Doctor Who Fiziği – 0 (Giriş)


14/09/2015 Bedir Halcı

Guinness Rekorlar Kitabı tarafından dünyanın en uzun süren bilim kurgu televizyon programı olarak listelenen dizi aynı zamanda İngiliz popüler kültürünün de önemli bir parçasıdır. Dizi iyi planlanmış hikâyeleri, ilk yayınlandığı dönemdeki düşük bütçeli yaratıcı özel efektleri ve elektronik müzik kullanımındaki önderliği ile tanınır…


Uzun bir aradan sonra Doctor Who dizisi yeni sezonu ile 19.09.2015 yani bu Cumartesi başlayacak. Hem sezona yönelik verilen fragmanlar hem de ilk bölüm olan “The Magician’s Apprentice” (PS: Bu bölüm, sezonun ilk hikayenin ilk parçası olacak. Bir sonraki hafta verilecek olan “The Witch’s Familiar” adlı bölüm ise devamı niteliğinde olacak.) için verilmiş olan fragman, Whovian (PS: Doctor Who dizisinin fanlarına verilen isimdir.) kitlesini meraklandırmış durumda. Diziyi severek izliyoruz fakat Doctor Who sadece bir diziden mi ibarettir?
Yakınlarda bir yerlerde tanıdığınız bir Whovian varsa gidip ona Doctor Who deyince aklına gelen beş şey nedir diye sorun. Eğer belirli dönemlere takılıp kalmış bir izleyici değilse vereceği cevap büyük ihtimalle şu olur: “TARDIS, Sonic Screwdriver, Daleks, Cybermen ve Missy (Master)” Bu beş cevabı veren kişi hemen peşi sıra ilgili olaylar ve çeşitli sorular ile devam edecektir konuşmasına…
Doctor Who dizisinin temel soruları vardır. Her Whovian (hatta olmayan kişiler de dahil) hep şöyle sorular sorar:
* Yakın ya da uzak geçmişe gidemez miyiz?
* Uzak geleceğe gidemez miyiz?
* TARDIS gibi içi dışından daha büyük bir aygıt yapılabilir mi?
* Sonic Screwdriver benzeri bir aygıt yapmak mümkün mü?
* Uzaylılar var mıdır?
* Daleks ve Cybermen tipi yarı organik yarı sibernetik bir ırk oluşturulabilir mi?



Gelebilecek her tür soruyu belli başlı beş kategoriden birine sokabiliriz (benim yapacağım da bu) ve bu soruların temelinde yatan fiziği gün yüzüne çıkarabiliriz. Şimdilik kafamdaki kategoriler; Uzay-Zamansal Sorular, Boyutsal Sorular, Etkileşimsel Sorular, Paradoksal Sorular ve Alt Alan Soruları. Etrafımdan, forumlardan ve kitaplardan bulduğum uygun soruları uygun kategorilere ayırıyorum ve içlerindeki fiziği araştırmalar, veriler ve deneyler ile gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum.
Eğer popüler fizik sorularını düşünen ya da kafa yoran biri iseniz bu yazı dizilerini kaçırmayın. Bir sonraki yazıda Uzay-Zamansal Sorular ile birlikte olacağız…



Doctor Who Fiziği – 1 (Uzay-Zaman)




-> Uzay-zaman yolculuğu?

->Uzayda yolculuk?

->Zamanda yolculuk?
Doctor Who deyip de, TARDIS’in kullanım alanı olan uzay-zamandan bahsetmemek yanlış olur. Doktor, TARDIS’i kullanarak uzayda istediği yere ve zamanda istediği ana gider. Peki uzay-zaman tam olarak nedir?




Uzay ve zaman, içinde bulunduğumuz evrenin kendisi olan koordinatlar sistemidir. Öylesine koordinatlardırki; içinde bulundurdukları madde ve enerjiye bağlı olarak değişime dahi uğrarlar. Bu ikili birbirinden ayrı olarak dilimizde yer ediniyor olsa da, aslında bir bütündürler. Şöyle bir örnek verelim: Eğer bir arkadaşınıza “Saat üçte buluşalım” derseniz “Nerede” diye sorar. Ya da “Bowling oynamaya gidelim” derseniz bu seferde “Ne zaman” der. Sadece uzayı ya da zamanı bildirerek tam bir söylem yerine getirmeniz oldukça zordur. (PS: Tabi aranızda önceden kararlaştırılmış bir durum yoksa.) Bu sebeple adı uzay-zaman olan yapıdan bahsetmemiz gerekir.

