Kozan Demircan | 08/10/2014 |

Yıldızlararası Uzay Aracı Venture Star, Avatar filminde
gaz devi Polyphemus’un yörüngesindeki Pandora uydusuna düzenli olarak yolculuk
ediyor ve Pandora’dan Dünya’ya oda sıcaklığında süperiletken olan özel bir
mineral getiriyordu.
Kısaltılmış adıyla ISV Venture Star, hibrit antimadde-füzyon roketleri ile bir
“güneş yelkeni” kullanarak ışık hızının yüzde 70’ine ulaşıyor ve 4,37 ışık
yılı uzaklıktaki komşumuz Alpha Centauri yıldız sistemine 6 yıl 9 ayda
ulaşıyordu.
Avatar filmi 2154 yılında geçiyor ve teknolojik tekillik olasılığını hesaba
katmazsak bu süre antimadde roketli bir yıldız gemisinin geliştirilmesine
yeterli gözüküyor. Peki ISV Venture Star gibi yakın yıldızlara insan ömrü
süresinde gidecek bir gemi inşa etmek mümkün mü?
Geçen yazılarımızda Yıldız Gemisi Atılgan’ı bugünkü teknoloji ile inşa etmenin
mümkün olup olmadığını incelemiştik. Bu yazıda da bilimkurgu sinemasının en
gerçekçi uzay gemisi olarak kabul edilen ISV Venture Star’ı önümüzdeki 50 ila
100 yılda inşa etmenin mümkün olup olmadığını göreceğiz.
Yıldızlar arası ekonomi
Yandaki resme bakarsanız ISV Venture Star’ın ince uzun bir gemi olduğunu
göreceksiniz. Öyle ki bu haliyle uzun bir sapı olan iki dişli bir çatala veya
müzikte tempo tutmak amacıyla kullanılan metronoma benziyor. Aslında
metronomun çatalları uzay gemisinin dev radyatörleri. Metronomun sapının
ucunda da hem ayna hem kalkan görevini gören bir parça bulunuyor.
ISV Venture Star’ın ince-uzun olmasının nedeni ağırlıktan tasarruf etmek. Warp
sürüşü gibi hayali bir ışıktan hızlı yolculuk sistemi kullanmayan bu geminin
ışık hızının yüzde 70’i gibi müthiş bir hıza erişmesi için çok hafif olması
gerekiyor. Einstein’ın E=mc2 formülü gereği, geminin kütlesinin azaltılması
doğrudan enerji tasarrufuna ve dolaylı olarak da yakıt tasarrufuna karşılık
geliyor. Yazının ana konusu da bu zaten ve aşağıda bunu daha ayrıntılı şekilde
inceleyeceğiz.
Hafif ve kırılgan
ISV Venture Star, Pandora’nın yüzeyine uzay mekikleri gibi iniş yapmıyor. Bu
gemi sadece uzayda gitmek üzere tasarlanmış, çünkü 1648 metrelik boyuyla
hafifliğin bedeli ince ve kırılgan olması.

Thermal Shields : Isı Kalkanları
Cargo: Kargo
Valkyrie: Valkyrie Mekiği
Tensile Truss: Karbon Nanotüp Kablo
Engines: Motorlar
Propellant: Yakıt
Heat Radiators: Radyatörler
Attachment for photon sail: Güneş yelkeni direği ( geminin gidiş yönü)
Shield: Kalkan
Crew Module:Mürettebat Bölümü
Habitation: Yaşam Modülü
Ne bir gezegeninin atmosferine girerek sürtünmeye bağlı yavaşlamanın yol
açtığı mekanik strese dayanabilir ne de gezegene indikten sonra roket gibi dik
durarak kalkış yapabilir. Kısacası kazayla gezegene çakılabilir veya havada
parçalanabilir, ama bir gezegenin güçlü yerçekiminde kontrollü iniş-kalkış
yapamaz.
İşin ilginci Avatar filminin ana teması da hafif bir geminin ışık hızına yakın
hızlara erişmesini sağlayacak bir teknoloji geliştirmek üzerine kurulu. Oda
sıcaklığında süperiletken olan hayali bir mineral, ISV Venture Star’ın hibrit
füzyon–antimadde roketinin ürettiği ve sıcaklığı milyonlarca dereceye ulaşan
egzoz gazını manyetik alanlarla kontrol etmekte kullanılıyor.
Süperiletkenler az enerjiyle çok güçlü manyetik alanlar üretebiliyor ve oda
sıcaklığında süperiletken olan bir mineralden imal edilen filmdeki
süperiletkenler de (gerçek dünyada böyle bir şey yok) son derece hafif oluyor.
Öte yandan bugün kullandığımız materyallere süperiletken özelliği kazandırmak
için bunları -135 ila -243 dereceye kadar soğutmak gerekiyor. Bu tür bir
soğutma sistemi yıldız gemilerinde hem ekstra enerji harcıyor hem de ağırlık
yapıyor.
Yıldızlar arası yolculuk
ISV Venture Star, Dünya’dan 4,37 ışık yılı uzaktaki Alpha Centauri yıldız
sistemine 6 yıl 9 ay gibi oldukça kısa bir sürede ulaşıyor. Yıldız gemisinin
komşu yıldızlara bu kadar kısa sürede gitmesi için ışık hızına yaklaşması
gerekiyor. Ancak hiçbir gemi saatte 100 km hızdan ışık hızının yüzde 70’ine,
yani saniyede 210 bin km’lik hıza bir anda çıkamaz. Ani hızlanma geminin ve
içindeki herkesin kendi ağırlığı altında ezilerek parçalanmasına yol
açacaktır.
Bunun yerine yıldız gemisinin beş buçuk aylık bir sürede yavaş yavaş
hızlanması ve ışık hızının yüzde 70’ine ulaşması gerekiyor. Uzay Yolu’ndaki
karşı çekim jeneratörleri ve Yıldız Savaşları’ndaki atalet soğurucuları gibi
hayali teknolojiler kullanmadığımız için bu gemide fizik kurallarına uymak
zorundayız.
Yine de 165 günlük hızlanmayı küçümsemeyin. Bu müthiş hızlanma sırasında
geminin yerçekimi Dünya’nın 1,5 katına ulaşıyor; yani Dünya’da 70 kilo gelen
bir astronot gemideki hızlanma sırasında 105 kilo gelecek ve hareket etmekte
oldukça zorlanacaktı.
Üç farklı itiş sistemi kullanıyor
ISV Venture Star, Dünya’dan Pandora’ya giderken güneş yelkeni kullanıyor.
Güneş yelkenine itici gücü ise lazer ışınlarının yolladığı yoğun foton akışı
sağlıyor. Geminin gidiş yolunda güneş yelkeni kullanmasının nedeni yalnızca
gidiş sırasında yavaşlamak için gereken yakıtı taşıması. Bunun sebebi gemiyi
hafifletmek.

