Kozan Demircan | 06/09/2014 |


Bu bölümde ise Atılgan’da gördüğümüz hangi teknolojilerin günümüzde kullanıldığını anlatarak şunu soruyoruz:

Işıktan hızlı yolculuğun ve warp sürüşünün mümkün olup olmadığı tartışmaları bir yana, önümüzdeki 50 yılda ışıktan yavaş giden bir Atılgan inşa edebilir miyiz? Maliyetleri hesaba katmazsak ve warp sürüşünü şimdilik bir kenara bırakırsak, bugünkü teknoloji ile yakın yıldızlara gidecek bir Atılgan inşa etmek mümkün mü?

Yıldızlararası uzay gemisi prototipleri üzerinde çalışan Icarus Interstellar şirketinden mühendis Adam Crowl, önümüzdeki 50 yılda Atılgan olmasa da yakın yıldızlara gidecek bir uzay gemisi inşa edebileceğimizi düşünüyor (Avatar filmindeki Venture Star’ın ilkel bir versiyonu). Öyleyse gelin, bugün neler yapabileceğimize bakalım.

Gerçeğinden biraz farklı:




Atılgan’ın planında biraz değişiklik yapmak gerek

Günümüzde sebepler, teknik yetersizlikler, yüksek maliyetler, lojistik sınırlamalar ve mevcut politikalar nedeniyle nükleer reaktörler gibi bazı teknolojileri dünyada kullanıyor olsak bile Atılgan’da kullanamayacağız. Ayrıca bugün bildiğimiz kadarıyla ışıktan hızlı warp sürüşü de mümkün değil.

Ancak bu bölümde bütün bunları bir kenara bırakalım ve elimizdeki teknolojiyle uzayda Atılgan inşa edip edemeyeceğimize bakalım, teorik olarak neyin mümkün olduğunu konuşalım.



İlk avantaj: Hafif olacak

Uzayda inşa edilen Atılgan asla Dünya ve Ay’a iniş yapmayacak. Bu yüzden gezegenlerden sarsılarak yüksek hızla kalkış yapmaya ihtiyacı olmayacak. Aynı sebeple çok sağlam inşa edilmesi de gerekmeyecek.

Tabii bugünkü teknoloji ile titanyumdan güçlü bir malzeme kullanarak yaklaşık 300 metre uzunluğunda 430 kişilik hafif bir uzay gemisi inşa etmemiz imkansız (karbon fiber, kompozit malzeme ve karbon nanotüp teknolojisi bu çapta inşaata izin vermiyor).



Öte yandan, titanyumdan inşa edilen Atılgan gibi büyük kütleli bir gemi uzayda hızlanırken, yavaşlarken ve manevra yaparken yüksek strese, gerilime maruz kalacak. Uzay gemisi inşaatında ilk aşmamız gereken sorunlardan biri bu.

Sonuç olarak uzayda yerçekimi olmasa bile kütle etkili olduğu için Atılgan gibi büyük bir gemi inşa etmek çok zor. Özellikle de manevra yaparken kola kutusu gibi buruşmayacak veya parçalanmayacak bir gemi. Ancak 50 yıl içinde karbon nanotüpler gibi egzotik malzemeler kullanarak bu sorunu aşabiliriz.



Nükleer motorlar

Atılgan’ın warp sürüşü olmasa da nükleer motorları olabilir fakat dış görünüş olarak bildiğimiz roketlere benzeyen fütüristik nükleer plazma motorları henüz geliştirmedik. Bunun yerine, elimizde nükleer patlamalardan yararlanan “atımlı nükleer motor” teknolojisi var ve NASA’nın 60’lı yıllarda üstünde çalıştığı Orion uzay gemisinde de bu tür motorlar kullanılması düşünülüyordu.

Teorik olarak basit: Roketin arkasına büyük bir metal plaka yerleştiriyorsunuz ve daire şekilli bu “itici levhayı” dev pistonlardan oluşan özel bir süspansiyon sistemi ile rokete bağlıyorsunuz (Orion gemisi 100 g ile yani yerçekiminin 100 katı bir güçle hızlanıyor. Oysa insanlar uzun süreli olarak ancak 2 – 3 g’lik hızlanmaya dayanabileceği için süspansiyon kullanmak şart).



Atımlı nükleer motorlar şu şekilde çalışıyor: Roketin arkasında uzay boşluğuna bir atom bombası atıyorsunuz. Nükleer patlama oluyor ve radyasyonla şok dalgası roketin arkasındaki içbükey levhayı itiyor. Levha da süspansiyon sistemiyle birlikte roketi ileri doğru itiyor. Roketin hızlanması için uzay gemisinin arkasında düzenli olarak atom bombası patlatmak gerekiyor!



Teknoloji mi, çılgınlık mı?

