ANTİMADDE NE DEĞİLDİR

Antimaddenin ne olduğunu detaylı anlatmadan önce, ne olmadığı hakkında bilgi vererek yanlış bilgileri arındırmak istiyoruz.

Karanlık Madde
Evrendeki kütlenin yaklaşık olarak %84,5’ini oluşturan ancak dolaylı yollar haricinde (etkileri) henüz gözlemleyemedimiz ve karanlık madde olarak isimlendirdiğimiz hipotez madde, antimadde değildir.

Karanlık Enerji
Evrenin genişlemesinden sorumlu bir hipotez olarak kabul edilen ancak doğrudan gözlemi henüz yapılamayan karanlık enerjinin antimadde ile bir ilgisi yoktur.

Negatif Kütle
Antimadde negatif kütleye sahip değildir: Bildiğimiz anlamdaki madde, diğer maddeleri kendisine doğru çeken bir kütleçekimi oluştururken, antimadde iter fikri tamamen yanlıştır. Antimadde ters elektrik yüküne sahiptir evet ama, kütleçekimi yük taşımaz. Bu nedenle normal parçacıklar ve anti-parçacıklar aynı çeşit kütleye sahiplerdir.

Bir hipotez olarak Negatif kütleli egzotik madde çeşitleri, 0.0 kilogramdan daha az kütleye sahiplerdir ve quantum mekaniklerinde sadece bazı genel görelilik teorilerini ihlal ederek varlıkları mümkün olabilir. Neyse ki imkansızı zorlayan bilim insanları var. Negatif kütleye sahip maddenin mümkün olabileceği hal ve durumlar ile ilgili orjinal bir araştırma yazısı aşağıda ki linkte meraklılarını beklemekte. http://arxiv.org/pdf/1407.1457v2.pdf

Negatif Enerji
Antimadde negatif enerjiye sahip değildir: Negatif enerji olarak tabi edilen sıfır enerji seviyesinden düşük negatif enerji durumları, sadece belli quantum sistemlerinde geçerlidir. Antimadde, normal madde gibi pozitif enerji değerlerine sahiptir sadece elektrik yükü ve dönüş hareketi yönlerinde farklılıklar içerir.

Bilimkurgu
Antimadde bilimkurgu değildir, yeteri kadar üretimini yapabileceğimiz ucuz metotlar geliştirebilirsek bir gün sanayinin ve enerji üretiminin belkemiğini oluşturabilir. Şu anda birçok deneyde ve cihazda antiparçacık ve antimadde türevleri kullanılmaktadır.


ANTİMADDE NEDİR

Sıradan madde ile aynı kütleye sahip ancak farklı elektrik yükü, farklı lepton & baryon sayısı ve farklı quantum spin yönüne sahip antiparçacıklardan oluşmuş materyale antimadde denir.

Kısa Bilgi: Parçacık fiziğiyle ilgili terimler kullanmaya başladığımıza göre bazı temel terimlerle ilgili bilgi verelim.

SPIN: Spin bir yönü ve değeri olan, neredeyse bütün atomaltı parçacıkların sahip olduğu bir momentumdur. Higgs Bozonu ve bazı kuramsal parçacıklar hariç, bütün parçacıklar spin sahibidir.
HADRON: CERN’deki ünlü “Large Hadron Collidor” parçacık hızlandırıcısına ismini veren Hadronlar, quarklardan oluşan ve güçlü nükleer kuvvet ile bir arada tutulan stabil proton, nötron (Baryonlar) ve stabil olmayan birçok parçacığı (Mesonlar) kapsayan bir ailedir
MESON: Yüksek enerjili çarpışmalarda ortaya çıkan Hadron sınıfından olan, çok kısa ömürlü parçacıklardır. Mesonlar, bir quark ve bir anti quarktan oluşurlar.
BARYON: 3 Quarktan oluşan Hadron sınıfı parçacıklardır. Ünlü proton ve nötronlar birer baryon türüdür. Bilinen evrende, gözlemlediğimiz kadarıyla baryonik madde hakimdir.
LEPTON: Elektron benzeri parçacıkları içeren bir parçacık ailesidir. Elektronlar, Elektron Nötrinoları, Muonlar, Muon Nötrinoları, Taular ve Tau Nötrinoları lepton ailesini oluşturur.
QUARK: Hadronların yapı taşı olan quarklar, asla doğrudan gözlemlenemez ya da izole halde bulunamazlar. Sadece Baryon ve Meson denen Hadron sınıfı parçacıklarda bulunurlar. Elektrik yükü, kütle, renk ve dönüş gibi özellikler quarklardan gelir. Bunlar böyle özellikler taşıyan küçük toplar yerine, matematiksel özellik noktaları olarak düşünülmelidirler. Quarkların oluşturduğu daha büyük parçacıklar içerisindeki quarklar, parçacığın ne olacağını belirler. Quarklar kendi aralarında da 6 tipe ayrılır. Bunlar Up (Yukarı), Down (Aşağı), Strange (Acayip), Charm (Tılsım), Top (Üst), Bottom (Alt) olarak isimlendirilir. Up ve Down Quarklar evrende en çok bulunan oldukça stabil ve düşük kütleli parçacıklardır. Diğer Quark çeşitleri; kozmik ışın çarpışmaları ya da parçacık hızlandırıcılar gibi yüksek enerjili çarpışmalarda oluşup, hızlı şekilde “parçacık bozunumu” geçirerek düşük kütleli Up ve Down quarklara bozunurlar.


“FORCE CARRIER” PARÇACIKLAR: Parçacıklar arasında “Field (Alan)” denen güçleri taşıyan parçacıklardır. Fotonlar elektromanyetizmayı taşır, Gluonlar güçlü nükleer kuvveti, W ve Z bosonları zayıf nükleer kuvveti ve kuramsal Gravitonlar kütleçekimini taşıyan diğer parçacıklardır.


ANTİQUARKLAR: Antimadde ve dolayısıyla antiparçacıkların temel yapı taşları olan quarklar normal quarklara oldukça benzer ve tahmin edebileceğiniz gibi tek farkları eşdeğerlerinin tersi özelliklere sahip olmalarıdır.
FERMİON VE BOSON SINIFLANDIRMALARI: Bosonlar yukarıda anlattığımız Mesonların ve force carrier parçacıklar denen parçacıkların bulunduğu ailedir. Spin denen momentumları tam sayılar ile ifade edilir (+1, +2). Fermionlar ise yukarıda geçen Lepton, Quark ve Baryonları kapsayan ailedir. Quantum spinleri tam sayı değildir, 1/2 olarak ifade edilirler.

Yazımıza devam edelim;
Maddeyi oluşturan atomun çekirdeğinde; nükleüs (nucleus) dediğimiz pozitif yüklü proton(lar) ve yüksüz nötron(lar) bulunur. Nükleüs çevresinde ise negatif yüklü elektron veya elektronlar, sahip oldukları enerjiye göre çeşitli yörüngelerde yer alırlar.


Antimaddede ise antiprotonlar negatif yüklüdür, pozitron denen antielektronlar ise pozitif yüklüdür. Evrenimiz bizim için normal olan maddenin hakimiyetindedir. Eser miktarda antimadde evrende gözlense bile, Big Bang (Büyük Patlama) ile ortaya çıkmış olması gereken miktardan çok çok azdır. Big Bang teorilerine göre, antimadde ve madde eşit miktarda oluşmuş olmalıydı.