Uzay-zaman normalde dört boyuttan (PS: 3 uzaysal ve 1 zamansal boyut) meydana gelir. Lakin hayal etmesi zor olduğundan genelde iki veya üç boyutta gösterilir. İki boyutlu gösterimde tüm uzaysal boyutların hepsi bir boyuta indirgenir, zaman ise kendi başına bırakılır. Bu tip gösterimler basit olayların anlatımında kullanıldığı gibi, karmaşık olayların basitleştirilmesinde de önemli rol oynar.




Yukarıdaki diyagramda da gösterildiği gibi ışık hızının üstünde bir hız olmadığı gibi ışık hızı da sabittir. Bu sabitliği kullanarak yapılan üç boyutlu uzay zaman diyagramları ise genel göreliliğin (PS: Einstein’ın gravitasyonu açıkladığı teorem) modellenmesinde kullanılır. Bu modelleme bize Whovian’ların şimdilik pek sevmeyeceği bir şey söyler: Işık hızının üstüne çıkamadıkça geçmişe gidemezsin; eğer kütleli isen zaten ışık hızına bile çıkamazsın!

Bu bizim için konulmuş bir kural hatta belki de bir sınır olabilir ama hile yapmamızı önleyecek kurallar yok…



Hemen üst görseldeki yeşil ve kırmızı koniler o bölgedeki ışık konilerini yani olası gidilebilecek yerleri göstermekte. Fark ettti iseniz ortada bulunan çukurumsu bölgeye doğru yaklaştıkça koniler eğriliyor. İşte bu eğrilme elimizdeki birinci hile…
Uzay-zaman kütle yoğunluğu (yahut enerji yoğunluğu) olan yerlerde bükülür. Öyleki, bu bükülme karadeliklerin olay ufku adı verilen bölgelerinde öyle bir hal alır ki; uzay-zaman diyagramında önceden bize kapalı olan bölge artık açılmış olur. İşte bu açıklık TARDIS’in kalbinde bulunan Eye of Hamony adlı karadeliğe dönüşmekte olan fakat dondurulumuş bir yıldızda da vardır elbettte. Zaten TARDIS’in zamansal yolculuklarının olabilirliğini sağlayan da budur.

Peki TARDIS uzaysal boyuttaki hareketini nasıl sağlamaktadır? Bildiğimiz üzere TARDIS’in içi dışından daha büyüktür. İçeri giren herkes buna şaşırmaktadır. Fakat çok önemli bir şey hep göz ardı edilmektedir. TARDIS’in içi hakikaten kendi içinde midir? İşte burası solucan deliklerine ve tabii ki ikinci hilemize yürüdüğümüz nokta…

Solucan delikleri uzay-zaman koordinatları içerisinde bulunan iki noktayı birbirine bağlayan kısa yollardır. İşte TARDIS’te olan da budur. O mavi polis telefon kulübesi ile içinde gördüğümüz ana konsol aslında iç içe değildir. TARDIS aslında hiç yerinden hareket etmez, yerinden hareket eden şey kulübedir ve o kulübe aslında bir solucan deliğidir.

Merak edenler varsa aşağıdaki çizim on birinci doktorun kullandığı TARDIS’in gerçel boyutlu ölçeklendirilmiş çizimidir…


Bir sonraki yazıda Boyutsal Sorular ve Etkileşimsel Sorular üzerinde duracağız…


Doctor Who Fiziği – 2 (Boyut Kavramı ve Etkileşimler)


Boyut?
Kaç Boyut?
Etkileşim?
Uzaylılar?
Dalek?
Cybermen?

Doctor Who Fiziği yazı dizisinin uzay-zaman adlı bölümünü okuduysanız eğer (okumadıysanız da cümlenin devamındaki söylemi biliyor olmanız muhtemel) TARDIS’in uzay-zaman kompleksinin dört boyutunda rahatça etkileşim noktaları kurduğunu bilirsiniz. Dört boyut diyoruz hep uzay-zaman için ama, Doctor Who evreni asli manası ile de dört boyutlu mudur? Ya da daha ilgi çekici ve temelden bir soru sorarsak; Boyut nedir?



Sizden başka hiçbir şeyin olmadığı bir yerde bulunduğunuzu hayal edin. Öyleki siz de olmasanız tam manası ile bir boşluk olacak. O an durgun mu yoksa hareket halinde m olduğunuzu anlamanızın bir yolu var mı? Aslında yok. Hatta siz bu yazıyı okurken bile durgun mu yoksa hareket halinde mi olduğunuzu kanıtlayabileceğiniz bir yöntem dahi yok. (Eğer bir önceki cümleyi okuduktan sonra biraz hareket edip tekrar yazıyı okumaya döndü iseniz söyleyeyim; ya henüz izafiyet diye bir şey duymadınız ya da o anlık aklınıza gelmedi.)