Elbette astronotları radyasyondan korumak ayrı bir sorun. Bunun için süspansiyon takımının ana roketle birleştiği arka tarafa ayrıca koruyucu zırh takılıyor. Aslında Orion gemisinde atom bombası değil, çok daha güçlü olan termonükleer bombalar kullanılıyor. Sürekli bomba patlatılması halinde Orion ışık hızının yüzde 3 ile 5’ine ulaşabiliyor. Bu gemi yüzlerce bomba taşıyor.



Daha güçlü patlamalara yol açan antimadde katkılı füzyon bombaları ile ışık hızının yüzde 10’una ulaşmak mümkün. Saf antimadde bombaları kullanan bir roket ise ışık hızının yüzde 50 ila 80’ine ulaşabiliyor. Ancak Dünya’da antimadde bombasında kullanılacak kadar bol miktarda antimadde üretemiyoruz ve antimaddeyi elimizde patlamadan uzaya taşıyacak teknolojiye sahip değiliz.

Ayrıca gemiyi antimadde motorları veya bombalarıyla arkadan bu kadar hızlı itmek geminin teneke kutu gibi ezilmesine yol açabilir (geminin eylemsizlik ilkesi gereği hızlanmaya direnç göstereceğini akılda tutmak gerek). Bunu önlemek için motorları geminin önüne yerleştirebilir ve gemiyi itmek yerine, gemiyi römork gibi çekmelerini sağlayabiliriz ki Avatar filmindeki uzay aracı da bu tür bir sistem kullanıyordu.


Kontrollü çılgınlık

Bu yüzden nükleer motorlu Atılgan (100 g’lik ivmelenmede parçalanmayacak kadar sağlam olduğunu varsayarsak) ancak göreli daha az enerjik olan termonükleer bombalar kullanabilir ve saniyede sadece (!) 9000 km hızla gidebilir.

Elbette hızlanmak kadar yavaşlamak da önemli ve Atılgan yalnızca komşu yıldızlara giderken bu kadar hızlanacak. Gezegenlere ulaşmak içinse hızının saatte 60 bin km, yani saniyede 17 km’yi (!) aşmaması gerekiyor.


Nitekim 2015’te Güneş Sistemi’nin dış sınırlarındaki cüce gezegen Plüton’a ulaşacak olan New Horizons uzay sondası hedefine kısa sürede varmak için o kadar hızlı gidiyor ki (saatte 84 bin km) bu araç asla yavaşlayıp Plüton’un yörüngesine giremeyecek. Uzay boşluğuna dalmadan önce hızla Plüton’un yanından geçecek ve cüce gezegenin fotoğraflarını çekerek kısa süre için bilgi toplayacak.

Her ne kadar nispeten yavaş gitse de nükleer motorlu Atılgan aslında diğer geleneksel uzay araçlarından iki kat hızlı giderek Mars’a üç ayda ulaşırdı. Her durumda yavaşlamak ve gezegenleri radyoaktif serpintiden korumak için motorları önceden kapatarak güvenli bir yörüngeye yerleşmesi gerekirdi.



Yapay yerçekimi

Nükleer motorlu bir gemiden söz ettiğimiz için itici levha, süspansiyon sistemi, radyasyon kalkanı gibi ek parçalar kullanmak zorunda kaldık. Bu sebeple Atılgan’ın uzunluğu da 300 metre değil, en az 1000 metre olmak zorunda (Avatar filmindeki Venture Star’ı veya 2001 Uzay Macerası’nı hatırlayın). Üstelik nükleer radyasyondan korunmak için herkes geminin ön tarafında oturmalı.



Ayrıca yerçekimsiz ortamda insanların kas ve kemiklerinin eridiğini biliyoruz. Öyle ki uzayda 1 yıldan uzun süre kalmak ölüm tehlikesine yol açıyor. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşayan astronotlar bile Dünya’ya döndüğü zaman yerçekimine tekrar alışmak zorunda kalıyor. Yere indiklerinde zayıflayan kasları yüzünden bir süre ayağa bile kalkamıyorlar. Felçli gibi yatakta taşınmaları gerekiyor.



Uzay tekerleği

Bu sebeple uzak yıldızlara veya gezegenlere yolculuk edecek olan gerçek Atılgan’ın yapay yerçekimi üretmesi gerekiyor. Elbette Uzay Yolu’ndaki yapay çekim teknolojisi elimizde yok. Bunun yerine 2001 Uzay Macerası filmindeki gibi dev uzay tekerlekleri kullanabiliriz.

Fayton tekerleğine benzeyen bu tekerlekleri Atılgan’a yerleştireceğiz ve astronotlar kendi etrafında dönen tekerleklerin yarattığı merkezkaç kuvveti sayesinde yerçekiminin üçte biri şiddetindeki çekim alanında koşup spor yapabilecekler (Aslında 2001 Uzay Macerası’ndaki tekerleğin yeterli çekimi oluşturmak için iki kat büyük olması gerekiyordu ama bütçe sınırlamaları Kubrick’i küçük bir sahne kurmaya zorladı).



