatürde bu enerjiyi adlandırmak için kullanılan yüz kadar ismi listelemişlerdir. Ben de bu arada devamlı olarak "bu enerji" diye tekrarlamak zorunda kalmamak için vril sözcüğünü kullanacağım. The Morning of the Magicians'ın (Büyücülerin Sabahı) yazarları Louis Pauwels ve Jacques Bergier'e göre, vril kavramı ilk olarak 18. yüzyılda Fransız yazar Jacolliot tarafından ortaya atılmış ve daha sonra Bulwer Lytton'un yazdığı bir 19. yüzyıl romanında kullanılmıştı. Lytton'un öyküsünde bununla dünyanın merkezinde yaşayan bir ırk tarafından ustaca kullanılabilen ve bir bakıma Star Wars (Yıldız Savaşları) filmlerinde konu edilen "Güç" benzeri bir enerji biçimi kastedilmektedir. Dolayısıyla vril sözcüğünün hem zihin ve hem de doğayla ilgili bir enerji için kullanılabilecek uygun ve kapsamlı bir terim bulma ihtiyacımı karşılayabileceğini düşündüm.

Bütün fenomenlerin ardındaki tek enerji hipotezinin ipuçları için, apayrı enerji kaynaklarının aynı fenomenleri üretebildiği gerçeğine bakmalıyız. Ben buna "Fil Yasası" diyorum. Eğer bir şey bir file benziyorsa, bir fil gibi yürüyorsa, fil gibi kokuyorsa ve fil gibi konuşuyorsa o muhtemelen bir fildir. Örneğin, manyetizm, elektrik, kristaller, güneş ışığı, geometrik biçimler, insan elleri ve insan düşüncesi birbirinden oldukça farklı enerjetik etkiler sergilemekle birlikte, bitkilerin yetişmesi ve şifa gibi belirli alanlarda hepsi de benzer enerjetik etkiler göstermektedir. Ortaya konulacak hipotez, bunların özgün niteliklerine ek olarak, tıpkı değişik fiziksel elementlerin hepsinin ortak bir nokta olarak elektronlara sahip olması gibi, birçok kaynağın da ortak bir yön olarak aynı tek enerjiye sahip olduklarıdır.

Bu durumda bu kitabın, dört yönlü bir amacı bulunmaktadır:

(1) Enerji ve onun zihinle ilişkisi hakkındaki fikirlerinizi genişletmek;

(2) tüm öteki enerjiler için ya bir taşıyıcı ya da öteki enerjilerin bir etkisi olan tek bir "protoenerji"nin varlığını öneren kanıtları sunmak;

(3) sunulan fikirleri uygulamalı bir şekilde kullanabileceğiniz yollar vermek ve

(4) daha ileri araştırmalar için uyaran vazifesi görmek. Şimdi, zihinlerimizi, bedenlerimizi ve çevremizi etkileyen görünmez enerjiyi, vrili keşfetmek üzere bana katılmaya hazır olun.

 

Yeni Başlayanlar İçin Aura Okuma

Psişik Farkındalık Geliştirme


Kategori : Felsefe ve Psikoloji > Parapsikoloji ve Okkültizm
Yazar : Richard Webster
Yayınevi : Alfa Basım Yayım Dağıtım

İstanbul, 2004, 14 x 20 cm, 171 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.

Aurayı hissetmeyi, görmeyi ve okumayı öğrenin!

Auranın nasıl okunacağını öğreten en kapsamlı kitaplardan birisini tutuyorsunuz elinizde.

Bu kitabı okuduktan sonra;

Aura renklerinin anlamlarını yorumlayabileceksiniz,

Tanıdığınız herkesi daha iyi anlayabileceksiniz,

Yaşamınızda neyi değiştirmeniz gerektiğini keşfedeceksiniz,

Geleceğinizi elinizde tutmanın yollarını bulacaksınız,

Hastalık ve ağrı işaretlerini görmeyi öğreneceksiniz,

Kristaller, renkler ve müzikle çakralarınızı uyarmayı;

aurayı istediğiniz gibi değiştirmeyi keşfedeceksiniz.

Aura nedir?

Aurayı hissetmek aura arama

Aurayı nasıl görebiliriz?

Auranın renkleri

Renkleri yorumlamak

Aurada sağlık

Kişisel gelişim ve aura

(Tanıtım Yazısından Alıntı)
 


 

Gizli Tibet - Tibet Mucizeleri ve Ölümsüzler

Yıl 1936, Himalayalar’ın sisleriyle örtülü bir ülke. Tibet. Hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Haritası yok, haritalarda yok. Kendini dışarıya, ziyaretçilere tümüyle kapatmış bu ülkede gerçek ile efsaneyi birbirinden ayırmak imkansız. Uçan Lamalar gerçekten var mı? Ya bin yıl yaşayan insanlar? İnsan ayağının değinmediği topraklara seyahatlarıyle tanınan Alman seyyah Theodore Illion, bir Budist rahip kılığında Tibet’e giriyor. Günlerce hiçbir şey yemeden yüzlerce kilometre yol yürümek, dondurucu soğuklara katlanmak ve sarı saçlarını, beyaz tenini ve mavi gözlerini saklamak zorunda. Yayımlandığı tarihte birçok dile birden çevrilen Gizli Tibet, kahramanınıın başından geçen serüvenler ve tanık olduklarıyla, günümüzde ona yönelik canlanan ilgiyi fazlasıyla hak eden bir klasik eserdir. Bu kitabın sayfalarında Tibet’i, Tibet’in soğuğunu, karanlığını, yabancı bir uygarlığın garip, ama sevgi dolu dünyasını yaşayacaksınız.

Yazar: Theodore Illion
Yayınevi: Hermes Yayınları
Çevirmen: Murat Sağlam
Sayfa sayısı: 148
ISBN: 9756130032
Basım tarihi: Nisan 2005

 

Reenkarnasyon

Onlarca ya da bir tek yaşam boyunca, değişik yaşam biçimlerini deneyimlemek, değişik uğraş alanları içerisinde bulunmak, yoksunluğu, yoksulluğu, varsıllığı, adaletsizlikleri deneyimleme olasılığı... Kadın olarak, erkek olarak ya da eşcinsel olarak... Ve reenkarnasyon anlayışının, bu yanıyla tüm cinsel ve sınıfsal farklılıkları, hiçbir inanç sisteminin sunamadığı bir biçimde ortadan kaldırması olasılığı...


Bu kitap, ölümden sonra bir yeniden doğuşlar ardışıklığını kanıtlamaya çabalamak yerine; dogmatizmin tüm biçimlerine karşı, diğer deyişle, işlevi bitenden “vazgeçmeme”ye, görevini tamamlamış olanı “terk etmeme”ye, yıpranmış giysiyi çıkartıp atmaya direnmek ve yenisini edinmemek inadına karşı yazılmıştır. Önce “küçük devrim”i (içsel, kişisel) yapmanın, ardından “büyük devrim”in (dışsal, toplumsal) yolunu açmaya engel oluşturan tüm ekollerden, akımlardan, otoritelerden ve nihayet en yakındaki kişilerden bile kurtulmanın gerekliliği üzerine yazılmıştır.

Her şeyden ve her şeyden önce, tek bir yaşam içerisinde yeni yaşamlara başlayabilme mutluluğu için, büyük ozanın dizelerindeki gibi, “Elveda dünya ve merhaba kâinat” diyebilmek için...


Yazar: Cem Çobanlı
Yayınevi: Samsara
Sayfa sayısı: 171
ISBN: 975780065-1
Basım tarihi: Ocak 2002


Beyin Kontrolü

İnsan Davranışının Manipülasyonu
Dr.Armen Vıctorıan

Timaş Yayınları

Güçlü istihbarat örgütleri, insanların düşünce ve davranışlarını kontrol edebilmenin ve gerektiğinde direnişlerini yok edebilmenin yollarını araştırıyorlar. İnsan bilincini kontrol edebilmek adına yürütülen deneyler, gizlice sürdürülen bir "kirli iş" olarak uzun yıllardır yapılıyor. Telepati, beyin yıkama, LSD psiko-teknik, uzaktan izleme ve gelişmiş izleme teknolojisine milyonlarca dolar akıtılıyor. Bu deneyler için binlerce insan kobay olarak kullanıldılar, bedensel ve ruhsal olarak yaralandılar; fakat başlarına neler geldigini bir türlü çözemediler. Dr. Armen Victorian, başta Amerika ve Rusya olmak üzere, dünyanın güçlü istihbarat örgütlerinin bu konuda yaptıkları çalısmaları net bir biçimde ortaya koyan belgeleri biraraya getirdi. Bu eser, sıradan bir komplo teorisi üretme tuzağına düşmeden insan bilincini kontrol altına almaya çalisan 'sinsi, gizemli ve karanlık' bir dünyanın perdesini aralıyor.

 

16. Yüzyıl Fransız kahini Nostradamus üzerine genel bilgileri, tutan kehanetlerini, tutması beklenen kehanetlerini ve kehanetlerinin tesadüfen bazı olaylara yakıştırılmış olma ihtimalini içeren  cep kitabı...

 

Kabala'nın Gizli Bilgeliği
Rav Michael Laitman

Koridor Yayıncılık

Kabala çalışmanın önemli bir amacı, birinin yazgısını etkilemek için diğerinin bilgisini kullanmaktır.
İlk önce, kişi hayatın ne olduğunu, ne anlama geldiğini, bize neden verildiğini, nerede başladığını ve nerede bittiğini fark etmelidir.
Kabala'nın Gizli Bilgeliği, okuyucuya dünyamızda kabala'nın rolünü anlaması için gerçek temeli sağlıyor. Kitabın içeriği, tüm bireylere, üst alemlerin kavranmasına doğru, spiritüel yükselmenin ilk safhalarını geçmeye başlamaları için tasarlanmıştır.

Çeviren: Bnei Baruh Kabala Türk Çalışma Grubu - 189 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9944983012; Boyut: 13,5x21cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: Türkçe

 

Teozofi Tanrısal Bilgelik Duyuüstü Dünya Kavrayışına Giriş ve İnsanın Varoluş Nedeni

Yayınevi: Omega

Yazar: Rudolf Steiner

Kategoriler: Dinler - Mitolojiler, Felsefe, Diğer Dinler, Diğer

Özellikler:
Türkçe 183 s. 2. Hamur Ciltsiz 14 x 20 cm İstanbul 2002 2. Basım Say Yayınları'ndan İlk Basım: 1987

Açıklama:
"Bu kitapta duyuüstü dünyanın bazı bölümleri açıklanıyor. Sadece bu duygusallığı gerçek saymak isteyenler bu açıklamaları, anlamsız düşlem ürünü diye değerlendirebilirler. Duyusal dünyanın ötesine uzanan yolları arayanlar ise, insan yaşamının değer ve anlam kazanması için başka bir dünyanın da gözlenmesi gerektiğini er geç öğreneceklerdir...

Bu yol sayesinde yaşamın nedenlerini tanıyacak, onlarda ortaya çıkan etkinliklerin içinde kör gibi gelişigüzel dolanmayacaklardır."

Bu kitabın yazarı, kendi deneyimleri ile kanıt gösteremeyeceği hiçbir şeyden söz etmiyor. Tüm açıklananlar yazarın kendi yaşantılarının sonuçlarıdır.
(Arka Kapak)
 

 

Sevgiye Dönüş
Marianne Williamson

Akaşa Yayınları /


Marrianne Williamson, birçoğumuz gibi, kendi acıları, korkuları ve yılgınlıklarıyla dolu kişisel cehenneminde yaşıyordu -taki ki bir gün Mucizeler Kursu ile karşılaşana dek. Mesih Bilinci'nden gelen ve kendi kendine-uygulanan muhteşem bir ruhsal terapi programı olan Mucizeler Kursu, birçok insan gibi genç kadının hayatında da gerçek bir mucize yarattı. O, Mucizeler Kursu'nun temel prensiplerini uygulamaya başladıktan sonra gerçekten yüksek bir anlayışa, içsel huzur ve mutluluğa ulaştı. Williamson, daha sonra yazdığı bu kitapla tüm deneyimini, yeni anlayışını ve Kurs'un temen prensiplerini bizlerle paylaşıyor. Sevgiye Dönüş, yıllardır bestseller listelerinde yer alan, satış rekorları kırmış ve binlerce insanın hayatında olağanüstü bir değişim-dönüşüm yaratmış bir eser. Marianne Williamson ise bugün dünyanın her yanında dersler veren ve televizyon programları büyük bir ilgiyle izlenen bir Mucizeler Kursu Öğretmeni. Sevgiye Dönüş bizi korkuya dayalı, egonun esareti içinde yaşadığımız bir dünyadan çıkarıp, Tanrı'ya teslim olduğumuz bir sevgi ve birlik âlemine götürüyor. Bizim idrakimizdeki bu değişim, yani artık kendimize sorunlar yaratmayacağımız bir bilinç düzeyine ulaşmak bir mucizedir. Sevgiye Dönüş bu mucizeyi gerçekleştiriyor.

Çeviren: Jale Gizer Gürsoy - 272 sayfa, Ciltsiz. hamurBoyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1996
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: A Return To Love
 



Çekim Yasasını Yaşamanın Anahtarı
D. D. Watkins, Jack Canfield


İstediğiniz her şey orada talep etmenizi bekliyor. İstediğiniz her şey de sizi istiyor, fakat istediğinizi elde etmek için harekete geçmeniz gerek. Evren başarmanızı istiyor

Jack Canfield otuz yıldan fazla süredir Çekim Yasası'nın ilkelerini öğretiyor. Kendisi de bu evrensel yasayla bilinçli şekilde uyum içinde yaşıyor ve kişisel başarısı da bu yasanın gücünün açık bir kanıtı. Çekim Yasası'nı Yaşamanın Anahtarı'nda bilgisini ve tecrübesini sizlerle paylaşıyor, size Çekim Yasası'nı kendi hayatınızda uygulamanız için kanıtlanmış araç ve teknikler sunuyor.

Bu kitap, arzu ettiğiniz hayatı yaratmanız için Çekim Yasası'nı nasıl kullanacağız konusunda size yol gösterecek basit bir rehber. Bu sayfalarda, Canfield istediğiniz şeyi hayatınıza çekmeniz için yapmanız gerekenleri açıkça izah ediyor. Düşünmeyi harekete geçiren bu rehber, sizi adım adım hayallerinizi, hedeflerinizi ve arzularınızı tanımlama sürecine taşıyacak. Bu süre içinde kendiniz hakkında daha derin bir anlayış, gerçekten kim olduğunuza ve niçin burada olduğunuza ilişkin bir kavrayış geliştireceksiniz.

Seyahatiniz burada, şu anda başlıyor. Hayatınızı değiştirebilir, bilincinizi artırabilirsiniz. Kendinize şaşırtıcı, sevgi neşe ve bereket dolu bir gelecek yaratma yetkisi verebilirsiniz.

Bu kitap sizin anahtarınız.


160 sayfa, 1. hamur, ISBN: 9786054054060; Boyut: 15 x 22 cm; Baskı Tarihi: Eylül 2008

 

Tanrıların Gölgeleri
Piramitlerin Mesajları ve Yıldızların Gerçek Sırları
Peter Lemesurier

Gün Yayıncılık / Felsefe-Psikoloji-Roman-Hobi Dizisi


Giza Sitesinin Piramitleri her zaman dünyanın harikalarından biri olarak anılır. Ama bu piramitler, tarih öncesi Mısırlılar ya da efsanevi Atlantis uygarlığından değilde, güneş sistemimizin çok uzaklarından gelen ve insanlığın kaderini değiştiren bir uygarlık tarafından inşa edilmişlerse ne olacaktır.
Peter Lemesurier, uzun yıllar piramitler hakkında çalışmalar yürüten araştırmacıların teorilerini kullanarak, tamamiyle yeni ve çarpıcı bir teori oluşturmuştur. Mısır Piramitlerinin, tarih öncesi çağlardan kalma bir yıldız haritası olduğunu ve doğa üstü bir zeka tarafından bu taşlara bir mesaj kazındığını ve bu mesajın bizlere günümüzden geleceğe ve yıldızlara yapacağımız yolculuklarda rehberlik edeceğini iddia etmektedir.
Peter Lemesurier Cambridge Üniveristesinde bir dilbilimci ve profesyonel bir tercümandır ve tüm dünyada büyük Piramit konusunda bir uzman olarak bilinir.
Bu konuda çok sayıda kitap yazmıştır.

Çeviren: Melih Üzmez - 224 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8122-76-2; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1999
Özgün Dili: İngilizce
 




Ruh Ölümden Sonra Nereye Gider ?
Swami Sivananda
Okyanus Yayınları
Kasım 2006, ISBN: 9756529474

Ecel gelince can bedenden ayrılır. Ten, eski bir hırka gibi bir yana atılır. Topraktan gelen ten toprağa, ezeli nurdan gelmiş ruh da kendi yerine gider. Mevlana Ölümden sonra yaşam sorunu çok eski zamanlardan beri insanoğlunun zihnini meşgul etmektedir. Yaşamın ölümden sonra devam edip etmeyeceği ve ölümden sonra ruha ne olacağı sorusu insanı hep meraklandırmştır. Elinizdeki bu kitap adından da anlaşılacağı üzere bu konuyu açıklıyor ve çağlar öncesinden gelen soruya bir cevap arıyor. Ünlü yoga ustası Swami Sivananda'nın konuşmalarından derlenmiş bu kitap başta Hindu bakış açısına göre ölümden sonraki Ruhun oluş hallerini karma ve genedoğum inancına dayandırarak anlatmaktadır.. Kitapta aynı zamanda Müslümanlık, Musevilik ve Hıristiyanlık gibi tek tanrılı dinlerin ölümden sonraki yaşama dair inançları ve bu inançların nereden kaynaklandığı ile ilgili düşünceler bulunmakta; Pisagor, Eflatun, Schopenhauer gibi batı düşüncesinde etkili olmuş felsefecilerin de konuya ilişkin yaklaşımları sergilenmektedir. Ayrıca kitabı türkçe yayına hazırlayan tarafından derlenmiş, konu ile örtüşen Yunus Emre'den, Mevlana'dan, Buda'dan, Dalai Lama'dan da alıntılar bulunmaktadır. Yaşamın fiziksel ölümden sonra bile devam edebilen bir şey olduğuna inananlar ve inanmayanlar için...

 

 

Marifetname Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.

 “ Anlarsa uzağım yakınımdır, Anlamazsa yakınım uzağımdır.”( İbrahim Hakkı HAZRETLERİ )

Çetin BAL: Genelde Modern bilim dünyasının değerlerini temsil edenlerle  dinsel düşünce deryasını temsil eden düşünce çevreleri arasında bir zıtlaşma olduğu görülmektedir. Kimi yerde bilimin objektif değerleri doğru bir bakış açısı sunarken kimi yerde dini düşüncenin ufukları içindede daha derin bilgilerin izlerini görmek mümkündür. Ben Hz Ali'nin edeb ve düşünce deryası içinde yetişip modern batı kültürünü özümsemiş bir insanım. Müslüman bir ailede yetişmiş ve islami bir terbiye içinde büyümüş olmama  rağmen  her zaman açık görüşlü olmuşumdur. Benim dinim benim inancım tek doğrudur yada en doğruyu söyler penceresinden bakmadım. Her toplumun kendine göre doğru olarak kabul edilebilecek değerleri olduğunu düşünmüşümdür hep.  Yani Dünya'nın çok değişik kültürlerinin kesiştiği bir noktada hayat bulmuş kozmopolit bir kültür ve düşünce modeline sahip bir insanım. Bu anlamda Dünya'nın neresinde olursa olsun hangi siyasi, dini, felsefi  düşüncede olursa olsun kişileri, yazılan eser ve düşünce dünyalarını tarafsız önyargısız bir gözle inceleyip yazılmış sözlerin derinliğine inip hakikati arama sevdasında olmuşumdur hep! Hristiyanlığın, İslamın Budizmin kültürel felsefi kaynaklarına inip o kaynaklardaki kelimelerden  hakikati özümseyip manalara vakıf olmayı istemişimdir.

Tarikatlarden genelde çekinmiş bir insan olsamda kendimde hal boyutunda melamilik düşüncesine  yakın bir mizaç gördüğümü belirtmeliyim. Tarikate girmek yada tarikat yolu kişinin halinde sözünde olan bir mevzu! O anlamda  her birey kendi içinde evrensele açılmak için bir bakış açısı bir yaşam biçimi bir yol tutmuştur. Kişilerin bunun adını koyması yada koymaması çokta önemli değildir.

Ben bir bilim insanı olarak İbrahim hakkı Hz ile manevi iklimlerimizin kesiştiği bir çok noktayı görmemden mütevelli eserlerinin bir özet niteliğinde de olsa  okunması gerektiğini düşünüyorum. Dinsel bir düşünceye sahip olmayabilirsiniz ama manevi boyutta insana ait bir takım değerlerin anlaşılması açısından İbrahim hakkı  hz'lerinin fikir dünyasının değerlendirilmeye alınması kanaatindeyim.

Ben insanlara beş vakit namaz kılın demiyorum, hanımlara baş örtüsü takında demiyorum yada islam dinini  tebliğde etmiyorum ama islam peygamberlerinin, evliyalarının,  düşünce alimlerinin  temsil ettikleri ahlaki değerleri alıp  yaşamlarımıza katıp bu değerlerle  gönül dünyamızı zenginleştirmemiz gerektiğini düşünenlerdenim. Dünyanın hatta evrenin neresinde bir güzellik ve insanlığın hayrına olan bir şey varsa onu almak gerektiğini düşünenlerdenim. Burdaki almak ifadesi anlamak kabilinden de olabilir. Geniş manada düşünmek lazım.

İnsan namaz kılarak, baş örtüsü takarak, hacca giderek   islam ahlakına sahip olamaz. Ahlak daha çok ruhun terbiye edilmesinden ileri  gelen bir özelliktir. Ahlak güzel bakmakla, bakabilmekle  ilgili bir husustur. Güzellik bir gözdür bir görüştür... Kalbler kazanmak bir yana kalp kırmamaktır güzel ahlaklı olmak!

Din dediğimiz şey özünde kozmik zeka ve  evrensel  tekamül kuralları şablonundan oluşmuş tebliğler sistemidir basitçe! Değişik toplumlar, medeniyetler ve kullanılan dilin şekline göre bile değişik biçimsel ritüellere bürünsede  evrendeki tüm inanç sistemleri aynı evrensel özün değişik biçimlerde dile gelişidir sadece. Dini, ritüel şekilciliğinden ve sembolik görüntülerinden soyduğumuz zaman tüm çıplaklığı ile geriye kalan sadece AHLAK dediğimiz ÖZ dür.

İbrahim hakkı hz değerlendirirkende sanırım zamanın ve o mekanın bölgenin şartları içinde değerlendirmek lazım. Herkes kendi aklının vitrinindekilere bakarak Dünya insanlarına bir şeyler satabilme onlara yararlı olabilme duygusu içinde fikir dünyasından esinlenmeleri gündeme getirir.  Bu sözümün kapsamı içine tüm Dünyanın insanları  olduğu kadar uzak dünyaların ve varlık alemlerinde görünen her zeka ve ruhsal öz de dahildir.

Tekke ve zaviyeleri tekrar açalım yada sarık takıp cübbe giyelim tarikat şeyhleri yetiştirelimde demiyorum. Elbetteki bilimin mum ışığında karanlıklar içinde  yolumuzu bulup modern bilimin aydınlattığı yolda yürüyeceğiz!  Lakin yanlış terkip ve düzenlemelere bakıpta tüm bir tasavvuf erbabının manevi derinlikler arzeden ve sırlar içeren ışıklı yollarının nereye uzanıp gittiğinide düşünmeye çalışmak lazım kanaatindeyim.

Bugünkü tarikatlerde ve mezhepleşmelerde siyasal bir kamplaşma ve öteki beriki diye bir ayrışma düşüncesi söz konusudur. Bu anlamda Atatürk'ün kimi tespit ve uygulamalarınıda kanımca tarafsız bir gözle değerlendirip doğru olarak kabul etmek gerekir. Artık tarikatler  ve şeyhlik makamları fazlası ile Dünya kokar hale gelmiştir. Mevlevilik ve mevlana dergahları eski tekke felsefelerinden izler taşısalarda artık burlardada olay sadece görsel bir tema olarak işlenip sürdürülmeye çalışılmaktadır. Evrensel bir düzeyde bugün Taptuk Emreleri, Hacı bektaş velileri, Yunus Emre'leri, Şemsleri, Mevlanaları görmek zor. Artık bu gönül deryalarının fikir ve düşüncelerini bir eşek misali taşıyan dünya kokan siyaset kokan hal ehli olmaktan uzak bağnazlık ve yobazlık timsali olan gruplaşmaları görüyoruz. Tasavvuf nedir dersek tasavvufu belli bir  dini inanç ekseninde yürüyüp gitmek olarak değerlendirmek kanatsız bir kuş düşünmeye benzer. Tasavvuf tüm farklı inanç sistemlerinden insanların bir araya gelip kaynaşabilecekleri bir fikir ve düşünce eksenidir. Bir aşk ve sevda yoludur. Tüm farklı düşünce ve inanç sistemlerinin yolu dünya üstünde çizilidir. Herkes kendi yolunda yürümeye çalışır. Ama tasavvufa girmek demek mana göklerine yükselip aşktan başka bir yolun  olmadığı mana göklerinde özgürce kanat çırpmak demektir.

İbrahim hakkı hz. misyon olarak islamın tebliği noktasında anlaşılımı noktasında çaba göstermiş bir mana eridir. Onu kendi boyutu içinde değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.

Açıkcası ben mezhepsel, tarikatsel  ayrılıklara dayalı gruplaşmalara karşıyım. Bu temel üstünden siyasallaşmayıda yanlış buluyorum. Ayırıcı değil insanları birleştirici bir fikriyat içinde olunması gerektiği kanaatindeyim.

Bu tarz gruplaşmaların kaldırılıp ülke çapında üniversitelerde dahil olmak üzere ilkokuldan başlayan manevi değerler konulu bir dersin yürürlülüğe konması gerektiğini düşünüyorum. Evliya ve Veli olarak arzettiğimiz tüm mana erlerinin özet eserlerinin ele alındığı tasavvuf  temelinde ahlak ve edep eksenli  bir dersin eğitim sistemimize dahil edilmesi kanaatindeyim. İdeolojik siyasal değil tamamen insani erdemler boyutunda bir içerik ve müfredat olmalı!

Gruplaşmalar insana ve bütüne hizmet amaçlı olması durumunda fayda sağlasada bunun bir kamplaşma bir ötekileşme sürecine  dönüşmesi durumunda  getireceği yararlardan çok zararları sözkonusu  olabilir.

Unutulmamalı ki AKLIN ve EDEBİN  milleti dini olmaz!

Genelde siyasi ve dar milliyetçi kutuplardan bakılarak İbrahim hakkı hazretlerinin düşünce dünyasına karşı olumsuz bir gözle bakanlar olsada ben her zaman herşeyde insanların istifade edebilecekleri güzel yanlar bulabilecekleri kanaatindeyim. Her türlü siyasi, dini, ideolojik  düşüncenin ötesinde herkes bir takım etiketleri aşarak önyargı duvarlarını yıkarak birbirlerine önce  insan olarak  bakabilirlerse insanlık  ailesi olarak sevgi ve ilimde daha büyük mertebelere doğru yükseleceğimizden eminim.   ( Çetin BAL - 2010 Salı - 5 Ocak )

    

Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.” Diyerek düştük yola. Hayat baktığımız yere göre anlam kazanır. Hayata güzel yanından bakıp yürüdüğümüz yolların bizi güzel dünyalara götüreceği umudunu taşıyoruz.


Her devirin bir İbrahim’i vardır. 1700 lü yılların İbrahim’i ise Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleridir. Tasavvufi takvası, ilimdeki ulaştığı mertebe ve bıraktığı eserler ile günümüzde hala bizlere yol gösteren bir “marifet ehlinin” izine düştük.

“Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.” sözünün sahibi, mütefekkir ve mutasavvıf vasıflarıyla tarihe geçen Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, 18 Mayıs 1703’te Erzurum/Hasankale’de doğdu. Çocukluğunda İsmail Fakirullah Hazretleri ile tanıştı. Erzurum Müftüsü Muhammed Hazık’tan Arapça, Farsça dersleri aldı. 1728’de Tillo’ya giderek Şeyh Fakirullah Hazretleri’ne bağlandı. 7 yıl sonra şeyhinin vefatı üzerine Erzurum’a döndü ve Yukarı Habib Efendi Camii’nde imam–hatip olarak görev aldı. Kabiliyeti ve bilgisiyle ilim çevrelerinin dikkatini çekince Sultan I. Mahmut tarafından saraya davet edildi ve saray kütüphanesi istifadesine sunuldu. 1775’te Hasankale’de inzivaya çekilerek kendini tamamen kitap hazırlamaya adadı. Marifet-name’yi o dönemde yazdı. Eserde, astronomiden matematiğe, astrolojiden tıbba kadar birçok konudaki soruların cevabı yer alıyor. 22 Haziran 1780’de Tillo’da vefat etti ve şeyhi Fakirullah için yaptırdığı türbeye defnedildi.


ESERLERİ
40’a yakın eseri arasında en çok bilinenler şunlar: İbrahim Hakkı Divanı, İrfaniye, İhsaniye, Mecmuatü’l Meani ve Marifetname.

Çok sayıda eser yazan İbrahim Hakkı hazretlerinin en büyük eseri Marifet-nâmedir. Bir nevi Ansiklopedi türünde yazılmış bir eserdir. 1757’de yazılmıştır. 1836 ve 1864’te Mısır’da 1868, 1889 ve 1914’te İstanbul’da basılmıştır. Ortalama 600 büyük sayfadır. El yazmaları 2 cilt olup, halen Tillo’da torunlarından Sadettin TOPRAK tarafından muhafaza edilmektedir. Astronomi, Fizik, Matematik, Psikoloji konularında içeriğe sahiptir. Özelikle karakter tahlilleri günümüz psikoloji bilimi ile uğraşanların büyük ilgisini çekmektedir.


Bilindiği gibi bilim doğruları arama deryasıdır. Marifet-nâme’de ortaya konulan görüşler bugün ki bilim verileri tarafından onaylanmaktadır.
İBRAHİM HAKKIDAN İNCİ DAMLALARI

• Ey aziz, Evliya-i kiramın hallerine kavuşmak, itikadı düzeltmek, şehvetin arzularını unutmak, sıfatları bilmek ve zat-i ilahiyi sevmekle olur.
• Dünya ile olan gönül zarardadır Ukbâ ile olan gönül erir. Mevlâ ile olan gönül temiz ve ne güzeldir.

• Gafilin kalbi dünyaya bağlıdır. Zâhidin kalbi ukbâya bağlıdır. Ârif´in kalbi Mevlâya bağlıdır. Gönül, çok şefkatli bir arkadaştır. Kalbin Hakk ile olsun ve kalıbın halk ile kalsın.
• Ey Aziz! Dil insanın terazisidir. Üç şey her belayı kendine çeker: Ciddi olmayan konuşma, şaka ve saçma sözdür. Arkadaşların gıybeti rezalettir.

• Şaka heybeti kıran afettir, minnet cömertliği yıkan felakettir. Konuşursan, doğru söyle, söz verirsen tut, tatlı konuşmak ve sesle selam sünnet-i kiramdır.

• Ey Aziz! Zikrullahın en üstünü, sessiz olarak kalb huzuru ile Lailahe illallah kelime-i tayyibesini tekrardır. Zikrullah, kalblerin nuru, ruhların huzurudur. Zikrullah bedene lezzet, ruha kuvvettir.
• Gözlerin cilası, sırların nurudur. Arifin adeti, Allahü Teâlâ´yı zikr ve O´ndan başkasını unutmaktır. Zikrullah sadra cila, akla nurdur. Kalblerin hayati, mahbubun likasıdır.
• Dilin adeti, kalbin düşüncesidir. Hakkı zikredeni, Hak da zikreder


TEFVİZNÂME
Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif anı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Kalbin ona berk (yaprak) eyle
Tedbirini terk eyle
Takdirini derk eyle (anla)
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hallak-ı Rahim oldur
Rezzak-ı Kerim oldur
Fa’al-ı Hakim oldur
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

 

HAZRETİ ALİ'NİN FAZİLETNAMESİ

Yazarı: YEMİNİ
Çeviren: ABBAS ALTINKAŞ
Hazırlayan: ADİL ALİ ATALAY VAKTİDOLU

Yayınevi: CAN YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 975-7812-18-8
Yayın Yılı: 1998

Dili: Türkçe

 

 

Tasavvufi Mertebeler; Hace Abdullah el- Ensari el- Herevi Örneği

Yayınevi : EMİN YAYINLARI
Yazar : ABDURREZZAK TEK

XI. yüzyılın önde gelen sûfîlerinden Hâce Abdullah el-Ensârî el-Herevî (ö.481/1089), özellikle müteşâbih âyet ve hadislerin tevil edilmesine karşı çıkmasından dolayı Mücessime ve Müşebbiheden olmakla suçlanmış ve Selçuklular döneminde Herattan birkaç defa sürgüne gönderilmiştir. Zaman zaman idareciler tarafından takdir edilmiş olsa da, hayatının büyük bir bölümünü baskı ve sıkıntılarla geçirmesine rağmen gerek kendi döneminde, gerekse vefatından sonra eserleri ve görüşleriyle etkili olmuştur. Özellikle mürîdin tasavvufî eğitimindeki aşamalarına yer verdiği Menâzilüs-sâirîn adlı kitabı, Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dilde şerh edilmiştir. Tasavvufî mertebeleri ilk defa yüzlü tasnifle geniş bir şekilde ele alıp inceleyen Herevîye göre, her hâl ve makâmın belli nitelikleri, gerçekleşme şartları, hikmetleri, hükümleri ve sonuçları vardır. Bir makâmdan diğer bir makâma yükselen sâlikin hâlleri değişir ve zamanla mükemmel hâle gelir. Kişinin manevî eğitimi boyunca bütün hâlleri yaşayacağı ve makâmlara ulaşacağı mutlak olmamakla birlikte, kazandığı makâma ölünceye kadar sahip olması da söz konusu değildir. Kazanılan makâmların kaybedilmesi mümkündür. Diğer taraftan bir makâma ulaşmak demek, geride kalan makâmlarla bütünüyle ilişkiyi kesmek anlamına da gelmez. Bütün bunlarla birlikte mertebelerdeki asıl hedef, tevhîdin hakîkatine ulaşmaktır. Zira sûfîlerin sözleri ve muhakkiklerin işaretleri, tevhîdin tashihi içindir; bu gayeyi gütmeyen her hâl ve makâm noksandır.