Photon Sail Attachment: Güneş yelkeni direği
Propellant: Yakıt
Matter- Antimatter Engine: Madde- Antimadde Motoru
Radiator: Radyatör
İkincisi, ISV Venture Star yolculuğunun ilk altı ayında Dünya’ya nispeten
yakın olacak ve Güneş’in yörüngesinde dönen uydulardaki dev lazerlerin
gücünden yararlanacak. Güneş yelkenini iten dev lazerlerin Güneş’e yakın bir
yörüngede olmasının nedeni, gelişmiş güneş panelleriyle güneş ışığından
elektrik üretmek. Üretilen elektrik lazer toplarını ateşlemekte kullanılıyor.

Propellant: Yakıt
Matter- Antimatter Engine: Madde- Antimadde Motoru
Thermal Shields : Isı Kalkanları
Tensile Truss: Karbon Nanotüp Kablo
Elbette Güneş’in yörüngesine dev lazer topları yerleştirmek pahalı bir iş.
Pandora’ya giden gemilerin Pandora’nın güneşine lazer topu taşıması da mümkün
değil, çünkü bunlar çok ağır. Ayrıca Pandora, Dünya gibi gelişmiş bir sanayi
gezegeni olmadığı için insanoğlunun Pandora’daki sınırlı altyapıyla orada
lazer topu inşa etmesi ve dönüş yolunda da güneş yelkeni kullanması imkansız.
İşte bu sebeple ISV Venture Star yalnızca gidiş yolunda güneş yelkeni
kullanıyor. Dönüş yolunda ise hibrit füzyon–antimadde roketlerinden
yararlanıyor. Bunun bir avantajı da gidiş yolunda çok az hidrojen ve
anti-hidrojen taşıması (yavaşlamaya yetecek kadar hidrojen ve gidişte
yavaşlamak, dönüşte hızlanmak için anti-hidrojen).

Antimadde patlaması
Antimadde roketleri çok enerjik, çünkü madde ve antimadde birbiriyle temas
ettiğinde tümüyle yok olarak enerjiye dönüşüyor. Oysa ne benzin, ne dizel, ne
de nükleer santraller yakıtın tamamını enerjiye dönüştürebiliyor. Bu
önümüzdeki elli yılda kullanılması planlanan füzyon roketleriyle bile mümkün
değil.
Öte yandan her çıkışın bir inişi var ve bu mantık yıldız gemileri için de
geçerli. Bir gemiyi komşu yıldızlara gitmek üzere ışık hızının yüzde 70’ine
kadar hızlandırırsanız, saniyede 210 bin km hızla giden bu gemiyi hedefine
yaklaşırken yavaşlatmanız gerekir.
Ancak aniden frene basamazsınız. Bugün arabayla giderken önünüze kedi
çıktığını ve aniden fren yaptığınızı düşünün. Bir anda ön cama doğru
fırlarsınız ve sizi sadece emniyet kemeri korur. Öte yandan saniyede 210 bin
km hızla giderken aniden fren yaparsanız sizi hiçbir emniyet kemeri koruyamaz.
Hem uzay gemisi hem de astronotlar parçalanır.
Uzay balesi
İşte bu sebeple ISV Venture Star’ın da “yavaş yavaş” yavaşlaması gerekiyor.
Bunun için de önce manevra roketlerini kullanarak ters dönmek zorunda (yani
önü arkasına gelecek). Ardından füzyon–antimadde roketlerini ateşleyerek
yavaşlamaya başlayacak. Geminin saniyede 210 bin km’den saatte 90 bin km’ye
yavaşlaması da beş buçuk ay sürecek.
Nitekim Avatar filminde Dünya’dan kalkarak ışık hızının yüzde 70’ine ulaşan
ISV Venture Star 5,83 yıl boyunca aynı hızda gidiyor. Ardından beş buçuk ay
boyunca roketlerini kullanarak yavaşlıyor (gemi ters döndüğü için astronotlar
yine Dünya’daki yerçekiminin 1,5 katını hissediyor).
Ancak işimiz bitmedi. Saatte 90 bin km hızla giderken Pandora gibi bir
gezegenin yörüngesine giremezsiniz. Daha da yavaşlamanız lazım. Bunu test
etmek için Güneş Sistemi’nin kenarındaki cüce gezegen Plüton’a gönderdiğimiz
New Horizons uzay sondasını düşünün.
2006’da fırlatılan New Horizons, Plüton’a 2015 yılında ulaşacak. Üstelik
bizden ortalama 5,8 milyar km uzaktaki bu cüce gezegene 9 yıl gibi kısa bir
sürede ulaşmak için çok hızlı gitmek zorunda. New Horizons bugün uzayda saatte
84 bin km hızla yol alıyor ve bu hızla güvenli bir şekilde yavaşlaması mümkün
değil (bu kadar yüksek hızda yavaşlayacak kadar yakıt taşımıyor).
Bu yüzden Plüton’un yörüngesine giremeyecek ve gökcisminin yanından geçerken
sadece fotoğrafını çekmekle yetinecek. Aynı şey Pandora’ya doğru yol alan ISV
Venture Star için de geçerli. Füzyon-antimadde roketlerini çalıştırarak daha
da yavaşlaması, hızını saniyede 90 bin km’den birkaç bin km’ye düşürmesi
lazım.
Hangi motoru ne zaman kullanacak?
İşte bu noktada antimadde roketi kullanmak imkansız. Hem antimadde Dünya’da
üretilmesi pahalı olan değerli bir yakıt (yani Pandora’da antimadde
üretilmediği için dönüş yolunda gerekli) hem de radyasyona yol açan ve düşük
hızlarda gemiyi yavaşlatmak yerine ters yönde hızlandıran enerjik bir yakıt (1
gr antimadde bugün 2,5 milyon dolara mal oluyor).

Habitation Section: Yaşam Modülü
Spin Hub: Yapay Yerçekimi Dönüş Halkası
Hinge: Kapsül Dönüş Keneti (Mürettebat kapsülleri pervane gibi dönüyor)
Engine: Motor
Thermal Shields : Isı Kalkanları
Valkyrie: Valkyrie Mekiği
Cargo: Kargo
Propellant: Yakıt Tankı
Dolayısıyla ISV Venture Star’ın düşük hızlarda kontrollü ve güvenli bir
şekilde yavaşlamak için yine “düşük hızlı” bir roket kullanması gerekiyor.
Hibrit motor kullanmasının bir sebebi de bu. Böylece hibrit roket sistemini
sadece füzyon roketi olarak kullanan ISV Venture Star, hızını saatte birkaç
bin km’ye düşürüyor. Ardından motorları kapatıyor ve Pandora’ya doğru deyim
yerindeyse vitesi boşa alarak yaklaşıyor ve yavaşça yörüngeye giriyor.