BARYON ASİMETRİSİ

Çoğunlukla çevremizdeki her şeyi oluşturan Baryonik madde gözlemlenebilir evrende bu kadar ağırlıktayken, eser miktardaki antimaddeyi oluşturan antibaryonlar ile ciddi bir eşitsizlik vardır.

Genel kabul gören kanıya göre; Big Bang’de parçacıkların ve antiparçacıkların eşit miktarda oluşmuş olması ve bunun sonucunda da bütün parçacıkların birbirlerini imha ederek evreni bütün maddelerden arınmış bir radyasyon denizi olarak bırakmaları gerekirdi. Ancak Baryogenessis olarak isimlendirilen, henüz hipotez olarak kabul edilen bir aşamada normal quark ve leptonlar, antiquark ve antileptonlara baskın gelerek antiparçacıkların sayısını bugünkü evreni oluşturacak şekilde azalttılar. Çeşitli hipotezler bu asimetriye farklı açıklamalar getirse de CP simetrisi ihlali denen açıklama en kabul görenidir.

Kısa Bilgi:
Evrende antimadde yerine neden maddenin baskın olduğu yada Büyük Patlama’dan sonra neden bütün herşeyin birbirini yok etmediğini anlatabilmek için CPT teoreminden bahsetmemiz gerekiyor.



CPT simetrisi: C (Charge / Yük), P (Parity – Spatial Configuration / Uzaysal konum), T (Time / +Zaman) simetrileri anlamına gelir.
Maddenin herhangi bir özelliği bu simetriler yönünden bir değişim geçirdiğinde “aynadaki yansıması” gibi tersi bir hal almalıdır. Yani madde yük simetrisi yönünden tersinme geçirdiğinde antimadde olur. Uzaysal konumu tersinme geçirdiğinde x, y, z düzlemlerindeki konumu -x, -y, -z düzlemlerinde olur, kısaca aynadaki görüntüsü benzer. Zaman simetrisinde bir tersinme ise temel olarak “t” değerinin “-t” olmasıdır. Zaman akışının tersine işlemesi anlamına gelir ve tabiki gözlemlenebilir evrende böyle birşey gerçekleşmediği için şimdilik makro seviyede zaman asimetrik diyebiliriz.

Sözün özü C ve P simetrilerine göre antimadde normal maddenin aynadaki bir yansıması gibi olmalıdır, bütün herşey tersi yönde işlemelidir. Ama pratikte bu gerçek değildir, antimadde tam anlamıyla maddenin yansıması gibi değildir. Buna CP violation (ihlal) denir.

CP İhlali: CP simetrileri yükü ve uzaydaki konumu tersine dönen bir madde için fizik kanunlarının aynı kalması gerektiğini söyler ancak, bunun doğru olmadığı ortaya çıktı. Bir meson türü olan nötr Kaon parçacıklarının positron ve elektron bozunumları arasındaki eşitsizlik (pozitron bozunumunun daha fazla olması) bir CP ihlalidir. Bu ve benzeri bazı parçacıklarda eşitsizlikler, maddenin nasıl antimaddeye baskın geldiğini açıklamakta kullanılabilir.


ANTİPARÇACIKLARIN KEŞFİ

Antimadde terimi ilk olarak ingiliz fizikçi Sir Arthur Schuster tarafından 1898’de Nature dergisi için kaleme alınan bir makalede geçmektedir. Schuster atomların zıt özelliklere sahip eşdeğerleri olabileceğini, normal madde ile birbirlerini iteceklerini, hatta anti atomlardan yıldız sistemleri olabileceğini öne sürmüştür. Öne sürdüğü bu hipotez, eksiklerine rağmen bugünkü antimadde anlayışımızın temelini oluşturmuştur.


Ünlü devrimsel Dirac Denklemi…

Modern antimadde teorisi Paul Dirac tarafından 1928’de yazıldı. Dirac, Dirac Denklemi adı verilen teorisi ile quantum mekaniklerini (atomaltı dünyası), Einstein’ın özel göreliliği (çok büyük şeylerin dünyası) ile birleştirdi. Denklemi aynı zamanda hem elektronlar, hem de elektronların pozitif yüklü versiyonları (pozitronlar) ile geçerli bir şekilde çalışıyordu. Yani denklem pozitronları öngörüyordu. Böylece bütün parçacıkların karşıt yüklü bir antiparçacığı olabileceği ve antiparçacıkların bir araya gelerek antiatomlar ve antimadde oluşturabileceği hipotezi ortaya çıktı.

Dirac denklemi, aynı zamanda daha önce asla gözlemlenmemiş birşeyi öngören ilk denklem ünvanını da taşıyarak Dirac’a 31 yaşında Nobel ödülü kazandırdı.



Pozitron:
Doğada radyoaktif elementlerin beta bozunumları ve kozmik ışınların atmosferimize çarpışı sonucu ortaya çıkan pozitronları ilk gözlemleyen bilim insanları şunlardır: Sovyet fizikçisi Dmitri Skobeltsyn, 1929’da Wilson çemberi denen bir cihaz ile (kapalı bir ortamda süper doymuş su veya alkol buharı içeren parçacık dedektörü), kozmik ışınlardan kaynaklanan gamma radyasyonunu tespit etmeye çalışırken, elektronlar gibi hareket eden ancak manyetik bir alanda elektronların izleyeceği yolun tersini izleyen parçacıklar keşfetmişti. Aynı sene Çinli fizikçi Chung-Yao Chang da benzer bir gözlem yaparak elektron benzeri pozitif yüklü parçacıklar tespit etmişti. Ancak araştırmalarını bu konuda sürdürmedi.

1932’de Amerikalı fizikçi Carl D. Anderson benzer yöntemler ile bu parçacığı gözlemleyip tanımlayan ve araştırmalarını bu yönde sürdüren bir diğer bilim insanıdır. Anderson, elektronun tersi yüklü bu parçacığın tam tanımını yaparak Nobel ödülü kazanmıştır.

Pozitron, günümüzde beta bozunumlarının yanı sıra, parçacık hızlandırıcılarda ve Lawrance Livermore ulusal laboratuvarında yeni bir yöntem olan milimetre kalınlığında altın hedeflere lazer uygulanarak üretilmektedir.

Antiproton:
Negatif (-1) yüklü proton parçacıkları 1955’te California üniversitesinde fizikçiler Emilio Segrè ve Owen Chamberlain tarafından gözlemlenmiştir. İkiliye Nobel ödülü kazandıran antiprotonların normal protonlardan en büyük farkları, normal protonların tersi olan negatif elektrik yüküne ve tersi manyetik momente sahip olmalarıdır.

Normal protonların yapıtaşları iki adet up quark ve bir adet down quarktır. Antiprotonlar CERN ve Fermilab’de rutin olarak üretilmektedirler.

Antinötron:
Nötron yüksüzdür ve bir adet up quark, iki down quarktan oluşur. Antinötronda ise bu quarkların yerinde antiquarklar vardır. Antinötron, antiprotonun keşfinden bir yıl sonra 1956’da Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarları’nda Bruce Cork tarafından keşfedilmiştir. Elektrik yükü olmadığı için gözlemi zordur ve genellikle nötron-antinötron çarpışmaları sayesinde gözlemlenebilirler.