Tasavvuf mertebeleri: fenafillah ve bekabillah olarak iki bölümdür.
tasavvuf, ledün ilmi üzerine kurulmuştur. Bu bilgiler yedi mertebe olarak öğretilir.
Üç fena, dört beka mertebeleri vardır-Dört beka makamı da denilebilir-
Fena: yok anlamındadır: yok; yok edilecektir.

Öğrenmek isteyen kişiye önce zikir denilen bir şey verilir. Halk arasında inleme de denir.
Zikir: bu Allah bilgisinin tümünü temsil eder.. Bir nefes alıp üç seferde verilir. üç ifna bir ispat demektir.
İfna: yok edilmesi gereken demektir.
Bir nefes almak: İspat = allah'tır.
Bir nefes ile üç şeytan yok edilecektir.

FENAFİLLAH MERTEBELERİ:

1. ders: tevhidi efal'dir: iş birliği- işleri birlemek demektir. Fiillerin-işler- allah'a ayit olduğudur.
Fena-i efal: yok edilmesi gereken işler demektir. İşleri allah'tan başkalarıda yapabilir: bu düşünce yanlıştır.

Tevhid-i efal: işlerin tümü allah'a ayittir. Benden ve evrenden de işleyen O dur.
Rabıta: la fail'e illallah tır. Yapan mutlak allah'tır. O ndan başka yapan yoktur.
Rabıta: bağlantı anlamındadır-allah ile kul arasında-

2.ders: tevhidi sıfat'tır: allah'ın mevsuf olduğudur. Yedi subuti sıfatın sahibi allah'tır. Gerçek gören,
işiten, bilen?. Allah'tır.
Rabıta: la mevsuf e illallah tır: bütün vasflar allah'a ayittir. Bilen, düşünen, gören.. O dur.

3. ders: tevhidi zat'tır: allah'tan başka varlık olmadığı anlaşılır. Vücut sahibi yalnızca O dur.
Rabıta: la mevcude illallah tır.



BEKABİLLAH MAKAMLARI

4. ders: cem makamı: Burada hak zahirdir. Apaçık görünür demektir. Hak zahir- halk batın olarak
düşünülür, anlaşılır. halk batın: halk gizli demektir: halk yok olarak anlaşılmamalı.
Allah'ın celal yönü bilinir.

5. ders: hazretül cem makamı: burada da : hak batın- halk zahir olarak düşünülür-anlaşılır.
Halk açıktadır, hak gizlidir: hak yok demek değildir; gizlidir.
Fark, aşk, kesret, şeriat makamı?. Gibi isimleri de vardır.
Allah'ın cemal yönü bilinir.

6. ders: cem'ül cem makamı: burada hem hak hem de halk zahirdir. Aynı anda hem Allah hem de halk
Görünmektedir. Miraç'ın gerçekleştiği-tamamlandığı makamdır. Burada insan tamamlanır. Gerçek kul
olmak burada gerçekleşir.

Kemale ermek burada gerçekleşir. Allah tam olarak anlaşılmıştır. Buradan öteye insanın gideceği makam yoktur denir...

 

Yok Felsefesi
Gaston Bachelard

Yapı Kredi Yayınları

Bachelard, çağımız Fransız düşün dünyasının en önemli isimlerinden biri. On dokuzuncu yüzyılın "mış gibi" felsefesinin yetersizliklerinden yola çıkarak sorduğu sorulara cevap arayan bir düşünür. Kütle neden negatif olmayacakmış? Negatif bir kütleyi hangi özsel kuramsal değişiklik haklılaştırabilir? Hangi deney perspektifi içinde negatif bir kütle bulunabilir? Yayılımında negatif bir kütle olarak ortaya çıkacak olan kimlik hangisidir?
Yok felsefesi asla sanılabileceği gibi bir nihilizm ya da olumsuzlama değildir.

Çeviren: Alp Tümertekin - 124 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9753633866; Boyut: 13,5x21cm; Baskı Tarihi: Nisan 2006
Özgün Dili: Fransızca; Özgün Adı: La Philosophie du non

 

 

 Bilim Tanrı'yı Buldu mu? Victor J. Stenger

Güncel Yayıncılık / Açık Bilim Dizisi


Evrende Amaç Araştırmasında Son Bulgular

Bilim ve dinin çeliştiğine, okul kitaplarından gazete haberlerine dek hepimiz tanık olmuşuzdur. Bu çelişkinin varlığı kafamızı karıştırsa da, bu karışıklığı giderici doyurucu yanıtlar, ne ailemizden, ne eğitim hayatımız boyunca ne de diğer kanallardan gelmiştir. Ve hep kafamızın bir kenarında bu çelişkiyi taşımışızdır. Son yıllarda bilimin ve dinin aynı şeyleri söylediğine ve aynı kapıya çıktığına dair çeşitli kitaplar ve haberlerse, birbiri ardına yayımlanıyor. Bir yanda bilimin ve dinin mutlu beraberliğini savunanlar ve destekleyenler, diğer yanda bilimin ve inancın birbirleriyle bağdaşmadığını savunanlar var. Hayatının kırk yılını temel parçacık fiziği ve astro-fizik alanındaki araştırmalara adayan Victor J. Stenger, ikinci gruptaki yaklaşımı benimseyenlerden. Evren ve onun yasalarının doğası ve kökenine ilişkin ampirik teoremleriyle söz konusu anlayışın karşısında duran Stenger, bir deneyci olarak maddenin ötesindeki dünyanın varlığına ilikin savları, bu kitabında çürüttüğünü iddia ediyor. Ve medyanın, doğaüstü güçlerin varlığına ilişkin haberlerini, çeşitli bilimsel dergilerin yayımladığı yazıların doğru olmadığını söylüyor. Hayaletler ve mucizelerle ilgili anlatılan öykülerin, duanın etkisini kanıtlandığını söyleyen yazıların da, sadece bir savdan ibaret olduğunu anlatıyor.
(Arka Kapak'tan)
Türkçe
375 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9789758621880
2004

Kapak Tasarımı : Talip Aktaş
Çeviri : Orhan Düz



ZAMANDAN KAÇIŞ

Pebble In The Sky

Tür : Bilim Kurgu
Yıl : [1950]

Yazarı: ISAAC ASIMOV
Çeviren: GÖNÜL SUVEREN
Hazırlayan:

Yayınevi: ALTIN KİTAPLAR
Yayın Yeri:
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1984


Dili: Türkçe

Arka Kapak
...Arvardan artık daha fazlasına tahammül edemedi. Çılgın bir öfkeyle yerinden kalkıp Valinin üzerine yürüdü. Niyetinin ne olduğunu kimse, hiç bir zaman anlayamadı, ileride kendisi bile hatırlayamıyacaktı bunu. Enniyus'un elinin altında bir nörotik cop vardı ve bunu kullandı. Uzaydan geldiğinden beri Arvardan üçüncü defa çevresini saran evrenin büyük bir acıyla üzerine yığıldığını, her tarafını sardığını ve adeta yırttığını hissetti... Bayıdı. Onun baygın yattığı sırada, zaman geçmeye devam etti. Saatler Altı'yı vurduğunda uğursuz süre dolmuştu...
 

 

  

Şuurlu Bir İmana Doğru - Tebliğler: Beyti / Yazan: Turhan Olgaç
Yazarı: Turhan Olgaç
Çeviren:
Hazırlayan:

Yayınevi: Yeni İstanbul Yayınları
Yayın Yeri: İstanbul
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1967

Dili: Türkçe

Işığın Kalbi
M. Said Türkoğlu

ISBN: 9789758861910
Büyük mürşid Mevlana`nın yedi asır önce Anadolu`da yaktığı ateş, hala etrafına ışık saçıyor ve sevenlerinin gönüllerini aydınlatıyor. Elinizdeki kitapta, Hazreti Mevlana`nın şaheseri olan, tüm insanlığa ve bütün çağlara hitap eden Mesnevi`deki özlü sözler, konularına göre A`dan Z`ye tasnif edilerek bir araya getirildi...

(Arka Kapak`tan)

Mevlana'dan Altın Öğütler

Ziya ELİTEZ

Hamdım, Piştim, Yandım...

İlahi aşkı ruhunda bütünleştirmiş, ariflerin arifi ünlü Türk sufisi Mevlana'nın her dönemde her insana rehberlik eden sözlerinden ve öğütlerinden bir seçki yapmak oldukça zor; ama Ziya Elitez'in bu deneysel çalışması bir zaman sonra başucu kitabınız olacak. Her aşk ve iman sahibi insanın Mevlana'dan her zaman öğrenecek bir şeyi vardır. O, gönüllerde parlayan bir ışıktır.

Gel, gel, gel! Ne olursan ol yine gel!
Suyun susuzu kandırması gibi, doğru söz de kalbe temizlik getirir
Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır
İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur
-Mevlana-


Yazar: Derleme
Yayınevi: Kozmik Kitaplar
ISBN: 975897309X
Basım tarihi: Kasım 2004
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

 

Yunus Emre Doğa ve Din Yorumcusu

Yusuf Ziya İnan

Tekin Yayınevi / Edebiyat Dizisi


Doğa ve Din Yorumcusu "Yunus Emre" isimli bu yapıtında temsil ettiği felsefe ve sevgi yansır. Irk, dil, din, mezheb, renk, ideoloji ayırımı yapmadan insanı sevmeyi düşüncelerinin temeli yapan inan, bu yapıtında yine sevgi ve birlik mesajı vermekte, bizi birbirimize sevmeye ve birliğe çağırmaktadır.
(Arka Kapak)

Türkçe
253 s. -- 3. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 978975478969X
1981
Kapak Tasarımı : Etem Çalışkan
 

Muhyiddin-i Arabi'den Altın Öğütler

"İbrahim Peygamber'e bir müşrik misafir olmak istedi, İbrahim Aleyhisselam; Müslüman olursan misafir ederim, dedi. O da kabul etmedi. Döndü, gitti. Cenabı Hak İbrahim'e, "Bir lokma ekmek için herifin dinini, babasından kalan alıştığı dinini terk etmesini teklif ettin. O, yetmiş senedir gavurluk yapar, ben onu besliyorum ve rızkını kesmedim," buyurunca, İbrahim Aleyhisselam yola çıktı, ona yetişti. "Gel," dedi, "seni misafir edeceğim. Çünkü Rabbim senin için beni azarladı," deyince; o, hem misafir oldu hem de Müslüman oldu."
"İşte ben, meyveleri olgunlaşmış bir bahçeyim; meyveleri bir araya toplanmış bir bahçe. Öyleyse, sen benim perdelerimi kaldır v e benim yazdığım bu yazıların, bu satırların içerdiği şeyleri oku!"
Endülüs'ün en görkemli dönemlerinde yaşamış ve ilahi aşkı hayatının her zerresinde var etmiş bu görkemli kutbun yazdıklarını, anlattıklarını okumaktan zevk alacak, yaşama ve kendinize dair bazı şeyleri yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyacaksınız.

Yazar: Ali Dündar
Yayınevi: Kozmik Kitaplar
Sayfa sayısı: 160
ISBN: 975897315-0
Basım tarihi: Istanbul / 2005 - Mart
Kategori: Sufizm / Tasavvuf
 

 

İSLAMDA MELAMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ
Yazarı: YUSUF ZİYA İNAN
Çeviren:
Hazırlayan:

Yayınevi: BAYRAMAŞIK YAYINEVİ
Yayın Yeri: İstanbul
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1976

Dili: Türkçe

MELAMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ ve YAZARI ÜZERİNE

Dr.Baha ARIKAN
 

Yusuf Ziya İnan / 1976

Yusuf Ziya İnan'ın MELAMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ isimli tasavvufi eserini basan Bayramaşık Yayınevi büyük bir hizmette bulunmakla kalmamış, Türk kütüphanesindeki büyük bir boşluğu da doldurmuştur.

 Yusuf Ziya İnan,asrımızın dikkate değer düşünürlerinden birisidir.Batı felsefesi ile İslam tasavvufu arasında bir uyum sağlamaya çalışmakta,bir yandan da İslam tasavvufunu şekillendiren VAHDETİ VÜCUD ve VAHDETİ ŞUHUD arasında bir karşıtlık,bir zıtlık olmadığını iddia etmektedir.Asırlardan beri devam eden ve şiddetli ihtilaflara mevzu teşkil eden vahdeti vücut - vahdeti şuhud ayırımına karşı koyması ve bunların iki ayrı inanışı temsil etmediğini,aynı inanışın iki ayrı görünüşü olduğunu ileri sürmesi oldukça enteresandır.İnan,bundan başka batının İslam tasavvufunu anlamadığını öne sürmektedir ki,tasavvuftaki vahdeti vücudun Panteizm olmadığını söylemesi,onun yeni bir felsefe ve sistem aradığını ispatlar.Pek yakında yayınlanacak SOHBETLER isimli eserinde bu konuya geniş yer ayırmış olan üstad,elinizde bulunan bu kitabında MELAMİ'leri, Melamiliği ve Melamiliğin tarihçesini anlatmaktadır.Kendisi Melamilik üzerinde sözü dinlenen bir üstad mutasavvıftır.Bu bakımdan işlediği mevzuun mütehassısı ve en yetkili ağızlardan birisidir.Dikkatle okunmaya değer.

 Biz,eserinin muhtevası üzerinde durmaktan ziyade sayın İNAN'ın bu eserle ne vermek istediğini düşünmekte ve sizlere bunu aktarmaya çalışmaktayız. İnan,yirmi yıllık dostumdur.Yeşilay genel başkanlığında müşterek çalışmalarımız vardır. Çok faal bir kişi olarak tanıdığım İNAN'ın adı (yusuf) tur,Ziya ismini eserlerinde ve mesleğinde kullanır. İstanbul'da avukatlık yapmakta ve çeşitli dergi ve gazetelerde yazı yazmaktadır.Elinizde bulunan bu kitabı da kırk beşinci basılmış eseridir,halen bir o kadar kitabı da basılmaya hazır beklemektedir.Sadece bu rakamlar bile onun ne kadar çalışkan,metod

lu ve velud olduğunu ispatlar kanaatindeyim. Çünkü Yusuf İnan,1930 doğunludur ve henüz 46 yaşındadır.

 İnan,mizaç ve yaradılış itibariyle,rinttir,şekilci ve kalıpçı değildir,hür düşünceye ve kişisel haklara son derece bağlıdır,bu bakımdan taassuptan hoşlanmaz.İlme ve akli netice ve prensiplere son derece itaatkar ve bağlıdır.Onun içindir ki,tasavvufa meyli olmuş ve her meselede olduğu gibi,tasavvufta da büyük bir ilerleme kaydetmiş,öne geçmiştir.

Mutasavvıflar onu üstad kabul eder.Yazıhanesi genç tilmizleriyle doludur,evi ve çevresi yeni bir mektebin doğduğunu müjdeler sanki.Yorulmadan çalışan,anlatan,yazan bir insandır İnan.Onu böyle tanıdım ve yıllardır sohbetlerimizde gösterdiği dirayet ve anlayışı hiç değişmeden yine öyle tanımaya,onu öyle görmeye devam ediyorum.Bu dostluktan bahtiyarlık duyduğumu da söylemeliyim.

 İnan,melamiliği vahdeti vücud ve vahdeti şuhud birleşimi olarak görmektedir.Melamiliğin tarikat ayırımına son verdiği ve mezheb ayırımındaki düşmanlıkların melametle giderileceğine inanmaktadır.1971 yılında Türkiye Diyanet işlerine getirilmesi söz konusu olmuştu, Ankara'ya bir kaç sefer gidip geldi.O zamanlar yaptığımız görüşmelerde reformatör olarak ortaya çıkacağı,ancak bunun dinden taviz vermek anlamına gelmeyeceğini izah ederdi. Bir defasında: (kemalistler mezheb ayrımına son vermeliydi, bunda başarılı olmak bir zorunluluktur.Ancak bu tek mezhebi hak görüp diğerlerini batıl saymakla olmaz.Ben Diyanet Başkanı olursam, Diyanet işlerinde mezhebler müdürlüğü tesis etmek ve tüm mezhebleri bir araya getirmek isterim. O vakit SÜNNİ-Şİİ ayrıcalığını halletmek mümkün. Yoksa sen batılsın,benim mezhebime gel demekle Türkiye'de ve Dünya'da bu ayrıcalıkları kaldırmaya imkan yoktur) dediğini çok iyi hatırlarım. Şurada hemen belirteyim ki İnan,son derece dindar,beş vakit namazını kılan,orucunu tutan bir sünni müslümandır amma ehl-i beyt sevgisi onda kutsallaşmıştır.Peygamberin adını anınca veya ehl-i beyt'ten bahsederken ağlar. Bundan dolayıdır ki,onların isimlerini anmadan onlardan söz eder. Böylesine orijinal bir kişiliği ve inancı vardır İnan'ın.Melamiliği de sevmesi bu yüzdendir. Her zaman der ki: << Benim dinim insanı sevmektir, ibadetimin temeli insana hizmet ve insanı yüceltmektir.Çünkü Hazreti Muhammed (s.a.v) Allah'ın rahmetidir ve Rahman isminin tecellisidir.>>

 Melamilik öyle bir vahdet inancıdır ki,insanı kutsal yerine oturtur ve insanı arar. Yusuf Ziya İnan, okuyucusunu bu yüce idrake sevk etmek için melamilerin menakıbı üzerinde durmuş ve bize melametin müşahhas misallerini göstermek istemiştir. Eserlerinden dolayı İnan'ı tebrik ederim.

-----------------

Melamiyye


Bir İslamiyet dini hareketidir. Melâmet, sözlükte kınamak, ayıplamak ve sitem etmek manalarına gelir. Melâmîlik yoluna bağlanan kimseye de "Melâmî" denir.

Melâmîliğin bir tarikat olduğunu söyleyenler yanında; kuralları belli bir tarikat olmadığını, her türlü gösterişten ve dünya kaygısından uzak kalmayı benimseyenlerin genel adı olduğunu ileri sürenler de vardır. Melâmîliğin bir tarikat olmadığı düşüncesi, kurucusunun ve kuruluş tarihinin bilinmediğinden dolayıdır. Birinci dönem Melâmîlik, Melâmetiye adıyla tanınır. İlk defa Nişabur'da hicrî III. asrın başlarında Ebu Salih Hamdun b. Ahmet b. Ammâr el-Kassâr, Melâmîliğin yayılmasında büyük rol oynamıştır. Melâmîlik, Hamdun Kassar'dan önce varsa da, bir tarikat haline onun zamanında gelmiştir.

Melâmîlikte Muhyiddin İbnü-l Arabî'nin Vahdet-i Vücud görüşünün derin etkisi vardır. Melâmîler kaçınılması mümkün olmayan cemaatle namaz dışındaki ibadetlerini ve Allah'a yakınlıkla ilgili hallerini halktan gizlerler. Bunları açığa çıkarırlarsa kendilerini kınarlar. Gerçek durumlarını sezdirmemek için halk içinde sıradan bir insan gibi giyinip kendilerini belli etmeden yaşamaya çalışırlar. Görünüş ve gösterişe değer vermezler. İnsanlara yalnız kötü taraflarını gösterip iyiliklerini gizlemede çok ileri gittiklerinden, çevresindekiler onları kusurlu kimseler sanarak ayıplar ve kınarlar. En hoşlanmadıkları şey, kibir ve gösteriştir. Bu kötü huylardan korunmak, Melâmîlikte bir kuraldır. Özel giysileri ve tekkeleri yoktur. Melâmîler kimseye dertlerini açmazlar.

Çünkü kula ihtiyacı bildirmek, muhtaçtan yardım istemektir. Bu sebeple ihtiyacı Allah'tan dilemek ve Peygamber'in yolundan gitmek, kulluğun iki esasıdır. Birbirlerinin yardımına koşarlar. Bu konuda Hamdun Kassar; "Mümin, kardeşi için gece kandil, gündüz asa olmalıdır" der.

Melâmîlik başta Mevlevîlik olmak üzere IV. asrın sonlarında oluşmaya başlayan, V. ve VI. asırlarda gelişen tarikatları etkilemiştir.

Melâmîlik tarihi bakımından üç devreye ayrılır.

1. Devre: Kassariye Melâmîliği. Hamdun Kassar'a ait olan ve Melâmetiyye denen ilk devre melâmîliği. Hicri III. yüzyılda Nişabur'da ortaya çıkmıştır.

2. Devre: Bayramiyye Melâmîliği. İlk devre melâmîliği zamanla bâtınî grupların Melâmîliğe girmesiyle asıl sağlığını kaybetmiştir. Bunun yerini, hicri IX. asırda Bolu Göynük'de Hacı Bayram Veli ile ortaya çıkan ve ilk Melâmîlerin bütün özelliklerini taşıyan Bayramî Melâmîliği almıştır. Anadolu'da Melâmîliğin yayılması, Hacı Bayram Velî vasıtasıyla olmuştur.

3. Devre: Nuriyye Melâmîliği. Seyyid Muhammed Nur el-Arabî'ye ait olan bu kol, hicri XIII. asırda Üsküp'te ortaya çıkmıştır.




BİRİNCİ DEVRE MELÂMİLERİN (MELÂMETİLERİN) ÖZELLİĞİ.


Kısaca değindiğimiz birinci devre melâmilerin şeriate ve Peygamber sünnetine karşı sonsuz bir sevgileri olduğu, Resuli Kibriya'ya büyük saygı duydukları, her birinin O'na benzemek istediğini, bütün çabalarının ve asıl gayelerinin O olduğunu hayatlarını okurken öğrenmek mümkün olduğu gibi, onların sözlerinde de aynı gerçek kulağımıza bir hoş gelmektedir. Bu da gösteriyor ki MELÂMET ahkam ve ahlakla var ve melâmi ahlak ve ahkamla mukayyed en mütevazi insandır. Onun içindir ki bize göre melâmi güneş kadar sahavet sahibi, akan su gibi cömert; ölü kadar mütevekkil, toprak gibi mütevazi kimsedir. Birinci devre melâmiler İslâm dininin şekil ve kalıplarına son derece riayetkâr ve dikkatlidirler. Buna karşı da İslâm dininde kibir ve büyüklük olmadığı halde din adamlarında görülen azamete de o derece karşı ve isyankârdır. Onların gönül ve fikir dünyalarında İslâm'ın ilk heyecanı, coşkunluğu, aşk ve cezbe hali her şeye hakimdir. Dış değil, İç önemlidir onlar için.. Lakin bu inanç da onları dışı devmekten men etmez. Onlar her zuhurun Hakk, ve her esmanın kendi mazhariyet ve istidadında kemalde olduğunu gördüklerinden her yaratılmış şeye karşı sonsuz bir sevgi ve saygı ile doludurlar. Fakat onlar için cezbe ve aşkın üstünde tek şey vardır: Hazreti MUHAMMED'i sevmek. Melâmetin ilk şartı Peygamberi sevmektir; O'nun yüce hali ile hallenmektir. Resule gönül vermek ve Resul'de fani olmasını bilmektir, O'nun kutsal varlığında yok olmak, mutu kable ente mutu sırrına mazhar olmaktır. Bu bakımdan melâmet neşesinde fart bir şeriat sevgisi, Peygamber sünnetine bağlılık ve insanı sevmek temel unsurdur. Ancak bu şeriat sevgisi ve sünnete bağlılıkta öz esastır, kalıp değil. Elbise ve dış edebtir amma iç önem kazanır melâmet için... Bu sevgide Allah'ın lütuf ve rahmeti gizli. Bu sevgi ilahi seyrde anlam kazanmakta. Ve bu sevginin özü birliktir.

Sevgi seven ve sevileni birlemeyi, sevgiliye hoş görünmeyi, O'nun gibi olmayı zorunlu kılar. O halde Hazreti MUHAMMED'i sevmek demek O'nun gibi olmaya çalışmak, O'nun hoşuna giden şeyleri yapmak demektir. Melâmet erleri o sevgiye hak kazanabilmek için ilim yolunu tutmuşlardır; O'na benzemek için emrine tabiiyet etmek suretiyle nefislerine karşı cihad ilan etmişlerdir. Resul muhabbeti onları tevazua, hoşgörüye, gurur ve kibirden kaçınmaya, dünya tutkusundan uzak kalmaya sevketmiştir. Bu konuda o derece hassasiyet göstermişlerdir ki, kendilerine enaniyet - benlik gelir diye halka kötü görünmeye, halk tarafından levm edilmeye adeta gayret gösterirler. Esasen bu özelliklerinden dolayıdır ki MELÂMETİ OLARAK anılırlar. Şeyh Yusuf bin Hüseyn'in halk'a kendini sırlaması ve kötü göstermek istemesinin nedeni bu melâmet anlayışı idi.

Şeyh Şucai Kirmani'nin kızını prense vermemesi O'nun melâmet anlayışında şekillenir. O büyük Osman'ın kalbindeki çizgiyi bile günah sayıp bunu üstadına açıklamasının gerçek nedeni, nefsi terbiyeye gösterilen ihtimam ve dikkattir.

Melâmetiler ismiyle tarih sahifelerinde ebedileşen ve insanlığa örnek olan pek çok ulu kişinin sonsuz tevazuları, insanlara gösterdikleri ibretli yüce sevgi, nefislerine zulm hususunda görülen ısrar ve kararlılık hep melâmet neşesinin hayata renk katan faziletleri değilmidir? Onlar yüceliği yoklukta; huzur ve mutluluğu yık olmakta bulmuşlardı. Bu yokluk madde yokluğu değil, nefis ve varlık yokluğudur. Yani onlar kendi vücud varlıklarının bir gölge, bir zuhur, bir imkan olduğunu sezmişlerdi. Kendi vücud varlıklarının Hakk'ın vücuduna ait bir zuhur olduğunu anlamış, kendi nefislerinin aslında bir vehimden ibaret bulunduğunu, kendi nefisleri olmadığını, her şeyin Allah'a ait bulunduğunu idrak etmişlerdi. Ve melâmet erleri, nefis saltanatı ve dünya hegemonyasının kahredici azamet ve ihtirasına karşı çıkan yüce kahramanlar olarak insanlığın gönlünde yaşarken asırları ve şartları içinde gösterdikleri özellikleri ile bir devri ve bir tavrı sistemleştirmişlerdir. Onların müşterek vasıfları şöylece saptanabilir:

1 - Melâmeti'ler nefis terbiyesini en üstün tutmuş, nefisle mücadeleyi en büyük cihad kabul etmiş ve bu savaşın kutsallığı içinde yaptıkları mücadele ve gösterdikleri kahramanlıkla insan gönlüne sultan olabilmişlerdir.

2 - Hepsi takva'yı temel kabul etmiş ve TAKVA'nın TEVHİD'in TEMEL TAŞI olduğu inanç ve yaşamında birleşmişlerdir. Bu bakımdan İslâm'ın kutsal prensiplerine sadakat, emirlerine itaat ve nehiylerinden sakınma hususunda herkesten çok dikkatli ve ihlaslı hareket etmişlerdir.

3 - Melâmetiler sünneti peygamberiyi katı ve dar kalıplarla almamış; ibadet ve davranışları da sünnet içinde mütalaa etmiş ve yaşamlarında peygamber sünnetini fiilen gerçekleştirmeye çalışırken ihlâstan ayrılmamışlardı. Onlara göre RESULİ KİBRİYA'nın her hareketi, her sözü, her fiili, her davranışı sünnetti ve o şekilde hareket etmek din ve imanın da ilk şartı idi. Ahlaklı olmak ve ahlaki davranmak, şuur ve idrak sahibi olmak ve blimli davranmak onların temel anlayışlarındandı. Bir tek şeyde taklid makbuldü. O'da Peygamber ahlak ve adabını benimsemek ve yaşamakta Peygamber'e dikkat edip onu taklid etmek şarttı. Bunun dışında taklidi hoş karşılamıyorlardı.

4 - Şefkat ve merhamette eş ve benzerleri yoktu. Diğerkamlık ve hoşgörü onların tabiatı haline gelmişti. Hiç bir şeyi kendilerine isnad etmez, hiç kimseyi kendilerinden aşağı görmezlerdi. İnsanlara çok saygılı idiler. O derece bir sevgi ve saygıları vardır ki başkalarının huzur ve mutluluğu için fedakarlıktan çekinmez, kimseye takaza etmezlerdi. Bu öyle bir içtenlikle bezenmiş bir saygı idi ki yanında bir kabahat işleyen bir hatuna bunu sezdirmek ve onun mahcubiyetini istemeyen Belh'li HATEMİ ESAM, o kadın yaşadığı sürece kendini sağır gibi göstermekten çekinmemiştir. Bir ömür boyu kendisini sağır gösteren sır, bir kardeşin, bir Âdem evladının mahcubiyetini önleme kararlılığı idi ki böylesine yücelik çok az insana nasiptir.

Başka kişilerin fikir ve inançlarına hürmetleri sonsuzdu. Ve kimseye küfür isnad etmezlerdi. Beşeriyet için daima iyilik ve güzellik dileyen bu erler herkesi kendi tabiat ve yaratılışında kemal'de ve yerinde doğru kabul ederlerdi. Hata ve kusur görmezler ancak kendilerini hatalı ve kusurlu göstermekten çekinmezlerdi.

5 - Namaz ve oruçta tavizkâr değildirler. Fakat Namaz ve oruçtan başka bir esas görmeyen mutaassıp kişilere karşı namaz ve oruçlu görünmek ihtiyacını duymamış, namaz ve orucu her şey sananlara bu namaz ve orucun da kendileri için put olduğunu kabul etmişlerdir. Melâmette namaz ve oruç da olsa bir şey insana benlik kazandırıyorsa, nefsi ondan hoşlanıyorsa o şeye iltifat edilmez. Melâmet neşesinde namaz ve oruç bir borç değil, Allah'la mektuplaşma ve Allah'a yakın olma aracıdır, nefis terbiyesinin ilk şartıdır ve müslümana farz olan namaz ve oruç melâmet neşesine bürünen kişiye farz-ı ayn'dır. Bu bakımdan melâmetiler namaz ve oruça çok devam etmiş, sabahlara kadar namaz kılmayı; günlerce, aylarca oruç tutmayı kendileri için bir mecburiyet kabul etmişlerdir.

6 - İlk devre melâmetiler, Sıddıkiye kolundandır ve çoğu tarikat terbiyesi almışlardır. Bu cihetten riyazat, mücahede, mürakabe ve müşahadeye çok önem verirler. Riyazat ve çile çekmek, tevhid yolunun vazgeçilmez kuralıdır. Onlar da bu kurala sadakat göstermişlerdir.

Tarikat ehlinin tabi olduğu çile ve seyahat, melâmetiler için de önemini korur. Ve melâmet erleri çile yolundan geçmiştir, seyahatlere çıkmış, açlıkla beraber çeşitli ve zor nefis imtihanlarından geçmişlerdir.

7 - Melâmet erleri keramete önem vermez, aklın dışında bir şey kabul etmez, Ancak hepsi bu konuda ittifak ettiği halde hepsi de keramet göstermiştir. <<Söze burhan ve hüccet gerek>> kavlini onlar da kabul etmiş ve dostlarına himmeti esirgememişlerdir. Meselâ Bayezidi Bistami'nin hançerlenme olayı, Şeyh Yusuf'un Ebu Osman'a gösterdiği ilgi, Zunnun-u Mısrî'nin kerametleri, İbrahim Ethem'in balıklarla münasebeti gibi keramet ve himmet gösterileri ihtiyaç duyuldukça uygulanmış ve imanı zayıf olanlar uyarılırken İman sahipleri de takvada daha ileriye itilmştir.

8 - İlmi baş tacı edinmişler, ilim yolunda çalışmayı ibadet telakki etmişler ve insanlara hizmeti de en yüce ve ulvi ibadet olarak değerlendirmişlerdir.

9 - Dini ilimlerde yeni ufuklar açacak kadar ileri gitmişler, her biri bir felsefe okulu tesis edecek derecede ileri düşünceler ve prensipler ortaya koymuşlardır.

10 - Dünya malına hiç değer vermemekte eş ve benzerleri yoktur. Şehvete karşı takındıkları tavır, ancak kahramanlık olarak tasavvur edilebilir. En küçük bir iç kayış bile onları aşırı derecede tedirgin etmiş, bu nedenle kendisine emanet edilen cariyeye karşı içinde bir ilgi çizgisi görünce Ebu Osman, şeyhine koşmak ihtiyacını duymuştur.

11 - Hazreti Muhammed'in ahlakı ile ahlaklanmayı kendileri için en büyük nimet ve şeref saymışlardır.

12 - Vahdeti Vücud felsefesine kaildirler. Her şey Hakk'a aittir ve her şey Hakk'ın tecellisidir amma kulluk şerefi onlar için en büyük şereftir ve kul olarak sorumluluk mutlaktır. Bu bakımdan teklifi ilahiyeye karşı çıkmamış, ehli sünnetin emir ve nehiylerini aynen kabul etmişler, bunlar üzerinde münakaşa etmemeyi doğru bulmuş, onları yerine getirmeyi TAKVA'nın gereği ve şartı telakki etmişlerdir.

Kısaca melâmet neş'esi insanı insan yapan hasletler mecmuasıdır ve gerçek bir Melâmi insanlara sadece hayır ve hizmet sunar. Melâmi'den kimseye zarar gelmez. Çünkü onda din, insan sevgisi halinde oluşmuştur. İbadet, O'nun gözünde, insana hizmet etmek ve insanlığa yararlı olmakla eş anlamlıdır. Bu da; her türlü fazileti, her nevi dini emir ve yasağı uygulamak ve dini hayatla birlikte yaşamak ve yaşatmaktan ibarettir.

Birinci devre melâmilikte hedef: İNSAN SEVGİSİ VE İNSANA HİZMETTİR. Bu gayeye varmak için özel bir eğitim ve felsefi görüşleri yoktur. Her biri bir tarikatta yol almış ve tarikatların tüm merasimlerine tabi olarak gelişen bu er kişiler her nevi merasim ve imtihandan geçmiş, tarikat çilesi çekmiş, şekil ve kalıplar içinde seyrederek ŞEKİLSİZ ve KALIPSIZ gerçek bir HÜR'lük ve SEVGİ'ye erişmişlerdir.