Sürekli dönen bu uzay tekerleğinin aşınmasını önlemek için süperiletken mıknatıslarla manyetik yastık sistemi kullanılacak. Uzay gemisi için gereken enerjiyi ise 1,5 GWe’lik (gigawatt elektrik) bir nükleer reaktör sağlayacak.

Öte yandan, uzak yıldızlara veya gezegenlere değil de sadece Mars’a gidecek kısa menzilli bir gemi yapmak istiyorsak Atılgan’dan çok küçük iki uzay kapsül inşa edebilir ve bunları birbirine kabloyla bağlayabiliriz. Gergin kablonun ağırlık merkezinin çevresinde dönen kapsüller tekerleğe ihtiyaç olmadan yapay çekim üretebilir. Atılgan yapmak iddialı, karmaşık ve pahalı bir proje.



Soğutma problemi

Yıldızlararası yolculuk edecek uzay gemisi prototipleri üzerinde çalışan Icarus Interstellar şirketinden mühendis Adam Crowl ise uzay gemilerindeki başka bir sınırlamaya dikkat çekiyor: Aşırı ısınma.



Bir uzay gemisine nükleer reaktör takmak aslında işin kolay tarafı: Asıl sorun bu reaktörü soğutmayı başarmak. Örneğin Amerikan uçak gemilerinde kullanılan reaktörler teorik kapasitenin çok altında çalışıyor. Bu gemilere nükleer santral boyunda daha güçlü reaktörler taksaydık, kalın bir zırh ve özel soğutma sistemleri kullanmak gerekirdi.

Aynı şey Atılgan için de geçerli. Atılgan’ı uzayda soğutmak için dev termal radyatörler kullanmamız gerekecek. Bu da geminin Atılgan’dan çok, sayısız güneş paneli ve girintili çıkıntılı antenle dev bir kirpiyi andıran Uluslararası Uzay İstasyonu’na benzemesine yol açacak. Crowl’un dediği gibi: “Fizik mühendisliği estetikten anlamaz”.



Sıvı soğutma

Bu konudaki en gerçekçi bilimkurgu yaratısı Mass Effect video oyunları. Mass Effect’teki uzay kruvazörleri silah sistemleri aşırı ısınmadan önce sadece 20 dakika savaşabiliyor. Soğutma için de geminin gövdesinin iki yanını saran özel seramik şeritler kullanıyor.

Elektrikli sobaların bobinleri gibi karanlıkta parlayan bu şeritler geminin lazerlerinin, motorlarının, füzyon reaktörünün ve bilgisayarlarının ürettiği atık ısıyı uzaya veriyor. Oyunda yer alan savaş gemileri kabindeki muazzam ısıyı soğuran sıvı sodyum ve lityum tabanlı bir soğutma sistemi de kullanıyor. Geminin burnundan uzaya saçılan sıvı sodyum damlaları uzayda soğuduktan sonra geminin kıç tarafından emilip sıvı soğutma tanklarında toplanıyor.

Oysa gemi sert manevra yaptığında, örneğin aniden iskeleye kırdığında damlacıklar uzayda kayboluyor. Dolayısıyla bu tür güçlü soğutma sistemlerinin bile bir kullanım ömrü var. Sıvı sodyum ve lityum azalınca işe yaramıyorlar.



Enerji problemi

Bu tür gelişmiş soğutma teknolojileri olmadan gemilere büyük nükleer reaktör takmak şimdilik mümkün görünmüyor. Üstelik gemilere küçük nükleer reaktör takmak hiç mümkün değil!

Bununla ilgili olarak internette son zamanlarda bir “toryum araba” efsanesi de aldı yürüdü. Güya Cadillac mühendisleri radyoaktif toryum kullanan mini nükleer reaktör sayesinde 100 yıl yakıt almadan giden otomobil üretmişler (aslında 2009 yılında tasarladıkları konsept arabadan türemiş bir masal bu).


Bu bir efsane, çünkü arabaya sığacak kadar küçük bir reaktördeki nükleer tepkimeler de çok küçük hacimlerde gerçekleşecektir. Bu da o reaktörün aşırı ısınarak erimesine veya arabanın içinden çevreye ölümcül gama ışınları yaymasına sebep olacaktır. İşte bu yüzden dünyada hem çok güçlü ve hem de çok küçük nükleer reaktörler kullanamıyoruz.

