| |
:: Zaman
Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998
Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkey / Denizli ::
Çetin
BAL'ın
kütüphanesi...
4

İlkçağ Felsefesi - Hint, Çin, Yunan
Batı'da yazılmış olan çoğu felsefe tarihinin dar sınırları bu kitapta
aşılmış ve gerçeği akıl yoluyla arama serüveninin anlatılmasına "Eski Yunan"
felsefesinden değil, ondan hiç de aşağı kalmayan, "Eski Hint" ve "Çin"de
gelişmiş olan düşüncelerle başlanmıştır. "Eski Hint ve Çin" düşüncesinin
felsefe tarihi çerçevesi içine alınması pek çok konuya yeni ve geniş bir
bakış açısı getiriyor.
Bu kitapta, en derin felsefi düşünceler bile, yalnız felsefecilerin
anlayabileceği ağır bir felsefe diliyle değil, rahat ve sürükleyici bir
konuşma diliyle anlatılmaya çalışılıyor. Pek çok kez basılmış, gözden
geçirilmiş olan bu çalışma, geniş bir okuyucu kitlesinin ilgisini çekmiş ve
kalıcı bir başarıya ulaşmıştır. Almanya'da öğrencilere yardımcı ders kitabı
olarak önerilmiştir.
Yazar: Hans J. Störig
Yayınevi: Yol Yayınları
Çevirmen: Cemal Güngören
Sayfa sayısı: 351
ISBN:
Basım tarihi: Nisan 1994

Holistik Evren Tasarımı
Yazar: Aydın Arıtan
Yayınevi: Arıtan Yayınevi
İnsanı ve evreni anlamanın anahtarı...
"Size, Vaadedilen Cennetin Anahtarını Veriyoruz"
-Savaşlar bitmiyor. Terörün acımasızlığı dinmiyor. İnsanlar acı çekiyorlar,
çekmeyenler ise mutsuzlar.
-Doğal kaynaklar tükeniyor. Hava ve sular kirleniyor. Zehirli atıklar, ozon
deliği ve asit yağmurları gibi tehlikeler dünyayı tehdit ediyor.
-İnsanlar acaba "bindikleri dalı" neden kesiyorlar?
*Holistik (Bütünsel) Evren Tasarımı, bize şu gerçekleri bilimsel yolla
açıklıyor:
-Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız.
-Varedilmiş her birim, bütün evren bilgisine sahiptir.
-Bütün bilgiler her an ve her yerdedir.
-Evren ancak tek tek algılanmalar sonucunda canlanır.
-Bir diğerini sevmek, dostluğu, yardımlaşmayı, barışı, dayanışmayı seçmek,
neden "bilimsel bir zorunluluk" bilmek ister misiniz?

Niyet Etmenin Gücü
“Niyet etmek bir güçtür ve her şey, herkes bu evrendeki güce bağlıdır.”
Niyet etmek, genellikle kişinin kendince belirlediği hedeften ödün
vermeksizin, her koşulda başarıya ulaşmasını sağlayan itici güç, bir tür
kararlılık olarak görülür.
Bu bakış açısına gore, çok çalışmak ve mükemmeliyete ulaşmak için yorulmak
bilmeden çaba göstermek başarıyı getirecektir. Ancak bu kitapta niyet etme
olgusu çok daha farklı biçimde ele alınmaktadır. Dr. Wayne W. Dyer, niyet
etmeyi, yaratma eyleminin ortaya çıkmasını sağlayan, evrendeki bir güç
olarak ele alıyor. Bu kitap niyet etmeye bir eylem olarak değil, sizin de
parçası olduğunuz bir enerji olarak bakıyor, hepimizin, niyet etmenin
görünmeyen gücü sayesinde bu dünya ya geldiğimizi öne sürüyor. Bu kitap,
niyet etme olgusuna, hayatınızı biçimlendirmek için erişebileceğiniz bir
enerji alanı olarak bakan ilk kitap özelliğini taşımaktadır.
Yazar: Dr. Wayne W. Dyer
Yayınevi: Dharma Yayınları
ISBN: 975-8729-71-3
Basım tarihi: Mart 2005

Tanrı'nın Kapısını Çalan Bilim
Tanrı’nın Kapısını Çalan Bilim adlı eser, Carl Sagan’ın 1985 yılında ünlü
Gifford Konferansları’nın yüzüncü yıldönümü nedeniyle aldığı davet üzerine
İskoçya’da verdiği konferansın metinlerinden oluşmaktadır. Sagan
konferanslarda; diğer gezegenlerde akla dayalı yaşam olasılığından kendi
gezegenimizdeki yaşamın karşı karşıya kaldığı nükleer tehlikeye,
yaratılışçılık ve sözde akıllı tasarımdan bilimin “bilgili tapma” olduğuna
dair yeni bir kavrama, manik depresyondan tutun da kendinden geçmenin (huşu)
muhtemel kimyasal yapısına kadar uzanan konulara ve sorunlara değinmiş. On
yıl önce kaybettiğimiz büyük astronom ve astrofizikçi kozmoloji, fizik,
felsefe, edebiyat, psikoloji, kültürel antropoloji, mitoloji ve ilahiyat
gibi farklı pek çok alanda yaptığı konuşmalarla konferanslara katılan
herkeste hayranlık uyandırarak dehasıyla tüm insanlığı aydınlatmıştır.
Sagan’ın ölümünün onuncu yıldönümü vesilesiyle ilk kez yayınlanan Tanrı’nın
Kapısını Çalan Bilim adlı kitabı eşi ve uzun süre onunla birlikte çalışmış
olan Ann Druyan tarafından hazırlanarak günümüzün bilgileriyle
tazelenmiştir.
Sagan bu kitapta din ve bilim arasındaki ilişki konusundaki fikirlerini
ayrıntılı bir biçimde ortaya koyarken evrenin enginliğinde kutsalın ne demek
olduğunu anlamak için sürdürdüğü kişisel arayışını ve yolculuğunu oldukça
anlaşılır, mizahi, akılcı ve tamamen gözleme dayalı bir ifadeyle bizlere
aktarıyor.
Yazar: Carl Sagan
Yayınevi: Altın Kitaplar
ISBN: 9789752109131
Basım tarihi: Kasım 2007

BİN YIL ÖTESİ-NOSTRADAMUS-2016'YA KADAR KEHANETLER
Yazarı: NOSTRADAMUS
Çeviren: BELKIS ÇORAKÇI
Yayınevi: MİLLİYET YAYINLARI
Yayın Yeri: İSTANBUL
ISBN NO: 975-506-217-3
Yayın Yılı: 1995
19x21 cm ebatlarında
1996-2000 Büyük bir AİDS salgını
1999 Yeni bir dilin ortaya çıkışı
2002 ABD ve Rusya çatışacak
2004 ABD'de bir kadın başkan
2016 ABD hükümetinde skandallar
Peter Lorie, bir önceki kitabı Nostradamus - Bin Yılın Sonu'nun dikkate
değer başarısının ardından, Nostradamus'un, XXI. yüzyılı da kapsayan bir
döneme ait kehanetlerinin öyküsünü anlatıyor. XVI. yüzyılda yaşayan kahinin
karmaşık yazılarını yorumlarken yepyeni bir yöntem kullanıyor Peter Lorie...
Yüzyıllardır uzmanların çözemedikleri "anahtar sözcükler"in gerçek
anlamlarının, Rönesans Avrupası'nın insan karakterlerinde ve olaylarında
bulunabileceğini keşfediyor.
Dünyaca ünlü Astrolog ve Psikanalist Dr. Liz Greene'in kitaplarının
yardımıyla bir tür detektifliğe girişen Peter Lorie, Amerika Birleşik
Devletleri, komünizm sonrası dünya, Avrupa ve önümüzdeki yirmi yıl için
dünyaya biraz umut veren İngiltere üzerine şaşırtıcı senaryolar atıyor
ortaya. Nostradamus'un kehanetlerine bu yeni bakış, gelecekte kadınlara,
evliliğe ve ilişkilere, hatta Fransa'da bir kilisenin altında gömülü olan
bir hazinenin peşine düşüleceğine ilişkin bilgileri oraya koyuyor.
(Arka Kapak)

TANRI SIRLARI-AKIL DIŞI OLAYLAR
Yazarı: GEORGE LANGELAAN
Yayın Yeri: NEBİOĞLU
Yayın Yılı: 1975
Dili: Türkçe

Nostradamus Geleceğin Vizyonları
Yayınevi: Gün Yayıncılık
Yazar: J. H. Brennan
Kategoriler: Gizem - Parapsikoloji - Büyü
Özellikler:
Türkçe 255 s. 13.5 x 19.5 cm İstanbul 255 s.
Açıklama:
Türkler Balkanları İşgal Edecek mi? Arapların Orta Doğu'daki Egemenlikleri
Sona mı Erecek? İran Trabzon'u İşgal mi Edecek? İslamiyet Avrupayı
Fethedecek mi? Dinlerin Uzlaşmasıyla Yeni Bir Din Oluşturulacak mı? Ekolojik
Denge Dünyayı Alt Üst Edecek mi? Buzul Çağına Geri Dönüş mü Olacak? Veba
Salgınlarının Yerini Yüzyılımızın Sonunda AIDS Salgını mı Alacak? 1999'da 3.
Dünya Savaşı Çıkacak mı? 1999'da Kıyamet Kopacak mı? (Arka Kapak)

Dünya ve Ötesi
Seyfullah Demir
Cinius Yayınları / Araştırma / İnceleme /
İnsanın var olmasının bir amacı mı var?
• Evrenimizin içinde algılayamadığımız sanal dünya(lar) olabilir mi?
• Evrenin en üst hızı ışık hızıdır ama acaba Büyük Patlamada ışık hızı
bugünkü hızından daha fazla mıydı?
• Evrenin genişlemesinin hızlanarak artmasının hiç düşünemeyeceğimiz bir
anlamı olabilir mi? Acaba evrenden madde mi eksiliyor?
• Atlantisliler yaşadılar mı? Yaşamış iseler fosilleri nerede? Yoksa
Neandertal insansısı fosilleri onlar olabilirler mi?
• Zaman ve mekân ne için vardır? Niye üç boyutlu evrende yaşıyoruz? İki veya
dört boyut olsa ne olurdu?
• Düşüncelerimiz, dualarımız, istek ve arzularımız nasıl gerçekleşiyor?
• Din kurucularını Tanrı mı görevlendirdi yoksa başka bir sistem mi var?
• Çağımızın formülü E=mc2 acaba bizi Tanrıya götüren bir anahtar olabilir
mi?
• Kuantum fiziği ile ruhun veya Tanrının varlığı gösterilebilir mi? Yani
dinin özünde söylediği şeyler aslında bilimsel birer gerçek olabilir mi?
• Darwin mi yanılıyor, dinler mi? Yoksa her ikisi de haklı mı?
• Kuantum mekaniği bize ilginç bir dünyanın varlığını haber veriyor olabilir
mi?
• Bizler programlanmış robotlar mıyız? Yoksa özgür irademizi mi
kullanıyoruz?
• Evrenin var olmasını öngören bir ana plan mı var?
• Kısacası evreni ve insanı oluşturmak için bir uğraş verilmiş. Peki, bu
uğraşı verenin amacı ne? Yani Tanrının (veya bizi oluşturan enerjinin)
düşünce sistemini merak ediyor musunuz? Eğer bu soruların cevaplarını merak
ediyorsanız bu kitabı okumalısınız. Size verilen cevaplar, akla, dine,
bilime uygun ve yeteri kadar da ilahi...
320 sayfa, 2. hamur, ISBN: 978-9944-126-98-4; Boyut: 12,5x19,5 cm; Baskı
Tarihi: Mart 2008
Özgün Dili: Türkçe

KIRLIAN PHOTOGRAPHY "BEDENLERİN BİYOPLAZMİK EŞLERİ "
Yayınevi: BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ
Yayın Yeri: İSTANBUL
Yayın Yılı: 1979
Dili: Türkçe

Kainat ve Aşkınlık
Bu eserde Wolfgang Smith, 'bilimsel dünya görüşü'ne yönelik ve 'bilimsel
gerçek ile bilimci inanç arasındaki keskin ama çoğunluk gözden kaçan ayrım'a
dayalı bir eleştiriyi içeriden birisi sıfatıyla sunuyor. Bilim adına ortaya
konan büyük inançsal öğretilerin aslında bilimsel gerçekler değil; daha
ziyade -hiç bir delilleri bulunmayan- bilimci kurgular olduğunu, incelikle
ve kabule zorlayan bir berraklıkla gösteriyor. Modern dünyanın entellektüel
açıdan sadece en temeldeki Prometan mitler sendromundan başka bir şey
üzerine kurulmadığını okucuya farkettiriyor.
Yazar: Wolfgang Smıth
Yayınevi: İnsan Yayınları
Çevirmen: Mehmed Ali Özkan
Sayfa sayısı: 203
ISBN: 975574137-2
Basım tarihi: İstanbul / 1996 - Nisan

Shantaram
Tanrı’nın huzur bahşettiği
Kader seni güldürmüyorsa, espriyi anlayamadın demektir.
DERİNDEN ETKİLEYECEK , HAYATA BAKIŞLARINI DEĞİŞTERECEK !
“Biri bana bu kitabın ne ile ilgili olduğunu sorarsa, ona dünyadaki her
şeyle ilgili, diye cevap veririm. Gregory David Roberts, Bombay için tıpkı
Lawrence Durrell'ın İskenderiye, Melville'in Büyük Okyanus, Thoreau'nun
Walden Gölü için yaptığını yapmış. Bombay’ı dünya edebiyatının sonsuza dek
anılacak yerlerinden biri kılmış.”
-Pat Conroy
“Aşk, kader ve yaptığımız seçimler hakkında bildiklerimi öğrenmem çok uzun
sürdü, dünyanın pek çok yerini dolaşmam gerekti ama hepsinin özünü bir anda,
bir duvara zincirlenmiş halde işkence görürken kavradım.”
“Eşsiz, kesinlikle çok cesur ve inanılmaz vahşi. Shantaram en zengin hayal
güçlerini bile hazırlıksız yakalayacak.”
-Elle
“Shantaram ilk cümlesiyle tavlıyor. Heyecan verici, dokunaklı ve
korkutucu... Muhteşem bir roman.”
-Detroit Free Press
“Çok zekice... Canlı karakterlerle dolu. Ama Shantaram'daki en güçlü
karakter şehrin ta kendisi, Bombay. Roberts'ın Hindistan'a, orada yaşayan
insanlara duyduğu içten sevgi, kitabı okumayı daha da zevkli kılıyor.
Roberts bizi Bombay’ın gecekondularına, uyuşturucu satılan mekanlarına,
batakhanelerine, barlarına götürüyor ve, siz de gelin, diyor. Biz de
gidiyoruz.”
-The Washington Post
“Nefes kesici... Yürekten hissedilen, film gibi izlenen bir yapıt. Heyecanla
okunuyor.”
-Publisher's Weekly
“Nefis yazılmış, sayfalarını çevirmekten kendinizi alamayacağınız bir
başyapıt. Kişi ve yer adlarının gizlendiği romanlara bir yanıt. Az sayıda
yabancının bildiği Hindistan'ın öteki yüzünün enfes bir anlatımı.”
-Kirkus Reviews
“Yaratıcı bir anlatım.”
-People
“Canlı ve eğlenceli. Duygusal ve sinematik güzellikteki dili çok
etkileyici.” -USA Today
“Engin bir düşünce gücü, sıradışı bir vizyon.”
- Time Out
Yazar: Gregory David Roberts
Yayınevi: Artemis Yayınları
Çevirmen: Banu T.Öğüdücü
Sayfa sayısı: 863
ISBN: 9786054228379
Basım tarihi: Ekim 2009

Gizli Öğreticilik
Ezoterik çalışmalar aslında inisiyasyona yönelik çalışmalar demektir. Bu
çalışmalar insanları bazı hakikatlerle karşılaştırmak, kendisini tanıtmak
amacıyla yapılan çalışmalardır. İnsanın hakikati keşfetmesi için önce
kendini keşfetmesi gerekir. İnisiyasyonun bütün amacı insanın kendi kendine
sahip olmasıdır. Kaybetmiş olduğu kendini, şuurlu olarak, bu dünyada tekrar
yakalayabilmesidir: Benliğin tekrar şuurlu olarak ele geçirilmesi...
Kuşkusuz bunun için birçok yollar var. Ama herhalde inisiyatik çalışmalar
içerisinde mürşidin (ruhsal öğretmen, inisiyatör) ve talebenin
vazgeçmeyecekleri tek bir büyük hal vardır. Bu da, yüksek ruhsal enerjiyle
temasa geçmektir.
Yazar: Ergün Arıkdal
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Sayfa sayısı: 172
ISBN: 975-8007-40-8
Basım tarihi: Kasım 1997

Fizik ve Metafizik
İnsanoğlunun varolduğu günden bugüne süregelen sınırsız merakı; içinde
yaşadığı ve doğrudan etkilendiği tabiat olaylarını çözümleme çabası; uçsuz
bucaksız evrende kendi kavrayış kapasitesine oturabileceği nihai bilginin ip
uçları peşinde iz sürüşü ve anlamaya yönelik bu uzun yolculukta merak
etmenin bir adım ötesine geçerek bulguları ile bilimi temellendiren,
prensipleri, ekoller oluşturan filozoflar...
Bu kitap işte bu asırlara yayılan serüvenin köşe taşlarını sıralarken,
nesnel bilimin doğuşundaki ve gelişimindeki itici güçleri araştırıyor.
İnsanlığın bilim çerçevesine oturtmaya çalıştığı bulguların dayanak
noktasını irdeliyor. Bilimin ampirik yaklaşımının, yaşadıkları dönemlere
damgasını vuran onca filozof ve bilim adamının tek kaynağı olup olmadığını
sorguluyor.
Yazar: Jennifer Trusted
Yayınevi: İnsan Yayınları
Çevirmen: Seval Yılmaz
Sayfa sayısı: 287
ISBN: 975574121-6
Basım tarihi: İstanbul / 1995 - Kasım

RUHSAL ALEMİN IŞIĞI
Orjinal ad:The Philosophy of Silver Birch
Kapak tip: Karton
Ebad: 14 x 21.5 cm
Sayfa sayısı: 240
Baskı tarihi : 1997
Yayınevi : Ruh ve Madde Yayınları
Yazar : SILVER BIRCH
Kategori : Ruhsal Tebliğler
Avrupa ruhçuluğuna 1930’lardan itibaren damgasını vuran bedensiz varlık
Silver Birch’ün vermiş olduğu tebliğlerden bir derlemeyi BİLYAY Vakfı
hazırladı. Çok yalın ifadelerle çok derin anlamlar sunabilen ve bu yüzden
okuyuculara rahatlıkla hitap eden Silver Birch, sunduğu bilgilerle çok
sayıda kişinin sorunlarına açıklama getirmiştir: “Sizin sıkıntılarınızın
tümü ruhun hakikatlerini bilmemekten kaynaklanıyor. Bu bilgisizlik insanları
maddeci inançlara, bencilliğe, sömürüye, açgözlülüğe, kudret arzusuna,
savaşa, eziyete uymaya sevk etmektedir.

BEYAZ KARTAL-GÜZEL HAYATI YARATMAK
Orjinal ad:Beautiful Road Home
Kapak tip: Karton
Ebad: 13.5 x 19.5 cm
Sayfa sayısı: 88
Baskı tarihi : 1998 1.Baskı
Yayınevi : Ruh ve Madde Yayınları
Çeviren : Kader Aykul
Kategori : Ruhsal Tebliğler
İngiltere’deki grubuna çok sade ve önemli tebliğler veren bedensiz varlık
Beyaz Kartal’ın bu tebliğleri, genel hatlarıyla, dünyamızda oluşmakta olan
yeni bir ışık ortamının tasvirini çizmekte, bu ortamı yaratmak için neler
yapılabileceğini öneriler halinde sunmaktadır. Binlerce yıldan beri
hedeflenen bu ortam, fizık planda yaşayan insanlarla, bizleri tesirleriyle
ve bilgileriyle destekleyen ruhsal planların işbirliğiyle yaratılacaktır.

Çembere Giriş
Rus psikiyatr Olga Kharitidi, Sovyetler Birliği döneminde, bir akıl
hastanesinde geleneksel tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı hastalarını
çektikleri acılardan kurtarmak için mücadele veriyordu. Bir meslektaşının,
şifa bulmak umuduyla Altay Dağları’na çıktığı yolculukta ona eşlik ederken,
bir şaman kadınla tanıştı. Bu esrarengiz şaman kadının; tedaviye, şifaya,
bilime, bilince ve gerçeklik kavramlarıyla insan ruhuna bakışını temelden
değiştireceğini hayal bile etmiyordu…
Tıpkı Carlos Castaneda gibi Olga Khariditi de, şamanlık geleneğinin kadim
ruhsal bilgilerini, onlarla karşılaştığı şekliyle, son derece akıcı ve
sürükleyici bir şekilde önümüze seriyor. Bu kitap, ruhsal yolda ilerleyen
her insanın mutlaka öğrenmek isteyeceği bilgilerle dolu.
Paula Gunn Allen
Yazar: Olga Kharitidi
Yayınevi: Dharma Yayınları
ISBN: 975-7800-24-4
Basım tarihi: Nisan 2004

Işığın Savaşçısının Elkitabı
Işığın Savaşçısı, başkalarının kendisine biçtiği rolü oynamaya çalışarak
zaman harcamaz.
Işığın Savaşçısı, kışkırtmalara kulak asmaz; onun, gerçekleştirilmesi
gereken bir yazgısı vardır.
Işığın Savaşçısı, kendi kusurlarının farkındadır, ama erdemlerini de bilir.
Işığın Savaşçısı, her zaman elinden gelenin en iyisini yapar ve
başkalarından da aynı şeyi bekler.
Işığın Savaşçısı, evrenin en uzak köşesinde bulunan yıldızın kendini
Savaşçı'nın çevresindeki şeylerde belli ettiğini bilir.
Işığın Savaşçısı, kendi düşümüzü yaşamamız, hayatı kucaklamamız ve
yazgımızla yüz yüze gelmemiz için bir çağrı. Paulo Coelho, benzersiz
üslubuyla, herkesin kendi içindeki Işığın Savaşçısı'nı keşfetmesine yardımcı
oluyor; hepimizi Savaşçı'nın yoluna davet ediyor: Hayatta olmanın
mucizesinin değerini bilenin, yenilgisini kabullenenin ve kişisel arayışının
sonunda olmak istediği insan olabilen kişinin yoluna. Işığın Savaşçısı,
Simyacı'nın yazarından bilgelik dolu bir armağan.
Yazar: Paulo Coelho
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmen: İlknur Özdemir
Sayfa sayısı: 159
ISBN:
Basım tarihi: Ocak 2003

Ne İçin Yaşıyoruz?
İnsan, olması gereken durumda değildir. Eğer insan görünürdeki durumu ile
yorumlarsa yaşamının anlamını ve değerini ve bilmekte zorlanabilir. Ancak,
bunu yalnız yapamaz. Çünkü kördür ve gözleri açılmalıdır. Kendi varlığını
değiştirmelidir. Bunu yapabilmek için bedelini ödemsel, sonsuzu ve gerçeği
kazanmak için geçici ve hayaliyi feda etmelidir. Yeniden doğmalıdır. Kendi
kaderi kendi ellerindedir, çünkü onun seçimini haklı çıkarıp çıkarmayacağına
karar veren onun kendi çaba ve fedakarlıklarıdır.
Yazar: John G. Bennett
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Sayfa sayısı: 148
ISBN: 975807319
Basım tarihi: Ağustos 1997

Yükseliş 1
Bu kitap bizleri bekleyen ve çok az insanın bildiği olağanüstü bir olayı
şimdi herkesin bilgisine sunmaktadır. Çok yakın bir gelecekte insanoğlu,
hücrelerinin titreşim hızını yükselterek, içinde bulunduğumuz üçüncü boyut
realitesini ve ölümü aşabilir hale gelecek ve böylece bir üst boyuta
geçerek, muhteşem olanaklarla dolu sonsuz bir hayata kavuşacaktır. Geçmişte
bazı peygamberler ve ermişler, sözü edilen bu olayı o devirlerde
gerçekleştirilmesi çok güç olduğu halde başarmışlardı, ama bugün dünyamızla
birlikte yeni bir boyuta geçmekte olduğumuz şu son devrede ilahi kapılar
giderek genişlemekte ve "yükseliş" eski dönemlere kıyasla çok daha az bir
çabayla ve kitlesel biçimde ulaşabilir hale gelmektedir. İşte, bir medyum
aracılığıyla alınan bilgilerden oluşan bu kitapta, Yükselmiş Üstatlar bizi
bu yüce gerçeğe uyandırmakta, her birimizi ilahi ve doğal ölümsüzlük
hakkımızı kullanmaya davet etmektedir; bize "yükseliş"i nasıl
gerçekleştirebileceğimizi anlatmakta, her çağda gerçeği arayanlara ilham
verip, onları ruhen desteklemiş olan spiritüel hiyerarşiyi tanıtmakta ve bu
kritik geçiş devresi boyunca gereksinim duyabileceğimiz hayati bilgileri
sunmaktadırlar. "Bu bilgilerin herkese duyurulmasını ve böylece Dünya'da şu
anda yer alan görkemli değişime yardımcı olmalarını diliyoruz... Her
yükselen insan, Dünya'nın kendisinin de muhteşem bir geçiş yaşadığı dekorun
önünde, bir sonraki bilinç boyutuna doğuşu deneyimleyecektir." -Üstat
Sananda
Yazar: Eric Klein
Yayınevi: Akaşa Yayınları
Çevirmen: Semra Ayanbaşı
Sayfa sayısı: 192
ISBN:
Basım tarihi: Ocak 1999

Işığın Çağrısı
Üstat Sananda ve diğer yüksek boyut varlıklardan, medyum Mark Niclas
vasıtasıyla alınan bilgileri içeren bu kitap, içimizdeki enerjileri harekete
geçirme yoluyla yükselme konusunda yeni ve çok güçlü öğretiler sunmakta,
Yıldız Çakramız vasıtasıyla Yüksek Benliğimiz ve Mesih (kozmik) Benliğimiz
ile bütünleşmek için gerekli yöntemleri açıklamaktadır. Bu kitap, Işık için
çalışan herkesi, artık asıl zamanların geldiğini bilerek, Yaz Pencereleri
yoluyla akıtılan enerjiyle bütünleşmek üzere içine yönelip Mesih Enerjisi'ni
çağırmaya davet etmektedir. Bizi "kim olduğumuzu" anlayarak Dördüncü Boyut
haline geçmeye; beynimizin dört çeyrek-dairesinin renk şifreleri vasıtasıyla
Ruh Çakramız, yani Sekizinci Çakra ile bağlantı kurmaya; gerekli teknikleri
kullanarak fiziksel, zihinsel, duygusal ve eterik bedenleri bütünlüğe
kavuşturmaya, Kozmik Telepati'yi geliştirmeye ve böylece Yüksek Benliğimiz
ve Galaktik Alemler'den gelen kardeşlerimizle iletişim kurmaya davet
etmektedir. Yine bu kitap, şimdi Beyaz Yıldız denen muhteşem Beytlehem
Yıldızı'nı bize tanıtmakta, onun Dünya gezegenindeki önceki misyonlarını
anlatmakta ve şimdi Yüksek Benliklerimiz ile birlikte geliş amacını, bizim
ve dünyamız üzerinde yarattığı değişimi açıklamaktadır.
Yazar: Mark Niclos
Yayınevi: Akaşa Yayınları
Çevirmen: Semra Ayanbaşı
Sayfa sayısı: 159
ISBN:
Basım tarihi: Ocak 1996

Değişime Doğru
Bütün dünya, birçok yüzyıldan beri, sadece insanlar vasıtasıyla; taşıyla,
toprağıyla, bitkisiyle, hayvanıyla, her türlü canlılığıyla, yaratılmış olan
her şeyiyle beraber, böyle bir ışık bilgisinin kendilerine ulaşabilmesini
sağlayacak bu niteliği kazanmak hususunda çaba harcamaktadır. Yani yer, gök
gelecek olan çok yüce, çok seyyal, çok düplit, çok güçlü, çok ışıklı, çok
latif, bütün yüce iyilikleri kendi içerisinde almış ve bununla hemhal olmuş
olan bir sözün, bir kalemin, bir bilginin kendilerine ulaşabilmesini
sağlayacak bir zemin hazırlamakla meşgul. İnsanlar her şeyden önce
zihinlerini temiz tutmayı öğrenecekler, öğrenmek zorundalar, yani
birbirleriyle olan ilişkilerini gayet bağlantılı ve gayet açık, seçik bir
hale getirmek zorundadırlar. Yüksek bir enerjiye dayanabilecek bir
şekilde...
Yazar: Ergün Arıkdal
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Sayfa sayısı: 145
ISBN: 9758007084
Basım tarihi: Mart 1996

Meditasyonun Esasları
David Fontana
Ruh ve Madde Yayınları
Meditasyon, fiziksel ve zihinsel gelişim için olduğu kadar, kişisel ve
ruhsal gelişim için de kullanılan eski bir tekniktir.
Meditasyon sırasında sakin bir şekilde oturulur, bu arada zihin uyanıktır ve
konsantre olmuş hâldedir. Beden ise tümüyle geçşemiştir.
Meditasyonun Esasları'nda şunları bulacaksınız:
- Meditasyon nedir, niçin, nerede, ne zaman ve nasıl yapılır?
- Meditasyonun yararları nelerdir?
- İlk kez meditasyon yaparken zihinlerde uyanan çok sayıda soruya cevap
- Çeşitli meditasyon teknikleri arasındaki farklar
Çeviren: Aylin Sağay - 173 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8007-44-0;
Boyut: 13cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1998
Özgün Dili: İngilizce; Özgün Adı: The Elements of Meditation

Meditasyonlar
Jiddu Krishnamurti
Ayna Yayınları
· Basım Tarihi : 04 - 2006
· ISBN : 9758297376
· Sayfa Sayısı : 144
'Çok az sayıda modern düşünür psikoloji, felsefe ve dini Krishnamurti kadar
kusursuzca bütünleştirebilmiştir.'
---Publishers Weekly
Krishnamurti (1895-1986), Hindistan'ın güneyindeki küçük bir köyde başlayan
yaşamının sınırlarını aşarak, 20. yüzyılın en büyük tinsel öğretmenlerinden
biri oldu. Yaşamı boyunca, yeryüzünde barış olması için tek yolun insan
psişesinin dönüşümü olduğunu vurguladı. Bu dönüşümü başarmak için herhangi
bir yol, bir yöntem ya da yardım edebilecek bir guru, bir tinsel yetke
yoktur. Bu dönüşüm her birimizin kendi içimizde keşfetmesi gereken bir
hakikattir.
Elinizdeki bu seçki Krishnamurti'nin kitaplarından ve konuşmalarından kısa
alıntılar biçiminde derlenmiştir ve onun meditasyon öğretisi üzerine en özlü
görüşlerini içermektedir. Meditasyon düşüncenin ötesinde bir dikkat halidir;
insana yetkeden ve hırstan, korkudan ve ayrılıktan tam bir özgürlük sağlar.
Krishnamurti şöyle der: 'Meditasyonun ne başı vardır ne de sonu. Bir yağmur
damlası gibidir: o damlada tüm dereler, devasa ırmaklar, denizler ve
çağlayanlar vardır; o damla yeryüzünü ve insanı besler; o damla olmasa dünya
çöl olur. Meditasyon yoksa kalp çöle, kurak toprağa döner.'

Kabala Yahudi Kadim Mistik Öğretisi
A. Ekrem Ülkü
Yeni İnsan Yayınevi
Yahudi mistisizmi 4000 yılı aşkın bir süredir, tüm ezoterik öğretileri
derinden etkilemektedir. Kabala öğretisi son 2000 yıllık süreçte yazıya
geçirilmiş ve bu konuda pek çok kitap yazılmıştır ancak bunlarınçoğunun
ortak sorunu -belirli bir kesim hariç- anlaşılmaz olmalrıdır. Elinizdeki
kitap, bu sorunu aşmak için herkes tarafından olabildiğince anlaşılabilir ve
açık seçik olaraka ele alınmıştır.
Kabala öğretisi hem antik felsefeye hem de çağdaş felsefeye zengin
anlayışlar kazandırmıştır.Felsefe, psikoloji ve dine Kabala sembollerinin
merceği ile bakıldığında, daha derin anlamlar ortaya çıkar. Bunun sonunda bu
kadim mistik hazine, çağdaş ve postmodernfelsefe yaklaşımı ile psikoloji ve
tanrıbilim içinde yer bulabilir.Ayrıca Kabala'nın altyapısı akılsal bir
yaklaşımla günümüze de uyarlanabilir. Bir örnek vermek gerekirse, Kabala'nın
kaynaklarından Sefer Yetzirah'da anlatılan Evren Yaratılış süreci, modern
bilimin benimsediği Big-Bang teorisi ile bire bir benzerlik göstermektedir.
Kabala'ya Yahudiliğin dışında da her dönemde büyük bir merak ve ilgi
duyulmaktadır. Gerçekten de insanoğlunun içinde yaşadığı doğa ve kültür
ortamı ile Kabala bilgisinin çok sıkı ilişkisi vardır. Uzakdoğu dinleri
dahil tüm din felsefelerinde Kabalanın izlerine rastlamak olanaklıdır.
Kabala öğretisinde yer alan evren teorisi ile İslam Tasavvuf'unda öngörülen
yaradılış, Kabala sembollerinden Hamse (Beş Parmak) ile Alevi geleneğindeki
Fatma Ana'nın eli motifi de bu etkileşimin örnekleri olarak sayılabilir.