Majorana Fermion:
Konu antimade ise, yakın zamandaki keşiflerden bahsetmemek olmaz. Princeton üniversitesinde Ali Yazdani tarafından 1937’de İtalyan fizikçi Ettore Majorana’nın öngördüğü bir parçacık keşfedildi.

Kurşundan yapılmış bir süperiletken üzerine demir atomları yerleştirilen deneyde, normal olarak demir atomlarının manyetik alanlarının süperiletkenlere etki etmesi gerekirdi. Ancak deneyde demir atomları da süperiletken bir hal aldı (Elektronları hem manyetizma hem de süper iletkenlik özellikleri gösterecek şekilde spinlerini koordine ettiler).

Böylece elektronlardan biri normal elektron kalırken, diğeri pozitron özellikleri gösterdi. Sonuçta demir atomları Majorana parçacığı denen hem madde hem antimadde özellikleri taşıyan bir hal almış oldu. Bu parçacıklar süper iletkenler yakınında oluşmuş ve varlıklarını süper iletkenlerden uzakta sürdürememişlerdir.


MADDE – ANTİMADDE ÇARPIŞMASI

Bir elektron ve pozitronu çarpıştıralım. Ne olur acaba?


Elektron ve anti parçacığı olan pozitronun çarpışması.

İki parçacık birbilerini yok ederek iki parça gamma ışını açığa çıkarırlar. Proton ve Antiproton çarpışması ise biraz daha faklıdır. Kompozit parçacıklar olan (normal+anti) protonlardaki karşıt quarkların bir kısmı birbirlerini imha ederken, geri kalanı kararsız mesonlar oluşturarak dağılır. Bu mesonlar da kısa sürede bozunurlar.


DOĞADA ANTİMADDE OLUŞUMU

Vücudunuzda antimadde üretimi yapıldığını biliyormuydunuz? Doğadaki bazı ufak ve bazı muazzam antimadde fabrikaları gibi vücudumuz da antiparçacıklar saçmaktadır.

Potasyum-40: Antimadde parçacık hızlandırıcılardan en akla hayale gelmeyen şeylere, örneğin muzlara ve insan vücuduna kadar her yerde açığa çıkabilmektedir.

Muzda bulunan Potasyum-40 izotopları, beta bozunumu geçirirken her 75 dakikada bir pozitron açığa çıkarırlar. Aynı potasyum-40 insan vücüdunda da bulunur ve aynı şekilde pozitron açığa çıkarmaktadır. Ancak merak etmeyin bu düşük miktarlar size zarar vermez. Radyoaktif maddeler ve geçirdikleri bozunumlar ile ilgili detaylı bilgi için bu yazımıza göz atabilirsiniz.

Fırtınalar: Fırtınalar yağmurlardan, dolulardan, sert rüzgarlardan ve yıldırımlardan daha fazlasını üretmektedir. NASA’nın yörüngedeki Fermi Gamma-Işını teleskobu hergün 500 adet TGF (terrestrial gamma-ray flash), yani dünyasal gamma ışını parlaması olayı gözlemlemekte. Bunlar güçlü fırtınaların tepelerindeki elektrik sahalarının, ışık hızına yakın hızlarda dikey olarak uzaya gönderdiği elektronların atmosferdeki diğer moleküller ile çarpışması sonucu ürettikleri gamma ışınlarıdır. Bu gamma ışınları o kadar kuvvetlidir ki, uzaya elektron ve pozitronlar (antielektron) saçarlar ve bu parçacıkların bizzat Fermi’ye çaptıkları tespit edilmiştir.

Kozmik ışınların atmosferimize çarpışı da çok düşük miktarlarda pozitron ve antiproton açığa çıkarmaktadır. Bunlar normal madde ile karşılaşana kadar Dünya’ya “yağarlar”. Çarpışmalar sırasında açığa çıkan parçacıkların bir kısmı da uzaya saçılarak manyetik alan tarafından hapsedilip Van Allen radyasyon kuşaklarında toplanırlar.



Devasa yıldızların geçirdiği çift-instabilitesi süpernovaları (Pair-Instability Supernova), çekirdekteki elektron ve pozitron çarpışmalarının artışıyla düşen radyasyon basıncının, yıldızın dış katmanlarını taşıyamaz hale gelmesiyle olur. Kendi ağırlığı ile çökmeye başlayan yıldızda füzyon reaksiyonları tepe noktasına ulaşır ve termonükleer bir patlama ile yıldız infilak ederek geriye bir karadelik ya da nötron yıldızı bırakmayacak şekilde dağılır.

X-Işını İkilileri (X-Ray Binaries): Maddenin bir yıldızdan (genellikle normal bir yıldız) diğerine “düştüğü” (genellikle bir kara delik, nötron yıldızı veya beyaz cüce) ikili yıldız sistemlerinde yüksek miktarlarda pozitron açığa çıkıp manyetik alanlar ile ışık hızına yakın hızlarda uzaya saçılmaktadırlar.


YAPAY ANTİMADDE ÜRETİMİ & KULLANIM ALANLARI

Antimadde Dünya üzerindeki en nadir, üretimi en zor ve en pahalı materyaldir. Altın ve Elmas gibi nadir ve değerli materyaller, antimadde yanında ancak çakıl taşı kadar değerlidirler. Üretim zorluğu ve yavaşlığı sebebiyle 1 gram antimaddenin şu anki değeri yaklaşık 62.5 trilyon dolara denk gelir. Antimaddeyi ikinci olarak gramı 27 milyon dolar ile Californium-252 elementi takip etmektedir. Eğer antimaddeyle gerçekten kıyaslayacak başka bir materyal arıyorsanız, bazı bilim insanlarının bir kaç karanlık madde parçacığı için Dünyayı teslim edebileceklerini söyleyebiliriz.


Antimaddenin insan sağlığı alanındaki en yaygın kullanımı, PET tarama cihazlarıdır.

Antiparçacıklar nanogramdan daha düşük seviyelerde parçacık hızlandırıcılarda üretilebilmektedir. Daha da düşük seviyelerde ise, çeşitli radyoaktif elementlerin bozunum sonucu antiparçacıklar açığa çıkmaktadır. Keşfedilen ilk antiparçacık pozitron da bu şekilde keşfedilmiştir ve günümüzde bozunum sonucu ortaya çıkan pozitronların tıpta önemli bir kullanım alanı mevcuttur.

PET taramaları (Positron Emission Tomograph / Positron Emisyon Tomografisi): PET tarayıcıları elektronun karşıt parçacıkları olan pozitronları kullanır. Bu taramalarda dolaşım sistemine enjekte edilen Fluorine-18 gibi kısa ömürlü bir radyoaktif bir izotop, pozitron yayan bir bozunum geçirir. Bu pozitronlar dokuda 1mm gibi kısa bir mesafe kat ederler. Bu sürede kinetik enerjileri azalır ve sonunda bir elektron ile temas ederek birbirlerini yok edip, birbirinin aksi yönünde hareket eden gamma ışınları (yüksek enerjili fotonlar) oluştururlar. PET tarayıcısı aynı anda oluşup birbirlerinin aksi yönünde hareket eden bu gamma ışınlarını tespit ederek taranan bölgenin üç boyutlu bir resmini çıkartır.