Kısacası, bugünkü teknoloji ile Atılgan’a nükleer reaktör yerleştiremeyiz. Ancak, Atılgan’da Güneş Sistemi’nin dışına çıktığı söylenen Voyager 1 uzay sondasını çalıştıran RTG jeneratörlerini kullanabiliriz (Tabii Radyoizotop termoelektrik jeneratörleri nükleer reaktör sınıfına girmiyor). RTG sistemi Güneş’ten ve güneş panellerinin elektrik üretmekte kullandığı güneş ışığından uzaklaşan uzay gemisine gereken enerjiyi sağlayacaktır.

Her durumda NASA Glenn Araştırma Merkezi’nden havacılık ve uzay mühendisi Marc Millis elimizdeki teknoloji ile Atılgan’ın benzerini yapmanın imkansız olduğunu söylüyor. 50 yıl içinde ışık hızının yüzde 10’uyla yıldızlara yolculuk eden bir gemi yapabiliriz ve bu araç ince uzun bir rokete benzeyecektir ama Atılgan’a dış görünüş itibarıyla benzeyen bir gemi inşa edemeyiz.



Yapabileceklerimiz

Bununla birlikte Uzay Yolu’nda gördüğümüz pek çok teknoloji gerçek oldu. Kayar kapılar 25 yıldır Migros marketlerde kullanılıyor. Kaptan Kirk’ün iletişim cihazı da bir değil, iki kez gerçek oldu: Biri telsiz, diğeri cep telefonu.

Bunun dışında jiroskop, ısı sensörü, hareket sensörü ve radyo antenleriyle donatılan akıllı telefonlar Uzay Yolu’ndaki mobil analiz cihazı “tricorder”ların yerine geçti. Hatta günümüzdeki Android tabletler ve iPad’ler 90’lı yıllardaki Uzay Yolu dizilerinin e-kalemli tabletlerinden çok daha gelişmiş ürünler (Siz de Scientific SciFi Scanner Lite uygulamasını Android cihazınıza kurarak telefonunuzu bir tricorder’a dönüştürebilirsiniz).

Icarus Interstellar şirketinin kurucu ortağı Richard Obousy de aynı kanıda ve biraz da esprili bir şekilde, Uzay Yolu yapımcılarına “1990’larda bir iPad gösterip bunun 23. yüzyıl teknolojisi olduğunu söyleseydiniz size inanırlardı” diyor.



Yemek basan 3B printerlar

Icarus Interstellar’dan havacılık ve uzay mühendisi Andreas Hein, şimdiden et ve bitki basan 3B biyoprinter prototiplerinin geliştirildiğini belirterek Uzay Yolu’nda yemek hazırlayan replikatörlerin de yakında gerçek olacağını söylüyor. Bunlar dizide olduğu gibi gıda moleküllerini bir araya getirerek çalışmayacak ama un, nişasta, şeker gibi malzemelerden istediğimiz yemeği “basabilecek” (çikolata basan örnekleri birkaç yıldır kullanımda).



3B biyoprinterda basılmış bu tür hazır yemekler ısıt-ye ve ısıt-kupaya dök-iç formatında ya da Uluslararası Uzay İstasyonu’nda olduğu gibi poşetler içinde sunulabilir. Tek yapacağımız bu teknolojiyi Migros raflarında gördüğümüz hazır yemeklere uyarlamak.

Peki ya NASA’nın Evren’in genişlemesinden sorumlu gizemli karanlık enerjiden yararlanan devrimsel bir kuantum uzay motoru test ettiği doğru mu? Hiç yakıt kullanmayan bir kuantum motoru var mı ve bu motor bir gün uzayda ışıktan hızlı yolculuk için kullanılacak warp sürüşüne gerekli itici kuvveti sağlayabilir mi?


Orion Projesi 1958: İnsanların atmosferde atom bombası patlatarak uzaya roket uçurmayı hayal ettiği çılgın yıllar (Filmde gördüğünüz patlamalar nükleer patlama değil, kimyasal patlayıcılarla yapılan testler).


Nükleer motorlu uzay gemisi Orion ile Mars’a yolculuk (Nükleer motor uzayda çalışacak. Gördüğünüz her ışık çakması aslında termonükleer patlama. Evet, 1960’larda Mars’a 3 ayda böyle gitmeyi hayal ediyorduk).


10 yıl içinde Kaptan Kirk’ün gemisini inşa edebilir miyiz?




Aslında makul bir soru: Uluslararası Uzay İstasyonu’nu inşa ettik, Mars’a Curiosity keşif aracını ve Satürn’e Cassini gözlem uydusunu gönderdik. 1977’de fırlatılan Voyager 1 sondası ise en azından güneş rüzgarının etki alanının dışına çıkma açısından Güneş Sistemi’ni terk ederek yıldızlar arası uzaya girdi. Füzyon motoru ile yakın yıldızlara 10 yılda gitmesi planlanan teorik uzay gemisi haberlerini de internette okuyoruz. Öyleyse yıldız gemisi Atılgan’ı ne zaman inşa edebileceğimizi de sorabiliriz.