Kendini Tanı
Bu bir keşişin hikayesi. Kitap, onun neden bir keşiş olduğunu, çektiği
çileleri ve onun görkemli aydınlanışını anlatmaktadır. Bu keşiş 25 yüzyıl
önce yaşamış olsa da, bu hikaye sıradan bir öykü değildir. Eğer böyle
olsaydı, kafası en yaşamsal sorulara takılan insanların bu hikayeyle bir
ilgisi olamazdı.
O halde hikayeyi anlatalım ve onun nasıl olup da uzun zaman önce ölen bir
insanın sıradan bir hikayesi olmasının ötesine gittiğini görelim. 25 yüzyıl
önce Hindistan'da kralın bir çocuğu dünyaya geldi. Doğduğunda bilgiler onun
gelecekte bir keşiş ya da bir kral olacağını haber verdiler. Babası oğlunun
çileci bir hayatın zorluklarına katlanmasından yana değildi ve yaşam
çizgisini olduğu gibi devam ettirmesi için paranın satın alabileceği bütün
konforu ve güvenliği sağlayarak çocuğunu hayatın tehlikelerinden korumak
istiyordu. Siddhartha Gautama adındaki çocuk, döneminin bilim ve sanatı
konusunda yetenekli ve başarılı bir adam olarak yetişti. Artık evlenmek ve
çocuk sahibi olmak zamanı gelmişti. Fakat o bundan huzursuz oldu ve
babasının onun için yaptığı müsrif harcamaların konforuyla kısıtlandığını
hissetti. Hayata dair görmek istediği şeyler, yaşadığı sarayın duvarlarıyla
çevrili olan bölümünden daha fazlaydı. Arabacısını çağırttı ve sıradan
insanların altüst olmuş çilekeş dünyalarına bir gezintiye çıktı ve o
dünyada, hasta, yaşlı ve ölmüş adamlarla karşılaştı. Gördükleri karşısında
şaşkınlığa uğradı ve arabacısından bunların ne anlama geldiğini anlatmasını
istedi. Bunun herkesin kaderi olan ve kimsenin kaçamadığı üç şey olduğu
söylendi ona: Hastalık, yaşlılık ve ölüm.
Yazar: Albert Low
Yayınevi: İzdüşüm Yayınları
ISBN: 9758408283
Basım tarihi: Aralık 2002

Büyük Fikirlerin Küçük Kitabı
Bilinç alanında dünyadaki en önemli öncülerden biri olan Fred Alan Wolf
(bilinen adıyla Dr. Kuantum), bilim ve ruhsal düşünce arasında köprü kuran
öncü çalışmalarıyla, bilim adamları ve ruhani liderler tarafından takdirle
karşılanmaktadır. Bir belgesel niteliğindeki "What The Bleep Do We Know? (Ne
Biliyoruz ki?) adlı filmle Türkiye'de de tanınmıştır. On iki kitabı bulunan
ödüllü bir yazardır ve "Kuantum'un Babası" olarak bilinir.
Dr. Kuantum, bu Küçük Kitap'ta açık bir anlatımla, Büyük Fikirleri'ni bilgi
pınarından damlayan, parıltılı bilgi damlacıkları şeklinde bizlere sunuyor.
Günlük gerçekliğin kuantum fiziği bakımından şekillendirilmesinden tutun da,
paralel evrenler ve bireylerle kainatın yüce bilinci arasındaki ilişkiye
kadar her şeyi kapsayan Dr. Kuantum'un "Büyük Fikirlerin Küçük Kitabı" size
dünyayı zihin açıklığıyla ve yepyeni bir gözle izleme imkânı sunuyor.
Yazar: Fred Alan Wolf
Yayınevi: Crea Yayıncılık
Sayfa sayısı: 160
ISBN: 9786050056037
Basım tarihi: Ocak 2008

PARAPSİKOLOJİ BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ, 1985

İnsanlığı
Aydınlatan
Büyük İnisiyeler
Dinlerin Gizli Tarihi
Evrenin tanrısal gerçeği ve her bilinmezin anahtarı, ruh ve ruha bağlı
tekamüldür. Tekamülün zaman ve mekan içindeki maddesel ve ruhsal görünümünü
iki sistem üstlenmiştir: din ve bilim. Aklın ve ruhun ihtiyaçlarına,
sorunlarına, arayış ve tatminlerine cevap bulmaya çalışan ve insanın
gelişmesine uygun olarak gelişen din ve bilim, temelde BİR ve TEK olan
hakikati iki ayrı yönden ele almaktadırlar. Din ruhtan maddeye, bilim
maddeden ruha doğru gitmekte olduklarını iddia etmektedir. Hangi görüş ve
anlayışta olursa olsunlar, bilimsel ve dinsel bilgiler birer gerçektirler.
Bu kitap Ruh'tan maddeye doğru inişi, evrenin tanrısal ışığı ile ruhsal
alemin kudret ve bilgisini taşıyan, büyük yol göstericileri, insanları
aydınlatanları, büyük VAZİFELİLERİ, büyük organizatörleri anlatmaktadır.
Hakikat uğruna her türlü eziyet ve acıya katlanan vazifeli mürşitlerin
insanlığa taşıdığı ışığın nuru ile, kurduğumuz uygarlığın anlam ve amacını
bize ifade ettiklerini çoktan unutmuş durumdayız. İnsanlığın uykudan
uyanmaları için ışık ve bilgi getiren bu ilahi misyonerlerin gerçek
vazifelerini öğrenmek görevimizdir. Kitap ruhsal alemin kudret ve bilgisini
taşıyan şu büyük yol göstericileri tanıtmakta: Rama, Krişna, Hermes, Musa,
Orfe, Fisagor, Eflatun, İsa, Muhammed ve Zerdüşt.
Ruh ve Madde Yayınları tarafından yayınlanan "Büyük İnisiyeler" Ruh´tan
maddeye doğru inişi, evrenin tanrısal ışığı ile ruhsal alemin kudret ve
bilgisini taşıyan, büyük yol göstericileri, insanları aydınlatanları, büyük
vazifelileri, büyük organizatörleri anlatmaktadır. Ruhsal alemin kudret ve
bilgisini taşıyan bu büyük yol göstericiler; Rama, Krişna, Hermes, Musa,
Orfe, Fisagor, Eflatun, İsa, Muhammed ve Zerdüşt. Ruh ve Madde Yayınları
tarafından Zerdüşt ve Muhammed Peygamber kitaba sonradan ilave edilmiştir.
Aklın ve ruhun ihtiyaçlarına, sorunlarına, arayış ve tatminlerine cevap
bulmaya çalışan ve insanın gelişmesine uygun olarak gelişen din ve bilim,
temelde BİR ve TEK olan hakikati iki ayrı yönden ele almaktadırlar. Din
ruhtan maddeye, bilim maddeden ruha doğru gitmekte olduklarını iddia
etmektedir. İşte bu kitap yazarın da dediği gibi "bütünüyle, yüce, eksiksiz
ve ezeli-ebedi nitelikli hakikate ulaşmak özleminin ürünü" olarak ortaya
çıkmıştır.
İnsanlık tarihi ile dinler tarihi birbirinden ayrılamazlar. Her ikisinin
asıl amaç ve anlamı, yani içsel ve dışsal görünümü, birbirlerinin sebep ve
sonucu olmuştur. Bu eser, tarihsel bir süreç içinde gizli ve açık anlamları
sımsıkı kavrıyor. Edouard Schure´nin özgün üslubuna sadık kalıp metnin
anlaşılır bir dille çevrilmesini üstlenen Bilyay Vakfı yayın kurulunun bu
özenli çalışması, önemli bir boşluğu dolduracaktır.
Yazar: Edouard Schure
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
ISBN: 975-6377-06-2
Basım tarihi: Eylül 2005

Mucizeler - Paramahansa Yogananda
Yazarı: Paramahansa Yogananda
Yayınevi: Ruh ve Madde Yayınları
Yayın Yeri: İstanbul
Yayın Yılı: 1982
Dili: Türkçe
Açıklama:208 sayfa 13.5 x 19. 5 cm
"....Ruhu bedene bağlayan soluk bağını çözmek suretiyle Kriya, hayatın
uzatılmasına ve şuurun sonsuzluğuna genişletilmesine hizmet eder.
Yoga Tekniği, zihinle maddeye bulanmış duyumlar arasındaki büyük çekişmeyi
ortadan kaldırır ve müride iç hakimiyetini tekrar elde etmesini mümkün
kılar. Ondan sonra o, gerçek benliğinin fiziksel değişime ve soluk almaya
bağlı olmadığını anlar.
Bu şekilde, son düşmanı olan ölümü de Yogi atlamış olur. Son olarak ölüm-de
öldürüldükten sonra, ortada öldürülecek başka bir şey kalmamış olur...."

Yatay ve Dikey Boyutların Sembolizm
Niyette birlik ve değişmez merkeze sürekli olarak yönelmek eğilimi, sembolik
olarak kıble'ye yönelmeyi gerektirir. Birliği kendinde tam olarak
gerçekleştirmeyi başarmış olan için, tüm zıdlıkların ortadan kalkmış
olmasıyla, savaş hali de sona ermiştir. Zira artık-bütünsel bakış açısının
tüm özel bakış açılarının üzerinde olması nedeniyle sadece mutlak düzen
vardır. Böyle bir varlığa hiçbir şey zarar veremez. Onun için artık kendi
içinde de dışında da hiçbir düşman yoktur. Kendi içinde oluşturduğu birlik
aynı şekilde ve eşzamanlı olarak kendi dışında da oluşmuştur; daha doğrusu,
o varlık için yine bir zıdlık olan iç ve dış ayrımı ortadan kalkmıştır.
Herşeyin kesin olarak merkezinde bulunmakla o, "kendi kendisinin yasasıdır".
Zira, onun iradesi Evrensel iradeyle birdir. O "İlahi Huzur" olan "Büyük
Barış"a kavuşmuştur. İlkesel birlik ile aynişmekle o, "ezeli ve edebi
şimdi"nin mutlak eşzamanlılığında, "herşeyde birliği ve birlikte herşeyi"
görür.
Yazar: Rene Guenon
Yayınevi: İnsan Yayınları
Çevirmen: Fevzi Topaçoğlu
Sayfa sayısı: 168
ISBN: 975574280-8
Basım tarihi: İstanbul / 2001 - Ocak

Kesişmeler Bilim Adamı ve Bilgelerle Diyaloglar
Renee Weber
İnsan Yayınları
» Sufizm / Tasavvuf
Ocak 2001, ISBN: 9755743006
Renée Weber bu eserde bilim ve mistisizm arasındaki atkıyı örmeye yönelik
diyaloglar gerçekleştiriyor. Aynı konunun etrafındaki zengin birikimleri
birarada sunmaya çalışan bu diyaloglar için Weber dünyanın farklı
köşelerindeki isimlere ulaşmış. Bu yönüyle kitapta yer alan sohbetlerin
evrensel değerler ve evrensel bakış açılarını içermesi, çok önemli bir
başarıdır. Her diyalog bazen belli bir kutupta, bazen her iki kutupta söz
sahibi kimselerin en çarpıcı görüşlerini dillendiriyor. Bu kışkırtıcı ve
düşündürücü konuşmalar Stephen Hawking'ten Dalai Lama'ya, Krishnamurti'den
İlya Prigogine'ye ve David Bohm'a kadar bir zamanlar sıradışı kabul edilen
şimdi alanlarında belirleyici paradigmaların sahibi olan kişilerle
yapılmıştır. Kainattaki birliğin ve tek kudrete dair bir arayış serüveni
olan bu eser, okuma serüveniniz içine anlamlı bir yere oturacaktır.

Aspectics Yöntemiyle Dördüncü Boyut Bilgeliği
Zivorad Mihajlovic Slavinski
Ganj Kitap
» Spiritüel
Ocak 2009, 302 sayfa, ISBN: 978-975-8817-49-8
Ruhsal öğretiler, yaşam yolumuzda bilinçli bir şekilde hareket etmek
şeklinde ifade edilen, En Yüksek Hedefin farkına varmayı öne çıkartır. Ancak
bugüne kadar bu süreç çok uzun onlarca yıl hatta birkaç ömür-sürebiliyordu.
İlk defa teorik anlamda bütünüyle açıklanabilen ve uygulandığında kısa
sürede sonuca götüren Aspectics Yöntemiyle oldukça işe yarayan, pratik bir
araca sahip oluyoruz. Zira kişiler bu yöntemi kendi kendine uygulanabileceği
gibi birbirlerine de uygulayabilmektedir.
Uygulamalarla boşluğun tüm varlığın özü olduğuna ilişkin farkındalık ortaya
çıkar ve bu sayede daha düşük seviyedeki hedeflerimiz ortadan kaybolmaya
başlar yahut bütünleşir. Eş zamanlı olarak hedeflerimizin En Yüksek Hedef
ile birleşmesi ya da benzerliklerinin farkına varılması ile varlığımızın
özgürleşmesine ilişkin yeni boyutlar ortaya çıkmakta, dördüncü boyutun
bilgeliğine doğru giden yollar önümüzde açılmaktadır.
Bireyin ruhsal/psikolojik özgürleşmesinde yeni kapılar açan bir yöntem ve
yaklaşım...

Tanrıların Evi Orion`da
Robert Bauval, Adrian Gilbert
Konu: Arkeoloji-Mısır
ISBN: 9753252447
Çeviren: Belkıs Çorakçı
Sayfa: 226 Ebat: 16,5*24 cm Ciltli
Baskı Yeri: İstanbul
Basım Tarihi: 01.01.2000
Milliyet Yayınları
Binlerce yıldır var olan Mısır piramitleri bugün bile gizemini korumaktadır.
Bu gizemi çözmek için yapılan araştırmalar derinleştikçe, bilim adamlarının
karşısına çok daha farklı gizemler çıkıyor. Bauval ve Gilbert`in on yıllık
araştırmalarının sonuçlarını içeren bu kitap piramitlerle ilgili yepyeni
soruları gündeme getiriyor. Piramitlerin içindeki fresklerde bugünkü
gelişmiş teleskoplarla bile görülemeyen Orion ve Sirius yıldızlarının
resmedilmesi nasıl açıklanabilir? Mısırlılar bu yıldızların varlığından
nasıl haberdar olmuşlardı? Mısırlılar neden tanrılarının bu yıldızlardan
geldiğine inanıyorlardı? Bauval ve Gilbert`in vardıkları sonuçlar bilinen
insanlık tarihine bakış açımızı değiştirecek nitelikte.

Kutsal Ziyaretçiler
Çağın Okurlar
Ozan Yayıncılık
Bilindiği Üzere; Akıllı Bio-Organizmaların Hüküm Sürdüğü Gezegenimiz,
Evrenin Diğer Üyelerinden Sadece Biridir. Gezegenimizi Diğer Gezegenlerden
Ayıran En Temel Özellik İse Yaşamsal Bir Ortam Olmasıdır. Bu Yaşamsal Ortam
İlkçağlardan Bu Yana, Kıyasıya Dinsel Çatışmalara Neden Olan Dinsel
Fenomenler Oluşturmuş Ve Bu Fenomenlerin Odağına, Tanrılar Ve Onların
Gezegenimizdeki Temsilcileri Olan Peygamberler Oturtulmuştur. Yazarın;
Tanrılar, Peygamberler, Melekler Ve Bunlar Arasındaki İlişkilerdeki
Eşgüdümün Aslında İlahi Bir Yanının Olmadığı Savından Yola Çıkarak, Bu
Eşgüdümün Başka Gezegenlerden Gelmiş Akıllı Yaratıklar Tarafından
Sağlandığına İlişkin Öne Sürümleri İse Olayı Uzayın Derinliklerine
Taşımatadır. Bu Da Uzayın, Galaksilerin, Farklı İnsan Formları Olarak
Karşımıza Çıkan Uzaylıların Ve De Yazarın "Tanrı Taşıyıcıları" Olarak
Adlandırdığı Ufo`Ların Gerek Bilimsel, Gerek Dinsel Ve Gerekse De
Söylencebilim Kaynaklarındaki Tanımlanışlarına Yeni Bir Boyut Katmaktadır.
Kitapta, Tarih Boyunca Olagelen Dinsel Ve Toplumsal Olaylara Işık Olabilecek
Bazı Olaylar Ve Bu Olayların Olası Arka Planlarını Görecek Ve Çok
Şaşıracaksınız.. (Arka Kapak)
430 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-7891-26-6; Boyut: 13cm x 19cm; Baskı
Tarihi: 1998
Özgün Dili: Türkçe

HOLOGRAFİK EVREN 2 - FİZİK
MİSTİSİZM İLİŞKİSİ -
Yazarı: D.BOHM-F.CAPRA-K.WILBER-R.WEBER
Çeviren: ALİ ÇAKIROĞLU
Hazırlayan: DÜZENLEYEN KEN WİLBER
Yayınevi: KURALDIŞI YAYINCILIK
Yayın Yeri:
ISBN NO:
Yayın Yılı: 1996
Dili:
Türkçe
Tao Sessiz
Raymond M. Smullyan
Arkabahçe Yayıncılık
"Bana biraz kırmızı verir misiniz? Kırmızı elma veya boya değil, kırmızı..."
"Tanrı bizi neden ve niçin yarattı?"
"Neden onun dediklerini yaparsak ödüllendirileceğimizi aksi takdirde ceza
çekeceğimizi söyledi?"
"Eğer onun isteklerini yapacak isek bize niye özgür irade diye bir şey
verdi?"soruları ile karşılaşırsanız ne yapardınız?
Eminiz bu kitabı okuduktan sonra cevaplarınız biraz daha farklı olacak.
Tao Sessiz, Raymond Smullyan'dan, Batılılar için, Doğu Felsefesi'nin anlamı
ve değeri üzerine mizahi ve etkileyici bir kılavuz.
Okuyucular, konu ister bahçe işleri, ister köpekler veya gün ortasında
kestirme sanatı ya da insan olduğunu hayal eden bilgisayarlar olsun, bu
esprili, sofistike ve oldukça da dindar yazardan büyülenecek ve esinlenecek.
Doğunun mistikleri ile batının mantık adamlarının hayata bakışlarını
karşılaştırmalı bir şekilde veren bu kitap felsefeye meraklı herkes için bir
başucu kitabı olacak.
216 sayfa, 2. hamurBoyut: 14 x 22 cm; Baskı Tarihi: Mart 2009

Boş Ayna Bir Zen Tapınağında Onsekiz Ay
"Boş ayna," dedi," eğer bunu gerçekten anlayabilirsen, artık burada
arayacağın bir şey kalmadı demektir."
'Polisiye romanlar yazmakla ünlenmiş Hollandalı yazar J. van de Wetering
gençlik yıllarında gittiği Kyoto'daki bir Zen tapınağında geçen günlerini
anlatıyor bu yaşantı romanda.
Onsekiz ay boyunca kaldığı Zen tapınağında yoğun meditasyon oturumlarında
karşılaştığı güçlükleri, tapınak yaşantısının sıkı düzen yapısını, ustası
tarafından verilen Koan'ı çözmek için girdiği sıkıntıyı, Zen öğretisinin
derinliklerine varmak için kendine has verdiğim mücadeleyi ve sonunda Koan'ı
çözemeyip, Zen öğretisini yaşama dönüştürmekte zorlandığını görünce
tapınaktaki eğitimini bırakıp nasıl ayrıldığını büyük bir içtenlik ve
esprili bir dille aktarıyor okuyucuya.'
Yazar: Janwillem van de wetering
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Sayfa sayısı: 250
ISBN: 975-7200-59-X
Basım tarihi: Ocak 2002

Zihin Kapılarının Ardındaki Sessizlik (Meditasyon Öğretisi)
Meditasyon yapmak, "yanılsamalı" yaşantımızdan bütünüyle kopmaktır, çünkü
meditasyon rekabetin, sahip olma hırsının veya açgözlülüğün, şiddetli ve
kaygı verici savaşımın ve cİde etme açlığının bulunmadığı, kaygılardan ve
sorunlardan bağımsı?, bir durumdur: Ne kabulün ne de direnmenin olduğu
hırstan uzak bir durumdur, ne umut ne de korku vardır onda, doğal saflığın
hoşluğumla bizi tutsak etmiş olan tüm bu duyguları ve kavramları usul usul
salıvermeye başladığımız bir durumdur bu.
Meditasyon yapmayı öğrenmenin armağanı, bu yaşamda kendinize verebileceğiniz
en büyük armağandır. Çünkü:
Meditasyon Duyarlılıktır.
Meditasyon Özgürlüktür.
Meditasyon Sessizliktir.
Meditasyon Bilimseldir
Meditasyon Tanık Olmaktır.
Meditasyon Uyanıklıktır.
Meditttsyon Yaratıcıdır.
Meditasyon Gerçeklerden Kaçış Değildir.
Meditasyon Zekadır.
Meditasyon Farkındalıktır.
Mcditasyon Anlayıştır.
Meditasyon Keyiftir.
Meditasyon Gevşemedir.
Meditasyon Sakinliktir.
Bu kitap üç büyük Meditasyon ustasının yazılarından ve konuşmalarından
hazırlanmıştır.
Yazar: S. Rinpoche, J. Konfield
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Sayfa sayısı: 179
ISBN: 9789756529683
Basım tarihi: Mayıs 2008

Provokatör Mistik
"Evet, ben yeni bir şeyin başlangıcıyım, ama yeni bir dinin değil! Yeni bir
dindarlık türünün başlangıcıyım ki, o hiçbir sıfat, hiçbir sınır tanımaz.
Sadece ruhun özgürlüğünü bilir..."
Osho'ya defalarca, otobiyografisini niçin yazmadığı soruldu. O da her
seferinde, "Zamansız hakikatler önemlidir." dedi. "Arayan biyografimi
çalışmalarımda bulabilir. Dokunduğum insanların değişen yaşamlarında
bulabilir. Toplayıp, 'tarih' adını vereceğimiz gazete kupürlerinde değil."
Yine de, insan zihni zaman içinde olup biten olaylardan anlam çıkarmak
ister. Olup biten "olay"ların anlamını bildiğimize kendimizi ikna
edebileceğimiz bir bağlam yakalamak isteriz. Özellikle de bu olaylar
çelişkili, ürkütücü, sıra dışı olduğunda. Bu kitap, Osho ve çalışmalarının
anlaşılması için o bağlama sağlama zamanının geldiğinin fark edilmesi sonucu
ortaya çıkmıştır. Ancak, bu kitap "Osho kimdir?" sorusuna kesin bir karşılık
vermekten çok, bir rehberdir. Çünkü Osho'nun da dediği gibi, bir başkasının
kim olduğunu, ancak kendimizin kim olduğunu anladığımızda anlayabiliriz.
Yazar: Osho
Yayınevi: Omega Yayınları
ISBN: 975468440-5
Basım tarihi: Haziran 2004

Yakınlık
Yakınlık başka bir boyuttur. Diğerinin senin içine girmesine izin vermektir,
seni senin gördüğün gibi görmesine izin vermek; diğerinin seni senin içinden
görmesine izin vermek, bir insanı varlığının en derin noktasına davet etmek.
Modern dünyada yakınlık giderek kayboluyor. Sevgililer bile yakın değil.
Dostluk sadece bir kelime artık, giderek kayboluyor. Neden? Çünkü paylaşacak
bir şey yok. İçindeki yoksulluğu kim göstermek ister? İnsanlar rol yapma
derdinde: "Ben varlıklıyım, ben oraya ulaştım, ne yaptığımı biliyorum,
nereye gittiğimi biliyorum."
Eğer sen yakın olmaya hazırsan, karşındakinin yakın olmasına da yol
açabilirsin. Senin açıklığın, onun açık olmasını kolaylaştırır. Senin
içtenliğin, onun içtenliğine, masumluğuna, güvenine, sevgisine, açıklığına
izin verir.
Sen olmasan, bu evrenin şiirinde, güzelliğinde bir şeyler eksik kalır. Bir
şarkı, bir nota eksik kalır, bir boşluk olur; hiç kimse sana bunu
söylemedi...
Yazar: Osho
Yayınevi: Ganj Yayınları
Çevirmen: Fidan Terzioğlu
Sayfa sayısı: 182
ISBN: 975881703-5
Basım tarihi: Ocak 2004

Sessizliği Dinlemek / Evrim Basamağında Yeni İnsan
"Bilinçsiz evrim insanla sona erer ve bilinçli evrim başlar. Ama bilinçli
evrim belirli bir insanla başlamaz. Ancak siz başlamayı seçtiğinizde
başlar..."
Osho'nun bahsettiği, yeni bir insanın yaratılmasından başka bir şey
değildir... Bunun için "İnsanı bütünüyle kabul etmeliyiz. Ne mantığını
reddetmeliyiz ne de mantıksızlığını; ne aklını reddetmeliyiz ne de
duygularını; ne bilimsel ne de dinsel yanını...
İnsan akıcı olmalı, bir kutuptan diğerine gidebilmeli. Zihin mantıklı,
akılcı bir biçimde eğitilmeli ama aynı süreçte meditasyon eğitimi de
görmeli. Mantık ve duygular aynı anda eğitilmeli. Şüphe olmalı ama inanç da
olmalı...
Ne mantıksızı reddeden gelişebilir ne de mantığı reddeden. Bir bütün olarak
gelişmeden gelişemezsiniz."
Yazar: Osho
Yayınevi: Kuraldışı Yayınları
Çevirmen: Adalet Celbiş
Sayfa sayısı: 174
ISBN: 975275011-7
Basım tarihi: Istanbul / 1999 - Ocak
EOS - Sıradışı Bir Varlığın Hikayesi
Debra Wylde
Alfa Yayınları
» Genel
Kasım 2004, ISBN: 975297561-5
'ARA VE BULACAKSIN, İSTE VE ALACAKSIN:' Ve farkına varmadan insanlık Altın
Çağ'la buluştu. Dünyanın deneyimlemiş olduğu en uzun barış çağı.
Katılanların hepsi için altın bir andı... ve zaman içinde insanlık kendi
ilahiliğinin farkına vardı..
Şems- i Tebrizi'nin Öğretileri
Prof. Dr. Erkan Türkmen
ANADOLU MANŞET GAZETESİ YAYINLARI
İçindekiler
Önsöz
Şems'i Tebrizi'nin Öğretileri
Şems'in Öğretileri
Şems ve Öğretmenliği
Şems ve Mevlana
Veliler ve Kamil İnsanlar
Şems ve Kuran
Şems ve Genel Konular
Makalat'ta Geçen Bazı Ders Verici Hikayeler
Bibliyografya
İndeks
Mevlana’nın Türk Tasavvuf Şiiri üzerindeki etkisi hiç kuşkusuz tartışılamaz.
Bu nedenle, onun manevi hocası Şems’in öğretileri bir çok konuyu aydınlatmak
bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca Şems ve Mevlana arasında nasıl bir
bilgi alış verişi olduğunu, Şems’in kendi söylemlerinden öğrenmek mümkündür.
Şems-i Tebrizi’nin bize bırakmış olduğu tek eser onun "Makalat"ıdır. Makalat,
konuşmalar demektir. Mevlana’nın Mesnevisi gibi bu eseri de Şems kendisi
kaleme almış değildir. Konya’da bulunduğu iki buçuk yıl boyunca medrese ve
camilerde verdiği vaazlardan oluşan bu eser, Mevlana’nın teşviki ile
müritleri tarafından kaleme alınmıştır. Bu konuşmalar mecmuası "Esrar-ı Şems
al-Din-i Tebrizi" veya "Hırka-yı Şems-i Tebrizi" unvanlarıyla da Mevleviler
arasında bilinmekte idi. Fakat en yaygın unvanı "Makalat-ı Şems-i
Tebrizi"dir. Şems’in Makalatı gelişi güzel konuşmalarından oluştuğu için
dil, üslup ve anlatımda yer yer kopukluklar ve örgüde istikrarsızlıklar
görülür. Hitap edilen kimi kişiler de esrar perdesinde gizlidir. Yazanlar,
sanki Şems’in konuşmalarını bazen özet halinde yazmaya çalışıyorlardı. Onun
aşk denizi çok çalkantılı olduğu için her an yeni dalgalar meydana gelmekte
ve fikirlerdeki durgunluk yok olmaktadır. Bunu kendisi de şu sözlerle ifade
etmiştir: "Bende yazı yazma alışkanlığı yok ve yazıya dökmediğim sözler
bende kalır ve her an yeni bir şekil ve biçim alırlar" (Makalat).
Bu kitapta yer alan Şems’in konuşmaları (makalatı) karmaşık bir mozaikten
kurulu olduğundan İran’da yayımlanan karşılaştırmalı metinler ile Türkçe ve
İngilizce yapılmış çevirilerden de yararlanmak suretiyle yeniden düzenlenmiş
ve konulara göre sıralanmıştır.

İçsel Özgürlüğün Yolu
"Bir Bilgelik Kitabı"
İnsanlık tarihinin en eski yapıtlarından birisi olan "Yoga-Sutra"nın, çağdaş
bilimsel verilerle nasıl da uyuştuğunu görmek, gerçekten çok ilginç.
Yoga, Batı'da bedensel bir alıştırma ve jimnastik tekniği gibi sunulur ve
öyle de bilinir. Oysa, bu bedensel alıştırmaların gerisinde, derin bir
evrensel kavrayış yatmaktadır.
"İçsel Özgürlüğün Yolu" insanın kendisini bilmesi ve evrensel olanla,
arasındaki bütünselliği farketmesinden geçer. İşte Yoga'nın da anlamı,
Atman'ı (Gerçeği) Atman Olmayan'dan (Görüntüden) ayırma demektir ve yoga,
zihnin faaliyetlerini kontrol altına alarak, kişisel benliği, evrensel
benlikle birleştirme yöntemidir.
Yazar: Patanjali
Yayınevi: Arıtan Yayınevi
Sayfa sayısı: 229
ISBN: 975-7582-07-7
Basım tarihi: Kasım 1993

Farkındalığın Işığı
Farkındalığın ışığında acılar, incineme duyguları, nefret vb. duygular yanar
gider." "Gerçeğin yolu yoktur ve Gerçeğe bir yol, bir dünya da bir tarikat
vasıtasıyla varılamaz. Gerçek sınırsız ve koşulsuz olsuğu için organize
edilemez. Tüm kurumlar insanları gitmek ve kendi yollarına çekmek içindir.
Birinin peşinde gitmeye başladığım an, geçeğe ulaşman sona erer."
Krishnamurti, bu kitabında an'ı tüm farkındalığımızla yaşadığımız sürece
belleğin kayıt yapmacağını söylüyor. İnsan duygusal belleğinde kayda gçemiş
"anı"ları tekrar tekrar hatırlayarak acı çeker. Bu yüzden de geçmişte yaşar.
Geçmiş ya da gelecekte yaşayan kişi de an'a tüm dikkatini veremez. An'ın
kendisin "Şirmdi ve burada" yaşayamaz. Farkındalık ışığını an'a yöneltmeyen
kişi, bir an sonra geçmiş olacak anların karanlığında kalmaya kendisini
mahkum eder. İşte bu karanlık, cehaleti, benciliği, bağımlılığı doğurur.
An'da tüm farkındalığımızla dolu dolu yaşadığımızda hiçbir eksiklik
kalmayacağı için, bir an sonra "geçiş" olacak olan bu an, eksikliği
tamamlamak için bizi kendisine doğru (geçmişe doğru) çekmez. Ve biz yeni bir
anı deneyimlemek üzere tümüyle özgür oluruz.
Yazar: Jiddhu Krishnamurti
Yayınevi: Ötesi Yayınları
Çevirmen: Nil Gün
Sayfa sayısı: 99
ISBN: 9758363093
Basım tarihi: Ocak 1997

Sonsuzluk Yolcusu Evrensel İnsan
Ergün Arıkdal
Ruh ve Madde Yayınları
Kendi tekamülünü sağlamak ve içinde bulunduğu devrenin icaplarını yerine
getirmek kaderiyle karşı karşıya olan insanlığın, kendisine yapılan her
türlü yardımdan istifade edebilmesi ve sağlanan imkanları kullanabilmesi
onun liyakatiyle yakından alakalıdır. Bir şeye layık olmanız için, o şeyle
sizin aranızda büyük bir uyum olması gerekmektedir, kendi varlığınızla
ilgili hedeflerinize karşı samimiyetle çaba göstermeniz gerekmektedir.
(Arka Kapak)
Türkçe
302 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 19 cm
ISBN : 9789758007929
2002

Gizem'den Bilim'e X Files
Parapsikolojik Araştırmalar
Emrullah Tekin
IQ Kültür-Sanat Yayıncılık / Araştırma-İnceleme Dizisi
Doğa derken kastettiğimiz, "tabiat"taki yaratıcı hayattır... Maddeyi
sağlayan her yeri kuşatmış olan (spirit) ruhtur.
Paracelsus
Ben, adına "Occult Fenomenler" denilen olayların araştırılmasını bilim dışı
yada değersiz diye daha baştan kabul etmeyenlerden değilim. Eğer, bilim
kariyerimin sonunda değil başında olsaydım, tüm zorluklara rağmen başka bir
araştırma alanı seçmezdim.
Dr. Sigmund Freud
24 Temmuz 1921
Yaşayabileceğimiz en güzel tecrübe, gizemli olandır.
Albert Einstein
Araştırmacı-Yazar Emrullah Tekin’in kitabı, Türkiye’de bu konuya ilgi
duyanlar için ‘rehber’ olabilecek nitelikte bir çalışmadır. Titiz ve
meşakkatli bir araştırmanın ürünüdür. Tekin’in kitabına, parapsikolojik
araştırmaların ‘olmazsa olmazı’ kabul edilen terminolojisiyle ilgili bir de
‘sözlük’ eklemiş olması çok yararlıdır. Parapsikolojik araştırmaların, en
azından söylendiği gibi ‘hokus pokus’ olmadığını, ne gibi
‘siyasal-toplumsal-kültürel’ bağları olduğunu, Türkiye’de ilk kez derli
toplu olarak bu kitaptan okuyacaksınız, iyi okumalar dilerim.
Aytunç Altındal
Modern insanın psikolojik tavırlarını biçimlendirmede etkili olan metafizik
güçleri de unutmamamlı.
İngiltere Prensi Charles
13 Temmuz, British Medical Association Konuşmasından
(Arka Kapak)
Türkçe
320 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 21 cm
ISBN : 9789756618516
2003

Dünyamızın Gizli Sahipleri
Giovanni Scognamillo
BİLGE KARINCA YAYINLARI
Dünya Tarihin Karanlık Çağları
Yaşı Bilinmeyen Şehirler
Ehramların Büyük Sırrı
Devlet Ülkesi
Devlerle İlgili Bilinmeyenler
Piri Reis'in Amerika Haritaları
Mayalar, Aztekler, İnkalar
Pasifik Okyanusunun Kayıp Kıtası-Mu
Atlantis ve Hiperbore
Tufan
Tevrat'taki Hiroşima
Uçan Nesneler
Başka Dünyalardan Gelen Ziyaretçiler
Firavunlar Zamanında Uçan Daireler
Uçun Dairelerin Tarihi
Tarihin En Eski Metinlerinde Uçan Nesneler
Küçük Yaratıklar
Türkiye'yi Ziyaret Eden Uzaylılar
Evrende Yalnız mıyız?
Ve daha birçok merak edilen esrarengiz olay ve konunun açıklamaları
inanılmaz ama gerçek..