PAS (Positron Annihilation Spectroscopy / Positron İmha Spektrokobisi): Deneysel bir cihaz olan PAS, materyal araştırmalarında kullanılmaktadır. Herhangi bir metal, süperiletken ya da polimer benzeri malzemeye gönderilen pozitronların, elektronlar ile çarpışıp gamma ışını üretmesiyle atomik seviyelerde materyal yapısı ve kusur analizi çalışmaları yapılabilmektedir.

Parçacık Hızlandırıcıları

Parçacık hızlandırıcıları, elektromanyetik alanlar yoluyla yüklü parçacıkları inanılmaz süratlere hızlandıran makinelerdir. Birçok kullanım alanları olsa da en önemlisi yüksek enerji fiziğidir. Dünya’da irili ufaklı 30.000’den fazla parçacık hızlandırıcı vardır ve bunların sadece 1%’i 1 GeV enerjisi üstündedir.

Not: Türkiye’de de bir parçacık hızlandırıcı kurulum çalışması uzun yıllardır devam ediyor. Temel eğitim düzeyinde (1 GeV altı) küçük bir parçacık hızlandırıcısının yapımını öngören projenin gidişatı hakkında araştırma yapabilirsiniz.

Böylesi hızlandırıcılar çok yüksek yoğunluk ve ısılar ile parçacıkları çarpıştırarak Big Bang’in ilk anlarındaki ortamı oluşturmaya çalırken, maddeyi oluşturan temel parçacıkları açığa çıkarmaktadırlar. Kaba tabirle bir parçacık hızlandırıcısı ne kadar güçlü olursa, o kadar derinlere ineriz. Bazı insanların “tanrı parçacığı” keşfedildi hala daha neyi arıyorlar dediklerini biliyoruz. Ama daha keşfedecek, öğrenecek ve anlayacak çok fazla şey var. Planck seviyesi denen quantum kütleçekiminin güçlenip bilinen quantum alan teorisini darmadağın ettiği ve evrenin dört büyük gücünün birleştiğinin tahmin edildiği 1.22 × 10^19 GeV’luk enerji seviyelerine inmek için hayal edebileceğimizden güçlü hızlandırıcılar gerekmektedir. Bu enerji seviyeleri öyle güçlüdür ki, gerçektenden bir kara delik oluşturabilirler. Ancak korkmayın, böyle bir hızlandırıcı inşa etmek için Dünya’da yeterince yer yok. Tahmini boyutları Güneş çapının 10 katı (14 milyon km) olacaktır.


Almanya’daki dev parçacık hızlandırıcı; DESY. 1959 yılında inşa edilen bu hızlandırıcı, Cern ve Fermilab’dan sonra yeryüzündeki en güçlü hızlandırıcılardan biridir.

Bizler, insanoğlu asla uçamaz, uzaya çıkamaz, Ay’a gidemez diyen kişilerin sadece bir nesil sonrasındaki zaman diliminde yaşıyoruz. Bugün imkansız denen şeylerin yarın da imkansız kalacağının garantisi verilemez. Gelecek nesillerin yapamayacağının ya da başka insanlık harici olası uygarlıkların yapamayacağının kesinlikle hiç bir garantisi yok.

Bilimsel araştırmalara önem veren bütün uygarlıkların en büyük ortak noktasının, belki de parçacık fiziği olduğunu keşfedebiliriz bir gün. Evrenin yapı taşlarını keşfetmek isteyen bütün zekaların temel yapı taşlarını açığa çıkarıp gözlemleyebilecekleri hızlandırıcılar yapmaları gerekecektir. Bu sebeple evrenin derinliklerini incelerken bizimkilerden daha büyük ve güçlü parçacık hızlandırıcıların açığa çıkarabileceği cinsten yoğun enerjiler keşfedebiliriz. Planck seviyelerini araştıracak bir hızlandırıcının açığa çıkaracağı enerji, zaman zaman bir pulsar gibi parlamasına sebep olacaktır.

Hızlandırıcılarda Antimadde Üretmek

Parçacık hızlandırıcılarından Fermilab’daki Tevatron, Brookhaven’daki RHIC ve CERN’deki LHC gibi büyük ve güçlü olanlar, hatırı sayılır miktarda (araştırmalara yetecek kadar) antimadde üretebilmektedir. Her yıl Fermilab Tevatron hızlandırıcısı ile 15 nanogram, Alman DESY hızlandırıcısı 2 nanogram ve CERN 1 nanogram miktarlarda üretmektedir.


CERN

CERN, dünyanın en büyük ve kapsamlı yüksek enerji fiziği araştırma tessislerinden biridir. 6 adet hızlandırıcı ve yavaşlatıcıya ev sahipliği yapar. Birçok farklı deneyin yürütüldüğü CERN’deki antimadde deneylerinden bahsedelim.

CERN’ün ana parçalarından “Proton Synchroton” hızlandırıcısı, proton ışınlarını bir metal bloğa ateşler. Çarpışmalar o kadar şiddetlidir ki, yaklaşık her bir milyon çarpışmada yeni proton ve antiproton çiftleri açığa çıkar. Antiprotonlar ışık hızına yakın hızlarda her yöne doğru saçılırlar. 2002’den beri “Antiproton Decelerator” (Antiproton Yavaşlatıcısı) denen yavaşlatıcı, bir dakikadan kısa süre içinde antiprotonları manyetik alanlar ile yönlendirip, elektrik alanları ile yavaşlatarak (“cooling” denen bir işlem) bu antiprotonları ışığın 10% süratlerine kadar düşürür. Bu işlem sonunda deneylerden kullanıma hazır olan antiprotonlar ACE, ATRAP, ASACUSA, ALPHA ve AEGIS deneylerine yönlendirilirler.


CERN’deki ACE deneylerinin yapıldığı alandan bir fotoğraf.

ACE (Antiproton Cell Experiment): Antiprotonların biyolojik etkilerinin araştırıldığı bu projede, Dünya çapında 10 enstitüden gelen bilim insanları antiprotonlar ile kanser tedavisi üzerinde araştırmalar yapıyorlar. Özellikle insan vücuduna büyük hasar veren kemoterapiye kıyasla çok daha az zarar veren ve daha etkili olan tedavi yöntemleri umut vaadediyor.

ATRAP (The Antihydrogen Trap): Bu deneyde hidrojen atomları ve antihidrojen atomları arasında karşılaştırmalı gözlemler yapılıyor. Bir antihidrojen atomu yapmak oldukça zorludur. ATRAP ekibi antiprotonları pozitronlara tabi tutarak ikinci bir “cooling” işlemi uyguluyorlar. Böylece antiprotonlar daha da yavaşlarken bazıları birer pozitron kapıp antihirdojen atomu haline geliyorlar.