Uzay Yolu dizileri ve filmlerinin incisi Atılgan’la 1966 yılında tanıştık, karizmatik kaptan Kirk’le sivri kulaklı Spock’ı tanıdık. İlk Uzay Yolu dizisi 2260’larda geçiyor ve insanoğlunun diğer uzaylılarla birlikte yüzlerce gezegene yayılan bir uzay uygarlığı kurmasını anlatıyordu (Birleşik Gezegenler Federasyonu). Yıldız gemisi Atılgan warp sürüşü ile ışıktan hızlı yolculuk ederek yakın yıldızlara birkaç saat içinde ulaşabiliyordu.

En yakın komşu yıldız Proxima centauri‘ye ışık hızıyla yaklaşık 4 yılda gidebileceğimizi ve Einstein’ın görelilik teorisi uyarınca ışık hızıyla gitmenin imkansız olduğunu düşündüğümüzde, ışıktan hızlı yolculuk eden bir gemi yapmayı hayal etmek insanı gerçekten heyecanlandırıyor. Peki NASA uzmanları bu konuda ne diyor? Gerçek hayatta Atılgan inşa etmek mümkün mü?



Üzüntü ve muz kabuğu

NASA eğitmenlerinden mühendis Robert Frost’a göre önümüzdeki on yılda bırakın ışıktan hızlı yolculuk eden bir uzay gemisini, Atılgan büyüklüğünde olan ama ışıktan yavaş giden bir gemiyi bile inşa edemeyiz. Neden? Çünkü çok pahalı.

Einstein’ın görelilik teorisinin bazı özel çözümlerinde “teorik olarak” ışıktan hızlı yolculuğa izin veren warp sürüşü konusunu iki yazıda ele almıştık. Hatta son yazıda warp sürüşüyle ilgili teorik ilerlemeler kaydedildiğini de söylemiştik ama şimdi spekülasyonu bir kenara bırakalım ve elimizdeki teknolojiye göre düşünelim: Bugünkü teknolojiyle Atılgan inşa etmek mümkün mü?



Gerçekçi olacağız

Bu yazıda bilimkurguya girmiyoruz, sadece gerçek teknolojiyi anlatıyoruz. Dolayısıyla warp sürüşü, ışıktan hızlı yolculuk, dilityum kristalleri, foton torpilleri, enerji kalkanları, fazer ışınları ve insanları gemiden Dünya’ya ışınlayan gelişmiş cihazlardan söz etmeyeceğiz.

Bunun yerine mevcut mühendislik tekniklerini, inşaat ve makine teknolojisini kullanarak uzayda Atılgan kadar büyük bir gemi inşa edip edemeyeceğimize bakacağız.



Atılgan ne kadar büyük?

Atılgan 288 – 305 metre uzunluğunda, 190 bin – 220 bin ton ağırlığında 21 katlı bir gemi ve 430 kişi taşıyor (bu yazıda sadece Orijinal Dizi’de gösterilen Atılgan’ı baz alıyoruz).

Öyleyse nereden başlayalım? Gerçek hayattan ve Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) başlayabiliriz. ISS uluslararası bilim tarihinin en büyük projesi olarak biliniyor ve bu istasyonun tasarım macerası 1980’lere uzanıyor fakat Dünya yörüngesindeki inşaata ancak 90’larda başlayabildik.


ISS’in baş müteahhidi seçilen Boeing şirketi 1993 yılında işe başladı ama bu çok pahalı bir proje olduğu için ilk modülü ancak 1998 yılında uzaya fırlatabildiler. ISS’i inşa etmek için on yıl boyunca 16 ülke çalıştı ve bu işe yaklaşık 135 milyar dolar para harcandı.

Sadece ABD’nin kullandığı modülleri uzaya yollamak için 26 uzay mekiği uçuşu gerekti. Ruslar da her Rus modülü için ayrı bir roket kullandılar. İstasyonun servis, laboratuar, kenetlenme ve yaşam modüllerini birleştirmek için astronotlar uzayda 40 gün çalıştı.


Ya Atılgan?

Atılgan’ın ne kadar büyük olduğunu gördünüz. Ham maddesi titanyum olan Atılgan’ı inşa etmek için uzaya binlerce roket fırlatmamız gerekir. Ancak bunu bırakın ve Amerika’ya sadece şunu sorun: 220 bin ton titanyum kaç dolara mal oluyor. Sorunun cevabı yaklaşık 660 milyar dolarla dudak uçuklatan cinsten. Sonra da 220 bin ton titanyumu uzaya fırlatmanın maliyetini hesaplayın.