Hakikat Üzerine
"Aydınlanmış varlıkların en büyükleri her zaman insanı şaşırtan bir
yalnızlık ve açıklıkta konuşmuşlardır. Hakikatin doğası budur,
Krishnamurti'nin doğası da budur."
Larry Dossey
Hakikat Üzerine, Krishnamurti'nin hakikat arayışına ilişkin en derin
düşüncelerini kapsıyor. Krishnamurti halka konuşmaya 1929 yılında şu
sözlerle başlamıştı: "Hakikat ülkesinin yolu yoktur." Her yaştan ve her
ortamdan insanlara konuştuğu yıllar boyunca, hiç durmaksızın, hakikate
düşünce aracılığıyla ulaşılamayacağını vurguladı. Hakikat elle tutulamaz ve
adlandırılamaz, ancak düşüncenin bütünsel devinimi ve etkinlikleri
keşfedildiğinde gerçekleşebilir. Bu kitaptaki yaşamsal öğretiler, çaba sona
erdiği, zihin boşaldığı ve yalnızca içinde bulunduğumuz an kaldığında
hakikatin nasıl ortaya çıktığını gösteriyor. Hakikat Üzerine'de, insan her
şeyi bir düzene oturttuğunda, hakikatin davet edilmeden, bütün görkemiyle
geldiğini ve bunda çok büyük kutsallık olduğunu öğreniyoruz.
Yazar: Jiddhu Krishnamurti
Yayınevi: Ayna Yayınevi
ISBN: 9758297104
Basım tarihi: Ocak 2003

Mükemmel Mürit
Kapılar Serisinde insanın manevi arayışının tüm tezahürleri konu edilecek.
Tasavvuf'tan çıkan ikinci kitap olan Mükemmel Mürit'in yanı sıra Taoculuk,
Hinduizm, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Zen gibi insan bilincine katkıda
bulunmuş ve bulunmakta olan tüm Kapılar'la ilgili kitaplar bu seride
okuyucuya sunulacak...
Kişi, mükemmel bir ermişi aramaya karar veremez. Kişi sadece pasif bir
şekilde kendisini açabilir.
Daha önce hiç, bir ermiş ile tanıştın mı? Hiç, bir ermiş ile tecrüben oldu
mu? Duyduğun her şey ödünç alınmıştır. Sen emin değilsin, bu hakikatten emin
olamazsın.
Nasıl karar vereceksin? Ve nasıl bir ermiş arayacaksın? Karar verme kriteri
ne olacak? Onun Mükemmel Ermiş olduğunu gerçekten nasıl tartacaksın?
Mükemmel bir ermişi tartmaya, bu kararı vermeye muktedir misin? O zaman sen
yüksektesin, sen zaten Mükemmel Ermişten üstte bir yerdesin. Sen bir yargıç
koltuğunda oturuyorsun. Sen alçakgönüllü, pasif bir mürit değilsin.
Ve ermiş sadece senin edilgenliğinde, senin alçak gönüllülüğünde, senin
basitliğinin içinde gerçekleşir.
Usta sadece mürit hazır olduğunda ortaya çıkar. Asla tersi değil. Başka
hiçbir şekilde değil. Yaşam yolculuğunun herhangi bir başka noktasında
değil. Mürit hazır ve olgunlaşmış olmak zorundadır; yalnızca o anda usta
görünür hale gelir. Müritin gözlerini kazanması, kulaklarını kazanması,
hissetmek için bir yürek yaratması gerekir. Şayet sen körsen güneş nasıl
görünsün. Güneş görünebilir ama sen onu kaçırmaya devam edeceksin.
Yazar: Osho
Yayınevi: Ganj Yayınları
Sayfa sayısı: 204
ISBN: 9789758817511
Basım tarihi: Nisan 2009

Mükemmel Ermiş
Osho
Arka Kapak
Kapılar Serisinde insanın manevi arayışının tüm tezahürleri konu edilecek.
Tasavvuf'tan Nisan ayında çıkacak olan Mükemmel Mürit'in yanı sıra Taoculuk,
Hinduizm, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Zen gibi insan bilincine katkıda
bulunmuş ve bulunmakta olan tüm Kapılar'la ilgili kitaplar bu seride
okuyucuya sunulacak...
Sufi ermişi sarhoştur, yumuşaktır, bir sevgi yağmurudur. Bir Zen ustasında
büyük bir merhamet görürsün ama sevgi bulamazsın. Merhamet onun
farkındalığından, aydınlanmış olmasından kaynaklanır..
Oysa sen Mevlana'nın dans etmediğini hayal edemezsin. Mevlana danstan başka
bir şey değildir. O aydınlanma haline otuz altı saat boyunca sema ederek
ulaştı. Döndü, döndü, döndü... Onun coşkunluğu o kadar büyüktü ki yüzlerce
insan dans etmeye başladı. Öyle bir coşkunluk alanı yarattı ki ona ne
olduğunu görmeye gelen herkes dans etmeye başladı. İşte o bu şekilde erdi.
Müthiş bir sarhoşluk içinde yere düşerek saatlerce orada kaldı; tıpkı bir
sarhoş gibi! Gözlerini açtığında öteki dünyayı görmüştü, ahreti yanında
getirmişti.
Sufiler aşktan, cennetten, cennet bahçelerinden söz eder. Onların sembolü
şaraptır. Onlar sarhoştur, ilahi olanla sarhoştur. Kendilerini dansın ve
müziğin içinde kaybederler. Ziyafet çeker, kutlarlar. Sufiler Tanrı'yı
Sevgili olarak düşünürler. Onlar sevgi doludur; onların Tanrı'sı sevgidir.
Yazar:Osho
Sayfa Sayısı: 219
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ganj Yayınları

Meditasyon Ve Kozmik Bilinç
Oyanus Yayıncılık
Avadhutuka Anandamıtra Acarya
Meditasyon
Batı uygarlığının maddi yaşama verdiği önem teknolojiyi çok ilerletti. Ancak
bunun bir bedeli vardı. Ruhsal yaşam neredeyse tamamiyle gözardı edildi.
Şimdi insanoğlu "daralmış ruh"unu genişletmeye çalışmaktadır. Bu nedenle
günümüzde ruhsal öğretilere ve zihinsel güçlere; zihin genişletici haplara
ve mistisizme; hipnoza ve meditasyona; düşlere ve yaratıcılığa karşı yoğun
bir ilgi görülmektedir. Ve giderek daha fazla sayıda insan, sahip oldukları
potansiyeli kavrayabilmek, özlerinde gizli olan muhteşem güçleri
geliştirebilmek için "büyük iç gezi"ye katılmaktadır. Meditasyon ve Kozmik
Bilinç kitabı size, her zaman sorulan "ben kimim?", "nereye gidiyorum?" ve
"oraya nasıl gideceğim?" gibi soruların cevaplarını verme amacıyla
sunulmaktadır. (Arka Kapak)

Meditasyon
Meditasyon, bir serüvendir; insan aklının üstlenebildiği en büyük serüven.
Tam olarak meditasyon, hiçbir şey yapmamaktadır - eylem yoktur, düşünce
yoktur, duygu yoktur. Tam kendinizsinizdir ve bu katıksız bir hazdır. Hiçbir
şey yapmadığınız zaman, bu haz nereden gelir? Hİçbir yerden gelmez ya da her
yerden gelir. Nedensizdir, çünkü varoluş sevinç denilen unsurdan
oluşmaktadır.
Yazar: Osho
Yayınevi: Omega Yayınları
Sayfa sayısı: 493
ISBN: 975468386-7
Basım tarihi: Nisan 2003

Evrenin Kayboluşu
ORJİNAL İSİM: The Disappearance of the Universe
Salonunuzda sessiz sakin otururken gizemli bir çift aniden belirse ve size
“yükselmiş üstatlar” olduklarını, varoluşun şaşırtıcı sırlarını açıklamayı
ve ileri düzeydeki bağışlayıcılığın mucizevî güçlerini öğreteceklerini
söyleselerdi ne yapardınız? Polis mi çağırırdınız? Bir psikiyatrist mi
arardınız? Pizza siparişi mi verirdiniz?
1992 yılında böyle iki öğretmen Gary Renard'ın karşısına çıktığında, Gary
onları dinlemeyi (ve bir sürü münasebetsiz soru sormayı) seçti. Sonuçta
ortaya bu şaşırtıcı kitap çıktı: On yılı aşkın bir sürede yapılan 17 ilginç
sohbeti kayda geçiren, yazarın hayatının yönünü değiştiren ve insanlık
tarihinin yönünü değiştirecek ruhsal bir öğretiyi taviz vermeden dünyaya
tanıtan olağandışı bir kitap.
“Hayatın özü ve dolu dolu yaşamak üzerine etkileyici şekilde ayrıntılı
inceleme... Metafizik Öğretiler için okunacaklar listesinde memnuniyetle
karşılanan ve tavsiye edilecek bir ilave.”
Small Press Bookwatch “Reviewer's Choice”, Midwest Book Review.
“...inanılmaz bir içerik... En etkileyici kısmı ise Mucizeler Kursu'nun
zorlu metafiziğine sadık kalması.”
Jon Mundy, PhD., Miracles dergisi.
“En basit ifadeyle piyasadaki en alışılmadık ve en başarılı spiritüel eser.”
Geoff Rotunno, The Book Review.
SAYFA: 384 SAYFA
Yazar: Gary R. Renard
Yayınevi: Goa Basım Yayım
ISBN: 975-9064-43-X
Basım tarihi: Ekim 2006
YAZAR BİLGİSİ
Sonunda başarılı bir profesyonel gitarist olduğu yerde, Massachusettes’in
tarihi Kuzey Kıyısı’nda doğmuştur. 1987′deki Harmonic Convergence sırasında
bir Çağrı duymuş ve hayatını farklı bir yönde sürdürmeye başlamıştır. 1990′ların
başında güçlü bir spiritüel uyanış yaşadığı Maine’e taşınmıştır.
Evrenin Kayboluşu’nu kendisine söylendiği şekilde, dokuz yıllık bir dönem
boyunca yavaşça ve dikkatle yazmıştır. Bugünse yazan, seyahat eden ve
spiritüel arayış içinde olan diğerleriyle metafizik ilkeleri tartışan bir
şahsi yatırım uzmanıdır.

KAOS ve DÜZEN (Chaos und Ordnung)
Sırat Köprüsündeki Hayat
Friedrich CRAMER
Çeviren: Veysel Atayman
ALAN Yayıncılık, 1998; ISBN:975-7414-63-8; 370 sayfa.
Türkçe (Orjinal Dili:Almanca)
Genler, gen kartı; Kaostan sağlanan yarar; Hücreler
arası diyalog; Kaostan-kaçınma stratejisi; Her şey biyoloji değildir;
bioloji her şey değildir; Hiper-döngüler kuramı; Evrim kavramının ideolojiye
dönüşmesi; Einstein ile nedensellik, evrenin hesaplanabilirliği ve
yıldırımlar üzerine; Pri'gognin teoremi; Poincare, kaotik hareketin
yörüngeleri; Satürn halkaları; Kırık boyutlar; Morfogenez ve felaketler
matematiği; Fraktal kavramı; Fraktal boyutlu Koch-kıvrımları;
Üç-cisim-problemi-çifte sarkaç; Fraktalın güzelliği; Mandelbrot-kümeleri;
Doğa niçin güzel? Altın Orantı; altın Açı; Kırılabilir güzellik; Yeni bir
sanat kavramı; Palindromlar, genetik yazıda düzen adacıkları; Heisenberg ile
fizik, metafizik, dilin metaforları üzerine; Newton-Darwin; Bing-Bang madde
mi, ide mi? Canlının karmaşıklığı; Canlı madde - Ölü madde; Kendiliğinden
düzenleme; Kendiliğinden düzenlene bir sistem olarak evrim ve hayat; Yeni
bir öneri: Evrim alanı; Kepler haklı; Wittgenstein ile felsefe üzerine;
Entropi; Zaman ve entropi; Tersinmez süreçsel zaman; Yaşlanma: Kader mi
hastalık mı? Karmaşıklık ne demek; Tarih ile doğa-tarihi ilişkisi üzerine;
İlkesel-olana veda? İspatları ispatlamanın olanaksızlığına ilişkin; Bilimin
sınırlarında;
(Arka Kapak)
Karmaşıklık ve kaos biliminin sağladığı yeni bakış
açılarını gerçek bilimsel bulgular eşliğinde yorumlayan ve oldukça çarpıcı
yeni açılımlara ulaşan Cramer, şaşırtıcı, sürükleyici ve “yoğun” bir kitap
ortaya çıkartmış. Eğer konu hakkında önceden biraz merakınız varsa, bu kitap
bu “yeni” bilimsel düşüncelerin şaşırtıcılığını başarıyla katmerlendiriyor.
Kitap içindeki bölümlerin başlıkları ve içerikleri, kafa zorlayıcı bir
çeşitliliğe sahip. Fakat “her şeye cevap verme” iddiasındaki o garip
kitaplara da pek benzemiyor. Okuduğunuzda doyacağınız ve bir çok yerde ufka
bakarak bir süre düşüncelere dalacağınız bir kitap bu. Şimdi de bir iki ufak
alıntı vereyim:
“… dolayısıyla, gerek biyokimya ,gerekse de
nörofizyoloji gibi bilim kollarında, bir canlının bütününü veren bir
tabloyu, parçalardan yola çıkarak kurabileceğimiz varsayımını benimsemek,
entellektüel bir sorumsuzluk örneğidir olsa olsa. (sayfa 277)”
“Geçmişi unutan, şimdiye dikkat etmeyen ve gelecekten
korkanların hayatı, en kısa ve en huzursuz hayattır. (sayfa 324)”
“Evrim kuramı bütünü kapsayıcı yönüyle, ne
ispatlanabilecek ne de çürütülebilecek bir doğa kuramıdır. (sayfa 272)”
“Fizik Newton’dan bu yana yerçekimi alanının asıl
özünün ne olduğunu anlama konusunda hiç bir ilerleme kaydedememiştir;
öyleyse niçin biyologların öteki disiplinlerdeki meslekdaşlarından bu
bakımdan daha başarılı olmalarını a priori bekleyelim ki? Benzer niyet ve
talepler cansız maddenin incelenmesi konusunda yüzyıllardan beri boşa çıkıp
dururken, biyologlardan canlı fenomenlerin derin varlıksal nedenini, böyle
bir alanın nedenini, niçinini açıklamalarını beklemeye hakkımız var mı?
(sayfa 292)”
Bu alıntılar sadece yorum kısımlarından. Kitabın büyük
bir bölümü karmaşıklık, başlangıç koşullarına hassas bağlılık, canlılık,
kendi-kendine organizasyon, fraktaller, altın oran, asimetri, entropi,
kaotik süreçler ve üç cisim problemi gibi önemli konularda yoğun miktarda
bilgi içeriyor. Kütüphanelere ve işleyen kafalara yakışacan bir kitap
kısacası.

Antiklerin Mağrası (Eskilerin Mağarası)
Bu kitap, Hayatın Kanunlarına çok sıkı bir bağlılıkla elde edilmiş güçlerin,
Tibet'in daha büyük Lama Manastırlarından seçilmiş çalışmaların ve uzun bir
hayatın meyvesidir.
Bu, eski Antikler tarafından öğretilmiş bilgidir. Mısır Piramitleri'nde, And
Dağları'nın Yüksek Tapınaklarında ve dünyadaki Okült bilginin en büyük
deposunda, Tibet'in Dağları'nda yazılmıştır.
Dr. T. Lobsang Rampa
Yazar: T. Lobsang Rampa
Yayınevi: Onbir Yayınları
Çevirmen: Yüksel Akçil
Sayfa sayısı: 246
ISBN: 9944180085
Basım tarihi: 2007

Buddha / Bir Aydınlanma Hikâyesi
Bizler Buddha'yı barışın ve dinginliğin sembolü olarak bilmemize rağmen,
onun yaşam öyküsü aşk ve cinsellik, cinayet ve ölüm, mücadele ve teslimiyet
yüklü, son derece karmaşık ve muhteşem bir süreçti. Buddha bizi, maddi
dünyanın taşlı ve çorak arazisinden alıp manevi dünyanın doruklarına
taşıyarak hepimizi büyülüyor ve etkisinde bırakıyor ki, bu da kaçınılmaz
olarak bizim, yaşamın gerçek yüzünü ve kendimizi daha iyi anlamamızı
sağlıyor.
Yazar: Deepak Chopra
Yayınevi: İnkılap Kitabevi
Çevirmen: Seda Hauser
Sayfa sayısı: 304
ISBN: 975-102-784-9
Basım tarihi: İstanbul / 2008 - Aralık

Aydınlanma Nedir?
Başkalarını anlamak bilgeliktir.
Kendini anlamak aydınlanmadır.
-Lao Tse
Aydınlanma nedir? Bu soru varoluşun anlamını arayan insanlar tarafından
tarih boyunca sorulmuştur. Böyle bir anlayışa sahip olmak mutlulukları için
o denli değerli, o denli önemli görülmüştür ki, her yaştan erkek ve kadın
karşılaştıkları zorluğa, yokluğa ve dahası zaman zaman toplum tarafından
dışlanmalarına karşın, kendilerini yalnızca bir yanıt bulmaya adamışlardır.
arayışları 'kendi'nin bilgisine duydukları açlık tarafından
yönlendirilmiştir: Ben kimim? Neden burdayım? Nerede gidiyorum? Yaşamın
anlamı nedir? Bunların tümü şu temel sorunun yanlarıdır:
Aydınlanma nedir?
Bilinç ve tinsel gelişim alanlarında ünlü bir araştırmacı ve yazar olan John
white, bu kitabında dünyanın en saygın tinsel öğretmenlerini biraraya
getirerek bu temel soruya yanıt arıyor.
Yazar: Derleme
Yayınevi: Ayna Yayınevi
ISBN: 9758297171
Basım tarihi: Ekim 2002
Kategori: Spiritüalizm

Ayaksız Yürümek Kanatsız Uçmak
An be an yaşayarak, hazırlanarak, milim milim ilerlemelisiniz. Ve
bilinmeyenin güzelliğiyle gittikçe daha çok aşina oldukça içinizde yeni bir
nitelik yaratmaya başlarsınız. O oradadır, sadece hiçbir zaman
kullanılmamıştır. Ölüm gelmeden önce, bilinenden bilinmeyene doğru
ilerlemeyi sürdürün. Yeninin eskiden daha iyi olduğunu her zaman hatırlayın.
Bhagwan Shree Rajneesh
Yazar: Osho
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Sayfa sayısı: 188
ISBN: 975720087-5
Basım tarihi: Mayıs 2001

Sri Aurobindo veya Bilincin Macerası
(Sri Aurobindo Or THe Adventure Of Consciousness)
Yayınevi: Butik (Owo-Mia) Yayınları
Yazar: Sri Aurobindo
Açıklama:
Ölüm Savitri'ye şöyle der:
"Dünyaya yaşayan bir gerçeğin tohumunu atabileceğini mi sanıyorsun. Ya da
madde dünyasını tanrının evi yapabileceğini?
Gerçek buralara gelmez, sadece düşüncesi vardır, Tanrı burada yoktur, sadece
adı vardır."
-Savitri - X. IV 646 Sri Aurobindo
Eğer kendi yaşamınızda, düşüncenizde, duygunuzda, varoluşunuzda birsınıra
geldiyseniz, bu sınırların dışına küçücük biradım atmaya ve bunu da belki de
insanoğlunun gecikmiş vaadinin son safhası.
Elinizdeki kitap bir mutluluk rehberi değil, günlük yaşamda ezilen
hırpalanan ve aşağılanan egomuzun merhemi değil, çatlamış sosyal
kurumlarımızın dolgusu değil.
Bu kitap tarihler boyu bakıpta göremediğimizin, uzanıpta dokunamadığımızın
kitabı. Bu kitap bilincin macerasının, Sri Aurobindo'nun kitabı.
(Arka Kapak)

Mistisizm
Nurettin Topçu'nun Mistisizmi ve Blondel'i şu şekilde anlatıyor: 'Mistisizm,
dini yaşayışta en yüksek merhaleyi teşkil eder; ruhun içten ve doğrudan
doğruya Allah'la birleşmesinin mümkün olduğunu kabul eden doktrindir.Bu
birleşme, normal düşünce ile insanın tabi varlığına yabancı olan ve
birbirinden ayrılmayan yeni bir varlık ve düşünce hali meydana çıkarıcıdır.
Yazar: Maurice Blondel
Yayınevi: Dergâh Yayınları
Çevirmen: Özkan Gözel
Sayfa sayısı: 120
ISBN: 9759950989
Basım tarihi: 2008
Kategori: Mistisizm

Bir Yoginin Otobiyografisi
“Daha önce, İngilizce’de veya başka bir Avrupa dilinde, Yoga’nın böyle bir
sunuluşu hiç olmamıştır.” - Columbia Üniversitesi Basını
“Az bulunur bir değer.” - New York Times
“. . . insan konuşamıyor, ebediyen etkileniyor.” - Haagsche Post, Hollanda
“Tamamen vahiy. . . eğlendirici bir zekâ ve ısrarlı bir içtenlikle
anlatılmış. . . bir roman kadar büyüleyici.” - News-Sentinel, Fort Wayn,
Indiana
“Bu sayfalar, büyüleyici bir hayatı, bugüne kadar duyulmamış yücelikteki bir
kişiliği, öyle eşi bulunmaz bir güç ve açıklıkla anlatıyor ki, kitabın
başından sonuna kadar okuyucunun nefesi kesiliyor. . . . Bu kitabın ruhsal
bir devrim gücüne sahip olduğuna inanmalıyız.” - Schleswig-Holsteinische
Tagespost, Almanya
Bir Yoginin Otobiyografisi, eşsiz bir Hakikat arayışının, insanı çeken
öyküsüdür; yogilerin mucizeler gerçekleştirmek ve kendilerine hâkim olmaya
erişmek için kullandıkları süptil fakat kesin kanunların bilimsel
açıklamalarıyla örülmüştür. Yazar aynı zamanda, Doğu ve Batı’nın, ruhsal
açıdan olağan dışı insanlarına yaptığı ziyaretlerini de anlatır: Bu insanlar
arasında, Mahatma Gandhi; Luther Burbank; Katolik Stigmatist Therese Neumann
ve Rabindranath Tagore da vardır.
Yoga bilimine yetkili bir giriş olan Bir Yoginin Otobiyografisi, hem
Doğu’nun hem de Batı’nın büyük dinî yollarının altında yatan bilimsel
temelleri açıklamasıyla, kendi alanında bir klasik olmuştur. 19 dile tercüme
edilmiştir ve tüm dünyada, kolej ve üniversitelerde ders kitabı ve referans
eser olarak okutulmaktadır.
Yazar: Paramahansa Yogananda
Yayınevi: Klan Yayınları
ISBN: 975-6388-18-8
Basım tarihi: Şubat 2004
Büyük
romancı Leo Tolstoy, Üç Münzevi adlı şirin bir halk hikayesi yazmıştır.
Arkadaşı Nicholas Roerich bu hikayeyi şöyle özetlemiştir:
“Bir adada, üç münzevi yaşardı. Son derece sade olan bu insanların
bildikleri tek dua şuydu: ‘Biz üç kişiyiz; Sen, Üç yönlüsün – bize merhamet
et!’ Bu basit duayı söyledikleri zaman büyük
mucizeler
gerçekleşirdi.
O yörenin piskoposu bu üç münzeviyi ve onların bu uygun görülemeyecek
dualarını duyunca, ziyaretlerine gidip bu insanlara kilise kurallarına uygun
bir şekilde dua etmeyi öğretmeye karar verdi. Piskopos adaya geldi,
münzevilere göğe sundukları duanın değersiz olduğunu anlattı ve onlara
geleneksel duaların birçoğunu öğretti. Daha sonra piskopos bir gemiye
binerek adadan ayrıldı. Vapurun arkasından, parlak bir ışığın kendisini
takip etmekte olduğunu gördü. Işık kendisine yaklaşınca, el ele tutuşmuş üç
münzevinin dalgaların üstünde koşarak gemiye yaklaşmakta olduklarını fark
etti.
‘Bize öğrettiğin duaları unuttuk,’ diye bağırdı adamlar piskoposun yanına
ulaştıklarında, ‘ve sizden onları tekrarlamanızı rica etmek için aceleyle
geldik.’
Dehşete düşmüş olan piskopos kafasını salladı. ‘Sevgili kardeşlerim,’ diye
cevap verdi alçakgönüllülükle, ‘siz kendi dualarınızla yaşamaya devam edin!’
Bu üç aziz
suyun üstünde nasıl yürüdü?
İsa çarmıha gerilmiş olan bedenini nasıl canlandırdı?
Lahiri Mahasaya ve Sri Yukteswar mucizelerini nasıl gerçekleştirdiler?
Her ne kadar
Atom Çağı’nın gelmesiyle birlikte dünya – zihninin faaliyet alanı birdenbire
genişlediyse de, modern bilimin, henüz bu sorulara verebileceği bir yanıt
yok. Yine de, söz konusu bu değişikliklerin sonucu olarak, “imkansız”
sözcüğü, insanın kelime haznesinde giderek daha gerilerde yer alıyor.
Veda
metinleri, fiziksel dünyanın, mayaya ait temel bir yasa altında etki ve
varlığını sürdürdüğünü bildirir; bu görecelik ve ikilik prensibidir. Tanrı,
Yegane Yaşam ve Mutlak Birlik’tir; bir yaradılışın ayrı ve farklı
belirişleri şeklinde görünmek için O, sahte veya yalan bir perdenin ardında
saklanır. Bu aldatıcı düalistik perde, mayadır. Modern zamanlarda yapılan
birçok büyük bilimsel keşif, eski Rişilerin bu basit açıklamasını
onaylamıştır.
Newton’un
Hareket Yasası, bir maya yasasıdır. “Her etki, kendisiyle aynı büyüklükte ve
zıt yönde bir tepki doğurur; herhangi iki cismin karşılıklı etkileri her
zaman eşit ve zıt yönlüdür.” Böylece etki ve tepki tamamen eşittir. “Tek bir
kuvvetin varolması imkansızdır. Her zaman, eşit ve zıt iki kuvvetin olması
gerekir ve vardır.”
Temel doğal
faaliyetlerin hepsi de mayadan kaynaklandıklarını açıkça ortaya koyarlar.
Örneğin elektrik, bir itme ve çekme olayıdır; elektrik kuvvetinin ortaya
çıkmasını sağlayan elektron ve protonlar, elektriksel olarak zıt yüklere
sahiptirler. Başka bir örnek: Atom veya maddeyi temsil eden en küçük
parçacık, aynı dünyanın kendisi gibi, pozitif ve negatif kutupları bulunan
bir mıknatıstır. Bütün doğal olaylar dünyası, kutupsallığın değiştirilemez
hükmü altındadır; fizik, kimya veya başka bir bilim dalına ait hiçbir yasa,
doğasında varolan zıt veya çelişkili prensiplerden bağımsız değildir; böyle
bir yasa bulunamamıştır.
Öyleyse,
fizik bilimi, yaradılışın dokusu olan mayanın dışındaki yasaları bir formüle
bağlayamaz. Doğanın kendisi mayadır; doğal bilimler, zorunlu olarak onun
kaçınılmaz niteliğiyle uğraşmak zorundadır. Doğa, kendi alanında, sonsuz ve
tükenmez bir yapıdadır; geleceğin bilim adamları, onun değişip duran
sonsuzluğunun değişik yönlerini, birbiri ardına araştırmaktan daha fazlasını
yapamazlar. Dolayısıyla bilim, sürekli bir değişim içinde hapsolmuştur ve
sonsuzluğa ulaşamaz; kuşkusuz zaten varolan ve işlemekte olan evrenin
yasalarını keşfetmeye uygundur fakat Yasaları Koyan’ı ve Tek Yönetici’yi
meydana çıkarmaya gücü yetmemektedir. Yerçekimi ve elektriğin görkemli
varlıkları bilinir hal gelmiştir fakat yerçekiminin ve elektriğin ne
olduğunu, hiçbir ölümlü bilmemektedir.
Mayayı yenip
aşabilmek, binlerce yıldır peygamberlerin insan ırkına verdiği bir görevdir.
Yaradılışın düalitesinin üzerine çıkmak ve Yaradan’ın tekliğini algılamak,
insanın en yüksek amacı olarak kavranılmıştır. Evrensel yanılgıya sıkıca
sarılmış olanlar, onun özünü teşkil eden kutupsallık yasasını kabul etmek
zorundadırlar: Gelgit, çıkış ve düşüş, gündüz ve gece, zevk ve acı, iyi ve
kötü, doğum ve ölüm. Kişi, birkaç bir tane insani doğum yaşadıktan sonra, bu
devirsel yapı, ıstırap veren belirli bir tekdüzelik sergilemeye başlar; o
zaman insan, umutlu gözlerle mayanın zorlamalarının ötesine bakmaya başlar.
Maya’nın
perdesini açmak, yaradılışın sırrını ortaya çıkarmak demektir. Gerçek
tektanrıcı, bu şekilde evreni çırılçıplak edebilen kişidir. Tüm diğer
insanlar putlara tapmaktadırlar. İnsan, Doğa’nın ikincil yanılsamalarına
tabi kaldıkça, onun tanrıçası lanus yüzlü maya olur; tek ve gerçek Tanrı’yı
bilemez.
İnsanın
içindeki aldatıcı maya, dış dünyada kendini, avidya’yla, yani “bilgi
olmayan”la, cehaletle bellik eder. Maya veya avidya, asla zihinsel bir
çalışma ya da analiz yoluyla değil, sadece bir iç ruh hali olan
nirbikalpa samadhi durumuna erişince yok edilebilir. Eski Ahit’teki
peygamberler ile her çağda ve her ülkede ‘görebilen’ insanlar, bu bilinç
halinden bahsetmişlerdir.
Hezekiel
şöyle demiştir: “Ve sonra kapıya, doğuya bakan kapıya beni getirdi. Ve işte,
İsrail tanrısının yüceliği doğu yolundan geldi; ve sesi çok suların sesi
gibi idi; ve onun yüceliğinden yer parlıyordu.” (Hezekiel 43: 1-2.)
Başın ön tarafındaki (doğu) tanrısal göz aracılığıyla yogi, bilincini ‘her
yerde hazır ve nazır olma’ yolculuğuna çıkarıp, “çok suların” yüze sesini,
Söz’ü veya Aum’u duyabilir: Bu sular, yaradılışın tek gerçekliğini oluşturan
ışık titreşimleridir.
Evrenin
trilyonlarca gizemi arasında en şaşırtıcı ve en görkemli olanı ışıktır.
Yayılması için hava ya da benzeri bir maddi ortam gereken ses dalgalarının
aksine, ışık dalgaları, yıldızlar arası uzayın boşluğunda özgürce yol
alırlar. Dalga teorisinde, ışığın gezegenler arası ortam olarak kullandığı,
kuramsal bir kavram olan eter bile, Einstein’ın koyduğu esaslar
doğrultusunda anlamını kaybetmektedir; çünkü bu söz konusu esaslarda, uzayın
geometrik özellikleri, bir eter teorisini gereksiz kılmaktadır. Her iki
hipotez altında da, ışık, tüm doğal tezahürler içerisinde en süptili ve
maddesel bağımlılığı en az olandır.
Einstein’ın
devasa kavramları dahilinde, saniyede 300,000 kilometre olan ışığın hızı,
tüm Görecelik Kuramı’na hükmetmektedir. Einstein, ışığın hızının, insanın
sınırlı zihni açısından ele alındığında, sürekli bir devinim içerisinde olan
evrendeki tek sabit olduğunu matematiksel olarak kanıtlamaktadır. İnsanın,
zaman ve uzayla ilgili tüm standartları, sadece ışık hızının “mutlak
sabit”ine bağlıdır. Zaman ve uzay, daha önce zannedildiği gibi soyut bir
şekilde sonsuz olmayıp, göreceli ve sonlu etkenlerdir. Belirli şartlara
bağlı ölçümlerdeki geçerliliklerini, sadece ışık hızını ölçüt ve referans
olarak kabul ettiklerinde korurlar.
Boyutsal bir
görecelik olarak uzaya katılan zaman da artık gerçek doğasına kavuşmuştur.
Belirsizliği oluşturan yalın bir öz. Einstein, kaleminden çıkan birkaç
denklemle, ışığınki dışında bütün sabitlenmiş gerçeklikleri evrenden
silmiştir.
Daha sonra
bunları bir kademe daha geliştiren büyük fizikçi, Birleşik Alan Teorisi’nde,
çekim ve elektromanyetizma yasalarını tek bir matematiksel formül altında
toplamaya çalışmıştır. Kozmik yapıyı tek bir yasadaki farklılaşmalara
indirgeyen Einstein, yaradılışın tek dokusunun, çok yönlü maya olduğunu
bildiren rişilere, çağlar ötesinden ulaşmıştır.
Yeni bir
devri başlatan Görecelik Kuramı’nın sonucu olarak, nihai atomu incelemek
için çeşitli matematiksel fırsatlar doğmuştur. Artık büyük bilim adamları,
sadece atomun maddeden çok enerji özelliği gösterdiğini iddia ve ispat
etmekle kalmayıp, atomik enerjinin özde zihin esaslı olduğunu öne
sürmekteler.
‘The Nature
of Physical World’ adlı eserinde Sir Arthur Stanley Eddington, “Fiziksel
bilimin, bir gölgeler dünyasıyla ilgileniyor olduğunu içtenlikle fark
edebilmek, en önemli ilerlemelerden biridir.” diye yazar. “Biz, fiziğin
dünyasında, alışılmış hayatın dramının bir gölgeler grafiği tarafından
oynanışını izlemekteyiz. Gölge mürekkep, gölge kağıt üzerine akarken, benim
gölge dirseğim de gölge masaya dayanmış duruyor. Hepsi sembolik ve bir
fizikçi de hepsini bir simge olarak bırakıyor. Daha sonra simyacı Zihin
gelip, tüm bu simgeleri değiştiriyor. […] Kabaca şöyle bir sonuca
varabiliriz: Dünyanın oluşumu zihin esaslıdır.”
Yakın bir
geçmişte elektron mikroskobunun icat edilişiyle birlikte, atomun ışık özlü
oluşuna ve doğanın kaçınılmaz düalitesine kesin kanıtlar elde edildi.
1937’de, American Association for the Advancement of Science’ın (Amerikan
bilim Geliştirme Derneği) bir toplantısından önce yapılan bir elektron
mikroskobu gösterisinin ardından, New York Times aşağıdaki haberi
yayınlamıştı:
“Tungstenin
daha önce sadece X ışınları aracılığıyla, dolaylı bir yoldan bilinebilen
kristal özelliğindeki yapısının, bir uzay kafesinde yani bir küpün
köşelerinde birer ve merkezde de bir tane olmak üzere toplam dokuz atomdan
oluşmuş olduğu, bir floresan ekranda açıkça gözükmekteydi. Tungstenin
kristal dokusundaki atomlar, floresan ekranda, geometrik bir desende
düzenlenmiş birer ışıksı nokta şeklinde gözükmekteydi. Bu ışıksı kristal
küpü durmadan bombalamakta olan hava molekülleri, dans eden ışık noktaları
olarak gözlenebiliyor ve hareketli suların üzerinde titreyen gün ışığına
benziyordu.
Elektron mikroskobunun çalışma prensibi, ilk olarak 1927 yılında, New
York’taki, Bell Laboratuarları’ndan Dr. Clinton J. Davisson ve Dr. Lester H.
Germer tarafından keşfedilmiştir. Bu bilim adamları, elektronun, hem
parçacık hem de dalga özelliği gösterdiğini yani ikincil bir tabiata sahip
olduğunu bulmuşlardır. Dalga özelliği, elektrona, ışığın karakteristiğini
kazandırmış ve dolayısıyla ışığın mercekler aracılığıyla odaklanabilmesine
benzer bir ‘odaklanma’nın, elektronlarla elde edilebilmesi için bir
araştırma başlatılmıştır.
Elektronun Jekyli-Hyde özelliğini keşfettiği … ve bu şekilde tüm fiziksel
doğanın iki yönlü bir tabiata sahip olduğunu gösterdiği için, Dr. Davisson,
fizik dalında Nobel Ödülü’nü kazanmıştır.
Sir James Jeans, “Bilgi nehri,” der Mysterious Universe’de, “mekanik
olmayan bir gerçekliğe doğru gitmektedir; evren, harika bir makine olmaktan
çok, harika bir düşünce şeklinde görünmeye başlamıştır.”
Bu şekilde,
yirminci yüzyıl bilimi, saçları ağarmış Veda’ların bir sayfası gibi
konuşmaktadır.
Öyleyse,
insan, maddi bir evren olmadığı şeklindeki felsefi gerçeği, eğer başka türlü
olamıyorsa, bilimden öğrenebilir;
madde
evreninin şekli
ve dokunulabilirliği bir maya yani yanılsamadır. Analiz edildiğinde, maddi
evrenin tüm gerçeklik serapları eriyip kaybolmaktadır. Fiziksel bir evren
fikrinin güven verici destekleri, kendi ayakları altında teker teker
kırıldıkça, insan, putperestçe güvenişini, “Benden başka tanrın olmayacak,”
şeklindeki Tanrısal Buyruk’a karşı işlediği suçu yavaş yavaş anlamaya
başlamaktadır.
Kütle ve
enerjinin eşdeğerliliğini ortaya koyan meşhur denkleminde, Einstein,
herhangi bir
madde
parçacığındaki enerjinin, kütlesi veya ağırlığı kere ışık hızının karesi
olduğunu kanıtlamıştır. Atomik enerjiler, maddesel parçacıkların yok
edilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Maddenin “ölüm”ü, bir Atom Çağı’nın doğumuna
yol açmıştır.
Işığın hızı,
sadece, saniyede 300,000 kilometre gibi mutlak bir değerin varolmasından
değil, cisimlerin kütleleri hızlarıyla orantılı olarak arttığı için hiçbir
maddesel cismin ışık hızına ulaşamayacağı gerçeğinden dolayı matematiksel
bir standart veya bir sabittir. Diğer bir deyişle: Sadece kütlesi sonsuz
olan bir cisim, ışık hızına çıkabilir.
Bu kavram
bizi, mucizeler yasasına getirmektedir.
Bedenlerini
veya başka cisimleri maddeleştirebilen veya tersini gerçekleştirebilen, ışık
hızında hareket edebilen ve yaratıcı ışık ışınlarını, herhangi bir fiziksel
belirişi, bir anda görünür kılmak için kullanabilen ustalar, bu yasanın
gerektirdiği şartı sağlamaktadır: Kütleleri sonsuzdur.
Mükemmel bir
yoginin bilinci, doğal olarak, dar bir bedenle değil, evrensel yapıyla
bütünleşmiştir. Tüm maddesel cisimlerin en önemli belirtisi ve sağlaması
gereken çekimsel şartı, ağırlığıdır. Fakat, ister Newton’un bahsettiği
“kuvvet” şeklinde, ister Einstein’ın “ataletin belirişi” dediği yer çekimi,
bir ustayı, ağırlık özelliği sergilemesi için zorlamakta güçsüz kalır.
Kendisinin, her yerde ve her zaman mevcut olan Ruh olduğunu bilen
biri, artık uzay-zamandaki bir bedenin hantallığından etkilenmez. Kişiyi
adeta hapseden halkalar, şu çözülmeyi ortaya çıkarır: “Ben, O’yum!”
“ve Tanrı
dedi: Işık olsun; ve ışık oldu.” (Tekvin 1:3)
Evrenin yaradılışında Tanrı’nın ilk emri, yapısal öz olan ışığı var etti.
Bütün tanrısal belirişler, bu maddesel olmayan ortamın ışın demetleri
üzerinde ortaya çıkar. Her çağın bilgeleri, Tanrı’nın alev ve ışık olarak
göründüğüne tanıklık ederler. “Gözleri alev alev yanan bir ateşti sanki,”
diye anlatıyor bize Yuhanna, “…ve yüzü, tüm gücüyle parlayan güneş gibiydi.”
(Vahiy 1: 14-16)
Tam ve doğru
meditasyon sayesinde bilincini Yaradan’la birleştirebilmiş olan bir yogi,
evrenin özünü ışık, yani hayat enerjisinin titreşimleri olarak algılar; onun
için, suyu oluşturan ışık ışınlarıyla, toprağı oluşturan ışık ışınları
arasında bir fark yoktur. Maddeye bağımlı bilinçten, uzayın üç boyutundan ve
dördüncü boyut olan zamandan bağımsız olan bir usta, ışıktan yapılmış
bedenini, toprak, su, ateş ve havanın ışık ışınları aracılığıyla veya
bunların üzerinden, hiçbiri için değişmeyen bir kolaylık ve rahatlıkla
nakledebilir.
“Gözünüz
sağlamsa, tüm bedeniniz ışıkla dolu olur.” (Matta 6: 22)
Kişiye özgürlük veren ruhsal göz üzerinde uzun süreli konsantrasyon,
yoginin, maddeyle ve onun yerçekimsel ağırlığıyla ilgili tüm yanılsamaları
yok etmesini sağlar; bu durumda yogi, evreni, Tanrı’nın yarattığı şekilde
görmektedir: Özde farksız olan bir ışık kütlesi.
“Optik imgeler,” diyor bize Harvard’dan Dr. L. T. Troland, “sıradan ‘yarım
tonlu’ oymalarla yani gözün fark edemeyeceği kadar küçük noktalamalarla aynı
prensipte yapılmıştır… Retinanın duyarlılığı o kadar büyüktür ki, doğru
cinste ışığın nispeten az bir kuantası bile bir görsel hassaslık meydana
getirebilir.”
Mucizeler yasası, yaradılışın özünün ışık olduğunu idrak etmiş her insan
tarafından çalıştırılabilir. Bir usta, ışık olayıyla ilgili yüce bilgisini
kullanıp, her zaman her yerde mevcut olan ışık atomlarını, bir anda, sanki
perdeye bir görüntü yansıtırmış gibi, algılanabilir belirişler şeklinde
maddi evrene yansıtabilir. Yansımanın o anki şekli yoginin isteğine,
iradesine ve zihninde canlandırabilme gücüne bağlıdır.
İnsan geceleri, rüya-bilinçliliği durumuna girip, gün boyunca kendisini
sıkıştırıp duran yanlış ve bencilce sınırlamalardan kaçar. Uyku, kendi zihin
gücünün her şeye yeteceğine dair, her gün tekrarlanan bir kanıttır.
Her insanın, bazı rüyalarında kısa bir an için deneyimlediği, o özgür ve
koşullara bağlı olmayan bilinç hali, Tanrı’ya odaklanmış bir ustanın sürekli
olarak içinde bulunduğu ruh halidir. Bütün kişisel dürtülerden arınmış olan
yogi, kendisine Yaradan tarafından verilmiş olan yaratıcı iradeyi de
kullanarak, bir kişinin içtenlikle sunduğu herhangi bir duayı
gerçekleştirmek için, evrendeki ışık atomlarını yeniden düzenleyebilir.
“Ve Tanrı dedi; Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım; ve denizin
balıklarına, ve göklerin kuşlarına, ve sığırlara, ve bütün yeryüzüne ve
yerde sürünen her şeye hakim olsun.” (Tekvin 1: 26)
Yaradılış ve insan, bu amaç için var edilmişti: Kozmos üzerindeki
hakimiyetini bilip, mayanın efendisi olarak yükselsin diye.
Bir Yogi’nin Otobiyografisi – Paramahansa Yogananda