İzafiyet çok güzel bir şeyden bahseder. Asli referans noktası diye bir şey yoktur. Herkes referansını istediği yerden alabilir. Eğer elimde telefon ile yürüyorsam dışarıdan bakan biri için telefon hareket ediyordur ama benim için sabittir. Referans ve hareket birbiri ile bağlantılı olarak varlık belirtirler. Paragrafın başında belirttiğim o hayali bölgeye geri dönersek sizden başka bir şey olmadığından dolayı referans olarak alınabilecek tek şey sizsinizdir. Bu bakımdan hareket edemeyeceğiniz yani durgun olduğunuz sonucuna varırız. Lakin herhangi bir kemiğinizi bağlı olduğu bir ekleme göre oynatırsanız bu sizin hareket ediyor olmanız sonucunu çıkartır. (Bkz. Açısal Momentum) Hareket algısı referansa göredir ama bu eklemsel hareket fiziğin kuralları ile doğrudan ilişkilidir.



Peki, bir referans kullanmamız durumundan boyut kavramına nasıl geleceğiz diyorsanız, sabırla okumaya devam edin. Referans noktasına göre (nokta boyutsuz olduğundan burada kullanmam bir sıkıntı doğurmaz) hareketiniz için üç bilgi çıkartabilirsiniz. Bunlar; hareket doğrultusu, hareket yönü ve hareket şiddetidir. Farkında olmadan az önce vektörü icat etmiş olduk. Vektörler, bir referans noktasına göre doğrultusu, yönü ve şiddeti olan eylemsel bağlantılardır. İşte bu bağlantılardan aynı doğrultuda olanlarının birlikte oluşturdukları bileşkeye boyut diyebiliriz. Aynı mantıkla sonsuz tane boyuttan bahsedebiliriz ve bunun için hiçbir engel yoktur. Fakat ağır abi olan Fizik işin içine dahil olana kadar sözü Geometri söyler.

Fizik işleri kolaylaştırmak ve somutlaştırmak için vardır. Geometrinin temel verileri olan boyut ve vektörü gündelik hayatımıza göre yorumlayan Fizik bize sonuç olarak üç adet metrik boyut vermiştir. Neden üç diyenler için şunu belirtmekte fayda var; bir şeyi ne kadar basitçe tanımlayabiliyorsanız işleri o kadar kolay bir şekilde geliştirirsiniz. Fiziğin yaptığı da budur. Tam şu anda bulunduğunuz yeri belirtmek için bile bir meridyen, bir paralel ve bir rakım yetecektir deyip geçmek isterdim ama hayır, 24 belirtecin gerektiği bir durum var. GPS!

GPS 24 uydunun koordine çalışması ile sizin yerinizi bulur. Peki neden üç tanesi yetmez? Yazının başında bahsi geçmiş olan referans sıkıntısı yüzünden. Dünya üzerinde Greenwich, Ekvator ve Deniz adı verdiğimiz üç adet referans var. Ama uyduların bulunduğu bölgede böyle bir şey yok. Bu yüzden bizim Dünya üzerinde deprem merkezini belirlemede kullandığımız bir yöntemi kullanıyorlar. Kesişen Küreler Tekniği. Her uydu merkezi kendisi olan bir küre çizer. Kürenin yarıçapı GPS cihazı ile uydu arasındaki mesafe (elektromanyetik sinyal alış verişi ile hesaplanır) olarak belirlenir. 24 uydudan en az 4 tanesi bu işlemi gerçekleştirdiğinde kürelerin sadece ve sadece bir noktada tam kesişim gerçekleştirdikleri gözlemlenir. Ve bu nokta aracılığıyla GPS konumunuzu belirler.



Öyle ya da böyle net bir boyut sayısı belirtimi mümkün olmamakla birlikte bir sınır konulması da olağan değildir. Doctor Who evreni için söyleyebileceğimiz şey en az 3+1 boyutlu (3 metrik ve 1 zaman boyutu) olduğudur. Ama önemli olan şudur; bu boyutların içinde ikamet eden tek ırk biz olabilir miyiz?