Bu açıdan baktığımızda gemiyi Dünya’da değil, uzayda inşa etmenin daha pahalı olduğunu görüyoruz. Öte yandan Atılgan’ı J. J. Abrams’ın yeni filmlerinde olduğu gibi Dünya’da da inşa edemeyiz. Çünkü elimizde 220 bin ton ağırlığında ve 300 metre uzunluğunda olan bir uzay gemisini yörüngeye fırlatacak kadar güçlü bir roket yok.

Nükleer motorlu roket kullanmadan bunu yapamayız ve tahmin edebileceğiniz gibi nükleer motorlu roketler de dünya atmosferini radyoaktif gazlarla kirletecektir. Gemiyi parça parça inşa edip prefabrike birimleri uzaya fırlatmak mümkün ama burada binlerce roket fırlatmaktan söz ediyoruz. Dünya ekonomisi bunu kaldırmaz.



Uzayda inşaat

Astronotların uzayda inşaat ve tamirat yapmak için nasıl sıkı bir eğitimden geçtiğini biliyorsunuz. Bunun için sinirleri çelik gibi sağlam olan insanları seçiyorlar. En iyi okullardan mezun olan astronotları sıkı bir eğitime tabi tutuyorlar.

Örneğin astronotlar uzaydaki ağırlıksız ortama alışmak için dev havuzların içinde çalışıyor. Uzay giysisi giyip havuza dalıyor ve havuzun dibindeki istasyon maketleri üzerinde uzay elbisesini yanlışlıkla yırtmadan çalışmayı öğreniyor.


Bu iş savaş uçağı pilotları ve Formula 1 yarış pilotlarının yaptığından daha stresli bir iş, ayrıca çok dikkat istiyor. Astronotlar suda ağırlıksız ortamda çalışmayı öğreniyor ama uzayda su ve hava yok, dolayısıyla hareketleri zorlaştıran su direnci de yok. Buna alışmak için aniden dalışa geçen ve ardından tekrar tırmanan eğitim uçaklarının yarattığı geçici ağırlıksız ortamdan yararlanıyorlar. Bu uçakların kabini istifra poşetleriyle dolu ve yolculuğun gayri resmi adı da vomit comet (kusmuk fıskiyesi).

Öte yandan uzay giysileri iri ve hantal donanımlar. Uzayda ağırlık yok fakat elbiseyle birlikte yüzlerce kiloluk kütleniz var. Bu sebeple ağırlıksız ortamda en ufak bir hareketle yoldan çıkabilir, kolumu yavaş oynatayım derken hızla bir radyo antenine çarpabilirsiniz.

ISS’in parçalarını Dünya yörüngesinde birleştirmek 40 gün sürdü (aralıksız çalışmadıkları için toplam süre daha uzun). Şimdi dev Atılgan’ı uzayda inşa etmenin ne kadar süreceğini düşünün. Uzay istasyonunda yalnızca 6 kişi var. 430 kişilik Atılgan içinse yüzlerce astronotun yıllarca çalışması gerekecek. Sizce kaç iş kazası olur? Burası uzay, kazalar hayati risk taşıyor.



Prefabrike inşaatın sınırları

Robert Frost’a göre ISS’in en büyük avantajı bütün modüllerin Dünya’da inşa edilmiş olmasıydı. Atılgan’ın ise modüler olmadığını görüyorsunuz. Bazı parçaları Dünya’da üretsek bile geminin bütün parçalarını uzaya fırlatmanın mümkün olmadığını da söylemiştik.

Bu yüzden Atılgan’ı bir uzay tersanesinde inşa etmemiz gerek, yani işi gücü bırakıp uzayda bir de tersane kuracağız. Onun inşaatı ve riskiyle uğraşacağız. Sonra da Atılgan’ı inşa edeceğiz. Oysa uzayda bu kadar büyük bir tersane kurmayı öğrenmek bile yıllar alır. Kazaları önlemek için güvenli inşaat teknikleri geliştirmemiz gerekiyor.

Yalnızca iş kazaları ve regülasyonlardan söz etmiyoruz. Bir de Atılgan’ın güvenli olması lazım. Motorları çalıştırınca patlayan defolu bir gemi inşa etmek istemeyiz. Atılgan’ın teknesine, omurgasına ne kadar yük binecek? Gemiyi nasıl tasarlayalım? Bütün bunlar ayrı bir macera.



Hikaye daha yeni başlıyor

ABD donanmasının uçak gemileri 11 bin ton uçak yakıtı taşıyor. Uzay Yolu dizilerinde Atılgan’ın da yakıt taşıdığını biliyoruz. Hayır, impuls (içtepi) motorlarından, yani füzyon roketlerinden veya warp çekirdeğinden söz etmiyoruz. Anti madde ve döteryumdan da söz etmiyoruz. Atılgan’ın uzayda manevra yapmakta kullandığı manevra iticilerinden bahsediyoruz!