ASACUSA (Atomic Spectroscopy And Collisions Using Slow Antiprotons): Bu deneyde antiproton içeren helyum (antiprotonic helium), (atom çekirdeği çevresinde iki elektron yerine bir elektron ve bir antiproton dönen hibrid madde-antimadde atomlar, antiprotonların negatif elektrik yükü taşımasıyla mümkün olabiliyor) ve antihidrojen atomlarının spektroskopi yoluyla eşdeğer madde ile karşılaştırmaları yapılıyor. Bunun yanında madde ve antimaddenin etkileşimleri de gözlemlenip antiprotonların elektronlara ve atom çekirdeklerine olan etkilerinin de gözlemleri yapılıyor.

ALPHA: Diğer bir deney takımı olan ALPHA’da antihidrojen atomları sentezleyip bunlar üzerinde yoğunlaşıyor.

AEGIS (Antihydrogen Experiment: Gravity, Interferometry, Spectroscopy): Son olarak bu deneyde ise, Dünya’nın kütleçekiminin antihidrojen atomları üzerindeki etkisi araştırılıyor. Özellikle bu deneyden biliyoruz ki, antimadde ve normal maddenin kütleçekimsel bir farkı yok. Antimaddede kütleçekimine normal madde gibi maruz kalıyor.


UZAYIN DERİNLİKLERİNDEN ANTİMADDE GÖZLEMLERİ

Gözlemlenebilir evrendeki neredeyse bütün herşey, bizim için normal olan madde tarafından oluşmuştur. Ancak istisnai durumlar söz konusudur. Antimadde sanıldığı kadar nadir değildir. Hatta antimadde yoğunluğu olan bölgeler tespit edilmiştir.


Samanyolu’nun merkezindeki antimadde yoğunluğunun diğer bölgelere göre fazla olduğu alan.

Madde ve antimaddeyi oluşturan parçacıklar çarpıştıklarında gamma ışınları ve değişken birçok parçacık açığa çıkararak birbirlerini yok ederler. Bu gamma ışınlarını tespit ederek, madde ve antimaddenin temas ettiği bu nadir bölgeleri bulabiliyoruz.

“Antimadde Bulutu”

1970’den beri varlığını bildiğimiz galaksi merkezi yakınlarında bir “antimadde bulutu” mevcuttur. Ancak terim sizi yanıltmasın burası antimadde dolu bir bölge değildir, sadece eser miktardaki antimadde, evrenin geri kalanına kıyasla bu bölgede biraz daha fazladır. Neredeyse 10.000 ışık yılı boyutlarında bir alana yayılan bu “bulut”, elektronların pozitronlar ile çarpışması sonucu açığa çıkan gamma ışınları ile tespit edilmiştir. Bu bölge Güneşimizin 10.000 katı kadar bir enerji saçmaktadır.

ESA’nın Integral uydusu yakın zamanda bu antimaddenin kaynağını keşfetti. Galaksi merkezi yakınlarında ki X-ışını ikilileri (bir karadelik ya da nötron yıldızı ve bu süper kütleli cismin çevresinde dönerken madde kaybetmekte olan normal bir yıldız).


ANTİMADDE ENERJİSİ


Madde – Antimadde çarpışmaları, sahip olabileceğimiz en yoğun ve en saf enerjiyi üretmektedir doğru. Gelecekte bir gün uzay gemilerinde roket olarak kullanılabilir. Enerji santralleri ile şehirlerimizi ve kolonilerimizi aydınlatabilir, bu da doğru. Ancak böyle şeyler için ihtiyaç duyacağımız antimadde miktarını üretmekten henüz çok uzağız.

İnsanoğlunun bu güne kadar ürettiği antimadde, şu anda sadece bir ampulü bir saniyeliğine aydınlatmaya yetecek miktardadır. Yeterli miktarda antimaddeyi üretmenin pratik bir yöntemini bulursak; parçacık fiziğinden, yıldızlar arası görevlere kadar bir alanda yeni imkanlar sunabilir bize. Ancak ne yazık ki bugün ve yakın gelecekte böyle imkanların sadece hayalini kurmak durumundayız.

Berkan Alptekin

---------------------------------------------------------------------------------------

Başka bir makale...

Anti Madde ya da Karşı Madde Nedir?


Madde adını verdiğimiz nesne, temel (elementler) taneciklerin az ya da çok karmaşık bileşimleridir. Sayıları otuzu pek geçmeyen bu taneciklere temel denmesinin nedeni, başka taneciklere bölünmemeleridir. Bazısı artı elektrik yükü, bazısı eksi elektrik yükü taşır. Aralarında birleşerek atomları, atomlar molekülleri, moleküller de gözle görülen maddeleri oluşturur. 1932 yılında gökbilimciler, gökküreden gelen ışınımları incelerken, olağandışı bir tanecikle karşılaştılar. Bu tanecik, çok iyi bilinen ve en yaygın tanecik olan elektronla özdeşti; tek değişik yanı, karşıt elektrik yükü taşımasıydı. Bu nedenle bu yeni tanecik “pozitron” diye adlandırıldı. Ne var ki, yapılan gözlemlerden, söz konusu taneciğin çok kısa ömürlü olduğu anlaşıldı.


Gerçekten, bu tanecik bir elektronla karşılaştığında, karşılıklı birbirlerini yok ederler. Karşıt maddenin ortaya çıkışı, bir şimşek ya da enerji yapımıyla açıklanır. Anti Madde Çarpışma Zamanla, bilinen bütün taneciklerin karşıtları bulundu ve tümü asıl taneciklere göre karşıt elektrik yükü taşıdığından, bunlara karşıt tanecikler dendi.

Öte yandan madde, temel taneciklerin bileşimi olduğuna göre, karşıt taneciklerin bileşerek karşıt maddeyi oluşturmasını tasarlamak kolaylaşır. 1960’larde yapılan araştırmalar sonucunda atomu oluşturan 3 parçacığında birer adet karşı parçacığı olduğunu göstermişti. CERN’ de ve Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda yapılan döteryum deneyleri başarıyla sonuçlandı ve karşı çekirdeği elde etmeyi başardılar. Anti Madde Karşı Madde Öyleyse, evrenin oluşum ve gelişiminin, eşit miktarlarda madde ve karşıt maddeyle gerçekleştiği düşünülebilir.


Bu düşünceye göre, başlangıçta maddenin yoğunluğu çok düşüktür ve yok alma tepkimeleri seyrek ortaya çıkar. Sonra, maddenin doğurduğu çekim etkisiyle, bu sınırsız bulut büzülür, yok olma olayları sıklaşır, dolayısıyla da sınırsız bir enerji yayımı doğar. Bu enerji, genelçekim enerjisine üstün gelince büzülme durur ve bulut genleşmeye başlar. Çok sıcak bir levha üstünde bir su damlasının uzun süre kalması gibi, karşıt madde de, bu sınırsız sıcaklıkta, gökadalar arısı plazmada varlığını sürdürür. Yok olma tepkimelerinin geliştiği yüksek enerji sınırında, karşıt madde korunur. Öyleyse, evrenin bir yerinde, bütünüyle bu karşıt taneciklerden oluşmuş dünyalar ve gökadalar bulunduğu düşünülebilir. Bunlar gelip bizim maddemizle karşılaşırsa, onu sınırsız bir şimşek halinde çözecektir. Birçok gökbilimci, uzak gökadalar ya da yalancı yıldızların (kuasar) ışımasının, bu dev patlamaların zayıf yankıları olduğu kanısındadır. Karşıt madde ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir.
 