1648 metre uzunluğundaki dev geminin motorlarını önceden kapatmasının bir
nedeni de radyasyon tehlikesi. Gerek antimadde destekli füzyon plazması
gerekse salt füzyon plazması gama ışınları, X-ışınları ve nötron radyasyonu
yayıyor. Bu motorları Pandora’nın yakınında çalıştırmak gezegeni zehirleyen
nükleer serpintiye yol açabilir.
Oysa Avatar filminin daha sonra silinen bir sahnesinde geminin antimadde
roketlerini Pandora yörüngesinde çalıştırdığını görüyoruz. Antimadde
motorlarının termonükleer bombaların ateş topundan daha sıcak ve parlak
olduğunu, üstelik ozon tabakasını delecek ve canlıları kanser yapacak güçlü
gama ışınları yaydığını hesaba katarsak bu akıl kârı değil. Belki de sahneyi
filmden bu sebeple çıkardılar.
Gelelim işin özüne
Yazıda bu noktadan itibaren gerçek bir yıldız gemisi inşa etmeye kalktığımız
zaman karşılaşacağımız teknik sorunları inceleyeceğiz. Kısacası şunu
soruyoruz: Geleceğin teknolojisi ile ISV Venture Star gibi bir yıldız gemisi
inşa edebilir miyiz? Yoksa bunu yapmak gelecekte bile imkansız mı?
Önce ISV Venture Star’ın 3 farklı motor kullandığını söyleyelim.
1) İki hibrit füzyon-antimadde roketi
2) Bir güneş yelkeni
3) Gezegen manevraları için salt füzyon roketi modu
Yıldız gemisi maksimum hıza ulaşmak için güneş yelkenini kullanıyor. Gidiş
yolunda maksimum hızdan yavaşlamak ve dönüş yolunda Dünya’ya doğru hızlanmak
için (1) numaralı sistemi kullanıyor (giderken hem gidiş–dönüş antimadde
yakıtını –anti-hidrojen– hem de sadece gidişte yavaşlamak için gereken
hidrojen yakıtını taşıyor. Sonuçta antimadde roketleri madde ve antimaddeyi
çarpıştırarak çalışıyor).
Son olarak, gidiş yolunda Pandora’ya yaklaşırken yavaşlamak için (1) numaralı
sistemi yalnızca füzyon roketi modunda çalıştırıyor ki bu da (3) numaraya
karşılık geliyor. (3) numara Pandora’ya birkaç milyon km kala devreye giriyor
ve birkaç yüz bin km mesafede füzyon modunda çalışan roketler kapatılıyor.

Dönüş yolu
Dönüş yolunda güneş yelkeni yerine hibrit roketlerle hızlanan ISV Venture
Star, hızlanmak için gereken antimaddeyi yanında taşıyor ama dönüşte gereken
maddeyi (hidrojen gazını) Pandora’nın yörüngesinde döndüğü gaz devi
Polyphemus’tan çekiyor.
Yıldız gemisi Dünya’ya 5,5 ay kala ters dönüyor ve güneş yelkenini açıyor. Bu
kez Güneş yörüngesinden ateşlenen lazerlerin foton akışı yelkeni şişirerek
gemiyi yavaşlatıyor. Gemi Dünya’ya yaklaşırken füzyon motoru bile kullanmıyor.
Yalnızca güneş yelkeniyle yavaşlıyor.
Antimadde roketi kullanmak kolay mı?
Hiç değil. Çünkü antimadde motorları çok enerjik, çok sıcak ve çok büyük
radyasyon yayıyor. Gemiyi parçalamadan, yakmadan ve kavurmadan bu motorları
kullanmak çok zor, belki de imkansız. Şimdi bunu açıklayalım.