Panteizm, Ateizm ve Panenteizm Bağlamında
Spinoza'nın Tanrı Anlayışı
Tanrı'nın varlığı ve mahiyeti, kanıtlanması, sıfatları, Tanrı-alem,
Tanrı-insan ilişkisi Din Felsefesinin en temel ilgi alanlarından birisidir.
Felsefe Tarihinde Tanrı hakkında konuşmamış ya da yazmamış düşünür yok
gibidir. Bu konuda her düşünür ve filozof tarafından kaçınılmaz olarak ele
alınmaktadır.
XVII. yüzyılda yaşayan, tüm eserlerinde en belirgin konu olarak Tanrı
düşüncesini işlemiş bulunan ve felsefesi Tanrı düşüncesine dayalı olan
Spinoza da bu düşünür ve filozofların birisidir. Kimileri onu, çok yaygın
olduğu üzere panteist olarak nitelerken, kimileri de ateist, materyalist,
natüralist veya akozmik olarak görmektedir. Az da olsa bazı yorumcular, onu
panenteist olarak nitelendirmektedir. Bu çalışma Spinoza merkezli bu
tartışmalara hem doğrudan Spinoza'nın eserleri hem de din felsefesindeki
Tanrı anlayışları bağlamında açıklık getirmeye ve cevap bulmaya
çalışmaktadır.
Yazar: M. Kazım Arıcan
Yayınevi: İz Yayıncılık
Sayfa sayısı: 192
ISBN: 975355570-9
Basım tarihi: Istanbul / 2004 - Temmuz

Ölümden Sonra Neler Oluyor?
Sınır Ötesi Yayınları
· Basım Tarihi : 01 - 2008
· ISBN : 975-8312375
235 Sayfa
ÖLÜM OLGUSU HİÇ BU KADAR DERİNLEMESİNE İNCELENMEDİ... TÜM YÖNLERİYLE ÖLÜM
NEDİR? ÖLÜMDEN SONRA NELER OLUYOR?... Ölümü ele aldığımız bu kitabımızın
sonuna geldiğinize göreceksiniz ki doğum da size çok farklı görünmeye
başlayacak ve böylelikle ölümden sonra sonsuz evrenin içinde, bu dünyadan
çok daha ileri düzeyde bulunan Galaktik Uygarlıklar içinde bir gün bizlerin
de yer alabileceğimiz gerçeği ile yüzyüze geleceksiniz. Bu sonsuz evrende,
bu sonsuzluğa uzanan yolda ilerleyen insanlık ailesi olarak, bir gün hepimiz
bu dünya gezegeninden ayrılacağız... Ve o zaman bu gezegende
yaşadıklarımızın tümü, kozmik bir anı olarak ruhsal hafızamızda saklı
kalacaktır. Kitabın içeriğini sizlere daha fazla tanıtmaya gerek duymuyoruz.
Çünkü kitabın ismi, kitabın konusunu yeterince özetliyor: ÖLÜMDEN SONRA
NELER OLUYOR?...
Ölümden Sonra Neler Oluyor?
Ezoterik - Batıni öğretiler ışığında Ölüm Ötesi Yaşam'ın sırları
Sonun sırrı,
başlangıcın sırrında saklıdır...
Biz insanoğlunun değişmez iki kaderi... Biri “Doğum” diğeri ise “Ölüm”... Bu
ikisi arasında geçen ve adına “Yaşam” dediğimiz süreç içinde, her birimizin
başından geçen pekçok ayrıntı birbirinden farklı olabilmektedir... Kendimizi
şanslı ya da şanssız olarak nitelendirebiliriz. Birimizin yaşamı
diğerimizden çok daha rahat ve kolay geçebilir. Evet... Her birimizin bu
süreç içinde yaşadıkları tamamen kendisine özgü olaylarla doludur... Hiç
birimizin yaşamı bir diğerine uymayabilir. Ancak bir “başlangıç” bir de
“bitiş” hepimizin ortak kaderi olarak karşımızda durmaktadır. Hepimiz doğduk
ve hepimiz öleceğiz. İşte bu noktada hepimiz eşitiz. Çünkü doğumu yaşayan
her canlı ölümü de yaşayacaktır...
Gerçeğe dokunmak...
Sonunda öleceğini bilerek yaşayan tek canlı için insandır derler. Ancak bu
gerçeği çoğunlukla aklımıza dahi getirmek istemeyiz. Sırf bu nedenle,
isminden dolayı bu kitabı görüp, eline dahi almak istemeyen çok sayıda
kişinin, kitapçının bu rafından hızla uzaklaşıp gideceğini biliyorum!... Ama
yine biliyorum ki, birçok kişi de elini uzatıp, bu gerçeğe dokunmak
isteyecektir.
Neden ölümden korkarız..
Ölüm korkusunun altında yatan gerçek nedir? Sahip olduklarımızı kaybetmekten
mi? Artık dünyada yaşayamayacak olmaktan mı? Yaşam bize tüm zorluklarına
rağmen yine de çok tatlı mı gelmektedir?
Çok haklı sebeplerimiz de var kuşkusuz... Sevdiklerimizden ayrılmak ve
onları bir daha görememek gibi... Peki bu doğru mu.. Sevdiklerimizi bir daha
göremeyecek miyiz..
Kabul etmek gerekir ki, “yok olma” fikri zaten tek başına insanı rahatsız
etmeye yetiyor. Evet gerçekten de ortada yok olan bir şey var. Ama bu sadece
bedenin yokoluşu... Biz fiziksel bir yokoluş görüyoruz. Bu yokoluşun nasıl
bir yeni varoluşa atılan bir adım olduğunu tam olarak farkedemiyoruz.
Sonun sırrı, başlangıcın sırrında saklıdır.
Sonu iyi anlayabilmek için öncelikle başlangıcı iyi anlayabilmek gerekir.
Başlangıcın sırrına erebilmiş olsaydık, hiç de sonun akıbetinden bu kadar
korkuyor olmazdık. Çünkü sonun sırrı başlangıcın sırrında saklıdır.
Kitabın sayfaları arasında, ölüm anının meydana gelmesiyle birlikte adım
adım, ölümün nasıl bir süreç olduğunu takip etmeye başlayacaksınız. Adım
adım ölümden sonra neler oluyor, tüm bunları adeta yaşayarak hep birlikte
göreceğiz.
Ölümü ele aldığımız bu kitabın sonuna geldiğinizde; doğum da göreceksiniz
ki, size çok farklı görünmeye başlayacak ve böylelikle ölümden sonra sonsuz
evrenin içinde bu dünyadan çok daha ileri düzeyde bulunan “Galaktik
Uygarlıklar” içinde bir gün bizlerin de yer alabileceğimiz gerçeğiyle yüz
yüze geleceksiniz.
Bu sonsuz evrende, bu sonsuzluğa uzanan yolda ilerleyen biz insanlık ailesi
olarak, bir gün hepimiz bu dünya gezegeninden ayrılacağız... Ve o zaman bu
dünya gezegeninde yaşadıklarımızın tümü, kozmik bir anı olarak ruhsal
hafızamızda saklı kalacaktır.
Kitaptan bazı başlıklar:
-Öte Alem'in genel özellikleri
-Öte Alem'e geçiş süreci
-Ölenlere biz Dünya'dan yardım edebilirmiyiz?
-Cennet Cehennem
-Ölümün eşiğinden dönenlerin anlattıkları
-Ölümü yaşayanlar
- Bruce Wilis'in "6. His" filmi
-Ses bantlarındaki hayalet sesleri
-CBS televizyonu'nda gösterilen kanıtlar
-Öte alem'den Dünya ile bağlantı kurulabilir mi?
-Astral Alem nerededir?
-Kelebek etkisi
-Kozmik vazife
ÖTE ÂLEM’LE İLGİLİ BİLGİLER
HANGİ KAYNAKLARDAN DERLENDİ?
1– İnisiyatik Bilgiler'den ve Ezoterik-Bâtıni Öğretiler'den.
2– Dini metinlerdeki sembolik bilgilerden.
3– Öte Âlem'de bulunan çeşitli seviyelerdeki varlıkların anlatımlarından. Bu
bilgiler medyomsal kanallardan elde edilmiş olup, dünyanın dört bir
köşesinde benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Öte Âlem’in çeşitli kademelerinde
bulunan varlıkların içinde bulundukları durumu, gözler önüne sermesi
bakımından, bu celse zabıtları çok büyük bir öneme sahiptir.
4– Öte Âlem’deki “Vazifeli Rehber Varlıklar”dan.
5– Öte Âlem dışındaki “Ruhsal İdare Mekanizması”na bağlı bulunan ileri
seviyeli ruhsal varlıklarla kurulan medyomik irtibatlardan. (1)
6- Parapsikoloji Bilimi'nin gerçekleştirdiği teorik ve pratik çalışmalardan.
7- Ölüme yakın deneyim yaşayanların izlenimlerinden.
8- Geçmiş yaşamını hatırlayanların anlattıklarından.
9- Normal yollarla açıklanamayan, “Yaşanmış Esrarengiz Olaylar”ın
incelenmesinden elde edilen bilgilerden.
10- Rüyalar kanalıyla aktarılan bilgilerden.
11- Astral Seyahat yapan kişilerin Öte Âlem hakkında verdikleri bilgilerden.
Evet... Artık adım adım, Öte Âlem’in derinliklerine doğru ilerlemeye
başlayabiliriz...

Tanrı'nın Yaşadığı Yer
Spiritüel Araştırmalar Serisi 1 - Paranormal Bilimi ve Beyinlerimizin
Evrenle Bağlantısı
Melvin Morse, Paul Perry
Erko Yayıncılık / Spiritüel Araştırmalar Dizisi
Melvin Morse ve Paul Perry Tanrı'nın varlığını ve ölümden sonra hayatın
devam ettiğini bilimsel kanıtlarla ortaya koyuyorlar ve okuyucusunu
beynimizdeki sağ temporal lobu, spiritüel deneyimler sırasında aktif hale
gelen
"Tanrı Noktası"nı, keşfetmeye davet ediyorlar.
"Ölüme yakınlık" ve diğer spiritüel deneyimlerin bedenin, zihnin ve ruhun
acılarını tedavi edebileceğine dair kanıt var mı?
Spiritüel üstatların aydınlanma diye isimlendirdiği bir "evrensel güç
kaynağı" ile iletişim kurmanın basit yolları mevcut mu?
İnanmayanların dikkate almadığı ölümden sonra hayat fikri için bilimsel
kanıtlar var mı?
Beyinlerimizde Tanrı ve evrenle iletişim kuran bir noktanın varlığına dair
bilimsel kanıt mevcut mu?
"Tanrı'nın Yaşadığı Yer"de, Tanrı Noktası'nı yalnızca mistik deneyimler
yoluyla değil, dua ve meditasyon gibi bireysel yoğunlaşma biçimleriyle de
uyandırmanın yolları açıklanıyor. Aynı zamanda beden-dışı deneyimler, melek
ve hayaletler, reenkarnasyon gibi merak uyandıran konularda yapılan
araştırmalar, 20 yıldan uzun bir süredir çocuk ve yetişkinlerde ölüme yakın
deneyimler üzerine çalışan Morse'un tıbbi kariyerinden kaynak bulan
anlayışıyla harmanlanan bilimsel verilerle birlikte somut bir gerçekliğe
kavuşuyor.
Evrensel bir hafıza bankasıyla iletişim kurmanın sırlarını anlatarak insanın
bedenin dışındaki kimliğiyle tanışmasını sağlamayı amaçlayan "Tanrı'nın
Yaşadığı Yer", bilimsel deliller ve ilginç vakalardan yaptığı örneklemelerle
ilham verici bir kitap.
Melvin Morse ve Paul Perry'in beraber yazdıkları kitaplar dünyada çok
satanlar listesine girerek 30 dan fazla dile tercüme edildi.
Çeviren: Ceren Günger - 224 sayfa, 3. hamur, ISBN: 9944-338-13-3; Boyut:
14x20 cm; Baskı Tarihi: Ekim 2006
Özgün Dili: Türkçe; Özgün Adı: Where God Lives

Ki Enerjisi: Zihin ve Bedeni Bütünleştirmek İçin
Dört Temel Uygulama
Bugün teknoloji hayatımızın her alanına girmiştir. Daha da etkileyici
makinelerin gelişimiyle bu süreç devam etmekte, bilgisayarlar insan gücünü
gereksiz kılmaktadır. Bilimin bu kadar ilerlemesine rağmen kendi
potansiyelimizi anlamak ve kendi iç varlığımızı, özümüzü görüp, kendimizin
farkına varmak konusunda pek de yardımcı olamadığını görmekteyiz.
Bu bilimin bizim için yapmasını beklemenin anlamı yok. Her birimizi kendi
gücümüzü ve doğamızı anlama sorumluluğunu almak zorundayız. Çin klasiği
Saikontan'da insanlar, evrenin kendilerine verdiği sonsuz gücü unutarak
kapılarda dilencilik yapan zavallılara benzetilir.
Evrenin insanlara verdiği sonsuz güç, hepimizin içinde var olan Ki
enerjisidir. Hemen hemen her kültür Ki enerjisini şu ya da bu şekilde
kendilerine göre açıklamıştır. Hindistan'da adına Kundalini denmiştir.
Çin'de Chi diye anılmıştır.
Ki enerjinizi güçlendirmek yaşamınızda çok büyük değişikliklere neden
olacaktır. Yaşamınızda bedensel güç, dayanıklılık, mutluluk ve başarı
istiyorsanız evrensel Ki ile bütünleşmek için çalışmalısınız.
Evrensel Ki ile bütünleşmek için zihin ve bedeni birleştirmek şarttır. Zihin
ve bedenin bütünleşmesi bir binanın temeli, bir ağacın kökleridir. Bir
gökdelen ancak sağlam bir temel üzerine inşa edilebilir. Uzun, sağlam bir
meşe, güçlü bir kök yapısı olmadıkça sadece şiirsel bir düşüncedir. Modern
insanın yanılgısı, kökler oluşmadan çiçekler üretmeye çalışmasından
kaynaklanmaktadır.
Aikido'nun büyük ustası Koichi Tohei bu kitabında herkesin yapabileceği
egzersizlerle kişisel Ki'nizi nasıl güçlendirebileceğinizi ve bunun dört
temel prensibini anlatmakta ve resimlerle göstermektedir.
Bu kitapta açıklanan dört temel prensibi öğrenen kişi, yalnızca kendi zihin
ve bedenini bütünleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda başkalarının bunu
yapmasına nasıl yardımcı olacağını da öğrenecektir.
Yazar: Koichi Tohei
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Sayfa sayısı: 111
ISBN: 975-7200-64-6
Basım tarihi: Ocak 2000

REİKİ "EVRENSEL YAŞAM ENERJİSİ"
Yazarı: GÜLÜM OMAY GÜNEL
Hazırlayan:
Yayınevi: STAR AJANS
Yayın Yeri: ANKARA
ISBN NO:
Yayın Yılı: 2000
Dili: Türkçe
Türkçe başvuru kaynaklarının sayısı zaman içerisinde
arttı ve artık kitapçıların raflarında Reiki ile ilgili birçok esere
rastlamak mümkün. Bir kısmı çeviri olan bu eserlerin arasında Türkiye’de
eğitim vermekte olan Reiki Master’larına ait, özenle hazırlanmış eserler de
mevcut.
Reiki Nedir?
Reiki, şifa ve ruhsal çalışma tekniklerine dayanan binlerce yıllık bir
öğretidir. Kaynağı Tibet olduğu sanılan bir uygulamadır. Oldukça kolay,
herkes tarafından öğrenilebilen bir tekniktir.
Kanji Japoncası iki kelimeden oluşan Reiki: “Her yerde varolan ruhsal yaşam
enerjisi” anlamındadır (Rei: Her yerde varolan - Ki: Ruhsal yaşam enerjisi).
Reiki üstatlarından bayan Takata Reiki’yi, “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak
tercüme etmiştir. Çoğunluğun kabul ettiği tanım da budur.
Reiki, doğası gereği ruhsal bir çalışma olmasına rağmen, herhangi bir
dogması yoktur ve hiçbir dine ya da inanca bağlı değildir. Uygulaması çok
güçlü olan ruhsal bir deneyimdir. Aynı zamanda, uygulayıcılarda psişik
duyuları güçlendirir, ruhsal farkındalığın artmasını sağlar.
Reiki öğrenmek insanın entelektüel kapasitesine bağlı değildir. Hocadan
öğrenciye kolaylıkla aktarılır; uzun yıllar süren uygulamalar gerektirmez.
Reiki, kişinin yeteneklerine dayanmayan, şifanın saf halidir. Bu yüzden,
herkes tarafından kolayca öğrenilebilir. Uygulama bir kere öğrenildikten
sonra, ömür boyu kullanılabilir. Hem kendinize, hem başkalarına
kullanılabilir olması Reiki’nin en önemli avantajlarından biridir.
Alternatif tıp bilgileri içinde anılmasına rağmen, alternatif bir tıp
yöntemi değildir. Tıbbî müdahalelerin yerine geçmez. Tıp tedavilerinin
olumsuz yan tesirlerini azaltmanın yanı sıra, tedavinin olumlu sonuçlarının
gelişmesine katkıda bulunur. Ağrıyı ve stresi azaltarak veya yok ederek
pozitif forma girmenizi sağlar.
Reiki, farkındalığı olan bir enerjidir. Hiçbir zaman zarar vermez, her zaman
doğru biçimde yardımcı olur. Uygulanan insanın ihtiyaçlarına göre yarar
sağlar. Reiki verme konusunda hiçbir zaman endişe duyulmamalıdır. Kullanıcı,
bu güçlü enerjiyi kanal olarak uyguladığı için, kullanıcının kişiliği
enerjiyi etkilemez.
Reiki, hemen her zaman, her türlü ağrı ve rahatsızlıkların hızla
iyileşmesinde etkilidir. Ayrıca, ruhsal gelişimdeki pozitif etkisi,
uygulamadan sonra karşılaşacağınız sorunlara daha derin bir bakış açısı
kazanmanızı sağlar. Yaşamınızda doğru kararlar almak için gereken
farkındalığa ulaşmanızda yararlıdır. Algılamaları herkeste farklı olsa da
ortak bir konusu vardır; o da günlük olarak harcadığınız enerjiyi bedene
geri kazandırmaktır. Böylece, duygusal ve zihinsel olarak oluşacak
dengesizlikler engellenir. Reiki, bedendeki enerjileri dengeler,
rahatlamanızı sağlar. Aynı zamanda stresle karşılaştığınız durumlarda
pozitif tepkilerinizi arttırır. Reiki, ruhsal gelişiminizi pozitif yönde
destekler.
Reiki uygulayanlar ya da uygulananlar, kendilerini daha iyi tanıma fırsatını
bulurlar; daha yüksek bilince, sezgiye, farkındalığa ulaşırlar. Uygulama
sırasında en çok ortaya çıkan duygu: Huzur, rahatlama ve güvendir. Yapılan
Reiki uygulamaları, iyileşmeyi yumuşak geçişlerle sağlar.
Reiki'nin Tarihçesi
Birçok eski kültürde olduğu gibi Japon kültüründe de bilgilerin nesilden
nesile geçmesi ağızdan ağıza olmuştur. Maalesef, bu durum birçok bilginin
kaybolmasına yol açmıştır. Reiki uygulayan birçok kişi bugün kullandığımız
tekniklerin önce Hindistan’da Budha tarafından, daha sonra da Hz. İsa
tarafından kullanıldığına inanıyor.
Bir kısım uygulayıcı da Reiki’nin doğuşunun Mu ve Atlantis uygarlıklarına
kadar uzandığına inanır. Tabii ki, yazılı kanıt olmadıkça insanlığın bu
bilgiye nereden ulaştığı kesin olarak söylenemez.
Kesin olarak söylenebilecek bir şey vardır ki, o da Reiki’nin Dr. Mikao Usui
tarafından, 19. yüzyılda yeniden keşfedildiğidir. Dr. Usui’nin, Tokyo’daki
mezarı dışında hayatı ve çalışmaları hakkında çok az belge bulunmaktadır.
Bulunan bazı bilgilerin de Usui’nin hayatını ve bilgilerini Batıya uyarlamak
için bazı Reiki hocaları tarafından yok edildiği söylentisi vardır. Mantığa
uygun olarak Usui’nin efsanesinde, hala birçok boşluk bulunmaktadır.
Reiki Nasıl Çalışır?
Herhangi bir canlı, yaşadığı sürece onda yaşam enerjisi dolaşmakta ve onu
çevrelemektedir. Yaşam enerjisi olarak adlandırdığımız bu enerji tüm
kültürlerde farklı kelimelerle yer alır. Çinlilerde “Chi” (ki), Hintlilerde
“Prana”, Avrupa ya da Amerika’da “ışık, bio enerji, kozmik enerji”,
Tasavvufta; “Nefes” olarak geçer. Bu yaşam gücü enerjisi, canlılara doğumla
birlikte verilmiştir.
Kendinizle birlikte hayata belli bir miktar “ki” getirirsiniz ve günlük
yaşantınızda bunu kullanırsınız. Eğer yaşam enerjiniz düşükse veya
dolaşımında bir tutukluk varsa hastalıklara daha açık olursunuz. Yeterli
enerji dolumu sağlanamıyorsa fiziksel ya da duygusal bitkinlik yaşarsınız,
normalden daha öfkeli ve depresif olursunuz. Enerjiniz yüksek olduğunda ve
rahatça aktığında; daha az hastalanır ve sağlığınızı uzun süre
koruyabilirsiniz. Reiki, daha fazla yaşam enerjisi kullanmanızı sağlayan
doğal ve basit bir yöntemdir.
Günlük kullandığınız enerjinize güç katıp bedeninizdeki enerjiyi dengeler.
Reiki’yi aktarırken uygulayıcı bir kanal olur. Bu özelliğinden dolayı;
uygulayıcının enerjisi tükenmez, aksine, kullandıkça güçlenir ve şarj olur.
Evrende her şey hareket eder ve titreşir. Her şeyin kendine has bir titreşim
hızı vardır. Çevremizde yer alan bizim titreşim hızımızdan düşük ya da
yüksek olan diğer titreşimlerden olumlu ya da olumsuz etkileniriz. Olumsuz
etkilendiğimiz zaman hastalıkları oluşturmaya başlarız. Reiki yapılan süreç,
hastanın titreşim hızının düzeltildiği süreçtir.
Bedenimizdeki sistemlerin hepsi birbiri ile bağlantı halindedir. Bir tanesi
bozulduğunda, zaman içinde diğer sistemleri de etkilemeye başlar. Bir
bölgedeki hastalık, ilişkili başka bir bölgede hastalığa ya da olumsuzluğa
neden olabilir. Enerji düzeyinde başlayan bozuk bir titreşim zihinsel ve
fiziksel düzeyde hasara yol açacaktır. Reiki, vücuttaki sağlığın, uyumun ve
dengenin düzenlenmesi için bir etken işlevi yapar.
Bizler zihnimizi mikroskop altına koyamadığımız için hücrelerimizi
mikroskoba koyup inceleriz. Sadece beden üzerine odaklanıp zihin-beden
bütünlüğünü gözden kaçırırız. Oysa, zihin ve beden arasındaki ilişki
öylesine bütünleşmiştir ki, psikolojik ya da duygusal nedenleri
bulunamayacak hiçbir hastalık yok gibidir. İşte bu bağlamda Reiki, bizlere
kalbimizle düşünmenin yollarını açar.
Çakra ve Aura Nedir?
ÇAKRA NEDİR?
Bedenimiz üzerinde, çakra adı verilen enerji merkezleri vardır. Çakra,
Sanskritçe (eski Hint dili) bir kelimedir. Birçok eski metinde ya da kutsal
kitapta değişik isimlerle anlatılır. Sözlük anlamı olarak baktığımızda,
“tekerlek” veya “çark” anlamındadır. Bu bize, enerjinin spiral dönüşlerini
hatırlatmaktadır.
Tekerlek, hayatın döngüsel durumlarının büyük bir sembolüdür. Eski bir
kelime olmasına rağmen, çakranın şu anda yeni çağın bir kelimesi olduğunun
söylenmesi şaşırtıcıdır.
Çakralar, saklı enerjilerin çalışma ağının bir parçasıdır ve gözle
görülmeyen enerji, bedenimiz üzerinde, çarka benzeyen delikler halindedir.
Geniş ağızları olan, bedene yaklaştıkça daralan, uzun ince hunilere
benzerler. Yüksek katlardan gelen enerjileri bedenimize aktarma görevi
yaparlar. Bunları, bedenimize gelen enerjilere açılan küçük birer kapı gibi
düşünebiliriz.
Her çakra, farklı frekanstaki bir enerjinin giriş kapısıdır. Bu enerji
kanalları, insan vücudunda yaşam enerjisini dolaştırır ve enerji akışını
dengeler. Ne zaman bu kapılardan birinde tıkanma oluşursa, bedenin enerji
alımı güçleşir: İşte problemler böyle başlar. Çünkü, bedeni besleyen enerji
akımı kısıtlanmış olur. Çakralar düzgün çalışmadığı zaman beden, sağlığını
korumakta zorlanır.
Yaşam enerjisi, çakralar yolu ile bedende dolaşım sağlar. Çakralar, birçok
insanda minimal düzeyde çalışmaktadır. Eğer düzenli bir enerji alışverişi
olursa, bilincimiz de daha şuurlu bir seviyeye ulaşır.
Bütünü ile enerji alışverişine açık olan insan vücudunda, bu enerjilerin
dönüşüme uğratıldığı noktaların sayısı hakkında çok farklı bilgiler
bulunmaktadır: Bunların 150.000, 100.000, 90.000 olduğunu söyleyen eski
metinlere rastlamak mümkündür. Bilinen ikincil çakralar 21 kadardır.
Vücudumuzdaki ana merkezleri kontrol eden çakraların yedi tanesi çok
önemlidir. Beden üzerinde, omurga boyunca yer alırlar. Çeşitli şekillerde,
büyük salgı bezleri ve sinir ağı merkezleriyle kesişirler. Reiki, çakralar
ve salgı bezlerinin ortak çalışması ile beden üzerinde bir hareket
kabiliyeti kazanır.
Birinci çakra (Kök çakra):Kuyruk sokumu
üzerindedir. Burada böbrek üstü bezleri vardır. Böbrek üstü bezleri, her iki
böbrek üzerindedir ve beden sıvılarının kimyasal yapısını kontrol ederler.
İkinci çakra (Sakral): Göbek deliğinin
altında, karın bölgesindedir. Burada yumurtalıklar, erbezleri ve prostat
bezi vardır. Bu çakra hem cinsel, hem de yaratıcı enerjiyi kontrol eder.
Üçüncü çakra (Solar pleksus–güneş sinir ağı merkezi):
Mide çakrasıdır. Göğüslerin altında göbek deliğinin üzerindedir.
Burada mide, karaciğer, dalak gibi organlar bulunmaktadır. Salgı bezi
olarak, midenin hemen arkasında pankreas vardır. Pankreas ensülin salgılar,
bu da kan şekeri düzeyinin dengelenmesinde ve karbonhidratların
metabolizmasının kontrolünde önemli rol oynar.
Dördüncü çakra (Kalp çakrası): Göğüslerin
ortasındadır. Burada timüs bezi bulunur. Timüs bezinin çalışması ile
bağışıklık sistemi arasında yakın bir ilişki vardır.
Beşinci çakra (Boğaz çakrası): Önde gırtlak
çıkıntısından başlayarak boynun arkasında, omurilik soğanının hemen altında
son bulur. Burada tiroit bezi vardır.
Altıncı çakra (Alın çakrası–üçüncü göz): Alın
üzerindedir. Burada hipofiz salgı bezi vardır. Bu bezin işlevi, büyümeyi ve
metabolizmayı kapsayan hormonları salgılamaktır. Bu çakra hem fiziksel, hem
de spiritüel anlamda görme ile doğrudan bağlantılıdır.
Yedinci çakra (Taç çakra): Başın üst kısmında
bulunmaktadır. Burada epifiz salgı bezi vardır. İşlevi tıbbî açıdan tam
olarak kanıtlanmamış olsa da büyüme ile ilgili olduğu sanılmaktadır.
Melatonin salgılar.
AURA NEDİR?
Canlı ve cansız her varlık, aura adı verilen bir enerji tabakasıyla
çevrilidir. Kolay kavranmayan, görünmez, akışkan bir özdür. Canlıların
bedeni etrafında yer alan ve uzun süreli elektrik akımları olarak alan
oluşturan elektromanyetik alanlardır. Bu elektrik dalgaları, çeşitli renkler
oluşturan salınımlar ve frekanslardır. Bu frekanslar çakralarla da yakından
ilişkilidir.
Eterik, duygusal, zihinsel ve ruhsal olarak farklı tabakalar oluştururlar.
Bütün aura alanlarının kendi titreşim frekansları vardır. Hepsi kendi
frekans sınırları içinde bir enerji hareketine sahiptir ve birbirinden ayrı
değil, birbirleri içinde yayılırlar. Frekans alanları genişleyip
yükseldikçe, farkındalığın yüksek şekillerine ulaşılır.
Kendimizi korumak için, bu enerji tabakalarını güçlendirmek mümkündür ve
gereklidir. Rahatsızlıklar önce aura tabakalarında başlar ve fiziksel bedene
doğru hareket eder. Aura tabakaları koruma sağladığı için, auramız zayıf
olursa, alanımıza istenmeyen enerjileri toplayabilir ve enerji alanımızı
daraltıp bizi hastalığa yatkın hale getirebilir.
Bu tabakalar, insanın sağlık durumunu belirleyen enerji kanallarıyla
doludur. Enerji akışında meydana gelen engeller yüzünden rahatsızlıklar önce
aurada başlar. Eğer tıkanıklıklar giderilmezse, bedeni etkilemeye başlar.
Aura, canlının enerji olarak gerçek ifadesidir. O, insanın güçlerinin,
düşüncelerinin ve duygularının toplamıdır.