Birinci devre melâmetiliği bir sistem değil sadece bir yaşamdır. Özünde insan idrâkî ve sevgi yatar. Şekil ve tarikat kayıtlarında yetişmiş olmalarına rağmen savundukları şekilsizliktir. Dini kurallara tamamen riayet ettikleri halde dini kuralların özüne inilmesi ve idrak edilmesi gereğine inanmaktadırlar. Vahdeti Vücud anlayışları da sistemli bir felsefi görüşü yansıtmaktan çok tarikatın tevhid inancına bağlı bir Vahdet anlayışına sahiptirler. Amma her halükârda tam takva üzere yaşamışlar, inançları ile yaşantıları arasında tam bir uyum sağlamışlar ve beşeriyetin çok az görebildiği bir İÇ - DIŞ ahengi gerçekleştirerek zirveye erişmişlerdir.

Birinci devre melâmetilerde tarikatlar kaydı İkinci devrede gittikçe etkinliğini yitirmekte ve melâmet zamanla bir sisteme doğru aşamasını sürdürmektedir. İkinci devre melâmilerde birincilere nazaran daha büyük bir serbesti vardır ve geniş bir kayıtsızlık ve hoş görü ikinci devrede adeta şekle karşı isyana dönüşür.

kaynak ;

İSLÂMDA MELÂMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ.

Yusuf Ziya İNAN / 1976
 

                    İKİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DEVRE MELAMİLER

İKİNCİ BÖLÜM

BİRİNCİ DEVRE MELAMİLER

Melamiyye-i Kassariye

veya

Melametiler Devri

- 1 -

BİRİNCİ DEVRE MELAMİLER

(Melamiyye-i Kassariye)

  1 Genel Bilgi:
 

   İslam tarihinde ilk Melametiler HAMDUN KASSAR ile görülür. Bu, ilk melami Hamdun Kassar demek değildir. Çünkü Melamet bir neş'e, bir tavır, velilere mahsus bir mazhar, bir sıfattır. Bu bakımdan ilk melami şüphe yok ki NEBİİ MÜKERREM HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA SALLALLAHÜ ALEYHİ VE SELLEM'dir; O'nun sahabesidir, ondan feyz alan ve onun haline bürünen tüm yüce kişilerdir. ANDÜL KADİRİ GEYLANİ hazretleri GAVS-ÜL AZAM'dır. Öyleyse en büyük MELAMİ O'dur. MUHİDDİN-İ ARABİ islam aleminde  ŞEYH-ÜL EKBER olarak bilinir, o halde en büyük MELAMİ odur demek yalnış olmaz. Ne var ki MELAMET halini kendine alem edinen kimseleri diğer tarik erbabından ayırmak için bir sıfat, bir alem, bir tarife ihtiyaç vardır. Bu nedenle kendilerine MELAMETİ denilen rintler ve veliler efal ve anlayışlarıyle diğerlerinden ayrılmış ve ilk devre melamilerine MELAMETİ denmiş ve bu akım HAMDUN KASSAR ile simgelenmiştir.

   Hamdun Kassar ile başladığı öne sürülen ilk devre melamiliği aslında bir devrin özelliğini yansıtır. Yoksa Melamilik Hamdun Kassarla başladı demek olamaz. Kaldı ki ilk defa melami tabirini kullanan kişi, Hamdun Kassar da değildir. Bu tabire ilk defa Muhiddin-i Arabi'de rastlanıyor. Esasen önemli olan melami kelimesi değil, melami ve melametin anlamıdır. Bu melami dediğimiz kişiler nedir, ne yapmışlardır, ne getirmişlerdir; onlara özelliğini kazandıran nedir?

   Melametileri tetkik ederken görürüz ki bu kişiler nefisleriyle mücadeleyi kendilerine şiar edinmişlerdir. Gösterişten kaçar, kendilerinin methinden hoşlanmaz, kimseyi hor görmez, hiç kimsenin etine buduna karışmaz, kimseyi kınamaz, kimseye husumet beslemezler. Son derece mütevazi ve son derece ilme düşkündürler. Tek istedikleri Allah rızası ve Muhammed aleyhisselamın sünneti ile amel etmektir. Bu bakımdan nefislerine hoş gelen her şeyden çekinir, her şeye şüphe ile bakarlardı ve bundan kurtulmak için de kendilerini  levm ettirmeyi tabiat haline getirmişlerdi. İşte bu halleridir ki  onları toplum ve tarih içinde bir özellikle tescil etti. Böylece belirli tavır ve inanışa bürünüp o halde yaşayanlara MELAMİ dendi. Hamdun Kassarla başlatılan ilk devre melamiliği de bu tavrı tarif ve asrın şartları içinde ve tarihi seyrine göre açıklama imkanını sağlayan bir tesbitten ibarettir.

   Bu tarihi tarif ve ayırıma göre birinci devre melami'lere MELAMETİ tabir edilmekte ve bu devre MELAMETİ'ler HAMDUN KASSAR ile başlayıp, MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ ile son bulmaktadır.

   Hamdun Kassar'ın şeceresinde görülür ki Hamdun Kassar'ın silsile-i aliyesi İBRAHİM ETHEM'e dayanır. İbrahim Ethem'in öğrencisi ve halifesi EBU ALİ ŞAKİK'in öğrencileri arasında bulunan ve halifesi olan HATEM İBNİ YUSUF'ÜL ASAM'ın halifesi EBU TÜRABİ NAHŞEBİ, Hmdun Kassar'ın şeyhi ve hocasıdır.

   Hamdun Kassar'dan sonra görülen ve tarih kitaplarına adları geçen Melamiler arasında: Ebu Ali Muhammed es-SAKAFİ, Ebu Muhammed Abdullah bin Münazzil, Ebu Ali el-Fudayl bin İYAZ, Ebu Havs Ömer bin  Salim el-Haddad, Ebu Osman Hıyri, Abdullah bin Muhammed el-MURTAİŞ, Şah Şucai KİRMANİ, Şeyh Abdullah ibni Cella, Zunnun'u MISRİ, Şeyh Yusuf bin Huseyn, Bayezid-i BİSTAMİ, Ebu İshak İbrahim ibni Yusuf ibni Muhammed-üz Züccaci, Cüneyd-i BAĞDADİ, Necmeddin-i KÜBRA, Şeyh Osman Hayri, Şems-i TEBRİZİ, Mevlana Celaleddin-i RUMİ önemle zikredilir.

   Dikkat edilirse bu yüksek kişilerin meşreb ve tarikatları ayrıdır. Ancak hepsi tevhid meratibini bitirdikten sonra yeni bir idrake varmış ve kendilerine yeni bir yaşam çizmişlerdir. Bu yaşamda fazileti, insan sevgisini ve hoşgörüyü en büyük kural haline getirmekle kalmamış, vahdeti gerçekten ve içtenlikle yaşamışlar, fikirlerini ve inançlarını hayatlarında fiilen gerçekleştirmişler, iç ve dışları eşit ihlaslı insanlar olarak yerlerini almışlardır.

 

   2 Hamdun Kassar (ks) 

 
   Nişabur Sofileri arasında bulunan Kassar'ın ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak Nişabur'da doğduğu ve 884/885 yıllarında yine bu beldede öldüğü bilinmektedir. Hayatı boyunca nefsiyle mücadele eden ve insanlara hizmeti kendine şiar edinen Hamdun Kassar der ki:
   "-Nefsimi, Firavunun nefsine tafdil etmem, çünkü ikiside nefistir. Fakat gönlümü Firavunun gönlüne tafdil ederim." Bu sözlerle de Hamdun'un nefsine karşı tutumu açıklığa kavuşur. Çünkü AHZAB AURESİNDE geçen şu ayeti kerimeye, içtenlikle bağlıdır:
   "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ve teklif ettik. Onlar yüklenmekten çekindiler. Endişeye düştüler. İnsan ise yüklendi. O, pek zalim, pek cahildir." AHZAB SURESİ,ayeti kerime: 72, meali.
   Allah emanetini yüklenen kişinin nefsine zalim, masivaya cahil olması en tabii şeydir. Onun için Hamdun Kassar nefsine zalimdi ve masivaya cahil olmayı yeğ tutuyordu.
   Hamdun Kassar'ın tarikat silsilesi Hz. EBUBEKİR SIDDIK'a dayanmaktadır. Silsilesi şöyledir: HAZRETİ MUHAMMED-HAZRETİ EBUBEKİR SIDDIK-CÜBEYR İBNİ MUT'İM İBN NEVFALÜL KUREYŞİ-MUHAMMED İBN CÜBEYR'ÜN NEVFELİ-EBUBEKİR İBNİ MÜSLİM İBNİ ABDULLAHİZ ZEHERİ-EBU İYAZ İBNİ MANSUR İBNİL MUAMMER-ÜS SÜLEMİYYÜL'KÜFİ-EBU ALİ FUZEYL İBNİ İYAZ'İL KÜFİ-FETH İBNİ ALİYYÜL MAVSILİ-EBU'L HÜSEYN SALİM İBNİ HÜSEYN'İL BARUSİ-EBU SALİH HAMDUN İBNİ AHMET İBN AMMAR'ÜL KASSAR.
   Hamdun Kassar, Ebu Türabi Nahşebiye de müritlik yapmıştır. Ayrıca devrin büyük veli ve bilginlerinden Salim İbni Hüseyn'ül BARUSİ ile sıkı ilişkileri olmuş, ona müritlik ve öğrencilik yapmış ve BARUSİ kendisine hilafet ve icazet vermiştir. En çok değer verdiği hocası ve şeyhi NAHŞEBİ yolu ile silsilesi İBRAHİM ETHEM'e dayanmaktadır.
   "-Ne zaman yolda bir sarhoş görürsün, iki tarafa sallanır, sen de sallan. Ta ki nefsine kibir ve ucub gelmesin. Ve O'na küfretme, onu tenkit etme. Sen de O'nun o müptela olduğuna uğramayasın."
diyebilen yüce Hamdun etrafında fazileti telkin eder ve melametin sorumluluktan kaçınma olmadığını, bilakis tamamen sorumluluk olduğunu anlatır. Çevrasine şöyle nasihat ederdi: "-Bir hal ki sende var ve bunun halk arasında faş olmasını istemezsin, yayılmasından dolayı rahatsız olursun, başkalarının da sırları böyledir. Başkalarına ait kulağına gelen her hangi bir sırrı sen de sakla, hiç kimseye söyleme. Söylediğin takdirde elbet o da senin gibi incinir ve rahatsız olur." Ne zaman kişiye, halk'a vaaz ve nasihat etmek gerektiği sualine şu cevabı verdi:

   "-Tanrının farzlarından bir farzın yerine getirilmesi ilminde taayyün ettiği veya bir insanın, yüce Tanrının kendisini bidatten kurtaracağını umduğu halde, bidat içinde öleceğinden korktuğu vakit, caiz olur."

   Hamdun Kassar adaletin örneği idi. Bir arkadaşına ölümüne kadar yardım için koşmuş, başında durmuş, hizmet etmişti. Adam ölünce hemen başucunda yanan kandili söndürdü. Orada bulunanlar itiraz ederek: "Böyle ölüm anlarında kandil sömndürülür mü? Asıl şimdi yanması lazım. Onun için yağı arttırılır, söndürülmez" dediler. Hamdun Kassar, onlara şu cevabı verdi:

   "-O sağ olduğu sürece yağ onundu. Şu andan itibaren yağ varislerinin oldu."

   Nefislerine hiç önem vermeyen melametiler faziletin Allah'a ait olduğunu kabul eder ve iyişliklerini gizlemeye azami dikkati gösterirlerdi. Zira iyilik ve faziletleri anlaşılırsa itibar görecekleri, bunun ise nefislerine hoş geleceğini düşünürlerdi.

 

ÜÇÜNCÜ DEVRE MELÂMİLİĞİN KURUCUSU SEYYİD MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİ'NİN HAYATI‏‏‏
 
Seyyid Muhammed Nûr hakkında yazılı vesaik çok azdır. Öğrencilerinden pek çoğunda Seyyid'in el yazması menakıbı mevcut ise de bunlardan kitap halinde basılmış olanına raslanmıyor. El yazması hayat hikayeleri içinde BURSA'LI MEHMET TAHİR efendinin eseri meşhurdur. Mehmet Tahir efendinin kaleme aldığı MENAKIB-I ŞEYH HÂCE MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİ MELÂMET VE BEYANI AHVALİ MELÂMİYE isimli eser en önemli menakıbnamedir. İstanbul'da 1930 yılında basılan ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI'nın MELÂMİLİK VE MELÂMİLER isimli eserinde de Seyyid'in hayat hikayesi verilmiştir. Bu eserin aciz yazarı bendeniz Yusuf İnan da 1971 yılında İstanbul'da SEYYİDÜL MELÂMİ MUHAMMED NUR'ÜL ARABİ (Hayatı - şahsiyeti - eserleri) isimli kitabımızı yayımlamıştık.. Bundan başka MELÂMET isimli esermizin önsözünde de Seyyid'in hayatı ve özelliği hakkında bilgi verilmiştir. (13)

Seyyid Muhammed Nûr, Hicri 1228, miladi: 1813 yılında Mısır'da Mahallet'ül Kübra kasabasında doğdu. Çok küçük yaşta yetim kalmıştır. Babası Seyyid İbrahim'ül Kutsi, 1817 yılında vefât ettiği zaman Muhammed Nûr henüz 4 yaşlarındaydı. Seyyid Muhammed Nûr'un 4 yaşında dayılarının yanına ve orada kaldığı bilinmektedir. Bu aile muhitinde aldığı ilk terbiye tasavvufla ilgiliydi ve çevresinde ilk duyduğu sözler tevhid ve tasavvuftu. Zira dayıları tasavvuf ehli kimselerdi ve evlerinde daima tevhid sohbetleri yapılırdı. Seyyid yedi yaşına girince ilk kitabî tedrisata başlamak üzere CAMİ'ül EZHER'e gönderildi. Hicri 1235 ( miladi: 1819/1820) yıllarında geldiği Cami'ül Eaher, onun yetştği ve dokuz yıl öğrencilik yaptığı önemli bir aşamadır. 1235 den 1244 yılına kadar Seyyid Cami'ül Ezher talebesidir.


Cami'ül Ezher'de hocası ŞEYH HASAN'ül KUVEYŞNİ'ir. Bu büyük insan, öğrencisindeki istidadı keşfetmiş, onunçok önemli bir varlık olduğunu sezmiş ve öğrencisinin yetişmesinde özel bir gayret ve ilgi göstermiştir. Hiç fedakarlıktan kaçınmayan Hasan efendi hazretleri gerçekten dirayetli bir hoca idi. Öğrencisinin eksiklerini görmüş, onu tamamlamak ve istikbale ait meselelerine ışık tutmak için elinde gelen her şeyi yapmıştır. Seyyid, bu büyük hocanın himayesinde ve rehberliğinde gerekli bilgileri edindi, din ilimlerini, hadis ilimlerini orada öğrendi. İlim ve irfan bakımından mükemmel bir genç olarak yetişti. 1244 yılında artık yetişmiş, gelişmiş, ilim ve irfan sahibi bir genç hüviyetiyle toplum içindeki yerini almaya hazırdı. Hocası ve şeyhi Hasan'ül Kuveyşni'nin istek ve tavsiyesi üzerine Yanyalı şeyh AHMED ile birlikte 1244 yılında MISIR'dan YANYA'ya gitti.

Seyyid Muhammed Nûr, Yanya'da dokuz ay kaldı ve burada Nakşibendi şeyhi YUSUF efendi ile halvet oldu. Şeyh Yusuf'un ilim ve irfanı onu etkiledi. Şeyh'e Mürid oldu; Bu biyat ile Seyyid, Nakşibendi tarikatına intisap etmiş oluyordu. Seyyid, Şeyh Yusuf'dan tarikat erkânı ve tevhid ilimlerini öğrenirken diğer yandan şeyhin damadı TALAT efendiden de ilim ve hadis ve müsbet bilgilerle ilgili ilimleri tedris etmekteydi. Böylece Seyyid hem manevi, hem dni, hem de ilmi konularda yetişme ve glişme imkanlarını bulmuş oldu. Yanya'da dokuz ay içinde Nakşibendî tarikatını hatmeden ve manevi mertebeleri alarak kemâl bulan Seyyid Muhammed Nûr, şeyhi yusuf efendinin talimatı ile tekrar yollara düştü ve MEKKE'ye gitti. Mekke'de karşılaştığı, intisap ettiği ve sohbetlerinde bulunduğu şeyhler, sofiyu ve dostları Seyyid üzerinde çok derin tesirler icra ett. Şahsiyeti gelişmiş, mana sırlarına vakıf olmuştu ve artık ilk hocasının yanına dönmesi gerekiyordu. Mekke'den ayrıldı. Mısır'a hocası Hasan-ül Kuveysni'nin makamına vasıl oldu. Bu gelişmelerin manevi yönüne baktığımız zaman Seyyid'in büyük bir aşama içinde olduğu anlaşılır. Çünkü bu devre içinde Seyyid mana aleminde HAZRETİ RESULULLAH ile buluşmuştur. Hazreti Resulullah'ın huzurunda CENABI RİSALET'in kutsal dizlerini öpmüş ve manevi mertebeler ihraz etmiştir. Bilahare Câmi'ül Ezher'e giren Seyyid, burada şeyh HASAN'ın iltifatlarına nail olmuştur. Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi hazretleri bu olayı şöyle anlatır:

<< Baktım ki bir zat makamı Ali mahallinde. Fakire ilham oldu ki bu HABİBULLAH'dır. Korktum ve huzuruna gittim. Dizini öptüm. bana dua eyledi ve arkamı mesh etti.. Badehu (GİT) dedi. Camii tarafından olan kapıdan cami'e nazar eyledim; makamı kebir hali.Asla insan yok, geri döndüm. Mihrap'ta HAZRETİ RİSALET'i bulamadım. Yine sokak tarafından olan kapıdan serian çıktım. Makama döndüm.Nas dolu. Kezalik Cami nas dolu. >> Seyyid hazretlerinin anlattığı bu teceliyi Şeyhi Hasan Efendi hissetmiştir. Talebesi Muhammed Nûr'ül Arabi'ye kavuşunca, O'na:

<< - Sende ilmi vehbi inkişâf etmiştir. Hak sırlarına âgâh oldun, makamı Mahmud'a vardın, rum iline azimet eyle, irşad ile görevlisin >> diyecektir.

Görülüyor ki 1244 / 1245 yılları Seyyid Hazretlerinin manevi ve maddi yücelişini süsleyen ve onu yüksek hallere eriştiren bir devirdir. Hakk sırlarına erişmesi mümkün olmuş, ezelde takdir olunan tecelli etmiş, istidadın iktisabı bu devrede aydın bir şekilde şuurlanmıştır. Nitekim Mısır'a gelen Seyyid aynı yıl irşad görevi ile tekrar seyahate çıkacaktır. Zira şeyh Hasan'dan yeni bir manevi emir almış bulunmaktadır.

1245 ( 1829/1830) yılı sonlarında Seyyid Muhammed, şeyhinin emrini yerine getirmek üzere İskenderiye'den bir gemiye bindi ve Mısır'ı terketti. İlk durak Antalya'dır. Tıpkı Onikinci asırda Anadolu'ya gelen ve İslâm dünyasında Şeyh'ül Ekber olarak şöhret yapan büyük veli Muhyiddin İbnül Arabi gibi Seyyid Muhammed Nûr hazretleri de aynı şekilde Anadolu'da ilahi emri ve tasavvuf akidelerini anlatmak, yetişmek ve yetiştirmek üzere seyahat ediyordu.

Antalya'dan itibaren köy köy,şehir şehir tüm Anadolu'yu geze geze Gelibolu'ya varan Seyyid hazretleri irşad görevine Türk illerinde başlamış oluyordu. Bunun sebebi vardı, Türk'ler İslâm'ın sırrı idi,Türk halkı imanında halis ve samimi, Hazreti Muhammed'e bağlılıkta en ileri idi. Türk illeri asırlardır sırrı Muhammedi'nin çiçek açtığı bahçeler halindeydi, İslâm velileri ancak bu bereketli topraklarda ve bu gönlü açık ihlas sahibi insanlar arasında mutlu olmuşlar, burada İslâm meşalesini tutuşturmağa devam etmişlerdi. İslâm'ın en büyüklerinden olan Muhiddini Arabi tâ işbiliyye (Endülüs - İspanya) dan Anadolu'ya gelmemiş miydi? Mevlâna hazretleri Asya'dan Konya'ya göç eden bir gönül kafilesinden biri değil miydi? Şemsi Tebrizi'yi Anadolu'ya iten sır bu aşk ve mana zenginliği olmamış mıydı? Evet, veli ve kutup olarak doğan bu genç adam, Muhammed kokusunun burcu burcu koktuğu, İslâm inanç ve aşkının ihlas ile yaşadığı insan gönülleriyle sarmaş dolaş olacaktı, aslına gidecekti, muhtaç olduğu, tâ içinde hissettiği bu sıcak havayı bulacak, mana hazlarını tadan ve o mana içinde yaşayanların yanında olacaktı, onlara kendi sırlarını fısıldayacak, onlara Muhammed aleyhisselâm'ın emanetlerini tevdi edecekti. Bu, ezel sırrı idi ve edebiyat bu anlayış ve güzellik içinde inkişafına devam edecekti. Seyyid Muhammed Nûr, gönlündeki tüm zenginlik ve heyecanla Anadolu'ya geçmiş, orada gelmiş-geçmiş bütün mana sultanlarının anılarını tekrar tekrar yaşamıştı. Anadolu ve Rumeli'ye dağılmış Müslüman Türklere mana sırlarını tekrar hatırlatmak, onların dünyasında Resul'ün sırrını paylaşmak ve ilim-irfan çerağını yakmak ne büyük bir saadetti.Varisi Nebi olanlara has ve onlara layık bir görevdi bu. Anadolu'yu baştan başa dolaşan ve Rumeline azimet eyleyen Seyyid hazretleri Mevlâna, Muhiddini Arabi, Hacı Bektaşı Veli, Hacı Bayramı Veli'nin iman aydınlığını tazeleyecek, Türklere geçen iman meşalesini bir daha tutuşturacak ve ondokuzuncu asırda gittikçe kalıplaşan ve kabuk bağlamaya başlayan İslâm akidesine yeni bir hareket, yeni bir ruh ve yeni bir aydınlık getirecekti.

Seyyid Muhammed Nûr Gelibolu'dan Selanik'egeçti. Bir süre orada tevakkuf etti, fakat fazla kalmadı. Bu şehir onu cezbetmiyordu. Selanik'ten SEREZ'e geçti. Serez medresesinde kendisine müderrislik teklif edildi. Teklifi kabul etti ve bir müddet Serez medresesinde Müderrislik ( profesörlük ) yaptı. Fakat Serez'e yerleşmeyi düşünmüyordu. Bir süre sonra Demirhisar, Doyran, Ustrumca ve Koçana taraflarını gezdi. Üsküp valisi Hıfzı Paşa Koçana'da modern bir medrese yaptırmıştı. Koçanalılar kısa zamanda şöhret yayılan genç alim Seyyid Muhammed Nûr'a, yeni medresede müderrislik teklif ettiler. H.1249 senesinde yapılan bu teklifi Seyyid hazretleri kabul etti. Ve Seyyid Muhammed Nûr, Koçana'ya yerleşti. 1249 (1834) de vuku bulan bu olay bir müddet sonra Koçanalılara biyik şeref bahşetti. Zira 21 yaşındaki genç müderris Seyyid Muhammed Nûr, Koçana camiinde insan idrakini aşan yüksek evsafta verdiği vaazlarda herkesi kendine hayran bırakmış, Ramazan ayında ise Kaside-i imaliyeyi Türkçe şerh ederek okumuştur. Şerhlerinde üstün bir başarı göstermiş, ilim, irfan ve fazileti ÜSKÜP valisinin de kulağına gitmişti.Vali HIFZI Paşa 21 yaşındaki bu üstün vasıflı müderrisi merak edip yakından görmek ve tanımak istemiş ve kendisini ÜSKÜP'e davet etmişti. Seyyid hazretleri bu daveti kabul ederek vali ile görüşmek için ÜSKÜP'e geldi.

Vali, genç bilgini davet ederken O'nun ilmi kişiliğini ölçmek ve şahsiyeti hakkında gereken kanaati edinmek için hiç bir tedbiri ihmal etmedi. Üsküp ulemasını keyfiyetten haberdar etti ve Seyyid'in davetine icabet ettiğini, bilginlerinde bu meclis ve toplantıda hazır bulunmalarını istedi.

Üsküp uleması (bilginleri) Vali'nin huzurunda toplanmıştı. Genç müderris Seyyid Muhammed Nûr içeri girince bir şaşkınlık ve hayret dalgalanması olmuşdu. Seyyid, 21 yaşın bütün canlılığı içinde sanki yaşlandıktan ve olgunlaştıktan sonra gençleşmiş de şahsiyetini bulmuş intibaını veriyordu. Heybetli bakışlarında zekâ ve iman, yüzünde emniyet ve nuraniyet vardı. Âlimler kalplerinde bir kımıldanış olduğunu hissettiler.Seyyid, hepsine ayrı ayrı selâm verirken onların içindekini okuyor, ya da onların ilimlerine hükmediyor gibiydi. Nitekim konuşmalar geliştikçe sonsuz bir derya ile karşılaştıklarını anlamakta gecikmediler. Üsküp bilginleri, hocası, müderrisi, şeyhi ve cemaati ile birlikte 21 yaşında ki bu müderrisin önünde baş eğmişlerdi. Seyyid Muhammed Nûr'un gayb aleminden gelen bir hakikat sırrı olduğunu kabul ve teslim etmişlerdi.

Hıfzı Paşa bu ilim meclisinde Seyyidi yakından tanıdı, ilim ve irfan sahibi olduğunu gördüğü bu harika insana hem sevgi, hem de hayranlık duydu. O'nun her şeyi bildiğine,maddi ve manevi ilimlere sahip olduğunua ve her şeyden haberdar bulunduğuna inandı. Gayb bile bu gencin avuçları içindeydi sanki. Öyle bir his geldi ki, Seyyid Muhammed Nûr, ezel ve ebed sırrına sahiptir ve gördükleri arasında Varisi Nebi olacak tek insandır. Bu inanç ve hayranlık içinde Seyyid'e bağlanan vali Hıfzı Paşa çocuklarının eğitimini de O'na tevdi ve teslim etti.

Hıfzı Paşa'nın hanımı çocuklarının Seyyid'in eğitimine ve terbiyesine tevdi edilmesine ses çıkarmadı. Fakat müderris Seyyid hazretlerinin Üsküp'de kalmasını şart koştu. Nûr'ül Arabi hazretleri bu teklifi kabul edemiyeceklerini, Üsküp'de oturmak istemediklerini beyan ettiler. Çocukları Koçana'ya göndermelerini istediler. Paşanın hanımı çocukları Koçana'ya göndermeye razı olmayınca Paşa başka bir teklif yaptı. Seyyid hazretlerinin teklifini kabul etmelerini rica ettiler. Hıfzı Paşa'nın müşgül durumda kalmaması ve onu kırmamak için bu yeni teklife evet diyen Seyyid hazretleri, böylece senenin altı ayında Koçana, altı ayında da Üsküp'te ikamet etmeye razı oldu.

1255 tarihinden 1259 tarihine kadar 4 yıl Üsküp ve Koçana'da ikamet eden Seyyid hazretleri kısa zamanda geniş bir muhit edindi. Mürşid ve müderris olarak pek çok talebe yetiştirdi. Paşanın çocukları, Paşanın bizzat kendisi ve o civarın bir çok tanınmış bilgin ve hocası O'naa biat etti. O'nun öğrencisi olmayı şeref telakki ettiler. Bu devre içinde (Hicri: 1255 - 1259) Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi Melâmiliğin FENA MERTEBELERİ'ni tedris ediyorlardı. Bu mertebeler: Tevhidi ef'al, Tevhidi sıfat ve Tevhidi zât mertebeleridir. Bir yandan melâmilik yolunda gençleri yetiştirirken diğer yönden tasavvufu adeta tevhid edici bir merkez haline getiriyordu. Çeşitli tarikatları nefsinde toplayan Seyyid Hazretlerine KAZANLI ABDÜLHALİK efendi nakşibendiye tarikatına ait sırları da tevdi ve emanet etmiştir.

Rumelinde şöhreti yayılan ve tarikat pirleri tarafından kendisine şeyhlik ve pirlik tevcih edilen Seyyid Muhammed Nuûr'ül Arabi, bunca tesir ve şöhrete rağmen rahatsızdı, içinde büyük bir manevi susuzluk, manevi bir açlık vardı. İçindeki bu coşkunluğu dindirmek, bu susuzluğu gidermek için daima daha büyük bir üstad arıyor ve gönlü O'nu Mekke'ye çekiyordu. Bir gün müritlerinden NEBİ efendi'ye içini açan Seyyid Hazretleri şöyle buyurdular:

<< Bize bu ilmi zahir kifaye etmez. Mekke ve Beyt'i şerif, Mürşidi Kâmil'den hâli değildir. Kendimize bir mürşidi Kâmil arayıp bulmamıza fırsattır>>

Seyyid Muhammed Nûr, bu sebeple Hacca niyet ettiler. Müridleri haberdar edildi. 470 kişi Seyyid ile birlikte Hac farizasını yerine getirmek üzere Mekke'ye hareket etti. Seyyid Muhammed Nûr ve Dervişleri 14. Şaban. 1259 tarihinde Mekke'ye vardılar. Seyyid Muhammed Nûr Hazretleri aynı gün Mekke'de DERVİŞ MEHMET'e mülaki oldu: (9. Eylül. 1843 - 14. Şaban. 1259 pazar günü.)

Derviş Mehmed'in zamanın kutuplarından olduğu ve hazreti Nûr'un gayb'dan aldığı bir emirle Mekke'ye geldiği ve Ondan manevi sırlar aldığı anlaşılıyor. 9/Eylül/1843 tarihi bu bakımdan Seyyid için çok önemli bir gündür. Derviş Mehmet, Seyyid'le karşılaştıktan sonra hemen onunla halvet olur. Derviş Mehmed'in emri ve talimatıyle erbain çıkaran Seyyid hazretlerine bizzat Resuli Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem tarafından bekâ mertebeleri tarif edilir.

BEKÂ MERTEBELERİ: Cem, Hazretül Cem, Cemi'ül Cem'dir. Bu hac farizası yerine geldikten sonra Seyyid hazretleri, Trabzon'lu şeyh Mustafa efendi ile görüşür, Mustafa efendi Seyyid hazretlerine Nakşibendi icazeti verir. Trabzon'lu Mustafa efendi ile birlikte Medine'i Münevvereyi ziyaret ederler.

1843 yılı haccından dönüş Medine - Mısır yolu üzerindendir. Ve bu dönüş sırasında YENBU denen mıntıkada Seyyid Muhammed Nûr hazretlerine manen (AHADİYYETÜL CEM) makamı telkin ve tebşir edilir. Böylece Melâmilikte temel mertebeler tekemmül etmiş ve Seyyid hazretleri ÜÇÜNCÜ DEVRE MELÂMİLİĞİN PİRİ VE KURUCUSU olmuştur.

Seyyid hazretleri Hac farizası için Mekke'de iken Üsküp valisi bulunan Hıfzı Paşa valilikten alınmış yerine SERVİLİ SELİM PAŞA diye bilinen Selim Paşa Vali olmuştu. Hac'dan dönen Seyyid hazretleri yeni vali ile tanıştı ve kısa zamanda O'nu da tesiri altına aldı. Bir süre sonra Selim Paşa, Seyyid'in müritleri arasına girmiş bulunuyordu.

Selim Paşa, Üsküp valiliği devamınca Seyyid'e hizmet etti. Fakat bir müddet sonra Selim Paşa, İstanbul'a Hassa müşiri olarak tayin edildi. Pek çok sevdiği mürşidi ve hocası Seyyid'den ayrılmak istemeyen Selim Paşa, Seyyid'in emrine uyarak yeni görevi kabul ve İstanbul'a hareket etti. Ne var ki mürşidi O'na İstanbul'a geleceğini vâd etmişti. Bu vâdi unutmayan Selim Paşa İstanbul'da göreve başladıktan sonra Şeyhini hemen davet etti.

Seyyid Muhammed Nûr (k.s.), müridinin davetini kabul ederek 1266 hicri yılında, Miladi 1849 tarihinde İstanbul'a teşrif ederek altı ay misafir kaldı. İstanbul'a bu ilk seyahatinde Hazreti Nûr pek çok İstanbullu ulema ile tanıştı. Konaklar da tertip edilen sohbetlere katıldı, tekkeleri gezdi, bir çok şeyh ve alimle dostluk etti. O'nunla konuşan herkes ilmini teslim ediyor, O'nunla tanışan her insan, şeyh olsun derviş olsun, hoca olsun, herkes O'na biat etmek istiyordu. Altı ay süre ile İstanbul'da pek çok zevat O'nun manevi feyzini aldı, pek çok genç ilim ve irfan ile bezendi O'nun huzurunda. Tesiri ve şöhreti İstanbul'da yayılmıştı. Tevazu iççinde yaşamayı seven Seyyid hazretleri bu alayiş ve gösterişlerden rahatsız oldu. Paşanın ısrarına rağmen misafirliğini uzatmak istemedi aynı yıl içinde İstanbul'dan Üsküp'e döndü.

Seyyid Muhammed Nûr Hazretleri, 1850 senesine kadar melâmet'i açıkça ilan etmiyor, tevhid akidesini Nakşibendi usulü üzere tedris ediyordu. İstanbul'dan Üsküp'e dönünce bir süre sonra Üsküp'ten ayrılmak zorunda kaldı. Zira o sırada vilayet merkezi Üsküp'ten PİZREN'e alınmıştı. Seyyid hazretleri de 1850 (Hicri: 1267) yılında Üsküp'ten Pizren'e nakli mekan etti.

Muhammed Nûr'ül Arabi Hazretleri 15. Rebiülahîr. 1267 cuma gecesi Tevhid akidesini melâmet süluku üzerinden neşre mezuniyet aldı ve ertesi günü yani 16. Rebiülahîr. 1267 - 18. Şubat. 1850 cumartesi günü Alay imamı Hamit, Tabur imamı Ali ile Tabur katibi ve üç yüzbaşıyı teveccühe alarak onlara tevhid akidesini talim etti. Bu biatlerden üç gün sonra İskodra ulemasından Şaban fendi de müritleri arasına katılıyordu. (21. Şubat.1850)

1850 yılına kadar çeşitli tarikatlar adına ve o tarikat erkânı üzerinde ders veren ve şeyhlik yapan Seyyid hazretleri bu tarihten itibaren artık Melâmilik adıyle anılan TASAVVUF VE TEVHİD NEŞESİNİ TELKİN VE TEDRİS etmeye başlamıştır.