Web’de yaptığım taramada Atılgan gibi bir yıldız gemisinin 10 ila 12 manevra iticisi kullandığını gördüm. Bilimkurgu görselleri olduğu için kesin sayıyı tespit etmem mümkün olmadı. Gerçek hayatta ise bir yıldız gemisinin yüzlerce küçük manevra roketine ihtiyacı olurdu. Çünkü Atılgan’ın filmlerdeki gibi zarif ve çevik olması için 12 itici yeterli değil.


Bu da bizi Amerikan uçak gemilerine geri getiriyor: Uzaya oksijen, su, döteryum, 430 kişiye yetecek erzak, anti madde, yedek parça vb. taşımakla kalmayacağız. Bir de 10 bin ton roket yakıtı taşıyacağız.

Ancak manevra roketleri gemiyi uzayın derinliklerine taşıyamaz ve bu kadar büyük bir gemiyi kimyasal roketlerle itemeyiz. Bugün uzaya uydu fırlatmakta kullandığımız düşük verimli kimyasal roketler milyarlarca ton yakıt gerektirir ve bunu taşıyacak kadar büyük yakıt tankı da 300 metrelik bir gemiye bile sığmaz.

Bu sorunu aşmak için henüz icat etmediğimiz füzyon motorlarını ve warp sürüşünü kullanmamız gerekiyor veya nükleer motor geliştireceğiz ki bu da aşağıda anlattığımız gibi radyasyon riski taşıyor.


Enerji sorunu

Bugünkü güneş enerjisi teknolojisi ile güneş ışığını elektriğe çevirmek ve istasyondaki modülleri çalıştırmak için (havalandırma, soğutma vb.) 3670 metrekarelik güneş paneli kullanmamız gerekiyor. Üstelik uzay istasyonunda 6 kişi, Atılgan’da ise 430 kişi var!

Bu durumda nükleer enerji kullanabiliriz. Amerikan uçak gemileri 48 uçak, 8 destek uçağı, 6 helikopter, deniz piyadeleriyle birlikte 6000 mürettebat ve yaklaşık 11 bin ton yakıt taşıyor. Ancak bu gemilerde nükleer reaktör kullanılıyor ve nükleer yakıtı 20 – 25 yılda bir yenilemek yeterli oluyor.


Ancak uzayda nükleer reaktör çalıştırmak başka bir şey. Öncelikle donanmanın kullandığı hantal ve riskli sıvı soğutma sistemlerini uzayda kullanamayız. Bunun yerine başka bir tasarım tercih etmek gerek ve bu da ayrı bir yazının konusu olur. Öte yandan, Atılgan için uzaya yüzlerce kilogram radyoaktif madde ve radyasyon zırhı olarak da yüzlerce ton metal göndermemiz gerekecek.

Peki ya bir kaza olursa? Fırlatma sırasında roket patlar ve radyoaktif madde Dünya atmosferine saçılırsa? İşte bu yüzden NASA Mars’a insan göndermek için nükleer motorlu uzay gemisi kullanmak istemiyor.

Aynı sebeple küçük uzay araçlarında aslında oldukça güvenli olan radyoizotop termoelektrik jeneratörler de kullanmıyor (RTG). Uzaya nükleer yakıt taşımak hem bir güvenlik sorunu hem de uluslararası politika sorunu. Dünya ülkeleri ve bizzat Amerikan vatandaşları ABD’nin uzaya nükleer yakıt göndermesine izin vermiyor.


Öyleyse durum umutsuz mu?

Yazının başındaki “üzüntü ve muz kabuğu” ifadesini şimdi daha iyi anlıyoruz. Peki Atılgan’ı inşa edemesek bile, uzay gemilerimizde Atılgan’da gördüğümüz bazı teknolojileri kullanamaz mıyız? Yazının ikinci bölümünde Uzay Yolu’ndaki hangi teknolojilerin artık gerçek olduğunu anlatıyoruz.
------------------------------------------------------------

The Science of Star Trek

At Best Computer Science Degrees, we thought it would be fun to take a look at the science and technology behind Star Trek. In this infographic, we analyze the scientific plausibility of various aspects of the Star Trek universe, listed from most plausible to least plausible.

Wormholes. Warp engines. Transporters. Replicators. Certainly, much of the universe as imagined by "Star Trek" creator Gene Rodenberry is truly science fiction. But how much of it is reality - or could ever be reality?

LISTED MOST PLAUSIBLE TO LEAST PLAUSIBLE

Communicators

That cellphone in your pocket? Pretty advanced stuff; and more convenient than the communicators Kirk and Spock would flip open on an alien world to talk with the ship. You can share images and videos on top of all that person-to-person communication, something that didn't even happen on "Star Trek".