Yunus Emre ve Tasavvuf
Abdülbaki Gölpınarlı (Abdûlbâki Gölpınarlı)
İnkılâp Kitabevi

Şems-i Tebrizi'nin Öğretileri
Prof. Dr. Erkan Türkmen
· Nüve Kültür
· Basım Tarihi : 12 - 2007
· ISBN : 9789759854768
Mevlana'nın Türk Tasavvuf Şiiri üzerindeki etkisi hiç kuşkusuz tartışılamaz.
Bu nedenle, onun manevi hocası Şems'in öğretileri bir çok konuyu aydınlatmak
bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca Şems ve Mevlana arasında nasıl bir
bilgi alış verişi olduğunu, Şems'in kendi söylemlerinden öğrenmek mümkündür.
Şems-i Tebrizi'nin bize bırakmış olduğu tek eser onun Makalatıdır. Makalat,
konuşmalar demektir. Mevlana'nın Mesnevisi gibi bu eseri de Şems kendisi
kaleme almış değildir. Konya'da bulunduğu iki buçuk yıl boyunca medrese ve
camilerde verdiği vaazlardan oluşan bu eser, Mevlana'nın teşviki ile
müritleri tarafından kaleme alınmıştır. Bu konuşmalar mecmuası Esrar-ı Şems
al-Din-i Tebrizi veya Hırka-yı Şems-i Tebrizi unvanlarıyla da Mevleviler
arasında bilinmekte idi. Fakat en yaygın unvanı Makalat-ı Şems-i Tebrizidir.
Şems'in Makalatı gelişi güzel konuşmalarından oluştuğu için dil, üslup ve
anlatımda yer yer kopukluklar ve örgüde istikrarsızlıklar görülür. Hitap
edilen kimi kişiler de esrar perdesinde gizlidir. Yazanlar, sanki Şems'in
konuşmalarını bazen özet halinde yazmaya çalışıyorlardı. Onun aşk denizi çok
çalkantılı olduğu için her an yeni dalgalar meydana gelmekte ve fikirlerdeki
durgunluk yok olmaktadır. Bunu kendisi de şu sözlerle ifade etmiştir: Bende
yazı yazma alışkanlığı yok ve yazıya dökmediğim sözler bende kalır ve her an
yeni bir şekil ve biçim alırlar (Makalat). Bu kitapta yer alan Şems'in
konuşmaları (makalatı) karmaşık bir mozaikten kurulu olduğundan İran'da
yayımlanan karşılaştırmalı metinler ile Türkçe ve İngilizce yapılmış
çevirilerden de yararlanmak suretiyle yeniden düzenlenmiş ve konulara göre
sıralanmıştır.

Hz.Ali'nin Selamı Var
Kenan Sarıalioğlu
Arka Kapak
İnsanlar sürekli tüketerek ve sadece dünyevi ihtiyaçlarının tatminine
odaklanarak mutlu olamayacaklarını anladılar. Günümüzde hız ve baş döndüren
teknoloji "hayatı kolaylaştırıyor" gibi görünse de, yalnızlık ve mutsuzluğa
çözüm olamıyor. Hep eksik kalan bir şeyler oluyor. Maddi yaşamın ağırlığı
insanın manevi ihtiyaçlarını da artırıyor. Soğuk çalışma hayatının, sevgiden
uzak ilişkilerin ve seviyesiz iletişim bombardımanının altında ezilen birey,
hayatına "anlam" katmak için manevi bir yol göstericiye ihtiyaç duyuyor.İşte
böyle bir ihtiyacın farkına varan Hayykitap bir ilke imza atarak, "hit"
olacak bir kitap serisini yayınlamaya başladı! "Hit"in açılımı "Herkes İçin
Tasavvuf". Seri, Türk insanını bu topraklara ait gerçek tasavvufla
tanıştırmayı amaçlıyor. "Herkes İçin Tasavvuf" serisi, piyasadaki diğer
tasavvuf kitaplarından farklı. Farkı ise eserlerin seçiminde, profesyonel
çeviride, çeviride kullanılan anlaşılır sade dilde ve okumayı kolaylaştıran
rahat görsel tasarımda yatıyor. Ve tabii eser sahiplerinin tartışmasız
büyüklüğünde.."Herkes İçin Tasavvuf" serisinin üçüncü kitabı Hz. Ali’nin
divanından seçmeleri kapsıyor. "Hz. Ali’nin Selamı Var" adıyla yayınlanan
kitapta Hz. Ali, politika, Allah aşkı, Peygamber sevgisiyle ilgili fikir ve
duygularını şiirleştirmiş.Kitabın arka kapağındaki yazı özetliyor aslında Hz
Ali’yi:"Zalime asla boyun eğmemiş ama mazluma sevgiyle eğilmiş ve ona
gülümsemiş gerçek bir dosttur Hz. Ali. Güçlü bir dövüşçüdür ama kendi nefsi
adına değil, Hak adına, mazlumlar adına savaşır. O, aynı zamanda içli bir
şair, içli bir sevgilidir. Hepimizi onursuzlarla, yalancılarla, zalimlerle
mücadeleye çağırıyor Hz. Ali. Bu savaşın sonunda ulaşılacak gerçek barışa,
gerçek sevgiye olan özlemini dile getiriyor. Biz de onun selamını
getiriyoruz size.."
Yazar:Kenan Sarıalioğlu
Sayfa Sayısı: 120
Baskı Yılı: 2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: Hayykitap

Mevlana'nın Öğretileri
Ayrıntı için tıklayın
Mevlana'nın Öğretileri
Prof. Dr. Erkan Türkmen
Arka Kapak Yazısı:
“Ey dostlar! Nefsin iğnelerinden kurtulmak için acıların iğnelerine dayanın
ve sabredin çünkü vücutlarından (maddi varlıklarından) kurtulanlara güneş
sistemi ve yıldızlar secde eder...”
Neyi aşk kulağıyla dinleyen kimse onun giz âlemini algılayabilir. Neyin
delikleri (makam perdeleri) bizim sır perdelerimizi yırtmıştır. Nasıl ki ney
çalındığında onun sesini gizlemek mümkün değildir, Allah aşığı da müzik
dinlediğinde veya O’nu andığında gizlenemez. Ahı ve feryadı duyulur. Ney
âşıklar için panzehir yani teselli edicidir ve âşık olmayanlar için ise
zehir gibi yani aşkı aşılayıcıdır. Neyin önerdiği aşk yolu basit bir yol
değildir aksine tehlikeli ve fedakârlık isteyen yoldur, tıpkı Mecnun’un aşk
yolu gibi. Mecazî aşkı anlamak için dünyalık akıldan (akl-ı cüzden)
evrensel akla (akl-ı küle) geçmek lazımdır. O zaman insan denizdeki balık
gibi Allah aşkına doymaz ve her an yeni âlemleri (tecellileri) seyreder
durur. Bu anlattıklarımı ancak olgunlaşmış (ilahi aşkı içinde hisseden) kişi
anlayabilir. Anlamayanlara ise sözü kesip, selam verip geçmek lazım zira
onların aklı henüz ilâhî sırları anlayacak düzeyde değildir.
İnanç konusunda taklit ve delilleri arayanlar, kimi kez şüphe yüzünden
derin kuyuya düşerler. Delil arayanların ayakları tahtadandır ve bu türlü
ayaklar sert (ve hissiz )oldukları için temkinli olamazlar. Bizim
bilincimiz geçmiş olaylara dayanır oysaki geçmişi ve geleceği Tanrı
perdelemiştir. Bu perdeleri yak, yok et ve ney’in düğümleri gibi onlara
saplanıp kalma. Ney’in düğümleri çözülünce ve o bir sırdaş çalgıcıya
kavuşunca ses vermeye başlar (sırları ortaya koyar) (MI / 2125-2203).
Kitap Adı: Mevlana’nın Öğretileri
Ebatları: 13.50 * 21.50
Sayfa Say.: 160
ISBN: 978-9944-116-89-3

Kum ve Köpük Avare
Allah düşündü: İlk düşüncesi melekti.
Allah konuştu: İlk konuşması insandı.
Hayatın adaletine duyduğum inancı nasıl kaybedebilirim ki! Ben biliyorum ki
kuş tüyünde uyuyanların düşleri toprak üstünde uyuyanlarınkinden daha güzel
değil.
Söylediklerimin yarısının anlamı yok. Ancak bunları sana, diğer yarısının
anlamı tamamlansın diye söylüyorum.
Bir kadını anlamak ya da bir dahiyi çözmek ya da suskunluğun sırrını bulmak
isteyen kimse kahvaltı yapmak için muhteşem bir uykudan uyanan adama ne
kadar da benziyor!
Bilgin ile şair arasında yemyeşil bir ova uzanır. Bu ovayı bilgin
katettiğinde bilge olur, şair ise peygamber.
Evet, Nirvana gerçekten var. Yemyeşil meralara kuzuları götürüşünde, uyuması
için çocuğunu yatağa yatırışında, şiirinin son mısrasını yazışında.
Yazar: Halil Cibran
Yayınevi: Kaknüs Yayınları
ISBN: 975669803-9
Basım tarihi: Kasım 2002

Mistisizm ve Felsefe
Mistisizm kaynağını, dünyanın değişik kültürleri, dönemleri ve ülkelerinde
anlatıldığı biçimiyle aynı veya benzer bir deneyim olarak mistik deneyimde
bulur. Mistik deneyim dışa dönük yönüyle Tanrı ile dünyayı bir bütün olarak
tecrübe ederken; varlığı her şeyde akmakta olan bir ve aynı yaşam ırmağının
içten parlaması olarak görür. İçe dönük yönüyle de mistik deneyim kendi
içinde evrensel ben veya Tanrı ile birleşen ya da bir olan salt beni tecrübe
eder. Bu deneyim, sınırsız varlığın içinde eriyip yok olma ya da sufilerin
"fena" dediği deneyimdir.
Felsefenin uzun tarihsel gelişiminde felsefe bağlamında serdedilen
düşüncelerin bir çoğunun daha ilk elden akla dayandığının düşünülmesinden
dolayı, mistik kökleri veya mistisizmle olan ilişkisi hep unutulmuştur.
Dolayısıyla bu alanda yapılacak bir çalışmanın "geçmişin yol göstericiliği
olmadan tek başına bir yön çizmek zorunda olduğu" bir gerçektir. Bu yönüyle
bu kitap mistisizm ve felsefe arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkinin
niteliğini, mistik deneyimin duyu deneyimi karşısındaki konumunu ortaya
koyma noktasında oldukça farklı ve dikkat çekici çözümlemeler sunuyor.
Yazar: Walter T. Stace
Yayınevi: İnsan Yayınları
Çevirmen: Abdullatif Tüzer
Sayfa sayısı: 352
ISBN: 975574378-2
Basım tarihi: Istanbul / 2004 - Ocak

Olduğun Yere Varmak
Bir Şey Yapmamak adlı bestseller kitabın yazarı Steven Harrison’dan, günlük
yaşamın çabasız bir parçası olarak gördüğü meditasyon hakkında etkileyici
bir eser. Hepimiz meditasyonun bedeni gevşetecek, içsel huzur bulmamızı
sağlayacak ve bizler için yaşamı kolaylaştırıp mutlu yaşam yaşamamızı
sağlayacak herşeye gücü yeten bir ilaç olduğunu düşünmekteyiz. Oysa bu
şekilde yapılan bir meditasyon düşüncelerin vızıltısından, bedenin ağrı ve
sızılarından başka bir anlama gelmemektedir.
Harrison bizlere, Olduğun Yere Varmak adlı kitabında meditasyonun gerçek
doğasının ne olduğunu etkileyici bir şekilde anlatmaktadır: Meditasyon,
varolmayan bir içsel huzuru içimizde yaratmak değil, yaşamlarımızın her
ânında zaten varolan huzurun yeniden keşfedilmesi ve dışa yansımasıdır.
Gerçek meditasyon uygulaması, gereksiz ritüellerden ve üstütların
baskılarından arındırılmış, dikkatimizi farkındalığın kendisine
yönlendirmemizi ve bu farkındalığın izlerini günlük yaşamda bulmamızı
sağlayan bir uygulamadır.
STEVEN HARRISON, dünyanın pekçok bölgesini dolaşıp bir çok meditasyon
yöntemini ve ruhsal öğreti konusunda çalışmalar yapmıştır. Bir Şey Yapmamak
ve Olduğun Yere Varmak adlı kitapların yazarıdır. All Together Now
International aldı ve Nepal’deki sokak çocukları için kurulmuş olan kâr
amacı gütmeyen yardım kuruluşunun kurucusudur. Kitaplarından elde edilen
gelirin tamamı bu yardım kuruluşuna aktarılmaktadır. Harrison, Boulder,
Colorado’da yaşamaktadır.
Yazar: Steven Harrison
Yayınevi: Dharma Yayınları
Çevirmen: Çağlayan Yıldız
Sayfa sayısı: 289

Yaşam Şimdiki Andadır
Şimdiki zamana dönmek, şu anı yaşamak yaşamla temas içinde olmaktadır. Yaşam
sadece şimdi ki zamanda bulunabilir, çünkü "geçmiş artık yoktur" ve "gelecek
henüz gelmemiştir". Özgürlük, aydınlanma huzur, neşe ve mutluluk yalnızca
şimdiki anda bulunabilir. Yaşamla randevumuz şimdiki andır.
Yazar: Thich Nhat Hanh
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
ISBN: 975-6529-12-1
Basım tarihi: Ocak 2004

Huzurun Kendisi Olmak
"Çevremizde gördüğümüz bütün bu çekişmeler, bu itiş kakışın kökeninde
cahillik yatıyor. İşte bunun için Zen, bizde şimdiye kadar bize kapalı almış
ve cahilliğimiz yüzünden düşlemeye bile olanak bulamadığımız alanları
görmemizi sağlayacak Budistlerin deyimiyle, "üçüncü gözümüzü" açmamızı
istiyor. Cahillik yüzünden oluşmuş bulutlar, sisler bir kere dağılırsa
göklerin uçsuz bucaksızlığı gözlerimizin önüne seriliverir. Böylelikle ilk
kez kendi varlığımızın iç yapsıını görüp tanıyabiliriz, o zaman yaşamın ne
olduğun kavrayabilir, bir kör döğüşü ya da kaba güçlerin rastlantısal bir
gösterisi olmadığını anlayabiliriz." D.T. Suzuki Yaşamın bir kör
döğüşü ya da kaba güçlerin rastlantısal bir gösterisi olmadığını görüp de
kendi iç huzurunu, iç barışını yaratmak isteyenler için olan ki bu kitap bir
başlangıç ya da tamamlayıcı olsun.
Yazar: Thich Nhat Hanh
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Sayfa sayısı: 128
ISBN: 9757200654
Basım tarihi: Ocak 2000

Buda Zihnini Kazanmak
Bu kitap Buda Zihnini kazanmaya, yani aydınlanmayı gerçekleştirmeye gönül
vermiş ve bunu için ciddi bir çaba göstermeye istekli olan herkes için
yazılmıştır.
Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Sheng Yen Usta kendi yaşam
deneyimlerinden yola çıkarak Buda Zihnini kazanmak, aydınlanmayı
gerçekleştirmek isteyen kişilerde bulunması gereken koşulları ve bu
koşulların neden gerekli olduğunu anlatmakta ve bu yola girmiş kişiye bazı
içgörüler kazandırmak, cesaretlendirmek ve yol göstermek için bilgiler
vermektedir.
İkinci bölümde ise Sheng Yen Ustanın gözetiminde yedi günlük yoğun
meditasyon uygulamasından (Yedi Ch'an) geçen kişilerin yaşadıkları
deneyimler aktarılmaktadır. Bu yoğun meditasyon uygulaması sırasında
yaşadıklarını, duyumsadıklarını açık yüreklilikle ifade etmeleri kitaba
derin bir boyut katmaktadır.
Yazar: Sheng Yen
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Sayfa sayısı: 201
ISBN: 975-7200-61-1
Basım tarihi: Nisan 2002

Konsantrasyonun Gücü / Patanjali'nin Yoga Sutraları
Zihinsel Huzur / Ruhsal Huzur
Yoga zihindeki düşünce dalgalarının kontrolüdür.
Patanjali
Eski bir Sanskrit metinde şöyle bir beyit vardır:
'Dünyayı kim fetheder? Ancak kendi zihnini fetheden
kişi'
Zihin kontrolü yoga öğretisinin candamarı, ruhudur. Yoga'nın yardımıyla
zihninizi yoğunlaştırmayı ve denetlemeyi öğrenirsiniz.
Zihinlerini denetlemeye çalışmak insanların çoğunun hiç aklına gelmeyen bir
konudur. Bunun için de ne yazık ki bu temel öğreti yalnızca zihinde bilgi
biriktirmeye yönlenmiş olan çağdaş eğitimin ilgi alanı dışında kalmıştır.
Aslında konsantrasyon duygumuzu geliştirmeden öğrendiklerimizi aklımızda
tutmamız pek mümkün değildir.
Zihnimizi yoğunlaştırmayı öğrenemediğimiz için 'öğrendiklerimizi' tam olarak
öğrenemiyoruz. Öğreneceğiz diye de gereğinden çok enerji harcıyoruz.
Gerçekten düşüncelerimizi nasıl dizginleyeceğimizi, zihnimizi nasıl
yoğunlaştıracağımızı bilemediğimiz sürece tıpkı bedensel olanaklarını
kullanmayan bir kötürümden başka bir şey değiliz. Potansiyelimizin çok azını
kullanarak yaşarız.
Zihnimizin üç temel öğesi olan aklımız, duygularımız ve istencimiz,
konsantrasyon gücümüzü geliştirip zihnimizi yoğunlaştırmayı öğrendikçe,
birbirleriyle uyum içinde gelişeceği için kişiliğimiz kendiliğinden
güçlenecek ve en yüksek derecede zihin kontrolü bizi ruhsal aydınlanmaya
götürecektir.
Patanjali'nin Yoga Sutraları zihin ve ardındaki gerçek konusunda bilgi
vermek ve yoga öğretisinin ne olduğunu anlamak için yazıldığı dönemden bu
yana geçen ikibin yıl boyunca önemini hiç kaybetmemiştir.
Yazar: Chrıstopher Isherwood
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Çevirmen: Nur Yener
Sayfa sayısı: 135
ISBN: 975-6529-37-7
Basım tarihi: İstanbul / 2006 - Şubat

Tam Bilinçlilik / Tam Yaşam Bilincin Uyanışı
Krişnamurti hiç kuşkusuz çağımızın doğulu bilgeleri içinde en özgün, en
yetkin olanların başında geliyor.
Amerika'da yaptığı konuşmaları içeren bu kitapta Krişnamurti önemle üzerinde
durduğu bir gerçeği, bir yaşam anlayışını okurla paylaşıyor: kişinin
kendinden yola çıkarak kendini öğrenmesi, kendi özünü gerçekleştirmesi
gerçeğini.
Kişinin kendi içindeki akılalmaz derinliklere, zenginliklere ulaşabilmesi
için ciddi bir çaba göstermesi gerektiğini söyleyen Krişnamurti bu kitapta,
yaşam, sevginin ne anlama glediği, bilinç, acı, ölüm, kıskançlık, düşüncenin
yapısı, bağımlılık, değişme ihtiyacı, uzayla kişi arasındaki bütünsellik,
doğru ve yanlış kavramlar, gerçeği arama, dini deneyim, kutsallık gibi
konularda kendisine sorulan soruları yanıtlıyor.
Yaşamı bütünüyle kucaklamak isteyenlere.
Yazar: Jiddhu Krishnamurti
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
Sayfa sayısı: 145
ISBN: 975-7200-40-9
Basım tarihi: Ocak 1998

Ego Yanılsamadan Kurtulmak
Ego ve onun oyunları: Evlilik onun oyunudur, para onun oyunudur, iktidar
onun oyunudur. Tüm oyunlar egonun oyunudur. Toplum şu ana kadar oyunlar
oynar ve halde kalmıştır; bu, dünyanın her tarafında sürekli devam eden bir
olimpiyattır. Herkes yukarıya doğru mücadele ediyor ve diğer herkes onu
bacaklarından aşağı çekiyor çünkü Everest'in zirvesinde hepinizin duracağı
kar yer yok.
Seçebilirsin: Ya hayal kırıklığı, acı, mutsuzluk; o zaman egoya tutunmaya,
onu beslemeye devam et. Yahut huzur, sükünet, saadet... Fakat o zaman
masumiyetini yeniden kazanmak zorundasın.
Egonu bir kenara fırlat. Tüm egoyu paramparça et. Egoyu yok ederek, kendi
özünü keşfedeceksin. Ve bu keşif mümkün olan en muhteşem keşiftir çünkü o
mutlak saadete doğru bütünüyle yeni ve kutsal bir yolculuktur...
Ego bir buzdağıdır; onu erit.
Onu, derin sevginin içinde erit,
böylelikle o kaybolsun ve
sen okyanusun parçası haline gel.
Yazar: Osho
Yayınevi: Ganj Yayınları
Çevirmen: Sangeet
Sayfa sayısı: 374
ISBN: 975-8817-34-5
Basım tarihi: İstanbul / 2006 - Aralık

İnsanın Gerçeği
'Kendini
Bilmek'
P.D. Ouspensky
Ruh ve Madde Yayınları
Kendini
bilmek ya da tanımak, insanın değişmesi zorunluluğunun doğal bir
uzantısıdır. Değişmek, uyanmak, şuurlanmak için fazlalıkları terk etmek,
içsel bir mücadeleye girişmek, özdeşleşmeyi kolaylaştıran bağımlılıklardan
soyunmak şarttır. Üstün çaba gösterilmeden, kendi üzerinde çalışmadan
değişmek, uyanmak, şuurlanmak mümkün değildir. Bütün inisiyatik öğretilerin
temeli TERK'e dayanır.
Çeviren: Ali Belbez, Erol Konyalıoğlu- 512
sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-8007-29-7; Boyut: 14cm x 20cm; Baskı
Tarihi: 1997
Özgün Dili: İngilizce;
Özgün Adı: In Search of The Miraculous

Divan-ı Kebir - Seçmeler (4 cilt takım)
`"Büyük Divan" anlamına gelen Divan-ı Kebir Hz. Mevlana` nın heyecanla,
gönül coşkunluğuyla söylediği ilahi aşk şiirlerini toplayan kitabın adıdır.
Beyit sayısı altı ciltlik Mesnevi beyitlerinin toplamının iki misli, yani
Divan-ı Kebir` in rubai beyitlerini de dahil edersek, elli bine
yaklaşmaktadır.
Bu mübarek divanı Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firüzanfer merhum
büyük ebadda yedi cilt halinde bastırmıştır. Biz pek güvenilir olan bu
divanı esas tuttuk.
Bir Divan-ı Kebir beytinde, Hz. Mevlana şöyle söyler. `Ben sözü aşkla
söylüyorum. Çünkü dersi aşktan alıyorum. Ben canımı onun önüne koyuyorum,
ona armağan ediyorum, çünkü o pek azını kabul eder, her şeyi kabul etmez.`
Hz. İkbal de bir şiirinde `Bir müslüman aşık değilse kafirdir.` demiştir.
Hz. Mevlana da `Ben aşkı olmayan kişinin insanlığını inkar ederim.` (Divan-ı
Kebir,III/1610) buyurmuştur... Yani bu şiirleri diğer şairlerin şiirleri ile
mukayese etmeyiniz; bunlar ilahi aşk ile kendinden geçmiş bir velinin
gönlünden gelen sesleridir
Yazar: Mevlana
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Çevirmen: Şefik Can
Sayfa sayısı: 1762
ISBN: 975-4373256
Basım tarihi: 2000
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Ahmet Yesevi- Hayatı, Fikirleri ve Hikmetleri
Arka Kapak
Ahmet Yesevi yi Anlamak Mevlana yı, Yunus Emre yi, Hacı Bektaşi Veli yi
Anlamaktır.
Anadolu’nun Türkleşmesinin ve İslamlaşmasının mimarı olan Hoca Ahmet Yesevi,
Horasan Okulu’nun kurucusudur. Hoca Ahmet Yesevi’ye kadar ibadet ve eğitim
dilleri Türkçe değildi.
Hoca Ahmet Yesevi öğrencilerini Türk dili ile eğitmiş, ibadet dilini
Türkçeleştirmiş ve bunun sonucunda göçebe Türk boylarının İslama katılımını
sağlamıştır.
Yüz binlerce insanın inanmasına neden olmuş, binlerce mürşit yetiştirmiştir.
İnsanları İslam dinine çekmeye çalışan, gayret eden, koşturan dervişler ve
halifeler yetiştirmiş, yol göstermiş, tehlikenin karşısına çıkmış, sorunları
kökünden çözecek çözümler getirmeye gayret etmiştir. Gayretlerini Türkistan
la sınırlı tutmamış, gücünün yettiği her yere ulaştırmıştır. Öğrencileri hem
Asya yı, hem Avrupa yı, hem de Anadolu yu İslamlaştırmıştır.
Anadolu’yu biçimlendiren Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Saru Saltuk,
Geyikli Baba gibi tasavvuf önderlerini eğiten Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu’yu
hiç görmemesine rağmen, gönlünü bu topraklara vermiştir.
"Kafir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü
kalbi kırmak Allah’ı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen,
yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."
Derleyen:Ahmet Seyrek
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: Kar Yayınları

Bir Olmak
Musevilik, Hıristiyanlık, Budizm, İslam:
Dünyadaki dinlerin hepsi kendilerini izleyenlerin farklı aydınlanma yolları
aramalarını istiyor görünürler. Fakat görünürdeki farkların altında evrensel
bir hakikat haznesi yatar.
BİR OLMAK, bu inançları tek kitapta, her dinin kutsal metnindeki güncel
sözcüklerle bir araya topluyor.
Yazar: Jeffrey Moses
Yayınevi: Samsara
ISBN: 975-8729-17-9
Basım tarihi: Eylül 2003

Hz. Ali'nin Öğretileri
Yazar: Hasan Ali Özden
Yayinci: Kar Yayınları
Dizi: Araştırma Dizisi
Sayfa: 166 s.
ISBN: 975-6155-52-9
Boyut: 13x19,5 cm
Rivayet odur ki; Hz. Ali bir savaşta düşmanıyla vuruşurken rakibini yere
düşürür. Kılıcını kaldırıp düşmanına tam vuracakken rakibi hışımla Hz.
Ali'ye tükürür.
Düşmanının şaşkın bakışları arasında Hz. Ali kılıcını indirir. Şaşıran
rakibi Hz. Ali'ye kendisini neden öldürmediğini sorar.
Bunun üzerine Hz. Ali; "Savaşırken seni öldürseydim bunu Allah için yapmış
olacaktım. Fakat sen bana tükürdükten sonra eğer seni öldürseydim, bunu
nefsim için yapmış olacaktım" der.
Hz. Muhammed'in 632 yılında ölümünün ardından, yerine kimin geçeceği
tartışmaları başladı.
Ortada yazıya dökülmüş bir belgenin olmaması doğal olarak iktidar
savaşlarını başlattı. Kimilerine göre gelenekler, kimilerine göre soy olarak
Hz. Muhammed'e yakınlık, kimilerine göre ise bilgi önemliydi. Gelenekçilere
göre Hz. Ebu Bekir, yakınlık ve bilgi düzeyini savunanlara göre Peygamber'in
amcasının oğlu ve damadı olan Hz. Ali halife olmalıydı. Hatta kimi hadislere
göre Hz. Muhammed, Veda Haccı’nda binlerce kişinin önünde, "Benden sonra
sizin imamınız Ali'dir" demişti.
Ancak halife, Hz. Ebu Bekir oldu. İkinci halife Hz. Ömer ve üçüncü halife
Hz. Osman'ın ölümünden sonra yeni bir halife adayı ortaya çıkmayınca, yani
tam 24 yıl sonra 656 yılında Hz. Ali halife oldu.
Hz. Ali'nin, Mısır'a tayin ettiği Malik bin Ejder'e yazmış olduğu mektupta;
"Oraya gittiğinde tüm insanlara hiçbir ayrım yapmaksızın hizmet
götüreceksin, bu insanlar Müslüman olmuş, olmamış önemli değil" diyerek,
yüzyılları aşan büyük erdemliliğiyle, devlet adamlığının en üst mertebesine
çıktığını göstermesi açısından çok önemlidir.
Hz.Muhammed'in yolunun özünü kavrayan, yakalayan Hz. Ali, bu yolla
bütünleşmiştir. Bu nedenle Şiiler ve Aleviler, bu kendilerinin de
sahiplendikleri ve izledikleri yola "Muhammed-Ali Yolu" derler. Hz. Ali
adaleti, doğruluğu, cesareti, affediciliği ve savaşçılığıyla tüm İslam
coğrafyasında yaşayan insanların kalbine taht kurmuştur.

Fususu'l Hikem
Klasik anlamıyla bir tasavvuf kitabı olmayan
Fusûsu’l-Hikem, Batılıların teozofi, İslam filozoflarının ise ilm-i ilahi
veya marifetullah dedikleri bir disiplini temellendirmeyi hedefleyen
orijinal bir yapıttır. Fusûsu’l-Hikem’in Arabî’nin öğrencisi Sadreddin
Konevî’nin kullandığı anlamda bir metafizik kitabı olduğunu, Tanrı’nın
varlığını, O’nun âlemle ilişkisini konu edindiğini söyleyebiliriz.
Fusûsu’l-Hikem düşünce tarihimizde en çok şerh edilmiş eserlerden birisidir.
Onun tarih içindeki etkinliği öncelikle bu şerhler sayesinde mümkün
olmuştur. Farklı fikrî coğrafyalara mensup kişilerce şerh edilmiş, dahası
Fusûsu’l-Hikem şerhi yazmak bir düşünsel ustalık ölçüsü olmuştur.
Fusûsu’l-Hikem çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Kimi zaman fakih ve
kelamcılar tarafından eleştirilmiş, bu eleştirilere sûfilerce çeşitli
cevaplar verilmiş ve böylece farklı bir literatür oluşmuştur.
İslam düşünce tarihinin en önemli entelektüel geleneklerinden birisinin
kurucusu olan İbnü’l-Arabî’nin başyapıtı Fusûsu’l-Hikem, şimdi yepyeni bir
çeviri ve şerhle okurun karşısında. Bu yeni çeviride Arabî’nin çetrefil
metninin çok daha kolay nüfuz edilebilir olduğunu göreceksiniz. Gerek bölüm
sonlarındaki notlar, gerekse kitabın ikinci kısmını oluşturan şerhin
rehberliğinde Arabî’nin karmaşık gibi görünen düşünsel sisteminin düğüm
noktaları çözülüyor. Ekrem Demirli yalnızca metni şerh etmekle kalmıyor,
belli başlı Fusûs yorumcularının görüşlerine de yer vererek, geçmişte bu
metnin nasıl algılandığını aktarıyor.
Yazar: İbnül Arabi
Yayınevi: Kabalcı Yayınevi
ISBN: 975-997-072-4
Basım tarihi: Temmuz 2006
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Fütuhat-ı Mekkiyye - 11
• Mele-i A'la'nın tartışmasının Musevi mertebeden bilinmesi
• Tümel Alemin karışmasının Muhammedi Mertebeden bilinmesi
• Melamilerin menzilinin Muhammedi mertebeden bilinmesi
• Ruhani çan sesinin Musevi mertebeden bilinmesi
• Muhammedi mertebeden özel-gaybi ilk vakitler menzilinin bilinmesi
• Ağlama ve feryadın Muhammedi mertebeden bilinmesi
• Azabın zorunluluk menzilinin Muhammedi mertebeden bilinmesi
• İbtila ve onun bereketlerinin menzilinin bilinmesi
• Muhammedi mertebeden, müjdelenene gelen müjdenin bilinmesi
• İki kabzanın tespih menzilinin bilinmesi ve birbirlerinden ayrışmaları
• Med ve Nasif menzilinin Muhammedi mertebeden beilinmesi
• Madum'un yenilenme menzilinin Musevi mertebeden bilinmesi
• Kardeşlik mertebesinin Muhammedi-Musevi mertebeden bilinmesi
• Sırlarda taklit menzilinin bilinmesi
Yazar: Muhyiddin İbn Arabi
Yayınevi: Litera Yayıncılık
Sayfa sayısı: 412
ISBN: 9789756329597
Basım tarihi: Ağustos 2009
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Fütûhât-ı Mekkiyye 10
İbn Arabî'nin şaheseri Fütûhât-ı Mekkiyye, projesinin onuncu kitabı da
nihayet Türkçe çevirisiyle okurlarına sunuluyor!
On dokuz ve yirminci sifirlerden oluşan onuncu kitapta genel olarak
'makamlar' ve 'mertebeler' üzerine hasredilmiş bölümler yer almakta. Her bir
makam ve mertebeye ait sırların yine o makam ve mertebeye ait farklı
menzillerde meydana gelen ve bu menzillerden anlaşılabilecek olan hakikat ve
hikmetleri bulunmakta. Müellif, söz konusu makam ve mertebelere dair
zikretmiş olduğu hikmetleri ayet, hadis ve Tasavvuf ehlinin görüşleriyle
zenginleştirerek bu hususlara dair anlam katmanları ihsas etmekte.
Böylelikle sözünü ettiği hikmet ve hakikatleri delillendirerek bunlara
dayandırmış olduğu yorumlarını sürdürmektedir.
Hiç şüphesiz, 'Şeyhü'l-ekber' Tasavvufî öğretiyi kendine has yorumuyla
zenginleştiren ve bununla da kalmayarak adeta onu yeniden inşa eden, bunu
yaparken de büyük bir titizlik gösteren, meselelere dair engin yorumlarını
eşsiz bir biçimde ortaya koyarak ele alan, eşine az rastlanır bir düşünür
olma özelliğini bir kez daha hak ediyor. İşte böylesine değerli ve bir o
kadar da zengin bir içeriğe ve niteliklere sahip olan bu devasa eserin bir
kitabı daha okuyucusuyla buluşuyor.
Şunu da belirtmek gerekir ki; kutsal topraklardan tüm insanlığa açılan bilgi
ve hikmet fetihleri, Fütûhât-ı Mekkiyye, ilk defa tam olarak başka bir dile
çevrilerek yayınlanıyor!
Yazar: İbn Arabi
Yayınevi: Litera Yayıncılık
Çevirmen: Ekrem Demirli
Sayfa sayısı: 429
ISBN: 975-632-956-6
Basım tarihi: İstanbul / 2008 - Aralık
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Fütuhat-ı Mekkiyye 2
Büyük sufi düşünür İbn Arabi'nin şaheseri Fütuhat-ı Mekkiyye, kutsal
topraklardan tüm insanlığa açılan bilgi ve hikmet fetihleri, ilk defa tam
olarak başka bir dile çevrilerek yayınlanıyor! Doğu ve batı düşüncesinde
derin izler bırakmış, mistik gnostik pek çok akımlara kaynaklık etmiş büyük
düşünür İbn Arabi'yi 'Şeyhü'l-ekber' yani en büyük üstad yapan bu
topraklarda bizzat kendisinin el yazısıyla titizlikle korunmuş olan bu dev
eser, on sekiz kitaplık bir seri halinde tam olarak Litera Yayıncılık 'literalliği'
ve kalitesiyle yayınlanmaya devam ediyor.
Fütuhat-ı Mekkiyye, bilim, sanat, düşünce, kısaca insanın salt gerçeğe
ulaşmadaki zihinsel ve pratik eylem ve ürünlerinin kendini gösterdiği
alanların, varlığın birliği (vahdeti vücud) ilkesi perspektifiyle yeniden
yorumlanması ve kurulması, bir anlamda bilimlerin canlandırılması
teşebbüsüdür. İbn Arabi'yi bütün tarihimizin en özgün müellifi, eserini ise
derleme ve aktarım değil, özgün bir kitap yapan şey, onun söz konusu
birikimi bir ana fikir etrafında yorumlama yeteneği ve başarısıdır. Bu
çabanın merkezine insanın yerleştirilmesi ise, kitabı insanın
ontolojik-epistemolojik serüvenini anlatan bir esere dönüştürür. Bu anlamda
Fütuhat-ı Mekkiyye, inişli ve çıkışlı süreçlerinde insan hikayesini ve
serüvenini anlatan bir eser diye yorumlanabilir.
Yazar: İbn Arabi
Yayınevi: Litera Yayıncılık
ISBN: 975-6329-26-2
Basım tarihi: Nisan 2006
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Fütuhat-ı Mekkiyye 5
Fütühât-ı Mekkiyye, bilim, sanat, düşünce, kısaca insanın salt gerçeğe
ulaşmadaki zihinsel ve pratik eylem ve ürünlerinin kendini gösterdiği
alanların varlığın birliği (vahdet-i vücud) ilkesi perspektifiyle yeniden
yorumlanması ve kurulması, bir anlamda bilimlerin canlandırılması teşebbüsüdür.
İbn Arabi'yi bütün tarihimizin en özgün müellifi, eserini ise derleme ve
aktarım değil, özgün bir kitap yapan şey, onun söz konusu birikimi bir ana
fikir etrafında yorumlama yeteneği ve başarısıdır. Bu çabanın merkezine
insanın yerleştirilmesi ise, kitabı insanın ontolojik-epistemolojik
serüvenini anlatan bir esere dönüştürür. Bu anlamda Fütûhât-ı Mekkiyye,
inişli ve çıkışlı süreçlerinde insan hikayesini ve serüvenini anlatan bir
eser diye yorumlanabilir.
Yazar: İbn Arabi
Yayınevi: Litera Yayıncılık
ISBN: 975-6329-39-9
Basım tarihi: Nisan 2007
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Fütuhat-ı Mekkiyye 8
Fakirlik ve sırlarının bilinmesi
Zenginlik makamı ve sırlarının bilinmesi
Tasavvuf makamının bilinmesi
Tahkik ve muhkkiklerin makamının bililnmesi
Hikmet makamı ve Âriflerin bilinmesi
Kimya-yı saadetin (mutluluk Kimyası) bilinmesi
Edep makamı ve sırlarının bilinmesi
Edebin makamı ve sırlarının bilinmesi
Edebin terki makamı ve sırlarının bilinmesi
Arkadaşlık makamı ve sırlarının bilinmesi
Arkadaşlığın terki makamının bilinmesi
Tevhit makamının bilinmesi
Sefer makamının bilinmesi ve sırları
Seferin terki makamı
Dostluk makamının bilinmesi
Şeyhlere hürmet makamı
Sema makamının bilinmesi
Kerametler makamının bilinmesi
Yolcunun bilinmesi
Şatahatın bilinmesi
Nefesin bilinmesi
Kerametin terki makamının bilinmesi
Muhabbet makamının bilinmesi
Harikulade makamının bilinmesi
Sahih rüyaların bilinmesi
Yazar: İbn Arabi
Yayınevi: Litera Yayıncılık
Sayfa sayısı: 432
ISBN: 975-632-945-0
Basım tarihi: Nisan 2008
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Fütuhat-ı Mekkiyye 1
Muhyiddin İbn Arabi
Büyük sufi düşünür İbn Arabî'nin şaheseri Fütuhât-ı Mekkiyye'nin ilk kitabı
çıktı! Doğu ve batı düşüncesinde derin izler bırakmış, mistik gnostik pekçok
akımlara kaynaklık etmiş büyük düşünür İbn Arabî'nin bu dev eseri on sekiz
kitaplık bir seri halinde tam olarak, Litera Yayıncılık kalitesiyle
okurlarla buluşmaya bu kitapla başlıyor! Çağını ve sonrasını tüm düşünsel ve
inançsal farklılıklarıyla kuşatabilecek büyük ve engin bir teoriyi çoşku
dolu üslubuyla sunan İbn Arabî'nin Türk okurlarına ve kültür dünyasına kayda
değer zenginlikler katacağı kanaatindeyiz.
Fütuhât-ı Mekkiyye bilim, sanat, düşünce, kısaca insanın salt gerçeğe
ulaşmadaki zihinsel ve pratik eylem ve ürünlerinin kendini gösterdiği
alanların, varlığın birliği (vahdeti vücud) ilkesi perspektifiyle yeniden
yorumlanması ve kurulmasıdır. İbn Arabî'yi bütün tarihimizin en özgün
müellifi, eserini ise derleme ve aktarım değil, özgün bir kitap yapan şey,
onun söz konusu birikimi bir ana fikir etrafında yorumlama yeteneği ve
başarısıdır. Bu çabanın merkezine insanın yerleştirilmesi ise, kitabı
insanın ontolojik-epistomolojik serüvenini anlatan bir esere dönüştürür. Bu
anlamda Fütuhât-ı Mekkiyye, inişli ve çıkışlı süreçlerinde insan hikayesini
ve serüvenini anlatan bir eser diye yorumlanabilir.
Çeviren: Ekrem Demirli - 495 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9756329211; Boyut:
16x24cm; Baskı Tarihi: Şubat 2006
Özgün Dili: Arapça; Özgün Adı: el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye

Fütûhu'l - Gayb / Sırlı Alemlere Keşifler
Türkçe'de Hint dinlerini yada bu dinlerden birini veya onlarla ilgili her
hangi bir konuyu ele alan çalışmalar olmakla birlikte Hinduizm içinde ortaya
çıkarak birer mezhep, müstakil birer din haline gelen dini ve felsefi
yorumları bir bütün halinde veren fazla metnin olduğu söylenemez. Olsalar
bile küçük bir hacim içinde bütün bunlara yer verenler çok az olduğu için bu
kitap, Hint dini düşüncesi ve ondaki gelişim ve değişimleri bir bütün olarak
görülmesini sağlar düşüncesiyle çevrilmiştir
Yazar: Abdülkadir Geylani
Yayınevi: Etkileşim Yayınları
Çevirmen: Osman Güman
Sayfa sayısı: 176
ISBN: 975-2693333
Basım tarihi: 2006
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Günümüz İnsanına Fusûsu'l-Hikem
Tasavvuf düşüncesinin temel eserlerinden olan Fusûsu'l-Hikem, sûfîlerin
bilgi ve varlık görüşünün zirvesidir. Bu eser, bir şerh geleneğinin
merkezini oluşturur ve tasavvufun seyrini kendisinden sonra büyük oranda
etkilemiştir. Fusûs, klasik anlamıyla bir tasavvuf eseri değildir. İçerdiği
yüksek hakikatler ve dilinin ağırlığından dolayı, şüphesiz anlaşılması zor
bir eserdir. Bundan dolayı İslâm literatüründe, hakkında en fazla şerh
yazılan eser olma özelliğine sahiptir. Bu özelliğinden dolayı da bugüne
kadar bu hikmet dolu eser, sadece belli bir seviyeye hitâb edegelmiştir.
İşte bu çalışma, Fusûs'u her kesimden, her yaştan, her meslekten insanın
anlayabilmesi amacıyla, Hamza Kılıç tarafından hazırlanmıştır. Bu çalışmada,
Fusûs, muhtevasının özü ve anlamı korunarak yeni bir üslup ve anlatımla
ortaya konuyor. Böylelikle eser, anlaşılmaz ya da zor anlaşılan bir kitap
olmaktan çıkarak, herkesin rahatlıkla okuyup anlayacağı bir eser hâline
gelmiştir.
İbn Arabî'nin, sevgili Peygamberimiz (s.a.)'den aktararak bizlere ulaştırmak
istediği kusursuz, olağanüstü bilgileri öğrenmek istiyorsanız, bu eseri
mutlaka okuyun. Göreceksiniz ki Fusûs'u okumak ve anlamak hiç de zor
değilmiş.
Yazar: Muhyiddîn-i Arabî
Yayınevi: İnsan Yayınları
Çevirmen: Hamza Kılıç
Sayfa sayısı: 336
ISBN: 9789755744513
Basım tarihi: Haziran 2009
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Gönül Gözünüzü Açın
"Dünyanın ihtiyacı olan Sufi bakış açısıdır.
- İnayet Han-
Gönü Gözünüzü Açın kitabı ise bir sufi'nin ne tür bir varoluşa, ne tür bir
kişiliğe sahip olması gerektiğinin ilmini anlatmaktadır.
Sufizm'in amacı yaşamı ve dini birleştirip Mutlak Hakikat'ın doğrudan
yaşanmasıdır. Bu yönden de sufizmin yolu evrenseldir.
Sufi'nin bu yoldaki amacı ruhun sırrını bulmak, kendi özgün nefs'ini, Ademi
suretini keşfetmektir.
Bu yüzden Sufi bütün sonlu varlıkların kendilerini bağladıkları bağlardan,
boyunduruklardan kendisini kurtamış; elini kolunu bağlayan cahilliğin
zincirlerini koparmış.
Sufi, aydınlanmanın suyunu içmek için kendi kaynağına, hayatın kaynağına
ulaşıncaya kadar bilgisini derinleştirmiş; zahirdeki zıtlıkları aynı kabulle
karşılaşmış; kalbini doluda da boşta da sükunetini koruyacak biçimde
eğitmiştir.
"Sufi vaktin kölesidir" denmiştir. Sufi her dem Hakikat'in o anda kendisine
getirdiği Hakikat'ı tanımaya "hazır ve nazır" olmuş; yokluktan gelip yokluğa
gittğini anlamış; kendi befsine karşı savaş açmıştır.
Sadece inanmayanların değil, Tanrı'ya cennette oturan bir varlık olarak
bakan inananların da aynı ölçüde Tanrıdan mahrum olduklarını bildiği için,
Sufi her an diri olan Rabbin doğrudan müşahedesini, tanıklığını kendisine
kesintisiz sevgili ilan emtiş; karşılıksız kendini vermiştir.
Kendi beninin derinliklerindeki sırlar için bilgisini derinleştirmek,
Evrenin Hakikat'ının berrak bir tecellisine yer açabilmek için nefsinin
izlerini yok etmek. Yaradanla zenginleşip ömründe beka sahibi olmak
isteyenlere Ola ki bu kitap birşeyler verir.
Yazar: Elisabeth Keesıng
Yayınevi: Okyanus Yayıncılık
ISBN: 975-6529-41-5
Basım tarihi: Nisan 2006
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

MELAMİLİK / ARAŞTIRMALAR / Melâmetin Temel İlkeleri ve Günümüzde Melâmet
Melâmetin Temel İlkeleri ve Günümüzde Melâmet Yazarlar : Hamza Kılıç, Yayın
Yılı : 2008 Sayfa Sayısı : 382 ISBN : 978-975-574-496-4
Melâmîlik, Abdulbaki Gölpınarlı’ya göre tarikat değil, bir “aksülamel”; yani
tasavvuf ve tarikatlara karşı bir reaksiyondur. Gölpınarlı, Türkiye’de
Tarikatlar ve Mezhepler adlı eserinde Melâmet ve Melâmî hakkında şu
bilgileri verir: ?Melâmet? Tasavvuf ehline karşı çıkan bir zümrenin
benimsediği yoldur. “Melâmetî; ululuktan, davadan, kendini göstermekten,
halkın sevgi ve saygısını kazanmak kaydından geçen insandır. Giyim kuşam
özelliği ile, tekke ve vakıftan hazır yemekle, zikirle, vecde gelip bağırıp
çağırmayla kendisini göstermeğe çalışmayan bir insan. Kazancıyla geçinen, iç
yüzden Hakk’la, dış yüzden halkla beraber olan; hatta halkın saygısını,
sevgisini bir kayıt bildiğinden, nafile ibadetlerini bile gizleyen; buna
karşılık onların kınamasından ürkmeyen, hatta bu yüzden de halka kendisini
kötü gösteren kişidir.” Asırlardır halkımız tarafından yanlış algılanan bir
yaşam biçiminin bütün gerçekleriyle sunumu olan bu eser, bin yılı aşkın bir
süredir varlığını sürdüren Melâmet’in günümüze kadar ulaşma serüvenini ve
günümüzde çeşitli Melâmet anlayışına sahip toplulukların yaşam biçimlerini;
ayrıca gerçek Melâmet’in ve onun temel ilkelerinin ne olduğunu
anlatmaktadır.

Hz. Ali’den Çağlara Mesaj
Yayınevi : Horasan Yayınları Kitap Adı : Hz. Ali’den Çağlara Mesaj Yazar Adı
– Derleyen : Doç. Dr. Abdülaziz Hatip Türü : İnceleme – Araştırma Sayfa
Sayısı : 288 Çıkış Tarihi : Şubat 2006 ISBN : 975-98065-2-5
Doç. Dr. Abdülaziz Hatip’in “Hz. Ali’den Çağlara Mesaj” adını taşıyan eseri,
Hz. Ali’nin hitabelerini ve hikmetli sözlerini içeren “Nehcü’l-Belağa” adlı
tanınmış eserin son bölümünün çevirisi ve açıklamasıdır. Bu bölümde yer alan
ve her biri bir hikmet incisi olan deyişler Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber’den
sonra İslam ümmetinin en beliği ve en fasihi olduğunu göstermektedir. Bir
taraftan savaş meydanlarında küfür ve inkarla mücadele eden Hz. Ali, sanki
bu sözleriyle kendi köşesine çekilmiş bir zahid ve bir düşünür gibidir.
Yiğitlikle alçakgönüllüğü, emirlikle kulluğu şahsında birleştirmiş olan Hz.
Ali’nin vecizeleri aynı zamanda İslamiyet’in yetiştirdiği mükemmel insanın,
kamil mü’minin nasıl olması gerektiğini bizlere anlatıyor. Kişi, dilinin
altında gizlidir. İbret alınacak şeyler çok, ibret alanlarsa ne kadar az.
Yolun uzaklığını düşünen, onun için hazırlık yapar. Bedenin sağlığı hasetin
azlığındandır. Sabrın kurtaramadığı kişiyi, sızlanış helak eder.

Yayınevi :
Horasan Yayınları Kitap Adı : Hallac-ı Mansur
Yazar Adı – Derleyen : Prof. Dr. Niyazi Öktem Türü
: İnceleme – Araştırma Sayfa Sayısı : 126 Çıkış
Tarihi : Şubat 2006 ISBN : 975-98065-1-7
Hallac-ı Mansur dile getirdiği “ene’l-hak” düşüncesiyle İslam
tasavvufunun zirve isimlerinden biri olduğu kadar, Alevî-Bektâşî anlayışının
kendisinden etkilendiği ulu şahsiyetlerden biridir. Alevî-Bektâşî dergahına
mensup olmak için yapılan “Dar-ı Mansur” diye adlandırılan ve Hallac’ın
şehadetini simgeleyen tören, ona verilen önemi ve değeri göstermektedir.
Batı dünyasında Hallac-ı Mansur üzerine yapılan birçok çalışmaya karşılık bu
büyük şahsiyeti, Türkçe’de bilimsel bakış açısında sadık kalarak anlatan
eserlerin sayısı oldukça azdır. Prof. Dr. Niyazi Öktem’in çalışması, temel
olarak Louis Massignon’un dev eseri “Hallac’ın Çilesi: Mistik İslam
Şehidi”ne dayanıyor olsa da, konuyu ele alış biçimi ve getirdiği bakış
açılarıyla özgün bir eserdir.

MELAMİLİK / ARAŞTIRMALAR / Bir Tasavvuf Okulu Olarak Melametilik
Melametilik Bir Tasavvuf Okulu Olarak Yazarlar : Ali Bolat Yayın Yılı : 2003
Sayfa Sayısı : 448 ISBN : 975-574-346-4
Genel itibarıyla, "Hayırları izhar, şerleri izmar etmemek" şeklinde formüle
edilen ve kınayanın kınamasına aldırmamak esası üzerine kurulu olan
Melâmetîlik, Türklerin İslâmlaşma sürecinde hatırı sayılır derecede
varlığını hissettiren Horasan sûfîliğinin temel özelliğini oluşturmaktadır.
Bu bakımdan anılan düşünce ve hareket, Türk din ve tasavvuf tarihi açısından
ayrı bir önemi haizdir. Bu yönüyle eser, sadece tasavvuf ilmine değil,
tarih, kültür tarihi ve sosyolojiye de önemli malzemeler sunmaktadır.

MAKÂLÂT
Hacı Bektaş Veli, 13. asrın başlarında Horasan’dan gelip Anadolu’ya
yerleşen, bu toprakların Müslümanlaşmasında büyük rolü olan gönül
sultanlarındandır. Yaşarken sohbetleriyle, günümüze kadar da eserleri ve
bağlıları vasıtasıyla insanları iyiliğe, kardeşliğe, barışa çağırmış; İslam
dininin geniş halk kitlelerinde yayılmasına vesile olmuştur.
Makâlât, Hacı Bektaş Veli’nin görüş ve düşüncelerini en derli toplu olarak
ortaya koyan eseridir. Yüzyıllardır okunan bu eser, dört ana kapı olan
şeriat, tarikat, marifet ve hakikati ve bu kapılara girildikten sonra
çıkılacak merdivenler olan kırk makamı anlatır.
Makâlât, gerçek bir insan olabilmek için gerekenleri dilimizin en güzel
ifadeleriyle anlatan bir başyapıttır.
Yazar: Hacı Bektaş Veli
Yayınevi: Etkileşim Yayınları
Sayfa sayısı: 100
ISBN: 9789752693012

Alevi Felsefesi
Evrendeki bütün varlıkların Tanrıyla özdeş olduğu savı üzerine yapılan
Vahdet-i Mevcut öğretisinin kaynağı; Antik felsefenin, doğasal diyalektiğin
dışa vurumu biçiminde inanca çıkan "Doğatanrıcılık" anlayışıdır. Çünkü,
çoktanrıcılık felsefi açıdan, Doğatanrıcılık temeline dayanır. Bu anlayışta,
Tanrı, evrenin yaratıcısı ya da yapıcısı değil, doğrudan kendisidir. İzleyen
süreçte, bu izi süren Anadolu tasavvufu, Doğatanrıcılık'ı ya da
çoktanrıcılığı; Varlıkbirliği-Mevcutbirliği anlayışıyla yeniden diriltti;
diriltirken buna, toplumsal diyalektiğin dışa vurumu biçiminde inanca çıkan
insantanrıcılık ekledi.
Yazar: Esat Korkmaz
Yayınevi: Pencere Yayınları
ISBN: 975-7814-73-3
Basım tarihi: Kasım 1997

Sevginin Yolu
Nigel Watts
Arka Kapak
Mevlana Celaleddin Rumi'nin belirgin bir yaşam öyküsü bulunmamasına karşın,
hayatının önemli olayları üzerinde bütün araştırmacılar aynı fikirdedirler.
Günümüzde Afganistan olarak bilinen bölgede, 1207 yılında doğdu; saygı
duyulan Müslüman alimlerin oğlu ve torunuydu. Selçuklu Hükümdarlığının
başkenti Konya'ya yerleşti ve 1273 yılında burada vefat etti. Ölümünün hemen
ardından dönerek yapılan danslarıyla ünlü olan Sufizmin Mevlevi okulu
kuruldu. Fakat, onun eserlerinin kaynağı olan sıradışı ilişkisi ve dostluğu
ile ilgili pek az şey bilinmektedir. Tebrizli Şems olarak adlandırılan
gezgin derviş hayatına girdiğinde, Rumi binlerce insanın izlediği saygı
duyulan bir imamdı. Rumi, ilk tanıştıkları andan itibaren bu kışkırtıcı,
sıradışı ve geleneklere aykırı davranan ruhun etkisi altına girdi.
İzdeşlerini dehşete düşürerek aniden eğitim verdiği medreseyi ve evinin
kapılarını kapadı ve gönül eğitimi olarak adlandırdığı eğitimde çıraklığına
başladı. 'Sevginin Yolu', bu sıradışı ve mücadele dolu dostluğu, ilk anında
duyulan yoğun sevgiden beklenmedik acılı sonuna kadar anlatmaktadır.
Rumi'nin yaşamı, Şems ile tanıştıktan sonra bir daha asla eskisi gibi
olamamıştı. Esrik ama bir yandan da üzücü mücadelesi ve arayışı, bizlere
gerçek adanmışlığın anlamını öğretmektedir.
Çevirmen:Cem Şen
Çevirmen:Gülriz Bikmen Şen
Yazar:Nigel Watts
Sayfa Sayısı: 208
Baskı Yılı: 2003
Dili: Türkçe
Yayınevi: Dharma Yayınları

Yunus Emre Divanı
Say Yayınları
» Felsefe
» Türk Edebiyatı
» Düşünce
Ağustos 2006, ISBN: 975-468-612-2
Aşk İklimi, söz ve ses dünyası, ruh yüceliği, insan sevgisi ve vicdan
özgürlüğüyle günümüze dek eşsizliğini koruyan Yunus emre, yaşadığı dönemin
halk diliyle söylenmiş tasavvuf şiirleriyle hatırlanır. Derin bir insan
sevgisini ve hoşgörüyü yüceltmiş olan Yunus emre, Türk dilinin en büyük
ustalarından biri olduğu kadar, efsaneleşmiş bir bilgedir de. "Şiirleri,
insan ömrünün çeşitli merhalelerini çok berrak bir dille ifade ettiğinden,
adeta birer halk türküsü olmuş ve bu şiirlerde her devrin okuyucusu ya da
dinleyicisi kendini etkileyecek bir şey bulmuştur. Hasret, yalnızlık, ölüm
korkusu ve Allah sevgisi gibi yüce insani duygular Yunus'un, altı yüzyıldan
uzun süredir Anadolu'da söylenegelen ve çok defa da örnek alınan şiirlerinin
ana temasını teşkil eder. - Annemarie Schimmel-

Hz. Ali / Nehcü'l Belağa (Ciltli) / Hz. Ali'nin Konuşmaları Mektupları ve
Hikmetli Sözleri
Yazar : Adnan Demircan - Eş-Şerif Er-Radi
Yayınevi : Beyan Yayınları / Dizi
isbn : 9754733880
Bölüm : Kaynak Eserler
Hz. Ali, Peygamberimizin amcası Ebu Talib´in çocuklarında biri olarak
dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren Hz. Peygamber´le birlikte olma
ayrıcalığına sahip olan önemli bir kişiliktir. Hz. Peygamber´in Ebu Talib
ailesiyle ilişkisi, diğer amcalarından farklıdır. Zira doğmadan babasını
altı yaşındayken annesini ve sekiz yaşındaykende hamisi olan dedesini
kaybeden Muhammed, bundan sonra evleninceye kadar hayatını Ebu Talib´in
evinde geçirmiş, Ebu Talib´in hanımından özel bir ilgi görmüş, onu annesi
kabul edecek kadar kendisine saygı duymuştur. Hz.Peygamber´in evlendikten
sonra maddi durumu bozulan amcasına katkı sağlamak amacıyla Ali´yi evine
alması ve onun bakımını üstlenmesi bu iyi ilişkilerin göstergesidir.
Hz. Ali´nin, ahlak abidesi Hz. Peygamber´den azami derecede etkilendiği
muhakkaktır. Zaten kitapta yer alan metinlere bakıldığında İslam´ın
yücelttiği ve Hz. Peygamberin kişiliğinde yansıttığı ahlaki değerlerin
onun düüncesinde ve hayatında da canlı bir şekilde yaşadığını görürüz.
Kuşku yok ki, Hz. Peygamber, seçkin arkadaşlarının hepsinin hayatında
köklü değişimler ve etkiler meydana getirmiştir, ancak çocukluğundan
itibaren Hz. Peygamber´in en yakınında bulunan ve İslam davetinin her
aşamasını yakından takip etme imkanına sahip olan Hz. Ali´nin kişiliği ve
duygu dünyası üzerinde meydana getirdiği etkiler çok daha farklı olmuştur.

Gönüller Sultanı Mevlana
Tam ve kamil insan olmak için kendini bilgiye ve ilahi aşka adamış hakikate,
kendi varoluşunun engin sırına erişmiştir. Mevlana'nın yolu, eşyaya boyun
eğen insan, eşyaya boyun eğdiren yaratıcı bir benlik haline getirmek,
Yaradan'la zenginleştirip, beka sahibi yapmaktır.
Bu yüzden kişinin yapması gereken en önemli şeyin yaşam içinde hakikate
katkısız kendini vermek, onun berrak tecellisine yer açabilmek için nefsin
izlerini yok edebilmektir.
Mevlana'nın Dünya tuzak öyle bir tuzak ki, padişahlar, aslanlar bile bir
köpek gibi o pisliğin içine düşmüşler, ta boğazlarına dek
batmışlardır..sözlerinin, içinde yaşadığımız çağdaş insani değerlerin,
doğanın, para, güç, iktidar adına nasıl da her gün yok edilmekte olduğunu
anlamamızda eşsiz bir klavuz olduğunu görüyoruz.
Yazar: Yüksel Yazıcı
Yayınevi: Kavim Yayınları
Sayfa sayısı: 240
ISBN: 9789944201018
Basım tarihi: 2007
Kategori: Sufizm / Tasavvuf

Zihni Açmak ve İyi Bir Kalp Yaratmak
Dalai Lama
Okyanus Yayıncılık / Doğu Öğretileri
Acele edin ve iyi olanı yapın.
Zihninizi kötülükteki zevke kaptırmayın.
Çünkü iyi olanı yapmakta yavaş davranan kişinin zihni kötülükteki zevke
dalar."
-Buda-
Dalai Lama 'nın Tibet Tapınak Okulların'da verdiği eğitimleri
içeren bu kitapta, okuyucu şu bilgileri bulacaktır:
Bilgeliği mükemelleştirmenin yolları ve Madhyamika (Ortayol) öğretisinin
içeriği.
On zararlı eylem ve bunların nedenleri.
Zihni dinginleştirmenin ve farkındalığın dokuz aşaması, bunlara ait zihinsel
süreçler ve zihinsel tefekkür anlayışı.
Bensizliğin bilgeliğine ulaşmak için tefekkür eğitimi.
Meditasyonda istikrar eğitimi ve bunun aşamaları.
Döngüsel varoluşta ıstırap çarkının sona erdilirilmesi için zihni
dönüştürmenin yolları.
Zihinde doğan yanılgıları denetim altına almanın süreçleri.
Gizli Mantra ve Vajra yolu konusunda açıklamalar.
Aydınlanma ve iyi bir kalp yaratmada temel süreçler
128 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9756529768; Boyut: 15 x 22 cm; Baskı Tarihi:
Aralık 2009
Yazar Hakkında
Dalay Lama veya Dalai Lama (Tibetçe: taa-la’i bla-ma; Çince: 达赖喇嘛 / 達賴喇嘛,
Pinyin: Dálài Lǎmā), Tibet'in ruhani dini lideri.
14. Kutsal Dalai Lama, 6 Temmuz 1935'de kuzeydoğu Tibet'de dünyaya gelmiş,
uzun aramalar sonucunda iki yaşındayken gösterdiği mucizelerle 13. Kutsal
Dalai Lama'nın reenkarnasyonu olarak tanınmıştır. Ekim 1939'da Tibetin
kutsal şehri Lhasa'ya yerleşmiştir.
1949'da yeni kurulan komunist Çin hükümeti Tibet'i işgal etmeye başlayınca
genç yaşına rağmen ulusal kabine başkanlığı görevini de üstlenmek durumunda
kalan Kutsal Dalai Lama dokuz yıl boyunca Çinli işgalcilere karşı barışçıl,
şiddet karşıtı bir politika izlemiş, fakat Çin hükümeti giderek artan bir
şiddetle kendilerine direnen savunmasız onbinlerce Tibet'liyi katletmiştir.
Çinlilerin kutsal şehir Lhasa'yı kuşatmaya almaya başlamasıyla, Hindistan
başbakanı Nehru'nun daveti üzerine Kutsal Dalai Lama barışçıl mücadeleyi
sürdürmek üzere himalayaları aşarak 31 mart 1959'da Hindistan'a geçiş
yapmıştır.
Kutsal Dalai Lama ile birlikte yaklaşık 80.000 Tibetli Hindistan'a geçiş
yapmış ve buradan Hindistan'ın değişik yerlerine, Nepal, Bhutan ve dünyanın
değişik yerlerine mülteci olarak yerleşmiştir (komunist Çin yönetiminden
kaçabilenler bugün hala geçiş yapmaktadır).
Kutsal Dalai Lama, barışçıl politikaları ve Tibet'in özgürlüğü için şiddet
karşıtı mücadelesi nedeniyle 10 Aralık 1989'da Nobel Barış Ödülü almıştır.
Bugün 73 yaşında olan Kutsal Dalai Lama'nın Sonsuz Şefkat Bodhisatvası'nın
bedenli bir ifadesi olduğuna inanılır.

Diyaloglar
Platon (Eflatun)
Remzi Kitabevi / Büyük Fikir Kitapları Dizisi
Sokrates'in öğrencisinden hayatın felsefesi...
Öğretmeni Sokrates'e olan bağlılığı, yapıtlarında ve felsefesinde kendisini
güçlü bir biçimde duyuran Platon aynı zamanda bir "sorunsal düşünürü"dür.
Felsefesini tüm yaşamı boyunca sürekli olarak düzelterek olgunlaştırmış ve
bu özelliğiyle geliştirilmeye açık bırakmıştır. Bu basımda tek ciltte
toplanan Diyaloglar, Platon'un Sokratesçi döneminden temel metinleri bir
araya getiriyor.
640 sayfa, 2. hamurBoyut: 14 x 20 cm; Baskı Tarihi: Eylül 2009

Tasavvuf Ahlâkı ve İlâhî Ahlâk İle İNSANA YOLCULUK
İnsan, küçük kâinat; kâinat, büyük insan, ölçüsüyle varlığa bakan tasavvuf,
kâl(söz) ilmi değil, hâl ilmi olarak bizzat mutasavvıflarca tanımlanmıştır.
Bu açıklamaya temel teşkil eden unsur da güzel ahlâkı tamamlamak için
gönderildiği müjdelenen örnek insan Hz. Muhammed kendisi ve hayat tarzıdır.
Hz. Muhammed'in yolculuğu; yani seyr-i süluku bu anlamda da örnektir. Bu
kitap, insanın ilâhi ahlâkı ve bu ahlâkı temel alan tasavvuf ahlâkını,
hayatın esası yaparak İslâm'ın yetiştirmek istediği "insan"ın "yolculuk"u
süresince hangi esasları benimsediğini gözler önüne sermektedir. Bunu
yaparken de Hz. Peygamber'in ve "İnsana" Yolculuk" serüvenini tamamlayıp
"insan-ı kâmil" olan seçkinlerin hayatından bilgi ve örnekler de sunmaktadır

Bilge Öyküleri
Kategorisi : Edebiyat > Antoloji
Yazarı : Orhan Tuncay
Çeviren :
Yayınevi : Nokta Yayınları
Basım Yeri/Tarihi : İstanbul / Ekim / 2004
Adamın birisi akıllı insan arıyormuş ama nasıl bulabileceğini bilemiyormuş.
Bu merak içerisinde soruştururken bir bilgeyi salık vermişler.Adam bilgenin
yanına çıkmış, saygıyla selamlamış.- Üstadım çok merak ettiğim bir soru var
bunun yanıtını sizde bulacağım söylendi.- Sor bakalım delikanlı.- Bir
insanın aklını nereden anlarsınız?- Konuşmasından.- Ya hiç konuşmazsa?- O
kadar akıllı insan yoktur ki!Kimi zaman iki satıra sığdırır hakikati, gizemi
bilge öyküleriKimi zaman sizi içine çeker yoğurur şaşkına çevirirKimi zaman
bilge bahçesinin meyveleri doyumsuzdur sizin içinVe artık bilirsiniz ki
hakikate giden en kısa yol bilge öykülerinden geçer.(Tanıtım Yazısı'ndan)

Mesnevi`de Geçen Bütün Hikayeler "Hz. Mevlana`nın En Büyük Eseri"
Mevlana Celaleddin-i Rumi Mehmet Zeren (Hazırlayan)
Uzun bir çalışmanın eseri olan bu eser, aynı zamanda Mesnevi`deki
hikayelerin tamamını içine alan ilk büyük çalışmadır.
Yapmış olduğumuz bu çalışmayla meydana gelen bu eseri okuyan herkes
kültürümüzün temel kaynaklarından biri olan Mesnevi`ye ve oradaki hikayelere
rahatlıkla ulaşmış olacak.

Mesnevi den Seçmeler
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Büyük bir hacme sahip olması ve her seviyeye uygun konular içermesi
sebebiyle Mesnevi`den birçok dilde yüzlerce seçme yapılmıştır. Bu seçmeler
sayesinde her yaştaki ve her bilgi seviyesindeki kişilerin Mesnevi`den
yararlanma imkanı doğmuştur. Bu seçme hazırlanırken lise ve üniversite
çağlarındaki gençler göz önüne alınmış, ancak Mesnevi`nin genel ve üstün
özelliklerinin de bu seçmeye yansıması arzu edilmiştir. Bu nedenle okuyucu
bazen güçlüklerle karşılaşabilir. Ancak eserin ve konuların önemi hatırda
tutulduğunda bu engel dikkatle ve kolaylıkla aşılacaktır.

Varlığın Mertebeleri
“İnsanın âlemi sonsuz âlemler içinde sadece biridir. Bu âlem diğer
âlemlerden ne üstün ne de aşağıdır. Bizim onunla bu denli ilgilenmemiz,
insan olarak onun içinde bulunmamızdan ileri gelmektedir. Yukarı ve aşağı
alemlerden söz edince, yaşadığımız dünya bir kıyas ölçüsü olur. Diğer özünü
ne kişisel bakış açımızdan kavrayabiliriz ne de dilimizle tarif edebiliriz.
Simgeler dilden daha kapsamlıdır; bütün nakledilen öğretiler onlardan
yararlanır. Simge de biçimsel kalır ve hiçbir forma boyun eğmeyeni dolaysız
ifade edemez. O, metafiziksel bakışla her türlü formun üstünde olan özdür.”
Gelenekselci ekolün kurucusu kabul edilen büyük Müslüman düşünür ve bilge
René Guénon’un (Abdülvahid Yahya) “Varlığın Mertebeleri” isimli bu küçük
fakat son derece önemli eseri, esas itibariyle, Şeyhü’l-Ekber İbn Arabî’nin
“meratib-i vücud” hikmetlerinden beslenmiştir. Guénon, diğer eserlerinde
olduğu gibi, saf metafiziği konu edinen bu çok önemli telifinde de oldukça
sistematik bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Varlığın ontolojik düzeylerinin
“daire” olgusuyla açıklandığı, “zuhur” ve “tecelli” kavramlarının
derinliklerine sızıldığı bu eser, hacim olarak küçük olmakla birlikte, mana
bakımından çok zengin ve kapsamlıdır.
Yazar: Rene Guenon
Yayınevi: Etkileşim Yayınları
Çevirmen: Vildan Yalsızuçanlar
Sayfa sayısı: 85
ISBN: 978-975-2694439
Basım tarihi: Mart - 2008

İnsanın Ötesi
"Günümüz insanı, tarihinin en bunalımlı dönemini yaşıyor...
Bunu bilerek kendi içine, özüne dönmek zorundadır. Günümüzün toplumu, geçmiş
ve geleceğin hesabını spiritüel alanda aramak durumundadır. Onun ışığıyla
aydınlığa kavuşacaktır çünkü..."
İnsanlığın geçmişinde neler olduğuna ilişkin çok değişik söylenecek ve
gizler var.
Ve bunlardan günümüze dek kalan izler...
İkinci bin yıl dönemeci ve değer yargılarında bilinç değişim.
Çekilişlerle kuşatılmış insan kuşağımızı bekleyen badireler.
Gelişim okulu olan dünyamız, yeni çağda tedrisat mı değiştirecek?
Çevre kirliliği, nüfus yıoğunluğu, hızla yol alan teknoloji insanın
gelişimindeki tıkaçlar mıdır?
Kehanet ve tüm tradisyonların işaret ettiği tufanın doruk noktası 1999 yılı
mı?
Ölüm bir başka doğuş mudur?
İçinde bulunduğumuz zaman sır-at dönemidir ve tüm üçüncü boyut sırları
atılacaktır.
Mah-şer, güzellik ve çirkinliğin yüz yüze geldiği günümüz yaşamıdır...
Tufan öncesi, frekansı yüksek varlıkların ışınlanma yoluyla Ufo'lara alınma
operasyonu!..
Frekansı yükseltme, "Kamil olma" ve yüksek bilince erme yolları...
2000 yılından sonraki yaşam ve uluslararası dünya düzeni...
Yazar: Yüksel Yazıcı
Yayınevi: Anahtar Kitaplar Yayınevi
ISBN: 9757787183
Basım tarihi: Ocak 1993

Mesnevi "6 Cilt" Mevlana (Amerikan Cilt)
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Çeviren: Veled Çelebi İzbudak Abdülbaki Gölpınarlı (Gözden Geçiren)
Mevlana, yaşamı boyunca gerek çağdaşı, gerekse kendisinden önceki şair ve
ediplerin oldukları gibi eser yazma telâşına düşmemiş, bazen trans
halinde, bazen semâ sırasında, bazen sohbetlerinde; kimi zaman da yolda
yürürken kalbine doğan ilhamları,mesnevî şeklinde, gazel
tarzında,insanlara öğüt olması için dile getirmiştir.Bu eserler
çevresindeki müritleri tarafından dikte edilmiştir.Mevlâna’nın ikisi
manzum, üçü mensur olmak üzere tamamı Farsça beş eseri oluşmuş ve günümüze
kadar ulaşmıştır.
Mevlâna’nın en çok ilgi gören eseri; VI ciltten oluşan âyet, hadis,
hikâye ve öğütler yoluyla didaktik bir hüviyet kazanan Mesnevî’dir.