Evrende yalnız mıyız sorusu neredeyse tarihin başlangıcından beri sorulan bir sorudur. Öyleki felsefeden, dine; sanattan, bilime her beşeri mantıklaşma bu soruya bir cevap aramıştır ve bu arayış halen devam etmektedir. Bu arayış sürecinde en büyük matematiksel adım ise Frank Drake tarafından atılmıştır. 1930 doğumlu olup halen yaşamakta ve SETI de çalışmakta olan Drake, kariyerinin ilk dönemlerinde bir denklem ortaya atmıştır. Günümüzde de kendi adıyla anılmakta olan denklem ufak bir düzeltme ile şöyledir.


Denklemde bulunan şeylerin anlamları:

1 Olası uzaylı ırkları sayısı

2 Yıl başına oluşan yıldız sayısı

3 Bir yıldızın etrafında gezegen olma olasılığı

4 Yıldız sisteminde yaşamın oluşmasına uygun bölgede bulunan ortalama gezegen sayısı

5 O gezegenlerin yaşam oluşturma olasılığı

6 Oluşan yaşamın zeki varlıklar oluşturma olasılığı

7 İletişim kurabilecek uygarlıkların oluşma olasılığı

8 Uygarlığın diğer uygarlıklarca duyulabilecek sinyali gönderme süresi (uygarlığın ortalama aktif verici yaşam süreci)

9 Dalek benzeri kötü uzaylı ırklarının saldırılarından kurtulabilme olasılığı

İşin aslı bu 9. Değişken olan dalek değişkeni işin şakasıdır. Orijinal denklem mantıken olabileceği kadar kusursuzdur. Bu denklemi, mantıklı bir şekilde çözelim ve cevaba bakalım.

Sorumuzun cevabını bulmak için; yıl başına oluşan yıldız sayısı, gözlemlerimiz sonucu elde ettiğimiz bilgilerce (NASA ve ESA) yıl başına 7 yıldızdır. Bir yıldızın etrafında gezegen olma olasılığı ise yine gözlemlerimizce (NASA ve ESA) yaklaşık olarak 1 dir. Yaşama elverişli bölgedeki ortalama gezegen sayısı da yine gözlemlerimizce (NASA ve ESA) 4.2 dir. Bu gezegenlerin yaşam oluşturma olasılığı (PS: Artık denklemin sarı bölümündeyiz; bu ve bundan sonraki değerleri net olarak bilmiyoruz ama mantıklı bir sayı vererek ilerlemeye çalışacağız.) bilimsel gelişmelerden yapacağım yorumlama sonucu yaklaşık olarak 0.5 tir. Öyle ya Kepler sistemleri, Dünya’ya benzer yeni gezegenler… Bunları hesaba katmak lazım. Oluşan yaşamın zeki varlıklar oluşturma olasılığı (ki bu evrimsel sürecin zorluğu ile bağlantılıdır) zannımca 0.17 yakınlarında bir değerdir. Bu zeki varlıkların iletişim kurabilecek düzeye kadar gelişebilmeleri ise doğal felaketlerce hep zorlanacağı da göz önüne alınarak yine zannımca yaklaşık olarak 0.14 tür. Bu uygarlıkların sinyallerini yaymaları için kullanabilecekleri ortalama süreçte yıldızlarının ölüm sürecine geçmesine kadar olan bölüm olarak alınırsa ortalama değerde yine zannımca 1000000 olacaktır. (PS: Tabi adamlar cevap gelmiyor diye sıkılmazlarsa!)

Yazdığımız değerlerin bize vereceği uygarlık sayısı 349860 olur! Ki bu sayı da çok maksimum alınan değerler ile gelmemiştir. Bu da Doctor Who dizisinin uzaylı dolu evreninin olabilirliğini göstermeye yeter.



Peki ama bu uzaylıların içinde Dalek ve Cybermen benzeri yarı organik yarı sibernetik ırklar da olabilir mi?

asdfas

asfcvfdvGünümüzde biyoloji profesörlerinin bir bölümü bunun olabilirliği üzerine çalışmalar yapıyorlar. Bir robotun içine fare nöronları koyup (yukarıda fotoğrafı olan GORDON) hareket ettirmeden, 3d yazıcılar tarafından üretilen sibernetik uzuvların farklı canlılara monte edilmesi (yine yukarıda robotik elin insan sinirlerine bağlanması ile oluşturulmuş ilkel CybOrg) matığına kadar hepsi denenmektedir. Deneyler olumlu sonuçlar verdiğine göre şunu söyleyebilirim ki Dalek ve Cybermen benzeri uzaylıların olma olasılığı da göz ardı edilemeyecek değerlere yakındır.

Bir sonraki yazı ile Doctor Who Fiziği adlı yazı dizisi sona erecek, hem de paradokslar ve alt alanlar ile…

 

Işık Hızı

Işık Ötesi Hız