Pizren'de iki yıl kalan Seyyid Muhammed Nûr (K.S.), 1269 (Miladi: 1852) de, Üsküp'e döndü. Aynı yıl Müşir Çerkez İsmail Paşa kendisine biat etti ve Paşa'nın davetiyle Manastır'a giden Seyyid, burada, üç ay süre ile, subaylara varidat şerhini okuttu.

Seyyid artık bir tarikat şeyhi değil, insanlığı hedef alan ve insan haysiyetini her şeyin üstüne çıkaran, ilim, ahlak ve irfan ile tezyin edilmiş bir inancın temsilcisi, yayıcısı, Hazreti Muhammed'i terennüm eden ve ona dönüşü savunan bir tevhid sembolüdür. Bu hüviyetiyle o, asrının reformatörüdür, bu kişiliği ile o, mana ve maddenin, ilim ve imanın tek temsilcisidir. Onun içindir ki zamanın münevverleri O'na bakmakta ve o'da münevverlere dönük bir mürşid olarak insanlığa mutlu bir yarını müjdelemektedir. Seyyid hazretleri bu sebeple, Manastır da askeri öğrencilere ve subaylara hitap etmeyi, onlara bir şey öğretmeyi kendine vazife bilmekte ve varidat şerhini okutmaktadır.

Seyyid okumayı İslâm'ın temel prensibi kabul ediyor, Allah'ın Peygamberine de ilk emri oku'dur. Okumak, bilmek ve ihlaslı olmak İslâm'ın ve imanın şartıdır. Bu temel prensipten hareket eden Seyyid hazretleri,müslümanlar arasında kardeşlik ve sevginin asıl olduğunu savunuyor, yardımlaşmanın lüzumu üzerinde duruyor, herkesi ve her şeyi hoş görürken bize mükemmelin tarifini yapıyordu. O'nun bu insanlığa dönük hüviyetidir ki pek çok kişiyi tedirgin etti. Hele o'nun münevver gençlere dikkat etmesi, kurtuluşu kültür ve irfan da görmesi yobazların infialine, taassubun kendisine karşı teşkilatlanmasına sebep oldu. O kadar ki Seyyid'in ilim ve irfan sahibi gençlere, subaylara, münevverlere karşı bu yakın ilgisi yobazlar tarafından hemen istismar edildi. Kalabalık bir mutaassıb ve yobaz gurubu aralarında toplanarak Padişah Abdülaziz'e jurnal'da bulunma kararını aldılar.

Yobazların şikayet mazbatası 1285 (Miladi: 1868) yılında hazırlanıp Padşah Abdülaziz'e gönderildi. Hükümdar, şikayetin telkinini ve karara bağlanmasını şeyhül İslâmâ havale etti. Tahkikat açıldıktan sonra Zaptiye Müşiri Hüsnü Paşa müdahale etmek ihtiyacını duymuş, tahkikatı durdururken Seyyid hazretlerine bir mektup yazmış ve kendilerinin İstanbul'a gelmesini rica etmişlerdi. Bu şekilde Seyyid'in Şeyhül İslâm ile görüşmesi sağlanıyorve yobazların şikayetinin yersizliği gösterilmek isteniyordu. Hüsnü Paşa müdahalede bulunarak tahkikatı durdurmakla kalmıyor, Seyyid'in kudretini de saraya ve diyanete empoze etmek istiyordu.

Seyyid Muhammed Nûr (K.S.), Hüsnü Paşanın nağmesini aldıktan sonra durumu kavramakta güçlük çekmedi. Damadı Abdürrahim Fedai Hazretlerini de yanına alarak hemen İstanbul'a hareket etmişlerdi. Hüsnü Paşa ve diğer rical kendisini tazim ve merasimle karşıladılar. Seyyid hazretleri bu defa da İstanbul'da altı ay kaldı. Şeyhül İslâm ile de görüştü. Çeşitli ilmi sohbetlere, manevi meclislere iştirak etti.Tekke ve camilerde yapılan toplantılarda vaazlar verdi. Devrin bilginlerini, şeyhlerini hocalarını ve mümin halkı kendine hayran bıraktı. Seyyid'i tanıyan İstanbul uleması ve devlet ricali, Rumelindeki mutaassıb yobazların şikayetini haksız ve iftira olarak kabul ettiler. Seyyid bu geniş ilim ve irfan muhitinde gereken etkiyi yaptıktan ve herkesi ikna ettikten sonra tekrar Üsküp'e döndü.

1868 yılında vuku bulan bu ikinci İstanbul seyahati de altı ay sürmüştü. Ne var ki İstanbul seyahatlerinde yeni dostlar, yeni yeni müritler edinen Seyyid hazretleri sık sık İstanbul'a davet mektupları almaya başladı. Bilhassa Bosna valisi Osman Paşa ile müşir Hüsnü Paşa'nın ısrarlı davetlerine karşı koyamadı, 1869 yılı sonlarında üçüncü defa İstanbul'a gitmeye mecbur kaldı. Bu üçüncü İstanbul seyahati beş ay sürdü.Seyyid hazretleri yine İstanbul ilim ve irfan meclislerinin baş tacı omuş, herkesten hürmet görmüş, İstanbul'da yaşayan veliler ondan feyz almış, alimler O'nun sohbetlerinde huzur bulmuşlardı. Her gelişinde olduğu gibi bu sefer de geniş bir münevver gurubu Seyyid'e biat etmiş bulunuyordu.

Hazreti Nûr,1869 tarihinde geldiği İstanbul'dan 1870 baharında ayrıldı. İstanbul'dan Üsküp'e dönerek irşad görevine devam etti. Üsküp ve Manastır havalisindeki münevverler üzerinde duran Seyyid hazretleri irşad vazifesine devam ediyor, İlmine ve irfanına hayran olan gençlerin davetini kabul ediyor onları maddi ve manevi yönden yatiştirmeye çalışıyordu. O'nun çevresinde toplanan münevverler yeni bir ruh ve anlayış kazanarak hayata yepyeni bir inanç ve güçle atılıyorlardı. O kadar ki yirminci asrın başlarında çeşitli imkansızlıklar ve zorluklarla karşılaşacak olan Türk Subay ve münevverleri Manastır ve çevresinden aldıkları bu yeni ruh ile yenmesini bilecekler ve Türk İstiklâl mücadelesini gerçekleştirecekti.

1287 ( Miladi: 1870) tarihinde Manastır'da Ruznâmeci HÜSNÜ bey'in sünnet düğününe giderken bir kaç gün Tikveş'te misafir kalındı. Tikveş'teki bu misafirlik Seyyid Muhammed Nûr'ül Arabi için çok büyük bir önem taşır. Seyyid Tikveş'te bulunduğu günler büyük bir manevi mertebeye erişmiş ve 24. Eylül. 1870 (Hicri: 27 Cemaziyelahir.1287) tarihinde KUTBİYET makamı verilmiş ve o gün GAVSİYYETİ tebliğ ve ilan edilmiştir.

Manevi alemin sahibliği ve kutbiyyet tecellisi Seyyid'in hayatında büyük değişiklik yaptı. O ana kadar kenarda sessiz kalmayı tercih eden Seyyid hazretleri için artık öne geçmek ve manevi futuhatı tamamlamak farzı ayn olmuştu. Hicri 1288 (Miladi: 1871) yılında yanına Şerif efendiyi alarak Şeyhül İslâm Mir Muhtar Ahmed Efendi'nin misafiri sıfatıyla İstanbul'a dördüncü seyahatini yaptı.

Bu seyahatinde İstanbul'da HARİRİZADE'nin BOYACIKÖYÜ'ndeki yalısında misafir kalan Seyyid Muhammed Nur, burada İstanbul'un bütün velilerinin biatını alıyor, mana ve ilim sultanları, devrin arifleri O'nun nurlu varlığının etrafında pervane gibi dönüyor, her uyanık kalp O'ndan bir ilahi lema almak için çırpınıyordu. 1871 senesinde vuku bulan bu dördüncü İstanbul seyahati denilebilir ki ÜÇÜNCÜ DEVRE MELÂMİLİĞİN ZAFER YOLCULUĞU olmuştur.Seyyid hazretleri bu seyahatinde bütün şeyh ve bilginleri melami olmaya davet etmiş ve hepsinden biat almıştır. Mürefte'li Hoca Abdullah Hulusi efendi, Evkaf müfettişi Hacı Tevfik efendi, Mısır mollası Kamil efendi, Mevlevihane kapusu Tarsus Rıfai şeyhi Ahmed safi efendi gibi zevat melamiliği kabul eden bilginler kafilesi arasında idi.

1871 yılının bir kaç ay'ı İstanbul'da geçti. Seyyid Muhammed Nur (K.S.), ancak yıl sonunda İstanbul'dan ayrılabildi. Fakat Üsküp'e dönmekle beraber İstanbul ile irtibat kesilmedi ki bu devrede hazretin çeşitli kerametlerine şahit olmaktayız. Mesela manen davet ettiği bazı kimselerin Üsküp'e gelişleri, onları karşılamaya adam göndermesi gibi olaylar sık sık tekerrür eder.

Seyyid hazretleri ısrarla İstanbul'dan davetler alır. Nihayet 1873 yılında İstanbul'a beşinci defa seyahat etmek imkanı doğar. Hazreti Nur, bu seyahatinde de İstanbul'da beş ay kalır.İstanbul'da Melamet neşesi yayılmış, onun arzuladığı şekilde münevverlerin gönül çerağları yanmış, irfan ve ilim ahengi kurulmuştu. Seyyid Muhammed Nur (K.S.), Üsküp'e dönünce çok memnun ve mutlu idi.İstanbul yolculuğunun sonuçları sohbet konusu oluyor, ihvan da huzurlu bulunuyordu. Yine bu devrelerde Hazreti Nur'un değerli bazı halifelerini İstanbul'a görevli gönderdiği bilinmektedir. Üsküp'de ikamet eden Seyyid'in huzuruna gelen dostları O'nu Usturumca'ya davet ediyorlardı. Seyyid hazretleri onları kırmadı ve ihvanın isteğine tabi olarak Üsküp'ten Usturumca'ya nakli mekan etti. Böylece Hicri 1291 (miladi: 1874) tarihinden sonra Usturumca'da oturdu. Seyyid hazretleri melamiliğin yayılması için telkin ve vaazlarına devam ediyordu. Dünya'nın dört bucağına dağılan halifeleri O'nun fikirlerini, inançlarını ve irfanını yayıyor, kendileri de manevi irtibat halinde bu dostlar kafilesine himmet ediyorlardı. Seneler ilerledikçe ihvan da çoğaldı.

1879 yılında (Hicri: 1297) imparatorluk sınırları içindeki bütün ihvanlara Seyyid Hazretlerinin Hacc'a karar verdiği bildirildi. Kendileri de 110 seçkin ihvanı ile Usturumca'dan hareket ettiler. Hac farizasında bütün ihvanı bir araya getirmek mümkün oldu, ülkenin çeşitli bölgelerindeki melamiler tanışmak ve sohbet etmek imkanını da bulmuş oluyorlardı. Bu hacc'ında Seyyid hazretleri sessizce alemi beka'ya hazırlık yapıyordu. Fakat bunu çok az kimse anlayabildi. Zira bu hac dönüşünde ülkede kargaşalıklar çıkmış ve Arnavutluk'ta ihtilal patlak vermişti. Seyyid Muhammed Nur hazretleri bütün ihvanına verdiği talimatta: siyasetten uzak kalmalarını, kargaşalıklara karışmamalarını emrederek mesleğin manevi değerini ve ihvanını korumuş oldu. 1879 ihtilalinde gösterdiği basiretli tutum ve melamilerin çevredeki telkini ile olaylar fazla tahribat yapmadan duruldu. Seyyid hazretleri bu karışıklık günlerinde Rumeli'den ayrılmadılar. Ancak 1302 de (miladi: 1884) tarihinde tekrar hacc'a niyet ettiler ve 130 ihvanı ile Mekke'ye hareket ettiler. Bu hac farizası Seyyid hazretleri ve damadı Abdürrahim Fedai hazretleri için bir nevi veda hacc'ı idi. Nitekim bir yıl süren bu hac yolculuğunda Hazreti Nur'ül Arabi, bir çok ziyaretler yapmış, ihvanı ile uzun süre beraber sohbetlerde bulunmuş ve çeşitli ülkelerden gelen müritlerini uzun süre birlikte dolaştırmış, onlara son ilahi emir ve nehiyleri izah ettiği gibi melamet neşesinin tedris ve temadisi için gerekli derslerini vermiştir. Bir yıl süren bu hac yolculuğundan Üsküp'e avdet ederken Abdürrahim Fedai Hazretleri Süveyş kanalında vapurda vefât ettiler. (Hicri: 1303 : Miladi: 1885).

Usturumca'ya dönen Seyyid hazretleri 1885 yılından sonra artık Rumeli'den ayrılmadı. Yalnızlığını seviyor, ihvanından ayrılınca daima secde de ibadetiyle meşgul oluyordu. Fani hayatının sona ermekte olduğu günlerde ihvanına örnekler veriyor, İslâm dininde ilim ve irfanın yerini gösterirken Hazreti Peygamber'in şeriatına bağlılığın lüzumunu tekrar tekrar hatırlatıyordu. Nitekim bir gün gözşerinden rahatsızdır Seyyid hazretleri... Doktor getirilir ve Seyyid muayene edilir. Doktorun tavsiyesi şudur: ( Göz sargısı çıkarılmadıkça eğilmek yasak).

Doktor gittikten sonra ikindi namazı saati gelir. Seyyid hazretleri oğluna ezan okumasını ve gamet getirmesini söyler. Biraz sonra da imamet makamına geçerek ikindi namazı farzını kıldırır. Oğlu Şerif efendi bu hali görünce içinden ( Babama ne oldu? Doktor eğilmesini yasak etti. Böyle hareket etmesi doğru mu? ) gibi bir tüluat olur amma bunu edeben açıklayamaz. Fakat mümimlerin kalbinden kalbe yol vardır. Mana sırları sahibi seyyid, bu iç geçirmeyi hisseder ve duyar.

Namaz bitince selamını verir ve başını geriye çevirerek oğlu Şerif efendi'ye şöyle buyurur:


<< - ŞERİF EFENDİ, ŞERİF EFENDİ, BİZ BİR REKAT NAMAZ İÇİN BİN GÖZ FEDA EDERİZ. SENİN SARGIN VE İLACIN DOKTORA KALSIN.>>


Eliyle gözündeki sargıyı çıkarıp atar. Tabii ki göz'de hiç bir ağrı kalmamıştır. Bu hareketi ile Seyyid hazretleri hem keramet gösteriyor, hem de namaza önem verilmesini şart koşuyor, öğrencilerine ilahi emre tebaiyetin delilini veriyordu. 1887 kışı bitmişti. Mart ay'ı gelmişti. Artık ilim ve irfan güneşi Üsküp'ten İstanbul'a, İstanbul'dan Mekke'ye kadar tüm ülkeyi aydınlatmış, üstadlar yetiştirmişti. Seyyid Muhammed Nur'ül Arabi, derin bir huzur içindeydi. Vazifesini yapmış olmanın rahatlığı O'nu daha da güzelleştiriyordu. 11 Mart 1887 Pazar günü dergah'ta fevkalade bir durum yaşandı. Seyyid, bütün ihvanını bir arada görmek istiyordu. Onlarla birlikte Allah'ın adını tekrarlamak, Resuli Ekrem Sallallahü aleyhi vesellem'i saygı ile anmak, onlara bu hayatın geçici olduğunu bir daha hatırlatmak kararındaydı.

Seyyid'in arzusu yerine geldi. Civardan ihvanlar çağırıldı. O pazar usturumca'da fevkalade bir hava vardı. Seyyid Mısır'da doğmuştu amma hayatı hep Türkler arasında geçmişti. Türkçe konuşmuş, Türkçe yazmıştı; Damadı, torunları, evlatları, öğrencileri hep Türk'tü. Hepsine ayrı ayrı baktı, hepsinin hatırını sordu. Onlara insan sevgisinin gerçek ibadet olduğunu, dinin emirlerini yerine getirirken onun manasını anlamaları gerektiğini, taassub ve riya'dan kaçınmalarını, harama el sürmemelerini, helal rızık yemelerini, yalan söylemenin büyük günah olduğunu, ihlas sahibi olmalarını, taassub'un insanın imanını körleştireceğini, var olan her şeyin varedenden dolayı saygıya değer olduğunu hatırlattı ve sonra ( FAİL HAK'TIR ) dedi. (Bütün varlık O'nundur: Herşey O'ndan gelir ve O'na döner) hakikati üzerinde açıklamalarda bulundu. Ve sonra bu ezeli ve ebedi oluşun gerçek aydınlığını seyrederek tatlı tatlı tebessüm etti. Yakınlarına, artık veda anının geldiğini fısıldadı, ağlamanın İslâm'da yasak olduğunu, matem tutulmamasını tenbihledikten sonra ihvanına gidiş ve gelişin izafi bulunduğunu tekrar hatırlattı.

Herkes susuyor, kimse bir şey söyliyemiyordu. Vakit gelmişti. O'nun nurlu yüzü bu suret aleminden çekilecekti. Buna karşı konamazdı amma orada bulunanlar içlerinden (AH, O BİRAZ DAHA KALSA) diye geçiriyorlardı.

Seyyid hazretleri hepsiyle hellaştı. Bir kısmı evlerine döndü, bir kısmı da emir almak çin bekledi. O gece sabah olmuştu, fakat ihvan içten içe ağlıyordu. Seyyid hazretleri pazartesi günü son emirlerini verdiler, son görevler yerine getirildi ve artık ebedi yolculuğa hazırlık tamamdı. Nitekim o gece 1305 senesi cemaziyelahir'in 29.ncu gecesi, miladi: 12 Mart 1887 tarihinde saat iki de vafât etti. Peygamberlerin kendi odalarında defnedildikleri gibi SEYYİD MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİYYÜL MELÂMİ deUSTURUMCA da vefât ettiği odasında defnedildi. (14)
---------------------------

(13) - Daha fazla bilgi için bak:

1 - MEHMET TAHİR BİN RIFAT,MENAKIB-I ŞEYH HACE MUHAMMED NÛR'ÜL ARABİ MELÂMET VE BEYANI AHVALİ MELÂMİYYE.

2 - ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI,MELÂMİLİK VE MELÂMİLER, 1930 İstanbul.

3 - YUSUF ZİYA İNAN, Seyyid'ül Melâmi MUHAMMED NÛR'ül ARABİ - hayatı - şahsiyeti - eserleri. 1971, İstanbul.

4 - YUSUF ZİYA İNAN, İslâm ışığında yeni bir insancıl felsefe: MELÂMET, 1975, İstanbul.

(14) - Yusuf Ziya İnan, Seyyid'ül Melâmi Muhammed Nûr'ül Arabi ( hayatı - şahsiyeti - eserleri : 1813 - 1887 ), 1971, İstanbul

Sayfa : 11 - 26

İSLÂMDA MELÂMİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ.

Yusuf Ziya İNAN / 1976
 


MELAMİLİK VE MELAMİLER - ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI
Yazarı: ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI
Çeviren:
Hazırlayan:

Yayınevi: PAN YAYINCILIK
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1992

Dili: Türkçe


Açıklama: Melamilik, tasavvufa ve tarikatlara karşı, İslamiyetin ilk dönemlerinde ortaya çıkan ve yüzyılımıza kadar devam eden bir reaksiyon... Sufilerin bir kısmının "en yüksek makam" saydığı, bir tür gizli inanç sistemi... Şarkiyat biliminin zirvelerinden Abdülbaki Gölpınarlı'nın (1900-1982), ilk baskısı 1931'de yapılan "Melamilik ve Melamiler"i bu konuda yazılmış tek eser ve günümüzde de hala tek ana kaynak... İlk baskısı bugün "nadir" bir kitap olan "Melamilik ve Melamiler"in bu yayını, yazarının kendi nüshasının bir tıpkıbasımı... Gölpınarlı'nın yaptığı düzeltmeler aynen korunuyor, sayfa kenarlarına aldığı notlar muhafaza ediliyor ve bunların yeni yazıya çevirileri veriliyor... Bir yazarın, Gölpınarlı'nın ölümünden sonra da dediği gibi, "Abdülbaki'den kalan ışıklar, daha çok uzun süre, o yollarda dolaşmak isteyenleri karanlık labirentlerde tökezlemekten kurtaracaktır..."

Melamilik, tasavvufa ve tarikatlara karşı, İslamiyetin ilk dönemlerinde ortaya çıkan ve yüzyılımıza kadar devam eden bir reaksiyon... Sufilerin bir kısmının "en yüksek makam" saydığı, bir tür gizli inanç sistemi...

Şarkiyat biliminin zirvelerinden Abdülbaki Gölpınarlı'nın (1900-1982), ilk baskısı 1931'de yapılan "Melamilik ve Melamiler"i bu konuda yazılmış tek eser ve günümüzde de hala tek ana kaynak...

İlk baskısı bugün "nadir" bir kitap olan "Melamilik ve Melamiler"in bu yayını, yazarının kendi nüshasının bir tıpkıbasımı... Gölpınarlı'nın yaptığı düzeltmeler aynen korunuyor, sayfa kenarlarına aldığı notlar muhafaza ediliyor ve bunların yeni yazıya çevirileri veriliyor...

Bir yazarın, Gölpınarlı'nın ölümünden sonra da dediği gibi, "Abdülbaki'den kalan ışıklar, daha çok uzun süre, o yollarda dolaşmak isteyenleri karanlık labirentlerde tökezlemekten kurtaracaktır..."


Kitaptan Bir Bölüm

Her yazara nasib olmayacak böyle bir şeyi, Abdülbaki Gölpınarlı sağlığında gördü... "Melamilik ve Melamiler", yayınlanmasının üzerinden 61, Gölpınarlı'nın vefatının üzerinden de 10 yıl geçmesine rağmen, hâlâ konusundaki tek ana kaynak. Verdiği bilgilere diğer araştırıcılar tarafından hiçbir yeni bilgi eklenmedi, sadece ondan alıntılar veya ona atıflar yapıldı.

Bu kitabı böylesine önemli yapan ve başarılı kılan sebep, Melamiliğin Gölpınarlı için sadece bir araştırma konusu değil, bir hayat felsefesi olmasıydı. Melamilik, onun yaşadığı çevreydi, inandığı doktrindi ve bu kitabı yazarken, mezuniyet tezi olarak üzerine aldığı bir vazifeyi yerine getirmiyor, bir yerde kendi hayat felsefesini kaleme alıyordu... Bir Hamza Bali'ye, bir İdris-i Muhtefi'ye veya 20. yüzyılın bilinen son Melami kutbu Seyyid Abdülkadir-i Belhi'ye bağlılığı hayatı boyunca sürdü. Gerçi bütün eserlerini Türkçe'ye çevirdiği Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye de her şeyiyle bağlıydı, hilafet ve destar sahibi bir Mevleviydi ama Melamilik onun için başka bir şeydi, bir hayat tarzıydı. Zaten Melamiliğin bir tarikat değil, bir yaşam biçimi olduğunu söylerdi hep. Mezar taşının "bî ser-u pâ" -başsız ayaksız- bir Melami taşı olmasını istemesi de, bu inancının hayatının sonuna kadar devam ettiğini gösterir.

"Melâmet... tasavvuf ehline karşı çıkan bir zümrenin benimsediği yoldur. ...Melâmetî, ululuktan, davadan, kendini göstermekten, halkın sevgi ve saygısını kazanmak kaydından geçen, kerameti, insana benlik verdiği için erkeklerin hayız görmesi sayan, kendini herkesten aşağı, herkesi kendinden üstün gören, giyim-kuşam özelliğiyle, tekkeyle, vakıftan hazır yemekle, zikirle, vecde gelip bağırıp çağırmayla kendisini göstermeye çalışmayan, halktan hiçbir suretle ayrılmayan, kazancıyla geçinen, iç yüzden Hak'la, dış yüzden halkla beraber olan, hattâ halkın saygısını, sevgisini bir kayıt bildiğinden, nafile ibadetlerini bile gizleyen, buna karşılık, onların kınamasından ürkmeyen, hattâ hattâ, bu yüzden de halka kendisini kötü gösteren kişidir..."

440 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-765-217-2; Boyut: 16cm x 23cm; Baskı Tarihi: 1992
Özgün Dili: Türkçe

 

 

Bilim adamı olmayanlar için tasarlanmış, Altı Kolay Parça tüm zamanların en büyük öğretmenlerinden birinin fizik dünyasına benzersiz bir giriştir. Altı Kolay Parça"Eğer bir kitap bilim adamlarının bir sonraki kuşağına geçebilseydi o hiç kuşkusuz Altı Kolay Parça olurdu." - New Scientist'de John Gribbin-"Genel okuyucu için çok ulaşılabilir, "kolay parçalar" [ünlü Lectureson Physics'ten alınmış] fiziğin temel konuları ve onun öteki bilimlerle ilişkisi üzerine yazılmış nefis denemeler sunuyor."- Choice-"Fiziğin durumunun özentisizi klasik bir anlatımı."- The Reader's Review-Fizik profesörleri ve öğrencileri arasında ona dillere destan konumunu kazandıran, Feynman'ın sıra dışı öğretme yöntemiydi. Feynman, 1961'den 1963'e kadar, California Teknoloji Enstitüsü'nde dünya çevresinde fizik öğretimini devrimleştiren bir dizi ders verdi. Bu ünlü Lectures on physics (Fizik Dersleri)'nden alınmış Altı Kolay Parça bu diziden en kolay ulaşılabilir olanları sunuyor. Bu altı bölümde, Feynman genel okuyucuya şu konuları tanıyor; atomlar, basit fizik, fiziğin öteki konulara ilişkisi, enerji, kütleçekim ve kavantum kuvvet. Taklit edilemez zekası ile Feynman her tartışmayı denklemler ya da teknik terimler olmaksızın sunuyor.

Yazar:Richard P. Feynman

Sayfa Sayısı: 182

Dili: Türkçe

Yayınevi: Evrim Yayınevi

 

BAY TOMPKİNSİN SERÜVENLERİ ÖZELLİKLERİ

"Sadece eğlendirici değil, sade okuyucu bu kitaptan atom altı parçacıklar - elektron, nötron ve diğerleri - ve onların davranışlarını belirleyen garip kurallar hakkında çok şey öğrenebilir."
The Observer
"Hem olağanüstü şaşırtıcı hem de tümü ile bilimsel."
Scientific American
"Bilimle ilgili ve genel okuyuculara önemle salık verilri."
The Guardian

 

Eminim Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman
Meraklı Bir Karakterin Serüvenleri
Richard P. Feynman

Evrim Yayınevi / Bilim Dizisi

Fizikte Nobel ödülü kazanmış olan Richard Feynman (1918-1988), aykırı serüvenleri ile tanınmıştır. Burada kendisi, taklit edilemeyen sesi ile, Einstein ve Bohr ile atom fiziğindeki fikir alışverişini; Yunanlı Nick ile kumar konusundaki konuşmalarını; çok iyi saklandığı sanılan nükleer sırların bulunduğu kasaları açışını; bongo davulu ile bir baleye eşlik edişini; çıplak bir bayan boğa güreşçisi resmi yapışını ve başka bir çok hayrete düşürücü olayı anlatıyor. Kısacası burada tüm farklı parlaklığı ile Feynman'ın hayatını, -üstün bir zeka, sınırsız bir merak ve pervasızlığın patlayıcı bir karışımını- bulacaksınız. 1940'lı yalların sonlarında yüklü parçacıkların etkileşimini tanımlayan rolativistik kuantum kuramına, kuantum elektrodinamiğine önemli katkılar yapmıştır. 1965 yılında Amerikan Julian Schwinger ve Japon Sin - İtiro Tomonaga ile beraber Nobel Ödülü kazanmıştır. Sıvı helyumun mutlak sıfıra yakın sıcaklıklardaki davranışlarını açıklamış ve temel parçacıklar kuramında yeni gelişmelere imza atmıştır. 1963 te yayınlanan üç ciltlik 'Fizikte Feynman Dersleri' isimli eseri o günden beri öğrenciler kadar, öğretmenler ve araştırmacı fizikçilerin de ilgisini çekmektedir. Zamanımızın en ünlü bilim kitaplarından biri. 'Enerji, anektod ve hayat dolu, olay yaratan ve Birleşik Devletler'de en çok satılan bu kitap, sizde de fizikçi olma arzusu yaratabilir.' Science Digest 'Mark Twain geleneğinde bir hikayeci. Feynman, kahkaha ile gülerken, aynı zamanda başınızı ellerinizin arasına alabileceğinizi ispat ediyor.' New York Times Book Review 'Böyle kitaplar insanı baştan çıkarıp, hayatınızı yeniden okumaya adamanızı sağlar. Bu kitap bir turnusol kağıdıdır, kahkaha atmadan onu okuyabilen kişi aklını kaçırmış olmalı.' Los Angles Times Book Review 'Eğer fizikte veya fizikçilerde eğlenecek bir yön olmadığını düşünen kişelerden birisi iseniz Bay Feyman ile tanışın... Şimdiye kadar bir tutam atom ile illüzyon yapabilen en komik kişilerden birisi.' Associated Press 'Dopdolu bir bilim adamının portresini çizebilecek tek bir kitap varsa, elinizdeki bu kitaptır.' Detroit Free Press

Çeviren: Tuncay İncesu - 362 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-503-078-6; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2000
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Surely Youre Joking, Mr. Feynman !

 

Yeni Başlayanlar İçin Einstein
Schwartz Mcguinness

Arka Kapak

HAYATI EN FAZLA MERAK EDİLEN, DÜNYANIN EN BÜYÜK BİLİM ADAMININ ÇARPICI HAYATI YENİ BAŞLAYANLAR SERİSİNİN YENİ KİTABI EİNSTEİN'I TÜM YÖNLERİYLE BU KİTABI OKUDUĞUNUZDA ÖĞRENECEKSİNİZ İLÜSTRASYONLU 1.HAMURA BASILI PIRIL PIRIL BİR KİTAP "Einstein'ın keşiflerinin sunumu çok yaratıcı bir şekilde verilmiştir." The Washington Post Eğlenceli, akılda kalıcı, bilgi dolu ve son derece açık anlatımıyla Yeni Başlayanlar İçin Einstein, Einstein'ın yaşamı ve düşüncelerini anlamak için mükemmel bir başlangıç kitabıdır. Bu kitap Babil dönemi (matematiğin çıkış noktası) ve Etrüskler dönemi (ışığın elle tutulabileceğini düşünmüşlerdir) kadar eskiye giderek, görecelik teorisini olanaklı kılan elektrik akımı ve teknolojisi içindeki devrimleri içermektedir. Gelişim süreci içinde, imparatorluk Almanya'sının kişiliklerini etkilediği Galileo, Faraday ve Newton gibi bilim adamlarının ışığını görürüz; neden hareketli saatler sabit saatlerden daha hızlı hareket etmektedir ve neden hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemez; ve Albert'ı yirminci yüzyılın en önemli denklemi olan E=mc2 denklemine götüren düşünceler bu kitapta yer almaktadır.

Yazar:Schwartz Mcguinness
Yazar:Joseph Michael

Sayfa Sayısı: 176
Baskı Yılı: 2008
Dili: Türkçe
Yayınevi: NoktaKitap

 

 

Yaşam, Ölüm, Savaş, Barış, Bilim, Din, Tanrı ve Diğer Şeyler Üzerine...

Çevirmen : Başak Gündüz
Albert Einstein
Sarmal Yayınevi
» Genel
Şubat 2000, ISBN: 97582048304

Bu çalışma, Einstein'ın çeşitli konular hakkında söylemiş, mektupların yazmış ve yayın organlarında yayınlanmış fikirlerini içeriyor. Kitabın sonunda ayrıca bir de Einstein kronolijisi yer almakta.

20. Yüzyılın en büyük bilim adamlarından olan Einstein, İsrail Devleti’nin varlığı, Sovyetler Birliği, Nazizm’e karşı savaş ve nükleer silah yapımı gibi çağının büyük sorunlarına ilişkin olarak kamuoyu karşısında tutum almayı ödev bilmiştir. Nobel Fizik Ödülü’nü 1916’da alan Einstein’ın adıyla özdeşleşen izafiyet teorisi için evrenin varoluşundan günümüze kadar geçerliliğini kanıtlamış en temel kuram denebilir. Kitapta yaşadığı dünyadaki sosyal gelişmelerden hiçbir zaman kopmayan Einstein’ın yaşam, ölüm, savaş, barış, bilim, din, Tanrı ve diğer şeyler hakkındaki görüşleri yer almakta. Kitaptan: • Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsan bir amaca bağlan; insanlara ya da eşyalara değil. • Din olmadan bilim eksiktir; bilim olmadan din kördür. • Hiç kimse bir kediye kuşları yakalamamayı öğretemez. • İnsanın gerçek yüceliğine giden sadece bir yol vardır: Oda zorluklar okulundan geçer. • Korku ve ahmaklık, her zaman birçok insan hareketinin temellerini oluşturmuştur. • Sadece kişisel bir tanrıya inanmamak kesinlikle felsefi değildir. • Ben koyu bir dindar inançsızım. Bu bir bakıma yeni bir tür dindir. • Bana göre milliyetçilik, militarizm ve saldırganlığın idealist bir bahanesinden başka bir şey değildir.

Diğer yorum:


Tıpkı her dokunduğunu altın yapan adam gibi benimle herşey gazete haberi haline geliyor.Ben gelecek için hiç endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor.Milliyetçilik bir çocuk hastalığıdır, insanlığın kızamığıdır.Benim fikrime göre savaşta öldürmek sıradan cinayet işelemekten bir nebze bile daha erdemli değildir.Ahlaklılık son derece önemlidir -ama bizim için, tanrı için değil.Eğer ödenecek bir bedel yoksa bir değer de yoktur.Bana göre milliyetçilik, militarizm ve saldırganlığın idealist bir bahanesinden başka bir şey değildir.Ben hiç bir zaman bir komünist olmadım. Ama eğer olsaydım bundan utanç duymazdım.Örgütlü din eğer yandaşlarının niyet ve enerjilerini kabaran hoşgörüsüzlüğe karşı harekete geçirmeye adarsa son savaşta yitirdiği saygınlığın bir bölümünü yeniden kazanabilir.