HAKİKAT BİLGİSİ-Keşful-Mahcûb
608 sayfa
3. Hamur Kâğıt
Karton Kapak
Büyük Boy (16.5 x 23.5 cm.)
Basım Tarihi: Mayıs 1996
2. Baskı
ISBN: 975-7462-93-4
HAKİKAT BİLGİSİ
Keşfu'l-Mahcûb
Hucvirî Ali b. Osman Cüllâbî
Hazırlayan: Süleyman Uludağ
Farsça telif edilmiş tasavvuf kitapları arasında hususi bir yeri olan Keşfu'l-Mahcûb, muhteva ve üslup itibariyle de istisnai bir tasavvuf klasiği metnidir. Özellikle tasavvufî kavramları ve makamları temel bir itikadî kavram veya ana ibadetlerden biri etrafında inşa etmesi ona mahsus bir tarzdır. Ayrıca büyük mutasavvıfların hayat ve menkıbelerine de yer verilmiştir. Tercümenin başında Hucviri, eseri ve tasavvuf anlayışına dair uzunca bir giriş bulunmaktadır.

Zen ve Tasavvuf Işığında
Kendini Bilmenin Yolu
Zen ve Tasavvuf
Işığında Kendini Bilmenin Yolu Yazarlar : Ahmet
Gürbüz, Yayın Yılı : 2008 Sayfa Sayısı : 158 ISBN
: 978-975-574-486-5
“Zen ve Tasavvuf Işığında
Kendini Bilmenin Yolu”, insanın en öncelikli ve
birincil varoluş sorununu ve bu çerçevede “kadim
öneri”nin değerini gündeme getirmeyi amaç
edinmiştir. İnsanoğlunun karşı karşıya bulunduğu
en temel insani/varoluşsal/filozofik sorun,
varlığına ya da varlığa anlam bulma, onu
anlamlandırma sorunudur. Bu bağlamda, insanlık
tarihi sürecinde bu temel soruna yanıt ve çözüm
arama çerçevesinde üzerinde yoğunlaşılmış ve büyük
oranda uzlaşmaya varılmış ya da ulaşılan benzer
sonuç görünümündeki bir yöntem olarak, 'kendini
bilme' kadim yönteminden söz edilebilir. Buna
göre; varlığın anlamına, insanın varlığını
anlamlandırmasına ya da gerçek varlığa ancak yine
insanın kendini bilmesi yoluyla ulaşmak mümkün
olabilir. İnsanın kendini bilmesi böylece bir yol,
bir yöntem olduğu gibi; aslında aynı zamanda
ulaşılacak amaç ve sonuçla da ilintili
görünmektedir. Bir başka anlatımla insan, varlığı
anlamlandırmak için kendini bilmek zorundadır ve
aynı zamanda, insan, kendini bildiğinde ya da
kendini bilmekle birlikte varlığın anlamını,
gerçek varlığı da bilmiş olmaktadır. 'Kendini
bilme' kavramı bir çözüm yolu olarak kuşkusuz tüm
insanlık tarihindeki aydınlanma süreçlerinde
kendini göstermiş olmakla birlikte; bu çalışmada
baskın olarak tasavvuf ve zen bilgelerinin bu
bağlamdaki yaklaşımları ortaya konmaya
çalışılmaktadır. Tüm insanlık tarihi boyunca temel
olarak değinilen 'kendini bilme' çözümünün
içeriğini ve anlaşılma ayrıntılarını, tasavvuf ve
zen bilgeleri büyük bir ustalıkla günlük yaşam ve
yaklaşımlarında ortaya koymaya büyük önem
vermişlerdir. Dahası, sufilerin direkt ve temel
kabul olarak vurgu yaptıkları 'kendini bilme'
kavramının anlamını, içeriğinin uygulamaya ilişkin
ayrıntılarını zen ustaları büyük bir titizlik ve
başarıyla ortaya koymuş ve insanlığın algılamasına
sunmuşlardır.

Vahdet Aynasında-1
Vahdet Aynasında-1 Yazarlar :
Derleme, Çevirmen : Tahir Hafızalioğlu Yayın Yılı
: 2001 Sayfa Sayısı : 280 ISBN : 975-574-297-2
Tarikatleri birbirinden farklı
sanma, hepsinin aslı aynıdır. Tevhid hakkında ve
Hak'ka ulaşma yollarına düşmek demek olan seyir ve
süluk konusunda velilerin söylediklerini dinle ve
içindeki şüpheleri kaldır. Yer, gök ve
içindekiler, kâinatın her zerresi, bu sırrı
söylemekte ve ister istemez O'nu her an
zikretmektedir. Basireti yani kalb gözü açık
olanlar bunu açıkça görürler. O yerlerin ve
gökleri koruyup gözetleyendir. Kalbin rehberi,
Allah aşkı olursa bu parlak feyzi idrak eyler.
Hadis-i şerif'de "Kendini bilen, Rabbını bilir"
buyruldu. Kendini idrak eden bu en parlak feyzi
bulur. Hak'kı bulmak için yola girenlere gerekli
olan şey; Hak Teala'nın şu sözünü söylemektir:
"Allahü Teala?nın misli, benzeri yoktur. Kâinatın
içinde de dışında da değildir. O'na bitişmek ve
O'ndan ayrılmak yoktur." Yaratılmış olan her şey,
bütün âlemler mâsivadır.

Gerçek Varlık - Vahdeti
Vücudun Müdafaası
Vahdet-i vücûd Tanrı-âlem-insan
ilişkilerini izah eden bir kavram olarak tasavvuf
metinlerinde kullanılmaya başlandığı günden beri,
pek çok tartışmaya konu olmuş; benimseyenler
tarafından “gerçek tevhid”, karşı çıkanlar
tarafından ise, “tevhidi ortadan kaldıran bir
düşünce” olarak suçlanmıştır. Günümüzde ise,
özellikle Panteizm'le irtibatı bağlamında başka
bir tartışmaya konu edinilmiştir. Acaba, sufiler
bu terimi hangi anlamda kullanmaktaydılar ve
onlara göre vahdet-i vücûd öncelikle neyi
anlatmaktaydı? Vahdet-i vücûd gerçekten de
gördüğümüz her şeyin bir ve aynı olduğunu mu iddia
etmektedir? Bu anlayışta Tanrı ve alemin veya daha
özel olarak insanın anlamı nedir? Vahdet-i vücûdu
benimseyenler, hangi aklî ve naklî delillerden
hareket etmekteydiler? Bu konuda vahdet-i vücûda
yönelik eleştiri ve ithamlara nasıl karşılık
vermekteydiler? İşte Nablusî, terimi ilk olarak
kullanan sufilerin bu konulardaki görüşlerini ele
alarak, tam anlamıyla bir vahdet-i vücûd müdafaası
ortaya koymaktadır. Bunu yaparken ise, kavramın
yanlış yorumcuları olarak gördüğü bazı kelamcıları
dikkate alarak, vahdet-i vücûd hakkında sağlıklı
bir çerçeve ortaya koymaya
çalışmaktadır. Gerçek Varlık -
Vahdeti Vücud'un Müdafaası
Sayfa : 360
Ve : Kitabın Adı: Gerçek Varlık
Alt Başlık: Vahdet'i Vücud'un Müdafaası
Orijinal Adı: el-Vücûdu'l-Hak ve'l-Hitabu's-Sıdk
Yazarı: Abdülganî en-Nablusî
Çevirmeni: Ekrem Demirli
Sayfa Sayısı: 360
isbn : 975-355-543-1

Tasavvuf: Kabuk ve Öz
Öğretiye dayalı ifadeler tüm teferruatıyla
hakikati vermez. Kullanılan ifadeler deruni
hakikatin, sadece sınır taşları görevini icra
ederler. İfadelerin fonksiyonları, ifade
edilemeyenin kelimelerle olabileceği kadardır.
İşte modern eleştirmenlerin, kadim doktrinleri
dogmatik ve yetersiz olarak niteleyip karalarken
bir türlü anlayamadıkları şey budur. Gerçekte,
kelimelere dökülen bir ifade ancak "kinayi bir
anlatım" (işarat) olabilir ve imaları sınırsızdır;
hatta bu imalar mutlak hakikatin temel özüne kadar
sınırsızdır. Zira mesele gerçeğin keşfedilmesi
değil, hatırlanmasıdır.
İslam dini üç yapısal unsura ayrılır;
inanılması gereken her şeyi kapsayan İman,
yapılması gereken her şeyi kapsayan İslam, inanç
ve amele kusursuz vasıflar bağışlayan tabir-i
diğerle bunları yoğunlaştıran ve derinleştiren
etkin hassa İhsan. İhsan; akıl ve iradenin
sıddıkiyetidir.
Tasavvuf: Kabuk ve Öz
Yazar : Frithjof Schuon
Kitabın Adı: Tasavvuf: Kabuk ve Öz
Orijinal Adı: Sufism: Veil and Quintessence
Yazarı: Frithjof Schuon
Türkçesi: Veysel Sezigen
Sayfa Sayısı: 159
Boyutları: 13,5 x 21 cm
isbn : 975-355-650-0

VAHDET-İ VÜCUD ve TEVHİD
HAKKINDA 7 ESKİMEZ RİSALE
Dinin
temeli olan tevhidi ve tasavvufun esası olan
vahdet-i vücud meselesini açıklayan yedi risaleyi
bir kitapta sunuyoruz. Bu risaleler konunun uzmanı
yetkili zatlar tarafından kaleme alınmış
eserlerdir. Mümkün olabildiğince sadeleştirmeye
çalışılsa da konu son derece ince ve yüksek
olduğundan herkesçe anlaşılması beklenmemelidir.
Risaleler sülukün ileri kademelerindeki
kimselerle, tasavvuf konusunda yeterli bilgi
sahibi olanların faydalanabileceği bilgiler
taşımaktadır.
Nitekim
Bayezid’in hapsedilmesi, Hallac’ın asılması,
Nesimî’nin derisinin yüzülmesi bu manaları
açıkladıklarından ötürüdür. O yüzden Muhyiddin
Arabi “Bizden olmayanlar, eserlerimizi okumasın”
demiştir. Yine de onu anlayamayan ve ağır
itirazlarda bulunan din âlimleri çıkmıştır. Bu
maneviyat âleminin dili, üslubu özeldir. Yüksek ve
ince manalar mecaz olarak ifade edilir. Buna kuş
dili denmiştir ki, ancak ilgilileri anlar ve
zevkine varabilir. Avama yabancıdır hatta
sakıncalıdır. Ne var ki, ileri sâliklere yani Hak
yolunda yüksek derecelere varmak azmi taşıyanlara
gereklidir. Onlara faydalı olur düşüncesiyle ve
hatalarımız, eksikliklerimiz görülürse
bağışlanması dileğiyle sadeleştirmeye
çalıştık.
VAHDET-İ VÜCUD ve TEVHİD HAKKINDA 7 ESKİMEZ RİSALE
Tahir Galip Seratlı
Editör:Tahir Galip Seratlı
Sayfa Sayısı:288
Ebatlar:11 cm x 16 cm
ISBN:975-7969-30-3
Baskı Bilgisi: 1. Baskı, 2006
Kaknüs Yayınları

Hz. Mevlâna'nın eşsiz düşünce dünyasına kendi eserlerinden seçme bölümlerle
bir yolculuk...
"Mevlâna Celâleddin-i Rûmî Bütün Eserleri (Seçmeler)"
Hz. Mevlâna'nın eşsiz düşünce dünyasına kendi eserlerinden seçme bölümlerle
bir yolculuk...
Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Yakup Şafak

Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı
"Zen konusunda Türk okuruna sunulan bu ilk kitap yalnız Uzakdoğu
gizemciliğiyle ilgilenenlere değil, ruhbilimle, eğitimle, yaratıcı
düşüncenin ve sanatların her türlüsüyle, özellikle yaşam sanatı'yla
ilgilenenlerede bir şeyler söyleyebilir."
Nasıl güçlü adalelere sahip olmak için beden egsersizleri yapmaya, bıçağın
her zaman keskin kalması için sürekli bilenmesine gerek varsa, güçlü bir
bilince sahip olmak da bilinci uyanık kalmaya alıştırmakla olabiliyor. İşte
Zen, bilincimizi keskinleştirmek, bizi uyandırmak, duyguların girebilmesi
için elinden ne geliyorsa yapıyor.
Okuyucu bu kitapta ZAZEN adı verilen Zen meditasyonunun kuramsal yanı kadar
uygulama yöntemi konusunda da ayrıntılı bilgi bulabilecektir.
Yazar: İlhan Güngören
Yayınevi: Yol Yayınları
Sayfa sayısı: 233
ISBN: 975-7569-08-9
Basım tarihi: Haziran 1995

Zen Kaçıkları
Jack Kerouac
Dharma Gerçek Demektir.
Kendine özgü pırıltılarla dolu bu romanda, Jack Kerouac, Zen Yolu'nu
izleyerek temel gerçeklerini arayan iki genç adamı anlatıyor bize. Bu
arayış, onları "San Francisco'nun Allahsız batakhaneleri"nden, yüksek Sierra
Dağları'nın çok az kimsece bilinen ve yalnız başınalığın derslerini
öğrenmeyi umdukları doruklarına ulaştırıyor.
Yer yer kalabalıklar, yer yer de ozansılıklarla dolu "Zen Kaçıkları"nın her
satırından, Kerouac'ın bütün yapıtlarında bulduğumuz o dürüstlük, o mizah ve
o yaşam coşkusu fışkırıyor.
Yolda'nın yazarı Jack Kerouac'ın yine aynı başarıyla kaleme aldığı, yine bir
kült kitap olan romanı...
260 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789755395579; Boyut: 13 x 20 cm; Baskı Tarihi:
Aralık 2009; Özgün Adı: Dharma Bumps
Romanlar:

Gülün Adı
Kitabın Yazarı :
Umberto Eco
Kitabın Yayınevi :
Can Yayınları
Basım Tarihi :
Mayıs 1999
Gülün Adı adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen
italyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilim adamı. İtalya' da,
Bologna Üniversitesi'nde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi, filazof,
estetikçi, müthiş bir ortaçağ uzmanı, üstelik James Joyce üzerine derin
araştırmalar yapmış biri.
Gülün Adı , yazarın ilk romanı. 1980' de yayımlandı. Kısa sürede dünyanın
pek çok diline çevrildi. 1986 ' da, yazıldığı dilden Şadan Karadeniz' in
büyük bir ustalıkla dilimize çevirdiği bu roman, ülkemizde de çok beğenildi.
Filmi de dünyanın dört bucağında büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın
başarısında, yazarın Ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin kuşkusuz
büyük payı var.
Tam anlamıyla Ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte Gülün Adı, kesinlikle
çağdaş bir roman: Çağdaş edebiyata yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir
yapıt. Bir anlamda Ortaçağda geçen, Hristiyanlık düşüncesini tartışan
tarihsel bir roman. Bir anlamda da ustaca kurulmuş sürükleyici, polisiye bir
roman.
Bu yapıtından sonra Umberto Eco, iki roman daha yazdı:Foucault Sarkacı ve
Önceki Günün Adası adını taşıyan bu iki dev romanından başka Umberto Eco 'nun,
birbirinden ilginç deneme kitaplarını da yine Can Yayınları arasında
bulabilirsiniz.
GÜLÜN ADI
Üstüne
Umberto Eco’nun açıklaması
Umberto Eco, Alfabeta dergisini Haziran 1983 tarihli 49. sayısında, Gülün
Adı’nın yazılış sürecini anlatan, romana çeşitli yönlerden açıklık getiren
Sonrası adlı bu yazıyı yayımlamıştır. Eco’nun bu ilginç yazısı Şadan
Karadeniz çevirisiyle kitabın sonuna eklenmiştir.
…
Polisiye metafizik
Kitabın bir polis romanı gibi başlaması rastlantı değildir (sonuna dek de
saf okuyucuyu kandırmayı sürdürüyor; öyle ki saf okuyucu, insanın oldukça az
şek keşfettiğinin ve dedektifin bozguna uğradığının farkına bile
varmayabilir). Kanımca, polisiye romanın insanların hoşuna gitmesinin
nedeni, içinde cinayete kurban gidenlerin olması değil,düzenin (düşünsel,
toplumsal, yasal ve ahlaksal düzeninin) sonunda suçun yarattığı kargaşaya
baskın çıkması da değil. Gerçekte polisiye roman, katıksız durumda bir
varsayım öyküsünü yansılar. Ama aynı zamanda, tıbbi bir tanı,bilimsel bir
araştırma, metafizik bir soruşturma da bir varsayım durumudur.
Temelde, felsefenin soru bazı (ruhsal çözümlemede olduğu gibi) polisiye
romanınkiyle aynıdır; suçlu kimin! Bunu bilmek (bunu bildiğini sanmak) için
bütün olguların bir mantığı, onlara suçluluğu dayatan bir mantığı olduğunu
varsaymak gerekir. Her varsayım ve kestirim öyküsü, her zaman yanıbaşında
durduğumuz bir şey anlatır bize (sözde Heidegger’ce alıntı). Bu noktada
benim temel öykümün (katil kim!) tümü de böyle bir varsayımın yapısı
çerçevesinde yer alan birçok başka varsayımlara kök salmasının nedeni açık.
Varsayımsallığın soyut bir örneği labirenttir. Ama labirentin tipleri
vardır. Bunlardan biri, Yunan labirentidir; Theseus labirenti. Bu labirent,
içinde hiç kimsenin kaybolmasına izin vermez; içine girilir, merkeze
ulaşılır, sonra merkezden dışarı çıkışa varılır. Bu yüzden merkezde
Minotaurus vardır; yoksa öykünün hiç tadı kalmaz, basit bir gezinti olurdu.
Burada korku, kesinlikle, nereye varacağınızı ve Minotaurus’un ne yapacağını
bilmemenizden doğmaz. Ama klasik labirenti geliştirirseniz, elinizde bir ip
bulursunuz; Ariadne’nin ipini. Klasik labirent, Ariadne’nin ipinden başka
bir şey değildir.
Sonra, dolambaçlı (maniyeristik) labirent vardır; bunu geliştirirseniz
elinizde bir tür ağaç bulursunuz; birçok çıkmaz sokakları, kökleri olan bir
yapı. Çıkış tektir; ama yanılabilirsiniz. Kaybolmak için bir Ariadne ipine
gereksiniminiz vardır. Bu labirent, bir trail-and-eror process’tir (Sınama
ve yanılma süreci).
Son olarak, ağ, ya da Deleuze ve Guattari’nin köksap dedikleri labirent
vardır. Köksap öyle bir biçimde yapılmıştır ki, her yol, tüm öteki yollara
bağlanabilir. Merkezi yoktur, çevresi yoktur, çıkışı yoktur, çünkü
potansiyel olarak sonsuzdur. Varsayım alanı, bir köksap alanıdır. Benim
kitaplığımın labirenti bir dolambaçlı labirenttir, ama William’ın içinde
yaşadığının farkına vardığı dünya, köksapa göre kurulmuştur: daha doğrusu
kurulabilir, ama hiçbir zaman kesinlikle kurulmamıştır.
Onyedi yaşında bir genç bana, tanrıbilimsel tartışmalardan hiçbir şey
anlamadığını, ama bu tartışmaların, uzamsal labirentin uzantıları gibi işlev
gördüklerini söyledi (bir Hitchcock filmindeki thrilling müziği gibi).
Sanırım bu tür bir şey oldu: saf okuyucu da bir labirentler öyküsüyle karşı
karşıya bulunduğunu sezdi, bir uzamsal labirentler öyküsüyle değil.
Diyebiliriz ki, tuhaf bir biçimde, kitabın en safça okunuşları, en
“yapısalcı” okunuşlar olmuştur. Saf okuyucu, içeriklerin aracılığı olmaksızı,
bir öykünün varolamayacağı gerçekliğiyle doğrudan temasa geçmiştir.

Foucault Sarkacı
Umberto Eco'nun ilk romanı olan Gülün Adı gibi, bu ikinci romanı Foucault
Sarkacı da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en
uygununu, onu bir 'bilim-roman' ya da 'Eco-roman' diye nitelemek.
Foucault Sarkacı, çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman.
Bu da, romana değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor.
Foucault Sarkacı, kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500
küsur sayfalık bir serüveni: Pozitif bilimin yanı sıra, uzantıları günümüze
dek süregelen, gizli bilimlerin, Ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman
dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin ama
keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla...
Yazar: Umberto Eco
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmen: Şadan Karadeniz
Sayfa sayısı: 656
ISBN: 9755104348
Basım tarihi: Ocak 1998
Kategori: Dünya Edebiyatı / Klasikler

Aforizmalar
Bu kitapta "Günah, ıstırap, umut ve doğru yol üzerine aforizmalar" ve "O:
1920 günlüğünden aforizmalar" başlıklarıyla iki ayrı bölümde yayınlanan
aforizmaları Franz Kafka, Ekim 1917 ile Şubat 1920 arasında, kısa süre iki
yaratıcılık döneminde yazmıştır. O tarihlerde Kafka'nın iç dünyası büyük
yıkımlarla karşı karşıyaydı: vereme yakalandığını daha yeni öğrenmiş;
uzatmalı nişanlısı Felice Bauer'den ayrılmış; 1908'den 1922'ye kadar
çalıştığı İşçi Kaza Sigortası Şirketi'nden hastalandığından ötürü uzun
süreli bir izin almış ve 'tek oğullarının' ailesine ne evliliğini ne de ünlü
biryazar olarak kabul edildiğini görme mutluluğunu tattıramayacağını artık
kabullenmişti.
Yazar: Franz Kafka
Yayınevi: Altıkırkbeş Yayınları
Çevirmen: Sergül Ogur
Sayfa sayısı: 61
ISBN: 975846767-0
Basım tarihi: İstanbul / 2003 - Ocak
Kategori: Dünya Edebiyatı / Klasikler

Dünyanın Bütün Sabahları
Pascal Quignard
Can Yayınları / Çağdaş Dünya Edebiyatı
Pascal Quignard 1948 yılında doğdu. 1976'dan bu yana Gallimard Yayınevi
okuma kurulu üyesi. Yaşamı kitaptan, kitabı da yaşamdan ayırmadığı için
yazma ve okuma, yaşam ve insan'ın sorunlarıyla yakından ilgilenen bir yazar.
Pascal Quignard'ın sorunlarıyla yakından ilgilenen bir yazar. Pascal
Quignard'ın son romanı olan Dünyanın Bütün Sabahları yalın ve saydam bir
roman; yalnızca soyadı anımsanan besteci ve viyola sanatçısı Sainte-Colobe
ile öğrencilerinden en ünlüsü olan Marin Marais'nin (1657-1728) ilişkilerini
ele alıyor. Kralın sunduğu olanakları ve ünü reddeden usta ile ün, kadın,
para ve kolay yaşam peşinde koşan, sanatsal yaratının mistik derinliğini
farketmeyen öğrencisinin çelişen kişilikleri, bir çağın (17.yy) entelektüel
yaşamına ışık tutarken, 'sanatçının kimliği ' sorunsalına da tanıklık
ediyor. Okurlarımızın bir solukta, tutkuyla okuyacağına inandığımız bu
benzersiz romanı Alain Corneau, sineyaya aktardı; Jean-Pierre Marielle'nin
usta (Monsieur de Sainte-Colombe), Gerard Depardieu ile oğlu Guillaume
Depardicu'nün öğrenci (Marin Marais ) rolünü oynadıkları ve romanla aynı adı
taşıyan film, 1992 yılında yedi dalda Cesar Ödülü kazandı.
Çeviren: Sevim Akten - 88 sayfa, Ciltsiz. hamur, ISBN: 975-510-451-8; Boyut:
12cm x 19cm; Baskı Tarihi: 1993
Özgün Dili: Fransızca; Özgün Adı: Tous les matins du monde

Dönüşüm
Franz Kafka'nın 1915 yılında yayımlanan Dönüşüm adlı anlatısı, yazarın
anlatım sanatının gerçek anlamda doruklarına varmış olduğu bir yapıttır.
Küçük burjuva çevrelerindeki tiksindirici aile ilişkilerini en ince
ayrıntılarına kadar irdeleyen anlatı, aynı zamanda genelde toplumun
kalıplaşmış, işlevini çoktan yitirmiş akışına bilinç düzeyinde başkaldıran
bireyin tragedyasını çarpıcı biçimde dile getirir. Gregor Samsa'nın
başkalaşma, bir böceğe dönüşmesi, salt bir çarkın kaskatı dişlisi,
eleştirmeyen, ama yalnızca boyun eğen bir toplum tepki olmaktan çıkma
anlamını taşır; böylece böcekleşenin yazgısı elbet toplumcu dışlanmaktır.
Kafka'nın en kalıcı yapıtları arasında yer alan ve Nobel ödülü sahibi Elias
Canetti'nin "en yetkin düzeydeki anlatım sanatının tipik örneği" diye
nitelendirdiği Dönüşüm'ü Ahmet Cemal'in kaleminden yeni bir çeviriyle
sunuyoruz.
Yazar: Franz Kafka
Yayınevi: Can Yayınları
ISBN: 9755100210
Basım tarihi: Ocak 1999
Kategori: Dünya Edebiyatı / Klasikler

Ernest Hemingway - Seçme Öyküler
Bu Kitaptaki Öyküler:
Deniz Havası
Aydınlık ve Temiz Bir Yer
Bir Şeyin Sonu
Sıradan Bir Soruşturma
Yağmur Altındaki Kedi
Michigan'da
İzmir Rıhtımında
Çok Kısa Bir Hikâye
Mevsim Dışı
On Kızılderili
Tek Kişilik Kanarya
Dünyanın Işığı
Kumarbaz, Rahibe ve Radyo
Bir Okuyucu Mektubu Bay ve Bayan Elliot
Başka Bir Ülkede
Yazar: Ernest Hemıngway
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Çevirmen: Mehmet Harmancı
Sayfa sayısı: 112
ISBN: 975-331-132-X
Basım tarihi: İstanbul / 1998 - Mart
Kategori: Dünya Edebiyatı / Klasikler

Gerçeği Arayış
Aşık bir kadının özverisinin sınırı var mıdır? Bilgi'nin aşk karşısındaki
gücü nedir? Bir adam hem biliadamı hem iyi bir aşık olabilir mi? Aşkları
başlangıçtaki yoğunluğunda tutmak olanaklı mıdır? gibi sorular hep
sorulmuştur ve dünya durdukça da kuşkusuz sorulacaktır...
Gerçeği Arayış, işte bunlar ve benzeri soruları soran ve okuru da
tartışmaya, aynı soruları sormaya kışkırtan bir roman... Alabildiğine
özveri, aşk ve trajik örgüsüyle okuru sarıp sarmalıyor, düşündürüp
hüzünlendiriyor. Balzac'ın bu yapıtını okurlarımıza ulaştırdığımız için
sevinçliyiz.
Yazar: Honore de Balzac
Yayınevi: Oda Yayınları
ISBN: 975-385-270-3
Basım tarihi: Şubat 2000
Kategori: Dünya Edebiyatı / Klasikler

Aç Yol
Kategorisi : Edebiyat > Dünya Edebiyatı
Yazarı : Ben Okri
Çeviren : Berrin Karayazıcı Aksoy
Yayınevi : İmge Kitabevi Yayınları
Basım Yeri/Tarihi : İstanbul / Mayıs / 2000
Bir peri çocuktur Azaro, peri dostlarının pastoral dünyasına dönmeden önce
kısa bir süre bu dünyada yaşamak için doğan. Ama yaşayanların dünyasında
kalmayı seçer o. Aç Yol, İnsanı büyüleyecek denli lirik ve özgün bir
anlatıma sahiptir. Roman, Azaro'nun hayal dünyası içinde art arda sıralanan
imgelerle epik bir destan havasında akıp gider. Ben Okri Aç Yol sayesinde
tüm eleştirmenlerin de dediği gibi bugüne kadar eşi benzeri yazılmamış bir
başyapıt kazandırmıştır dünya edebiyatına. Azaro'nun hayal, hareket,
heyecan, umut ve süprizlerle dolu, zengin ve kışkırtıcı bir dünyası vardır.
Bu dünya aynı zamanda Nijerya'yı ve oradaki yoksulluğu, ezilmişliği ve
bunların evrensel boyutlarını şiirsel ve son derece dokunaklı bir dille
aktarır bize. Küçük Azaro gelmiş geçmiş roman kahramanlarının en sevimlisi
ve bir o kadar da duyarlısıdır. İmgeler hayal-gerçek karşıtlığı içinde tüm
masumiyetiyle bir çocuğun bakış açısını yansıtırken öykü, insani ve siyasi
çağrışımların ötesine taşar ve bizi harika bir anlatım ve olay örgüsünün
içine çekiverir."Savaş sonrası romanlarının en iyilerinden biri."- The
Times"Okri'nin tek bir sıkıcı satır yazması mümkün değil. Bu kitabın
yanında, tüm modern İngiliz romanı kuru ve yalın anlatımın en kötüsüne
mahkum oluyor. Okri siyasetin önemsiz ve kestirme bir yol olmadığını
anımsatıyor bize... Kitabı bitirip evden dışarı çıktığınızda sanki tüm
ağaçlara melekler konuyor."- Independent(Arka Kapak

Beyaz Geceler Başkasının Karısı
Kategorisi : Edebiyat > Dünya Edebiyatı
Yazarı : Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Çeviren : Nihal Yalaza Taluy
Yayınevi : Varlık Yayınları
Basım Yeri/Tarihi : İstanbul / / 1994
Beyaz Geceler, büyük romancı Dostoyevski'nin bütün dillere çevrilerek çok
sevilmiş en ünlü yapıtlarından birisidir. Gençlik yıllarının ürünlerinden
olan bu kitapta yazar, ancak genç ruhlarda yaşayabilen saf ve büyük aşkların
unutulmaz örneklerinden birini veriyor. Şiirsel bir hava içinde geçen
öyküde, artık çağımızın malı olmaktan çıkmış, bununla birlikte, yeryüzünde
insanlar yaşadıkça varolacak ateşli bir ruh çoşkunluğunun canlı bir
anlatımını bulacaksınız. (Tanıtım Yazısı'ndan)

Tanrıların Masalları Mitolojinin Öyküsü
Kategorisi : Mitoloji
Yazarı : Michael Köhlmeier
Çeviren : Atilla Dirim
Yayınevi : Yurt Kitap Yayın
Basım Yeri/Tarihi : Ankara / Haziran / 2001
Batı uygarlığı kaynağı antik çağ söylenceleri ve eros içeri girdi. Yavaşça
uyumakta olan kızın yanına yaklaştı. Lambayı yakmamıştı. Gelinini yavaşça
okşadı, dudaklarından öptü. Psykhe daha önce hiç kimse tarafından
dudaklarından öpülmemişti. "Sen kimsin?" diye sordu ona. "Ben senin kocanım"
dedi Eros. "Kendini bana gösteremeyecek misin?" "Hayır.""Geceleri geleceğim
sana" diye devam etti konuşmaya tanrı, "geceleri seveceğim seni. Beni asla
göremeyeceksin. Bununla mutlu olabilir misin?""Evet" dedi aşık genç
kız.(Arka Kapak)