Pressurized: Basınçlı Tünel
Dock: Rıhtım
Habitation: Yaşam Modülü
Valkyrie: Valkyrie Mekiği
Resimde gördüğünüz gibi ISV Venture Star bir ucunda kargo ve yaşam modülü ile
radyasyon–darbe kalkanı, diğer ucunda ise radyatör çatalı olan ince uzun bir
gemi. Geminin iki bölümünü 1000 metre uzunluğunda nispeten ince bir kablo
birbirine bağlıyor ama bu kablonun genişliği belki 10 metre.
Ancak bu kadar kalın ve gemiye göre bu kadar ince ve uzun olan bir kablo aynı
zamanda nasıl bu kadar hafif olabilir? Üstelik hızlanma sürecinde ve yüksek
hızda yapılan manevralar sırasında gemiden kopmadan ya da geminin modüllerine
tel gibi sarmadan gergin halini nasıl koruyabilir?
İşin sırrı kablonun üretildiği malzemede: Bu malzeme uzay asansörleri
yazısında belirttiğimiz gibi karbon nanotüplerden üretilmiş bulunuyor. Karbon
nanotüpler, karbon atomlarından üretilen gerçek bir malzeme. Bugün
laboratuarda günlerce ve haftalarca çalışarak 30 cm uzunluğunda karbon
nanotüpler üretebiliyoruz, ancak bunlar atom kalınlığında.
ISV Venture Star için ise 1648 metre boyunda ve bu gemi için birkaç metre
kalınlığında bir karbon nanotüp kablo üretmek zorundayız. Bu şimdilik mümkün
değil ama gelecekte, 30 – 60 yıl içinde mümkün olacak. Karbon nanotüpler
plastikten daha hafif, çelikten daha güçlü ve aynı zamanda füzyon roketi
egzozu gibi inanılmaz sıcaklıklara kısmen dayanabiliyor. Yalnız atom
kalınlığındaki bu tellerden kalın bir kablo üretmek için milyonlarcasını saç
gibi sarmak gerekiyor.
Ancak termonükleer bombaların ateş topunun sıcaklığının 10 milyon dereceye
ulaştığını unutmayalım. Güneş’in çekirdeğindeki yüksek basınca rağmen füzyon
reaksiyonları 15 milyon derecede gerçekleşiyor.
Dünya’da bu kadar yüksek bir basınç üretmemiz imkansız ve bu yüzden deneysel
füzyon reaktörlerinde sadece 1 saniye için füzyon gerçekleştirebiliyoruz (yani
hidrojen atomlarını kaynaştırıp helyum atomu üretiyor ve bu sırada müthiş bir
enerji açığa çıkarıyoruz).
Elbette bu şartlar altında nispeten düşük basınçta ve 15 ila 100 milyon derece
sıcaklıkta çalışmak zorunda kalıyoruz. Gelecekteki teknolojilerle füzyon
sıcaklığını düşürdüğümüzü varsayalım; ama işin içine antimadde roketlerini
kattığımızda yine milyonlarca derece sıcaklıktaki egzoz gazından (roket
egzozu) bahsediyoruz.
Karbon nanotüplerin bile bu kadar yüksek sıcaklıklara dayanması imkansız. Peki
ne yapabiliriz? 2 seçenek var. 1) Roketlerin alevini gemiden yanlara doğru
veririz. Böylece alevlerin çıkış yönü biraz dışarıya bakar ve bu da motorların
verimini azaltarak geminin hızlanmasını biraz yavaşlatır; ama hiç değilse
geminin yanmasını önlemiş oluruz.
2) Roketlere yakın bölgede karbon nanotüpleri inşaat iskelesine benzeyen
ekstra bir iskelet ile destekleriz. Bu sistem hem ağır yakıt tanklarının
önünde kabloyu güçlendirir hem de kablonun roketlere yakın kısmına ısıyı ve
ışığı yansıtan aynalar yerleştirmemizi sağlar. İskelenin roketlere bakan
kısmına süper yansıtıcı malzemelerden üretilen aynalar yerleştirirsek kablonun
yanmasını önleriz.
Radyatörler
ISV Venture Star’ın iri dişli ince uzun bir çatala benzediğini söylemiştik.
Aslında geminin çatal kısmı, geminin ön kısmı! Bunun neden böyle olduğunu
sonra anlatacağız, ama önce dev çatal dişlerinin iki büyük radyatör olduğunu
söyleyelim. Gelecekte geliştirilecek süper seramiklerden üretilen bu
radyatörler, resimde gördüğünüz gibi sıcaktan kırmızı kırmızı parlıyor. Peki
neden?
Çünkü ISV Venture Star, Pandora’ya doğru yavaşlarken hibrit füzyon-antimadde
roketlerini ateşliyor. Bu da geminin aşırı ısınmasına yol açıyor. Radyatörler
bu ısıyı uzaya vererek gemiyi soğutuyor. Uzayda atmosfer yok, bu yüzden gemiyi
klimayla soğutmak imkansız.
Antimadde roketlerini soğutmak için gereken enerjinin yetersiz olması bir
yana, uzay boşluğunda gemiyi soğutmanın tek yolu termal radyasyon. Kısacası
gemi kendi kendine soğumak zorunda. Filmde bunu görüyoruz. ISV Venture Star
motorlarını kapattıktan ve Pandora’nın yörüngesine girdikten sonra radyatörler
iki hafta boyunca kor kırmızı parlıyor!
10 milyon derece ve daha fazla
Bunu ben değil, fizikçiler söylüyor. Nitekim fizik mezunu bir üniversitelinin
videosunu yazının sonunda bulabilirsiniz. E=mc2 formülünden yola çıkan
dostumuz, ISV Venture Star’ın roketlerinin saniyede 1600 Hiroşima atom bombası
gücünde çalışması gerektiğini hesaplamış ve özetle “böyle bir enerjiye dayanan
yanma odası yoktur” diyor.
Ona göre bunlar antimadde roketleri değil, antimadde bombasıdır ve
çalıştırırsak gemiyi içindekilerle birlikte yüzlerce megaton gücündeki bir
nükleer patlamayla yok edecektir. Hatırlatalım: Dünyanın en dayanıklı
metallerinden biri olan titanyumun erime sıcaklığı 1650 derece, Dünya’nın
çekirdeğinin sıcaklığı 5500 derece, Güneş’in yüzey sıcaklığı 6000 derece ve
termonükleer bombaların sıcaklığı 10 milyon derece.
Antimadde roketleri en az bu kadar sıcak olacak ve Evren’de bu sıcaklığa
dayanıklı olan bir madde yok. Öyleyse antimadde roketi yapamaz mıyız? Buna
daha yakından bakalım.
Neden antimadde roketi?
İleriki haftalarda ele alacağımız gibi 50 yıl içinde bir füzyon roketi imal
edebiliriz. Bunlar antimadde roketlerinden daha düşük sıcaklıkta çalışan
nispeten güvenli motorlar. Füzyon roketleri ile bir gemi iki ayda ışık hızının
yüzde 5 ila 8’ine ulaşabilir. Yüzde 8 teorik olarak maksimum hız.
Füzyon motoru yakıtının tamamını enerjiye çeviremiyoruz. Ürettiğimiz enerjinin
tamamını da işe çeviremiyoruz, yani yıldız gemisini itmekte kullanamıyoruz. Bu
yüzden hızımız düşük. Teorik olarak maksimum hız saniyede 24 bin km!
Ancak motorların aşırı sıcak olacağını hesaba katarak pratikte hızımızı ışık
hızının yüzde 5’i olarak hesaplayalım; yani kendimizi saniyede 15 bin km ile
sınırlayalım. Bu hızla Pandora’ya 6-7 yılda gidemeyiz. Oysa antimadde
roketleri çok hızlı. Antimadde roketleri ile ışık hızının yüzde 70’ne
ulaşabiliriz.
Neden ışık hızının yüzde 90’ı değil?
Anti–hidrojen ve hidrojeni bir araya getirdiğimizde ikisi birbirini yok ederek
saf enerjiye dönüşüyor. Bu açıdan Dünya’nın en verimli roketleri antimadde
roketleridir. Ancak bunu yüzde 90 veya yüzde 99 verimlilik olarak düşünmeyin.
Evet, antimadde patlamasıyla çok büyük miktarda enerji üretiyor ve verimlilik
kaybını önemli oranda telafi ediyoruz ama büyük verimlilik kaybı var.
Antimadde patlaması sırasında yüklü ve yüksüz pionlar (pi mezon denilen
parçacıklar), nötrinolar ve gama ışınları üretiliyor. Aslında patlamada açığa
çıkan enerjinin yüzde 30 ile yüzde 40’ı bu parçacıkları oluşturmaya gidiyor.
Nötrinolar maddeyle pek etkileşime girmediği için yıldız gemisini itmiyor.
Geriye enerjinin yüzde 60’ı ile gemiyi itmeye çalışmak kalıyor.
Oysa gama ışınları fotonlardan oluşuyor. Işığı oluşturan fotonların da durağan
kütlesi yok. Ancak momentumun korunumu yasası gereği fotonların enerjisinin
yarısını gemiyi itmekte kullanabiliriz. Bu yüzden saf antimadde roketleri
kullanmak mümkün değil. Saf antimadde roketleri en yüksek enerjiyi üretiyor,
ama bu enerjinin pek azını gemiye transfer edebiliyor ve yıldız gemisini
itmekte kullanabiliyoruz.
Bize hibrit motor gerek
ISV Venture Star’ın hibrit motor kullanmasının sebebi bu. Saf antimadde roketi
yerine füzyon roketinin çıkardığı plazma halindeki egzoz gazına antimadde
enjekte ediyor. Ek patlama turboşarjlı kamyon motoru gibi roketin enerjisini
ve itiş gücünü arttırıyor.
Bu noktada, neresinden baksanız birkaç milyon derecelik bir sıcaklıktan söz
ediyoruz ve elbette yoğun X-ışınları ile gama ışınları üretiyoruz. Bu kadar
sıcak bir roketi erimekten ve gemiyi yok etmekten korumanın tek yolu nötron
yıldızı gibi süper güçlü manyetik alanlar yaratmak.
Avatar filminde anlatılan ve filmin başında kısa bir süre için gösterilen oda
sıcaklığındaki süperiletkenler işte bu işe yarıyor. Soğutma sistemine gerek
olmayan, ek enerjiyi gerektirmeyen ve hafif olan süperiletkenler hibrit
füzyon-antimadde roketinin sıcak plazmasını motorun içinde güvenli bir şekilde
hapsediyor ve egzozu geminin parçalarına temas etmeden uzaya püskürtüyor.
Ancak burada bir sorun var: Bu kadar güçlü bir manyetik alan üretmek için ek
enerji ve ek yakıt lazım. Geminin uzay yolculuğunda çalışması için de enerji
lazım (yaşam destek sistemleri, bilgisayarlar vb. elektrik kullanacak).
Kısacası süper güçlü manyetik alanlar üretmek, geminin daha çok yakıt
taşımasını gerektirecek. Daha çok yakıt ise daha ağır olması ve daha çok
yakıta ihtiyaç olması demek (kısır döngü).
Üstelik süper güçlü manyetik alanların gemideki bilgisayarları bozması ve
insanları öldürmesi tehlikesi de var. İşte bu yüzden Avatar’daki gemi ne kadar
gerçekçi bir tasarım olursa olsun, fizik biliminde devrimsel bir gelişme
olmadığı takdirde bu tür bir gemi inşa etmemiz mümkün değil. Bunu gelecekte de
yapamayacağız, çünkü süper sıcak antimadde roketlerini patlamadan kontrol
etmemiz imkansız.