 

 

Kozmos'tan Kuantum'a 2

ISBN: 9755534059

Kuantum Teorisi'nin başlamasına neden olan, fakat sonra onun karşısına geçen Einstein 1926'da; "Tanrı evrenle zar atmaz", ona karşılık veren Bohr: "Albert, Tanrı'ya ne yapması gerektiğini söyleme" dedi. Evet, Bohr haklıydı ve Tanrı atomun içindeki parçacıkları, ışığa, o akıl almaz özellikleri vermişti.Penzias ve Wilson, 1964'te boynuz şeklindeki antenleriyle galaksinin derinliklerinden gelen radyo dalgalarını ölçüyorlardı. Antenlerinde devamlı cızırdayan alışılmadık bir parazitle karşılaştılar. Evrenin her yönünden aynı şiddette gelen bu inatçı parazitin anten tellerine konan güvercinlerden kaynaklandığını sandılar. Sonra bunun, bundan 15 milyar yıl önce meydana gelmiş Big Bang'in günümüze kadar uzanmış bir kalıntısı olduğu anlaşıldı. Kırıntı, evrenin bir patlama ile başladığının bir ispatı olmuştu...Görevi manastırının arkasındaki bostanda fasulye yetiştirmek olan Mendel, biri uzun diğeri kısa iki tür fasulyeyi dölledi. Çıkan yeni fasulyelerin tamamı uzundu. Bu uzun melez fasulyeleri de birbiri ile dölleyince sonuçta, yeni fasulyelerin dörtte üçü uzun, dörtte biri kısa oldu. 1856'da Mendel'in henüz DNA'dan haberi yoktu ve bu durumu izah edememişti.İnsan soyu 4 milyon yıl önce dik durmayı öğrendi. Bu, insanlık tarihindeki en önemli gelişmeydi. Eller serbest kalınca, iş yapmaya başladı, avlandı, ateşi çıkardı, aleti yaptı..Bundan 2600 yıl önce evreni, maddeyi ve canlı yaşamı düşünmeye başladı. Galileo'lar, Newton'lar, Einstein'lar çıktı... Sonuçta, Büyük Patlama'nın birinci saniyesinin trilyonlarca birinden bugüne, bugünden bir karadeliğin tekillik noktasına, bir metrenin trilyonlarca birinden bir kilometrenin trilyonlarca katına kadar olan aralıklardaki bütün doğa olaylarını çözdü...İnsanoğlu şimdi, genome projesi ile kendini tanıma, uzay projeleri ile Mars'ta koloniler kurma çabası içinde...

 

 

Fizikte Felsefi Kavramlar 1 Felsefe ve Bilimsel Kurumlar Arasındaki Tarihsel İlişki
James T. Cushing

Sabancı Üniversitesi


Fizikte Felsefi Kavramlar, bilimdeki ilerlemeleri, oluşturdukları tarihsel ve düşünsel ortamları göz önünde tutarak ele alıyor. Bilimsel bilgi, zaman içinde kabul edilegelen kesinliği ve nesnel keşif yöntemi yüzünden, özünde diğer bilgi çeşitlerinden farklı olarak algılanır. Birçokları tarafından anlaşılan haliyle fizik ve felsefe, herhangi iki entelektüel disiplinin birbirlerinden uzak olabileceği kadar ayrı durdukları izlenimini verir. Bununla birlikte kitapta, fizik ve felsefenin bugüne dek gösterdikleri ve hala da sürdürdükleri, gelişimleriyle ilgili karşılıklı etkiler örnekleriyle açıklanıyor. Temel düşünsel sorunlar, tarihsel bağlamda ve konuyla ilgili bilimsel etkinliğin asıl içeriğine sadık kalınarak ele alınıyor. Kitabın önemli amaçlarından biri de düşünsel olarak göz önünde tutulanların, bilimin asıl uygulamasında ve bilimsel kuramların yapımında oynadıkları esas rolün okuyucunun zihnine kazınması.

Çeviren: B. Özgür Sarıoğlu - 302 sayfa, İTHAL. hamur, ISBN: 9758362291; Boyut: 15,5x22 cm
Özgün Dili: İngilizce

Fizikte Felsefi Kavramlar-2 "Felsefe ve Bilimsel Kuramlar Arasındaki Tarihsel İlişki"
James T. Cushing

Fizikte Felsefi Kavramlar, bilimdeki ilerlemeleri, oluştukları tarihi ve düşünsel zeminleri göz önünde tutarak ele alıyor. Okurlara, daha öncesinde yalnızca bilimin geleneksel olarak anlatılagelen öyküleriyle verilen bakış açısından ya da geçmişe dönüp baktıklarında fen derslerindeki ödev ve çalışmalarda edindiklerinden biliyor olabilecekleri, bilimsel bir atılımın doğası üzerine derinlemesine düşünme fırsatı veriliyor. Önemli bir amaç, düşünsel olarak göz önünde tutulanların, bilimin asıl uygulamasında ve bilimsel kuramların yapımında oynadıkları temel ve göz ardı edilemez rolün okuyucunun zihnine kazınmasıdır.

Bilimsel bilgi sık sık, kabul edilegelen kesinliği ve nesnel keşif yöntemi yüzünden, özünde diğer bilgi çeşitlerinden farklı olarak görülür. Birçokları tarafından anlaşılan haliyle fizik ve felsefe, birbirlerinden herhangi iki entelektüel disiplinin uzak olabilecekleri kadar ayrık oldukları izlenimi verebilir. Bununla birlikte bu kitap, fizik ve felsefenin birbirleri üzerine bugüne dek yaptıkları ve hâlâ da yapmayı sürdürdükleri, gelişimleriyle ilgili karşılıklı etkileri örnekleriyle gösteriyor. Temel düşünsel sorunlar, özgül tarihi bağlama ve konuyla ilgili bilimsel etkinliğin asıl içeriğine sıkı sıkıya bağlı kalınarak ele alınıyor.

Önce, modern bilimin eski çağlardaki ve en başlardaki tarihi için gerekli bir giriş sunuluyor; ancak bu sırada yirminci yüzyıl fiziğini önceki yüzyıllardakinden ayıran olaylara, yani göreliliğe ve özellikle kuantum mekaniğine özel vurgu yapılıyor. Okurun temel klasik fizik üzerine az da olsa belli bir bilgi birikimi olduğu varsayılıyor, ancak görelilik ya da kuantum mekaniği konusunda herhangi bir bilgiye sahip olmadığı kabul ediliyor.

Bu kitap, daha öncesinde fiziğe giriş seviyesinde bir ders almış olan; fen, mühendislik, felsefe ve sosyal bilimler öğrencilerine, felsefenin fizikle olan ilişkisine ilgi duyan bilim insanlarına ve bilim felsefecilerine özellikle ilginç gelecektir. Ayrıca bilim felsefesi konusunda üniversite üçüncü/dördüncü sınıflarda okutulacak bir derste kaynak kitap olarak da kullanılabilir.
 

Bilim Merakı

Yurdaer İhsan Aksoy

Resif Kitap / Yayınevi Genel Dizisi


“Titiz, incelikli, meraklı ve ilginç bir çalışma.”
Cumhuriyet Bilim Teknik

“Karabarutla böyle haşır neşir olduğum günlerden birinde, o zamanlar çok popüler olan Alman V.2 roketinden aldığım ilhamla bir arkadaşımın babası olan mahallemizdeki sobacıya bir de roket yaptırmıştım...

Eksozundan alev ve duman fışkıran roketim önce iki ayağı üzerinde yavaş yavaş yükselir gibi oldu ki bu benim için harika bir manzaraydı, ancak hemen sonra ayaklarını tutan lehimler eridi, roket yan yatıp terasın zemininde bir duvardan diğer duvara alevler içinde çılgınca gidip gelmeye başladı ve akabinde bütün lehimler eriyince, gövdeyi oluşturan silindir de ‘kabak’ gibi açıldı.

Ağustos ayının boğucu sıcak günlerinde terasımızdan sık sık yükselen yoğun, siyah duman bulutlarını korkuyla izlemekte olan komşularımız, bu çılgın küçük adam bir gün evlerimizi yakacak diye ayaklandılar. Sonuçta babam da deney malzemelerime el koydu ve beni bir daha böyle işler yapmaktan men etti. 

Ben yine de yılmadım, dikkat çekmemek için bu sefer dumansız barut yapmaya kalkıştım...”

Anılarla bezeli samimi anlatımıyla Yuşa Tepesi’nden Ay’ın Karanlık Tarafı’na, Alfabe’nin Kökenleri’nden Evrendeki Zeki Hayat’a, Aydınlığa Yürüyüş’te herkesin faydalanabileceği bir rehber kitap...


Türkçe
320 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
ISBN : 9786054090013
2009
 

1. Bölüm: Bilim Merakı
 

 
Gençlik yıllarımdan beri; İlkçağ ve Ortaçağ tarihlerine, mitolojiye, arkeolojiye, paleontolojiye, biyolojiye, kimya ve fizik bilimlerine ve özellikle astronomiye merak duyarım. Astronomiye olan merakım ortaokul yıllarımda, ileri görüşlü bir akrabamızın bana 6x30 bir dürbün hediye etmesiyle başlar.
 
15,16 yaşlarındaydım; geceleri elimde bu dürbünle evimizin çatı katından dama çıkar, kiremitlerin üzerine sırtüstü yatarak yıldızlara bakardım. O yıllarda Istanbul’da gökyüzü henüz hava ve ışık kirliliği ile puslanmadığından bugünkünden çok daha fazla sayıda yıldız görmek mümkündü.
 
Önce, elime geçen gökyüzü haritalarından faydalanarak kuzey yarımkürenin parlak yıldızlarının ve bunların içinde yer aldığı takımyıldızların (burçların) isimlerini ve konumlarını hafızama kaydetmiştim.
 
Bu gözlemleri yaparken ara sıra dürbünün netlik ayarını bozardım. Bu sayede yıldızlar ışıklı noktalar yerine mavi, beyaz, sarı, turuncu veya kırmızı ışık diskleri olarak görünürlerdi ki bu benim için ilginç bir tecrübeydi. Bu vesileyle yıldızların renklerinin yaşlandıkça mavi beyazdan kırmızıya doğru değiştiğini öğrenmiştim. Yaz aylarında güney ufkunun üzerinde yer alan Scorpion (Akrep) burcunun en parlak yıldızı olan Antares ile kış gecelerini süsleyen Orion (Avcı) burcundaki Betelgeuse yıldızı, yaşları ilerlemiş kırmızı birer devdiler. Lyra (Çalgı) burcunun en parlak yıldızı Vega ile Cygnus (Kuğu) burcundaki Deneb, mavi beyaz genç yıldızlardı. Güneş’imiz ise orta yaşlarına gelmiş sarı bir yıldızdır.
 
Hayal dünyama kâinatın ihtişamını ve sonsuzluğunu yansıtan bu gözlemlere bir süre devam ettim. Ancak, sonunda komşular geceleri elinde dürbünle dama çıkan genci fark ettiler ve genelde bu gibi bilimsel heves ve meraklara yabancı insanlar olduğumuzdan beni yanlış anlamaları ihtimali belirdi. Bunun üzerine astronomi gözlemlerime son vermek zorunda kaldım. Bugün de zaman zaman evimin balkonundan veya arkadaki bahçeden özellikle kış aylarında dürbün ve teleskopla yıldızlara bakmaya devam ediyorum. Gökyüzü kış mevsiminde yaza nazaran daha ilginç burç ve yıldızlarla bezenmiştir. Bunların arasında bilhassa Orion burcundaki bulutsuya dürbünle bakmak bana hâlâ heyecan verir. Yaz aylarında ise Samanyolu’nun güney ufkunun üstünde kalan yıldızlar ve bulutsularla dolu bölgelerine kentin ışıklarından uzakta bir yerden dürbünle bakmak ayrı bir zevktir. Aynı anda bütün kentte elektrik kesilmesi olayları gibi istisnai haller dışında, artık Istanbul’dan Samanyolu’nu görmek mümkün olmadığından, kent ışıklarının nispeten zayıf olduğu tatil yörelerine giderken teleskop ve dürbünümü de daima yanıma alırım.
 
Kaldığımız yerden devam edelim. Bir süre sonra, bu sefer harçlıklarımı biriktirip Bitpazarı’ndan bir mikroskop edindim. 400 defa büyüten bu küçük mikroskopumla elime geçen, bakılabilecek her şeye bakardım. Ara sıra da içinde su dolu bir kaba patates kabukları atar ve birkaç gün bekletirdim. Üç ile dört gün sonra bu suda patatesin nişastasıyla beslenen çeşitli türden tekhücreli minik canlılar üremeye başlardı. Mikroskopla bunları izlemekten büyük zevk alır, tam bu sıralarda okumakta olduğum “Mikrop Avcıları”(1) isimli harika kitaptan aldığım ilhamlarla, zavallıları kendimce deneylere de alet ederdim; mesela mikroskopumun lamı üzerindeki bir damlalık dünyalarına ben de bir damla kolonya ekler ve suyun içinde o ana kadar sağa sola koşuşturmakta olan bu minik canlıların bir anda hareketsiz kalışlarını izlerdim.
 
Ya da içinde yaşadıkları su damlasına küçük bir büyüteçle güneş ışınlarını odaklar, hızla buharlaşan suda kümelenip cansız bir yığın haline gelişlerini gözlerdim. Bu mikroplar arasında oval şeklinde olan bir türü vardı ki üzerindeki su basıncı kalktığı anda balon gibi şişer ve akabinde adeta patlayarak şekilsiz bir madde yığını halini alırdı.
 
Bu gözlemlerimi yaz günlerinde yaptığımda, bu mikrop dolu su damlasının benim herhangi bir müdahaleme ihtiyaç kalmadan da yavaş yavaş buharlaştığını izlemek mümkün olurdu.
 
Bu esnada bir şey dikkatimi çekerdi; su damlasının hacmi azaldıkça minik canlıları adeta bir telaş alır, sudaki hareketleri, sağa sola koşuşturmaları giderek hızlanırdı. Bunu ilk fark ettiğimde olayı, bu garibanların yaklaşan tehlikeyi hissederek huzursuzlanıp paniğe kapıldıkları şeklinde yorumlamıştım. Vücutlarındaki özel organlar vasıtasıyla suda oluşturdukları titreşimler gözleri olmayan bu canlı organizmalar için bulundukları çevreyle, olmazsa olmaz haberleşme vasıtalarıydılar ki söz konusu organlar ekseriya vücutlarını sardığını gördüğüm ince kıllardan ya da kamçı şeklinde kuyruklarından ibaretti ve suda bu uzantıları sayesinde hareket etmekteydiler.
Bu yaratıkların arasında; tüylerin çevrelediği oval bir forma sahip olanları sayıca çoğunluğu oluşturmaktaydılar ve ders kitaplarından öğrendiğime göre bunlara bilim âleminde genel olarak paramecium (paramezyum - terliksi hayvan) adı verilmekteydi.
Bu canlıların yüzerlerken kılları ya da kuyrukları vasıtasıyla yarattıkları titreşimler, sudaki diğer canlılardan, cansız varlıklardan ve en sonunda su damlasının hudutlarından geriye yansımakta, yansıyan titreşimler yine kendileri tarafından algılanmakta ve bu bilgiler mutlaka bir şekilde değerlendirilmekteydi. Damlanın giderek buharlaşması neticesinde dünyalarının sınırları küçülmekte, onlar da yaklaşan sonlarını herhalde, titreşim yansımaları arasında giderek azalan zaman farkları sayesinde hissedebilmektedirler diye düşünmekteydim ki işin içine soyut bir “hissetme” kavramı karıştığından bu aslında pek de bilimsel bir çözümleme değildi.
 
Bu noktada insan; hacmi giderek azalan su damlasındaki bu davranışlarına bakarak bu küçük canlıların da tıpkı bizlerin olduğu gibi, kendilerine has “konfor alanları” olabilir mi diye düşünmekten kendini alamıyor.
 
Bu gözlemlerim sırasında fark ettiğim bir diğer olay da, bu canlıların bazılarının ortalarından kemerle sıkılmış gibi dolaşmakta olduklarıydı. Böylelerini izlemeye devam ettiğimde sıkılmanın giderek arttığını, sonunda canlının ikiye ayrıldığını ve artık iki ayrı canlı halinde hayatlarına devam ettiklerini görürdüm ki bu, mikropların kitaplarda okuduğum üreme yollarından biriydi.
 
Bu çalışmalarım sırasında, mikroplarla dolu bir su damlasını bir devaynası kullanmak suretiyle büyüterek duvara yansıtmayı ve bu minik canlıların hareketlerini duvarda izlemeyi de öğrenmiştim. 
 
Neticede bütün bu işleri bir bilim adamı ciddiyeti içinde ve sadece merak saikasıyla yapmaktaydım, amacım onlara eziyet etmek değildi.
 
Şimdi daha kaliteli mikroskoplarım var, zaman zaman yine sade suya patates kabukları atarak çoğalttığım bu eski tanıdıkları seyretmekten hâlâ zevk alıyorum, ancak artık sadece seyretmekle yetiniyorum, zira eksi 273 santigrad dereceden milyonlarca derecelere kadar varan sıcaklıkların hüküm sürdüğü kendisine düşman bir evrende, ıslak bir toz zerresi üzerinde ve sadece yüz santigrad derecelik dar bir hararet bandı içinde mevcudiyetini sürdürmeye çalışan hayatiyet dediğimiz harika organizasyona olan saygım ve hayranlığım geçen yıllarla birlikte daha da artmış bulunuyor.
 
Bu kısa felsefi mülahazalardan sonra tekrar konumuza dönelim:
 
Bir süre sonra, seramik kapta nişastayla beslenen bu temiz canlıları kendi hallerine bırakıp bunların bataklık sularında yaşayan yoksul akrabalarıyla ilgilenmeye başladım. Bataklık sularında çok daha değişik türlerde tekhücreli ya da çok hücreli mikroskopik canlıların yaşamakta olduklarını keşfetmiştim.
 
Hafta sonları ailece yaptığımız kır gezmelerinde karşılaştığım pis su birikintilerinden küçük ilaç şişeleri içinde eve taşıdığım kötü kokulu örnekler odamdaki kütüphanenin raflarını doldurmaya başlamıştı ki babam işe el koydu ve, “Bir türlü çocukluktan kurtulamadın, hâlâ ipe sapa gelmeyen, para getirmeyecek fuzuli işlerle uğraşıyorsun, epeyi zamandan beri sıtmanın ilacı da bulunduğuna göre senin ne yapmak istediğini anlamak mümkün değil, bu bataklık sularıyla bir gün eve kolera getireceksin, hepimiz kırılacağız, derhal bu şişeleri at!”dedi. Babamın bu konuda kötü anıları vardı, çocukluğunun geçtiği Girit’te sıtma ve kolera salgınlarını yaşadığı için mikrop denildiğinde hep bu iki hastalık aklına gelirdi.
 
Bu olay benim bilim yolunda ikinci hüsranım oldu. Ama yılmadım, bu defa fizik bilimine merak sardım.
 
O zamanlar Beyazıt semtinde bulunan, ancak günümüzde izi bile kalmayan Bitpazarı’ndan, Boğaz vapurlarında geceleri yollarını aydınlatmak amacıyla kullanılan projektörlerin çıkma kömürlerini satın alır, bunlarla evde kendimce küçük projektörler yapardım. Söz konusu artık kömürler 15 ile 20 santim uzunluğunda ve 1 ile 1.5 santim çapında silindir formunda grafit çubuklardı. Bu amaçla tahtadan kalıplar yaparak alçıdan kutular hazırlar, elektrik kablolarıyla ortalarından şehir cereyanı bağladığım iki kömürü bu kutuların duvarlarında açtığım uygun çaptaki deliklere aralarında bir, iki santimetre kalacak şekilde karşılıklı olarak yerleştirirdim. Bundan sonra, elektrik devresini açar ve yalıtkan malzemelerle tuttuğum her iki kömürü, birbirine hafifçe değecek şekilde yaklaştırarak aralarında küçük bir elektrik arkı oluşmasını sağlardım, ark oluşur oluşmaz da kömürlerin arasını yavaş yavaş bir santim kadar açmak suretiyle arkın şiddetini arttırırdım. Ancak bu esnada hızlı hareket ederek arayı fazla açtığım takdirde ark hemen sönerdi. Zamanla bu konuda el melekesi kazanmıştım.
 
Yaptığım ve bir çukurayna ile tamamladığım bu düzenekleri, projektör olarak geceleri terasta etrafı aydınlatmanın yanında, yine alçıdan yaptığım potalarda kurşun, lehim ve benzeri maddeleri eritmek amacıyla da kullanmaktaydım. Nitekim, sanayide maden eritmek amacıyla kullanılan elektrik fırınları da benzer şekilde çalışırlar.
 
Bu deneyler, işin içinde şehir şebeke cereyanı olduğundan ciddi tehlikeler taşımaktaydı, ilaveten ark ışığı elektrik kaynağında olduğu gibi çıplak göz için zararlı da olabilmekteydi. Dolayısıyla gençlere bu gibi deneylere girişmelerini önermem.
 
Yine o yıllarda bir de endüksiyon bobini yapmıştım ki bu çalışmamdan da “Evrenin Titreşimleri” başlıklı yazıda detaylı olarak bahsedilmektedir.
 
Daha sonraları kimyaya da merak sardım. Mısır Çarşısı’ndaki aktarlardan aldığım güherçile ile toz kükürdü, mahallenin kömürcüsünden aldığım odun kömürüyle karıştırıp karabarut deneylerine başladım. Bilindiği gibi karabarutu Çinliler’in icat ettiği söylenir. Bir başka rivayete göre de karabarutu Alman keşiş Berthold Schwartz icat etmiştir, bir alakası var mı, bilmiyorum ama, schwartz (şıvarts), Almanca’da siyah demektir ve bu barutun rengi de, hazırlanışında kullanılan odun kömüründen ötürü siyaha yakın bir gridir. 
 
Güherçile; kimyasal olarak sodyumnitrat ya da potasyumnitrat’tan ibarettir. Beyaz bir toz halindeki bu madde ile toz kükürdü, dövüp ince toz haline getirdiğiniz odun kömürüyle karıştırarak ateşlerseniz şiddetle yanar ve bu esnada yoğun siyah bir duman çıkar. Bu karışımı kapalı bir kap içinde tutuşturursanız, patlar.
Barutla deneylerimi yaparken bu üç maddeden değişik miktarlarda kullanmak suretiyle, yandığında en az duman çıkaran karışımı oluşturmaya çalışırdım. Zira en az duman veren karışımın, kömürdeki karbonun tamamının yandığı anlamına geldiğinden, en verimli çözüm olduğuna inanmaktaydım.
 
Bir seferinde mikroskopumun lamı üzerinde bu üç kimyasal maddeden yan yana duracak şekilde birer minik öbek oluşturmuş ve bunlara alevsiz bir ısı kaynağı yaklaştırarak ne olacağına bakmıştım. O zaman bana, ısının etkisiyle bu üç öbekteki maddeler birbirlerine doğru hareketlendiler gibi gelmişti, ancak şimdi bundan pek emin değilim.
 
Sık sık uğrar olduğum Mısır Çarşısı’ndaki aktar bir gün geldi, işin vahametini kavradı ve, “Bana bak çocuk, sen bu güherçileyle barut yapıyorsun, senin yüzünden başımı belaya sokmaya hiç niyetim yok, bir daha sana güherçile, müherçile vermiyorum, artık gelme.”dedi. Güherçileden ev ilaçları da yapılmakta olduğundan ben de bu maddeyi temin edebilmek için aktara anneannemi göndermeye başladım.
 
Karabarutla böyle haşır neşir olduğum günlerden birinde, o zamanlar çok popüler olan Alman V2 roketinden aldığım ilhamla bir arkadaşımın babası olan mahallemizdeki sobacıya bir de roket yaptırmıştım. O yıllarda Istanbul’da kalorifer kullanımı yaygın değildi ve sobacılık itibarlı meslekler arasındaydı.
 
Gövdesi silindir ve her iki ucu koni şeklinde olan bu sözde roket üç ayağı üzerinde durmaktaydı ve burnunu oluşturan koniye, görünüşü tamamlasın diye 12’lik bir de çivi lehimletmiştim, uç kısmı delik olan alttaki koni de eksoz lülesini oluşturmaktaydı.
 
Fırlatma zamanı geldiğinde, gözüme bayağı güzel görünen bu rokete karabarut doldurdum, eksoz lülesine soktuğum bir maytap yardımıyla içindeki barutu ateşledim ve denemeyi izlemek için hemen terasın camlı kapısının arkasına geçtim.
 
Eksozundan alev ve duman fışkıran roketim önce iki ayağı üzerinde yavaş yavaş yükselir gibi oldu ki bu benim için harika bir manzaraydı, ancak hemen sonra ayaklarını tutan lehimler eridi, roket yan yatıp terasın zemininde bir duvardan diğer duvara alevler içinde çılgınca gidip gelmeye başladı ve akabinde bütün lehimler eriyince, gövdeyi oluşturan silindir de “kabak” gibi açıldı.
 
Bu da benim için bir yerlerim yanmadan çok ucuza atlatılmış, faydalı bir tecrübe olmuştu.
 
Bu ve buna benzer karabarut deneylerini yaz günleri evimizin terasında, tehlikesini dikkate alarak açık ortamda ve komşuların endişeli bakışları altında gerçekleştirmekteydim ki kısa bir süre sonra bu iş için yanlış yer seçtiğimi anladım.  
 
Ağustos ayının boğucu sıcak günlerinde terasımızdan sık sık yükselen yoğun, siyah duman bulutlarını korkuyla izlemekte olan komşularımız, bu çılgın küçük adam bir gün evlerimizi yakacak diye ayaklandılar. Sonuçta babam da deney malzemelerime el koydu ve beni bir daha böyle işler yapmaktan men etti.
 
Ben yine de yılmadım, dikkat çekmemek için bu sefer dumansız barut yapmaya kalkıştım. Elime geçen bir kimya kitabından öğrendiğime göre; sülfürik ve nitrik asit karışımına gliserin katarsanız nitrogliserin yapabilirdiniz. Nitrogliserinin içine bir parça pamuk atar ve bir süre bekletirseniz dumansız (pamuk) barutu elde ederdiniz.
 
O zamanlardan aklımda kaldığına göre nitrogliserin, 60 santigrad derecenin üzerinde fazla sıcağa gelmeyen ve çalkalanmaması gereken patlayıcı bir sıvıdır. Isıtırsanız veya şiddetle çalkalarsanız patlar ve etrafa zarar verir. Ilk defa 1847 yılında Italyan bilim adamı Ascanio Sobrero tarafından keşfedilen nitrogliserini, bir takım silisyum bazlı katkı maddeleriyle karıştırarak emniyetle taşınabilecek ve depolanabilecek şekilde katı hale getiren ve 1867 yılında bunun dinamit adı altında patentini alan da Isveçli meşhur bilim adamı Alfred Nobel’dir.
 
Benim bu konuya ilgimin bir başka nedeni de o sıralarda Dehşet Yolcuları (Le Salaire de la Peur) adında bir filmi seyretmiş olmamdı. Bu filmde şimdi ismini hatırlayamadığım bir Güney Amerika ülkesinde tutuşan petrol kuyularını söndürmek üzere kamyonlarla nitrogliserin taşınırken yaşanan dramatik olaylar anlatılmaktaydı. Filmdeki esas çocuk bir kamyon şoförü idi ve birkaç meslektaşı dağ yollarında yüklerinin patlamasıyla parçalanarak feci şekilde can verirken, o taşıdığı nitrogliserini bin bir zahmet ve maharetle yangın yerine ulaştırmakta ve bu işten yüklüce bir para aldıktan sonra evine dönüş yolunda, bu başarının kendisinde yarattığı aşırı güven sonucu kamyonuyla bir uçurumdan yuvarlanarak hayatını kaybetmekteydi. Filmin fragmanında beyaz önlüğü ile kimyager kılığında bir adam elinde tuttuğu deney tüpünden yere bir damla nitrogliserin damlatmakta ve damlayan nitrogliserin büyük bir gürültüyle patlamaktaydı.
 
Okuduğum lisenin kimya laboratuvarından etik olmayan yollarla bir miktar sülfürik ve nitrik asitle gliserin temin ettim, evde kimsenin olmadığı bir gün yine terasta bu sıvıların her birinden birer santimetre küp alarak bir deney tüpünde birbirine karıştırdım.
 
Ancak bir adım sonrasını düşünememiştim; ve sonunda, filmdeki kimyager gibi elimde bir tüp dolusu nitrogliserin sandığım sıvıyla, aklımda filmden feci sahnelerle, ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyette kalakaldım. Neden sonra kendimi toparladım ve tüpü sarsmadan büyük bir itina ile yere bir damla damlattım, hiçbir şey olmadı.
 
Kimya kitabında, hazırladığınız nitrogliserini kurutma kâğıdına emdirin ve üzerine çekiçle vurun, patlayacaktır denilmekteydi. Bunu da yaptım, yine hiçbir şey olmadı, hatta çekici o kadar hırsla vurmuş olmalıyım ki, terasın duvarının kenarından bir tuğla parçası koptu, benim nitrogliserinim yine de patlamadı ve bu işe yaramayan sıvıyı götürdüm, lavaboya döktüm. 
 
Daha sonraları öğrendim ki bu amaçla kullanılacak asitlerin sağlaması gereken bazı özel şartlar varmış, lalettayin asitli sıvılara gelişigüzel gliserin ekleyerek bu işler olmuyormuş. Ve yine öğrendim ki lalettayin pamuğu da nitrogliserine batırmakla dumansız barut yapılamazmış, bu iş için bildiğimiz pamuğun bazı kimyasal işlemlere tabi tutulması suretiyle elde edilen Kollodyum pamuğu kullanılırmış.
 
Bu son (sözde) bilimsel çalışmam beni öylesine kötü etkilemişti ki bir daha böyle işlere kalkışmak içimden gelmedi. 
 
Içinde çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın böyle iyi ve kötü olaylarla geçtiği Sultanahmet’teki o evden eser kalmadı, şimdi yerinde bir çocuk parkı var. Terasta barut yakarken, pencerelerinden beni korkuyla gözleyen komşu siluetleriyle hafızama kazınmış olan tahta evleri de restore edip turistik oteller yaptılar.
 
Bugün geriye doğru baktığımda artık bütün bunlar bana çocukça hevesler olarak görünüyor. Yine de böyle bir başlangıçla herhalde başarılı bir bilim adamı olabilirdim diye düşünüyorum, ama olamadım, uçak mühendisi oldum. Ancak bilime olan ilgim de bugüne kadar hiç eksilmeden devam etti. Şimdilerde ise popüler bilim adına özellikle gençler için böyle yazılar hazırlayarak bir görev yerine getirdiğime inanıyorum ve bundan da büyük mutluluk duyuyorum.
 
Ve son sözüm yetişme çağında çocuğu olan okuyuculara: Çocuklarınıza küçük bir teleskopla, 400 defa büyüten bir mikroskop alınız ve onları bu aletleri kullanmaya özendiriniz, bu suretle hayata bakış açıları, ileride kendilerine ve insanlığa yararlı olacak doğrultuda şekillensin.


 
NOTLAR:
 

 
(1) Bir şekilde imkânım olsaydı eğer, Amerikalı hekim Paul de Kruif’ün yazmış olduğu Mikrop Avcıları “Microbe Hunters” isimli kitabın gençlerde bilime karşı merak duygusu uyandırmak amacıyla, hiç olmazsa liselerde okutulmasını sağlardım. Milli Eğitim Basımevi tarafından 1967 yılında bastırılan ve artık sadece sahaflarda bulunabilen söz konusu kitapta, isminden de anlaşılacağı gibi mikroskopun icadından başlayarak günümüze kadar geçen süre içinde, mikrop adı verilen bazı türleri yararlı, ama pek çoğu sağlığımıza zararlı olan minik canlılarla uğraşan insanların bu yolda harcadıkları çabalar çok değişik bir üslupla hikâye edilmektedir. Ben burada sadece bir fikir vermek üzere 380 sayfalık bu kitaptan enteresan bulduğum birkaç konuyu kısaca aktarmakla yetineceğim. Bu kitabın ilk mikrop avcılarından olan Hollandalı Antoni Van Leeuwenhoeck (1632-1723) ile Italyan Lazzaro Spallanzani (1729-1799)‘ye ayrılmış olan bölümleri bana göre özellikle ilginçtir.
 
Bunlardan ilki, kendi eliyle yaptığı minik merceklerden ibaret ilkel aletlerle mikropları gören ilk insandır. Paul de Kruif kitabında Leeuwenhoeck’ün bu keşfini nasıl yaptığını uzun uzadıya anlattıktan sonra şöyle devam etmektedir:
 

 
“Büyük Iskender Hindistan’a kadar gitmiş ve hiçbir Makedonyalı’nın o zamana kadar görmediği muazzam filler keşfetmişti. Fakat Iskender için at ne idi ise, Hindular için bu filler de o kadar tabii ve günlük şeylerdi. Caesar (Keyzar) Ingiltere’ye gitmiş ve gözlerine inanamadığı vahşiler görmüştü. Lakin bu Britanyalı yabaniler birbirlerine göre, Romalı komutanların Caesar için olduğu kadar tabii idiler. Kim bilir Balboa, Pasifik okyanusunu ilk gördüğü zaman ne kadar büyük bir gurur duymuştu? Halbuki Balboa’ya göre Akdeniz ne ise, Orta Amerika’da yaşayan bir kırmızıderili için de Pasifik o kadar günlük ve tabii bir manzara idi. 
 
Fakat ya Leeuwenhoeck? Delf şehrinin bu belediye kapıcısı, gözle görülmeyen küçük mahluklara mahsus masal aleminin anahtar deliğine gözlerini uydurmaya muvaffak olmuştu. Dünyanın kuruluşundan beri bunlar, kimse farkında olmadan yaşamışlar, üremişler, döğüşmüşler ve ölmüşlerdi. Bunlar kendilerinden on milyon defa daha iri olan insan sürüleri üzerine atılıp bütün bir ırkı mahveden canavarlardı. Bunlar ağızlarından alev püskürten ejderhalardan ve yüz kafalı masal canavarlarından daha korkunç yaratıklardı. Bunlar, bebekleri ılık beşiklerinde ve kralları sağlam kalelerinde öldüren sessiz katillerdi.
 