Bir Çift Yürek
Yayınevi : Klan Yayınları
Yazarı : Marlo MORGAN
Çevirmen : Eren CENDEY
Basım Yeri / Tarihi : Istanbul / 1999 - Haziran
Sayfa Sayısı : 224
KİTABIN YAYIM MAKSADI.......... Tüm Varlıkların, Aynı Evrensel
Birliğin Bir Parçası Olduğunu, Var Olan Her Şeyin İnanılmaz Derecede Güzel
Ve Hassas Bir Karşılıklı Bağımlılık Dengesinde Bulunduğu Anlatılmaktadır.
"Yalnızca son ağaç kesildikten, son ırmak zehirlendikten, son balık
yakalandıktan... Ancak ondan sonra paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız."
Gree kızılderilinin kehaneti
Kitabın en etkileyici yanlarından biri hiç kuşkusuz okuyucuyu okumaya
hırslandırması. Asıl olay kitap bittikten sonra başlıyor.Mesajı alabilmenin
önemini de belirtmiş ayrıca Morgan.
Eğer tüm varlıkların, aynı evrensel birliğin bir parçası olduğunu anlarsak,
dünyamızı yok oluştan kurtarmak için halen geç kalmış sayılmayız.Varolan her
şey inanılmaz derecede güzel ve hassas karşılıklı bir bağımlılık dengesinde
bulunmaktadır. Eğer bu mesajı alabilirse ama ulaşılmıştır.
Kitap kurgusal bir yapıt. Olaylar akışını bölümlere ayırmış; fakat bu bağ
gerginliğini asla kaybetmemiş, oldukça sürükleyici ve beyinlerde bir yer
edinecek bir eser.
"Bir Çift Yürek" de önemli olan kurguyu özümsemek değil, kurguyla birlikte
verilmek istenen insanların farklı özelliklerini, ruhsal durumlarını,
çevreyle olan ilişkilerini kavraya bilmektir.
Bu kabilenin insanlarının gerçekleri gizlemek, minik ve zarsız yalanlar
söylemek gibi dertleri yoktur. Hiç yalan söylemedikleri için saklayacak bir
şeyleri de yoktur. Onlar birbirlerini algılamak için zihinlerini açık
tutmaktan ve başkalarına bilgi vermekten çekinmeyen insanlardır. Onlara göre
insan, yüreğinde veya zihninde saklayacak bir şey olduğuna inandığı sürece
bir gelişme gösteremez. İnsan kendini her şeyle uyum içinde hissetmelidir.
Bu kabile, saklanacak bir şeyleri olmamaları sayesinde zihinsel terapi
yoluyla anlaşıyorlar ve bu yüzden yolculukları çok sessiz geçiyor. Aborjin
kabilesi sesin varoluş nedeni olarak konuşmayı görmez. Konuşmak yürek ve
akılla yapılır. Ses konuşma amaçlı kullanıldığı zaman ortaya dökülen boş
sözlerdir. Ruhsal içerikli olamazlar, ses şarkı söylemeye, kutlamaya yapmaya
ve şifa vermeye yarar.
Kabile tanrısal birliğin planına göre hiçbir canlının yaşarken acı çekmemesi
gerektiğine inanıyor, eğer bir yaratık ıstırap çekiyorsa, bunu kendi
istemiştir diye düşünüyorlar. Onların bu inancı hem insanlar hem de
hayvanlar için geçerli.
Kitap hakkındaki bazı görüşler:
"Bu hayatımda okuduğum en etkileyici kitaplardan bir tanesi. Bu olağan üstü
eserin her sayfasında öğrenilecek bir şeyler var."
Og Mandino
"Batıyı sarsan yürek!.. Çevrenize yabancılaşmaya başladınızsa okuyum derim,
bir kapı mutlaka aralanacaktır."
Ayça Atikoğlu
"İnsanlığın çoktan yitirdiği geçmişini merak edenler için."
Füsun Özbilgen
"Bu hafta sonu bu kitabı okuyun, Pazartesi hayata yeni 've daha iyi ' bir
insan olarak başlayın."
Murat Birsel
1. KİTABIN KONUSU:
Amerikalı kadının Avustralya’da yaşadığı ve tüm değer yargılarını değiştiren
ruhsal yolculuktan bahsetmektedir.
2. KİTABIN ÖZETİ :
Gerçek olaya dayanan öykümüz; Marlo Morgan’a Kansas City’de doktorluk
yaparken, sabah ofisine gelen telefonla başlar. Bir süreliğine Avustralya’da
çalışmak için teklif alır. Hayatında değişiklik yapmak isyeyen Morgan bu
teklifi kabul eder ve birkaç seneliğine Avustralya’ya yerleşir.
Avustralya’da çalışmalarını sürdürürken;Avustralya’nın yerli halkı olan
Aborjinlere Amerikalıların Kızılderililere davrandıkları gibi kötü
davranmalarından etkilenir. Onlara iyi davranarak onların sorunları
ilgilenmeye başlar ve yerli halkın yaşantısına olan merakı gitgide artar.
Morgan’ın onların sorunları ilgilendiğini ve onları yakından tanımak
istediğini gören grup aborjin kabilesi onu toplantıya davet ederler. Morgan
Anakaranın diğer tarafında yaşayan ve kendi benliğini kaybetmemiş, böyle
Aborjin kabilesi tanışacağı ve onlar hakkında daha fazla bilgi sahibi
olacağı için bu toplantıya özel şekilde hazırlanır. Ayrıca şehirde yaşayan
Aborjinlere yaptıklarından dolayı taktir bekleyen yazar için bu toplantı
hiçde beklediği gibi gerçekleşmez. Oota adında Aborjin eski jiple gelerek
Morgan’ı toplantı yerine götürmek için alır. Uzun süre çölün ortasında
gittikten sonra toplantı yerine geldiklerinde yazar kendisini grup yerli
ıssız çölün ortasında bulur.
İlk olarak tüm eşyaları çıkartılan Morgan’a kuşanacağı bez parçası verirler.
Tüm eşyaları ve kendisi birlikte kutsanır.Yerlilerin arasına kabul
edildikten sonra tüm eşyaları yakılır. Birbez parçası yalın ayak kalan
Morgan’dan kendileri birlikte yapacakları yürüyüşe gelmelerini isterler. Bu
teklifi kabul eden Morgan için çölü boydan boya katedeceği ruhsal yolculuk
burada başlar.
Bu kabilede insanlar isimlerini hayatları süresince yapmış oldukları işlere
olaylara göre almakta ve değiştirebilmektedir. Bu nedenle; modern toplumdan
geldiğinden ve insan olarak sahip olması gereken değerleri köreldiğinden
Morgan’a “mutant” adını takarlar ve onun tekrar yaşamın gizemini görmesini
sağlayarak değişime uğratırlar. Kabilede kendilerini “gerçek insanlar”
olarak adlandırırlar.
Yazar yolculuk boyunca önceden ilkel olarak gördüğü bu insanların doğa nasıl
iç içe yaşadıklarını; bu kupkuru çölde asla aç ve susuz kalmadıklarını;
konuşmadan birbirleri iletişim kurduklarını; karşılaştıkları her tür sağlık
sorununu çözecek birikime sahip olduklarını; hırs, kin, nefret, saldırganlık
gibi olumsuz duygularının olmadığını; asla yalan söylemediklerini; hiç olayı
kişiyi yargılamadıklarını; dünyada olup biten her şeyden haberdar
olduklarını ve daha çok olağanüstü yetenekleri olduğunu hayretle görür.
Dört ay süren bu uzun yolculuk süresince, ilk günden itibaren bu çetin
yolculuğun zorlukları mücadele etmek zoruda kalır. Karşılaştığı her zorlukta
dayanıklılığının sınanması birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborjinler onu
kendilerinden biri olarak kabul ederek ona hertürlü zorlukla nasıl mücadele
edeceğini, çölün çorak coğrafyasında bitkiler ve hayvanlarla nasıl uyum
içinde yaşanacağını öğrenir.
Morgan yerlilerin yaşamı kendi yaşamını, iki tarafın yaşam felsefelerini
karşılaştırır. Aborjinlerden öğrendikleri birlikte insan olarak sahip olması
gereken değerleri tekrar kazanır. Bunun üzerine kabilenin şefi soylu Kara
Kuğu tarafından her iki toplumun kültürünü anlaması ve içinde
barındırmasından dolayı “Bir Çift Yürek” ismi verilir.
Yürüyüşün sonu yaklaşırken yürüyüşün asıl hedefi olanbüyük sırlarını
Morgan’a gösterirler. Aborjinler için kutsal olan mekanı gördükten sonra bu
insanların ellibin yıllık kültürlerinin felsefesini anlar. daha sonra
Moragan’a yolculuğun asıl sebebini açıklarlar: Morgan’ı mesajcı olarak
seçmişler ve tüm sırlarını açıklamışlar. İnsanların uygarlık, gelişim adı
altında doğanın dengesini bozduklarını ve herşeyi tüketmekte olduklarını
bunun için dünyada ki varlıklarını bitirmeye karar verdiklerini açıklarlar.
Çünkü kendilerinden sonra gelecek nesile yaşam için fazla birşey kalmadığını
söylerler, Morgan’da kabilede niçin genç insan olmadığını anlar.
Morgan dan bu son mesajlarını iletmelerini isterler. Morgan insanların
dünyaya verdikleri zararı açıklamak ve önlem alınmasını iletmek üzere
onlardan ayrılır.
Avustralya’da ki işi biter bitmez Amerika’ya döner. Amerika’da bu serüveni
anlatarak, bu serüvende öğrendiklerini uygulayarak ve en önemlisi yazdığı
kitaplarla bu serüveni herkesle paylaşmaya, mesajı herkese iletmeye
çalışmıştır.
3. KİTABIN ANA FİKRİ :
Tüm insanlığa eşsiz, zamanın derinliklerinden gelen güçlü mesaj
iletilmiştir. Eğer tüm varlıkların, aynı evrensel birliğin parçası olduğunu
anlarsak, dünyamızı yok oluştan kurtarmak için halen geç kalmış sayılmayız.
Varolan her şey inanılmaz derecede güzel ve hassas karşılıklı bağımlılık
dengesinde bulunmaktadır. Eğer bu mesajı alabilirsek bizim yaşamlarımızda
Gerçek İnsanlar’ınki gibi yücelir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Marlo Morgan : Hayatın monotonluğundan sıkılmış, değişiklik arayan, hırslı
kafasına koyduğunu yapan, yardımsever, çocuk ruhlu biri.
Oota : Kabilede ingilizce bilen tek kişi Morgan’a kendilerini tanımasına
elinden geldiğince sorulara cevap vererek yardımcı olmuştur.
Kara Kuğu : Kabilenin şefidir. Bilge insan olarak tüm sırlarının sırası
Morgan’a açıklanmasını sağlamıştır.
Bunun dışında şifacı gibi yeteneklerine göre isimlendirilen birçok kabile
üyesi var. Çölde, insanın yaşamını zorlayan birbirinden ilginç olaylar
oluyor.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu kitap insanın, günümüz toplumun gereği olarak getirdiği roller ve
görevler nedeni unuttuğumuz kaybettiğimiz değerleri hatırlatıyor. Ayrıca
dünyamızın günden güne azaln kaynakları ve bozulan doğanın dengesi nedeni
önlem almazsak gelecekte bizi bekleyen sonada dikkat çekmektedir. İyi
niyetin insanı yücelttiğini nesnel şeylerin peşinde koşmamamız gerektiğini;
insanı farklı kılanın yürek ve niyet olduğunu açıklayan; hayat felsefemizi
tekrar gözden geçirmemize etkili olan öykü olarak görüyorum.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Marlo morgan emekli sağlık uzmanıdır. Lee’s summit, Missouri’de
yaşamaktadır. İlk kitabı “ Bir Çift Yürek” Amerika’da otuzbir hfta boyunca
New York Times Bestseller listesinde zirvede kalmış ve yirmidört dile
çevrilmiştir.
KİTABIN KONUSU
Aborjin yerlilerinin
yaşamlarını ve bu yaşantının aslında bütün insanların ortak bir yaşantısı
olduğunu fakat bizim buna ne kadar yabancı olduğumuzu anlatıyor.
KİTABIN ÖZETİ
Amerikalı bir tıp
doktoru olan Marlo Morgan gerçek bir olaya dayanan bu kitabında
Avustralya’da yaşadığı ruhsal bir yolculuktan bahsetmektedir. Yazar, göçebe
bir kültüre sahip Avustralya yerlileri olan Aborijinler eşliğinde, kabilenin
kendilerini adlandırdıkları şekliyle ” Gerçek İnsanlarla” birlikte dört ay
süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre
boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde
yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte
yaptığı bu yolculukla Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin
felsefesi ve bilgeliği ile tanışır.
Yüz Temel Eser Özetleri,
Kitap Özetleri,
Roman Özetleri,
Yüz Temel Eser,
Özet
Macerasının ilk
gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda
kalır. Dayanıklılığının her gün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı
her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir
alçak gönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul ederler ve onun şefkat
dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini
ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü
şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne
kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.Yüz
Temel Eser Özetleri,
Kitap Özetleri,
Roman Özetleri,
Yüz Temel Eser,
Özet
Yazarın bu kabile ile
tanışması bir süreliğine çalışmak için gittiği Avustralya’da, yerlilerin
sorunları ile ilgilenmesiyle başlar. Yazarın onların sorunları ile
ilgilendiğini ve onları yakından tanımak istediğini gören bir grup yerli onu
bir toplantılarına davet ederler. Ancak, bu toplantı hiç de yazarın
beklediği gibi bir toplantı değildir. Bu toplantı için çok özel bir şekilde
hazırlanan ve onlar için yaptıklarından dolayı özel bir taktir bekleyen
yazar kendisini almaya eski bir jip ile gelen bir yerli ile toplantı yerine
gitmek üzere yola çıkar. Çoğu çölün ortasında olmak üzere dört saat süren
bir yolculuk sonrası yazar kendini ıssız çölün. ortasında bir grup “ilkel”
yerlinin yanında bulur. Kendisinden ilk istenen şey üzerindeki her şeyi ama
her şeyi çıkartmasıdır. Bir peştamala sarılı ve yalın ayak kalan yazar ve
tüm eşyaları kutsanır. Kendisi yerlilerin arasına kabul edilirken o anda
sahip olduğu tüm eşya yakılır. Çünkü, “maddi nesnelerden ve bazı
önyargılardan kurtulmak ‘varolmaya’ doğru yapacağı o yürüyüşün gerekli ve
vazgeçilmez bir adımıydı”. Bundan sonra yazar bu kabile ile çölü boydan boya
geçeceği ve bambaşka bir hayat felsefesi ile karşılaşacağı bir yolculuğa
başlar.
Yazar yolculuk boyunca
önceden ilkel olarak gördüğü bu insanların doğa ile nasıl iç içe
yaşadıklarını; bu kupkuru çölde asla aç ve susuz kalmadıklarını; konuşmadan
birbirleri ile iletişim kurduklarını; karşılaştıkları her tür sağlık
sorununu çözecek bir birikime sahip olduklarını; hırs, kin, nefret,
saldırganlık gibi olumsuz duygularının olmadığını; asla yalan
söylemediklerini; hiç bir olayı veya kişiyi yargılamadıklarını; dünyada olup
biten her şeyden haberdar olduklarını ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri
olduğunu hayretle görür.
Yazar tüm yolculuk
boyunca kendi kentli yaşamı ile yerlilerin yaşamını, hayata bakışını ve
felsefelerini karşılaştırdıkça onların bilgeliklerine hayranlık duymaya
başlar. Batı toplumlarının aksine hiç bir nesne ve eşyaya bağlanmayan ve
mülkiyetçilik bilmeyen bu insanlar yazarda büyük bir saygı uyandırırlar.
Çünkü, Tanrısal “Birlik”‘e inanan bu insanlara göre ” sen birinin canını
acıtırsan, kendi canını acıtırsın, birine yardım edersen, kendine yardım
edersin.
KİTABIN
ANAFİKRİ
Kan ve kemik tüm
insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir.
KİTAPTAKİ
OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Marlo Morgan bilmeden
atıldığı bu serüvende dünyanın başka bir yüzünü öğrenmekten mutlu ve bir o
kadar da meraklı.
Gezide yazarımıza eşlik
eden yerliler bizim bildiğimiz dünyadan kendilerini soyutlamış ve
atalarından öğrendikleriyle, zor şarlara rağmen hayatlarını sürdürmeyi
başarmışlardır.
Hikayede geçen
olayların genel itibariyle maksadı yazara elindekilerle neler yapabileceğini
göstermek.
KİTAP HAKKINDA
ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Bu kitabı ilk elime
aldığımda isminden dolayı bir aşk hikayesinin anlatıldığını düşündüm.
Okumaya başladığım zamanda gerçekten bir aşk hikayesi olduğunu fakat bu
aşkın insanın kendi güçlerine karşı olan güven ve saygıdan oluştuğunu
anladım.Gerçekten şaşırtıcı olaylarla yazar sizi size anlatıyor. Üzerimde bu
kadar gücün olması beni etkiledi. Bütün arkadaşlarıma tavsiye ederim.
KİTABIN YAZARI
HAKKINDA KISA BİLGİ
Marlo Morgan
Paris’te doğmuş ve
eğitimini ailesinin de maddi katkılarıyla en iyi okullarda
gerçekleştirmiştir. Avusturya yerlileri ,Aborjinler , hakkında yazdığı
makaleler ve son iki kitabıyla büyük beğeni kazanmış ve en çok satanlar
arasında uzun süre yer almıştır.

İlahi Komedya
Öfke, sürgün ve dehayla geçen bir hayat yaşamış olan Dante'nin yapıtları
İtalyan edebiyatının kaynağını oluşturur. Dante'nin kendi adlandırmasıyla
"Kutsal Bir Manzum" olan İlahi Komedya, tarihsel çelişkilerinin arkasındaki
gizli düzenin araştırılması ardında koşar.
Cehennem, Araf ve cennet olarak üç bölüme ayırdığı bu yapıtında Dante, öbür
dünyaya yaptığı yolculuğunda sadece Tanrı'nın ışığıyla aydınlanmış; bir
dünya görüşünün bilançosunu çıkarır. İnsanların hatalarının ve tarihsel
çelişkilerinin arka planında kendisini hissettiren Ortaçağ'a has retoriği
tamamlar ve bununla beraber, onu da alegorik bir dizgeyle varılabilecek
nihai gerçeği arar.
İlahi Komedya, yazarını yalnızca İtalya'da ünlendirmekle kalmamış, bütün
dünyaya tanıtmış ve çevirildiği tüm dillerde uluslararası bir önem
kazanmıştır.
Klasik yapıtların en yükseği ve en değerlisi olan İlahi Komedya sizi müthiş
bir yolculuğa çıkaracak.
Yazar: Dante Alighieri
Yayınevi: Oda Yayınları
ISBN: 9753852835
Basım tarihi: Haziran 2001
Kategori: Dünya Edebiyatı / Klasikler

KİTABIN ADI : SEFİLLER
KİTABIN YAZARI : VICTOR HUGO
YAYINEVİ : VARLIK YAYINLARI
BASIM YILI : 1992
1. KİTABIN KONUSU:
Bu romanda Jean Valjean adlı bir köylünün, 19. yy.’un ilk 30 yılındaki
serüvenleri anlatılır.
Valjean aç ailesini doyurmak için ekmek çaldığından bir kadırgada kürek
çekmeye mahkum edilmiştir.
2. ESERİN ÖZETİ:
Birkaç kez kaçma girişiminde bulunduğundan mahkumiyet süresi 19 seneye
çıkarılır 1815’de serbest bırakılır. Valjean Güney Fransa’da D kasabasına
gider. Bir kürek mahkumu olduğundan kimse onu barındırmak istemez. Sonunda
yaşlı ve çok iyi bir insan olan kasabanın piskoposu onu yanına alır ve ona
çok iyi davranır. Valjean onun bu konuk severliğine piskoposun yemek
takımlarını çalmakla karşılık verir. Polis kısa bir süre sonra Valjean’I
yakalar ve piskoposa getirir piskopos Valjean’I hayrete düşürürcesine, yemek
takımını Valjean’a hediye verdiğini söyler. Valjean’ın karşılaştığı bu durum
onu derinden etkiler. Ondan sonra piskoposun güvenine layık olmaya mümkün
olduğu kadar erdemli ve dürüst bir hayat sürmeye söz verir.
Valjean yıllar sonra takma bir adla Kuzey Fransa’da mücevherat üreticisi
olarak devam ediyordur. Üretimde bir iki basit gelişme gerçekleştiğinden
şimdi varlıklı bir insandır. Kasaba halkının güvenini kazanmış ve hatta
belediye başkanı bile seçilmiştir. Kasabanın müfettişiJavert, tam bir
dedektiftir ve amirinin kişiliğinden şüphe eder. Onu tam yakalattıracağı
sırada adının Valjean olduğu bir diğer insanın başka bir suçtan
yakalandığını ve tekrar kadırgaya gönderileceği haberini alır. Çok mahçup
duruma düşen polis müfettişi belediye başkabıbdan özür diler, onun hakkında
şüphelere düştüğünü anlatır. Valjean kendi adını taşıyan suçsuz bir insanın
acı çekmesinden ötürü vicdan azabı duyar. Kahramanca bir hareketle mahkemeye
gider, kendisini tanıtır ve kendi isteğiyle kürek mahkumluğuna döner. Birkaç
yıl sonra tekrar kaçar ve kuzeye gider. Üretici olarak iş yaptığı yılların
karşılığı olan parayı buraya gömmüştür. Para onu rahatça geçindirebilecek ve
çevresinede yardım etmesine de imkan verecektir. İlk işi Cosetta adında bir
kızı aramak olur. Kız bir zamanlar yanında çalışan Fantina’nın kızıdır.
Fantina kızına bakmak için fahişelik yapmıştır. Fantina artık ölmüştür ve
onu yetiştiren üvey anne ve babası ona kötü muamele etmektedir. Valjean onu
evlatlık alır ve ona derin bir sevgiyle bakmaya başlar. Beraberce Parise
giderler. Valjean bir rahibe manastırında bahçıvan olarak çalışmaya başlar
ve Cosette da manastırın okuluna gider.
Cosetta büyüyünce Parisli bir öğrenci olan marius Pontmercy adında bir genç
onunla ilgilenir. Cosette ve Marius, Paris’in Luxenburg Gardens adındaki
parkında tanışırlar ve Valjean’ın kendisini ve Cosette’yi gizli tutmasına
rağmen gizliden gizliye mektuplaşırlar.
Olaylar, ülkedeki iç huzursuzluklar sırasında doruğa ulaşır. Sosyalistler
1832’de, Paris’te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir baş kaldırma
hareketine girişirler Marius ve arkadaşları bu isyanda yer alırlar ve sosyal
adalete bağlılığından ötürü kim olduğunun meydana çıkmasına bile aldırış
etmeyen Valjean da isyana katılır. Sokak çatışmalarının ortasında eski
düşman Javert ile karşılaşırlar. Onun bütün hayatı şimdi ellerindedir.Gerçi
bir tek kurşun Javert’I ortadan kaldıracaksa da Valjean Jvert’ı serbest
bırakır. Valjean’ın bu davranışı Javert’in, kesin meşruiyet ve hukuka
dayanan ahlaki dünyasını alt üst eder. Hayatında ilk defa olarak bir
mahkumun kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağını
düşünür ve kendini öldürür.
Bu arada barikatlar ardına çekilen isyancılar çevrilir. Karşı tarafın
kuvvetleri daha fazladır. Çarpışmalar sırasında Marius ağır yaralanır.
Valjean Marius’u, sırtında taşıyarak yer altındaki lağım kanallarına
götürür. Burası hoş bir yer olmasa da, çatışma alanından uzaktır. Kendisini
tamamen kaybetmiş ve hemen hemen ölü olan Marius, büyükbabasının evine
getirilir. Marius hayatını kimin kurtardığını bilmemektedir.
Valjean, Cosette ile Marius arasına girmemeye karar verir. Cosette’nin
Marius’u sevdiğini ve onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette’ye büyük
miktarda para verdikten sonra inzivaya çekilir. Marius önceleri bunu kabul
eder fakat hayatını kurtaranın Valjean olduğunu öğrenince Cosette ile
birlikte son bir defa görmek için ihtiyar adamın yatak ucuna giderler.
Valjean ölüm yatağında, seneler önce, evliya gibi biri olan psikopozun
inanılmaz bir jestle kendisine hediye ettiği ve böylece Valjean’ın ruhunu
kazandığı gümüş şamdanlığı Cosette’ye hediye eder.
3. ANAFİKRİ:
Kendisine her zaman kötü davranılan bir mahkumun, kendisine iyi davranan
biriyle
beraber olduğu zaman kişiliğinin ve davranışlarının iyiye doğru gidişatı
gözlenmiştir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
JEAN VALJEAN: Romanın kahramanı. Önceleri basit, çalışkan bir köylüyken
sonradan bir mahkum olarak hayata küskünlük duyar.
JAVERT: Hiç bir zaman satın alınamayacak kadar namuslu bir polis memuru.
MARIUS PONTMERCY: Albayın oğlu. Kendisini babasının anısına adıyan bir genç.
COSETTE: Fantine’nin kızı, Valjean’ın evlatlığı. Sevimli bir kız.
FANTINE: Karakteri bakımından iyi bir kız ise de şartlar onu bir fahişe
olmaya zorlar.
5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Eserde tarihsel olaylar, kişilik çözümlemeleri, siyasal düşünceler, insanlar
arasındaki günlük ve basit ilişkiler iç içe ve büyük bir ustalıkla
anlatılmıştır.

Ölmek Başıma Gelen En Güzel Şeydi
Hayat Yolculuğunda Bilgelik Hikayeleri
William E. Hablitzel, Yasemin Bozbeyoğlu
"Aklımdan bir türlü çıkmayan başlığı ve içerdiği anlamın bende yarattığı
merak, tüm diğer işlerimi bir kenara bırakıp okumaya başlama sebep oldu. Ve
böylece, kendimi yepyeni ve muhteşem bir maceranın içinde buldum. Aralıksız
okuyabilecek kadar kendimi kaptırdığım kitabın son sayfasını çevirdiğimde
sabah olmuştu. Umutlandıran, özgürleştiren, hafif de olsa insanı hüzünle
saran bir güzelliği vardı. Kitabı okuduğum sürece umudu ve özgürlüğü
yaşadım, kitap bittiğindeyse içimi tatlı bir hüzün kaplamıştı. Kitabın
sonuydu ve okuyacak başka bir yeri kalmamıştı!
İtiraf etmeliyim ki şu anda size birazını anlatmamak için kendimi zor
tutuyorum. Ama bunu yapmayacağım. Çünkü sizi, sayfaları çevirirken
yaşayacağınız keşfetme duygusundan mahrum etmek istemem. Ne de olsa, ben bu
çok özel kitaptaki tüm güzellikleri ve öğretileri, keyif ve hüznü, gizem ve
sihri kendi kendime keşfedecek kadar şanslıydım."
- John Harricharan, yazar
270 sayfa, 2. hamur, ISBN: 975-8992-14-7; Boyut: 14x20 cm; Baskı Tarihi:
Ekim 2006
Özgün Dili: Türkçe; Özgün Adı: Dying Was The Best Thing That Ever Happened
To Me

KİTABIN ADI Suç ve Ceza
KİTABIN YAZARI : F.M. DOSTOYEVSKİ
BASIM TARİHİ 1994
kitap hakkında:
Dostoyevski'nin kendi dünyasının kurduğu en sevilen, en çok okunan, en
unutulmaz ilk büyük romanı Suç ve Ceza'yı büyük çevirmen Ergin Altay'ın
İletişim Yayınları için yeni yaptığı güçlü çevirisiyle ve Murat Belge'nin
önsözüyle sunuyoruz.
"Aşkı ilk yaşamak, denizi ilk görmek gibi, Dostoyevski'yi de keşfetmek bir
tarihtir. Bu genellikle ilk gençlik çağında olur; yaşlılıkta daha huzurlu
yazarları okuruz. 1915'te Cenevre'de Suç ve Ceza'yı okudum. Kahramanları bir
katil ve bir o.... olan bu roman bana çevremizdeki savaştan da yıkıcı ve
etkileyici geldi... Dostoyevski'yi okumak bilmediğimiz büyük bir şehrin
içine ya da bir savaşın gölgesine girmek gibidir."
J.L. Borges
KİTABIN ÖZETİ :
Dört aydır evin kirasını verememişti. Evin sahibi onu mahkemeye verecekti.
Uzun süreden beri hasta olmasına rağmen yaşlı Teteri kadının evine
gidebilirdi. Daha önceki yüksüğe 1.5 Ruble veren kadın yeni getirdiği saate
baktı ve “1.5 Ruble” dedi. Raskonikov kabul etmek zorundaydı çünkü kata
çıkana kadar kimseyle karşılaşmamıştı. Yaşlı kadın, kız kardeşi ile beraber
kalıyordu evde. Çok zengin olmasına rağmen, kız kardeşi hiç miras
bırakmayacaktı. Kız kardeşini çoğu zaman döver, onun her işini takip etmesi
gerektiğini düşünürdü.
Raskolnikov 1.5 Rubleyi aldı ve dışarı çıkıp bir meyhaneye gitti. Marmeladov
yan masada oturuyor olmasına rağmen taşınıp sohbet etmekten kendini
almamıştı. Marmeladov eşini çok seviyordu ve üç çocuğunu da; ama çok içyordu.
O kadar ki ailenin geçimi için Sonya fahişelik yapmak zorunda kalmıştı. “Ne
kadar fedakar bir kız bu Sonya” diye düşünmekten kendini almamıştı.
RaskolnikovMarmeladov ‘un evine gittiklerinde eşi haykırışla onları
yumruklamaya başladı. Hep içiyordu ve evdeki 20 Rubleyi götürüp içkiye
vermişti. Marmeladov Raskolnikov cebindeki 50 Kapik’i oraya bırakarak
uzaklaştı. Eve geldi, yorgundu. Nastasya bir mektup getirdi. Raskolnikov
heyecanla okumaya başladı mektubu. Annesinden gelmişti mektup. Annesi kız
kardeşi Dunya’dan bahsediyordu. Dunya, Luzhin adında çift memurluğu olan 45
yaşındaki biriyle evlenecekti. Hem Luzhin onların eşyalarıyla beraber
Petersbur’ga gelmesi için yardım edecek, gelmelerini sağlayacaktı. Annesi,
60 mil ötedeki tren yoluna gitmek için bir araba ayarladığını, trende ise 3
ncü sınıfta güzel bir yolculuk yaptıktan sonra Petersburg’a gideceklerini ve
onu çok özlediğini yazıyordu.
Raskolnikov “Bu evlilik olmayacak” diye düşündü. Dışarı çıktı ve birkaç saat
dolaştıktan sonra yorgun düşüp bir yerde uyukladı. Kötü bir rüya gördükten
sonra uyandı. Eve gitti. Saat 7’ye yaklaşıyordu. Saat uygundu. Aşağıdaki
baltayı alacak kimseye gözükmeden yaşlı tefeci kadının evine gitti. İçeri
girerken onu kimse görmemişti. 2 nci katta boya yapan adamlarda onu yukarı
çıkarken görmemişlerdi.
Tefeci kadının evine girdi ve ona bir kültablası uzattı. Kadın kültablasına
bakarken baltayı kafasına indirmişti. Kadının ölü bedeni yerde yatıyordu.
İçeri daldı ve dolaptan sadece rehin verilmiş, birkaç parça altını cebine
aldı. Yaşlı kadının kız kardeşiyle içeride karşılaştı. Kızın şaşkın
bakışları altında baltayla onu da öldürdü. Doğrusu bir kişinin toplumdaki
binlerce kişinin refahı ve mutluluğu için ölmesinin bir zararı yoktu.
Üstelik bu tefeci kadın çok kötü biriydi. Kapıda birkaç kişi kapıyı
vuruyorlardı. Hiç evden çıkmayan tefeci kadının, çıkacağı tutmuştu.
Raskolnikov titriyor, dışarı çıkıp her şeyi itiraf etmek istiyordu ama
yapmadı. Dışardakilerden biri kapının içeriden sürgülü olduğunu fark etti.
Yaşlı kadına bir şey olduğunun farkına vardılar. İki kişi Kapıcıyı çağırmak
için aşağı indi. Bu kaçmak için tam fırsattı, Raskolnikov kapıyı açtı, hızla
merdivenlerden inmeye başladı, aşağıdan gürültü gelmeye başlayınca
Raskolnikov boyacıların dairesinin kapısının arkasına saklandı ve kapıcı ile
üç adam yukarı çıkınca o da dışarı çıkıp değişik bir yoldan eve gitti.
Baltayı aldığı yere bıraktı. Çok korkmuştu ve titriyordu. Aldığı
mücevherleri ve kıymetli takıları dışarıda bir yerde saklamayı ihmal etmedi.
“2 gün geçti hala uyanmadı” diye düşünüyordu Üniversite arkadaşı Razumikin.
Doktor Zozimov hastalığı atıp kendisine geleceğini söylüyordu. Ama
Raskolnikov uyanınca arkadaşını ve doktoru isteksiz bir vaziyette evden
kovdu ve dışarı gidip bir bara oturdu. Eski gazeteleri okurken yanına gelen
bir polis memuru melenkolik ve deli bir ruh haliyle cinayetten bahsedip,
üstü kapalı her şeyi anlattı. Korktuğunu, endişelendiğini hiç hissettirmedi.
Ertesi gün eve geldiğinde annesi ve kız kardeşi Dünya’ nın kendisini
beklediklerini gördü. Çocuğun halini gören anne şaşkınlıkla titriyordu. Onu
ertesi gün bay Luzbinin geleceği görüşmeye çağırırken korkmuştu. Ertesi gün
bay Luzbin onları ziyaret etttiğinde, Raskolnikov haklı çıkmanın gururu ile
gülüyordu. Bay Luzbin kız kardeşi çok aşağılamış, onların fakir bir aile
olduğunu değerlendirerek fazla istekte bulununca evden kovulmuştu. Hemen
ardından Raskolnikov “elveda” diyerek evden ayrıldı. İnanamıyordum. Annesi
oğlunun bu tavırla doğrusu ağlamaktan başka yapacak bir şeyleri yoktu.
Raskolnikov melenkolik halde evi terkederken her nasılsa arkadaşı Ramuskin’e
onları emanet etmeyi de ihmal etmemişti.
Bay Marmeledov’un cenazesi için evine gittiğinde Sonya’da oradaydı Sonya’ya
karşı inanılmaz bir his içindeydi. Ailesi için Sonya’nın yaptığı fedekarlık
onun gözlerini büyülemişti. Birkaç gün boyunca Sonya’yı düşündü ve fırsat
buldukça onunla konuşmaya çalışarak geçirdi vaktini.
Polis memuru porifiri Raskolnikov’un (Mihailovis adında genç biri cinayeti
işlediğini itiraf etmiş olmasına rağmen) cinayet işlediğini biliyor ve onun
psikolojik durumunu bildiği için, itiraf etmesi için onu sıkıştırıyor ama
tutuklamayacağını söylüyordu. Cinayeti işlediğini Sonya’ya itiraf etmişti.
Sonya’da Raskolnikov’a “gidip teslim olmasını, yere kapanıp Allah’tan ve
insanlardan özür dilemesini” istiyordu.
Sonuç olarak Raskolnikov vicdanının verdiği acıya dayanamayıp suçunu polise
itiraf etti. 1.5 yıldır Sibirya’daydı Raskolnikov. Petersburg’ a, Razumukin
ve kardeşi Dunya evlenmişlerdi. Mahkeme Raskolnikov’un iyi hali, parayı
kullanmadığı, daha önceki yaşamında verimli bir üniversite öğrenimi yaptığı,
fedakar kişiliği ve kendi kendine teslim olmasından dolayı, çok az bir
cezayla 8 yıl kürek mahkumiyetine çarptırıldı. Raskolnikov’u Sonya her gün
ziyaret ediyordu. Sibirya da ailesi ile sürekli mektuplaşan Sonya, Ramuzkin
ve Dunya’nın tek haber kaynağıydı. Raskolnikov,Sonya’nın sevgisi ile hayata
bağlandı ve geleceğin planlarını beraber hayal etmeye başladılar.

Yazar: Maksim Gorki
1868-1936 yılları arasında yaşayan, doğduğu kente sonradan Gorki adı verilen
büyük Rus-Sovyet yazarı Maksim Gorki´nin en ünlü yapıtını sunuyoruz: Ana.
Gorki, 1907 yılında yayımlanan Ana romanında, Pavel adlı bir işçinin anası
olan Pelage´yi anlatırken, o yılların 1905 devrimi öncesi Rusya´sının
toplumsal panoramasını ustalıkla yansıtmıştır. Ülkemizde de yayımlanan çok
sevilen bu romanı Ayda Düz´ün Türkçe´siyle sunuyoruz.
Ana odanın içinde gidip geliyor, pencerenin yanında oturuyor, sokağı
izliyor, kaşlarını çatıp yeniden yürüyordu. Titriyordu. Kafası bomboştu.
Ortalığa bakınıyordu bir şey arar gibi. Su içti, ama hep susuyordu. Göğsünü
yakan kaygıyı, alçalma duygusunu söndüremiyordu. Gün iki bölüme ayrılmıştı;
birinci bölümün bir anlamı, bir içeriği vardı, ama ikinci bölümü akıp
gitmiş, yerine kahredici bir boşluk kalmıştı. Karşılıksız bir soru zonklayıp
duruyordu kafasının içinde...
(Kitap'tan sf. 169)
Gösterim: 184 | 416 Sayfa | ISBN: 9789753790017 | Basım Yılı: 1999 |
Kitaplığım:
Sayfa-1 Sayfa-2
Sayfa-3 Sayfa-4
Sayfa-5
Hiçbir
yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca
bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden
alıntı yapılabilir.
© 1998 Cetin BAL - GSM:+90 05366063183 -Turkiye/Denizli
Ana Sayfa /
Index
/
Roket bilimi /
E-Mail /
Rölativite Dosyası
Time Travel Technology / UFO
Galerisi / UFO Technology/
Kuantum Teleportation /
Kuantum Fizigi
/ Uçaklar(Aeroplane)
New World Order(Macro Philosophy) /
Astronomy
|
|