Yıldırımlar antimadde mi üretiyor?

İlk olarak 1928 yılında Paul Dirac adlı bir fizikçi tarafından oluşturulan bir teoriyle ortaya atılan ve varlığı daha sonraki çalışmalarla kanıtlanan antimadde nereden geliyor? Atmosferik olaylar konusunda uzman bilim insanı Joseph Dwyer son altı yıldan beri, yani onun da içinde bulunduğu araştırma uçağı 2009 yılında tesadüfen bir yıldırım üzerinden antimadde bulutunun içinden geçmesinden beri işte bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyor.



Dwyer’ın uçağı, atmosfere doğru çarpışan kozmik ışınların ya da yoğun yıldırım fırtınalarının neden olabildiği yüksek enerji fotonları olan atmosferik gama ışınlarını (ya da y-ışınlarını) tanımlamak için gerekli olan donanımlara sahipti. Nature dergisinde yayınlanan makalede 2009 yılının fırtınalı bir gününde olup bitenler şöyle anlatılıyor:

“Söz konusu çalışma Dwyer’ın ve Melbourne’deki Florida Tekonoji Enstitüsü’nün, aslında ticari amaçlarla kullanılan ve tipik bir jet uçağı olan Gulfstream V üzerine yerleştirdiği bir parçacık detektörü üzerinden atmosferik y-ışınlarının incelenmesiyle ilgiliydi. 21 Ağustos 2009’da uçağın pilotları rotayı radar profilinden görülebildiği kadarıyla Georgia kıyıları olması gereken yere doğru döndürerek ilerlemeye başladılar. Dwyer, o anı şöyle açıklıyor: ‘Bunun yerine, gök gürültülü ve yıldırımlı bir fırtınayla karşılaştık ve tam da onun içinden geçiyorduk.’ Uçak şiddetle öne ve arkaya doğru sarsılmaya başladı ve aniden irtifa kaybetti. ‘Gerçekten öleceğimi düşündüm.'”


Fakat Dwyer hayatta kaldı ve onun parçacık detektörü de bu olay sonunda üç 511-kiloelektronvolt gamma ışını tanımlamıştı. Bu noktada gama ışınlarıyla ilgili bilinmesi gereken bir şey var: Bu ışınlar ayrıca kendi anti-parçacığıyla yani bir pozitronla çarpışan bir elektronun da sonucu olarak oluşabiliyorlar. Madde parçacıkları ve antimaddenin antiparçacıkları da aynı kütleye fakat yük durumu gibi şeyler açısından karşıt özelliklere sahipler. Ve karşıtlar birbiriyle çarpıştığında aniden yok oluyorlar. Bizim evrenimiz de maddeden oluştuğu için, antimaddenin varoluşu da genellikle çok kısa sürüyor.

Ve bu 511 kiloelektronvolt gama ışınları da söz konusu elektron-pozitron yok oluşu için bir tür patlamış bir silahtan çıkan duman niteliği taşıyor. Konuyla ilgili sonradan yapılan birkaç hesaplama Dwyer’ı uçağın pozitronlardan oluşan küçük bir bulutla çevrili olduğu sonucuna götürdü.

Fakat bu pozitronlar, antimadde nereden geliyor? Yoğun yıldırım fırtınaları gerçekten de pozitronlar üretebilir ama bu fırtınadan elde edilen diğer bir veri bilim insanlarının bu açıklamayı bir kenara bırakmalarına neden oldu. Tıpkı kozmik ışınlarda olduğu gibi, ki onların da elde edilen verilerde görünebilmek için diğer türden radyasyon oluşturmuş olmaları gerekiyordu.

Dwyer, bir açıklama bulmayı başaramayışının ardından elde ettiği sonuçları yayınlamayı bitirdi. Fakat Nature’ın makalesinde belirtildiğine göre o şimdi daha fazla veri toplamak ve bu gizemli antimaddeyi daha yakından tanımak için yine bir yıldırım fırtınasına balonlar ve hatta bir başka uçak daha göndermeyi planlıyor.

---------------------------------------


Pozitron Nedir? – 1936 Yılı Nobel Fizik Ödülü

Sema Nur Yıldırım - Eylül   2014


Pozitron aynı zamanda antielektron olarak da adlandırılır ve elektronun antimadde karşılığı veya antiparçacığı olan artı yüklü lepton grubuna ait bir parçacıktır. Elektrik yükü +1e, spini 1/2 olan pozitron atom altı parçacığı elektronla aynı kütleye sahiptir. Düşük enerjili pozitron düşük enerjili elektron ile çarpıştığı zaman, iki veya daha fazla gama ışın fotonu (elektron-pozitron yok oluşu) meydana gelir.


Pozitronlar zayıf etkileşimler yoluyla pozitron yayan radyoaktif bozunma tarafından üretilebilir ya da yeterince enerjik bir foton çifti ile de bu sağlanabilir.


Pozitronun Keşfi ve 1936 Yılı Nobel Fizik Ödülü

1928 yılında Paul Dirac elektronların hem pozitif yüke hem de negatif yüke sahip olduğunu öne süren bir makale yayınladı. Bu makalede Dirac denkleminden bahsederek, kuantum mekaniğin, özel göreliliğin ve sonra Zeeman olayını açıklamak için elektron spinin yeni bir kavramını birleştirdi. Bu makalede açıkça yeni bir parçacığın varlığı öngörülmedi ama çözümlerinde elektronların ya pozitif ya da negatif enerjiye sahip olmalarına izin veriliyordu. Bu pozitif enerjili çözüm deneysel verileri açıkladı ama Dirac matematiksel modelin olanak tanıdığı negatif enerjili çözüme şaşırmıştı. Kuantum mekaniği negatif enerjili çözüme izin vermiyordu, klasik mekanikte benzer denklemlerde sık sık olduğu gibi ikili çözüm bir elektronun pozitif ve negatif enerji durumları arasında kendiliğinden atlama olasılığını ima ediyordu. Ancak, böyle bir geçiş henüz deneysel olarak gözlenmemişti. Sonra Dirac bu sorunlar hakkında teori ve gözlem arasındaki bu çatışması çözülemeyen zorluklar olarak bahsetmişti.


Dirac 1929 yılının Aralık ayında bir makale daha yazdı. Bu makalede rölavistik elektron için kaçınılmaz negatif enerji çözümünü açıklamayı denedi. Bir dış elektromanyetik alanda hareket eden negatif enerjili bir elektronun bir pozitif yük taşıdığını düşündü. Tüm uzayın dolu olan negatif enerji durumları denizi olarak kabul edilebileceği fikrini öne sürdü ve böylece pozitif enerji durumları (negatif elektrik yükü) ve negatif enerji durumları (pozitif yük) arasında elektronların atlamasına engel olacağını söyledi. Aslında bu makalede negatif enerjili elektronun tasviri yapılıyordu. Ancak bu parçacığın proton olma olasılığından söz eden Dirac’a karşı Robert Oppenheimer’dan ciddi bir karşı dönüş alındı. Feynman ve Stueckelberg zamanda geriye doğru hareket eden bir elektron olarak pozitron yorumunu ortaya attılar. Çünkü bu Dirac denkleminin negatif enerji çözümleri ile örtüşüyordu. Evet, pozitif elektrik yüklü bir elektron zamanda geriye gidebilmektedir – asla zamanda ileriye gidemez. Aynı elektron gibi özelliklere sahip olmasına karşın sadece elektrik yükü farklıdır.