Leeuwenhoeck’ün yeryüzündeki bütün insanlardan önce seyrettiği bu âlem, görünmeyen, değersiz, fakat amansız, bazen de dost varlıkların dünyasıydı.”
 

 
Lazzaro Spallanzani’ye gelince: Italya’nın Bologna kentindeki Reggio Üniversitesi’nde profesör olan bu mikrop avcısının yaşadığı yıllarda bilim dünyasını en çok meşgul eden konulardan biri, mikropların anne ve babalarının olup olmadığı sorusu idi. O çağda bilim adamı geçinen pek çok insana göre mikroplar pis ortamlarda esrarengiz bir “geliştirici kudretin” etkisiyle, cansız maddelerden ortaya çıkmaktaydılar. Böyle düşünenlere göre yalnız mikroplar değil solucanlar, sinekler hatta fareler bile uygun ortamlarda anne ve babaya ihtiyaç duymadan hayata gelebilmekteydiler. “Sinek mi oluşsun istiyorsunuz, o halde bir sığırı öldürüp sadece boynuzları dışarıda kalacak şekilde toprağa gömün, bir ay sonra bu boynuzları kestiğinizde içinden sinek sürüleri dışarı fırlayacaktır.” demekteydiler.
 
Ağzı açık bir kap içindeki et parçasının bir süre sonra sinek üretmesi de böyle düşünenlerin verdikleri başlıca misaller arasındaydı. Spallanzani böyle bir kabın ağzını bir tülbentle kapatırsak ete yumurta bırakmalarını önlemek suretiyle sineklerin oluşumunu engelleyeceğimizi gösterdi. Ancak bu yolla etin kokuşmasını önlemek mümkün olmuyordu. Kokuşmuş etin mikroskopla tetkikinde çok sayıda mikroplarla karşılaşılıyordu. Spallanzani’nin karşıtlarına göre bu mikroplar da geliştirici kudretin yardımıyla yoktan var olmaktaydılar.
 
Ona göre ise etteki mikroplar, dışarıdaki havadan etin üzerine düşen mikropların çocuklarıydı.
 
Bunu ispat için Spallanzani bir et parçası aldı, önce üzerine bulaşmış olması muhtemel mikropları öldürmek amacıyla bu eti bir cam kabın içinde iyice kaynattı. Sonra bu cam kabın havasını boşaltıp ağzını da içine dışarıdan hava girmeyecek bir şekilde ateşte eriterek kapattı. Bununla da yetinmedi, sağ kalmış olması muhtemel mikropların da ölmesini sağlamak üzere bu haliyle kabı kaynar su içinde bir süre bekletti. Günler geçtikten sonra kabı erittiği yerinden kırarak açtı, mikroskopuyla yaptığı kontrolde, geçen süre zarfında dışarıdaki hava ile ilişkisi kesilmiş olduğu için etin üzerinde mikropların oluşmadığını ispat etti. Karşıtları da yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldılar.
 
Içinde tekhücreli canlıların olduğu bir damla suya mikroskopla baktığınızda bunlardan bazılarının ortalarından kemerle sıkılmış gibi dolaşmakta olduklarını fark edersiniz. Böylelerini izlemeye devam ederseniz, sıkılmanın artıp giderek bölünme halini aldığını, sonra bir an gelip canlının ortasından tamamen ikiye bölündüğünü ve birbirinden ayrılan iki minik mikrobun artık kendi hayatlarına devam ettiğini görürsünüz. Spallanzani’ye göre mikroplar bu şekilde bölünerek üremekteydiler. Karşıtları ise; mikropların, aralarında kaza eseri vuku bulan çarpışmalar nedeniyle ikiye bölünmekte olduklarını iddia ediyorlardı.
 
Bunun üzerine Spallanzani şöyle bir deney daha yaptı: Mikroskopunun lamı üzerinde, içinde mikropların yüzdüğü bir su damlasının yanına mikropsuz bir su damlası koydu, sonra bu iki damlayı bir iğnenin ucunu kullanarak ince bir su tüneliyle birleştirdi ve tek bir mikrobun bu tünelden temiz su damlasına geçmesini sabırla bekledi. Mikroplardan biri bu uzun yolculuğu gerçekleştirir gerçekleştirmez, bir tüy parçasıyla mikroskopunun lamı üzerindeki tüneli ortadan kaldırdı ve tek başına kalan mikrobu izlemeye başladı. Bir müddet sonra bu münzevi mikrop ortasından ikiye ayrıldı ve bu iş bu şekilde devam etti, birkaç saat sonra ise damla, bu tek mikroptan üreyen yeni nesil mikroplarla dolmuştu ve Spallanzani’nin karşıtlarının bu konuda da artık söyleyecek bir şeyleri kalmamıştı.
 
Bütün bunlar şimdi bize tuhaf gelebilir, ancak batıda bilim ve uygarlık bu şekilde gelişmiştir.
 
Kitap daha sonra muhtelif milletlerden Pasteur, Robert Koch, Behrings, Roux, Eliya Meçnikov, Smith, David Bruce, Ross, Grassi, Walter Reed ve Paul Erlich isimli mikrop avcılarının birbirinden ilginç hikâyeleriyle devam etmektedir.
 


 

 

Kuantum Beyin - Bilinç-Beyin Sorununa Yeni Bilimsel Yaklaşım
Dr.Sultan Tarlacı

Bilincin bilimi ile fizik bili arasında fark var mıdır? Sinir sisteminde kuantum mekaniği kuralları işler mi? Beyin bir bilgisayar mıdır? Fizik yasaları bilinçli yaşamın var olması için özellikle mi tasarlanmıştır? Doğanın çeşitli olasılıklarından biri nasıl kendini gerçek şeyler dünyasında sabitler? Nasıl oluyor da aynı atomlar bir yerde bilinçli yapıların, başka bir yerde cansız nesnelerin parçası olabiliyor? Atomlar ya da parçası oldukları yapı hangi noktada bilinç ediniyor? Beyinde nasıl bir kuantum sistemi olabilir ve beynin hangi özellikleri bunu sağlayabilir? Bilinç atom altı düzeyde karşılığı var mıdır? Bilinci kopyalamak ve makineye aktarmak mümkün müdür? Bilinç fizikle açıklanabilir mi? Bilincin fiziği nedir? Zihin maddeye uzaktan etki edebilir mi? Dua ve iyi dileklerin başkasının sağlığı üzerinde etkisi olabilir mi? Bilinç için belli kanunlar oluşturabilir mi? Kuantum mekaniğindeki ölçme sorunu nedir? Schrödinger’in bahtsız kedisi kaderinin kaderini ne belirler? Gözlemci bir deneye ne derece etki eder? Deney yaparken gözlemci miyiz katılımcı mıyız? Belirsizlik gerçek midir yoksa bizim ölçme yetersizliğimizin sonucu mudur? Bir sistemi sürekli gözlediğinizde sabit kalabilir mi? Evren neden 3+1 boyutludur? Makroskobik düzeyde kuantum mekaniği kuralları işler mi? Kuantum ile klasik fiziğinin ayrım noktası nerededir? Özgür irade yanılsama mıdır? Ölçen ve ölçülen aynı sistemler midir? Özne-nesne ilişkisi nedir? Dalga fonksiyonu nedir? Kuantum mekaniğindeki dil sorunu nedir? Doğayı gözlemler miyiz, ona soru mu sorarız?
Yazar: Dr. Sultan Tarlacı
Yayınevi: Kendi Yayını
Sayfa sayısı: 346
ISBN: 978-605-60209-1-9
Basım tarihi: Ocak 2009

 

Kozmos'tan Kuantum'a 1 Bir Patlamanın Sonuçları

Yalçın İnan

ISBN: 9755534040

Şu anda, evrendeki yüz milyar galaksi topluluğu içinde bulunan, orta büyüklükte bir galaksinin eteklerinde yer alan, orta ölçüde Güneş ismindeki bir yıldızın etrafında dönen, orta boyutlardaki bir gezegenin üzerinde yaşamaktayız. İçinde bulunduğumuz evrenin boyutlarını, galaksiler ve yıldızlar arasındaki uzaklıkları düşündüğümüzde o evren içinde adeta bir hiçiz. Güneş sistemi içindeki gezegenimizin boyutları, galaksimiz ve hatta en yakınımızdaki yıldızın uzaklığı yanında çok ufak kalır. Sistemimiz içindeki en uzak gezegen olan Plüton bizden 6 milyar kilometre, bize en yakın yıldız ise bu mesafenin 7000 katı uzaklıktadır. Bize en yakın galaksiye ışık ancak iki milyon yılda gidebilmektedir.Kendimizi neden Dünya adındaki bir gezegende bulduk? Bir milyon yıl önce insan denilen canlı yoktu. Bir milyon yıl sonra gezegenimizde insan olacak mı? Uzay neden bu kadar esrarlıdır? Evren nereden ortaya çıktı, nereye kadar gidecek, ne zaman son bulacak ve sonra ne olacak? Evrendeki yerimiz nedir, nereden geldik, nereye gidiyoruz?Evrenin bir başlangıcı olduğuna göre onu başlatan bir olayın olmuş olması gerekir. Büyük Patlama'dan önce ne vardı? Evrenin bir sonu olacaksa o sondan sonra ne olacaktır? Kozmoloji, relativite ve kuantum mekaniği üçlüsü ile evrenin yaradılışı incelenmektedir. Evrenin nereden geldiğini ve nasıl işlediğini anlamak için yapılan araştırma, insanlık tarihinin en uzun süreli ve en büyük macerasıdır. Orta ölçüdeki bir galaksinin önemsiz bir yıldızın ufak bir gezegeninde yaşayan bir avuç insanın, tüm evreni ve sırlarını çözme çabası inanılmaz bir olaydır.

 

Kara Delikler ve Evrenin Bilinmeyen Sırları
Mehmet Akyol

Evrensel Kardeşlik Yayınevi

Kara delikler nelerdir, nasıl oluşurlar, ne işe yararlar neye dönüşürler.
Yoksa gerçekten zaman veya geçiş kapılarımıdırlar.
Işık hızında seyahat eden biri gerçekten dünyadaki yaşıtından daha genç kalabilir mi?
Işık hızından daha hızlı hareket eden varlık nedir?
Kara deliklerin ve galaksilerin oluşum ve dönüşümleri.
Yıldızların oluşum ve dönüşme şekilleri.
Güneş sistemimiz... vb.
Zamanın uzayıp, kısalıp ve sıçraması.
(Konularla ilgili renkli resimler)

Evrenle ilgili bilinmeyen çok yeni ve çok çarpıcı birçok bilgi ve sırlar bu kitaba yazılıp açıklanmıştır.

502 sayfa, 1. hamur, ISBN: 9759754126; Boyut: 13,5x19,5 cm; Baskı Tarihi: Haziran 2006
Özgün Dili: Türkçe

 

GÜNEŞ DİYE BİR YILDIZ

Yazarı: GEORGE GAMOW
Çeviren: GÜLEN AKTAŞ - REŞİT CANBEYLİ
Hazırlayan:

Yayınevi: YAZKO
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1982

Dili: Türkçe

 

Fiziğin F'si
Çağlar Tuncay

Arkadaş Yayınları


ODTÜ Fizik bölümü öğretim üyelerinden Doç Dr. Çağlar Tuncay, fizik eğitimi alanların dışındakilerin pek girmeye cesaret edemediği bu alanda herkesin keyifle okuyacağı bir eser ortaya çıkarmış. Aslında hayatımızın her anında yer alan fizik kavramları, kuramsal olmayan bir anlatım ve terminolojiye boğulmayan bir dil ile adeta roman sürükleyiciliğinde anlatılıyor.

Fiziğin F'si, uygarlığın ortaya çıkış nedeni sorgulamasının fizik temelinde analizinin ardından, ilk fizikçiler ve fizik yasaları konusunda farklı bir bakış açısıyla eşsiz bilgiler sunuyor. Fizikteki gelişmelerin ve yeniliklerin yer aldığı bölümler, fiziğin temelleri konusunda bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Yazarın sözleriyle; "Söylemeye gerek yok; fizik güzeldir. Dahası, uzaktan sanıldığının tersine, hiç de zor değildir. Biraz merak ve istek duyan herkes fiziğin temel kavram ve yasalarını, uygulamalarını, bu uygulamalardan elde edilen yararları kolaylıkla öğrenebilir. Biraz cesaretle, duvarından atlayıp içeri girebilir ve bu sonsuz güzellikteki bahçenin büyülü havasını derin derin soluyarak, o birbirinden güzel kokuları içine çekebilir..."


176 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9755095110; Boyut: 14 x 22 cm; Baskı Tarihi: Şubat 2007
Özgün Dili: Türkçe

 

Kuantum Fiziği:Yanılsama mı Gerçek mi?

Alastair I.m. Rae

Evrim Yayınevi

» Bilim

Çevirmen : Yurdahan Güler
Aralık 2000, 163 sayfa, ISBN: 9755030964


Albert Einstein'in çok bilinen "Tanrı zar atmaz" sözü onun bugün kuvantum fiziği olarak bilinen bir dizi yeni bilimsel düşünceye kaynak olmuşturBu teoriler evreni ölçümleme ya da gözlemleme girişimlerimizin kendileri tarafından bozulan kararsız bir evren anlamında köten bir meydan okuma sunarak Newton evreninin düzenli defterminizmine tehdit oluşturuyorlardı.Kuvantum fiziğinin en etkileyici yönlerinden biri fiziksel dünya üzerine geleneksel düşünme yollarımızdan büyük bir kavramsal sıçrama yapmamaızı kesin oalrak gerektirmiş olmasıdır.Gözlemcinin kafasının biricik gerçeklik olduğu, ya da paralel evrenlerin olabileceği yolunda uyarıcı olanaklar sunar.Alternatif olarak, tam da onun çelişkileridir ki açık başarılarına karşın kuantum fiziğinin gene de bize düşüncede daha öte bir devrim ve fiziksel evrenin son ve tam kuramını düşündürebilirler.Alastair Rae'nin giriş niteliğindeki açıklaması "bir açıklık başyapıtı" olarak sayılmıştır ve önerilen teorilere cazip bir kılavuz sunmaktadır.

Bir yorum:
Kuantum fiziğinin o garip dünyasını biraz olsun anlayabilmek için siz de dayanılmaz bir ihtiyaç hissediyor musunuz? Temel kuramlarını, insanları bu garip sonuçlara götüren temel deneysel ve mantıksal verilerini merak mı ediyorsunuz? Ya da bu alana uygun bir giriş kitabı ile başlamak mı istersiniz? İşte size uygun kitap belki de budur. Rae, olabildiğince açık olarak, çift yarık deneyleri, ışığın ve maddenin tuhaf doğası, ölçüm sorunu, belirsizlik ve kuantum aygıtları gibi normalde anlaşılması zor konuları (eğer okurken dikkatli olabilirseniz) oldukça anlaşılır şekilde açıklıyor. Elbette piyasadaki diğer kuantum fiziği-felsefesi kitapları kadar kolay okunan bir yapısı yok. Biraz ders kitabı havası olsa da, konunun ilginçliği ve belki de not alma ve sınıf geçme zorunluluğu olmaması, bu kitabı daha rahat okunabilir kılıyor… Gerçekten güzel bir kitap; en azından benim için…
 


Ay'a Yolculuk

Yazar:A. Necati Akgür

 

Evrende Yaşadığımız Yer
Güneş Sistemi


Yayınevi: Doruk Yayınları

Yazar: Osman Demircan, Gözde Bayer

Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Doğa Bilimleri

Özellikler:
Türkçe
158 s.

Açıklama:
"Evrende Yaşadığımız Yer; Güneş Sistemi" kitabı, evrenin içinde yaşadığımız köşesini güncel bilgilerle tanıtmak amacıyla yazıldı. Kitapta aktarılan bilgilerin büyük kısmı uzay çağında 1960'lardan sonra uzay araştırmalarıyla elde edilmiştir. Bilgiler NASA, ESA gibi uzay merkezlerine bağlı araştırma birimlerinin internet sayfalarından derlenmiştir. Kitap yine internet sayfalarından derlenen 48 tane renkli resim içermektedir. Çoğu uzay araçlarıyla yerinde milyarlarca kilometre uzaktan kumandayla çekilen bu resimler insanoğlunun teknolojide geldiği aşamayı göstermekte ve bu uzak dünyaları tanıtmaktadır. Ekte sunulan çok sayıda güncel çizelgeyle kitap, aynı zamanda bir başvuru kitabı niteliği taşımaktadır.
(Arka Kapak)

 

 

Uzay ve Psikoloji
Yuri Gagarin, V. Lebedev

Süreç Yayınları

Uzay gemisi Vostok'la ilk uzay uçuşunu gerçekleştiren Y.Gagarin (1934-1968) ve Sovyetler Birliği'nin önemli psikologlarından V. Lebedev|in hazırlamış olduğu Uzay ve Psikoloji uzay keşiflerinin nasıl hazırlandığı, nelerin dikkate alınması gerektiği, astronotların eğitimi vb. konuları irdeleyen bir kitap. Uzman teknik terimlerden kaçınması, yalın ve akıcı anlatımıyla, kendini konu hakkında hiçbir önbilgisi olmayanlara dahi rahatlıkla okutuyor. (Arka kapaktan)


Çeviren: Sibel Özbudun - 192 sayfa, 3. hamurBoyut: 13x19,5cm; Baskı Tarihi: 1984
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: Psychology and Space

 

Evrende Yolculuk 1 Kozmik Plan

Yayınevi: Zambak Yayınları

Yazar: Ali Ant

Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Popüler Bilim

Özellikler:
Türkçe 134 s. 1. Hamur Ciltsiz 14 x 24 cm İstanbul Ocak 2005 1. Basım Renkli Resimli

Açıklama:
Evrende Yolculuk serisinde, bir düşünce yolculuğuna çıkacağız. En küçük boyutlardan başlayarak, bilinen uzayın sınırlarına kadar uzanacak olan bir düğünce yolculuğu....

Bu yolculuğun, ilk adımı olan "Kozmik Plan" kitabında, evrenin genel bir görünümüne bakacağız, ardından gelen "Kuarklar Ülkesi"nde parçacıklar âlemini göreceğiz, "Yaşayan. Dünyalar" da canlılar âlemini izleyeceğiz ve son olarak da "Yıldızlar İmparatorluğu" nda yıldızlar âlemini gezeceğiz.
(Arka Kapak'tan)

 

Evrende Yolculuk 2 Kuarklar Ülkesi

Yayınevi: Zambak Yayınları

Yazar: Ali Ant

Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Popüler Bilim


Özellikler:
Türkçe 224 s. 1. Hamur Ciltsiz 14 x 24 cm İzmir Ocak 2005 1. Basım Renkli Resimli

Açıklama:
Evrende Yolculuk serisinde, bir düşünce yolculuğuna çıkacağız. En küçük boyutlardan başlayarak, bilinen uzayın sınırlarına kadar uzanacak olan bir düğünce yolculuğu....

Bu yolculuğun, ilk adımı olan "Kozmik Plan" kitabında, evrenin genel bir görünümüne bakacağız, ardından gelen "Kuarklar Ülkesi"nde parçacıklar âlemini göreceğiz, "Yaşayan. Dünyalar" da canlılar âlemini izleyeceğiz ve son olarak da "Yıldızlar İmparatorluğu" nda yıldızlar âlemini gezeceğiz.
(Arka Kapak'tan)

 

Maddenin Özü Elemenler Atomlar, Kuarklar ve Periyodik Cetvel

Yayınevi: Samsara Kitapları
Yazar:
Kategoriler: Bilim-Teknoloji-Mühendislik, Popüler Bilim


Özellikler:
Kasım 2003 Türkçe İstanbul 2. Hamur 64 s. Resimli 14 x 17 cm

Açıklama:
Tek bir atoma yakından bakacak olursak, bizi ilk şaşırtan şey onun başlıca boş uzamdan oluştuğunu görmek olacaktır. Dönüp duran elektronlar, merkezde yer alan ve girdap gibi dönen enerjiden oluşmuş bir galaksinin ortasındaki ufacık bir nokta olan bir çekirdeğin çevresinde karmaşık ağlar örerler. Burada bile sadece yüzeyi kazımış oluyoruz; onun da ötesinde, kuralların gerçekten de garip olduğu ve madde katılığının anlamsızlaştığı ve maddenin dalgalar halinde geldiği dünyalar yer alır. Objektifimizi daha da derinlerdekini saptayacak şekilde ayarlarsak, bizzat bu düğümlenmelerin de giderek daha uçup gidici hale gelen şeyciklerin kümelenmeleri olduğunu fark ederiz.
(Arka Kapak'tan)
 


 

Evren ve Einstein - Lincoln Barnett

EVREN VE EINSTEIN

aynştayn teorisinin kolay anlaşılır açıklaması

Yazarı: LICOLN BARNETT
Çeviren: NAİL BEZEL
Yayınevi: VARLIK YAY
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1980
Dili: Türkçe

Açıklama:  Einstein'ın izafiyet bağıntılık teorisi ile ilk defa uzayı ve evreni yöneten yasaların en akla yakın açıklamasını yapmıştır. bu anlaşılması hayli güç teorinin herkesin anlayacağı bir dille sunumu da bu kitapla gerçekleştirilmiştir.

 

Kadehi Boşalanlar
Engin Çetinbağ
Can Yayınları / Türk Edebiyatı Dizisi

'Düş yorumlarını seviyordu. Bir zamanlar kahve falını sevdiği gibi. Düş içinde düşünmeleri, gördüğü anda düşünü yorumlamayı, düşünü değiştirebilmeyi. Oysa çoğu düş; gözlerimizi açamadığımızda yorumsuzluğa doğru ilerlemez miydi? Zamanı bile aldatıyordu düş. Aynaları, saatleri, pencereleri...'

Engin Çetinbağ, öykü dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Özellikle Çanakkale Öykü Günleri etkinliğinde gerçekleştirdiği yaratıcı çalışmalarla çağdaş öykücülüğümüzün yaygınlaşmasına katkıda bulunan Çetinbağ'ın öyküleri, müzik, sinema gibi başka sanat dallarından da besleniyor. Dikkatli okurların atılan ilmekleri fark edeceği öykülerde 'zaman' ve 'düş' izleği ağır basıyor. Titiz bir Türkçe ve şiirsel bir dil içeren öyküler, düşlerdeki kaygan zaman ile yaşamın tekdüzeliği arasında geziniyor. Kadehi Boşalanlar'da anlatılan kişilerin köklü bir geçmişi var. Farklı bir mistikliği anımsatan özel bir kültürden geldikleri anlaşılıyor. Öykülerden birindeki 'gayya kuyusu'na belki de bunun için gidiyorlar. Böylece kim bilir, bugün hepimizin yaşadığı acılara kendi kuyularında çare arıyorlar. Kadehi Boşalanlar, önemsenip tartışılması gereken bir ilk kitap.
(Arka Kapak)

Türkçe
104 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 20 cm
ISBN : 9789750704727
2004

Sınırlı zamanın ebedi düşleri

Engin Çetinbağ 'Kadehi Boşalanlar'da, zamanın ve düşün peşine düşerek, bu iki kavramı öykülerine yedirmeye çalışıyor

En kısa zaman birimi an'dır. Büyüyen, genişleyen ve yığılan zaman, an'la başlar. Yine, an'la devam eder, bir bitişi, sonu varsa eğer an'la sonlanır. Günlük hayatın ve varoluş hissinin mikro alanı an'dır. Dolayısıyla an, bu yönüyle de insana dair en büyük ayrıntıdır. An en kısa zaman birimiyken, düşler, zamanın sonsuzlaştığı bir soyutluk, bir gerçek dışılıktır.


Bizim zaman anlayışımızın, an fikrinin karşıt halidir düşler. Belki de gizeminin en büyük yönü budur düşlerin. Çünkü düşler, en başta, ölümlülüğümüze durmadan atıfta bulunan, onu gerçek kılan zamanı reddeder.


Engin Çetinbağ, Kadehi Boşalanlar'da, birbirinden apayrı kavramlar olarak düşüneceğimiz bu iki kavramın, zamanın ve düşün çağrışımlarının peşine düşerek, bunların imgelerini, boyutlarını, kısacası sınırlarını belirlemeye çalışıyor. Yazarın bu iki kavramı öykülerine yedirme çabası, aynı zamanda, birbirine ters iki dünyayı kaynaştırma çabası olarak da okunabilir. Çünkü zaman, günümüzdeki kavramsallaştırılmasıyla bir nevi anlamlandırılmış, belirlenmiş bir gerçektir. Aksine düşler, bizim zaman anlayışımıza asla uymaz. Dakikalar süren bir düş, bize tüm uyku boyunca içinde olduğumuz hissini verir. Düşte zaman yoktur. Çetinbağ da, kitaptaki bir öyküsünde, olay örgüsünün hızına rağmen, duvardaki bir saatte akrep ve yelkovanın hiç hareket etmemesiyle bu durumu vurgular.


Dış dünya, gerçekler bize sınırlar çizer. Ama hayaller, fanteziler, düşler, akıl dışılıklar, bilincimizin bu sınırları tanımadığı durumlardır. Bilinçaltı daha özgür, hareketli ve zengindir. Çetinbağ, öykülerinde, birbirinden farklı bu iki dünyanın karşıtlıklarından yararlanıyor. Bir yandan, gerçek hayatın sınırlarında kalırken, öte yandan muğlak, karmaşık ve kolay kolay belirlenemez olan düş dünyasının gizemini çözmeye çalışıyor. Bu iki dünyanın birleştirilme çabasında yazarın imge peşindeki şiirsel dili metni daha zengin kılıyor. Öte yandan yazar, düşleri yorumlayarak, gerçeğin çıplak hâline ulaşma çabasındadır. Örneğin, "Anlamlar düşte yoğundu. Düşü görürken yorumlamayı becerebilirse; sadece bakışlar, konuşmalar değil, nesneler de çırılçıplak görünüyordu." (s. 76) derken, birbirleriyle kaynaştırdığı bu iki dünyadan, zamanın belirleyiciliğinde kalan gerçek dünyayı dönüştürecek bir formül elde etmeyi arzu eder gibidir.

Zaman ve düş kuyuları
'Gayya' adlı öykü, kuyuya düşen bir çocuğu oradan çıkarmaya çalışan Mamuş'un, en az bu kuyu kadar gerçek olan içindeki kuyuyla yüz yüze gelmesini konu edinir. Mamuş'un, bu kurumuş kuyuya girip, çocuğun ölmüş olduğunu görmesiyle beraber, kendi kara, kötülük dolu gayya kuyusu onu içine almaya başlar. Bu gayya kuyusunda çocukluk çağındaki korkular, masallardaki korkunç imgeler, ölümler, mahallede tanık olduğu, oluk gibi kan akıtmaya neden olan bıçaklamalar ve kurşunlamalar vardır.
Düşün bu gerçek dışılığından, bu tuhaflığından Mamuş'u kurtaracak tek şey, yine gerçek hayatın bir kavramı olan zaman olacaktır. Yazar, düşe karşıt olarak zamanı kullanır böylece. Mamuş, cebindeki saati kuyuya düşürdüğünü fark ederek, aniden gerçek hayata döner. Bu aşamada, başka hiçbir işlevi olmasa da, kesinkes zamanın bir imleyeni olarak saat, Mamuş için karabasanlarının, içindeki korkunç kuyunun sonu olmuştur. Saati düşünmesiyle beraber Mamuş, birden ayrıldığı zamanın sınırlarının içine tekrar girmiş, geçmişine, anılarına, değerlerine geri dönmüştür.


Kitaptaki dokuz öykü, zaman ve düş izleğinde buluşmalarıyla dikkatimizi çeker. Bu, öykü kahramanları ve olay örgüsü için de geçerlidir. Kitabın bir öyküsünde karşılaştığımız herhangi bir kahramana, ilerleyen sayfalarda, başka bir öyküde de rastlıyoruz. Hatta kitabın son öyküsü olan 'Balık, Engin Denize Düştü'de, daha önce karşımıza çıkan tüm kahramanları ve -kısmen de olsa daha önceki öykülerin temelini oluşturmuş olayları, burada bir araya gelmiş buluruz. Daha önce kendi düşlerinde ve zamanlarında tanıdığımız kahramanlar, bu öyküde, ortak bir zaman ve ortak bir düş için, daha önce neredeyse hepsinin tek başına bulundukları bir mekânda, bu sefer hep birlikte görünürler.

 

Türlerin Kökeni-Gün Yay.
Charles Darwin

Arka Kapak

"Dengedeki bir zerrecik, hangi canlının yaşayıp, hangisinin öleceğine karar verir..." Darwin'in doğal seçilim kuramı Ortodoks düşünce ve inancı için önemli bir meydan okumayı ortaya koymaktadır. Hiçbir birey veya tür özel olarak yaratılmamıştır; hepsi acımasız bir yaşam mücadelesine kilitlenmiştir ve göreve uygun olmayanlar yok olmaya mahkumdur. Yine de türlerin kökeni (1859), aynı zamanda, ekolojik iç ilişkiler, hayvan ve bitki yaşamları, iklim ve fiziksel çevre arasındaki (ve çıkarsama yoluyla insan dünyasındaki) karşılıklı bağımlılıklarını açığa çıkartan insancıl ve esinlendirice bir bakış açısıdır.
Bilimin katı dili ile edebiyatın detaycılığını birleştiren bir üslupta, genel okuyucu için yazılmış olan Türklerin Kökeni, modern çağın temel eserlerinden birisidir.

Yazar:Charles Darwin
Çevirmen:Orhan Tuncay

Sayfa Sayısı: 495
Baskı Yılı: 2003
Dili: Türkçe
Yayınevi: Gün Yayıncılık


 

Dinsel Paradigma Ve Evrensel Gerçek
Cengiz Yalçın

Arka Kapak

Tez

Evrenin bilinçli olarak algılanması, insanın var ve mutlu olması için, fiziksel ve kozmolojik sabitler, ölçülen hassas değerlere doğaüstü bir güç tarafından ayarlanmıştır.

Karşı Tez

Bilim, doğa kanunlarını matematiksel modeller ile ifade eder. Evren ve canlılık bu kanunların belirlediği doğal süreçler sonucu meydana gelir.

'Bilim insanı sadece bilgi sahibi değil; aynı zamanda doğruları savunabilecek cesaret sahibi insandır.' diyen değerli bilim adamı Prof. Dr. Cengiz Yalçın, yaratılış ve evren arasındaki inanç perdesini bir kez daha bilimin ışığı ile aralıyor.

Copernicus'tan Galileo'ya, Newton'dan Einstein'a, Darwin'den Richard Dawkins'e evren ve yaratılış üzerine pek çok bilimsel bilgiyi akıllı tasarım varsayımı karşısında bir araya getiren Prof. Dr. Cengiz Yalçın, bilim ve inanç arasında yüzyıllardır süregelen bu büyük tartışmanın vardığı noktayı bir kez daha gözler önüne seriyor.

Yazar:Cengiz Yalçın

Sayfa Sayısı: 264
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadaş Yayıncılık

 

Evreni Kucaklayan KarıncaStephen W. Hawking
Alkım Kitabevi

Hawking, önce evrenin kendine özgü bir tuhaflık içinde başlamış olması gerektiğini kanıtladı. Daha sonra sınırsızlık fikrini ortaya atarak, evrenin oluşumunda hiç de tuhaf bir taraf olmayabileceğini gösterdi. Bu arada, kara deliklerin asla büzülemeyeceğini söylerken, bunun mümkün olduğunu keşfetti. Big Ben patlamasıyla ilgili çalışması İncil'deki yaratılış görüşüyle tamamen uyuşuyor gibi görünürken, sınırsızlık fikri Yaratıcıyı işin dışına bıraktı ya da tanımını değiştirdi.
Hawking her büyük düşünür gibi kışkırtıcı ve açık görüşlüdür. Açıklanmış ve desteklenmiş sonuçlara ulaşmışken bunları bir anda acımasızca sorgulayıp yıkabilir. Daha önceki düşüncelerinin yanlış ya da eksik olduğunu kabul etmekten çekinmez. Bu onun bilimin-belki de genel bilimin-işleyiş biçimdir ve fizikçilerin neden hep paradokslara düştüğünün bir açıklanmasıdır. (Arka Kapak)

Stephen hawking'in yaşamı, çalışmaları ve kuramları üzerine çekilen keyifli bir belgeselin kitap olarak yayınlanmış şekli. Aile fertleri, arkadaşları ve meslektaşlarıyla yapılan söyleşilere de yer verilmiş. Alkım tarafından yayınlanmış güzel, keyifli bir kitap, stephen hawking'in bilimsel makale ve çalışmalarının derlendiği kitaplarını okumak isteyenlere güzel ve hafif  bir başlangıç olabilecek nitelikte.



Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
186 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 18 x 23 cm
ISBN : 975-337-037-7
1993
186 s., 1. Basım

Yayıma Hazırlayan : Gene Stone
Çeviri : Sema Sezgin

 

  

YANLIŞ YÖNDE KUANTUM SIÇRAMALAR
Charles M. Wynn / Arthur W. Wiggins,

Çeviren: Aykut Kence,

Tübitak Popüler Bilim Kitapları, 2005, 212 sayfa

Çetin BAL. Aşağıda yorum yapan  arkadaşın yorumlarının hepsine katılmasamda çağımızın bazı proplemlerine ışık tuttuğu için üzerinde düşünülmesi gereken hususlar olduğu kanaatindeyim.

Bir okurun yorumu:

Charles M. Wynn ve Anthur W. Wiggins'in kaleme aldıkları Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar adlı kitabı ilk elime aldığımda sıradan bir popüler bilim kitabı olduğu sanısına kapıldım. Fakat daha ilk sayfayı çevirdiğimde, kitabın içeriğini daha net biçimde veren "Gerçek Bilim Nerede Biter ve Sözdebilim Nerede Başlar?" alt başlığını görünce, okumak gerektiğini düşündüm. Sayfaları tüketmeye başladıkça da, bu kitabı sadece okumakla kalmayıp, özelikle genç kuşaklara tavsiye etmek ve okunmasını sağlamak ihtiyacını hissettim. Bu hissiyatın günümüzün düşünsel ikliminden kaynaklanan bir nedeni var.