Macera devam ediyor
Yine de Avatar filmindeki ISV Venture Star’ı yabana atmayalım. Bilimsel olarak
ışık hızının yüzde 70’iyle giden bir gemi inşa edemeyiz ama ışık hızının yüzde
5’i ile giden yıldızlar arası uzay sondaları ve yıldız gemileri inşa
edebiliriz. ISV Venture Star bunun için gereken bütün teknolojileri bize
sağlıyor, yani önümüzdeki 50 yılda gerçekçi olarak neler yapabileceğimizi
örnekliyor.
Bunlardan biri de uzay kalkanı. Uzay kalkanı saniyede 15 bin km hızla giden
bir gemiyi uzaydaki kozmik ışınlardan ve yüksek hızlarda geminin gövdesini
delecek olan toz parçacıklarından korumak için kullanılıyor.
Resimde gördüğünüz gibi ISV Venture Star’ın yaşam modülünün hemen önünde bir
uzay kalkanı var. Bu aslında dört katmanlı bir kalkan. Neden dört katmanlı
olduğuna gelince, yüksek hızlarda kozmik ışınları ve toz parçacıklarını
durdurmak için tek bir kalın kalkan yapmak zor (hem ağır hem de karbon nanotüp
kablonun bu ağırlığı taşıması zor).
Kozmik ışınlar
Bugün yapılan araştırmalar uzayda insanlı yolculukları birkaç ayla sınırlıyor
(ideal olarak tek yönde üç aylık yolculuk süresi). Gerek güneş rüzgarı gerekse
Evren’in derinliklerinden gelen kozmik ışınların yol açtığı radyasyon ölümcül
tehlike yaratıyor.
Gerçi Dünya yörüngesinde pek sorun yok. Uluslararası Uzay İstasyonu, Dünya’nın
manyetik alanı tarafından korunuyor. Güneş rüzgarının yol açtığı zararlı
parçacık fırtınası için istasyonda bir “fırtına sığınağı” da var.
Öte yandan uzayın derinliklerinde hızla giden bir gemi kendi kozmik ışınlarını
yaratacaktır. Çünkü saniyede 15 bin km ile uzaydaki az sayıda atoma ve toz
parçacığına çarpacaktır. Dünya yörüngesindeki toz parçacıkları ile küçük uydu
enkazlarının uzay istasyonuna, uzay mekiklerine ve diğer uydulara zarar
verdiğini biliyoruz. Bunlar gemiye mermi hızıyla çarpıyor.