1929 yılında Dmitri Skobeltsyn ilk kez pozitronu gözlemledi. Wilson bulut odasını kullanırken kozmik ışınlarda gama ışınımını tespit etmeyi denerken, elektronlar gibi davranan ama uygulanan manyetik alanda zıt yönde dönen pozitron parçacığını böylelikle gözlemlenmiş oldu. Sonra çalışmalar devam etti hatta 2 Ağustos 1932 yılında Carl D. Anderson pozitronu resmen keşfetti ve 1936 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı. İşte pozitron ismini veren de Anderson oldu.


Bu buluşun faydalarını günümüzde PET (Pozitron Emisyon Tomografisi), CT (Bilgisayarlı Tomografi), MRI (Magnetik Rezonans Görüntüleme) gibi sağlık alanında insanoğluna patolojik durum ile ilgili anatomik ve morfolojik değişikliklerin görüntülenmesine olanak sağlar.
Atom altı parçacıklar yazı dizimizde elektron, nötron ve protondan sonra pozitronu da ele almış olduk.

-------------------------------------------------
AYNADAKİ MADDE

ANTİ-MADDE YAPIMI GERÇEKLEŞECEK Mİ?


Fizikçiler anti-madde yapımının büyük bir kısmını tamamladılar.

Peter KALMUS


Bu bir anti-galaksi midir? Mevcut astronomik bilgiler bu soruya henüz kesin cevap verememektedir.

Anti-parçacıkların varlığı bugün artık kesindir ve belki de evrenimizin bazı yerlerinde ham halde anti-madde de bulunmaktadır. Her ne kadar şimdiye değin anti-maddenin bir tek atomuna dahi rastlanmamışsa da, yakında laboratuvarlarda böyle bir atom oluşturulabilcektir.

Birçoğumuz, evrenin bir yerlerinde, maddenin aynada görünümü gibi, ancak karşıt özellikler taşıyan benzerinin varlığı fikri karşısında adeta büyülenmekteyiz. Bilim-kurgu filmlerinin çoğunda anti-madde olgusu çokça işlenmesine rağmnen, henüz hiç kimse böyle bir şeyi ne görmüş, ne de yapabilmiştir. Tarihte ilk kez antimadde fikrini İngiliz fizikçi Arthur Schuster ortaya atmış (1898) ve ardından bu spekülasyonun bir hayal olduğunu da eklemiştir.

Bu kavram, Paul Dirac’ın anti-parçacığın varlığı hakkındaki çalışmalarına değin (1930), matematiksel bir temele dayanmıyordu. Dirac, modern fiziğin köşe taşları olan relativite ve kuantum teorilerini birleştirerek anti-parçacıkların varlığı hakkında yeni bulgular ortaya koydu. Einstein’ın relativite teorisi, kütle ve enerjinin durumunu gösteren, meşhur formülü (E=mC²) ortaya koymuştu. Kuantum teorisi, atom gibi çok küçük sistemlerin ancak belirli enerji değerlerine sahip olduğunu gösterdi. Dirac, bu iki teoriden elektronu tanımlayan yeni bir eşitlik elde etti. Bu yeni eşitlik bir elektronun alabileceği normal enerji düzeylerini göstermesinin yanında, negatif enerjiye eşit birçok düzeyin varlığını da göstermesi bakımından oldukça ilginçtir. Bu sonuç da negatif kütlenin varlığını gösterir.

Dirac, negarif kütleli parçacıkların ilginç özelliklere sahip olabilecekleri kanısındaydı. Böyle bir parçacığın gözlenememesinin nedenlerini de şöyle ortaya koyuyordu: Şimdi, öyle bir boşluk düşünelim ki, bu boşluk en düşük negatif enerji düzeyinde bulunan atomlarla doldurulacak olsun. Negatif enerjinin tüm düzeyleri dolu olabilir ve dolayısıyla, elektronlar tamamen dolu olan düzeyler arasında geçiş yapamayacağı için, biz bunların hiç birinin varlığından haberdar olamayabiliriz. Bununla beraber en yüksek negatif düzeyde olan bir elekron yetrli enerji alırsa, pozitif düzeye geçerek normal bir parçacık haline gelir (pozitron).

Carl Anderson ve Patrick Blackett’in kozmik ışınlarda pozitronu gözlemelerine (1932) değin fizikçiler anti-parçacık düşüncesine kuşkuyla yaklaşıyorlardı. Sonraları California Üniversitesi’nden bir grup fizikçi (yaklaşık 20 yıl sonra) anti-protonu bularak, bu düşünceyi gerçekleştirmiş oldular. Bu durumda tüm parçacıkların, aynı kütle ve fakat ters yükte, maddenin aynadaki görünümü gibi anti-parçacıkları olduğu kanıtlanmış oldu.

O halde, niçin Evren, parçacıklar ile dolu olduğu kadar anti-parçacıklar ile de dolu olmasın? Büyük patlama (big bang) her iki cins parçacığı da oluşturmuş olabilir. Evrenin ilk zamanlarından beri, anti-parçacıklar evrende belirli bir yerde bulunuyor olabilirler. Kozmolojistler asimetrinin, maddenin anti-madde üzerinde hafif bir dengesizliğe yol açtığı inancındadırlar. Bu dengesizlik evrenin büyük bir bölümünün normal maddeden oluşmasına neden olabilir. Doğal olarak, yaklaşık tüm anti-madde normal madde ile karşılaşınca yok olabilir.

Diğer bir alternatif de, anti-madde ve maddenin, evrenin değişik bölümlerinde aynı anda var olabileceğidir. Eğer bunları birbirinden uzak tutacak doğal bir mekanizma da varsa, anti-maddenin bir kısmı hâlâ var demektir. Anti-protonlar ve anti-nötronlar, anti-çekirdeği oluşturmak için birbirleriyle bağlanıp, pozitronu yakalayarak anti-atomu oluşturabilirler. Böylelikle anti-madde var olmuş olabilir. Bu anti-madde, madde ile karşılaşmadığı sürece kararlı ve dengeli olabilir.

Anti-maddenin varlığını gösterecek herhangi bir atoma, henüz Güneş Sistemi’nde dahi rastlanılmamıştır. Belki de Güneş’ten yayılan parçacıklar bunları yok ediyordur. Fakat hiç kimse bugüne değin böyle bir yok etme sonucu ortaya çıkacak olan radyasyonu belirleyememiştir.

Çok uzaklarda, anti-maddeden yaıplmış çeşitli yıldızlar, galaksiler var olamaz mı? Anti-madde ve madde aynı davranış özelliklerini göstereceğinden, anti galaksiler normal galaksilerin yaydığına benzer radyasyon yayacaktır. Astronomik gözlemler de bu konuda herhangi bir fark gösterememektedirler.