Ship's computers

The basic principal behind a single, all-controlling computer on a starship-voice commands, auto-pilot, navigation systems, simple questions-exist today in a variety of forms. From true voice command of computers to Apple's Siri assistant on its new iPhones.

Today's computers can render videogame and movie special effects far more realistic than what appeared in the original "Star Trek" series and often more believable than those in newer series-if not the newest in the film series. Computers are capable of combing databases to help track down criminal suspects and potential terrorists, helping law enforcement connect those dots. Computers have helped revolutionize every industry, from construction to health care.

Matter-antimatter power generation

The essential philosophy behind the propulsion of starships in the Star Trek universe is the reaction between matter and antimatter. Scientists recently have created antimatter in microscopic quantities and are currently studying the physics applications of it. So while it isn't yet possible to produce amounts of the substance that would be useful for power generation, this is another area where the science of Star Trek is basically plausible.

Impulse engines

Impulse engines are rockets based on a fusion reaction. The technology doesn't exist yet, so we'll have to make due with our chemical-fueled rockets for now, but such innovation is within the bounds of real engineering-many years from now.
Androids

Lt. Commander Data, a fully artificial individual, is perhaps the ultimate goal of those striving to advance the cause of artificial intelligence. The android Data is a self-aware and intelligent human-seeming machine. The sophistication required to allow a computer to totally replace a human brain simply doesn't exist-and may never-but the bounds of computer science are being expanded all the time.

Aliens

Most scientists now agree that life probably exists in other solar systems. They may not be as intelligent as we are and they probably don't look anything like us, but the chemical elements for carbon-based life (like that on Earth) are common throughout the universe.
Sensors and tricorders

Today we can employ vibration sensors, sonar, radar, laser ranging, various kinds of light wavelength detectors and energetic particle detectors, and gravimeters. We can take a 3D scan of the interior of solid objects (like the human body). While not all of the sensors on the show are possible (like long-range sensors providing data immediately), the tricorders imagined on the show aren't that far removed from a doctor looking at a patient's X-ray on an iPad.

Cloaking devices

Very crude cloaking materials have been developed, but nothing resembling the ability to hide an entire ship from view.
Shields

Scientists have conceptualized ways to protect space travelers from cosmic radiation by deflecting electrically charged objects using electromagnetic fields; this theory might resemble the impressive power of a starship's deflector arrays.

Tractor beams

Large magnets, though not in beam form, potentially could tow some metal objects through space.
Artificial gravity

Specially designed magnetic fields could do a similar job to the artificial gravity imagined in the realm of Star Trek, though it would wreak havoc on metal equipment. Scientist believe the creation of artificial graviton particles is imaginable, but it's far beyond any technology or process that exists today.

Subspace communications

There are no realistic physics behind the idea of subspace communications that would enable face-to-face discussions over distances of thousands of light-years. But the concept of subspace within a space continuum was discovered decades ago and is alive in physics today; theories say that our space-time may have a dozen dimensions.

Phasers

The military currently has phaser-like stun weapons, using microwaves to cause extreme discomfort to skin. Laser weapons, while still in development, have greatly advanced in capabilities.

Healing rays

The closest thing to the magical medical device that can heal broken bones or seal wounds is the laser surgery doctors often use to cauterize or seal tissue and repair detached retinas. There is some evidence that weak electrical currents can accelerate the healing of bones-nothing like the almost immediate healing of the Star Trek sickbay.

Replicator

Replication of simple structures is possible today via a printer-like device that creates objects by building layer upon layer of thin material. That's a far cry from a meal materializing from a replicator.

Transporter

Nothing in today's world of physics comes close to the ability to take matter-a person-and beam them over great distances, sometimes through other matter, reconstituting them in perfect working order at the destination.

Small numbers of atoms and photons have been teleported, though the principal use of this trick is likely to be in quantum computer development, which has the potential to solve highly complex mathematical problems extremely quickly.

Holodeck

The potential for immersive realities has long been a dream of videogame makers, but the problem exists in creating fully interactive, tangible environments. Assembling light in a hologram to produce a three-dimensional structure is simply too far beyond our capabilities today, though crude virtual reality environments do exist now.
Universal language translator

A purely imaginary device, the universal translator enabled plots to advance that involved people of many species without the hassle of learning each other's languages. There is little possibility such an invention could ever become reality, as the device translates to and from languages of newly discovered species.

Interstellar warp drive

Warp drive would depend on revolutionary discoveries in quantum physics, as even those physicists who are experts in space-time continuum research all say nothing can travel faster than the speed of light.
Wormhole interstellar travel and time travel

Neither of these discoveries, while a common occurrence throughout the Star Trek universe, is remotely possible by today's understanding of science.

SOURCE: David Allen Batchelor, NASA Goddard Space Flight Center

The Science of Star Trek

Focus: Star Trek

Star Trek Technology

Star Trek: How Warp Drive Works