Kozmik atış poligonu
Saniyede 15 bin km hızla giden bir gemi ise uzay boşluğundaki atomlara çok
daha hızlı çarpacak ve bunlar hem radyasyona yol açacak hem de gemide bomba
etkisi yaratacak. Her ne kadar saniyede 210 bin km hızla giden hayali ISV
Venture Star gemisi kadar olmasa da bu durum uzun yolculuklarda füzyon roketli
bir geminin gövdesi ve mürettebat için sorun oluşturacak.
Dört katmanlı kalkanda yer alan ilk katman parçacıkları ve toz taneciklerini
kısmen durduruyor, onları parçalıyor ve bu süreçte kalkanın kendisi de
aşınıyor. Ancak süper yansıtıcı bir maddeden yapılan ön yüzey zararlı
ışınların büyük kısmını saptırıyor. Geriye kalan parçacık yağmuru da alt
katmanlar tarafından durduruluyor. Pilot kabinleri ile dondurulmuş
mürettebatın bulunduğu yaşam modülü ise tedbir amaçlı en iç kalkan tarafından
korunuyor.
Bu arada şunu da ekleyelim: Filmde görülmüyor ama ISV Venture Star’ın iki
ucunda da birer kalkan olmalı. Çünkü gemi hızlanırken kalkan kullanması gerek.
Ayrıca ters dönüp yavaşlarken diğer ucunda da bir kalkan olması şart. Aynısı
göreli yavaş giden bir füzyon roketi için de geçerli.
Bu kalkan sadece hızlanırken açılacak. Deyim yerindeyse binadan aşağı ip gibi
salınacak. Öyle ki kalkanın en dış katmanı gemiden binlerce km uzakta yer
alacak. Böylece ilk kalkana çarpan zararlı ışınlar ve tehlikeli patlamaların
etkisi aralarında yüzlerce kilometre olan 4 kalkan katmanı tarafından gemiye
ulaşmadan önce sıfırlanacak.
ISV Venture Star’da metal yok
Filmde anlaşılmıyor ama bu geminin ön kısımları titanyum, demir, çelik ve
alüminyum gibi metallerden yapılmadı. Bunun yerine kompozit malzemelerden
üretildi. Kompozit kullanılmasının birinci sebebi elbette bunun hafif olması
ama ikinci sebep kozmik ışınlar.
Kozmik ışınların kaynağını tam olarak bilmiyoruz fakat yüksek enerjili
protonlar ve atom çekirdeklerinden oluşan kozmik ışınların süpernova
patlamalarından kaynaklandığını düşünüyoruz (uzayda yüksek hızda yol alan bir
gemi boşluktaki atomlara kafadan çarparak benzer bir etki yaratabilir).
ISV Venture Star’ın kargo ve yaşam bölümü gelişmiş kompozit malzemelerden
üretilmiş bulunuyor. Geminin bu bölümünde hemen hiç metal kullanılmıyor. Bunun
sebebi kozmik ışınların metale çarpıp ek radyasyon üretmesini önlemek.
Yansıtıcı ayna
Bu noktada ISV Venture Star’ın motorlarının gemiyi arkadan itmediğine dikkat
etmemiz gerekiyor. Motorlar geminin önünde yer alıyor (sanılanın aksine yaşam
modülleri ve kaptan köşkü geminin kıç tarafında. Radyatörler, motorlar ve
yakıt tankları da geminin ön tarafında). Peki, neden böyle bir düzenleme
yapılmış olabilir?
Saniyede 15 bin km hızla yol alan bir füzyon roketi bile Dünya yörüngesine
saatte 28 bin km hızla oturan bir uzay mekiğinden çok daha hızlı gidiyor.
Roketler gemiyi arkadan itseydi aracın parçalanmasını önlemek için ekstra
iskelet gerekirdi. Eiffel Kulesi’ne benzeyen bu iskelet geminin ağır olmasına
ve hızının düşmesine yol açardı.
Karbon nanotüp kablodan yapılan bir gemi ise çok hafif olur. Bu geminin
motorlarını aracın önüne yerleştirebiliriz. Böylece motorlar çalışırken gemiyi
önden çeker (tıpkı bir traktörün römorku çekmesi gibi). Karbon nanotüpler gibi
göreli kırılgan bir kablo kullanıldığında, “önden çekişli” bir gemi hızlanma
ve yavaşlama açısından çok güvenli bir modeldir.
Işık yansıması
Yansıtıcı ayna tam bu noktada devreye giriyor. Bu ayna aslında güneş
yelkenlerinden kaynaklanan bir tehlikeyi önlemek için gerekli: Tahmin
edebileceğiniz gibi geminin ön tarafındaki radyatörlerin arasında güneş
yelkeninin takıldığı bir direk var. Güneş’in yörüngesindeki uydulardan gelen
lazer ışınları bu yelkeni alttan itiyor, ama kullanılan süper lazerler Yıldız
Savaşları’ndaki Ölüm Yıldızı gibi tehlikeli.
Geminin kıç tarafında yer alan yaşam modülünün önündeki 4 katmanlı kalkan
(Dünya’dan giderken kıç tarafta kaldığı için tek kat halinde katlanmış olan
kalkan) yaşam modülünü koruyacak şekilde gölge yapıyor. Bu arada fotonların
momentumunu güneş yelkenine ve gemiye aktarmanın zor olduğunu anımsayalım.
Fotonlardan yeterli itiş gücü elde edebilmek için geminin yelkeni belki 16 km
genişliğinde olacak ve süper yansıtıcı bir malzemeden üretilecek. Elbette bu
da yelkenin lazer ışınları alttan vurduğunda gemiyi ayna gibi aydınlatması
anlamına geliyor. Yelkenden yansıyan ışığın kıç taraftaki yaşam modülünü
yakmasını önleminin yolu ise bu modülün önündeki kalkanı aynı zamanda bir ayna
olarak kullanmak; yani kalkanın modüle ve yelkene bakan iç yüzeyini aynalarla
kaplamak.
Bu aynalar güneş yelkeninden yansıyan ışığı yelkene geri yansıtarak hem
hızlanmayı arttırıyor hem de geminin modüllerini yanmaktan koruyor. Modüllerin
geminin baş tarafındaki roketlerden uzak olmasının sebebi ise modülün
yanmasını önlemek için araya mesafe koymak. Bu durum güneş yelkeni açıldığı
zaman da geçerli. Yaşam modülü motor bölümünden uzak olmalı.
Geminin yapısı
Bu bölümde ISV Venture Star’ın geri kalan bölümlerini anlatıyor ve aynı
zamanda geminin bir şemasını sağlıyoruz.
1) Lazer, Radyasyon ve Darbe Kalkanı
2) Radyatörler
3) Yakıt Tankları
4) Güneş Yelkeni
5) Valkyrie uzay mekiği kenetlenme istasyonu ve kargo bölümü
6) İnsan dondurma hücreleri
7) Pilot kabini ve mürettebat yaşam alanı
Marifetli güneş yelkeni
16 km genişliğinde olan ve ışığın yüzde 99’undan fazlasını yansıtan bu güneş
yelkeni (aslında lazer ışınlarıyla çalıştığı için teknik adıyla foton
yelkeni), gemi Pandora’ya doğru ters dönüp yavaşlamaya başladığı zaman uçan
robot sondalar tarafından yerinden sökülüyor ve katlanıp depoya kaldırılıyor.
Kullanılmayan yelken geminin kıç tarafındaki kargo bölmesinde saklanıyor.
Süper hafif yelken kargo bölmesinde buruşmasın diye molekül inceliğindeki mini
askılara asılıyor. Gemi Dünya’ya giderken ters döndüğü zaman, robot sondalar
yelkeni çıkarıp tekrar yerine takıyor ve yelken açılınca Güneş’ten gönderilen
lazer ışınları yelkeni aydınlatıp gemiyi yavaşlatıyor.
Doğrusu bu zor bir manevra. Öncelikle roket motorlarını kapatıp geminin
soğumasını beklemek gerek. Bu da iki hafta sürecektir. Elbette gemi bu sırada
fark edilir ölçüde yavaşlamaz. Uzayda yerçekimi olmadığı için yavaşlaması
mümkün değil. Motorlar çalışırken veya henüz soğumadan bu işlemi yapmak ise
intihar olur. Robotlar ve yelken yanar.
Geminin küçük manevra roketleriyle ters dönmesi ise o yüksek hızda ne kadar
güvenli bilmiyorum. Ancak yelkenin sökülmesi veya takılmasıyla birlikte
geminin ters dönerek yavaşlamaya başlaması birkaç haftayı alacaktır
(radyatörlerin de soğumasını beklemek gerekecek).
İnsanları donduracaklar
Öncelikle bugün insanları canlı canlı dondurmak mümkün değil. Vücudumuzdaki su
donunca buzlar genişliyor ve hücre zarını parçalayarak insanı öldürüyor. Ancak
ileride bunun mümkün olduğunu düşünebiliriz. Peki bunun bize ne yararı olur?
Dondurulan insanlar yemek yemeyecek, oksijen tüketmeyecek ve elbette tuvalete
gitmeyecek. Bu da yol boyunca taşınacak erzak miktarını azaltmamızı ve
enerjiden tasarruf etmemizi sağlayacak (böylece gemiyi hafifleteceğiz).
İkincisi, Pandora’ya gidiş-dönüş yolculuk 13 yıl sürüyor. İnsanların her
seferinde 8 yıl yaşlanmasını önlemek için dondurma sistemi kullanmak
zorundayız (ışık hızına yakın hızda gittikleri için bize göre 13 yıl değil,
sadece 8 yıl yaşlanacaklar).
Sanal gerçeklik
Tabii bir de psikolojik sorunlar var. Dondurulmuş insanlar 6 yıl 9 ay boyunca
geminin içinde sıkıntıdan patlamayacaklar. Bunu önlemek için insanları
dondurmak yerine Matrix tarzı bir sanal gerçeklikte yaşatabiliriz ama bu
durumda da yolcuların beslenmesi gerekir ve vücutlar yaşlanırdı.
Bunun dışında bir de yerçekimi eksikliği var. ISV Venture Star, ilk beş buçuk
aydaki hızlanmanın ardından yavaşlama aşamasına kadar uzayda hızlanmadan, yani
mevcut hızını koruyarak yol alacak. Dolayısıyla gidiş ve dönüşte yaklaşık 12
yıl boyunca gemide ağırlıksız ortam olacak. İnsanların bu kadar uzun süre
yaşaması mümkün değil. Yerçekimsiz ortamda 1 yıl kalan astronotlar kas ve
kemik erimesine maruz kalıyor (kemikler kalıcı olarak yüzde 14 oranında
zayıflıyor).
Bunu önlemenin tek yolu gemide yapay yerçekimi üretmek. ISV Venture Star da bu
sistemi kullanıyor, ancak gemi her seferinde mürettebata ek olarak iki yüz
yolcu taşıyor. Biz de bu kadar çok insanı barındıran bir yerçekimi modülü inşa
edemeyiz. Çok ağır ve bir uzay istasyonu kadar pahalı olur.