Anti-maddeyi belirlemenin bir yolu, yıldız ve galaksilerin yaydığı parçacıkları izlemektir. Yıldızlar da Güneş gibi çok büyük miktarlarda nötrinolar yaymaktadırlar. Nötrinolar hiçbir engel tanımadan yollarına devam etmekte ve hatta her saniye milyonlarca parçacık dünyamızdan da geçip gitmektedir. Anti-yıldızlar nötrinolardan daha değişik özelliklere sahip anti-nötrinolar yayıyor olabilirler ve bizler bunları inceleyerek anti-yıldızları tanımlamada önemli atılımlar yapabiliriz. Fakat yeteri kadar nötrino durdurmak için birkaç ışık yılı kalınlığında demir levha gerektiğini de hemen söyleyelim.


Bir yıldızın patlaması sonucu çok büyük miktarlarda nötrino ve anti-nötrinolar yayılır.

Anlaşıldığı gibi nötrinolar çok zor ve ender olarak belirlenebilmektedirler. Örneğin Brookhaven Ulusal Laboratuvarı tarafından son on yılda Güneş’ten gelen nötrinoların ancak birkaçı tutulabilmiştir. Nötrinoları tutabilmek bu denli zor olduğuna göre, anti-yıldızlardan gelecek anti-nötrinoları tutmak doğal olarak çok daha zor olacaktır. Tabii bu durum, çeşitli astrofiziksel patlamalar sırasında daha farklıdır.

Kozmik ışınlar dış dünyamız hakkında önemli bir bilgi kaynağı oluştururlar. Kozmik ışınlar, çoğunluğunu protonların oluşturduğu ve ağır çekirdekleri de içeren ışınlardır. Bu ışınlar galaksinin her yanından geldiği için bunlar üzerinde yapılacak çalışmaların bu konuda kayda değer bulgular vermesi oldukça şüphelidir.

Anti-maddeyi galaksimiz dışında aramamız gerekir. Eğer anti-yıldızların oluşturdukları bir galaksi normal bir galaksi ile karşılaşırsa, bunlar birbirlerini yok edebilirler. Bu da bize farklı bir sinyal verebilir. Astronomların, olabilecek farklı sinyalleri izlemeleri sonucunda birçok bilgiler elde edilebilir. Bir elektronun bir pozitron tarafından yok edilmesi sonucu iki gama ışını açığa çıkar. Bunlardan her biri, 0.51 milyon elektron Volt’a (MeV) sahip olup zıt yönlerde hareket ederler. Proton ve anti-protonun birbirini yok etmesi “pion” adı verilen birçok parçacığı da ortaya çıkarır.

Astronomlar henüz böyle sinyaller yakalamamalarına rağmen, bu durum anti-maddenin olmadığını göstermez. Hannes Alfvén, bir anti-galaksi ile normal galaksi karşılaştığında, öncelikle en dıştaki yıldızların yok olacağını söylemektedir. Alfven, bu yok olma sonucunda çıkacak radyasyonun her iki galaksiyi de birbirinden uzaklaştırarak daha geniş bir yok olmayı engelleyeceği görüşündedir.

Sonuçta doğada çok miktarda anti-madde olduğu kanıtlanmasa da, bunun laboratuvarda yapılabileceği fikri gündeme gelmiştir. Örneğin anti-hidrojen, anti-maddenin en basit şeklidir. Anti-hidrojenin yapılması için de yeteri kadar pozitron ve anti-pozitrona ihtiyaç duyulmaktadır. Fizikçiler gerekli anti-parçacıkları laboratuvarda yapmayı neredeyse başarmış durumdadırlar.

Bu konuda birçok çalışmalar yapılmış ve ilerlemeler kaydedilmiştir. Araştırmacılar 25 GeV proton ivmelendiriciler ile çok miktarda anti-proton üretimini gerçekleştirmişler (1960) ve 1970’li yıllarda saniyede yaklaşık 1000.000 anti-proton geçirebilecek yoğunlukta bir ışın demeti elde etmişlerdir.

Daha yakın zamanda İtalyan fizikçi Carlo Rubbia, proton ve nti-protonun çarpıştırılması sonucu zayıf elektriksel güç taşıyan W ve Z parçacıklarının elde edilebileceğini belirtmiştir. CERN (Avrupa Parçacık Fiziği Laboratuvarı) ‘nın uygulamaya koyduğu (1981) bir proje ile iki yıl içinde bu parçacıklar elde edilmişlerdir.



Proton ve anti-protonların çarpışması sonucu zayıf elektriksel güce sahip olan W ve Z parçacıkları açığa çıkar.

CERN, şu sıralarda anti-proton kaynağının kalitesini (yoğunluğunu) yükseltecek bir sistem oluşturma çabasındadır. Bu sistem, bu yıl denenecek ve 1988’de tamamen çalışmaya geçecektir. Yüksek enerji deneylerine ek olarak, yüksel şiddette anti-proton üretimi, fizikçilere anti-madde yapımı deneylerinde kolaylık sağlayacaktır.

Tüm bu çalışmalar, anti-maddenin en basit şekli olan anti-hidrojen yapmak içindir. Anti-hidrojen yapmanın en az iki yolu vardır. Bunlardan biri, anti-proton ve anti-pozitronu bir sistemde durdurup birleşmelerini sağlamak, diğeri de eşit hızda ve paralel olarak bir sistemde hareket etmelerini gerçekleştirerek birleşmelerini sağlamak.

Önümüzdeki yıllarda fizikçiler anti-hidrojen atomunu yapmayı başaracaklardır. İnsanlar şimdiden, bu anti-maddenin neler sağlayacağı konusunda spekülasyonlar yapmaya başlamışlardır. Örneğin anti-madde, yıldızlar arası seyehat için ideal yakıt olabilir. Çünkü çok az bir miktarı dahi, çok fazla enerji üretmeye yetmektedir.


Uzay gemisi “Atılgan”ın hareketleri anti-madde ile gerçekleştirilebilir!..

Mevcut roketleri hareket ettirmek için gerekli anti-madde miktarı sadece birkaç miligramdır. Fakat, gramın milyarda biri akdar bir miktarda anti-hidrojen yapmak için dahi milyonlarda anti-proton gereklidir. Görüldüğü gibi problem çok büyük olduğundan, maliyeti de yüksek olacaktır.

Eğer şu andaki çalışma hızını göz önüne alırsak, bu işler için yeterli anti-proton üretimi 10 milyon yıldan fazla bir zamanı gerektirmektedir.

Anti-maddeden yapılabilecek bir bombanın sonucunu düşünen bazı insanlar, bu konuda büyük spekülasyonlar yaratmaktadırlar. Bu ise bize uzak bir ihtimal gibi gözükmektedir; çünkü halihazırda konvensiyonel yöntemler ile çok daha etkili ve çok daha ucuz (anti-maddeye göre) bombalar yapılabilmektedir.

Anti-parçacıklar bize temel simetri yasalarına yeni bakış açıları verdiği gibi, bilim adamlarına da yeni yeni araştırma alanları açmıştır. Schuster’in yaklaşık 100 yıl önce sözünü ettiği madde ile anti-madde arasındaki simetri, bizlere evrenin temel kanunlarını anlamada daha engin ufuklar açacaktır.

Peter KALMUS, New Scientist
Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı: 240
Kasım 1987
Çev.: Mehmet Gündoğan