Bundan üç-dört yıl kadar önce, İstanbul, Ankara ve Kocaeli'deki üniversite öğrencileri arasında bir 'Safsata Anketi' düzenlemiştik. Sonuçlar tek kelimeyle korkunçtu. Biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında "Adem ile Havva'dan geldiğimize" inananların oranı yüzde seksen beş dolaylarındaydı. Yanlış okumadınız; bu anketi mahalle kahvelerinde değil, biyoloji fakültesi son sınıf öğrencileri arasında yapmıştık, yani şimdi o öğrencilerin hepsi birer biyolog! Dahası var; astronomi bölümlerinde okuyan öğrencilerin yüzde yetmişden fazlası UFO'lara ve astrolojiye inanıyordu. Kadere, cinlere ve Nuh Tufanı'na inananların oranı ise yüzde doksanları buluyordu. Bizde böyleydi de, bilim ve teknolojinin merkezi sayılan ABD'de durum farklı mıydı? Scientific American dergisinin birkaç yıl önce yaptığı bir ankete göre hayaletlere, perili evlere, canavarlara, ölümden sonra yaşama, astrolojiye, UFO'lara inananların oranı yüzde yetmiş-seksenlere varıyordu. Hey gidinin "Bilgi Çağı", "Bilimsel Teknolojik Devrim"i!


Dünyanın en önemli bilim dergilerinden Nature, 28 Nisan 2005 tarihli sayısının kapak konusunu 'Bilinçli Tasarım'cıların eğitim kurumlarındaki faaliyetlerine ayırmıştı. 'Bilinçli Tasarım' (veya 'Zeki Kasıt'), Darwin'in Evrim Kuramı'na yönelik gerici saldırının günümüzde aldığı biçimlerden biri. Evrenin ve canlı türlerinin oluşumunda doğa üstü bir gücün etkisi olduğunu 'bilimsel' bazı kılıflar uydurarak kanıtlamaya çalışıyorlar. Bilimi çarpıtarak, bilime karşı savaşıyorlar!
 

'Oyuncak'tı teleskop!
Bütün bu verilerden dolayı, bilim ile sözdebilim arasındaki sınırı bir kez daha net olarak çekmek önem kazanıyor. İşte Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar bunu amaçlıyor. Kitap ilk üç bölümde 'bilimsel yöntem'in ve 'bilimsel usavurum'un ne olduğunu açıklıyor. Bu tür yazıları okuduğumda aklıma her zaman ünlü Galileo Galilei gelir. Modern bilimin babası sayılan Galilei, bugün bize oyuncak gibi gelecek kendi yaptığı teleskopuyla gökyüzüne bakmayı akıl eder. İşte Bilimsel Devrim başlamıştır; o oyuncak teleskop Ortaçağ karanlığını tarihe gömen bir 'giyotin' işlevi görür. Galilei, kendisine karşı çıkan kilise papazlarını teleskopuyla göğe bakmaya davet eder, ama reddedilir. Tanrı kelamları varken, zındık işi bir alete mi inanılacaktır? Gökte olanları anlamak için kutsal metinlere mi başvuracaksınız, yoksa gökyüzüne mi bakacaksınız? İşte bilim ile sözdebilim arasındaki fark bu kadar 'basit', ama bu kadar 'zor'dur. Bilim 'deney' ve 'gözlem'le başlar, usavurma ile devam eder. Sevgili Galilei'yi kırk kez Pisa Kulesi'nin tepesine çıkaran da aynı gerçek aşkıdır. Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar adlı kitap okuru göğe bakmaya ve Pisa Kulesi'ne çıkmaya davet ediyor. Önemi burada.
Wynn ve Wiggins'in kitabı, sonraki bölümlerinde, bazı sözdebilim örneklerini ele alıp tek tek çürütüyor. Kimliği belirlenemeyen uçan nesneler (Unidentified Flying Objects UFO) gerçekten var mıdır? Kitap yanıt veriyor: "Büyük bir kesinlikle vardır. Hiç kuşku yok: Birçok uçan nesnenin kimliği hâlâ belirlenemedi." Peki bu uçan nesnenin dünya dışından gelen bir uzay gemisi olduğu ne malumdur ('malum' deyince aklıma bir deyim geldi ama neyse)? Bu noktada bir tane bile kanıt yoktur. Hem bu nesnelerin uzaylıların gemisi olduğunu iddia eden UFO'cular, neden hâlâ 'UFO', yani 'kimliği belirsiz' tanımını kullanıyorlar? Demek ki kimliğini belirlemişler! Yapacakları tek şey bu nesneleri (veya inandırıcı izlerini) bize göstermektir. Biz kilise papazı değiliz ki, gökyüzüne bakmaya hazırız.


Kitap ruhçuluk, ölümden dönme deneyimi, hayalet, yeniden doğuş, başka bir bedende dirilme, fal, astroloji, ruh çağırma seansları, yaratılışçılık, telepati, buluculuk, psikokinez (uzaktan etki) gibi konuları da aynı basit usavurmalarla ele alıyor ve okura bir 'bilimsel refleks' kazandırmaya çalışıyor. Ülkemizde de sıcak bir tartışma konusu olduğu için, yaratılışçıların iddialarına karşı bilimin yanıtlarının verildiği bölümü özellikle öneririm.
 

O meşhur söz: Dünya dönüyor
İnsanlar ne yazık ki, Uri Geller adlı bir şarlatanın 'zihin gücü'yle uzaktan çatal kaşıkları büküşünü aval aval seyrediyorlar, ama mikroelektroniğin Mars'taki uzay aracını dünyadan tuşlara basarak yönlendirme düzeyine gelişi üzerinde düşünmüyorlar. Bu müthiş bir olay değil midir? Milyonlarca kilometre ötedeki bir başka gezegene araç yolluyorsunuz, başarıyla yüzeye indiriyorsunuz, hareket ettiriyorsunuz, önüne bir kaya parçası çıktığında yönünü değiştirip hareketinin devamını sağlıyorsunuz; bütün bunları dünyada oturduğunuz yerden bilgisayarınızın tuşlarına basarak yapıyorsunuz. Bilim bunları yapabilecek düzeye erişmiştir. Keşke bir de bu bilimsel bilgi, oturduğumuz yerden tuşlara basıp bir halkın tepesine bomba yağdırmak için kullanılmasa! Fakat insanlık bunu da başaracak. Ne demiş Sevgili Galilei: "Dünya yine de dönüyor"! Her türlü hurafe ve şarlatanlığa karşı bilimsel yöntemi savunmak ile bilimin yıkım araçlarına dönüştürülmesine karşı mücadele çakışmaktadır bugün. Mikroelektroniğin sunduğu olanakları kitle imha araçlarına dönüştüren ülkenin başkanı, bütün bunları "Tanrı'dan aldığı işaret" sonucu gerçekleştirdiğini söylemiyor mu!
Son olarak, eserin çevirmeninin de çok önemli bir bilim insanımız olduğunu belirtelim. Biyoloji profesörü Sayın Aykut Kence, ülkemizde Evrim Kuramına yönelik gerici saldırılara karşı verilen mücadelenin önde gelen neferlerinden değerli bir bilimcimiz.


Tübitak Yayınları'ndan çıkan Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar adlı kitabı okuyun. Kendiniz de okuyun, çocuklarınıza da okutun. Doğru yönde sıçrayabilmek için... Galilei gibi sıçrayabilmek için...

 

Fizik ve Ötesi
Hans Grassmann

Arka Kapak

Fiziğin ne olduğu ne yazık ki okullarda öğretilemiyor: Kuru bir takım formüller ve matematik. Bu kitap özellikle genç okuyucuya matematiğe ara sıra uğrayarak fiziğin nasıl bir şey olduğunu anlatmayı amaçlıyor. Bu amacı gerçekleştirirken tarihe ve azıcık da felsefeye uğruyor. Her ne kadar, kütlenin hızla değişimi gibi bir iki hususta modern anlayışın dışında kalıyorsa da gençlere fiziği daha yakından tanıtmak için yaarlı bir yaklaşım. Bu arada yazarın kitabın sonundaki sözlerine tüm okurların dikkatini çekerim; bence bunu fiziğe ilgi duymayanlarca bile iyice anlaşılması çok yararlı olacaktır.

Yazar:Hans Grassmann
Çevirmen:Çiğdem Buğdaycı

Sayfa Sayısı: 315
Baskı Yılı: 2002
Dili: Türkçe
Yayınevi: Evrim Yayınevi

 

Temel Fizik Cilt: 2
Paul M. Fishbane, Stephen T. Thornton, Stephen Gasiorowicz
Arkadaş Yayınları / Kaynak Kitaplar Dizisi



Dünyamız yeni bir devrim sürecini yaşamakta. Başta fen, mühendislik ve tıp olmak üzere tüm meslekler bu değişimden etkilenmeye başladılar. Metrenin 10 milyarda biri kadar kü-çük boyutlarda maddenin yapısını ve dinamiğini açıklayan kuantum fiziğinin keşfi, dün-yanın sosyal, ekonomik, kültürel ve politik yapısını değiştirecek yeni bir devrimin, NANO-TEKNOLOJİ devriminin temelini oluşturdu. Şimdiden dünya ticaretinin %40 kadarı, kuantum fiziğine dayandırılarak geliştirilen ürünlerden meydana gelmekte. Nanoteknoloji veya kuantum mühendisliği fen-mühendislik-tıp eğitimine yeni bir anlayış getiriyor.

Dünya bilim çevrelerince tanınan üç değerli bilim adamı Fishbane, Gasiorowicz ve Thornton bu değişimi yazdıkları Physics For Scientists and Engineers adlı ders kitabına yansıtmışlardır. Temel Fizik 1 ve 2 işte bu kitabın lisanslı Türkçe çevirisidir. Bu eser fen, mühendislik ve tıp öğrencilerini küreselleşmenin getirdiği koşullara hazırlayan bir programa göre tasarlanmıştır. Amaç, bu eğitimi alan öğrencileri, her ülkede kendilerine iş bulabilen bilgi çağının insanları olarak yetiştirmektir.

Lazer fiziği, nükleer manyetik rezonans, süperiletkenlik, süperakışkanlık, optik ve elektron mikroskopisi, tarama mikroskopisi, yüzey fiziği ve kimyası, yarıiletkenler, düşük sıcaklıklar fiziği, kuantum benekleri ve telleri ve benzeri konular fizik, kimya, biyoloji, mühendislik ve tıp eğitimine yeni bir boyut getirmiştir. Medikal fizik, medikal teknoloji, biyoteknoloji artık bir nano kültürdür. Günümüz dünyasında bilim ve teknoloji, insanın akli yeteneklerini dahi geliştirebilecek yöntemlerin arayışı içindedir. Mühendislik ve tıpta fizik her geçen gün temel meslek bilgisi haline dönüşmektedir.

Dünya yörüngesindeki uydulardan elde edilen bilgiler kuantum mühendisliği yöntemleriyle anlamlı sayısal bilgilere dönüştürülmektedir. Amerika kıtasından fırlatılan bir füzeyi Atlas okyanusundan fırlatılan diğer bir füzeyle Hint Okyanusunda 25.000 metre yükseklikte çarpıştırabilen mühendislik formasyonu geleceğin imzasıdır. Yakın bir gelecekte de bilgi lazer holografisi ile manyetik ortam yerine holografik plaklarda çok yüksek hız ve kapasite ile depo edilebilecektir. Bu konulara yabancılık, meslekleri küresellikten uzak yöresel sınırlara hapseder. Geleceğin profesyonelleri nanoteknolojiyi mesleki bilgilerinin bir parçası haline getirmek zorundadır.

Ülkemizin önemli fizikçilerinden Prof. Dr. Cengiz Yalçın'ın değerli katkılarıyla yayıma hazırlanan Temel Fizik 1 ve 2, kuram ile uygulama, kavramlar ile problem çözme, matematik ile fizik ve son olarak da teknoloji ile geleneksel öğretim yöntemleri arasında bir dengeyi gözetiyor. Dünya bilim çevrelerince tanınan Fishbane, Gasiorowicz ve Thornton tarafından yazılan ve yukarıda kısaca belirttiğimiz son gelişmeleri Tıp, Fen ve Mühendislik eğitimine aktaran bu önemli eseri Türk Yükseköğretiminin hizmetine sunmaktan gurur duyuyoruz.
(Yayın Bülteninden)


Türkçe (Orjinal Dili:İngilizce)
613 s. -- Kuşe-- Ciltsiz -- 22 x 28 cm
ISBN : 9789755093699
2004

Yayına Hazırlayan : Cengiz Yalçın
Editör : Ümit Türkoğulları

Temel Fizik Cilt I | Orjinal isim: Physics and Scientists and Engineers, Extended Version Second Edition

Paul M. Fishbane
, Stephen T. Thornton
, Stephen Gasiorowicz

Arkadaş Yayınları
/ Kaynak Kitaplar Dizisi


1Dünyamız yeni bir devrim sürecini yaşamakta. Başta fen, mühendislik ve tıp olmak üzere tüm meslekler bu değişimden etkilenmeye başladılar. Metrenin 10 milyarda biri kadar küçük boyutlarda maddenin yapısını ve dinamiğini açıklayan kuantum fiziğinin keşfi, dünyanın sosyal, ekonomik, kültürel ve politik yapısını değiştirecek yeni bir devrimin, Nano-Teknoloji devriminin temelini oluşturdu. Şimdiden dünya ticaretinin %40 kadarı, kuantum fiziğine dayandırılarak geliştirilen ürünlerden meydana gelmekte. Nanoteknoloji veya kuantum mühendisliği fen-mühendislik-tıp eğitimine yeni bir anlayış getiriyor.

Dünya bilim çevrelerince tanınan üç değerli bilim adamı Fishbane, Gasiorowicz ve Thornton bu değişimi yazdıkları Physics For Scientists and Engineers adlı ders kitabına yansıtmışlardır. Temel Fizik 1 ve 2 işte bu kitabın lisanslı Türkçe çevirisidir. Bu eser fen, mühendislik ve tıp öğrencilerini küreselleşmenin getirdiği koşullara hazırlayan bir programa göre tasarlanmıştır. Amaç, bu eğitimi alan öğrencileri, her ülkede kendilerine iş bulabilen bilgi çağının insanları olarak yetiştirmektir.

Lazer fiziği, nükleer manyetik rezonans, süperiletkenlik, süperakışkanlık, optik ve elektron mikroskopisi, tarama mikroskopisi, yüzey fiziği ve kimyası, yarıiletkenler, düşük sıcaklıklar fiziği, kuantum benekleri ve telleri ve benzeri konular fizik, kimya, biyoloji, mühendislik ve tıp eğitimine yeni bir boyut getirmiştir. Medikal fizik, medikal teknoloji, biyoteknoloji artık bir nano kültürdür. Günümüz dünyasında bilim ve teknoloji, insanın akli yeteneklerini dahi geliştirebilecek yöntemlerin arayışı içindedir. Mühendislik ve tıpta fizik her geçen gün temel meslek bilgisi haline dönüşmektedir.

Dünya yörüngesindeki uydulardan elde edilen bilgiler kuantum mühendisliği yöntemleriyle anlamlı sayısal bilgilere dönüştürülmektedir. Amerika kıtasından fırlatılan bir füzeyi Atlas okyanusundan fırlatılan diğer bir füzeyle Hint Okyanusunda 25.000 metre yükseklikte çarpıştırabilen mühendislik formasyonu geleceğin imzasıdır. Yakın bir gelecekte de bilgi lazer holografisi ile manyetik ortam yerine holografik plaklarda çok yüksek hız ve kapasite ile depo edilebilecektir. Bu konulara yabancılık, meslekleri küresellikten uzak yöresel sınırlara hapseder. Geleceğin profesyonelleri nanoteknolojiyi mesleki bilgilerinin bir parçası haline getirmek zorundadır.

Ülkemizin önemli fizikçilerinden Prof. Dr. Cengiz Yalçın’ın değerli katkılarıyla yayıma hazırlanan Temel Fizik 1 ve 2, kuram ile uygulama, kavramlar ile problem çözme, matematik ile fizik ve son olarak da teknoloji ile geleneksel öğretim yöntemleri arasında bir dengeyi gözetiyor. Dünya bilim çevrelerince tanınan Fishbane, Gasiorowicz ve Thornton tarafından yazılan ve yukarıda kısaca belirttiğimiz son gelişmeleri Tıp, Fen ve Mühendislik eğitimine aktaran bu önemli eseri Türk Yükseköğretiminin hizmetine sunmaktan gurur duyuyoruz.
(Tanıtım Yazısından)


652 s. — Kuşe– Ciltsiz — 22 x 28 cm
ISBN : 9789755093680
Renkli, Resimli
1. Basım: 2003

Yayına Hazırlayan : Cengiz Yalçın

Editör : Ümit Türkoğulları



FÜZELER, GÜDÜMLÜ MERMİLER ve SUNİ PEYKLER

YAPI ve KREDİ BANKASI KÜLTÜR HİZMETİ

DOĞAN KARDEŞ MATBAACILIK

RENKLİ ÇİZİM RESİMLİ

24.5 X 31 cm.
 

Her Yönüyle Einstein
Shana Priwer

Arka Kapak

Büyük olasılıkla, herkes gibi Einstein'ın ünlü denklemine aşinasınız; peki ya bu kısacık denklemin kara delikler ve zaman yolculuğu gibi akıl almaz konuların başlangıcı olduğunu biliyor muydunuz? Fizikle özel olarak ilgilenmiyorsanız büyük bir ihtimalle cevabınız 'hayır' olacaktır. Ancak kara deliklerin ne olduğunu ya da formülünün aslında ne anlama geldiğini hep merak ettiyseniz Her Yönüyle Eınsteın tam size göre! Az sayıda denklem ve basitleştirilmiş temel teknik açıklamalarla, herhangi bir matematik altyapısına gereksinim duymadan, dünyanın en parlak zekâsının teorilerini bu kitapta bulmanız mümkün.

Üstelik Her Yönüyle Eınsteın, onun dünyaya yön veren teorilerinin yanı sıra sizlere Einstein hakkında merak ettiğiniz diğer her şeyi tek bir kitapta okuma fırsatı sunuyor. Einstein'ın patent ofisindeki basit memuriyetinden dünyaca ünlü bir bilim adamına uzanan öyküsündeki duygusal yanları, evlilikleri ve çocuklarını, ateşli bir barış savunucusu olmasını, kendinde bulduğu hataları, atom bombası nedeniyle aldığı eleştirileri ve daha pek çok şeyi bu kitapta bulacaksınız.

Kısacası, Her Yönüyle Eınsteın fotoelektrik etki kuramından birleşik alan kuramına, her şeyi kapsarken; Einstein'ın dehasını, çalışmalarını ve onu etkileyen çağı herkes tarafından zevkle okunabilecek bir anlatımla HER YÖNÜYLE ortaya koyuyor.


Yazar:Shana Priwer

Sayfa Sayısı: 296
Dili: Türkçe
Yayınevi: Arkadaş Yayıncılık

 

Her Yönüyle Uçaklar
Cutaway Planes - 1995

Clive Gifford

Çeviri: Tarık Alptekin - Gökhan Mandaş

Sayfa Sayısı: 32
Boyutları: 23 x 30,5 cm
ISBN 975-403-133-9
20. Basım - 10.000 Adet

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Çocuk ve Gençlik Kitaplığı'nın "Her Yönüyle" serisinden bir kitap daha: Uçaklar Bir uçağın kumanda edilmesi, aerodinamik ve yakıt, uçakların iniş ve kalkışları, uçuş güvenliği, modern askeri uçaklar, geleceğin uçakları bu kitabın ele aldığı belli başlı konular. Sadece uçaklara ilgi duyanlar için değil tüm bilimseverler için...

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 89
 

Elektronik
Electronics - 1985

Pam Beasant

Çeviri: Erol Tunalı

Sayfa Sayısı: 48
Boyutları: 17 x 24 cm
ISBN 975-403-149-5
16. Basım - 10.000 Adet

Bu kez, hayli genç bir bilim dalını, elektroniği okurlarımıza tanıtıyoruz. Yüzyılın başında ilk elektronik devre elemanlarının geliştirilmesiyle yola koyulan elektronik, öyle hızlı ilerledi ki artık onun olmadığı bir dünya düşünmek olanaksız. Bu kitapta, yüzyılımıza damgasını vuran elektroniğin ilkeleri ve temel devre elemanları, kolayca kurabileceğiniz devreler yardımıyla anlatılıyor. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Çocuk ve Gençlik Kitaplığı’ndan bilimseverler için kılavuz bir kitap...

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 103

 

Ay'a İniş
Discovery Guide: Moonlanding - 1999

Carole Stott

Çeviri : Gürsel Tanrıöver

Sayfa Sayısı: 48
Boyutları: 22 x 28,8 cm
ISBN 975-403-273-4
4. Basım - 2500 Adet

Ay her zaman insanların ulaşmak istediği, gitmeyi düşlediği bir yer olmuştu. 1969 yılında bu hayal gerçekleşti ve ilk insan Ay'a ayak bastı. O gün yıllar süren uzay yarışında da bir dönüm noktasıydı. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Başvuru Kitaplığı'ndan Ay'a İniş ile ilk yapay uydunun fırlatılmasından bugüne yaşanan gelişmeleri adım adım izleyebilirsiniz.

TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 176

 

Işık, Ses Ve Elektrik
Phillip Clarke, Kirsteen Rogers, Alastair Smith, Corinne Henderson

İletişim Yayınları / Popüler Bilim Kitapları


Işık neden oluşur? Ses dalgaları nasıl hareket eder? Elektrik enerjisi nasıl güce dönüşür? CD çalarlar, cep telefonları, radarlar, televizyonlar nasıl çalışır? Bunlar ve benzeri birçok sorunun cevabını bu fizik ve teknolojiye giriş kitabında bulabilirsiniz.

' Bilimsel terimlerin açıklamaları

' Ayrıntılı çizimler, yakın plan fotoğraflar

' Deneyler ve gözlemler

' Ödev ve projeleriniz için resimler ve şemalar

' Alıştırmalar, kendinizi sınayabileceğiz sorular İnternet Bağlantıları

Bu kitaptan bilgisayarınız ve internet bağlantınız olmaksızın da temel bilgi ve başvuru kaynağı olarak yararlanabilirsiniz.

ISBN : 978-975-05-0503-4 Sayfa sayısı : 64 Yayın tarihi : 2007

 

Fizik 4 Dalgalar ve Atom
Mehmet Ali Yaz, Levent Tekin, Ali Özer, Hasan Candan, Sait Aksoy, Zafer KahramanSürat Yayınları

Altın Seri Fizik 4, Dalgalar ve Atom olarak isimlendirdiğimiz bu kitapta Milli Eğitim Bakanlığı'nın Lise 3. sınıflar için hazırlamış olduğu müfredat programında yer alan Dalga Hareketi, Işık Teorileri, Elektromanyetik Dalgalar, Atom Modelleri ve Atom Çekirdeği konularını işledik, Fizik 3, Optik kitabında sadece ışık olaylarını anlatmış; fakat "ışığın ne olduğu" üzerinde durmamıştık. Bu kitapta özellikle ışık olaylarının nasıl gerçekleştiği konusu üzerinde durduk. "Dalga Hareketi" bölümünde, dalga hareketinin incelenmesinin en önemli sebebi ışığın dalga olarak mı tanecik olarak mı yayıldığı sorularına bilim dünyasının verdiği cevaplar ele alındı. "Elektromanyetik Dalgalar" bölümünde, Fizik 2, Elektrik konularında öğrendiğimiz bilgilerden de faydalanarak, ışığın bir başka yönü incelendi ve ışığın bir eloktromanyetik dalga olduğu, gözümüzün algıladığı ışıklardan başka ışıkların da bulunduğu anlatıldı. "Atom modelleri" bölümünde, atom hakkında çok eski çağlardan günümüze kadar uzanan bilgi transferi ve bugünkü modern fiziğin atoma bakış açısı üzerinde duruldu. Atomun yapısının iyi anlaşılması ile ışığın, atom içinde nasıl oluştuğu da açıklanmış oldu. Atom dünyasına girdikten sonra, atom çekirdeği ile ilgili temel bilgilerin verilmemesinin kitabın bir boşluğu olacağı düşüncesiyle son bölümü yazdık. Bu bölümde, çekirdek reaksiyonları olan fiziğin ve fazyon olayları ile birlikte güneş enerjisinin kaynağını anlattık.
(Önsöz'den)

Türkçe
304 s. -- 1. Hamur-- Ciltsiz -- 22 x 27 cm
ISBN : 9755772127
1998
304 s., 1. Basım

 

Neden ve Nasıl Cilt 7 - Zaman

Arka Kapak

Zamanın, hepimizin yaşamında önemli bir yeri var. Ama gerçekte "Zaman nedir?" sorusuna kimse doyurucu bir yanıt veremez. Profesör Dr.Erich Übelaker, bu kitabında, zaman konusunu sürükleyici ve anlaşılır bir biçimde ele alıyor. Zaman ölçümünü, zaman ölçümümün tarihçesini ve işe yarar bir takvim yapmadaki zorluklarını anlatıyor. Bireysel zaman algısının nelere bağlı olduğunu; hangi dış etkenlerin insan, hayvan ve bitkilerde biyolojik saati etkilediğini gözler önüne seriyor.

Yazar:Kolektif

Sayfa Sayısı: 48
Baskı Yılı: 2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tudem Yayınları

 

Enerji, Kuvvet Ve Hareket
Corinne Henderson, Alastair Smith

İletişim Yayınları / Popüler Bilim Kitapları

Enerji nereden gelir? Nesneler neden yukarı çıkmaz da aşağıya düşerler? Bu kitap çevremizdeki fiziksel olaylara ve bunların günlük yaşamımızı nasıl etkilediğine bakmaktadır. Bu kitapla, otomobil ve uçakların nasıl çalıştığını, enerjinin evinizde nasıl güce dönüştürüldüğünü ve daha birçok benzer olayı keşfedin.' Yüzlerce bilimsel terimin açıklaması' Ayrıntılı çizimler ve fotoğraflar' 100'den fazla denenmiş ve onaylanmış internet sayfası' Deneyler ve gözlemler' Alıştırmalar, kendinizi sınayabileceğiniz sorular' Ödev ve projeleriniz için resimler ve şemalarİnternet BağlantılarıBu kitaptan bilgisayarınız ve internet bağlantınız olmaksızın da temel bilgi ve başvuru kaynağı olarak yararlanabilirsiniz.Eğer bilgisayarınız varsa ve internete bağlanabiliyorsanız; www.usborne-quicklinks.com sitesi üzerinden, bu kitapta anlatılanlarla ilgili ek bilgi ve görüntüler içeren güncel internet sayfalarına ulaşabilirsiniz.

ISBN : 978-975-05-0522-5 Sayfa sayısı : 64 Yayın tarihi : 2007
 

Kuvvet Hissedebiliyor musun? Richard Hammond

Arka Kapak

Dünyayı dolaştıran gücün ne olduğunu öğrenin. Lunaparkta radara bindiğinizde, radar aşağıya inerken mideniz neden yukarı çıkar? Köpükler, üflediğinizde neden renk değiştirir? Fizik sadece laboratuvarda değildir. Her yerde, hatta içinizdedir. Fiziğin nasıl olup da her şey hakkında olduğunu bu kitapla öğrenin. Evet, her şey!

Yazar:Richard Hammond

Sayfa Sayısı: 96
Baskı Yılı: 2007
Dili: Türkçe
Yayınevi: Tudem Yayınları

 

Dünya Ve Uzay
(Earth And Space)
Laura Howell, Kirsteen Rogers, Corinne Henderson

İletişim Yayınları / Popüler Bilim Kitapları


Dünyanın bir ucundan diğerine şaşırtıcı bir yolculuğa çıkıp, engin okyanusları, hayatın kaynağı atmosferi ve yerkürenin kızgın çekirdeğini keşfedin. Yolculuğunuz, uzayda yıldızların derinliklerine dalıp, zamanda evrenin doğumuna geri dönerek devam etsin.

' Yüzlerce bilimsel terimin açıklaması

' Ayrıntılı çizimler ve fotoğraflar

' 100'den fazla denenmiş ve onaylanmış web sayfası

' Deneyler ve gözlemler

' Alıştırmalar, kendinizi sınayabileceğiniz sorular


Bu kitaptan bilgisayarınız ve internet bağlantınız olmaksızın da temel bilgi ve başvuru kaynağı olarak yararlanabilirsiniz.

ISBN : 978-975-05-0510-2 Sayfa sayısı : 64 Yayın tarihi : 2007

 

100  Adımda İCATLAR

 


Uzay

Simon Holland

Yazar:Simon Holland

Sayfa Sayısı:
Dili: Türkçe
Yayınevi: Beyaz Balina Yay

 

GÖKYÜZÜ -KENNETH W.GATLAND
İlk Astronomlar, Teleskoplar, Güneş, Sistemi ve Gezegenler, Uzay Yarışı Ay ve Ötesi, Ses Dalgalarıyle Astronomi, Yıldızlar, Galaksiler ve Ötesi, Evrenin varoluşu ve Yapısı, Gelecekteki Uzay Yolculukları ve Uzay Gemileri, Bir Teleskop Yapımı İlk Astronomlar İlk insan, yıldızları büyük bir merakla gözledi, Düşüncesinden Tanrılaştırdığı Güneş ve Ay'a tapınaklar yaptı, Ona göre, Ay'ın Güneş önünden geçerken, Güneş ışınlarını örtmesinden oluşan Güneş tutulması, korkunç bir şeydi. (Kitabın Girişinden) 1. Arkeoloji 2. Kuşlar 3. Yeryüzü 4. Balıklar 5. Etoburlar 6. İnsan Vücudu 7. Böcekler 8. Denizler 9. Haberlerme 10. Hava 11. Bitkiler 12. İlk Canlılar 13. Mikroskop 14. Sürüngenler 15. Para 16. Gemiler 17. Uçaklar

KİTAP ADI : BİLİM DİZİSİ - GÖKYÜZÜ
YAZARI ÇEVİREN:DOÇ. DR. SEZAİ HAZER
BASKI TARİHİ VE YERİ
1981 - İSTANBUL
YAYINEVİ
REMZİ KİTABEVİ
SAYFA SAYISI 48 SAYFA
EBAT
28.5 X 12.5 CM

 

Uçaklar, Gemiler, Roketler Nasıl Çalışır?

Jim Pipe, Mark Jackson

İletişim Yayınları

» Bilim

Çevirmen : Cumhur Öztürk
Temmuz 2009, 80 sayfa, ISBN: 9789750506772

Uçaklar nasıl havalanır ve uçar? Roketler atmosferden çıkıp

uzayda nasıl yol alır? Gemiler su üstünde nasıl kalır? Temel bilim yasalarının nasıl işlediğini gözlemleyebileceğiniz deneyler ve ayrıntılı resimlerle bu soruların cevaplarını öğreneceksiniz.

• Yüzlerce bilimsel terimin açıklaması

• Ayrıntılı çizimler ve fotoğraflar

• Model taşıt planları

• Ödev ve proje hazırlamak için deneyler ve gözlemler

• Bilimsel ilkeler, kendinizi sınayabileceğiniz sorular

Öğren, Uygula

Kitaptaki model taşıt planlarıyla kendi taşıtlarınızı yapın ve uzay, hava, deniz taşıtlarının ardında yatan bilimi keşfedin.

Uçaklar nasıl mı uçuyor?
Usta yazar Tolstoy'un yarı-otobiyografik kitaplarından biri olan "Kazaklar"ı ya da "Uçaklar,Gemiler, Roketler Nasıl Çalışır ?" gibi teknik konuları merak ediyorsanız kitapçılara uğramanızda yarar var...


"Uçaklar nasıl havalanır ve uçar? Roketler atmosferden çıkıp
uzayda nasıl yol alır? Gemiler su üstünde nasıl kalır?" gibi merak edilen teknik soruların cevapları "Uçaklar,Gemiler, Roketler Nasıl Çalışır ?" kitabıyla aydınlanıyor.
 

Uzayın Keşfi
Felicity Trotman

Alkım Yayınları / Büyük Kaşifler Dizisi


Astronomlar ve denizciler insanoğlunun Dünya'nın düz olduğuna inandığı zamanlarda bile yıldızları çok yakından inceliyorlardı. Şimdiye insanlığın önündeki en büyük mücadelelerden bir tanesi olarak uzayın keşfi görülüyor. İşte bu kitapta günümüze kadar kaydedilen gelişmeleri bulabilirsiniz. - İlk astronomlar ve ortaya attıkları teoriler - Eski ve yeni uzay teleskoplarına yakından bakış - Roketlerle ilgilenen bilim adamları - Sputnik ve dünyadan fırlatılan ilk uydular - Apollo 11'in ayın yüzeyine inişi - Ünlü astronotlar - Uzay keşfi araçları ve yapılışlarının öyküsü - Uzayda yaşamakla ilgili fikirler: uzay istasyonları ve Ay üsleri - Uzaylılarla temas Uzayın keşif çalışmalarının derinliklerine büyüleyici bir bakış.

Çeviren: Önder Küçük - 31 sayfa, Kuşe, 1. hamur, ISBN: 975-337-190-X; Boyut: 17cm x 24cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: İngilizce




Gökyüzünün Öncüleri
Hava Yolculuğunun Sınırlarını Aşan Cesur Pilotların ve Akıllı Mühendislerin Öyküsü
Molly Burkett

Alkım Yayınları / Büyük Kaşifler Dizisi

Sıcak hava balonlarından, günümüzün sesten hızlı uçabilen uçaklarına kadar uçuşun öyküsünü izleyerek, havacılık tarihini şekillendiren erkek ve kadınlarla tanışın. - İlk kuşadamların başarıları ve başarısızlıkları - Montgolfier kardeşler ve göz kamaştırıcı balonları - Wright kardeşler ve ilk uçuşları - Bleriot'nun Manş Denizi'ni ilk defa uçarak geçişi - Dünya Savaşları'nda kullanılan hava araçları ve uçakları - Amelia Earhart'ın Atlas Okyanusu üzerinde yaptığı uçuş - William Boeing ve ticari uçuş kavramının doğuşu - Frank Whittle ve yaptığı jet motoru - Günümüzde rekor kıranlar ve geleceğin uçakları Havacılığın ve havacılık tarihinin gerçek öncülerine ve yaptıkları keşiflere büyüleyici bir bakış.