Mürettebat problemi
Geminin mürettebatı elbette dondurulmuyor. Mürettebat geminin burnunda pervane
şeklinde dönen iki modülde bulunuyor. Bu modüller hızlanma dışında yapay
yerçekimi yaratmakta kullanılıyor. Her modül Ay’a giderken kullanılan büyük
bir Apollo kapsülüne benziyor.
Ayrıca mürettebat gidiş-dönüş 13 yıl süren yolculuk sırasında (zamanın
yavaşlaması nedeniyle sadece 8 yıl yaşlansa bile) vardiyalı olarak çalışıyor;
yani yolculuğun yarısında iki kişi uyanıkken diğer iki kişi kendi özel
dondurma kabinlerinde uyuyor (böylece yolun yarısını uykuda geçirerek, 8 yıl
yerine 4 yıl yaşlanıyorlar).

Geminin kıç tarafındaki yaşam modülüne birer pervane kanadıyla bağlı olan
mürettebat kapsülleri “pervanenin iki ucunda” karşı ağırlık oluşturarak yaşam
modülünün çevresinde dönüyor. Ancak bunu hızlanma sırasında yapmak imkansız.
Hızlanma sırasında gemi zaten yerçekiminin 1,5 katı çekim üretiyor ve ileri
hareket mürettebat modüllerinin kanatlarının gemiden iki yana açılıp yaşam
modülünün çevresinde pervane gibi dönmesini önlüyor. Tabii gemi hızlanmayı
kestikten sonra, mürettebat kapsülleri yaşam modülünün iki yanındaki
kızaklardan ayrılarak pervane kanadı gibi açılıyor ve dönmeye başlıyor.
Öte yandan 100’ü aşkın yolcunun dondurulduğu uyutma sistemleri bozulursa
geminin yaşam destek sistemleri ve erzakı herkese yetmeyeceğinden, yolcuların
ötenazi ile öldürülmesi gerekiyor. Bu acımasız yöntem gelecekte yıldızlara
giden bütün astronotların karşılaşacağı bir risk olacak.
Geminin farklı bölümleri
1-Motorlar, yakıt tankları, radyatörler. Yakıt tankları dondurulmuş hidrojen
içeriyor ve yakıtın ısınıp gaz halinde genleşmesini önlemek için tümüyle izole
edilmiş bulunuyor. Radyatörler motorları soğutuyor.
2-Karbon nanotüplerden üretilen kablo geminin kıç ve baş tarafını birbirine
bağlıyor. Hızlanma ve yavaşlama sırasında titremeyecek kadar sert olsa da bu
kablo yeteri kadar esnek ve hafif. Roketlere yakın kısmı yansıtıcı termal
kalkanlarla korunuyor.
3- Kargo bölmesindeki konteynırlar her biri dört modülden oluşan dört sıra
halinde taşınıyor. Konteynırları taşıyan bu 16 modülün her biri altı kargo
kapsülünden oluşuyor. Kargo modülüne bağlı mekiklerin her biri iki kapsül ve
100 kişi veya yolcu olmadan maksimum altı kapsül taşıyabiliyor. Pandora’ya
iniş yapacak mekikler için raylı robot kol yükleme sistemi kullanılıyor.
4-Valkyrie mekikleri yaşam modülüne karbon nanotüp kablonun içindeki bir
tünelle bağlanıyor.
5-Yaşam modülündeki üç büyük bölme yolcuları ve yolcuların kullanacağı
avatarların bulunduğu tankları içeriyor. Avatarlar kalkışta ağırlık yapmasın
diye yolculuk sırasında klonlanıyor ve tanklarda gelişiyor. Bu modülde robot
sondalar ve mürettebat için bakım tünelleri ile uzayda onarım amacıyla
kullanılan hava kilitleri bulunuyor.
6-Modüllerin arkasında ise kıç taraftaki aynadan hemen önce gelen bir halkanın
etrafında pervane gibi dönen iki mürettebat kapsülü bulunuyor. Mürettebat
kapsüllerinden yaşam modülüne geçmek kolay. Kapsülleri modüle bağlayan
kanatların içinde tüneller var. Hızlanma sırasında bu kapsüller kablolarıyla
birlikte katlanıyor ve geminin yanında boylamasına hizalanıyor.
7-Ayna ve Kalkan: Bu ikili sistem hem yaşam ve kargo modülünü güneş
yelkeninden yansıyan ışıktan koruyor hem de yavaşlama esnasında geminin kıç
tarafı öne baktığı için modülleri gemiye çarpan kozmik radyasyondan koruyor.
Uzayda yolunu nasıl buluyor?
Bu noktada üç farklı teknoloji kullanılıyor.
1-Uzak mesafede yıldızların konumunu üçgenleme yöntemiyle saptama (teleskop).
2-Güneş sisteminde gezegenleri bulmak için teleskop ve radarla navigasyon.
3-Pandora’nın yörüngesinde harita çıkarmak ve yer gözlem için hassas kameralar
ile sentetik açıklıklı yan radar sistemi.