Çeviren: Önder Küçük - 31 sayfa, Kuşe, 1. hamur, ISBN: 975-337-192-6; Boyut: 17cm x 19cm; Baskı Tarihi: 2001
Özgün Dili: İngilizce

 

Okuduğum Dergiler:

 

  

 


 

Diğer Kitaplar:

1- PİRAMİTLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
2-NEO SPİRİTİZM MODERN SPİRİTİZM - RUHSELMAN, BEDRI
3-TÜRKİYE UFO RAPORU - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
4-UZAYLILAR GENEL BİLGİLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
5-UZAY ÜSSÜ AY - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
6- ÖLÜM VE AHRET TEMEL BİLGİLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
7-SADIKLAR PLANI 4-5-6 Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
8- PSİKOKİNEZİ AKTİF ZİHİN GÜCÜ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
9-Kötülük ve Kaynakları - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
10- HAZRETİ MUHAMMED - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
11- SPEKTRA VE URI GELLER - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
12- PARAPSİKOLOJİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi

13- SAİ BABA MUCİZELER İNSANI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi

14- EKMİNEZİ GEÇMİŞ YAŞAMLARA TRANSLA -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
15- EVRENSEL EVRİM YOLLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
16-UFO BİLİMSEL KURAMLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
17-KOZMOS'DAN DÜNYALILARA - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
18-GÖRÜNEN RUHLAR BİLİMSEL İNCELEMELER -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
19- AGARTA - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
20- ÖLÜM VE ÖTESİ - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
21-EVREN UYGARLIKLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
22-UFO APOLLO ORTAK UZAY UÇUŞLARI - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi

23-SPATYOM ÖTEKİ ALEM MEKANI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
24-UFOLOJİ UZAYLILAR BİLİMİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
25- EVRENSEL YÖNETİCİ MEKANİZMA -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
26- RUHSAL MESAJLAR 2 - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
27- BEDRİ RUHSELMAN BİLGİ ÇAĞI ÖNDERİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
28-APORLAR RUHSAL IŞINLAMA OLAYLARI - Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi

29-USO-OINT DENİZALTI UYGARLIĞI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
30-IŞINLAMA OLAYLAR GÖZLEMLER -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
31-LEVİTASYON YERÇEKİMİNİ YENEN İNSAN -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
32- SOVYETLER UFO KURAMLARI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
33-TELEPATİ -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi

34- PARAPSİKOLOJİ BİTKİLER ARAŞTIRMASI -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi
35-MEDİTASYON TRANSANDANTAL -Yayınevi: Bilim Araştırma Merkezi


36-Agarta I - Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma
37-Agarta II - Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma
38-Agarta III- Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma
39-Agarta IV -Ömer Sami Ayçiçek - Evrensel Bilgi Araştırma

40- Varlık yokluk ve atom - İrfan Tan - Üçdal yayınları - ocak 1975

41- ŞUURLU İNANÇ I - II -  A.Turhan Olgaç -  Renk yayın evi - 1989

42- Sizin Sırrınız I - III- IV  - Melek Çakus

43- Dünya Yapısı Uçan Daireler - Bilim Araştırma Merkezi
44-Japon Ejder Üçgeni - Charles Berlitz
45-Güneş Diye Bir Yıldız George Gamov
46-Otopsi - Roswell Olayı Çev: Yasemin Tokatlı
47- Piramitlerin Enerjisi - Serge V. King - Ruh ve Madde Yayınları
48-Sibernetik Toplum - Frederıc Vester
49- Zülkarneyn yazar: İskender Türe

50- YARATICI İMGELEME Shakti Gawain (AKAŞA)
51- KRİSTAL MUCİZESİ Edmund Harold (AKAŞA)
52- TÜM HASTALIKLARIN ZİHİNSEL NEDENLERİ Louise Hay (AKAŞA)
53- BÜYÜK İNİSİYELER Edouard Schuré (RUH VE MADDE)
54- BÜYÜK PİRAMİT'İN SIRRI G. Barbarin (RUH VE MADDE)
55- BÜYÜMEK ZORUNDAYIZ: KRISHNAMURTI Mary Lutyens (RUH VE MADDE)
56- Hint Felsefesi Batı Felsefe Uzakdoğu H.Zimmer R.M. 1992
57- Hinduizm Hint Din Uzakdoğu S.Nikhilananda R.M. 1978
58- İlahi Komedya İtalya Edebiyat Roman Dante Hilmi 1948
59- İlimden Beklediklerimiz İngiliz Bilim Felsefe B.Russell İş.Bank 1957
60- İlkel Toplum Köle Toplum Batı Sosyoloji Zubritski Sol 1971
61- İrfan Aynası Arap Din Tasavvuf M.Arabi Bahar 1969
62- İkili Sarmal Batı Biyoloji Genetik J.D.Watson Yazko 1982
63- İnsan Aklının Sınırları Batı Psikoloji Nöroloji L.R.Hubbart Altın 1989
64- İnsanın Gerçeği Batı Psikoloji P.D.Auspensky R.M. 1989
65- BÜYÜK SFENKS'İN SIRRI G. Barbarin (RUH VE MADDE)
66- İçsel Özgürlük Hint Psikoloji Patanjali Arıtan 1992
67- İslam Ve Bilim Batı Bilim Din P.Hoodbhoy Çep 1992
68- İlk Çağ Felsefesi Hint Çin Yunan Batı Felsefe H.J.Storing Yol 1994
69- Karl Marx ve Fikir Dünyası Batı Sosyoloji Araştırma R.Garaudy Altın 1969
80- Kofüçyüs Çin Felsefe Konuşmalar E.Pound Bürde 1981
81- Kişilik Çözümlenmesi Batı Psikoloji Psikanaliz W.Reich Pavel 1983
82- Kurtarıcı Batı Bilimkurgu I.Asımov Altın 1986
83- Kant'ın Felsefesi Batı Felsefe Araştırma H.Heimsoeth Remzi 1986
84- İşte Tanrılar Amerika Bilimkurgu I.Asımov Altın 1985
85- Mesnevi Türk Edebiyat Tasavvuf M.C.Rumi M.E.B. 1956
86- Marx-Engels Batı Sosyoloji Biyoğrafi H.Kıvılcımlı
87- Mistizmin Anahatları Türk Din Mistizm C.Sunar
88- Mantık Ve Diylektik Türk Felsefe A.Çubukçu Yurt 1989
89-  Mahabharata Hint Edebiyat Destan J.Claude Can 1991
90- Nereden Geliyoruz Batı Astronomi T.Moreux Akşam 1934
91- Nazım Hikmet Ve Seçme Şiirleri Türk Edebiyat Şiir A.Bezirci A 1975
92- Nedir Bu Felsefe Alman Felsefe M.Heidegger Logos 1990
93- Niçin Diyalektik Türk Felsefe F.Altıok Çağdaş 1977
94- Raja Yoga Hint Psikoloji Meditasyon Y.Ramacharaka Olgaç 1983
96- Sokrates'in Savunması Yunan Felsefe Antik Eflatun M.E.B. 1946
97- Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü, F. Engels
98- Komünizmin İlkeleri, F. Engels
99- Toprağın Ulusallaştırılması, K. Marks
100- Nostradamus Batı Kehanet F.C.Fontbrun Milliyet 1983
101- Feodalitenin Çöküşü ve Burjuvazinin Yükselişi, F. Engels
102- Ailenin, Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni, F. Engels
103- Marksizm ve Din, A. Woods
104- Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, V.I. Lenin
105- Sosyalizm ve din, V.I. Lenin
106- Diyalektik Sorun Üzerine, V.I. Lenin
107- Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, J. Stalin
108- Sosyalizm ve İnsan, Che Guevara
109- Küçük-Burjuva İdeolojisinin Eleştirisi, Maksim Gorki
110- Sosyal Reform mu Devrim mi?, R. Luxemburg
111- Felsefenin Temel İlkeleri, G. Politzer
112- Kapitalist Toplum, Zubritski, Mitropolski, Kerov
113- Bilimin Değeri, H. Poincaré
114- Faşizm, Sınıflar ve Emperyalizm, N. Hikmet
115- Dinle Küçük Adam, W. Reich
116- Metafizik Üzerine Konuşma, Leibniz
117- MEVLANA CELALEDDİN İsmet Zeki Eyüboğlu (ÖZGÜR)
118- Şamanizm Türk Din A.İnan T.T.K. 1973
119- Sosyalizm Geliyor Türk Edebiyat Mizah A.Nesin Tekin 1973
120- Sibernetik Ve Toplum Batı Bilim Sosyal W.Wıenner Özgün 1975

121- Sonsuzun Tohumları Amerika Bilimkurgu I.Asımov Altın 1984
122- Sözler Arap Edebiyat Felsefe H.Cıbran Süreç 1984
123-  Şeyh Bedreddin Türk Din Tasavvuf İ.Z.Eyupoğlu Der 1980
124- Şeyh Bedreddin Türk Din Tasavvuf B.N.Kaygusuz G.Ayak 1957
125- Türlerin Kökeni İngiliz Biyoloji Evrim C.Darvin Sol 1970
126- Upanişatlar Hint Din Brahmanizm M.Ali.Işım Dergah 1976
127- Var oluş Felsefesi Türk Felsefe Derleme Hareket 1967
128- Atomdan Hücreye Türk Fizik Genel M.Yeğin Y.Asya 1980
129- Antik Felsefe Yunan Felsefe W.Kranz Sosyal 1984
130- Az Seçilen Yol Batı Psikoloji M.S.Peck Akaşa 1992
131- Aşk Ermişi Bhagwan Uzak Doğu Felsefe M.D.Vaduda Broy 1990
132- Akıl Çağı Fransız Felsefe Varoluşçuluk J.P.Sartre Varlık 1967

133- YUNUS EMRE Cahit Öztelli (ÖZGÜR YAYIN DAĞITIM)
134- Sidarta Alman Edebiyat Öykü H.Hesse E 1987
135- Buda Hint Din Biyoğrafi Anonim Doğ.Kard.
136- 
137- Var Olmak Türk Felsefe N.Topçu Yağmur 1965
138- Ütopik Sosyalizm Batı Sosyoloji F.Engels Sol 1994
139- Tasavvufun Boyutları Alman Din Tasavvuf A.Schimmel Adam 1982
140- Son Nesil Batı Bilimkurgu A.Clarke Cep 1984

141- Çağdaş Felsefe Türk Felsefe B.Akarsu M.E.B. 1979
142- Böyle Buyurdu Zerdüş Alman Felsefe F.Nietzch Bilgi 1970
143- Bilim Felsefesi Türk Felsefe H.Z.Ülken Ülken 1983
144- Bilim Felsefesi Türk Felsefe C.Yıldırım Remzi 1979
145- Budizm Ve Felsefe Hint Din Felsefe R.Sankrityayan Süreç 1985
146- Bilinmeyen Tehlike Amerikan Bilimkurgu I.Asımov İnkilap 1992
147- Bir Başka Gerçeklik Amerikan Psikoloji Halisilasyon C.Casteneda Yol 1982
148- Batı Düşüncesindeki Dönüm Noktası Batı Felsefe Sosyoloji F.Capra İnsan 1992
149- Bütün Yönleriyle Bedreddin Türk Din Tasavvuf N.Kurdakul Döler 1977
150-  Çarpışan Dünyalar Batı Bilimkurgu Velikoviski Venüs 1985
151- Çağımızın Sorunları Üzerine Düşünceler İngiltere Felsefe B.Russell Cem 1972
152- Diyalektik Materyalizm Rus Sosyoloji Felsefe Kuusinen Sosyal 1965
153- Dördüncü Güneş Batı Bilimkurgu Anonim Ant 1971
154- Hayyam İran Edebiyat Felsefe Ö.Hayyam Cem 1973
155- Hallacı Mansur Türk Din Tasavvuf D.Gündüz Göl 1991
156- Tasavvufun Boyutları Alman Din Tasavvuf A.Schimmel Adam 1982
157- Yunus Emre Türk Edebiyat Şiir S.Eyupoğlu Cem 1972
158- Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum Batı Psikoloji E.From Say 1989
159- Dr Moreau'nun Adası - H. G. Wells
160- DNA ve Bilinçli Şifa - Yazar: Sol Luckman
162- Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı Carl Sagan -TÜBİTAK Yayınları
163- UZAYIN SINIRLARI - Yazarı: ISAAC ASİMOV
164- ZAMANDAN KAÇIŞ -Yazarı : ISAAC ASIMOV -Yayınevi : ALTIN KİTAPLAR,1984
165- Kozmik Bağlantı - Carl Sagan - Çeviren: Maktav Dinçer
166- HACI BEKTAŞ VELİ İsmet Zeki Eyüboğlu (ÖZGÜR)
167- TANRI TAŞTA UYUR Rudolf Kaiser (DHARMA)
168- SEVİNÇ VE GÜZELLİK ALEMLERİ Albert Pauchard (RUH VE MADDE)
169- BEYTİ DOST derleyen: S. E. Özel (SİHAP YAYINLARI)
170- İLAHİ AŞK M. Arabi (İNSAN YAYINLARI)
171- İZLERİN ÖTESİNDE Muammer Sağlam (ÖZEL YAYIN - Ankara)
172- TAO SESSİZDİR Raymond M. Smullyan (DHARMA)
173- KONSANTRASYON Swami Vivekananda (RUH VE MADDE)
174- RUHSAL ALEMİN SONSUZ İMKANLARI Albert Pauchard (RUH VE MADDE)
175- OBSESYON Alan Kardec (RUH VE MADDE)

176- YENİ BİR ÇAĞ Işık Yazan (ÖZEL YAYIN - İstanbul)
177- SPATYOM - 1 (B.A.M.)
178- SPATYOM - 2 (B.A.M.)
179- ANAGEMİ-UFO (B.A.M.)
180- MEDİTASYON (B.A.M.)
181- UFO BİLİMSEL KURAMLARI (B.A.M.)
182- AGARTA - 3 (B.A.M.)
183- EVRENSEL EVRİM YOLLARI (B.A.M.)
184- KARMA (B.A.M.)
185- EVRENSEL YÖNETİCİ MEKANİZMA Dr. Bedri Ruhselman (B.A.M.)
186- DÜNYA ÖĞRETMENİ - İSA (B.A.M.)
187- EVREN UYGARLIKLARI (B.A.M.)
188- ŞUURALTI VARLIĞI G. Geley (RUH VE MADDE)
189- TUFAN ÖNCESİ ATLANTİS Edgar Cayce (RUH VE MADDE)
190- YEDİ GECE Jorge Lois Borges (CAN)
191- KADER BİLMECESİ A. Pauchard (RUH VE MADDE)
192- 30 DERSTE RUHSAL GÜÇLERİ GELİŞTİRME TEKNİĞİ L. Rampa (RUH VE MADDE)
193- MEDİTASYON Swami Sivananda Sarasvati (RUH VE MADDE)
194- RUHÇULUĞUN VE RUHSAL TEBLİĞLERİN ÖZELLİKLERİ A. Kardec (RUH VE MADDE)
195- METAPSİŞİK TERİMLER SÖZLÜĞÜ Ergun Arıkdal (RUH VE MADDE)
196- İNSANIN GERÇEĞİ: "KENDİNİ BİLMEK" P. D. Ouspensky (RUH VE MADDE)
197- YÜCE AKLIN ERDEMİ Lau Tzu (RUH VE MADDE)
198- RUHLAR ARASINDA Dr. Bedri Ruhselman (RUH VE MADDE)
199- Ölümsüz Olduğum Zamanlar - Muammer Kırdök - Notos Kitap Yayınevi
200- TEKAMÜLCÜ RUHÇULUK G. Geley (RUH VE MADDE)
201- İNSANIN KADERİ Edgar Cayce (RUH VE MADDE)
202-  BUDA'NIN ÖĞRETİSİ Paul Carus (RUH VE MADDE)
203- TELEPATİ UZADUYUM BİLİMSEL İNCELİMİ 1978 - (B.A.M.)
203- SINIRLAR - BİLİMDE SON NOKTALAR - TIM RADFORD
204- EİNSTEİN JEREMY BERNSTEİN YAZKO BİLİM YAYIN.1983
205- BİLİMSEL GÖRÜŞLE HİPNOZ-MURAT YURDAKÖK - 1977
206- Sırların Sırrı (sırrül Esrar) Yazar: Abdulkadir Geylani
207- Hazreti Muhammed`in Açıkladığı Allah - Ahmed Hulusi Akıl ve İman - Ahmed Hulusi
208- ARZ'DAN ARŞ'A Mİ'RAC - Yazarı : Hans Von Aiberg (Bülent Aybek)
209- ARZDAN ARŞA MİRAC 2 - Yazarı : Hans Von Aiberg (Bülent Aybek)
210- Arz'dan Arş'a Mi'rac / cilt 3  Yazarı : Hans Von Aiberg (Bülent Aybek)
211- Arz'dan Arş'a Sonsuzluk Kulesi 2. Cilt - Yazarı : Hans Von Aiberg (Bülent Aybek)
212- BİLİM ve SAĞDUYU / OPPENHEIMER - Türkçesi: Onur Öymen
213- KİBERNETİK(Felsefe ve Bilimler Arasında Köprü) Yazar: Er KUND
214- THOMAS A. EDİSON-BİLİME YÖN VERENLER
215- BİLİM MERAKI - Yurdaer İhsan Aksoy
216- SINIRLAR - BİLİMDE SON NOKTALAR - TIM RADFORD
217- UZAYDAN GELENLER VE UZAYLI TİPLER -CHARLES BOWEN - JADER U. PEREIRA ÇEV: E. ARIKDAL - S. GERÇEKSEVER RUH VE MADDE YAYINLARI / 1977
218- BÜYÜK RUH UN HABERCİSİ 1 -2  SILVER BIRCH
219- MADDE VE ENERJİ ATOM BOMBASI DR. ALİ RIZA BERKEM İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
220- DİNOZORLARIN SESSİZ GECESİ 1-6 Hoimar Von Ditfurth (ALAN YAYINCILIK)


221- Bilimin Öncüleri - Cemal Yıldırım
222- Orta Çağda Fizik Bilimleri - Edward Grant çev: Aykut Göker
223- BİLİM FELSEFESİ-ÖMER DEMİR VADİ YAY.
224- SEVGİDE AYRILIK YOKTUR TANRI SEVGİDİR BEYAZ KARTAL RUH VE MADDE YAY.
225- NASRETTİN HOCA / HAYATI KİŞİLİĞİ FIKRALARI ÖZELLİKLERİ yazan: Alpay Kabacalı
226- Ahmet Yesevi Hayatı, Fikirleri ve Hikmetleri Yazar: Ahmet Seyrek
227- Varolmanın Boyutları William C. Chittickİnsan Yayınları
228- Tasavvuf Kısa Bir Giriş William C. Chittickİz Yayıncılık Buda Zihnini Kazanmak
229- Buda Zihnini Kazanmak Sheng Yen
230- ATLANTİS'İN ESRARI - CHARLES BERLITZ
231- ANTİKÇAĞ DÜŞÜNCESİNDE TANRI VE VARLIK SORUNU Yazarı: YUSUF ZİYA İNAN
232- GENÇ BİLİM ADAMINA ÖĞÜTLER-P.B.MEDAWAR
233- Aklın Türleri – Daniel C. Dennett
234- Sağduyu: Tanrısızlığın İlmihali – Jean Meslier
235- Evrim ve Yaratılışçılık – Michael Shermer
236- Tanrı Yanılgısı – Richard Dawkins
237- Tüm Yönleriyle Reiki W. Lübeck- F. A. Petter Ege-Meta Yayınları
238- Yüce Benliğin Bilgeliği Yazar: Paul Brunton Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
239- ATOM ENERJİSİ VE ATOM BOMBASI-1950  Yazan: Şeref Kara Pınar
240- Chakra El Kitabı Yazar: S. Sharamon, B. J. Baginski
241- Cumhuriyet Türk Mucizesi Yazar: Turgut Özakman
242- Şu Çılgın Türkler yazar: Turgut Özakman
243- Nutuk ( Söylev ) Yazar: Gazi Mustafa Kemal- Yayınevi: İnkılap Kitabevi
244- Hayat, Ölüm ve Ötesi Yazar: Haluk Hacaloğlu Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
245- Anadoluda Tasavvuf Yolları Yazar: Ramazan Muslu -Ensar Neşriyat - 2007 İst
246- ALICE HARİKALAR DİYARINDA - Lewis Carroll
247- Balonla Beş Hafta Yazar: Jules Verne Yayınevi: Yuva Yayınları
248- Binbir Gece Masalları Yazar: Richard F.Burton Yayınevi: Can Yayınları
249- Bir Yaz Gecesi Rüyası Yazar: William Shakespeare Yayınevi: Remzi Kitabevi
250- Bir İdam Mahkumunun Son Günü Yazar: Victor Hugo Yayınevi: Can Yayınları
251- Sefiller - Victor Hugo; Çeviren: Kerim Çetinoğlu İskele Yayıncılık
252- Notre Dame'ın Kamburu Victor Hugo; Çeviren: İ. Buket Yılmaz Antik Yayınları
253- En Mavi Göz - Yazar: Toni Morrison Yayınevi: Can Yayınları
254- Faust - Yazar: Johann Wolfgang von Goethe- Yayınevi: İskele Yayıncılık
255- Franz Kafka - Seçme Öyküler Yazar: Franz Kafka Yayınevi: Epsilon Yayınevi
256- Güliver`in Gezileri Yazar: Jonathan Swıft Yayınevi: Elips Kitap
257- Günceler- Yazar: Franz Kafka - Yayınevi: Gün Yayıncılık Çevirmen: Orhan Tuncay
258- Haberci Yazar: Halil Cibran Yayınevi: Anahtar Kitaplar Yayınevi
259- Hayyam Yaşamı ve Bütün Dörtlükleri Yazar: Öner Yağcı - Yayınevi: Gün Yayıncılık
260- Holistik Evren Tasarımı Yazar: Aydın Arıtan Yayınevi: Arıtan Yayınevi
261- İçsel Gerçeklik Yazar: Paul Brunton Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
262- İnsanın Kaderi Yazar: Edgar Cayce Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
263- Kolay Meditasyon Rehberi Yazar: Roy Eugene Davis Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
264- Mistik Hind'in Hazineleri - Andrew Harvey
265- Tanrı'nın Kapısını Çalan Bilim" - Carl Sagan'ın
266- Büyük Çekişmeler - Yazar: Hal Hellman Yayınevi: Tübitak Yayınları
267- Bilinçdışının Kaşifi - Sigmund Freud Yayınevi: Tübitak Yayınları
268- YILDIZ ASTROFİZİĞİNE GİRİŞ CİLT 3 Yazarı: ERİKA BÖHM-VİTENSE Çeviren: CAFER İBANOĞLU
269- FİZİĞİN TEMELLERİ 1 DAVID HALLIDAY ROBERT RESNICK MEKANİK VE TERMODİNAMİK
270- ASTRONOMİ Yazarı: SEZAİ HAZER Yayınevi: REMZİ Yayın Yeri: İSTANBUL Yayın Yılı: 1974
271- ASTRONOMİ  Yazarı : JOHN FARNDON Yayınevi : BULUT YAYIN DAĞITIM, 2008
272- Astronomi - Dr. N. Gökdoğan Yazarı : Dr. N. Gökdoğan Yayınevi : M.E.B.,1945
273- RADYO ASTRONOMİ VE UZAY ARAŞTIRMALARI Yazarı: DOÇ.DR.M.ÜNAL AKYOL Yayınevi:SELÇUK ÜNİVERSİTESİYAYINLARI,1988
274- Rüyadan Uyanış Yazar: Bartholomew Yayınevi: Akaşa Yayınları
275- İstemenin Esrarı Yazar: Muhammed Bozdağ Yayınevi: Nesil Yayınları
276- Bilim Ansiklopedisi (2 Cilt Takım ) Yazar: Kıngfısher Yayınevi: Milliyet Yayınları
277- KİRLİAN FOTOĞRAFÇILIĞI ARAŞTIRMA VE BEKLENTİLER Yazarı : LUİGİ GENNARO
278- Atlantis Bilgeliği - Murry Hope - Sınır Ötesi Yayınları
279- Kadim Bilgeliğin Yeniden Keşfi - Fernand Schwarz
280- Ruhsal Hayatın Değişimi/ Metamorfoz -Rudolf Steiner
281- Bilgelik Bilinci-Yüksel Yazıcı -İm Yayın Tasarım
282- Kapitalist Devletin Geleceği - Bob Jessop
283- Mevlana'dan 100 Bilgelik Hikayesi - Idrıes Shah
284- 99 SORUDA UZAY VE UZAY ARAŞTIRMALARI Yazarı: CAN AYDAY
285- YOKOLUŞ İLKESİ vE EVRENİN OLUŞUMU 1.KİTAP Yazarı: İBRAHİM GÜLSOY -1973
286- Soru ve Yanıtları ile Sovyetler'de Uzay Çalışmaları - 1988
287- EINSTEIN VE KAİNAT (OLAYLARIN ESRARINDAN BİR IŞIK) Yazarı: CHARLES NORDMANN - 1959
288- İNSAN BU MEÇHUL - ALEXIS CARREL
289- Nereden Geliyoruz "İnsan Evriminin Romanı" Yazarı : Bernard Werber
290- PLAZMA FİZİĞİ Yazarı : S.R.SESHADRI Yayınevi : E.Ü.,1993
291- YILDIZ ASTROFİZİĞİNE GİRİŞ CİLT 1 Yazarı : ERİKA BÖHM-VİTENSA Yayınevi : E.Ü.,1996
292- Atomlar ve yıldızlar Yazarı : pierre rousseau Yayınevi : üniversite kitabevi,1946
293- Başka Dünyalarda Hayat Yazarı : Spencer Jones Yayınevi : Milli Eğitim Bakanlığı,1963
294- ETRAFIMIZDAKİ KAİNAT Yazarı: SIR JAMES JEANS Çeviren: ORD.PROF.SALİH MURAT UZDİLEK -1950
295- HERKES İÇİN FİZİK 2.ÇKİTAP / FOTONLAR VE ÇEKİRDEKLER Yazarı: A.İ. Kitaygortodsky
296- VARLIKSAL İLKELER Yazarı : RUH VE MADDE YAYINLARI Yayınevi : ,1992
297- 6. DUYU VE ÖTESİ / BİLİNMEYEN DÜNYANIN SIRLARI Yazarı : MİLLİYET Yayınevi : ,1986
298- Bilimsel Gaflar - Bılly ARONSON- Tübitak
299- Patlayan Güneşler - Isaac ASIMOV -İnkılap Kitabevi
300- Sirius Gizemi (The sirius Mystery )Robert TEMPLE - Ruh ve Madde Yayınevi

301-UZAY ZAMANDA KARADELİKLER Kitty FERGUSON
302- KOZMİK ÇARPIŞMALAR Dana DESONIE
303-UZAYDAN GELENLER Charles BOWEN ? Jader U. PEREIRA
304-TÜRKİYE UFO RAPORU BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ
305-PSİŞİK GÜCÜNÜZ Carl RIDER
306-İKİLİ SARMAL Jean D.WATSON
307-ÖLÜMDEN SONRAKİ HAYAT Peter HOUGH - Jenny RANDLES
308-KAİNATIN SIRLARI Reader DIGEST?TEN
309- ZAMANSIZ DÜNYA Peter KOLOSİMO
310-BAŞKA DÜNYALARIN TANRILARI Peter KOLOSİMO
311-TANRILARIN STRATEJİSİ Erich VON DÄNİKEN
312-
313-YILDIZLARDAN GELEN TANRILAR Selman GERÇEKSEVER
314-EVRENDE YAŞADIĞIMIZ YER?GÜNEŞ SİSTEMİ?Prof.Dr.Osman DEMİRCAN-Gözde BAYER
315-UZAYLILAR Peter HOUGH - Jenny RANDLES
316- Sultan Hakikat - İlhami Aydın Aytaç
317- Kum Tanesi Gibi - Ömer Sami Ayçiçek
318- Dönüşüm- Franz Kafka (1915)
319- Macbeth, William Shakespeare (1606)
320- The Principles of Ultra Relativity - Shinichi Seike - Gravity Research Ins.
321-
322-
323-
324-
325-
326-
327-
328-
329-
330-

Romanlar:

1- Charles Dickens - Great Expectations - Unabridged

Türkçe'ye
"Büyük Umutlar" olarak tercüme edilen roman İngiliz
edebiyatının dev yazarı Charles Dickens tarafından kaleme alınmıştır. Bu
romanında yazar, insanlar arasındaki sevgisizliğe, ikiyüzlülüğe karşı çıkarken,
para hırsı ve ayrımcılık üzerine kurulu toplum düzenini de acımasızca
eleştirmektedir. Büyük Umutlar, yazarın canlandırdığı çok renkli,
unutulmaz kahramanlarının yer aldığı bir romandır...

2- Fareler ve İnsanlar, (Of Mice and Men), Nobel ödülü sahibi yazar John Steinbeck tarafından yazılmış bir romandır. Roman, 1937 yılında basılmıştır.

Yalnızlığa terk edilmiş, umarsız insanların öyküsünü dile getiren Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck'in en bilinen yapıtlarından biridir
 

3- Vadideki Zambak, BALZAC

...ilk yayınlanışında (1836) beklenen ilgiyi görmemiş, Honore de Balzac'ın en az satılan kitaplarından biri olmuş, yazarını büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştı. Oysa Honere de Balzac, üzerinde en çok çalıştığı, en kusursuz, en büyük romanlarından birini yarattığı inancındaydı. Ama zaman Balzac'ı haklı çıkardı. Vadideki Zambak, daha sonra yazarın en sevilen, en çok okunan romanlarından biri oldu. Bu roman, on dokuzuncu yüzyıl Fransız edebiyatının iki büyük yöneliminin, romantizim ile gerçekçilik akımının kavşak noktasında ortaya çıkar ve dünyanın en ünlü aşk romanlarından biri olarak gerçek yerini alır. Balzac, aşk'a derin bir gerçekçilik kazandırırken, çağının toplumsal olgularını ve koşullarını yansıtmaya da büyük özen gösterir.

4- Ernest Hemingway -Çanlar Kimin İçin Çalıyor

5-Hamlet   - William Shakespeare
Antik Yayınları;
İstanbul, 2008, 13,5 x 19,5 cm, 206 sayfa, Türkçe
ISBN No: 9789944184106
 

Babası öldükten sonra annesiyle evlenen amcasının aslında babasının katili olduğunu öğrenen Danimarka Prensi Hamlet derin bir acıya kapılır.

Acı çekmek ya da kendini öldürerek bu acıyı dindirmek arasında bocalayan Hamlet'in ikilemini, Shakespeare ünlü 'Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu! ' sözleriyle dile getirir:

'Acaba zalim feleğin okuna, taşına göğüs germek mi, yoksa bu mihnet deryasına karşı koyarak hepsine son vermek mi daha asil bir hareket olur? Ölmek: Uyumak... Hepsi bu kadar... Ve bir uykuyla bütün kalp ağrılarını, vücudun yakındığı binbir derdi dindirebilmek... İşte varlığımızın özlediği netice! Ahh, işte güçlük burada! Çünkü ruhumuz bu fani kalıptan sıyrılıp ölüm uykusuna daldığı an, nasıl bir rüya göreceğimizi kim bilir? '

6-

7- Bab-ı Esrar - Ahmet Ümit / Doğan Kitap / Roman / 2008 / 396 sayfa


“Ahmet Ümit’ın son romanı, Bab-ı Esrar… Yaşamı, aşkı ve inancı yeniden düşünmek için…

Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti…

Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ.

Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor.

Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için…

8- Noturdam'ın Kamburu Fransa Edebiyat Roman V.Hugo Güven 1958

9- Sefiller Fransa Edebiyat Roman V.Hugo Ak 1959

10- Veba Fransa Edebiyat Roman A.Camus Varlık 1955
 

Ansiklopediler:

1- FİLOZOFLAR ANSİKLOPEDİSİ - 4 CİLT - TAM TAKIM

Yazarı: CEMİL SENA
Çeviren:
Hazırlayan:
Yayınevi: REMZİ KİTABEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1974
Dili: Türkçe


Açıklama:C.1: A - D 612 SAYFA
C.2: E - H 518 SAYFA
C.3: I - Q 730 SAYFA
C.4: R - Z 592 SAYFA

2- BİLİNMEYEN ANSİKLOPEDİSİ İNSAN BEYNİNİN UZAYIN VE ZAMANIN BİLİNMEYEN DÜNYASI 10 CİLT TAKIM

3 -BİLİM VE TEKNOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ - 7 CİLT TAKIM

Yazarı:
Çeviren:
Hazırlayan:

Yayınevi: GELİŞİM YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1980

Dili: Türkçe

Açıklama:BİLİM VE TEKNOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ
7 CİLT TAKIM
GELİŞİM YAYINLARI
1980
HER SAYFASI RENKLİ BASIM
BEYAZ KAĞIT
TOPLAM 2356 SAYFA
ÇOK TEMİZ
CİLT 1
ABAK - BUZ ERİTME SİSTEMLERİ
CİLT 2
CAM - ELEKTRİK KABLOSU
CİLT 3ELEKTRİKLİ TAŞITLAR - HALI YAPIMI
CİLT 4
HALOJEN - KİBRİT ÜRETİMİ
CİLT 5
KİLİT - ORG
CİLT 6
ORGANİK KİMYA - SÜSPANSİYON
CİLT 7
SÜZME VE AYIRMA - ZİNCİRLE TAHRİK
 

4- BİLİMLER ANSİKLOPEDİSİ / 4 CİLT ( TAKIM)

Yazarı:
Çeviren:
Hazırlayan: ARKIN KİTABEVİ

Yayınevi: ARKIN KİTABEVİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1976

Dili: Türkçe

 

5- BİLİM VE YAŞAM ANSİKLOPEDİSİ
BİLİM VE YAŞAM - ÇAĞDAŞ BİLİM VE TEKNOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ
6 CİLT - HER CİLT ORTALAMA 300 SAYFA
GELİŞİM YAYINLARI

6- YENİ BİLİMLER ANSİKLOPEDİSİ - 6 CİLT TAKIM
EĞİTİM TEŞEBBÜSLERİ LTD. ŞTİ.
1199 SAYFA

7- BİLİM DÜNYASI ANSİKLOPEDİSİ-3.CİLT  ARKIN KİTABEVİ

8- Nasıl Çalışır-Bilim Teknoloji ve İcatlar Ans.7 Cilt

 

9-

 

Kitaplığım:  Sayfa-1   Sayfa-2   Sayfa-3  Sayfa-4   Sayfa-5

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir.

 © 1998 Cetin BAL - GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 

Ana Sayfa  / Index  / Roket bilimi / E-Mail / Rölativite Dosyası

Time Travel Technology / UFO Galerisi / UFO Technology/

Kuantum Teleportation / Kuantum Fizigi / Uçaklar(Aeroplane)

New World Order(Macro Philosophy) / Astronomy