İletişim
ISV Venture Star’ın Pandora’dan Dünya ile iletişim kurması çok zor.
Sinyallerin ışık hızında Dünya’ya ulaşması ve geri dönmesi 13 yıl alıyor. Oysa
gemi Pandora’da sadece 1 yıl kalıyor. Bu sebeple Dünya ile kısa mesafelerde
iletişim kuruluyor. Bunun dışında gemi uzayda yalnız kalıyor ve ancak hedefine
vardığı zaman Pandora’daki üsle bağlantı kurabiliyor.
Güneş yelkeni için kullanılan lazer ışınlarının yüzde 0,1’i geniş bant
internet iletişimine ayrılıyor. Gidiş yönünde hızlanma sırasında Dünya ile
böyle iletişim kuruluyor. Bu elbette tek yönlü iletişim. Dünya’nın mesajı
gemiye maksimum beş buçuk ayda ulaşıyor. Pandora’ya doğru yavaşlama aşamasında
bu kez Pandora aynı sürede gemiyle tek yönlü iletişim sağlıyor.
Gemi bir gezegene birkaç yüz bin km uzaklıktayken kendi atımlı lazer ışını
sistemiyle geniş bant internet bağlantısı da kurabiliyor. Elbette mesafe
arttıkça bit hızı düşüyor. Gemi Pandora veya Dünya yörüngesinde radyo
dalgalarıyla telsiz bağlantısı kuruyor. Bu noktada lazer sistemi lazer radarı
olarak (LIDAR) gezegeni taramakta kullanılabiliyor.
Gemi ışık hızının yüzde 70’i ile giderken kuntum dolaşıklığı ile bağlantı
kuruyor (Karşılıklı iletişim hızı yine de ışık hızını aşamaz. Ancak, kuantum
dolaşıklığı ile uzun mesafede neredeyse anlık tek yönlü iletişim kurmak mümkün
olabilir).1
Ne yiyor, ne içiyorlar?
Mürettebat haricinde yolcuların yolculuk sırasında dondurulduğunu biliyoruz.
Ancak Pandora yörüngesinde yolcular uyanıyor. Mürettebatın da yolculuk
sırasında beslenmesi, su içmesi, yıkanması, nefes alması gerekiyor. ISV
Venture Star gibi bir yıldız gemisinde maksimum verimlilik için gelişmiş geri
dönüşüm sistemleri kullanılıyor.
Örneğin, oksijen insanlar nefes aldıkça karbondioksitle kirlenen havadan
filtre ediliyor. Bu süreçte atmosferde biriken zehirli kimyasallar da
temizleniyor. Havadaki su buharı da filtre edilerek arıtılıp içme suyu olarak
kullanılıyor.
Buharlı arıtma sistemi ise idrar ve katı vücut atıklarından içme suyu elde
etmeye yarıyor. Katı atıkların kurutulan ve sterilize edilen, yani
mikroplardan arındırılan artıkları ise hidroponik bahçelerde gübre olarak
kullanılıyor. Bu bahçelerde taze meyve ve sebze yetiştiriliyor. Bu da
mürettebatın dondurularak kurutulan hazır paket yemeklerini besleyici
gıdalarla zenginleştirmesini sağlıyor.
Kargo
1648 metre uzunluğundaki ISV Venture Star, büyük hacimli yakıt tanklarıyla
birlikte yaklaşık 400 metre uzunluğundaki bir Amerikan uçak gemisinden en az
10 kat büyük bir gemi. Ancak sanılandan çok daha hafif olan bu geminin
kapasitesi 350 ton ve yaklaşık 200 yolcu ile sınırlı.

Dolayısıyla, yazının sonundaki videoda anlatılandan oldukça hafif olan geminin
daha küçük ve belki de daha kullanışlı antimadde roketleriyle çalıştığını
hayal edebiliriz. Her durumda başka bir yıldıza 350 ton kargo ve 200 kişi
göndermek büyük bir başarı. Özellikle de her biri 40-50 ton yük taşıyabilen
iki uzay mekiğini, avatarları ve bakım-onarım robotlarını da hesaba katarsak.
Bu başarı aynı zamanda 50 yıl içinde inşa edilecek olan füzyon motorlu yıldız
gemileri için de bir örnek oluşturacak; çünkü ISV Venture Star, Avatar filmi
için havacılık ve uzay mühendisleri tarafından tasarlandı.
Sonuç
Gerçek Atılgan inşa edebilir miyiz ve gerçek bir yıldız gemisi neye benzer
sorularına yanıt aradığımız 4 bölümlük yazı dizimiz burada sona eriyor.
Görüyoruz ki 2100 yılına kadar yapabileceğimiz en iyi şey maksimum 100 kişi
ile 150 ton kargo taşıyan ve füzyon roketleriyle ışık hızının yüzde 5’ine
erişebilen bir gemi inşa etmek. Bu gemiyle komşu yıldızlara insanları
dondurarak 100 yılda ulaşabiliriz.
Ancak füzyon roketleri aynı zamanda güneş sisteminde de kullanılacak. Bu tür
gemilerle Jüpiter’e 9 yıl yerine iki ayda gidebiliriz. Hatta Plüton’a altı
aydan kısa sürede ulaşabiliriz. Elbette kısa sürede yavaşlamak için ışık
hızının yüzde 5’inden daha yavaş gitmek zorundayız, çünkü yavaşlamak için
yakıt taşımak da bir sorun.
Dünya’daki teknolojik gelişmelerin gidişatı dev lazerler inşa edip bunları
Güneş’in çevresine yerleştirmenin pek mümkün olmadığını gösteriyor. Teknoloji
farklı bir yöne gidiyor ve bu bağlamda füzyon roketleri geliştirmek çok daha
ucuz ve hesaplı. Elbette güneş sisteminde astronotları Satürn’e kadar
dondurmaya gerek yok. Standart radyasyon kalkanları birkaç kişilik mürettebatı
kozmik ışınlardan rahatlıkla koruyabilir.
Daha uzaktaki Uranüs ve Neptün’e ise robot sondalar gönderebiliriz. Zaten
Uranüs atmosferinden ikinci kuşak füzyon reaktörleri için Helyum-3 çekmemiz
gerekiyor. Bu da bize nötron radyasyonuna yol açmayan temiz ve güvenli füzyon
enerjisi sağlayacak. İnsanlı yolculuklar ise sadece keşif ve turistik amaçlı
olacak. Bunun dışında güneş sistemini robotlar keşfedecek, robotlar
asteroitlerden maden çıkaracak veya asteroitleri getirip Ay yörüngesine park
edecek.
Işık hızının yüzde 70’i ile giden ISV Venture Star gemisi bir hayal ama bu
gemide kullanılan diğer teknolojiler şimdiden geliştiriliyor. Bu konuyu
antimadde ve füzyon motorlarını anlatan ayrı bir yazı dizisinde ele alacağız.
Geleceğin İtki Sistemleri1: Elektrostatik İyon İticisi.
Geleceğin İtki Sistemleri 2: Plazma İtkili Motorlar
Uzay Yolu teknolojileri ve “nükleer bomba” motorları.